Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Juvenil romatoid artrit hakkında

    JRA çocuklarda en sık görülen romatoid hastalıktır ve seyri çok değişkendir.

    JRA en az 6 hafta boyunca 1 veya daha fazla eklemde kalıcı artrit olarak; hastalığın başlangıç alt grubu ise hastalığın ilk 6 ayındaki klinik semptomlara göre tanımlanır.

    Bir çalışmada hastaların %17’si JRA’ya bağlı kronik üveit geliştirdiği; bu çocukların %20’sinde görme bozukluğu düzelmemiştir.

    Hastalık süresi ortalama 7,1 sene olan hastaların %60’ında günlük aktivitelerde zorluk çektiği ve yaklaşık yarısında da halen tedavi gerektiği rapor edilmiştir.

    Genel olarak 10 yıl boyunca takip edilen hastaların yaklaşık %30’unda ciddi fonksiyonel kısıtlılıklar olduğu görülmüştür.

    Bu bilgiler de JRA’nın sıklıkla ciddi, uzun süren etkileri olduğunu kanıtlamaktadır.

    Hastalığın 7 alt tipi bulunmaktadır.

    Sistemik: Ateş, romatoid döküntü, LAP, organomegali görülür. Erkeklerde sıktır. RF/ANA(-), eklem tutulumu değişkendir.

    Oligoartiküler: 5’ten az eklem tutulumu olur.

    Erken Başlayan: kızlarda sık, kronik üveit riski , ANA(+)

    Geç Başlayan: erkeklerde sık

    Poliartiküler: 5 ya da daha fazla eklem tutulumu olur.

    RF(-): Erken yaşta başlangıç, kızlarda sık

    ANA(+)

    ciddi artrit % 10-25

    RF(+): Sıklıkla 8 yaşından sonra başlangıç, kızlarda sık,erişkin romatoid artrite benzer ANA(+), RF(+)

    ciddi artrit > %50

    Entezit ilişkili artrit : 5 ya da daha fazla eklem tutulumu olur.

    Spondilit, sakroileit, asimetrik periferik artrit ve enteziti içeren erken yaşta başlayabilen bir inflamatuvar hastalıktır.

    Juvenil başlangıçlı seronegatif spondiloartropati,

    à 16 yaşından küçük çocuklarda

    à alt ekstremite (asimetrik oligoartiküler), omurga ve sakroiliak eklemleri etkileyen

    à artrit, entezit (erişkinlere göre çocuklarda daha sık), tenosinovit bulgularını içeren

    à HLA-B27 ile ilişkili sendromlardır.

    Erkeklerde kızlara göre daha yaygındır.

    Klinik belirtilere

    à periferik eklemlerin (genellikle alt ekstremite eklemleri),

    à axial eklemlerin (omurga ve sakroiliak eklemler) ve

    à ekstra-artiküler sistemlerin (örn., Üveit, sedef hastalığı ve enflamatuar barsak hastalığı) inflamasyonu aracılık eder.

    Entezit; hastalığın en belirgin özelliği olup sıklıkla aşil tendonunda görülür ve topuk ağrısı ile kendini gösterir

    Juvenil romatoid artrit alt tiplerinin görülme oranları:

    Sistemik artrit: %4-17

    Poliartrit, RF+: %2-7

    Poliartrit, RF-: %11-30

    Oligoartrit: %27-60

    Entezit ilişkili artrit: %1-11

    Psöriatik artrit: %2-11

    Diğer: %11-21

    JRA Tedavisi

    Bütün hastalar için tedavinin esas amacı kronik eklem ağrısının ve inflamatuar sürecinin azaltılmasıdır.

    Bu amaçları tamamlamak sadece kısa dönem ve uzun dönem fonksiyonları değil aynı zamanda normal büyüme ve gelişmeyi de geliştirmeye öncü olucaktır.

    Birinci basamak tedavi Non-Steroidal AntiInflamatuar ilaçları (NSAID’leri) içerir.

    Ayrıca intra-artiküler kortikosteroid iğneleri akut alevlenmede kullanılabilir.

    Fiziksel tedavi ağrının azaltılması, aynı zamanda eklem ve kas fonksiyonlarının korunmasında da önemlidir.

    JRA’sı olan hastaların kronik üveit olma riskinden dolayı dikkatli oftalmotolojik gözetim gereklidir

  • Juvenil romatoid artrit

    JRA çocuklarda en sık görülen romatoid hastalıktır ve seyri çok değişkendir.

    JRA en az 6 hafta boyunca 1 veya daha fazla eklemde kalıcı artrit olarak; hastalığın başlangıç alt grubu ise hastalığın ilk 6 ayındaki klinik semptomlara göre tanımlanır.

    Bir çalışmada hastaların %17’si JRA’ya bağlı kronik üveit geliştirdiği; bu çocukların %20’sinde görme bozukluğu düzelmemiştir.

    Hastalık süresi ortalama 7,1 sene olan hastaların %60’ında günlük aktivitelerde zorluk çektiği ve yaklaşık yarısında da halen tedavi gerektiği rapor edilmiştir.

    Genel olarak 10 yıl boyunca takip edilen hastaların yaklaşık %30’unda ciddi fonksiyonel kısıtlılıklar olduğu görülmüştür.

    Bu bilgiler de JRA’nın sıklıkla ciddi, uzun süren etkileri olduğunu kanıtlamaktadır.

    Hastalığın 7 alt tipi bulunmaktadır.

    Sistemik: Ateş, romatoid döküntü, LAP, organomegali görülür. Erkeklerde sıktır. RF/ANA(-), eklem tutulumu değişkendir.

    Oligoartiküler: 5’ten az eklem tutulumu olur.

    Erken Başlayan: kızlarda sık, kronik üveit riski , ANA(+)

    Geç Başlayan: erkeklerde sık

    Poliartiküler: 5 ya da daha fazla eklem tutulumu olur.

    RF(-): Erken yaşta başlangıç, kızlarda sık

    ANA(+)

    ciddi artrit % 10-25

    RF(+): Sıklıkla 8 yaşından sonra başlangıç, kızlarda sık,erişkin romatoid artrite benzer ANA(+), RF(+)

    ciddi artrit > %50

    Entezit ilişkili artrit : 5 ya da daha fazla eklem tutulumu olur.

    Spondilit, sakroileit, asimetrik periferik artrit ve enteziti içeren erken yaşta başlayabilen bir inflamatuvar hastalıktır.

    Juvenil başlangıçlı seronegatif spondiloartropati,

    à 16 yaşından küçük çocuklarda

    à alt ekstremite (asimetrik oligoartiküler), omurga ve sakroiliak eklemleri etkileyen

    à artrit, entezit (erişkinlere göre çocuklarda daha sık), tenosinovit bulgularını içeren

    à HLA-B27 ile ilişkili sendromlardır.

    Erkeklerde kızlara göre daha yaygındır.

    Klinik belirtilere

    à periferik eklemlerin (genellikle alt ekstremite eklemleri),

    à axial eklemlerin (omurga ve sakroiliak eklemler) ve

    à ekstra-artiküler sistemlerin (örn., Üveit, sedef hastalığı ve enflamatuar barsak hastalığı) inflamasyonu aracılık eder.

    Entezit; hastalığın en belirgin özelliği olup sıklıkla aşil tendonunda görülür ve topuk ağrısı ile kendini gösterir

    Juvenil romatoid artrit alt tiplerinin görülme oranları:

    Sistemik artrit: %4-17

    Poliartrit, RF+: %2-7

    Poliartrit, RF-: %11-30

    Oligoartrit: %27-60

    Entezit ilişkili artrit: %1-11

    Psöriatik artrit: %2-11

    Diğer: %11-21

    JRA Tedavisi

    Bütün hastalar için tedavinin esas amacı kronik eklem ağrısının ve inflamatuar sürecinin azaltılmasıdır.

    Bu amaçları tamamlamak sadece kısa dönem ve uzun dönem fonksiyonları değil aynı zamanda normal büyüme ve gelişmeyi de geliştirmeye öncü olucaktır.

    Birinci basamak tedavi Non-Steroidal AntiInflamatuar ilaçları (NSAID’leri) içerir.

    Ayrıca intra-artiküler kortikosteroid iğneleri akut alevlenmede kullanılabilir.

    Fiziksel tedavi ağrının azaltılması, aynı zamanda eklem ve kas fonksiyonlarının korunmasında da önemlidir.

    JRA’sı olan hastaların kronik üveit olma riskinden dolayı dikkatli oftalmotolojik gözetim gereklidir

  • Çocuğunuz seslendiğinizde birkaç defa tekrarlatıyor mu! Çocuklarda işitme azlığına dikkat!

    Çocuğunuz seslendiğinizde birkaç defa tekrarlatıyor mu, konuşmayı zor mu öğreniyor, Televizyonu yakından mı izliyor? Bu sorulara yanıtınız evet ise, çocuğunuzda muhtemelen işitme sorunu olabilir.

    Çocuklarda işitme azalmasının en sık rastlanan nedeni orta kulak iltihaplarıdır. Çocukların yarısından fazlası bir yaşına gelinceye kadar en az bir kere orta kulak iltihabına yakalanır, altı yaşına gelinceye kadar da bu iltihap bir kaç kez tekrarlar. Çocukların büyüklere oranla orta kulak iltihabına çok daha kolay yakalanmalarının nedeni kulaklarının anatomik yapısına bağlıdır. Orta kulak boşluğu ile burun arkası boşluğunu birbirine bağlayan Östaki borusu adı verilen kanal, küçük çocuklarda çok kısa ve yatık durumdadır. Erişkinlerde dik ve uzun olan bu kanalın çocuklardaki bu yapısı, nezle ve soğuk algınlığı sonrasında orta kulağa mikropların çok kolay ulaşmasına neden olur. Ayrıca kanal yatık durumda olduğu için salgıların boşalması da güçleşir. Orta kulakta biriken salgılar mikropların üremesi için çok uygun bir ortam oluşturur. Ayrıca kulak sıvı ile dolu olduğu için de işitme azalacaktır, çünkü orta kulakta bulunan çekiç, örs, özengi gibi kemikçiklerin titreşmesi zorlaşacaktır. Sıvı birikmesi zamanında tedavi edilmediği takdirde, kulak zarını da iltihaplandıracak ve bir süre sonra da zar delinecektir. Zar delinmesi ile kulak ağrısı hafifler ancak zar tahrip olduğu için, hastalık iyileşse bile zardaki delik nedeniyle işitme tam olarak düzelemez ve sık sık yeni iltihaplanmalara yol açar.

    Hastalık tedavi edilmezse sonuçları nelerdir?

    Hastalığın sık görüldüğü süt çocukluğu ve oyun çocukluğu dönemi, çocukların aynı zamanda konuşmayı öğrendikleri ve çevrelerini tanıdığı dönemdir. Araştırmacılar bu tür çocukların dili öğrenme ve kullanma yetenekleri ile sosyal uyumlarının normal çocuklara daha kötü olduğunu bildirmektedirler. Hastaların çocukluk çağı hastalığı olarak bilinen bu hastalıktan kurtulabilmeleri için ancak yaşın ilerlemesi ve etkin tedavi yöntemlerinin (ilaç, tüp takılması, geniz eti alınması gibi) uygulanması ile olmaktadır. Sık olarak tekrarlar ve ilerler ise kulakta kireçlenme, iç kulak tipi işitme kaybı, kolesteatom denilen ve ileride büyük sıkıntılar veren ve mutlaka işitmeyi bozan ameliyatlar gerektiren tablolara yol açabilir. Enfeksiyon beyne doğru ilerler ise menenjit ve hatta ölüm bile olabilir.

    Çocuğunuzda işitme kaybı olduğunu nasıl anlarsınız?Çocuğunuz derslerinde başarısız, etrafına ilgisiz mi? Ya da televizyonu çok yüksek sesle dinliyor, onu çağırdığınızda size cevap vermiyor mu? Çocuğunuzda işitme kaybı olabilir.
    İşitme ve anlama diğer insanlarla ilişki kurma yoludur. İletişim kurma da dil aracılığı ile gerçekleşmektedir. Dilin gelişmesinde işitme önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. İşitmenin gerçekleşebilmesi için sesin kulağa ulaşması, dış, orta ve iç kulak bölümlerini aşması ve beyindeki ilgili merkez tarafından algılanıp yorumlanması gereklidir. Bu işlevlerin herhangi birisindeki aksaklık işitme engelini ortaya çıkarmaktadır.

    1. Çocuklarda işitme kaybının nedenleri nelerdir?

    Çocuklarda iletişimlerini bozacak 20 desibelden daha fazla olan işitme kayıpları bir işitme hastalığı olarak değerlendirilmelidir. İşitme kaybına sebep olacak bir çok rahatsızlık olmasına karşın, iki önemli hastalık grubuna çocukluk çağında sıklıkla rastlanılmaktadır. Bunlardan ilki seröz otitis media olarak adlandırılan orta kulakta sıvı toplanması diğeri de işitme sinirinin fonksiyon kaybıyla giden rahatsızlıklardır.

    2. Çocuğumuzda işitme kaybı olduğunu nasıl anlarız?

    Bu konuda çocuğun aile ve öğretmenlerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Çocuğun etrafa olan ilgisinin azalması, seslenildiğinde cevap vermemesi veya yanlış cevap vermesi ya da televizyonu yüksek sesle dinlemesi gibi kimi zaman çok da dikkati çekmeyen belirtiler çocukda var olan bir işitme kaybına işaret edebilmektedir.

    3. İşitme kaybının çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir?

    Çocuklar gelişimleri boyunca taklit ederek öğrenmektedirler, bunu gerçekleştirmede görme ve işitme duyuları oldukça ön plandadır. İşitme güçlüğü yaşayan çocuklarda başta konuşmayı öğrenmede gecikme olmak üzere bir çok konuda gelişme geriliği ortaya çıkacaktır. En önemli noktalardan bir tanesi de sınıf başarısının giderek kötüleşmesidir.

    4. Çocuklarda işitme kaybı nasıl derecelendirilir?

    Çocuklarda ve erişkinlerde 20 desibelden daha fazla işitme kaybının olması işitme problemi olarak değerlendirilir. Çok hafif işitme kayıplarından tamamen işitme özürlü olmaya kadar giderek ağırlaşan derecelendirilmesi söz konusudur.

    5. Çocuklarda işitme kaybının doktora danışılmadan anlaşılması mümkün müdür?

    Bebek ve çocuklarda işitme problemi olduğunu farkedenler çoğunlukla anneler olmakta ve şüphelerinin doğrulanması amacıyla doktora başvurmaktadırlar. Günlük hayatta tereddüte düşüldüğünde çocuk veya bebeğin arkasından seslenerek cevap verip vermediği veya beklenilenden daha yüksek sese reaksiyon gösterip göstermediği test edilebilir.

    6. İşitme kaybı olan bir çocuğa uygulanacak tedavi yöntemleri nelerdir?

    İşitme kaybına sebep olan hastalıklara bağlı olarak tedavide farklılıklar arz etmektedir. En sık görülen hastalıklardan biri olan seröz otitis media hastalığında ilk tedavi seçeneği antibiyotik ve dekonjestanlar olmakta, ilaçlarla kontrol altına alınmayan hastalarda tüp takmak gibi cerrahi metodlar gündeme gelmektedir. İşitme sinirinde olan sorunlara bağlı işitme kayıplarında ise hastanın işitme cihazı kullanması ya da biyonik kulak(koklear implant) takılması düşünülmelidir.

    7. Koklear implant ameliyatı kimlere ve hangi yaş grubundaki hastalara uygulanır?

    Koklear implantlar işitme sinirindeki bir sorundan dolayı gelişen ve işitme cihazlarından yeterli oranda fayda görmeyen hastalara uygulanmaktadır. Doğuştan işitme azlığı olan çocuklarda 5 yaşından önce hatta mümkünse 3 yaşından önce koklear implantların uygulanması başarı şansını artıran bir faktördür.

    8. İşitme kaybı olan çocuklar zamanında fark edilip gerekli önlemler alınmazsa ne olur?

    İşitme kaybının derecesine bağlı olarak bu değişmektedir. En önemli nokta çocukların öğrenmesinde olan gecikmedir ve ileri yaşlarda yaşıtlarıyla olan fark kapatılamaz hale gelebilir.

    9. Çocuklarda işitme kaybının önlenmesi kolay olmuyorsa, işitme kaybına erken tanı konmasının ne gibi avantajları olabilir?

    İşitme kaybına yol açan hastalığın engellenmesi halinde bile işitmenin cihazlarla rehabilite edilmesi mümkündür ve çocuğun öğrenmesine, gelişimine ve sosyal uyumuna ciddi katkılarda bulunacaktır.

    10. Türkiye’de işitme kaybı, diğer ülkelere kıyasla daha farklı bir sıklıkta mıdır?

    Bir çok hastalık hakkında Türkiye’de sağlıklı ve geniş istatistiki bilgilere ulaşmak mümkün değildir. Ancak akraba evliliğinden doğan çocuklarda görülen işitme kayıplarının ülkemizde daha sık rastlandığıda bilinen bir gerçektir.

    Çocuğunuzda son dönemde gözlemlediğiniz bazı değişiklikler işitme kaybından kaynaklanıyor olabilir

    Geleceğimiz olan çocuklarımızın 0-10 yaş döneminde yaşadıkları üst solunum yolu enfeksiyonları onların geleceğini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Bu nedenle, özellikle çocuğunuz çok sık hastalanıyorsa, alerjik rahatsızlıkları giderek artmışsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmanız çok önemli.

    Anaokulu ve ilköğretim dönemindeki çocuklarda bağışıklık sisteminin değişimi ve gelişimi nedeniyle en sık üst solunum yolları enfeksiyonları ve alerjiler görülür. Bu dönemde tekrarlayan hastalıkları çok iyi takip etmek gerekir. Çünkü bu tür hastalıklar geniz eti büyümelerine ve bunun sonucunda orta kulak boşluğunda sıvı birikimine bağlı işitme kayıplarına neden olabilir.

    İşitme kaybına yol açan sıvı birikimi olan çocukların; hemen hemen hepsinde geceleri ağzı açık uyuma ve horlama şikayeti vardır. Çocukta işitme kaybı olup olmadığını normal konuşma seslerini duyamaması, konuşmaları tekrarlatması, sesli cihazların yanına yaklaşmasıyla anlayabiliriz. Özellikle işitme sorunu yaşamaya başladıkça içlerine kapanır, iletişimleri azalır, sinirli ve gergin olurlar. Okul başarılarında da ciddi bir azalma gözlemlenebilir. Erken tedbir alınmadığında ömür boyu sürebilecek kalıcı işitme kayıpları, riskli kulak operasyonları, zeka, davranış ve kariyer sorunları yaşayabilirler.

    İşitme kaybının belirtileri

    – Çocuğunuz son dönemde çok fazla üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorsa,

    – Daha sık alerji oluyorsa,

    – Derslerinde eskisi kadar başarılı değilse ve ilgisizse,

    – Daha sinirli ve gerginse,

    – Televizyonun sesini duymak için ona daha çok yaklaşıyorsa,

    – Ağzı açık uyuyor ve horluyorsa,

    – Tepkileri daha yavaş ve yaşıtlarına göre algılaması daha düşükse çocuğunuz sık geçirdiği enfeksiyonlara bağlı olarak işitme kaybı yaşıyor olabilir.

    İşitme Kaybında Erken Tanı Önemli

    Yenidoğan bebeğinizin ilk kontrolleri hayati önem taşır. Özellikle de kalça ve işitme problemleri zamanında fark edilip, tedavi edildiğinde büyük oranda sorunlar önlenir. Bu yüzden bebeğiniz doğar doğmaz bilinçli davranıp, gerekli önlemleri almalısınız. Nasıl mı?

    Doğumsal olan işitme kayıplarının büyük bir bölümü iç kulak tipi (duyusal ve sinirsel tip) işitme kaybı olduğundan ameliyatla (Koklear implant ameliyatı hariç) veya ilaçla tedavileri mümkün değildir.

    Nasıl Saptayacaksınız?

    Bebeğinizin işitme probleminin tespiti için en uygun zaman, doğduktan sonraki ilk 3 aydır. Bebeğiniz 6 aylıkken, işitme tedavisine mutlaka başlamalısınız. İşitme kayıplarında tedavi olarak, işitme cihazı uygulamasının dışında, özel eğitim ve rehabilitasyon ile destek sağlayabilirsiniz.

    Bebeğinizin işitme derecesine göre, işitme cihazlarının fayda oranı değişir. İşitme cihazı veya koklear implant uygulamasındaki amaç, bebeğinizin %100 duymasından çok, konuşma ve mental gelişimini sağlayacak kadar sesleri duyabilmesidir. Çünkü işitmeyen, sesleri tanıyamayan bebeğiniz sonraki dönemlerde konuşamaz.

    Bu cihazlar sayesinde, dış ortamdan gelen sesler kulağına yükseltilerek yönlendirilir ve işitme sorunu engellenir. Böylece işitme kaybından dolayı bebeğinizin duyamayacağı şiddetteki sesler, duyabileceği seviyeye yükseltilmiş olur.

    Cihazın Kontrolü

    Bebeğiniz büyüdükçe işitme cihazını da kontrol ettirmeniz gerekir. Aslında bu sık sık gereksinim duyulan bir durum değildir, ancak bilmelisiniz ki o büyüdükçe kulak kalıbı da büyüyecektir.

    Bebeğinizin cihazla sesleri duyması da yeterli değildir. Mutlaka özel eğitim programlarına katılması gerekir. Bu programlar ile konuşma ve dil gelişimini sağlayacak rehabilitasyonun yapılması lazım.

    İşitme kaybı olan çocuklarda amaç, konuşma gelişiminden önce işitmeyi sağlayarak, çocuğun işitme ve konuşma engelli olmamasını önlemektir. Bunun için de cihaz takıldıktan sonra tedavinin bittiği sanılmamalı, sonrasında eğitim ve rehabilitasyon mutlaka uygulanmalıdır.

  • Çocuklarda el ayak ağız hastalığı

    El, ayak ve ağız hastalığı (EAAH) virüslerin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Coxsackie virüs A10, Coxsackie virüs A16 ve Enterovirüs 71, bu tabloya yol açmaktadır.Özellikle 5 yaştan küçük çocuklarda görülmektedir. Son yıllarda büyük çocuk ve erişkinlerin hastalığı olarak da tanımlanmaktadır.

    Hastalık uzak doğu ülkelerinde ciddi boyutlarda salgınlar yapar.2015 yılında Singapore da 18000 vaka bildirilmiştir. Ülkemizde son yıllarda artış olduğu gözlenmektedir. El, ayak ve ağız hastalığı bölgelere göre mevsimsel farklılık gösterir.

    Bulaşma ne şekilde olur?

    Enfekte şahısların burun boğaz salgıları (Tükürük,Balgam gibi)

    Döküntüleri

    Dışkıları ile bulaşım olmaktadır. Esas bulaşım kaynağı hastaların dışkılardır.

    Bu virüsler; öksürme, hapşırma, öpme, yakın temas, dışkı ile temas sonrası bulaşmaktadır.

    Örneğin hasta çocukların bez değişimi sonrası ellerin yıkanmaması bulaşımda önemlidir.

    Bulaşıcılık süresi ne kadardır?

    Hastalığın ilk haftasında bulaşıcılık yüksektir. Bulaştırıcılık süresi haftalarca sürebilir. Özellikle erişkin hastalarda hastalık belirtileri gelişmez, buna karşın bulaştırıcılık uzun süre devam eder.

    Klinik belirtiler;

    Ateş

    İştah kaybı

    Boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu

    Hastanın kendisini iyi hissetmemesidir.

    Bu belirtilerden bir veya iki gün sonra ağızda yaralar, el ayası ve ayak tabanında döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler diz, dirsek ve kalçalarda da görülebilir. Döküntüler su toplayabilir ve kaşıntılı değildir.

    Tanı;

    Viral kültür, Seroloji, Nükleik asit amplifikasyon yöntemi uygulanır. Kuluçka süresi 3-7 gündür.

    Hastalığa özgü tedavi yöntemi yoktur. Ateş ve ağrı için ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılır. Ağız bakımı önemlidir. Sıvı tedavisi gerekebilir.

    Ciddi vakalarda hastaneye yatış, antiviral tedavi ve destekleyici tedavi yapılabilir. Bulgular 7-10 gün içinde geriler. Ciddi seyreden vakalarda kardiyak ve nörolojik komplikasyonlar gelişebilir.El, ayak ve ağız hastalığından korunmada aşı mevcut değildir. Bu hastalıktan korunmada hijyen şartlarına uymak önemlidir.Temas edilen vakalarda 20 saniyelik el yıkamanın önemi hatırlanmalıdır.Tuvalet kullanımı sonrası veya bez değiştirdikten sonra eller yıkanmalıdır.

    Nadiren el, ayak ve ağız hastalığını geçiren bir birey tekrar farklı bir virüs nedeniyle aynı hastalığı geçirebilir.Hayvanlardan geçiş olmaz, ev hayvanları enfeksiyon açısından risk faktörü oluşturmaz.

    Gebelikte bu enfeksiyon geçirildiğinde ciddi bir tablo gelişmez. Doğumdan hemen önce annenin enfeksiyonu geçirdiği durumda ise virüs bebeğe geçebilir ve yenidoğan bebekte hastalık tablosu hafif seyreder.

  • Bebeklerde ve çocuklarda ishal nedir, tedavisi nasıldır ?

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal dışkılama sayısının günde üçten fazla,miktarın fazla,kıvamının sulu olması demektir.Ancak sağlıklı ve sadece anne sütü alan bebeklerde dışkı sayısının günde 5-6 kere olabileceği unutulmamalıdır.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal neden kaynaklanır ?

    İshal, genellikle mide barsak sisteminin virus ,bakteri ve parazitlerle oluşan enfeksiyonlarından oluşur.Bunların çoğu çocukların yedikleri enfekte yiyecek ve içecekler yoluyla bulaşır. Çocuklarda ishal ile birlikte çoğunlukla ve kusma da görülur, bazen ateş ve karın ağrısıda eşlik eder. İshalin nadirde olsa enfeksiyona bağlı olmayan nedenleride vardır.

    Bebeklerde ishal tedavisi önemi?

    Dünya da her yıl 1.34 milyon dan fazla çocuk ishal den ölmektedir. Ölümlerin çoğu vücudun susuz kalmasından olmakta ve en çok bir yaş altı bebeği etkilemektedir. Ancak susuzluğun farkına erken varılması ile kolay ve ucuz olarak tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal nasıl önlenir?

    Bebeklere verebildiğiniz kadar anne sütü veriniz

    Çocuğunuza tuvaletten sonra ve yemekten önce ellerini sabunla yıkamasını öğretiniz.Tabiki kendinizde.

    Sebze ve meyveleri yemeden önce iyice yıkayınız

    Satın aldığınız etleri eve gelir gelmez buzdolabına koyunuz

    Artan yemekleri vakit geçirmeden buzdolabına koyunuz.

    Rota virus aşısını yaptırmayı unutmayınız.

    Bebek ve çocuklarda ishal tedavisinin en önemli kısmı susuzluk bulgularının bilinmesi ve buna göre önlem alınmasıdır;

    ÇOCUK VE BEBEKLERDE SUSUZ KALMANIN ERKEN BULGULARI

    Kalp atışının normalden hızlı olması

    Dudak,ağız ve dilde kuruluk

    Ağlayınca göz yaşı gelmemesi

    Üç saatten daha fazla bezinin kuru kalması

    Bebek ve çocuklarda susuzluk arttıkça;

    Gözlerin,yanağın ve bıngıldağın çökmesi,

    Uyku hali ve huzursuzluk,

    Susuzluk daha da artarsa

    Havale,koma,hayati organlarda yetmezlik ve bazen de ölüm olabilir.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal tedavisi:

    Hafif ishalde çocuğun genel durumu iyi, yemesi ve içmesi normal ise,kusması ve bahsedilen susuzluk bulguları yoksa endişelenmeye gerek yoktur.Her zamanki gibi yeme-içmesine devam etmelidir.

    Anne sütü,formula veya 1 yaşın üstünde inek sütüne devam edebilir,Normal beslenme hem ishalin daha çabuk iyileşmesini, hemde düzgün beslenmeyi sağlayacaktır. Ancak ishal iyileşene kadar miktarları az ve sık vermek uygun olur. Normalden fazla sıvı verilmesi ve dinlenme ile bir kaç günde iyileşecektir. Kullanılacak sıvıların en az biri tuz içermelidir. Ayran, pirinç suyu ve tavuk çorbaları bu amaçla kullanılabilir. İshalde sıvı kaybı yanında tuz kaybıda olacağı için sıvı olarak sadece su verilmesi uygun değildir.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal tedavisi için ne zaman doktora gidilmeli?

    Yukarda bahsedilen susuzluk bulguları varsa

    39 C üzerinde ateşi varsa

    Dışkı kanlı veya siyah renkli ise

    Beslenmesi bozulmuş ve tekrarlayan kusmaları varsa

    İshal 24 saatten daha uzun sürerse

    İshal tedavisinde dikkat edilmesi gerekenler:

    Çocuk aç ise ve yemek istiyorsa engellemeyin ama az ve sık verin,

    Doktorunuza danışmadan antibiyotik veya ishal ilaçları kullanmayınız.

  • Çocuklarda kalp kateterizasyonu

    Kalp kateterizasyonu, genellikle kasık bölgesindeki bir atardamar veya toplardamarın delinerek ince, uzun, esnek bir borunun (kateter) kalbe ve kalp etrafındaki büyük damarlara gönderildiği bir işlemdir.

    Kateter floroskopi (röntgen cihazı) yardımı ile kalbe gönderilir. Genellikle kalp problemlerinin teşhisi için kullanılır.

    Girişimsel kalp kateterizasyonu, özel kateterler kullanılarak asıl tedavilerin yapıldığı bir kalp kateterizasyonu şeklidir.

    Bu özel kateterler arasında, daralmış kapak veya damarları açabilen balon kateterleri ve kalpte belirli delikleri ve fazla damarları kapatmak için kullanılan kateterler yer alır.

    Kalp Kateterizasyonunun Faydaları

    Kalp kateterizasyonu ile kalp fonksiyonları hakkında detaylı bilgi imkanı sağlayan çeşitli kalp boşlukları ve kalp çevresindeki kan damarlarından basınç ölçümleri ve kan örnekleri alınabilir.

    Kalp içi ve etrafındaki yapıların görüntülenmesi amacı ile kateterden kontrast madde de verilebilir.

    Girişimsel kateterizasyon çeşitli kalp problemleri için birçok farklı tedavi seçeneği içerir. Çocuklarda bazı kalp problemlerinin ameliyata gerek kalmaksızın giderilmesinde faydalıdır.

    Bazı girişimler tedavide ilk seçenek olarak uygulanır ve cerrahiye tercih edilir. Bazı girişimler palyatiftir, yani daha kesin tedavi olan cerrahi onarım daha güvenli bir şekilde yapılana kadar kısa süreli çözüm sağlar.

    Uygulanan çeşitli tedavi yöntemleri vardır ve her bir hasta için en uygun yöntem seçilir. Girişimler en yaygın kan akımına engel teşkil eden kapak veya damar daralmaları vakalarında kullanılır.

    Fazladan damar olduğu durumlar veya atrial septal defekti (üst iki kalp boşluğu arasında delik olması) bulunan hastalar gibi belirli kalp defektlerinde de girişimsel kateterizasyon kullanılır.

    İşlem günü

    Çocuğunuz işlemi gerçekleştirecek doktorların bulunduğu çocuk kardiyolojisi bölümüne kabul edilir. İşlemin riskleri ve faydalarını size açıklanacaktır, sizin de işlem için onay vermeniz gerekecektir.

    İşlemden önce akciğer grafisi, EKG ve bazı kan testlerinin yapılması gerekir. Bazı vakalarda, çocuğunuzun muayene edileceği günden önce vital bulgular alınabilir ve bazı testler yapılabilir.

    Kateterizasyon odası kapısına kadar çocuğunuza eşlik edebilirsiniz, buradan sonra da işlem süresince beklemek üzere bekleme alanına yönlendirilirsiniz.

    Kateterizasyondan sonra çocuğunuz birkaç saat gözlem altında tutulmak üzere uyanma odasına alınır.

    Yapılan işlemin türüne ve çocuğunuzun ne kadar iyileştiğine bağlı olarak, daha uzun bir gözlem süresi gerekebilir.

    Soru ve Cevaplar

    İşlemi Kimler Yapabilir?

    Girişimsel kateterizasyon yalnızca çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından dikkatli bir kalp değerlendirmesi sonrası yapılır.

    Daha sonra işlemin uygunluğu değerlendirilir. Ancak o zaman çocuğunuz girişimsel kateterizasyon programında yer alır.

    İşlem anjiyo hemşiresi ve radyoloji teknisyenlerinin yardımı ile çocuk kardiyolojisi uzamnı tarafından gerçekleştirilir.

    Ne Zaman ve Ne Sıklıkla Yapılır?

    İşlemin zamanlaması çocuğunuzda bulunan kalp probleminin türüne bağlıdır. Çoğu kez işlemin bir kez yapılması yeterli olmakla birlikte, bazen çocuğun ileriki yaşamında ikinci bir işlem daha gerekebilir.

    Kalp Kateterizasyonu Ağrılı mıdır?

    Çocuğunuz işlemden önce ilaçlarla uyutulur (sedasyon) ve ağrı kesiciler verilir (sedoanaljezi). Bazı işlemler için genel anestezi önerilebilir.

    Çoğunlukla çocuğun hissettiği tek ağrı, kateterin sokulacağı kasık bölgesinin uyuşturulması için yapılan lokal anestezi (diş hekimlerinin kullandığı novocaine gibi) enjeksiyonu sırasında çok hafif ağrı hissedebilir.

    Çocuğu rahatlatmak için kateterizasyon sırasında ihtiyaç duyulması haline aralıklı olarak sedasyon verilebilir.

    Kasıkta, kateterin giriş bölgesinde morarma ve birkaç gün ağrı olabilir. Genellikle parasetamol ile tedavi edilebilir.

    Kalp Kateterizasyonu Riskli midir?

    Genellikle risk düşüktür. Minör komplikasyon insidansı %5’in altındadır. Girişimsel kateterizasyon işleminin her çeşidinin kendine özgü riskleri ve komplikasyonları vardır, kateterizasyonu gerçekleştiren doktor ile görüşülmelidir.

    Başarı Olasılığı Nedir ?

    İşlemin başarı olasılığı kalp probleminin tipi ve şiddetine bağlıdır.

    Her işlem hastaya göre farklılık gösterir ve işlemin etkinliğini çocuk kardiyoloğunuzla görüşmelisiniz.

  • Sportif aktivitelerde ani ölüm riski varmı?

    Fruktozlu diyet, işlenmiş gıda, sedentar aktivite (tv, dijital oyunlar vb) oranlarındaki artışlar günümüzde obezite artışına neden olmuştur. Yaşam biçimindeki değişim daha önce erişkin hastalıkları olarak bilinen görülen hipertansiyon, tip II diyabet ve koroner hastalıklar çocuk ve genç erişkinde de görülmeye başlamıştır. Bu hastalıkların önlenmesinde karbonhidrattan fakir beslenmenin yanı sıra günlük aktivitenin artırılması ve özellikle sportif aktivitelere katılımın sağlanması kabul edilen yaklaşımdır.

    Bununla birlikte gerek medyaya yansıyan örneklerde de görüldüğü üzere daha önce sağlıklı olduğu düşünülen bireylerde-bunlara çocuk ve genç erişkinlerde dahil- sportif faaliyet sırasında ani ölüm gerçekleşmekte, bu durum toplumda önemli bir endişe kaynağı olmaktadır. Sporcularda ani ölümün tamamına yakını kardiyak orijinlidir. Spor yapan gençlerde sedanter yaşayanlara kıyasla ani kardiyak ölüm riskinin daha yüksek olmasının nedeni, aslında zeminde var olan kalp hastalığının spor faliyeti sırasında açığa çıkması şeklinde açıklanmaktadır.

    Tanım olarak ani kardiyak ölüm; kardiyak nedenlerden kaynaklanan ve belirtilerin başlangıcından sonraki bir saat içinde gerçekleşen ölüme denir. Adölesans öncesi yarışmalı spor eğitimi temel beceri ve koordinasyon üzerinedir. Dayanıklılık ve kuvvet geri plandadır, 7 yaşında ki futbol ile 17 yaşındaki futbol aktivitesi aynı değildir.

    Dolayısıyla çocuğun yaşı ilerledikçe sportif aktiviteye katılımın yoğunluğu dolayısıyla kardiyovasküler etkilenimde artmaktadır. Otuz beş yaşının altında egzersiz sırasında ve hemen sonra ölümlerin hemen tamamı yapısal ve işlevsel kalp hastalığından kaynaklanır.

    Toplumda sıklık çalışmalarda çok farklı sonuçlar rapor edilmektedir. Ani kardiyak ölüm için birbirinden çok farklı insidans bildirilmektedir. Zorunlu bildirimi olmadığı için ABD’de 12 ile 35 yaş arasındaki yarışmalı sporcularda yıllık insidans 160 000 ile 300 000’de 1 olarak tahmin edilmektedir.

    Buna karşın zorunlu bildirimin olduğu İtalya’da aynı yaş aralığındaki yarışmalı sporcularda 28 000’de 1 olarak bildirilmiştir. Ülkemizde ani kardiyak ölüm sıklığı için kesin bir veri bulunmamaktdır.

    ÇOCUK VE GENÇLERDE SPORCU MUAYENESİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ? NASIL BİR ANAMNEZ (ÖYKÜ) ALINMALI, HANGİ TETKİKLER İSTENİLMELİ?

    Son yıllarda gittikçe artan sportif aktiviteler nedeniyle çocuk hekimlerine artan sayıda spor öncesi bu aktiviteye uygunluk için değerlendirme yapılması istenilmektedir.

    Bu değerlendieme öncelikle uygulanabilir olmalı ama aynı zamanda velilerin, sporcunun ve kulüplerin beklentilerinide karşılayabilmelidir. Ebeveynler çocuklarının sağlıklı ve güvende olmasını beklerken, hekimlerinde koruyucu ve öngörülü kılavuzları uygulaması gereklidir. Kulüpler ise çoğu zaman sportif faliyetten kaynaklanacak yaralanma ve hastalıklara bağlı sorumlulukları üstünden atma beklentisinde olmaktadır.

    Sporcu çocuklar ise arkadaşlarıyla oynayabilmek için bir an önce evraklarının onaylanması beklentisindedir. Amatör kulüplerde spor yapanlar için standart bir form bulunmamakla birlikte, spor federasyonlarının sporcularına yönelik çeşitli sorular içeren hazır anamnez formları bulunmaktadır.

    Sadece kardiyak sorunlara yönelmeyen detaylı genel sağlık sorunlarını da içeren detaylı anamnez alınması ve tam fizik muayene sporcu taramalarında en temel ve en önemli iki unsurdur. Anamnez ve muayene sonuçları başka bir tetkikin gereksinimi hakkında yol göstericidir.

    Örneğin fizik muayenesi tamamen normal olan sporcunun anamnezinde; akrabalarından birinde bile erken yaşta bilinmeyen nedenle ya da spor yaparken ani ölüm hikayesinin olması genetik geçişli ritim bozukluğunun, ya da sporcunun egzersiz yaptığı sırada başında dönme, bayılma, göğüs ağrısı gibi yakınmalardan birinin bile olması sporcularda en sık kardiyak ölüm nedeni olan hipertrofik kardiyomiyopati hastalığının tek ipucu olabilir. Sporcu taramasında ABD ve Avrupa uygulamalarında elektrokardiyografinin (EKG)’de dahil edilmesi hususu dışında görüş birliği ve ortak öneriler oluşturulmuştur.

    Yanlış pozitif EKG sonuç oranının yüksek olması ve bundan kaynaklanan gereksiz ileri tetkik uygulamalarının yarattığı hasta yükü ve maliyet artışı, bu sürecin ebeveyn ve sporcu da yarattığı stress ve zaman kaybı, en önemlisi taramaya EKG dahil edilmesinin ani kardiyak ölüm oranına etkisiz olduğunu gösteren çalışmaların etkisiyle, ABD’de tıp otoriteleri çocuk ve adölesan sporcu taramalarında EKG kullanımını rutin olarak önermemektedir. Buna karşın özellikle uzun İtalya’da yapılan uzun yıllardır yapılan tarama sonuçlarına göre EKG’nin dahil edilmesiyle ani kardiyak ölümün anlamlı düzeyde azaldığı rapor edilmiştir.

    Ülkemizde gerek mevzuata gerekse uygulamada EKG zorunluluğu bulunmamaktadır. Sporcu kalbindeki hemodinamik değişiklikler ve bunun EKG’ye yansımalarını ayırt etmeyi sağlayacak bir ön eğitim süreci sağlanmadan rutin uygulamaya konulması, ülkemizdeki çocuk ve çocuk kardiyolojisi polikliniklerini çalışamaz hale getirecek aşırı yığılmalara neden olması kaçınılmaz olacağı kanısındayım.
    Hangi durumlarda bir kardiyoloğa sevk yapılmalı? Sevk konusunda bir aşırılık yaşanıyor mu?

    Ayrıntılı bir anemnez alındığında; özellikle egzersiz sırasında göğüs ağrısı, bayılma ve aşırı düzeyde yorgunluk gelişenler, aile öyküsünde erken yaşta özellikle 50 yaşının altında kalp hastalığı ya da açıklanamayan nedenle ani ölüm gelişenler, akrabalarında genetik geçişli kalp hastalığı ya da ritim bozukluğu saptanan sporcu çocuklar tetekik edilene kadar risk grubunu oluşturur.

    Fizik muayenede ise; hipertansiyon veya üfürüm saptananlar, Marfan sendromu gibi aort kökünde ilerleyici genişleme sonucu yırtılma riski taşıyanlar çocuk kardiyoloğunca değerlendirilmelidir.

    Spor öncesi lisans uygulamasında en yaygın rutin uygulama hekim onayıda içeren bir formun doldurulmasıdır. Bu form çoğunlukla aile hekimleri ya da çocuk hekimleri tarafından onaylanmaktdır.

    Hekimlerin önünde belli bir kılavuz ve hizmet için eğitimleri eksik olmasının yanı sıra ailelerin telkinleri, yoğun poliklinik hizmetinin etkisi gibi bir çok bileşnin etkisiyle zaman zaman gereğinden çok fazla çocuk kardiyolojisine sevk ettiğini gözlemlemekteyiz. Belli bir standart uygulamanın geliştirilmesi ve hizmet içi kısa süreli eğitimlerin; gereksiz tetkikler yapılmasını, sevk edilmenin neden olduğu çocuk ve ailede endişe oluşumunu, iş gücü kaybını, okul eğitimi ve sportif faliyetin aksamasını, çocuk kardiyolojisi polikliniğinde yığılma ve randevu süresinde uzamayı önleyeceği kanısındayım.

    Sporda ani kardiyak ölümler başlıca hangi hastalıklardan kaynaklanıyor?

    Ani kardiyak ölüm nedenlerini sıklık dikkate alındığında başlıca iki gruba ayırabiliriz. İlk grupta yaklaşık %70-80 neden kalbin yapısal hastalıkları oluşturur. Bu grup içinde de en sık neden kalp kası hastalıklarıdır. Özellikle hipertrofik kardiyomiyopati olarak adlandırdığımız kalp kasının ileri derece kalınlaşmasıyla giden ve çoğunlukla genetik geçişli olan hastalık tek başına tüm karidyak ölümlerin yaklaşık %40’ını oluşturmaktadır.

    Ayrıca kalp kası hastalıklarından daha az olarak doğumsal kalp hastalıklarından koroner damarların anomalisi, büyük damarların kapak darlıkları ani kardiyak ölüm nedenleri arasında yer alır. İkinci grupta ise çok daha az görülen fakat kuvvetli genetik geçiş özellikleri olan ve çoğunlukla belirti vermeden mevcut olan ritim bozukluklarına yol açan kalbin iyon kanallarındaki bozukluklardır.

    Bu grupta en iyi bilinen örnek EKG’de QT süresinde uzamayla saptanan hastalıktır. Ancak altta yatan herhangi bir hastalık bulunmadığı halde karate yaparken yumruk darbesinin ya da beyzbolda topun göğüse kalp hizasında çarpmasıyla oluşan kalbin ajitasyonu olarak adlandırılan commotion cordis’de ani kardiyak ölüm meyadna gelebilmektedir.

    Burada darbenin etkisiyle insanı şoka sokan ventriküler fibrilasyon dediğimiz adete kalp kasının kasılmadan çok titremesine neden çok hızlı ritim bozukluğu gelişmektedir. Kalbi ajitasyonu (Commotio cordis) çok nadir görülmekle birlikte ölüm riski çok yüksektir.

    SPORDA ANİ ÖLÜMLERE KARŞI NE GİBİ ÖNLEMLER ALINMALI?

    Her yıl milyonlarca çocuk ve gencin spor yaptığı dikkate alındığında uygulanabilirliğine öncelik verilen, diğer bir ifadeyle hastanelerin yükünü gereksiz şekilde arttırmayacak ama aynı zamanda ani kardiyak ölüm riskini en aza indirecek kılavuzların geliştirilmesi, birinci basamakta etkin hizmet içi eğitimin yapılması gerektiği kanısındayım.

    Ayrıca spor sırasında belirtilerin ebeveyn ve sporcular tarafından erken fark edilmesini sağlayacak bilgilendirme çalışmalarıda yapılmalıdır. Diğer önemli bir husus ise sağlık yardımı gelene kadar geçen sürede acil canlandırma koşullarını geliştirilmesidir. Spor eğitmenleri ve antranörlerin acil koşullarda kalp masajı eğitimi alması, AED (otomatik eksternal defibrillator) cihazlarının tüm okullarda ve spor klüplerinde bulundurma zorunluluğu bu sürece önemli katkısı olacaktır.

  • Çocuklarda besin allerjisi

    Besin allerjisi nedir?

    Sağlıklı insanlarda problem yaratmayan besin maddelerine karşı kişinin bağışıklık sistemi aracılığı ile aşırı tepki vermesi durumuna besin allerjisi denmektedir. Gıda allerjilerinde, herhangi bir besin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı olarak algılanmakta ve bu gıdaya karşı farklı mekanizmalarla aşırı ve normal olmayan bir tepki gelişmektedir.

    Besin allerjisi sıklığı

    Besin allerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarındadır. Çocuklarda genel olarak %4-8 oranında görülmektedir. 1 yaş altında %10, 3 yaş altında %6, orta-ağır egzemalı çocuklarda %35 ve astımlı çocuklarda %6 oranında görülmektedir.

    Hangi besinler allerji yapar?

    Her besinin allerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm allerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.

    Besin allerjisi belirtileri nelerdir?

    Gıda allerjisinde gıdaya maruz kaldıktan bir süre sonra bu gıdaya karşı bağışıklık hücreleri tarafından antikor denilen maddeler oluşmakta ve daha sonraki karşılaşmalarda bulgular ortaya çıkmaktadır.

    Gıda allerjisi doğumdan sonra ilk ortaya çıkan allerjik hastalıklardandır. Çok erken aylardan itibaren bulgu verebilmektedir. Genellikle ilk olarak atopik dermatit (allerjik egzema) olarak kendini belli eder. Bebeklerin ilk aylarda öncelikle yanaklarında, kol ve bacakların dış yüzeyinde kaşıntılı egzemalar oluşabilmektedir.

    Ayrıca doğumdan sonra erken aylarda sindirim sistemini ilgilendiren allerjik hastalıklar da oldukça sık görülmektedir. Bu tip gıda allerjileri; gıda alımı sonrası fışkırır tarzda kusmalar, kanlı veya kanlı mukuslu ishal, şiddetli karın ağrıları, şiddetli ağlama atakları, uyku bozukluğu, şiddetli ishal, büyüme geriliği, beslenme bozukluğu ve nadiren tedaviye yanıt vermeyen kabızlık şeklinde bulgu vermektedir.

    Besin allerjisi daha nadir olarak ta ciltte kaşıntılı kırmızı plaklar (kurdeşen), yaygın kaşıntı ve kızarıklık, dudak, yüz dil, el ve ayaklarda şişme (anjioödem) şeklinde bulgu vermekte, hatta hayatı tehtid edebilen şiddetli sistemik reaksiyonlar (anafilaksi) gelişebilmektedir.

    Gıda allerjileri ani başlangıçlı veya geç başlangıçlı tepkilere neden olabilmektedir;

    Ani başlangıçlı gıda allerjilerinde belirtiler: Daha çok deri, solunum sistemi ve sindirim sistemini ilgilendirir.

    A-Hafif-orta belirtiler

    Yüzde kızarma-dudak etrafı, göz etrafında kaşıntılı kızarıklık, dilde kaşıntı (vücuda yayılabilir)

    Yüz, dudak ve göz etrafında hafif şişlik

    Burun akıntısı-tıkanıklık, gözlerde sulanma, hapşırık

    Bulantı-kusma-kramp-ishal

    Ağız içi ve boğazda kaşıntı ve keçelenme

    B-Şiddetli belirtiler

    Hışıltı

    Dil ve boğazda şişme-hırıltılı solunum- sık öksürük veya seste kabalaşma

    Tansiyonda ani düşme-şok

    Baş dönmesi-bilinç kaybı-koma

    Geç başlangıçlı gıda allerjilerinde belirtiler: Daha çok deri ve sindirim sistemini etkiler.

    Atopik egzema (Tedaviye yanıtsız)

    Reflü – ani eforsuz kusma

    Büyüme geriliği

    Kabızlık veya ishal

    Mukuslu ve/veya kanlı gaita

    Kolik

    Sürekli huzursuzluk ve ağlama atakları

    Besin allerji teşhisi nasıl konulur?

    Besin allerjisi düşündüren belirtiler olan çocuklarda ciltten allerji testleri, kandan allerji testleri, allerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testler yapılarak ve çocuk allerji uzmanları tarafından tanı konulmaktadır.

    Gıda allerji testi nasıl yapılır?

    Ciltten allerji testi, kandan allerji testi veya deri yama testi olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sadece allerji testleri her zaman kesin tanı koymak mümkün değildir. Mutlaka besin yükleme testleri ile tanı doğrulanmalıdır. Allerji testlerinde allerji saptanmaması allerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü besin allerjisi çok farklı mekanizmlarla oluşabildiği için, her zaman allerji testleri ile tanı konamamaktadır.

    Allerji deri testleri doğumdan itibaren yapılabilmekle birlikte genellikle 2 aylıktan itibaren yapılabilmektedir. Allerji testleri, testlerin doğru yorumlanması ve gereksiz test yapılmasını engellemek için mutlaka bir çocuk allerji uzmanı tarafından yapılmalıdır.

    Besin allerjilerinde kesin tanı nasıl konur?

    Kesin tanı; şüpheli besinin 4-6 hafta süre ile diyetten çıkarılması (besin eliminasyonu), bebeğin düzelmesi ve bu besinin tekrar diyete eklenmesi (besin yüklemesi) ile tepkilerin tekrar ortaya çıkması ile konmaktadır. Bu test deneyimsiz hekimlerce yapılırsa çocuğun hayatını tehlikeye sokacak kadar kötü sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle mutlaka bir çocuk allerji uzmanı tarafından yapılmalıdır.

    Besin allerjisi tedavisi

    Diyet

    Besin allerjisi reaksiyonlarını önlemenin tek yolu çocuğun allerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınmasıdır. Çok az miktarda alımların bile şiddetli reaksiyonlara neden olabileceği unutulmamalıdır. Anne sütü alan bebeklerin annelerinin de diyet yapması gerekir. Bebek mama kullanacaksa besin allerjisinin tipine göre seçim yapılmalıdır. Örneğin inek sütüne allerjisi olan bebeklerin inek sütü içermeyen mamalar kullanması gerekir. Hangi mamanın kullanılacağına ve nasıl bir diyet uygulanacağına mutlaka çocuk allerji uzmanı karar vermelidir.

    Besin allerjisinde ilaç tedavisi var mıdır?

    Besin allerjisi tespit edilen çocuklarda bulguların ortaya çıkmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek herhangi bir ilaç yoktur, fakat mevcut belirtilerin düzeltilmesi amacıyla hafif reaksiyonlarda antihistaminik ilaçlar ve kortizon türevi ilaçlar kullanılabilir.

    Besin allerjisinin aşı tedavisi var mıdır?

    Oral immünoterapi (Aşı tedavisi), hastaları besine alıştırmak ve kalıcı tolerans (besin allerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli aralarla artan dozlarda gıdanın ağızdan verilmesidir. Ağızdan besin aşı tedavisi yapılabilen gıdalar süt, yumurta, yer fıstığı, ceviz, kivi ve şeftalidir. Bu tedavi şeklinde amaç çocuğun bağışıklık sistemini reaksiyon verdiği gıdaya alıştırmak ve reaksiyon veremez hale getirmektir.

    Besin allerjisi düzelir mi?

    Besin allerjisinin düzelip düzelmeyeceği hangi besine bağlı allerji olduğu, kaç çeşit gıdaya allerji olduğu, kaç yaşında teşhis konulduğu, teşhis konulduğunda besin allerjisinin şiddeti, egzema, astım veya allerjik nezle ile birlikte olup olmadığına göre değişmektedir. Süt yumurta, soya ve buğdaya karşı oluşan allerjilerin 3 yaşına kadar düzelme şansı yüksekken fıstık, balık ve deniz ürünlerine gelişen allerjilerin düzelme şansı daha düşüktür.

    Aileler Nelere Dikkat Etmelidir?

    Allerjik çocuğu olan ailelerin çocuklarının dışarıda tükettiği her gıdanın içeriğini önceden gözden geçirmesi gerekir. Ağır allerjik tablolar bekleniyorsa ailenin çocuğa uygulaması zorunlu olan hazır epinefrin iğnelerini kullanmayı öğrenmesi gerekmektedir. Bu çocukların sürekli olarak bir çocuk allerji uzmanı kontrolünde kalması, uzun vadede diğer allerjik hastalıkların erken tanısı ve tedavisi açısından gereklidir.

  • Verem ( tüberküloz) aşısı : bcg

    Canlı bir bakteri aşısı olan BCG eski bir aşı olmasına karşın günümüzde uygulanmaktadır. Aşı ilk kez 1920 yılında bulunmuştur. İlk uygulanan aşı ile bugün uygulanan aşı arasında bazı farklar mevcuttur. Bu durum bakterinin genetik yapısındaki değişiklikten kaynaklanmaktadır.

    Verem hastalığından korunma amacıyla uygulanan BCG aşısı ile ilgili yoğun tartışmalar mevcuttur. Tartışma başlıkları aşağı da özetlenebilir.

    Aşının koruyuculuğu yeterli midir?

    Aşı rutin olarak her bebeğe uygulanmalı mıdır?

    Aşı ne zaman uygulanmalıdır?

    Korunma süresi ne kadardır?

    Korunmanın yetersiz olduğu durumlarda tekrar doz gerekir mi?

    Erişkinlere uygulanabilir mi?

    Erişkin dozu ne olmalıdır?

    Aynı doz erişkinleri koruyabilir mi?

    Deri testinin aşı endikasyonundaki yeri nedir?

    Bütün bu soruların yanıtlarını aradığımız BCG aşısında farklı yaklaşımların olduğu görmekteyiz.

    Verem hastalığından korunma amacıyla uygulanan bu aşının yeterli koruma sağlamadığı bilinmektedir. BCG aşısı ciddi tüberküloz vakaları (miliyer tbc ve tüberküloz menenjit) yüksek koruyuculuk göstermesine karşın akciğer tüberkülozunda yeterli koruyuculuğun olmadığı ancak aşı uygulanan çocukların %50 ‘sinin akciğer tüberkülozundan korunabildiği anlaşılmıştır.

    Aşı rutin olarak her bebeğe uygulanmalıdır sorusunun yanıtı ülkeler arasında farklılık gösterdiğidir.

    BCG aşısı doğumdan itibaren yapılabilir. Hindistan gibi bazı ülkelerde 15 günlükken uygulanan bu aşı ülkemizde bebek 2’ci ayını doldurduğunda yapılmaktadır.

    BCG aşısı 3 aydan sonra yapılacaksa Tüberkülin cilt testi (PPD) sonucu değerlendirilmeli test sonucu negatif ise uygulanmalıdır. Testin uygulanması ile ilgili bazı farklılıklar vardır. Ülkemizde 3 aylık çocuklarda test sonucuna göre BCG uygulamasına karar verilirken bazı ülkelerde testin 6 aydan büyük çocuklara uygulanması önerilmektedir.

    Aşı doğan her bebeğe rutin olarak uygulanmalı mıdır? Sorusunun yanıtı net değildir.

    Ülkemizde 2 ayın bitiminde uygulanan BCG aşısının Amerika, İngiltere gibi tüberkülozun düşük olduğu ülkelerde uygulanmadığı görülmektedir. 2005 yılından sonra İngiltere de bebeklere rutin uygulanan BCG aşından vazgeçilmiştir. Her ülkede rutin olarak uygulanmayan BCG aşısı bu aşının rutin uygulama programından çıkarılmasını da gündeme getirmektedir.

    BCG aşısının farklı ülkelerde farklı şekilde uygulanması koruyuculuk süresi ne kadar olduğu sorusuna hatalı yanıt vermemize neden olmaktadır. Koruyuculuğun ;

    5 yaş / %80

    10 yaş / %70

    Erişkinlerde ise %50

    Koruma sağlayabileceği bildirilirse de bu konuda fikir birliğinin olmadığı görülmektedir. Diğer taraftan BCG aşısının korunmasının uzun süreli olmadığı vurgulanmaktadır.

    Erişkine BCG aşısı önerilmeli midir? Erişkin dozu ne olmalıdır?

    BCG aşısının erişkin de ancak %50 koruma sağladığı göz önüne alındığında erişkine BCG aşısı önerilmez. Ancak yüksek riskli bölgelerde çalışmak durumunda olan erişkinlerde deri testi negatif ise aşı düşünülebilir. Çocuklara uygulanan aşı ile erişkin aşı dozunun aynı olması bu konuda eleştirilere neden olmaktadır.

    Tüberkülin cilt testi (PPD) bireyin tüberküloz mikrobu ile karşılaştığını tanımlamak açısından önemlidir.

    Ön kol’a uygulanan bu test yapıldıktan 48-72 saat sonra değerlendirilir. Oluşan sertliğin çapı ölçülür.

    0- 5 mm ise sonuç negatiftir.

    6-9 mm ise şüpheli kabul edilir. Bu durum da test tekrarlanır.

    10 mm üzerinde ise enfeksiyon olduğu sonucuna varılır. Test sonucunun negatif olduğu durumunda BCG aşısı yapılır. Test sonucun pozitif olduğu durumlarda çocuk ailesi ile birlikte değerlendirilir ve koruyucu tedavi başlanır.

    Bebekken verem aşısı yapılmayan ergen ve erişkinlerin tüberkülozla karşılaşma riskleri mevcutsa BCG aşısı önerilir.

    Verem aşısı güvenilir bir aşımıdır? Bağışıklık sistemi bozuk olan çocuklarda (AIDS ‘li çocuklar) verem aşısına bağlı hastalık gelişebilir. Bilindiği gibi verem aşısı canlı bir bakteri aşısıdır ve bağışıklık sistemi bozulmuş hastalarda ciddi yan etkiler oluşabilir.

    Günümüzde uygulanan verem aşısı yerine ;

    Yeni

    Etkili

    Güvenli bir aşı arayışı mevcuttur.

    Yeni aşının her yaş grubunda etkili olması önemlidir.

    Bağışıklık sistemi zayıf hastalarda uygulanabilirlik beklentisi mevcuttur.

    Yeni ve kapsamlı verem aşısının uygulanması ile birlikte hastalığın kontrol altına alınabileceği şüphesizdir.

  • Çocukluk çağı astımı

    Astım çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığıdır. Solunum yollarının daralması sonucunda nefes almayı güçleştiren ve aralıklı ataklar ile seyreden bir hastalıktır. Tüm yaş gruplarını etkilemekle beraber özellikle astım tanısı alan çocukların %80’inde 5 yaş altında bulguları mevcuttur. Ülkemize ortalama her 10 çocuktan birinde astım veya benzeri hastalıklar görülmektedir. Bu oran doğu illerinde azalırken batıda oldukça yüksektir. Astım gelişen çocukların %80’ninde ilk bulgular 5 yaşından önce başlar.

    Astım gelişimini tek bir neden bağlamak mümkün değildir. Sebebi net olarak anlaşılamamış olmasına rağmen bazı faktörlerin astımı tetiklediği bilinmektedir. Bunlardan en önemlisi sigara ile olan temastır.

    Erkek cinsiyeti, stres, ailede astım veya alerji olması, bebeklik çağında sık geçirilen solunum yolu hastalıkları, bebeklikte egzama öyküsü, mide reflüsü ve aşırı kilolu olmak diğer risk faktörleridir.

    Ayrıca azot dioksit (gaz sobalarından), temizlik malzemelerinden yayılan partiküller, parfümler, saç spreyleri, boyalar ve oda parfümleri diğer tetikleyici sebeplerdir

    Hastalık bazen alerji ile ilişkili iken ataklar çoğu zaman geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonlar ile ilişkilidir. Özellikle kış aylarında atakların nedeni çoğunlukla grip veya nezle iken bahar aylarında polenlerdir.

    Astım atağı çocuklarda ve erişkinlerde her ne kadar birbirine benzer bulgular olsa da çocukların kendini ifade etmelerindeki zorluklar nedeni her zaman kolaylıkla anlaşılamayabilir.

    Öksürük:

    Öksürük daha çok kuru ve ard arda gelen vasıftadır. Uzun süren öksürük sonrası beyaz bir balgam çıkarak veya kusarak çocuk rahatlar.

    Özellikle gece ortasında ve uyanırken belirginleşir. Koşunca, ağlayınca, gülünce ve soğuk havalarda artan öksürük tipiktir. Mevsimlere göre hastalık şiddetlenip hafifleyebilir. Öksürükle beraber hışıltı ve nefeste ıslık sesi duyulur.

    Çocuklarda:

    Sık nefes alıp verme,

    Nefes verirken zorlanma

    Nefes alırken karından soluma çabası

    Nefes verme esnasında ıslık veya hışıltı sesi duyulması,

    Burun kanatlarının solunuma katılması,

    Göğüs kafesinin içe çekilmesi

    Kesik kesik ağlama

    Morarma, halsizlik, baygınlık

    Daha büyük çocuklarda ve ergenlerde yukarıda anlatılan bulgulara ilave olarak:

    Göğüs sıkışma hissi,

    Kalp çarpıntısı, sık nefes alma,

    Hasta nefes alamadığı için konuşmakta ve uyumakta zorlanma

    Tanı:

    Çocukluk çağında astım erişkin yaş grubuna göre daha zor anlaşılır. Tanı daha çok hastalık öyküsü ile konur ve testler sadece yol göstericidir. Astım ilacına verilen klinik cevap en önemli tanı yöntemlerinden biridir. Hastalık bulgularının yanında alerji ve solunum testleri, zorlayıcı solunum testleri (bronşiyal provokasyon testleri), akciğer grafisi ve ciltte ter testi bizlere yardımcı olacaktır.

    Etkin tedaviye rağmen halen çocuk iyileşememişse ise astım ile karışabilecek hastalıklar ayırt edilmelidir. Bu durumda akciğerde görülebilen diğer hastalıklar (tüberküloz, akciğere yabancı cisim kaçması, kritik fibrozis hastalığı, doğuştan akciğer kusurları), kalp hastalıkları, mide hastalıkları ve bağışıklık sistem hastalıklarının araştırılması gerekir.

    Bu durumda akciğer tomografisi, verem testleri, kalp ekokardiyografisi, mide kaçağına yönelik ilaçlı filmler, bazen endoskopi, bağışıklık sistemine ait detaylı incelemeler ve eğer sonuç alınamazsa akciğerin kamera (bronkoskopi) ile incelenmesi gerekebilir.

    Tedavi:

    Hastalık bulgularının son 1 ay içindeki değişikliklerin belirlenmesi

    Tedaviye yeterli cevap alınamadığı durumlarda diğer risk faktörlerinin belirlenmesi

    Tedavi öncesi ve sonrası solunum fonksiyon testlerinin ölçülmesi ve yıllık takiplerle kontrol edilmesi

    Tedavi bilgilerinin kaydedilmesi ve yan etkilerinin sorgulanması

    Hastanın tedavilerini doğru kullanıp kullanmadığın gözlenmesi

    Hastaya ait astım tedavi planının olup olmadığının kontrol edilmesi

    Hastanın astım hastalığı ile ilgili beklentilerinin ve hedeflerinin sorgulanması

    Hastaya rinit, rinosinüzit, gastroözefagial reflü ile ilgili bulgularının olup olmadığının sorgulanması

    Astım tedavisindeki esas hedef bulguların kontrol altına alınması ve risk faktörlerinin azaltılmasıdır.

    Tedaviye başlanmadan önce tüm risk faktörleri belirlenmeli ve düzeltilmeye çalışılmalıdır. Sigara veya sigara içen biri ile olan temas ortadan kalkmadığı sürece tedavide istenen sonuca ulaşılamayacaktır. Diğer taraftan akar(mite)alerjisi olan bir çocuğun yünle olan teması hastalık sebebi ile iç içe yaşamasına neden olacak ve hastalık kontrolünü zorlaştıracaktır. Fazla kilolu çocuklarda astım kontrolü normal kilolulara göre daha zordur. Uygun beslenme diyetleri ve hareketle çocukların kilo vermeleri sağlanmalıdır. Mide kaçağı olan bir çocuğun yatmadan önce süt içmesi veya yemek yemesi gece öksürük ataklarını artıracaktır.

    Tedaviye başlamadan önce solunum testleri, alerji testleri ve gerekli ise akciğer filmleri çekilmeli; hastalık şiddeti ve yoğunluğu belirlenerek uluslararası tedavi kılavuzları önerilerine uygun şekilde planlama yapılmalıdır.

    Astım tedavisi uzun soluklu bir tedavidir. Kısa süreli verilen tedavi yaklaşımları doğru değildir. Tedaviye ne gerekmeyen tüm astım ilaçlarını vererek ne de yetersiz ilaçlarla başlanmalıdır. Tedavi başlandıktan 2-3 hafta sonra hasta tekrar değerlendirilmeli, eğer yeterli cevap alınamadı ile risk faktörleri gözden geçirilmeli tedavi bir üst basamak ilaçlarla devam edilmelidir.

    Tedavi ile rahatlama sağlandı ise 3 aylık dönemlerle kontrollere çağrılarak durum değerlendirilmelidir. Yüksek doz veya karma tedavi verilen hastalar 2-3 aylık dönemlerdeki kontrollerinde eğer atak geçirmemiş ve risk faktörleri mevcut değilse tedavide ilaç azaltılmasına gidilebilir. Sonuç olarak astım, 1 hafta 10 gün ilaç kullanılarak düzelebilecek bir hastalık değildir. Bu konuda eğitimli ve tecrübeli hekimlerle daha iyi sonuç alınacaktır.