Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • İnfantil kolik ve infantil kolikde babaların rolü

    İnfantil kolik aileler için çok önemli bir problem olup, 15. günden itibaren başlar. 3 ay bazen 6 aya kadar sürebilen bir durumdur. Genellikle sağlıklı, iyi beslenmiş bebeklerde 3 haftadan uzun süreli, haftada 3 günden fazla, günde en az 3 saat ağlama nöbetleri ile karekterize bir durumdur. Aynı saatlerde olması tipiktir.

    İnfantil koliğin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Bebeklerin sağlıklı olması ve olayın belli bir süre sonra kendiliğinden düzelmesi tanıda zorluklar yaratmaktadır.

    Babaların psikolojik ve pratik destekleri çok değerli olup bu konuda yüreklendirilmelidir.

    Babalar işleri nedeniyle sıklıkla ihmalkar olsalarda rolleri çok önemlidir. Bebeği ile ilgilenmesi, eşine yardımcı olması anneye güven duygusu verir.

    Tedavide ilaçlar, bitki çayları, karnına sıcak su uygulaması ve masaj önerilmektedir.

    İnfantil kolikli bazı bebeklerde inek sütü allerjisi olabileceği akılda tutulmalıdır.

    Annenin beslenmesinde kahve, çay, kola gibi kafein içeren içeceklerin azaltılması,sigaranın kesilmesi önerilir.

    Bebeklerin mümkün olduğu kadar anne ile teması kesilmemeli ve gerekli olduğu zamanlarda anne ayrılıkları azaltılmalıdır.

  • Bebeklerde emzik kullanımı hakkında

    Emme refleksi anne karnında başlar ve bebekler dünyaya geldiklerinde bu refleks çok kuvvetlidir. Herşeyi emerek öğrenmeğe çalışırlar.

    Yenidoğan dediğimz ilk 1 aylık dönemde anne göğsünü reddedebileceği için emzik verilmemelidir. Ayrıca bu ilk ayda emzik kullanımı damak ve çene yapısını da bozabilir.

    Uzun süreli emzik kullanımı ağız ve diş yapısının bozulmasına ,konuşmanın ve psikolojik olgunlaşmanın gecikmesine, özellikle ilk 6 ayda orta kulak enfeksiyonun sık görülmesine neden olabilir.

    Ancak doyduğu halde devamlı emmek istiyorsa, çok fazla gaz sancısı varsa, anne göğsüne bağımlı ve ondan ayrılmak istemiyorsa kısa süreli emzik verilebilir. Emzik emdiğinde ağzı hafif aralık olduğu için yatarken ani bebek ölüm riskini de azalttığı söylenmektedir. Bu nedenle özellikle uyumadan önce emzik verilebilir.

    En doğrusu; emzik kullanımının bebeğin durumuna göre karar verilmesidir.

    Hangi emzik?

    1 yaşından küçük ise damaksız, 1 yaşından büyüklerde damaklı emzik kullanılır. Kauçuk emzikler tercih edilmelidir.

  • “su”, okulda -evde -sokakta su içmelisin.

    “SU”, OKULDA – EVDE – SOKAKTA su içmelisin lütfen!

    Son günlerde beni tedirgin eden konulardan birisi de kendi kızımda da yaşadığım bir sorun olan çocukların gerçekten çok az su içmeleri, su ihtiyaçlarını çay, meyve suyu, gazlı içecek vs gidermeye çalışmaları…

    Biliyorum beni ve babasını rol model alıyor kızım. Bu nedenle yeterli su tüketmesi için, onun yanında sık sık su içiyorum ve suyun sağlığımız için ne denli önemli olduğunu sık sık anlatıyorum, örnekler verip, zaman zaman hikayeler uyduruyorum.

    “Su” tüm canlılar için olduğu kadar bebek ve çocuklarımız için de vazgeçilemez, yeri başka bir şey ile doldurulamaz olan yaşamsal bir besin öğesidir.

    Çocuklarımız için sadece su içilmesi değil, aynı zamanda tüketilecek suyun miktarı, içilecek suyun özellikleri özellikle bebeklik döneminde olmak üzere tüm çocukluk döneminde çok önemlidir. Bebeklerin bir yaşına kadar böbrek fonksiyonları yetersizdir. Bu sebeple bebeğe içirilecek suyun düşük mineral içerikli olması gerekmektedir.

    Yaşamın ilk altı ayında bebek hem besin hem de su ihtiyacını anne sütüyle karşılar. Anne sütünün % 90’ı sudur. Altıncı aydan sonra, sıvı ihtiyacı ağırlıklı olarak anne sütüyle karşılanmaya devam ederken bebeğe su içirilmeye başlanmalıdır.

    Bebek 6.aydan itibaren yarı katı ve katı beslenmeye başlar. Hem böbreklerinin hem de mide-bağırsak sisteminin daha sağlıklı çalışabilmesi için su içmeye de başlaması gerekmektedir.Bebeğin anne sütünün yanısıra tüketmeye başladığı yeni ek besinelerle aldığı sıvı gıdalar günlük su ihtiyacını karşılayamaz. Bu nedenle bebeğin su içmesi de gerekmektedir.

    Sevgili anneler bebeğiniz büyüdükçe sıvı ihtiyacı da artar. Ve bebeğin su içmeden sıvı ihtiyacını karşılaması mümkün değildir. Bebeklerin vücut ağırlıkları başına erişkinlerden daha fazla su ihtiyaçları olduğu da asla unutulmamalıdır.

    Bebeklik çağında bazı özel durumlarda bebeğin suya olan ihtiyacı da daha fazla olmaktadır. Sevgili anneler; bebeklerimiz 6 ile 24 aylar arasında daha sık ishal olurlar. İshal olan bebek sulu dışkılama yanında kusma ile de sıvı kaybeder ve suya olan ihtiyacı artar. Benzer şekilde sıcak aylarda çevre ısısının arttığı dönemlerde ya da ateşli hastalıklarında bebeklerin sıvı ihtiyacı artar. Ancak bebekler susuzluklarını algılama ve gidermede yetersizdirler.

    Bu nedenle anneler bebeklerinin su ihtiyaçlarının arttığı durumları bilmeli, bebeklerinde susuzluk belirtilerinin gelişip gelişmediğini izlemelidirler.

    Bebeğin alışılmıştan daha seyrek ve az miktarda bez ıslatması, daha koyu renkli idrar yapması, dil ve dudaklarındaki kuruluk, gözlerinin altında çöküklük, siz anneler için uyarıcı olmalıdır ve bebekte susuzluk belirtileri ortaya çıkmış demektir.

    Çocuğunuzun yeterli su tüketip tüketmediğini anlamak için tuvalete gitme sıklığını da takip edebilirsiniz sevgili anneler. Eğer çocuğunuz 2 saatte bir tuvalete gidiyorsa, idrarın yoğunluğu normalse, bu çocuğunuzun su tüketiminin yeterli olduğu anlamına gelebilir.Bebeklerde ise bezini çiş ile ıslatma sıklığı vücutta yeterli su tüketiminin olup olmadığının önemli bir göstergesidir.

    Sevgili anneler; yetersiz su tüketimi sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel performansı da düşürür ve konsantrasyon bozukluğuna yol açar. Yapılan çalışmalar; yetersiz su tüketen çocukların derse konsantrasyonlarının düştüğünü ve öğrenme yeteneklerinin azaldığını göstermiştir.

    Her çocuğun yaşına, cinsiyetine, kilosuna, boyuna ve aktivite düzeyine göre su tüketimi değişir. Bununla birlikte her çocuğun mutlaka alması gereken günlük su miktarı vardır.

    Peki ne zaman, ne kadar su?

    • 6 -12 ay arasında: 30 ml-100 ml
    • 1-3 yaş arasında: 1-3 litre
    • 4-8 yaş arasında: 1-4 iltre
    • 9-13 yaş arasında: 1-2 litre arasında günlük ortalama su tüketmeleri uygundur.

    Bebeğiniz 6-12 aylık olduğunda katı gıdalara başlandıktan sonra, yemek sonrası her 3 saatte bir su vermemiz gerekmektedir. 1-5 yaş arasında ise, her 2-3 saatte bir yemek sonlarında 100 ml su verilmelidir. Yemekten önce verilen su, karnın şişmesine su dolu midenin alması gereken gıdaları yetersiz almasına neden olur.

    Bir süre sonra yetersiz beslenmenin sıkıntıları ortaya çıkar. Dolayısıyla çocuğunuza suyu yemek sonrasında vermenizde fayda vardır.Bununla birlikte eğer çoğunuz aşırı kilolu ise obesitenin önlenmesi ve yarattığı sağlık sorunlarının önüne geçilebilmesi için bol su içme alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir.

    Bu çocuklara yemekten bir saat önce su içirilmesi, bağırsaklarının çalışması ve bazal metabolizmanın hızlanması açısından oldukça faydalıdır.Sevgili anne ve babalar; çocuk için en iyi içecek sudur. Su gereksinmesini karşılamak için şeker katılmış meşrubatın içilmesi obezite riskini artırır, çocuğun dengesiz beslenmesine ve diş sağlığının bozulmasına neden olur.

    Adölesan çağı büyüme ve gelişimin en önemli dönemlerinden biridir. Bu dönemde kemiğin kalsiyum yoğunluğunun yeterli düzeye gelmesi ileri yaşlarda kemik erimesinden kaynaklanan osteoporoz gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde yardımcı olur. Kalsiyum içeriği uygun miktarda su içilmesi artan kalsiyum gereksinmesinin karşılanmasına katkıda bulunur. Yine adölesan yaş grubu çocuklar şeker içeriği yüksek meşrubat içmeye meyillidirler. Su ihtiyaçlarını bu şekilde karşılama yoluna giderler. Bu içecekler bol kalori kaynağıdır. Su gereksinmesini karşılamak için bu tür içeceklerin içilmesi obezite riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Bunun yanında fiziksel aktivite durumlarına göre günlük en az 1,5-2,0 litre su içmelidirler. Spor yapan adolösanlar daha fazla su tüketmelidirler.

    Sevgili anneler peki bebeğiniz için ne özellikte su kullanmamız gerektiğini biliyormuyuz?

    Yapılan araştırmalarda bebek mamalarında kullanılan suyun nitrat içeriğinin litrede 15 miligram, nitrit içeriğinin 0,05 miligramı geçmemesi gerekmektedir. Diş sağlığının korunması için bebek mamalarında kullanılacak ve bebeğe içirilecek suyun flor yoğunluğuna dikkat edilmesi gerekir. Bebeğe verilecek suyun flor içeriğinin litrede 0,5 miligram, flor takviyesi veriliyorsa 0,3 miligram olması gerekmektedir. Bu nedenle yapılan çalışmalarda bebekler için florun güvenilir alım düzeyi günlük 0,4 miligram olarak önerilmiştir.

    Bu değerin dişler için faydalı olduğu ve diş çürümelerini azalttığı bilinmektedir. Bunun yanında yüksek miktarlarda florür içeren suların çocukların diş sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri araştırmalarla ispatlanmıştır. Çocuklarda yapılan birçok araştırma, 2 mg/lt florür içeren suyun dişlerde kahverengi lekeler bıraktığını, 4 mg/lt florür içeren suyun ise kemik bozukluklarına sebep olduğunu göstermiştir. Bu durumda araştırma sonuçlarına göre 1 mg/It’den fazla florür bulunan sular arıtılmalıdır. Mikroorganizma içermeyen, tatsız, kokusuz, renksiz , belli pH değerine sahip ve bazı mineralleri hiç içermeyip bazılarını belli miktarlarda içeren sular tercih edilmelidir. Plastik şişe ve damacana sularını tercih etmemenizde fayda vardır.

    Özellikle dolum tarihi eski, dış ortam koşulları uygun olmayan yerlerde uzun süre bekletilen ve güneş ışına maruz kalmış, 60 c’- 70 c’ ye kadar ısınmış soğumus plastik su şişelerindeki su çok tehlikelidir. Çeşitli kimyasal maddeler ve kanserojenler içerebilir. Bununla birlikte her damacana suyu temiz ve doğal kaynak suyu değildir. Günümüzde bazı aileler tarafından tercih edilin içme suyu arıtma sistemleri evlerde içme suyunun temini amaçlı kullanılmaktadır. Bu cihazları yararlı kılmak için öncelikle dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Kalitesiz ve sertifikasız ürünleri tercih etmememiz gerekmektedir. Filtre değişim sürelerine uyulmalıdır. Uzun zaman değiştirilmeyen filtreler çocuklarımızın sağlığını bozacak mikroorganizmaların kaynağı olabilirler. Filtre değişim zamanlarında cihazların temizliği ve bakımı da ayrıca yapılmalıdır.Bu cihazlarda kullanılan bazı teknikler suyu saflaştırmaktadır. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin karşılanmasında suyun önemi oldukça büyüktür. Bu bakımdan uzun müddet aynı teknolojili cihazla arıtma yapılan sularda kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi bazı minerallerin eksikliği çeşitli rahatsızlıklara sebep olabilmektedir.

    Sevgili anneler, plastik biberonlarda suyu bekletmeyin.(Mümkünse plastik biberon kullanmayın) Çocuklarımız için içme dularını PASLANMAZ ÇELİKTEN BIR TERMOS YA DA CAMDAN YAPILMIŞ ŞİŞELER de depolayın.

  • İlk ayakkabı ne zaman giydirmeliyim?

    Yarın sabah belki içimizden birinin bebeği adımlamaya başlayacak ve mutlulukla başlayacağız güne…Onun heyecanı, O ilk adımı umut olacak, heyecanla ;yürüdüklerini görmenin coşkusu ile “ilk adım ayakkabısı” denilen ayakkabıyı hemen almaya koşacağız.

    Acele etmeyin….Durun…Eskiden çocuklarımızın ayak sağlığı ile ilgili sorunları olmasın düztaban olurlar, içe basarlar diye hemen koşup ortopedik ilkadım ayakkabısı almaya giderdik…

    Bebekler yürümeye başladıktan sonra 2 yaşına kadar ev ortamında ayakkabısısız yalın ayak sadece çorap veya sıkı olmayan bir patikle yürüyebilir. Ve çoğu zaman ortopedik bir ayakkabıya ihtiyaç duymazlar. .

    Bununla birlikte eğer arzu ediyorsanız ayak sağlığı açısından problem oluşturmayacak, sağlıklı malzemeden, uygun numaralı, ayak kasları ve eklemlerinin gelişimine engel olmayacak bir ayakkabı kullanabilirler.

    Sevgili anneler; eğer çocuğunuzun ayak gelişimi açısından endişeleriniz varsa, parmak ucunda yürüyorsa, içe basıyorsa, düz taban olduğunu düşünüyorsanız( çoğu çocukta 3 yaşına kadar görülebilir) çocuğunuzun ayak gelişiminin normal ilerleyip ilerlemediğini, ayağındaki sorunun tedavi gerektirip gerektirmediğini öğrenmek için çocuk ve daha sonra da onun yönlendirmesi ile bir ortopedi uzmanına danışarak öğrenebilirsiniz.Çocukların ayakları belli bir yaşa kadar gelişmeye devam eder.

    Ayak gelişiminin doğal olması ve dış etkenlerle bozulmaması çok önemlidir. Bu nedenle bebek ve çocuklara çok sert ayakkabılar giydirilmemelidir. Çocuklarda ergenlik yaşlarına gelen kadar, ayağın şeklini alabilen, doğal malzemelerden üretilen, esnek ayakkabılar tercih edilmelidir.

    Bebeklerin ve çocukların ayakları gelişme döneminde olduklarından çok hassastır. Sert ayakkabılar, çocuğun ayak tabanındaki kavisin, yani çukurun düzgün oluşmasını, ayak adalelerinin sağlıklı gelişmesini ve yürüme – denge refleksinin doğal gelişimini engelleyebilir.

    Çocuklar için DOĞRU AYAKKABI NUMARASI hangisidir?

    Gelişme dönemindeyken çocukların ayakları hızlı büyür. Bu dönemde alınacak ayakkabının, ayakları sıkmamasına dikkat edilmelidir. Esneyebilen ayakkabılar daha doğru seçimdir. Yarım numara büyük ayakkabılar alınabilir, ancak ayakkabının ayağa fazla büyük gelmemesi de önemli noktalardan biridir.

    Çocukların OKUL AYAKKABILARI NASIL OLMALI?

    Okula gidip gelirken normal okul ayakkabısı, beden eğitimi dersleri için de spor ayakkabılar uygun olacaktır. Ancak bu ayakkabıların esneklik, rahatlık, iyi havalanma, yere iyi basma, terletmeme ve kaymama gibi genel özelliklere sahip olması, ilk dikkat edilmesi gerekenler arasındadır. Bu dönemde çocuğunuzun ayakları çok kısa süreler içinde büyüyecektir. Büyük ihtimalle alacağınız ayakkabı eskimeden, çocuğunuzun ayağına ufak gelmeye başlayacaktır. Aileler bu durumu göz önünde bulundurarak genelde çocuklarına göre 1 ya da 2 numara büyük ayakkabılar alırlar. Bu yanlış bir tercihtir. Çünkü bu dönemde çocuklar hareketli olduklarından ayakkabının içinde oluşan boşluk ayakkabı vurmasına, burkulmalara ve yaralara neden olabilir.

    Çocuklarda EN SIK GÖRÜLEN AYAK SORUNLARI nelerdir?

    Çocukların ayaklarında gelişen bozuklukların erken tanısı son derece önemlidir. Bu ayak sorunlarını iki farklı kategoriye ayırabiliriz. Çocukların yüzde 60, 70, bazı çalışmalara göre 80’inde hafif düztabanlık ve hafif içe basma problemi gözleniyor. Bebeklerin çok büyük kısmında 3 yaşına kadar düztabanlık görülebilir. Çocuğun ayağını basarken düz, otururken veya parmak uçlarındayken normal ayak içi girintisinin görülmesi durumunda esnek düztabanlıktan bahsedebiliriz.

    Esnek düztabanlık, zaman içinde tedaviye ihtiyaç duymadan düzelir. Ancak bu durumun ergenlik dönemine kadar devam etmesi durumunda ayak tabanında ağrı oluşmaya başlar. Bu durumda doktora gidilmesinde yarar vardır. Kalıcı sorunlar oluşmaması için…Çocukların ayaklarında görülen bazı sorunlar zamanla düzelebiliyor. Ancak bazı sorunlar da kalıcı problemlere neden olabiliyor. Çocuğunuzun ayak gelişiminin normal ilerleyip ilerlemediğini, ayağındaki sorunun tedavi gerektirip gerektirmediğini, bir uzmana danışarak öğrenebilirsiniz.

  • Bayram çocuklarına şeker ve çikolata sınırsız olmamalı

    Ramazan Bayramı’nda, tatlı, şeker ve çikolata tüketiminin artması, özellikle çocukların sağlığını olumsuz etkilemektedir. Çocuklar için psikolojik anlamda çok büyük bir önemi olan bayramların, tatlı ve özellikle de şeker tüketimi anlamına gelmesi, mide ve bağırsak hastalıklarının yanı sıra, ağız ve diş sorunlarına da neden olmaktadır.

    Aileler, çocuklarının sağlıklı bir bayram geçirmesi için şeker ve çikolata tüketimlerine sınırlama getirmeli, tercihlerini çocukları için de sütlü tatlılardan yana kullanmalı, çocukların yeterli miktarda sıvı tüketmelerini ve dişlerini fırçalamalarını sağlamalıdır.

    Şeker ve çikolata bağımlılık yapar

    Özellikle bayram ziyaretleri sırasında tüketilen şeker, çikolata ve gazlı içecekler, çocukların beslenme düzenini ve sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bayram ziyaretleri sırasında sürekli çikolata tüketimi, çocuklarda huzursuzluk, sinirlilik ve bağımlılığa neden olarak obezite riskini artırır. Toplumun ısrarcı ikram tutumu, çocuklara karşı aileleri de zor durumda bırakmakta ve çocukları aşırı yeme eğilimine sürüklemektedir. Şeker ve çikolatanın çocuklar için tamamen yasaklanması doğru bir davranış değildir. Bu nedenle iki ya da üç küçük parça çikolata ve yine az sayıda şeker ile çocukların günlük ihtiyaçları sınırlandırılmalıdır.

    Bayram şekerleri dişleri çürütebilir

    Tatlı yiyecek ve içeceklerin tüketimi sonrası dişler mutlaka fırçalanmalıdır. Ancak çocukların özellikle bayram gibi özel günlerde bu tür alışkanlıklarını düzenli olarak sürdürmedikleri bilinen bir gerçektir. Özellikle şeker tüketimi sonrası dişler fırçalanmadığında ağızda kalan yiyecek artıkları bakteri üremesine yol açarak diş çürümesini hızlandırmaktadır. Bu durumda çocukların tükettiği tatlı ve şekerlerden sonra su içmelerini sağlanarak ağızdaki artıklar giderilmelidir. Çocukların azı dişlerinin yetişkinlere oranla girinti ve olukları çok daha derindir. Bu özellikleri nedeniyle dişler zor temizlenir. Özellikle lokum gibi yapışkan içerikli şekerlemeler çocuklar tarafından tüketildikten sonra mutlaka dişin fırçalanması sağlanmalıdır. Anne babalar çocuklarına diş fırçalamada yardımcı olmalıdır.

    Bayramda sütlü tatlı ve sebze tercih edilmeli

    Bayramın hem psikolojik hem de fiziksel anlamda iyi geçmesi için bayram boyunca yapılan ziyaretlerde, çocukların dengeli ve kurallı besin tüketilmesini sağlamak çok önemlidir. Şeker tüketimi sınırlandırılmalı, çocukların büyüme ve gelişmesi için kalsiyum yönünden zengin içerikli besinlerin tüketimine önem verilmelidir. Bu nedenle; baklava ve kadayıf gibi yağ ve şeker oranı yüksek olan tatlılar yerine, ev yapımı sütlaç, muhallebi ve dondurma gibi sütlü tatlıları yemeleri daha sağlıklıdır. Aşırı miktarda şekerli ve beyaz undun yapılmış hamurlu yiyecekler de mide ve bağırsak hastalıkları riskini artırmaktadır. Bu tür yiyecekler kabızlık gibi sorunlara yol açabileceğinden, çocukların bayramda da bol sebze ve meyve tüketmeleri sağlanmalıdır.

  • Çocuklarda obeziteye dikkat

    Yemek yeme alışkanlıkları değiştirilmeli

    Abur cubur tüketimi önlenmeli

    Televizyon alışkanlığı sınırlandırılmalı

    Aileler sağlıklı beslenerek çocuklarına örnek olmalı

    Çocuklarda obezite tedavi edilmeli

    Yemek yeme alışkanlıkları değiştirilmeli

    Obezitenin gelişiminde önemli rol oynayan etmenlerden birincisi, dengesiz beslenmedir. Yüksek kalorili ve fast food türü gıdaların çok sık tüketilmesi, hızlı yemek yeme, öğünler arasında uzun ya da kısa süreler olması, gece yatmadan önce yemek yeme gibi alışkanlıklar, dengesiz beslenmeyi oluşturmaktadır. Obez çocukların beslenme öykülerinde; çok miktarda şeker, şekerli, yağlı ve hazır gıda tüketimi vardır. Obezitenin önlenmesinde birinci kural, sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanabilmek için, yemek yeme şeklinin ve içeriğinin değiştirilmesi gerekmektedir.

    Abur cubur tüketimi önlenmeli

    Özellikle abur cuburlar, reçel, bal, yağ, ekmek, makarna, mantı gibi yağdan ve karbonhidrattan zengin gıdaların tüketiminin sınırlandırılması; hamburger, pizza, tost gibi hazır yiyeceklerin tamamen yasaklanması, bunların yerine taze meyve, sebze ve kuru baklagiller gibi posalı yiyeceklerin tüketilmesi, beslenme içeriğinin düzenlenmesi bakımından önemlidir. Çocuklar büyüme çağında olduğu için kısıtlı diyet uygulanması gelişimlerinde olumsuz etkiye neden olabilir. Burada yapılması gereken, büyümeyi sağlayacak yeterli kalori ve esansiyel besinleri içeren; protein karbonhidrat ve yağ içeriği bakımından dengeli olan diyetler uygulanmalıdır. Bu nedenle beslenme ve diyet uzmanları tarafından belirlenen bir diyet programı uygulanmalıdır.

    Televizyon alışkanlığı sınırlandırılmalı

    Günümüzde çocukların televizyon ve bilgisayar başında geçirdiği süreler uzamaktadır. Bu sürelerin günlük 2 saat ile sınırlandırılması, fiziksel aktiviteyi artırmak için çocukların yürüyüşe teşvik edilmesi, çocuğun kendi kendine giyinmesi, çantasını hazırlaması, odasını düzenlemesi gibi bireysel işlerin sağlanması; basketbol, tenis gibi ileri yaşlarda da onu aktif kılacak spor becerilerini geliştiren aktivitelere yönlendirilmesi gerekir.

    Aileler sağlıklı beslenerek çocuklarına örnek olmalı

    Çocukluk çağında obezitenin önlenmesi için yaşa uygun diyet programlarının uygulanması çok önemlidir. Bunun yanında; tüketilen yiyeceklerin dengeli ve sağlıklı olmasına dikkat edilmelidir. Televizyon ve bilgisayar karşısında yemek yeme alışkanlığının ortadan kaldırılması gerekir. Öğünler arası atıştırmaların sınırlandırılmalı, günlük aktivitelerin düzenlenerek çocuklar egzersiz yapmaya teşvik edilmeli, kilo kaybettikçe çocuğa ödül verilmeli ve özgüveni geliştirilmeli, sağlıklı beslenme ve aktivite konusunda aileler de çocukları için model teşkil etmelidir.

    Çocuklarda obezite tedavi edilmeli

    Obez çocukların önemli bir kısmında altta yatan önemli bir sorun yoktur. Çocukluk çağı obezitesinde; besinlerden elde edilen enerjinin alımı ve bu enerjinin fiziksel aktivite ile harcanması arasında önemli bir dengesizlik bulunmaktadır. Çocuklarda obezitenin önlenmesi ve tedavisi; dengeli ve sağlıklı beslenmeyi sağlayacak yemek alışkanlıklarının kazanılması ve fiziksel aktivitelerin desteklenmesi ile sağlanabilir. Çocukluk çağında tedavi edilmeyen obezite; kalp, karaciğer hastalıklarının yanı sıra diyabet gibi endokrin hastalıklarının artmasına neden olarak, çocukların yaşamını tehdit etmektedir.

  • Sonbaharda sık rastlanılan hastalıklar

    Sonbahar ve kış aylarında , toplu yaşanan yerlerde damlacık yolu ile yayılan ve solunum yollarına yerleşen virüslerin yol açtığı enfeksiyonların ortaya çıkmasında artış görülür.

    Yazdan sonbahara geçiş çocukları nasıl etkiliyor?

    Sonbahara girerken,yazdaki güneş ışınlarının kuvvetli etkisinin azalması ,hava ısısının ani değişiklikleri hastalıklara zemin hazırlar.Ayrıca mevsim geçişlerinde vücut direncinin azalması da hastalıklara neden olur.

    Okula giden çocuklarda neden sık enfeksiyon olur?

    Okula veya yuvaya gitmeyen çocuklar evde daha az tozlu ortamdadır.Ayrıca mikroplarla karşılaşmadan ,enfeksiyon ile tanışmadan steril olarak büyütülmektedir.Bu nedenle okula veya yuvaya başladıklarında savunmasız olan vücut, mikropla karşılaştığında çok çabuk hastalık oluşmaktadır.Ayrıca bağışıklık sistemi bu mikropları daha önceden tanımadığı için hastalıklar daha sık olur.Okullar kapalı ve kalabalık ortamlar olduğu için enfeksiyonlar hızla yayılım gösterir.Sık sık enfeksiyon geçirdiklerinden dolayı bu hastalıklara bağışıklık kazanıldığı için, yaş ilerledikçe daha az hastalanırlar.

    Mevsim geçişlerinde en sık hangi hastalıklar olur?

    Soğuk algınlığı : Sonbahar ve kış aylarında sık rastlanılan ve virüslerle oluşan hafif seyirli bir hastalıktır. Dünyada çocuk ve erişkinlerde en sık görülen hastalıktır. Tedavide antibiyotiklerin yeri olmamasına rağmen, antibiyotik kulla-nımının sıkı kontrolde olduğu Amerika’da bile hastaların %50’ne antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır. Hapşırma, boğazda yanma, ağrı, karıncalanma, burun akıntısı ve tıkanıklık, öksürük en sık görülen belirtilerdir.

    Grip (İnfluenza) :Genellikle nezle ile karıştırılır. Nezleden farkı daha ağır seyretmesi, ateş, kas ağrıları, terleme, halsizlik, baş ağrısı gibi semptomların daha fazla görülmesidir. Kapalı ve kalabalık yerlerde hastalık hızla yayılım gösterdiği için açık havada, doğal havalandırması iyi olan yerlerde bulunmak, enfeksiyon riskini azaltır.

    Larenjit : Sonbaharın erken dönemlerinde belirgin olarak artar ve kış aylarında azalarak devam eder. Üst solunum yolu enfeksiyonundan(ÜSYE ) 1-2 gün sonra gelişir. Soluk borusunun enfeksiyonu olan bu hastalıkta ödem, ses kalınlaşması, havlar tarzda öksürük ortaya çıkar. Bazı vakalarda sluk borusunun daralması artınca solunum sıkıntısı meydana gelir ve acil hastaneye gidilmesi gerekir.

    Otit ve Sinüzit:Orta kulak iltihabı çocukluk çağında sık görülür. Nedeni ÜSYE’nun sık görülmesidir. Kulak ağrısı, ateş ve huzursuzluk vardır. Tedavi edilmese bile kendiliğinden iyileşebilen hastalıktır. Ancak hastalığın doğal seyri, erken ve yeterli bir ab tedavisi ile kısaltılabilir ve olabilecek koplikasyon tehlikesi azaltılabilir. Kalıcı işitme kayıplarına sebep olduğu için otit önemsenmilidir.

    Sinüzit :Buruna ve sinüslere solunum havasıyla ulaşabilen mikroplar burada infeksiyon oluşturular. Genellikle ÜSYE’nunu izler. Burun tıkanıklığı, koyu sarı-yeşil renkte burun akıntısı, ateş, diş ve baş ağrısı, burundan konuşma gibi belirtileri vardır.

    Sonbahar Allerjileri :İlkbahar kadar yoğun olmasada sonbaharda da alerjik rahatsızlıklar oluşabilir. Burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hapşırma ile seyreder. Nezle ve gripten farklı olarak ateş, halsizlik gibi enfeksiyon belirtisi yoktur. Temal amaç allerjenden korunmaktır. Ağız ve burnu kapatan maskeler ve gözlük kullanılabilir.

  • Bebeğiniz çok mu ağlıyor ?

    Bebekler konuşamadığı ve derdini anlatamadığı için ,kendilerini ifade etmeyi ve anneyle iletişimi ağlayarak yapar.Bazen o kadar çok ağlarlarki anne babalar ve bakıcılar ne yapacağını şaşırır ve çaresiz kalırlar.Kendilerini acilde bulurlar.

    Doğumdan sonraki ilk haftalarda bebekler ,günde 2-3 saat ağlar,17-18 saat uyurlar.6-8 haftada bu ağlama süresi giderek artar.İlk haftalarda ve aylarda bazı bebekler gece gündüzü ayırt edemediği için gündüz uyur gece uyanık kalır ve ağlarlar.Burada gece gündüzü ayırt etmesi sağlanmalıdır.

    Belli bir süre geçtikten sonra anne bebeğinin neden ağladığını aç mı ,gazı mı var,hasta mı, altını mı kirletmiş anlayabilir.Bazen anlamadığı durumlar da olabilir.

    Ağlama nedenleri:

    -Reflü
    -Gaz sancısı-infantil kolik
    -İnfeksiyon
    -Açlık
    -Merkezi sinir sistemi hastalıkları (menenjit,anomali,kanama vs. )
    -Kabızlık
    -İnek sütü allerjisi

    Bunlardan en sık olanı gaz sancısı ve infantil koliktir.Gaz sancısı genellikle 10-15. günlerde başlar. Gittikçe artarak 40. günde pik yapar. Daha sonra azalarak 3. ayda kendiliğinden geçer. Kolikte ise bu süre daha uzayabilir.

    İnfantil kolik ise özellikle 1-4 ay arası bebeklerde, altta yatan herhangibir organik neden olmadan yatıştırılması zor bir şekilde uzun süreli ağlama nöbetleri olarak tanımlanır. Gün içinde hep aynı saatte olur. Anne veya bakıcısı tarafından önlenemez ve yatıştırılamaz. Tekrarlayıcıdır, saatlerce uzun sürer. Bebekte gelişme geriliği, ateş, hastalık bulgusu yoktur. Nöbetler dışında bebek rahattır.

    Tedavide gaz önleyici ilaçlar,masaj,anne ve babadaki kaygıyı,endişeyi giderme ve bebek beslenmesinde düzenleme yapılır.

  • 18-24 aylık çocuğun beslenmesi

    Yaşamın her döneminde önemli olan sağlıklı beslenme, çocuklar için anne karnında başlar ve çeşitli organların gelişmeğe devam ettiği 20’li yaşlara kadar devam eder. Gebelik ve erken çocukluk dönemindeki beslenmenin sağlık üzerine kısa ve uzun dönemde önemli etkileri vardır. Yapılan araştırmalar ilk 7 yılda sağlıklı beslenen çocukların diğer etkenlerden bağımsız olarak okul başarılarının daha yüksek olduğunu göstermiştir.

    Sürekli büyüyen ve gelişen organizmaya sahip olan çocukların beslenmesi; büyüme-gelişmenin yanısıra hastalıklardan korunma, ergenlik ve erişkin dönemdeki sağlık için de geçerlidir.

    2 yaşına gelmiş bir çocukta lineer büyüme duraklamış ve bodurluk gelişmişse bu dönemden sonra düzeltilmesi çok zordur. Bu nedenle sağlıklı beslenme stratejilerinin ilk yıllarda benimsenmesi önem kazanır. Erken yaşlarda yapılan beslenme hataları, uzun dönemde bozuk entellektüel ve çalışma kapasitesi, üremede sorunlar gibi olumsuzuklara neden olmaktadır. Bu nedenle sağlıklı ve doğru beslenme için geliştirilecek öneriler ve uygulamalar sonderece önemlidir.

    Bilindiği gibi ilk 6 ay sadece anne sütü tek başına yeterlidir. Ancak sonrasında tamamlayıcı besinler gerekmektedir. Tamamlayıcı besinlerin uygunluğu malnütrisyon dediğimiz yetersiz beslenme yanında hastalıklardan ve obesiteden korumak açısından önemlidir. Ek gıdalar da dediğimiz tamamlayıcı beslenmeye 6. Aydan itibaren başlanmalı ve anne sütüyle beslenmeye 2 yaşına kadar devam edilmelidir.

    Uygun tamamalayıcı beslenme enerji ve mikronutrientlerden (demir, çinko, kalsiyum, vitamin A ve C, folik asit )zengin,patojenler, toksinler veya zaralı kimyasalları içermeyen, GDO’suz, tuz, şeker, baharat içermeyen yemesi kolay, bebek tarafından kabul edlebilir uygun miktarlarda olmalıdır.

    18-24 aylık bebeklere tamamlayıcı besinler, anne sütü alanlara günde 3-4 kez, almayanlara 5 kez verilir. Anne sütü alımını kısıtlamamak için aşırı miktarda vermekten kaçınılmalıdır. Bu dönemde anne sütü enerji gereksiminin 1/3 nü sağlamalıdır.

    Anneler çocukların çeşitli tatlara alışmasını sağlamak için erken yaşlarda bunlarla tanıştırmalı ve yemek çeşitliliğini arttırmalıdır. Eğer besini ilk seferde reddederse farklı tatlar denenmeli, zorlayıcı olmadan tekrar tekrar verilerek alışması sağlanmalıdır.

    Mümkünse hergün demirden zengin hayvansal kaynaklı besinler, özellikle vitamin A ve D olmakla beraber diğer vitaminler, minerallerden zengin besinler, sebze ve meyveler, tahıllar dengeli birşekilde verilmelidir. Bu aylardaki çocuklara şeker, kahve, konserve, kızartma, işlenmiş bazı besinler, hazır meyve suları verilmemelidir.

    Genellikle çocuklar sebzeleri pek sevmezler. Yenebilecek çiğ sebzeleri sağlıklı dip soslar yaparak ör.pancar, yoğurt, sarımsak ve zeytinyağından oluşan sosa batırıp yemesi sağlanabilir. Brokoli ve karnıbaharın üzerine eritilmiş peynir konulabilir.

    Yemekler eğlenceli hale getirilirse yemek seçen çocuk seçici olduğunu unutabilir. Yaratıcılık kullanılarak dometesli zeytinli uğur böcekleri, araba şeklinde köfteler, küçük domateslerle arabanın tekerleği yapılarak görsel bakımdan zengin menüler hazırlanır.

    Yemeği sofraya getirirken önce sebze sonra proteinli besin en son karbonhidratlı besin(makarna) getirilir. Israrla, zorla yedirilmemeli. Çünkü tepki olarak yemeyebilir. Ciddi olarak besin eksikliği, gelişim geriliği yoksa,enerjik görünüyorsa yeterli yiyor demektir. Annelerin endişelenmemesi gerekir. Sabırlı ve esnek davranmalıdır.Çünkü çocuk büyüdükçe yemek seçmeyi bırakacaktır.

    18-24 aylık çocuklarda günlük menü örneği:

    Kahvaltı

    2/3 su bardağı süt(120ml)

    1 yumurta veya kibrit kutusu kadar peynir

    2-3 adet zeytin (çekirdeği çıkartılmış)

    1 ince dilim tahıllı ekmek

    Birkaç dilim domates veya salatalık(mevsiminde

    Öğle

    2-3 yemek kaşığı kıymalı sebze yemeği

    2 yemek kaşığı pilav veya makarna

    2 yemek kaşığı yoğurt(evde yapılmış)

    İkindi

    1 kase yoğurt(150ml)

    1 küçük meyve veya 1 dilim evde yapılmış kek

    Akşam

    2-3 adet ızgara köfte

    1 kase çorba

    ½ dilim tahıllı ekmek

    Gece

    Anne sütü

  • Bebeklerde hırıltı

    Bebeklerde hırıltı

    Bebeklerde hırıltı olduğunda ilk akla gelen burun tıkanıklığıdır. Çünkü bebeklerin solunum yolları (ki bu ilk burunla başlar) erişkinlere göre daha dardır. Her iki burun boşluğunda koana denilen zarımsı oluşumlar vardır.

    Bu kalın olduğu zaman burun boşluğunu daha da daraltır. O zaman hırıltı duyulur. Burun mukozasının kalınlaşması infeksiyon ve alerjiden olabilir. Eğer bebekteki hırıltı burun ve genizde daha çok fokurtu şeklinde tok bir ses olarak duyuluyorsa bu üst solunum yolunda, hışıltı veya ıslık sesi varsa alt solunum yolunda tıkanıklık olduğunu gösterir.

    Havlar tarzda, metalik ses duyulması soluk borusunun tıkandığını gösterir. Tedavi bu tıkanıklıkların giderilmesine göre yapılır.

    En sık hırıltı üst solunum yolu enfeksiyonunda görülür. Başta virüsler olmak üzere bu durumdan çeşitli mikroplar sorumludur. İnfeksiyonun şiddeti etkene, çocuğun yaşına,daha önce aynı mikroorganizma ile temas edip etmemesine, alerji ve beslenme durumuna göre
    değişir.

    Aynı etken mikroorganizma değişik aile bireylerinde farklı klinik tablolar meydana getirebilir.

    Örneğin anne babada soğuk algınlığına neden olan virüs bebeklerde bronşit, zatürre, süt çocuğunda bronşiyolit, okul öncesi çocuklarda krup, okul çocuklarında farenjit şeklinde görülür.

    Üst solunum yolu infeksiyonu sırasında solunum yolları mukozasında enflamasyon,ödem,vasküler konjesyon(kanlanmada artış ),mukus sekresyonunda artış görülür.

    Özellikle burun mukozasındaki ödem ve enflamasyon artışı bebeklerin nefes almasını çok zorlaştırır. Bu da bebeklerde huzursuzluk ve uykusuzluk yapar. Tedavi buna yönelik yapılmalıdır.

    BEBEKLERDE ÖKSÜRÜK

    Bebeklerde öksürük beklenen ve istenen bir durum değildir. Ancak öksürük boğaza ve bronşlara giren toz,polen ve mikroorganizmaları dışarı atmamızı sağlayan reflex bir olaydır. Günde 1-2 kez öksürük olabilir bu normaldir.

    Gün içinde ve yatarken öksürük çok artıyorsa bu hastalık belirtisidir. Özellikle ilk 1-3 aylık bebeklerde öksürüğe ateşde eşlik ediyorsa bu durum bronşit, zatürre ve boğmaca lehine bir bulgudur. Mutlaka çocuk hekiminin görmesi gerekir