Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Çocuklarda alt ıslatma tedavisinde ilk adım: motivasyon!

    Bir çocuğun 5-6 yaşını geçmiş olmasına rağmen gece veya gündüz altını ıslatmaya devam etmesine tıp dilinde ‘enürezis’ denir. Çocukluk çağında alt ıslatma genetik, uyanma bozukluğu, idrar yolları veya böbreklerde bazı anatomik bozukluklar, enfeksiyonlar zaman zaman da psikolojik ( tuvalet eğitiminin erken başlaması, ebeveynin yanlış tutumları veya travmalar ) nedenlerle görülebilir.

    Alt ıslatma 5 yaşından sonra da devam etmesi durumunda ebeveynlerin altta yatan faktörler açısından bir uzmana başvurmalarında fayda vardır. Alt ıslatma tedavisinde ilk ve en önemli adım çocuğun tedaviye motive edilmesini sağlamaktır. Bunun için ailenin anlayışlı olması, çocuğa problemin çözüleceğine dair güveni vermesi ve çocuktaki suçluluk duygusunu gidermesi gereklidir. Günümüzde alt ıslatma tedavisinde eğer altta yatan organik bir neden yoksa genellikle davranış değiştirme ve daha az sıklıkla ilaç tedavisi uygulanır.

  • Çocukluk çağında menenjitler hakkında!

    Menenjit beyni saran zarların iltihaplanmasıyla oluşan tedavi edilmezse işitme kaybı, beyin hasarı ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir bakteriyel enfeksiyondur.

    Hastalığa yakalananların büyük çoğunluğu beş yaş altındaki çocuklardır. Menenjitlerin çoğunun sebebi vücudun bir yerinde başlayıp kan yoluyla beyin veya omuriliğe yayılan bakteriyel enfeksiyonlardır. En çok görülen mikroplar meningokok, pnömokok, hemofilus türü bakterilerdir.

    Ateş, baş ağrısı, bulantı-kusma, zihinsel fonksiyonlarda değişiklik, konuşma bozukluğu, ışığa karşı hassasiyet, boyun ağrısı, kas ağrısı, yüz felci, halüsinasyon, bilinç değişikliği, uyku hali, solunumun hızlanması, gibi belirtiler görülebilir. Bebeklerde belirtiler daha zor anlaşılabilir. Bu nedenle yüksek veya düşük vücut ısısı, huzursuzluk, kucağa alınınca geçmeyen ısrarlı ağlamalar, uyku hali, beslenmede isteksizlik, kafadaki bıngıldağın normalden bombe olması gibi durumlar da bir doktora başvurulmalıdır.

    Tedavi hastane koşullarında damaryolundan setek tedavisi ve antibiyoterapi şeklindedir. Tedavi edilmezse beyin hasarı, felç veya ölümle sonuçlanabilir.

  • Çocuklarda görülen kan hastalıkları ve belirtileri

    Kan vücudumuzun her hücresine ulaşan yaşamsal sıvıdır. Erişkinde 4-5 litre, çocuklarda 80 ml/kg kan bulunur. Kan plazma ve kan hücrelerinden oluşur. Kan hücreleri alyuvar (eritrosit), akyuvar (lökosit) ve kan pulcuğu (trombosit) dur. Kan hücreleri kemik iliğinde üretilir ve devamlı yenilenir. Kan ve kan hücrelerinin dokulara oksijen taşımak, pıhtılaşmayı sağlayarak kanamayı önlemek ve hastalıklara karşı vücudu savunmak gibi çok önemli görevleri vardır. Kan hücrelerinin hastalıkları ile ilgilenen bilim dalı hematolojidir. Hematolojik hastalıklar kalıtsal (genetik) veya sonradan edinilmiş (akkiz) olabildiği için doğumdan ölüme kadar her dönemde görülebilir.

    Yenidoğan bebeklerde kan hastalığını düşündüren bulgular şunlardır:

    Bir aydan uzun süren sarılık

    Göbek kanaması

    Göbeğin geç düşmesi

    Aşı veya enjeksiyon yapılan yerlerde kanama, morluk, sertlik oluşması

    Sünnet sonrası durmayan kanama

    Beyin kanaması veya mide-barsak kanaması geçiren bebekler

    Ağır enfeksiyon geçiren bebekler

    Süt çocukluğu döneminde (2 ay – 2 yaş) kan hastalığı belirtileri şunlardır:

    Karın şişliği (karaciğer, dalak büyümesi)

    Kilo alamama, büyüyememe, iştahsızlık

    Solukluk, halsizlik, huzursuzluk

    Gözlerde sararma

    Diz, dirsek, ayak bileği eklemlerinde tekrarlayan ağrılı şişlikler

    Ciltte tekrarlayan morluklar

    Sünnet sonrası durmayan kanama

    Boyunda kitle, lenf bezi büyümesi

    Okul öncesi çocuklarda kan hastalığı belirtileri şunlardır:

    Kemik ve eklem ağrıları

    Sebebi belli olmayan ateş

    Tekrarlayan burun ve dişeti kanamaları

    Diş çekimi sonrası durmayan kanamalar

    Solukluk, sarılık

    Boyunda, koltuk altında lenf bezi büyümeleri

    Karın ağrısı, karında şişlik

    Vücutta morluklar ve kırmızı lekeler

    Okul çağı ve ergenlik dönemi çocuklarda kan hastalıkları belirtileri şunlardır:

    Kızlarda uzun süren ve fazla miktardaki adet kanamaları

    Solukluk, halsizlik, çabuk yorulma

    Kilo kaybı, iştahsızlık

    Kemik ve eklem ağrıları

    Karın ağrısı

    Boyunda, koltuk altında, kasıkta lenf bezi büyümeleri

    Çocuklarda en sık görülen kan hastalığı anemi (kansızlık) dır. Bunun en önemli sebebi yetersiz ve dengesiz beslenme sonucu oluşan demir eksikliği ve vitamin B12 eksikliğidir. Kalıtsal anemi sebebleri talasemi (Akdeniz anemisi), orak hücre anemisi, G6PD enzim eksikliğidir.

    Çocuklarda görülen sık görülen kanama, pıhtılaşma bozuklukları hemofili, vonWillebrand hastalığı ve İTP (immun trombositopenik purpura) dır. Çocuklarda görülen kötü seyirli kan hastalıkları lösemi (kan kanseri) ve lenfoma (lenf bezi büyümeleri) dir. Ölümcül olabilen ve hızla yayılan bu hastalıklara erken tanı konur tedavisi hemen başlanırsa kurtulma şansı yüksektir.

    Çocuklarda kan hastalığından şüphelenildiği zaman yapılması gerekenler şunlardır:

    Hemen doktorunuza başvurun (aile hekimi, çocuk hekimi, çocuk hematolojisi uzmanı)

    Doktorun önerisine göre kan tahlilleri yapılması gerekebilir (hemogram, hematoloji ve biyokimya testleri)

    Hematoloji uzmanı periferik yayma, kemik iliği incelemesi, ileri hematolojik tahliller yaparak kesin tanıyı koyacak ve tedaviyi planlayacaktır.

    Sonuç olarak çocuklarda bebeklikten ergenlik sonuna kadar olan dönemde (0-17 yaş) kalıtsal ve akkiz birçok kan hastalığı görülebilir. Yukarıda saymış olduğumuz belirtiler yönünden aileler dikkatli olmalı ve en kısa zamanda doktora başvurmalıdır.

  • Üst solunum yolu enfeksiyonları

    Okul çağında çocuklarımız kendi kişisel bakımını yeterince yapamazlar. Bu nedenle üst solunum yolu enfeksiyonları sık görülmektedir.

    Burun ve boğazda iltihaba yol açan 200’den fazla virüs, çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarına yol açar.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları genellikle sonbahar ve kış mevsiminde ortaya çıkar. Çocuklar kışın daha çok hasta olurlar, çünkü çocukların okula gitmesi virüsler ile karşılaşmayı arttırır. İnsanlar hava soğuk olduğu için iç ortamlarda birbirlerine yakın temasta kalırlar ki, bu da enfeksiyonların bulaşmasını kolaylaştırır. Ayrıca düşük nem oranı, burun mukozasını kurutur; bu durum da çocukları soğuk algınlığına yol açan mikroplara (virüslere) karşı daha hassas hale getirir.

    ÜSYE bulguları çocuk virüsü aldıktan 1-3 gün sonra başlar ve genellikle 1 hafta sürer. Genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, boğazda kaşıntı, boğaz ağrısı, ses değişikliği, halsizlik, hapşırık ve geniz akıntısının yol açtığı hafif öksürük görülür.

    Çocukların birçoğu yılda 5-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirirler. Okula, kreşe giden çocuklarda bu sayı daha da artabilir. 6 yaşından büyük çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları sıklığı azalır.

    Ancak yılda 8’den fazla solunum yolu enfeksiyonu, 2’den fazla zatürre ya da yılda 3-4 kez orta kulak iltihabı geçiren çocukların ayrıntılı araştırılması gerekir.

    ÜSYE etken çoğunlukla virüsler olup kesin bir tedavisi yoktur.

    Kullanılan bazı tedaviler, burun akıntısı ve tıkanıklığı gibi bazı şikayetleri azaltabilir; fakat çocukların daha kısa sürede iyileşmesini sağlamaz. ÜSYE antibiyotik kullanımının yeri yoktur. Antibiyotikler bakterileri öldürür ama üst solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan virüsleri öldürmez. Viral enfeksiyonlarda gereksiz antibiyotik kullanılması bakterilerde direnç gelişimine yol açar; gerçekten bu ilaçlara ihtiyacımız olduğunda ise işe yaramazlar. Bu nedenle antibiyotikler sadece doktor önerisi ile kullanılmalıdır.

    Üst solunum yolu enfeksiyonlarında tedavide önerileri

    Tedavide asıl önemli olan destekleyici tedavidir.

    Çocukların sıvı alımının arttırılması,

    Sigaraya maruziyetin engellenmesi,

    Serum fizyolojik ile burnun temizlenmesi ve aspire edilmesi,

    Ateş (˃38-38.5 ◦C) var ise ılık duş yaptırılması, ılık kompres uygulama yapılması ve/veya ateş düşürücü verilmesi sayılabilir.

    Burun akıntısı ve tıkanıklığını azaltmaya yönelik tedavilerin ise etkinliği çok sınırlıdır, ancak şikayetlerin belirgin olduğu durumlarda hekime danışılarak 4- 6 yaşın üzerindeki çocuklarda verilebilir.

    Aspirin kesinlikle kullanılmaz. Viral enfeksiyonlar ile birlikte aspirin kullanılması Reyesendromu denilen, karaciğer yetmezliğine kadar giden ve hayati tehdit eden durumlara yol açabilir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonlarında Korunma

    Hasta kişilerden uzak tutmak, sık el yıkamak, kağıt mendil kullanmak (kullanılan mendil hemen çöpe atılmalı), özellikle birçok çocuğun bir arada bulunduğu ortamlarda oyun alanlarının ve oyuncakların uygun şekilde temizlenmesi ve grip aşısı yaptırılması önemlidir.

  • Gaz sancısı (kolik)

    İnfantil kolik, doğumdan sonraki ilk üç ayda oldukça sık rastlanan bir yakınmadır.

    Kolikum infantum ilk kez 1954 yılında Wessel tarafından üç haftadan fazla, haftada en az üç gün, günde üç saati aşan huzursuzluk ve ağlama nöbetleri olarak tanımlanmıştır.

    İnfantil kolik, iyi gelişen sağlıklı bebeklerde, daha çok akşam ve gece saatlerinde

    görülen,ataklar halinde ortaya çıkan, nedeni tam olarak aydınlatılamamış, bacaklarını karına çekme, alnını kırıştırma, kızarma yumruklarını sıkma, karında sertleşme, gaz çıkarma ile birlikte olan, tüm çabalara karşın durdurulması zor, aşırı ağlama ile karakterize bir sendromdur. Genellikle kolik ağlamaları akşam veya gece olur. Ağlama atakları uzundur ve infant kolaylıkla sakinleştirilemez. Kolik ağlamaları 6. haftada pik yapmakta ve 12. haftada kendiliğinden kaybolmaktadır.

    Sağlıklı bir infantın uzun ve şiddetli ağlaması aileler için önemli bir problemdir.

    Ağlamak her ne kadar aileye rahatsızlık verse de yapılan çalışmalarda bebeğin ağlamasının annenin hormonları üzerine etkili olduğu saptanmıştır. Özellikle prolaktini arttırarak süt yapımının artmasına neden olmaktadır. Prolaktin aynı zamanda anne ile bebek arasındaki bağı da kuvvetlendirmektedir.

    İnfantil Kolik Tedavisi

    Kolikum infantumun etkili bir tedavisi yoktur.

    Farmakolojik Tedavi:

    * Simetikon

    * Probiyotikler

    * Zinco damla

    * Laktaz enzimi

    Beslenme Önerileri:

    *Anne sütü ile beslenmek: İlk altı ay sadece anne sütü ile beslenmenin infantil

    kolikte koruyucu faktör olduğu bilinmektedir. Her öğünde iki memeyi birden emzirmeye çalışmak bebeğin laktozdan zengin önsütü aşırı almasına neden olduğu için gaz sancılarına yol açabilir. Bu nedenle bebek bir memeyi tamamen bırakana dek o memeden emzirilmelidir. Ancak anne sütündeki inek sütü proteinlerinin varlığı bebekte infantil kolik oluşmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebeklerde maternal diyetin (yumurta, fındık, fıstık, bulgur, kuru baklagil, lahana, turp ve baharatlı gıdaların bulunmadığı diyet) en az 2 hafta uygulanması ve sürdürülebilirliği, annenin sigara, alkol ve çay kullanmaması kolik şikayetlerinin azalmasını sağlamaktadır. Yapılan çalışmada anne sütünün geceleri melatonin içerdiği, geceleri anne sütü alan bebeklerin uyumasında ve koliği azaltmada yararlı olduğu gösterilmiştir.

    *Biberonla besleme: Yatay pozisyonda biberonla beslemek ve beslenme sonrası bebeğin gazının çıkarılmaması infantil kolik oluşumuna neden olmaktadır.

    Bitkisel Çaylar: Bağırsak düz kaslarında gevşeme sağlar. Sarı papatya, mine çiçeği, meyan kökü, rezene ve melisa ile yapılan bitki çayının günde 3 kez kullanımın kolikli bebeklerde ağlama ataklarını ve karın sertliğini azalttığı gösterilmiştir. Bu tedavi yönteminde standart bir doz miktarı yoktur. Bitki çaylarının sık kullanıldığı bebeklerin annelerini daha az emdikleri görülmüştür. Bitki çayları ishal ve böbrek yetmezliği gibi tablolara neden olabilmekte olup dikkatli olunmalıdır.

    Davranışsal tedaviler:

    Bebeğin kucakta, pusette, yatağında, hamakta, bebek altı haftalıktan büyükse otomatik bebek salıncağında ritmik şekilde sallanması. Çok sert sallama boyunda yaralanmaya yol açabileceğinden dikkatli olmak gerekir.

    Arabasıyla gezdirmek. Hatta, bebeği arabasında gezdirirken saatte 80-90 km hızla giden bir araba hissi veren sakinleştirme amaçlı araçlar da yapılmıştır.

    Bebeğin kanguru içinde ya da annenin/bakıcının kucağında tutulması. Bazı bebekleri sıkıca, kundaklar gibi sarmak işe yarayabilir.

    Bebeğin kucağa alınıp annenin/bakıcının göğsüne yaslanmış şekilde tutulması. Sarılmak, bebekte güven hissi uyandırır. Bu arada, sırtına, hafifçe, aralıklı olarak minik vuruşlar uygulamanın da yararı olur.

    Karına sıcak havlu uygulaması

    Bebeğe ılık banyoya yaptırma

    Şarkı söylemek. Bebeğin hangi müzik türünden hoşlandığını keşfetmeye çalışmalıdır. Beğendiği bir melodi tekrar tekrar söylenebilir.

    Ritmik seslerden yararlanma. Saç kurutma makinesi sesi, elekrikli süpürge sesi, su damlaması sesi, deniz dalgaları gibi ritmik sesler anne karnında kan akış sesine bebek tarafından benzetildiğ için rahatlama sağlayabilmektedir. İnternette veya akıllı telefonlarda beyaz gürültü (white noise) gibi programlar indirilerek denenebilir.

    Bebeğe masaj yapılması. Okşanmaktan ve dokunulmaktan hoşlanan bebekler için masaj, sakinleştirici olabilir.

    Kısa bir süre, annenin/bakıcının sırt üstü yatarak bebeği, üzerine yüzü koyun yatırması.

    Basınç uygulama tekniği: Bebek kucağa alınır, annenin/bakıcının karnı üzerine yatırılır ve hafifçe sırtına vurulur ya da sırtı sıvazlanır. Bu, birçok bebeğin çok sevdiği bir yöntemdir.

    Annenin stressiz ve rahat olması önemlidir. Bebeğe bir yardımcı bakarken annenin evden bir süreliğine uzaklaşıp hava değişikliği yapması zihinsel ve ruhsal olarak rahatlamasına yardımcı olabilir.

    Sakin ve sessiz bir yerde emzirmeye çalışınız. Emzirirken ve biberonla beslenirken bebeğinizin hava yutmamasına özen gösteriniz.

    Sık sık az az besleyerek açlık nedeniyle oluşan ağlamasının azalmasını sağlayabilirsiniz.

    Altının temiz olmasına özen gösteriniz.

    Annenin aldığı besinler sonrası bebeğin gaz sancısında artış olduğu gözlemine sahipseniz olabildiğince o besinlerden uzak durmaya çalışınız.

    !!! Bebeğinize yan etkileri bilinmeyen ve zarar verebilecek, doktor önerisi olmayan çaylardan, kocakarı ilaçlarından/damlalarından, yağlardan kesinlikle kullanmayınız.

    *İçinize sinmeyen, size anormal gelen, uzun süren sık oluşan ağlama ataklarında çocuk hekiminize muayeneye götürünüz.

  • Ateşi yüksek çıkan çocuk için neler yapılmalı?

    Ateş; koltuk altından 37.4°C, ağızdan 37.5°C, makattan 38°C kabul edilir.

    Makattan Ölçüm:

    Vücut sıcaklığını en iyi yansıtan bölge olmasına rağmen huzursuzluğa ve yaralanmalara neden olabileceğinden tercih edilen bir ateş ölçümü değildir. Dijital termometrenin temiz olduğundan emin olunmalıdır. Termometrenin ucu vazelin veya jel ile yağlanır ve çocuğun makatının içine doğru 1.5-2 cm kadar nazik bir şekilde ilerletilir. En az 3 dakika süre ile makat içinde kalması sağlanır.

    Koltuk Altından Ölçüm

    Koltuk altı kurulandıktan sonra ölçüm yapılmalıdır. Çocuklarda en sık tercih edilen yöntemdir. Yenidoğanda en uygun ölçüm şeklidir. Güvenilirdir ve kolay uygulanır. Ancak terlemeye bağlı olarak gerçekten daha düşük değer gösterebileceği akılda tutulmalıdır.

    Plastik Şerit Termometreyle Ölçüm

    Isıyla değişen duyarlı sıvı kristaller içeren bu termometreler alına yapıştırılır, vücut sıcaklığı bir dakika sonra renk değişikliği skalasından okunur. Bu yöntemle ölçüm güvenilir değildir.

    Alından/Ciltten Ölçüm:

    Çok hızlı ölçüm yapılabilir ancak güvenirliği düşüktür. Yüksek ateş çıkarsa koltuk altından ölçümün tekrarı gerekir. Evde 0-5 yaş grubu ateşli çocuklarda rutin olarak ağız ve makattan ateş ölçümü yapılmamalıdır.

    Ateş ölçümü, yenidoğanlarda (ilk 4 hafta) koltukaltından; 4 hafta-5 yaş arası çocuklarda ise koltuk altı ve kulaktan yapılmalıdır.

    Ateş bir hastalık değil, vücudun hastalıklara karşı verdiği normal bir cevaptır. Ateş düşürme hastalığın seyrini değiştirmez. Ateşin vücudumuz için pek çok faydası bulunmaktadır. Ateş varlığında bakterilerin ölmesi hızlanmaktadır. Ateşin kendi başına beyne hasar vermesi için ise 41,5°C üzerine çıkması gerekir. Bu da genelde enfeksiyonlarda çok çok nadir olarak görülmektedir. Yani ateş beyne zarar vermez, felce neden olmaz

    ATEŞ VE HAVALE: Ateş havale yapabilir ama bu korkulacak bir hastalık değildir. Çocukların yüzde 2-4’ünde görülür. Ateşli havale çocukta ailesel yatkınlık varsa ortaya çıkabilir. Ateş, çocuklarda genellikle kısa sürede kendiliğinden iyileşen basit viral hastalıklardan kaynaklanır. Ateşli çocukların çok az bir kısmında ise yaşamı tehdit eden veya ileride yaşam kalitesini etkileyebilecek olan ciddi bakteriyel enfeksiyonlar söz konusudur.

    Ateşli Çocuğun Evde Tedavisi: Annelere Öneriler

    1.Kalın kıyafetler, ateşin daha fazla yükselmesine neden olabileceğinden çocuklar az giydirilmeli, uyuturken giysiler daha da azaltılmalıdır. Oda ısısı ne çok sıcak ne çok soğuk olmalıdır (21-22°C idealdir).
    2. Alın, şakaklar, koltukaltı, kasıklar ve bacak arkalarına ıslak ve ılık kompres uygulanabilir. Uygulanan kompresler sık sık değiştirilmelidir.
    3. Çocuğa ateş düşürücü verildikten sonra ılık suyla duş ve ılık kompres uygulanmalıdır. Ateş, hızlı su kaybına sebep olarak vücudun susuz kalmasına yol açabilir. Bu yüzden çocuk sıvı alımı için teşvik edilmelidir.
    4. Hastayken tüm insanlar gibi çocukların da iştahı azalır. Yemek yemek istemeyen çocuk zorlanmamalıdır. Böyle dönemlerde en sevdiği yemekler hazırlanmalı ve yiyebildiği kadar yemesi için teşvik edilmelidir.
    5. Okula giden ateşli çocuklar ateş 24 saat yükselmeyinceye dek evde istirahat etmelidir.
    6. 39° C den daha düşük ateşlerin çoğunda eğer çocuğun genel durumu iyi ise, ilaç ihtiyacı olmayabilir. 39°C üzerinde ateşli ise veya ateş nedeniyle baygınlaşmaya, etrafa ilgisi azalmaya başlamışsa parasetamol veya ibuprofen içeren ateş düşürücüler, çocuğunuzun yaşı ve kilosuna göre verilebilir.

    Ne zaman Doktora başvurulmalı?

    Üç aydan küçük çocuğunuz ateşlenirse….

    Yeni doğan dönemdeki bebeklerde enfeksiyonla savaşma yeteneği kısıtlı olduğundan ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Bebeğinizin ateşi 38ºC’nin üzerine çıkarsa, doktorunuzu mutlaka arayın. Doktora danışmadan ilaç vermeyin. Ateş yükselirse ve kontrol altına alınamıyorsa bebeğinizi teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne götürmeniz gerekmektedir.

    1. Eğer çocuğunuzun ateşi 40°C ve yukarıda ise

    2. Eğer çocuğunuz bir şey içmek istemiyor, durmadan ağlıyor veya çok halsiz görünüyorsa

    3. Ateşle birlikte çocukta kasılma, şuurda bir değişiklik olduysa, dalgınlık varsa, çocuk her yediğini kusuyorsa, yoğun bir solunum sıkıntısı varsa, yani sık nefes alıyorsa ya da nefes almada zorluk çekiyorsa, vücutta döküntü varsa

    4. Eğer çocuğunuz ateşli havale geçiriyorsa, daha önce ateşli havale geçirdiyse ya da çocuğun kardeşlerinde ateşli havale hikayesi varsa (Havale anında çocuğunuzun elleri ve ayakları şiddetli bir şekilde sallanmaya başlar ve gözleri arkaya doğru kayabilir. Ateşli havale genelde 1-5 dakika sürer. Çocuğunuzun elinin veya kolunun birkaç kere sallanması, onun havale geçirdiği anlamına gelmez.)

    5. Eğer ateşi 48 saatten (2 tam gece ve gündüz) daha uzun sürer ve ateş düşürücü ilaçlarla bile düşmezse çocuğunuzu mutlaka doktora götürmelisiniz.

  • Çocuklarda alerjik nezle (saman nezlesi)

    Çocuklarda burun tıkanıklığı gece huzursuz uyuma, ağızdan nefes alma ve horlama şeklinde kendini gösterir. Gece rahat uyuyamayan çocuk çok terler. sabahları uykusuz ve yorgun uyanır. İştahsızdır. Gün içinde huzursuzluk ve sinirlilik devam eder. Okul başarısı düşebilir. Burun tıkanıklığı çok uzun süre devam ederse yüzde iskelet sisteminde kalıcı değişiklikler gelişir. Üst çenede dişlerin öne itilmesi, alt çenenin geriye itilmesi ve burun kökü genişlemesi bu değişikliklerden bir kaçıdır.

    B- Çocuklarda Alerjik Nezle Sonucu Gelişen Hastalıklar Nelerdir?

    Çocuklarda yıl boyu süren alerjik nezleye bağlı gelişen burun tıkanıklığının sonucu olarak tekrarlayan sinüzit ve orta kulakta sıvı birikmesi sık görülen durumlardır. Sinüzit, viral bir üst solunum yolu enfeksiyonunun, yani soğuk algınlığı veya nezlenin normalde geçmesi gereken 1 hafta – 10 günden uzun sürmesi, özellikle sabah kalkıldığında artış gösteren balgamlı öksürükler, sarı burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı belirtilerinin görülmesi ile tanınır. Orta kulakta sıvı birikimi ise ateş ve kulak ağrısı ile gelebileceği gibi sadece belli belirsiz bir duyma kaybı ile de kendini gösterebilir. Sözü edilen birinci durumda orta kulakta iltihaplı bir sıvı birikimi söz konusu iken, ikinci durumda ise iltihapsız bir sıvı birikimi vardır. Her iki durumda da duyma kaybının kalıcı olmaması için mutlak olarak altta yatan alerjinin tedavi edilmesi gerekmektedir.

    B-Çocuklarda Alerjik Nezle Nasıl Teşhis Edilir ?

    Alerjik nezlede tanı hastanın hikâyesi ve destekleyici laboratuar testleri ile konur. Burun tıkanıklığı, burun akıntısı, burun kaşıntısı, hapşırık ve göz yaşarması belirtilerinin yaşamın çoğu gününde görülmesi halinin varlığı; bununla beraber alerji testlerinde pozitiflik saptanması ve burun akıntısında alerjik hücrelerin tespiti tanı koydurmaktadır.

    C-Çocuklarda Alerjik Nezle Nasıl Tedavi Edilir?

    Alerjik nezlede birinci basamak tedavi alerjinin saptandığı maddeden bireyin uzak tutulmasıdır. İkinci basamakta ise ilaç tedavisi gelir. Bu tedavi ağızdan alerji şurup / hapları ile ve/veya kana karışmayan kortizonlu burun spreyleri ile sağlanabilir. Tedavi her hasta için farklılık göstermektedir. Çevre önlemleri ve ilaç tedavisinin yanı sıra problemin kökten çözümü için “Dil Altı Damla Aşı” tedavisi uygulanabilir.

    D- Çocuklarda Alerjik Nezle Astımı Nasıl Etkiler?

    Çocuklarda astım ve alerjik nezle sıklıkla birarada görülür. Solunum yolu bir bütündür ve alerji tüm solunum sistemini birden etkiler. Burunda bir sorun olduğunda akciğerler de bundan etkilenir. Burun tıkanıklığına bağlı ağızdan nefes almak zorunda kalan hasta kuru ve soğuk havayı akciğerlerine çeker. Bunun sonucu olarak astım alevlenmeleri daha sık yaşanır. Ayrıca, burun tıkanıklığına bağlı uzamış soğuk algınlığı sonucu gelişen geniz akıntısı da akciğerlerde hassasiyet yaratır. Bu nedenle burundaki alerjik sorun tedavi edilmeden çocuk astım hastalarında tedaviden tam yanıt almak mümkün olmaz. solunum yolu bir bütün olarak tedavi edilmelidir.

  • Ürtiker (kurdeşen) hakkında

    Ürtiker bir hastalık değil, belirtidir. Ürtiker, deriden kabarık, basmakla solan, etrafı kızarık, sınırları belirgin kaşıntılı döküntülerdir. Yaşamı boyunca her dört kişiden biri en az bir kez ürtiker geçirmiştir. Bu döküntüler bir günden fazla sürmez. Kaybolur ve tekrar vücudun başka yerinde çıkar.

    Ürtiker, bazı hücrelerimizden (mast hücresi) salınan histamin’in etkisiyle ortaya çıkar. Histamin, damarlarda genişlemeye, damar duvarında geçirgenliğin artışına ve dolayısıyla damar dışına sıvı çıkışına neden olur. Bunun sonucunda cildimizde şişlikler ve kızarıklıklar oluşur. Eğer sıvı çıkışı cilt altına olursa anjioödem olarak adlandırılır. Cilt altı dokusu göz çevresi, ağız ve genital bölgelerimizde daha gevşek olduğu için anjioödem daha çok buralarda görülür.

    Ürtiker süreye bağlı olarak iki başlık altında incelenir.

    Akut ürtiker

    Kronik Ürtiker

    Altı haftadan daha uzun sürerse kronik ürtiker olarak adlandırıyoruz. Akut ile kronik arasındaki fark sadece süre ile kısıtlı değildir. Akut ve kronik ürtiker nedenleri birbirinden oldukça farklıdır.

    Akut ürtiker besinler ya da ilaçlara bağlı alerjik reaksiyonlar ve enfeksiyonlar sırasında ortaya çıkabilir. Genellikle 2-3 hafta içerisinde kendiliğinden geçer.

    Kronik ürtiker hastalarının ancak %25’inde şikayetler dış etkenlere bağlı olarak gelişmektedir. Bu etkenler fiziksel, kontakt ve kolinerjik olarak alt tipleri oluşturmaktadır. Soğuk, su, güneş ışıkları, basınca maruz kalınması ye da egzersiz gibi durumlar ürtikerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunun dışındaki çoğu vakada neden tam olarak saptanamaz. Bu hastaların bir kısmında oto antikorlar (IgE reseptörüne karşı) saptanabilir.

    Fiziksel Nedenlere Bağlı Ürtikerler

    Semptomatik Dermografizm

    Sert bir cisimle (kalem, tırnak ucu) çizildiğinde ödem ve kızarıklık oluşur.

    Geç Basınç ürtikeri

    Vücudun herhangi bir bölgesine basınç uygulandıktan yarım saat-12 saat sonra bulgular ortaya çıkar (Sıkı çorap boğumlarında, ağır sırt çantası vb taşındığında)

    Kolinerjik ürtiker

    Egzersiz, sıcak su, baharatlı yiyecekler ve heyecanlandığımızda vücut ısısının artmasına bağlı ortaya çıkar

    Soğuk kontakt ürtiker

    Soğuk havaya, suya ya da cisme dokunulduğunda görülebilir

    Sıcak kontakt ürtiker

    Sıcak cisimlere, suya ya da havaya maruz kalındığında görülür.

    Egzesize bağlı

    Egzersiz sırasında ve sonrasında görülür

    Aquajenik ürtiker

    Herhangi bir sıcaklıkta su ile temas edildiğinde (yüz-el yıkama) ortaya çıkar

    Solar ürtiker

    Belirli dalga boyunda güneş ışığına maruz kalındığında ortaya çıkar

    Vibratuvar ürtiker

    Vibrasyon yapan makinalara temas edildiğinde (mikser kullanmak, bisiklete binmek vs)

    Ürtiker Semptom ve Bulgular

    Ürtiker ciltte şişlik, kızarıklık ve kaşıntının belirgin olduğu etrafı sınırlı döküntülerdir. Basmakla solarlar ve her döküntü 24 saatten daha kısa sürer, yenisi çıkabilir. Ürtiker ile birlikte çoğu zaman anjioödem bulguları görülebilir. Dudaklarda, göz çevresinde ve genital bölgede şişlikler hastaların çoğunda görülebilir.

    Semptomlar geceleri hastaları daha çok rahatsız eder. Yaşam kaliteleri (okul, iş, sosyal yaşam) olumsuz etkilenir. Ürtiker ile beraber bazı hastalarda ateş, eklem ağrıları gibi bulgular görülebilir.

    Ürtiker Tanı

    Hastalığın tanısında öykü çok önemlidir. Hastaların bazıları şikayeti olmadığı dönemde geldikleri için ürtikerin hasta tarafından iyi tanımlanması gerekir. Basmakla solması, ürtikerin düzelme süresi, şikayetlerinin ne zamandan beri olduğu (akut, kronik ayırımı için) çok önemlidir. Bu aşamada hastalara karışıklığa neden olmamak için döküntülerinin fotoğrafını çekmelerini tavsiye edebiliriz. Ürtikerin hangi şartlarda ortaya çıktığı (besinler, ilaçlar, fiziksel nedenler) iyi tanımlanmalıdır. Bu bilgiler tanısal işlemler için hekime yol gösterici olacaktır.

    Şikayetlerinin yaşam kalitesini (okul, iş ya da sosyal yaşam) nasıl etkilediği bilinmelidir.

    Ürtikeri olan hastalarda tanısal işlemlerin temelini hastanın öyküsü oluşturmaktır. Tanıya yönelik olarak yapılacak testler ne yazık ki bize pek yardımcı olmamaktadır. Laboratuvar analizleri olası etiyolojik nedenleri araştırmak amacıyla yapılmaktadır.

    Rutin uygulamada kan sayımı dışında öyküde alerjik reaksiyonlar düşünülüyorsa deri prik testleri yapılabilir. Kronik ürtikerde otoimmüniteyi göstermek amacıyla otolog serum testi yapılabilir. Bu test ile hastanın IgE reseptörlerine karşı antikor varlığı gösterilebilir. Dışkıda parazit ve otoimmün hastalıklar (troidit, Sistemik lupus eritematozis, Romatoid artrit) açısından laboratuvar testleri yapılabilir.

    Cilt biyopsisi kronik ürtikerli hastalarda önerilmez. Ancak ayırıcı tanı amacıyla yapılabilir.

    Tanısal testler daha çok fiziksel nedenler ile ortaya çıkan ürtikerler için yapılabilir. Bu testler her duruma özgü olarak tanımlanmıştır. Testler için tıklayınız.

    Ürtiker Tedavi

    Ürtikerin nedeni belirlenebilirse ondan kaçınmak tedavinin esasını oluşturmaktadır. Antihistaminik ilaçlar ürtikeri ve anjioödemi kontrol etmede başarılıdır. Antihistaminik ilaçlar histamin’in etkisini bloke ederek kaşıntıyı ve ürtikerin tekrarlamasını önler.

    Eğer standart tedaviye rağmen şikayetleriniz kontrol edilemiyorsa doktorunuz ilaçlarınızda düzenleme yapacaktır. Alternatif ilaçlara geçebilir ya da doz artırımı yapabilir. Kullandığınız ilaçlara bağlı semptomlar ortaya çıkıyorsa (ACE inhibitörleri vs) ilacınızın hekiminiz tarafından bir diğerine değiştirilmesi gerekir.

    Kronik ürtikeri olan hastalarda çoğu zaman semptomları kontrol etmede başarılı olamayabiliriz. Son yıllarda anti-IgE tedavisi ile iyi sonuçlar alınmaktadır.

  • Dikkat çocuğunuzda hırıltı mı var?

    Çocuklardaki önemli problemlerden biride akciğerlerde duyulan hırıltıdır. Hırıltı kelimesi bazen hışıltı olarak da ifade edilir. Hırıltı akciğerlerde bronşların daralması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. En sık neden solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı bronşiolittir.

    Hırıltı

    Akciğerde bulunan hava keselerinin girişinin daralması sonrası gelişir ve hava keselererindeki hava çıkmakta zorlanır. Sonuç olarak ıslık sesi gibi bir ses duyulur. Bu sese hırıltı (hışıltı) denir. Hırlayan çocuklara da hırıltılı çocuk denir.

    Hırıltı birçok hastalıkta görülebilen bir durumdur. Solunum yolu enfeksiyonları özellikle küçük bebeklerde bronşları etkiler ve daralma yapabilir. Bunun sonucu da akciğerlerde ıslık çalma gibi bir ses duyulabilir. Bronşiolit gibi bir akciğer enfeksiyonu sonucu olabildiği gibi reflü, doğuştan gelen soluk borusu bozuklukları, bağışıklık sistemi hastalıklar, soluk borusuna kaçmış yabancı cisimler gibi birçok nedene bağlı hırıltı olabilmektedir.

    Hırıltı Çocuk nedir?

    1 aydan daha uzun süren veya, üç veya üçten fazla hırıltı olan çocuklara hırıltılı çocuk denir.

    Bebeklerdeki Hırıltı Tipleri

    Geçici erken hırıltılı bebekler

    Alerjik olmayan çocuklarda hırıltı

    Alerjik olan çocuklarda hırıltı

    Hırıltısı olan bebeklerin Çocuk Alerji ve İmmünoloji hastalıkları konusunda uzmanlar tarafından teşhis edilip tedavi edilmesi çok önemlidir.

  • Alerji bulguları

    Herhangi bir alerjene karşı duyarlılığı olan bireylerde alerjen ile karşılaşıldığında mast hücrelerinden salınan histamin ve diğer maddelerin etkisiyle çeşitli bulgular ortaya çıkar. Bu alerjenlere bağlı olarak görülen bulgular kişiler arasında ve aynı kişide organlar arasında farklılıklar gösterebilir. Yani bir alerjen bir kişide alerjik rinit semptomlarına neden olurken diğer kişide astıma neden olabilir. Semptomların şiddeti de keza farklılıklar gösterebilir.

    Alerjik hastalıkların en sık görüldüğü organlar burun, sinüsler, göz ve akciğerlerdir. Ancak sindirim sistemi, deri ve damarlar da alerjik hastalıklardan etkilenebilir.

    Alerji bulgusunun türü ve şiddeti hastanın genetik yapısına, alerjenin tipine ve yoğunluğuna bağlı olarak ortaya çıkar.

    Alerjenlere bağlı olarak görülen bulgular aşağıda özetlenmiştir.

    Burun akıntısı, kaşıntı, hapşırma

    Öksürük, hışıltı, nefes darlığı

    Ciltte kaşıntı ve kızarıklık (kurdeşen)

    Dudak ve göz çevresinde şişlik

    Gözlerde kaşıntı ve kızarıklık

    Dudaklarda, ağız içerisinde ve boğazda kaşıntı

    Bulantı, kusma ve ishal

    Bu bulguların hafif olabileceği gibi ölümcül sonuçlanabilecek anafilaksi gibi de ağır seyredebileceği unutulmamalıdır.

    Unutmayın!

    Alerjik hastalık algısı oldukça yaygındır. Bir çok alerji benzeri semptom ve bulgu (özellikle cilt bulguları) yanlış olarak alerjik hastalıklara yorumlanmaktadır. Bu durum gereksiz tetkiklerin yapılmasına ve tedavilere neden olmaktadır. Alerji ve immünoloji uzmanı tarafınızdan klinik ve laboratuvar olarak değerlendirilmeniz ile bu durumu açıklığa kavuşturabilirsiniz.