Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Anne sütünü arttıran besinler hakkında

    Sanılanın aksine şekerli besinler anne sütünü arttırmazlar. En önemlisi düzenli emzirmek ve bol sıvı tüketmek (3-3,5 litre/gün). Yanısıra galaktojenik olduğu bilinen havuç, yulaf, dereotu, semizotu, ıspanak, sarmısak, 1-2 çay kaşığı susam, 1 avuç çiğ badem-fındık-fıstık, somon balığı, 4-5 adet kuru incir, kuru üzüm hergün tüketmek süt yapımında oldukça faydalıdır.

  • Balık yağı iştah açar mı? Yazın balıkyağı tüketmek zararlı mı? Balık yağı alırken nelere dikkat etmeli ⁉

    Omega-3 (w-3) ve omega-6 (w-6) yağ asitleri insan vücudunda sentezlenmedikleri için diyetle almak zorunludur. Omega-3 yağ asitleri daha çok balık, merada beslenen hayvan eti, özgür dolaşan kümes hayvanlarının yumurtası ve keten tohumu yağlarında bulunur. Asıl kaynak yağlı balıklardır. Morina-Uskumru-Somon-Hamsi-İstavrit-Ton Balığı-Yayın balığı ortalama haftada 2 kere 70-200 gram tüketmek gerekir. Bitkisel kökenli olanların günlük ihtiyacı karşılaması için kilolarca tüketilmesi gereklidir. Yani 1 avuç ceviz ile sanılanın aksine ihtiyaç karşılanamaz. Balık çiftliklerinde yetiştirilen balıkların omega 3 içeriği çok düşüktür. Serbest dolaşan dip balıklarında ise ağır metal bulunabilir.

    Bebeğim ağır metal almasın ama yeterince omega 3 alsın diyorsanız IFOS onaylı ve içeriğine antioksidan eklenmiş özellikle DHA içeriği yüksek balıkyağı preparatları kullanabilirsiniz. ? Balık yağı iştah açıp kilo aldırır mı❓Yanıt: HAYIR ? Multivitaminli balık yağları içerdikleri B vitaminleri , çinko nedeniyle iştah açabilir. Omega-3 yağ asitlerinden DHA görme fonksiyonları, öğrenme ve hafıza üzerine destekleyici etki gösterirken EPA damar sağlığı, kanın akışkanlığını arttırma, karaciğer yağlanmasının tedavisi başta olmak üzere antimitojenik, antioksidan özellikleri nedeniyle antikanser etkinlikte dahil birçok hastalığın tedavisinde kullanılır. DHA’nın yüksek dozları dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde kullanılır. Balık yağı yılın her döneminde tüketilebilir.

  • Besinler erken ergenlik yapar mı

    Normalde ergenlik bulguları kızlarda 8-13, erkeklerde 9-14 yaş arasında başlar. Erken ergenlik kızlarda daha sık görülür. Şişmanlık başlı başına erken ergenlik sebeplerinden biridir.

    Bugün için erken ergenliğin “endokrin bozucular” olarak isimlendirilen ve hormonal dengeleri bozan bazı maddeler nedeniyle gelişebildiğini biliyoruz. Örneğin, doğal yollarla üretilmediği için endokrin bozucular içeren domates, çilek, fındık, salatalık, elma, portakal ve benzeri birçok sebze-meyve, hormonla büyütülen hayvanların etleri , sütleri ve yumurtalarının tüketilmesi ve endüstride kullanılan kimyasallarla temas edilmesi erken ergenlik nedenleri arasındadır.

    İçerisinde ZEA ( mısır ) ve lesitin ( emülgatör ) bulunan endüstriyel gıdalar çocuklarda erken ergenliğe neden olur. Hormonlu gıdalardaki hormon oranı çok düşüktür. Onbeş-yirmi kere yemek ile sorun çıkmaz fakat bu gıdaların yıllar boyu tüketilmesi ile düşük düzeydeki hormon zamanla vücutta yağ dokusunda birikir. Bu yüzden fazla kilolu çocuklar hormonlu gıdalardan daha fazla etkilenirler. Çok düşük doğum ağırlıklı bebekler erken ergenlik açısından risk altındadır. Bir bebek doğuştan kilolu ise ve erken çocukluk çağını kilolu geçiriyorsa ileride bir ergenlik sorunu çıkma ihtimali düşük iken zayıf bir çocuğun hızlı ve kısa sürede kilo alması erken ergenliği başlatabilir. Mümkün olduğunca tavuk eti, kırmızı et, süt, süt ürünleri, çilek, domates, salatalık gibi ürünler güvenilir yerlerden alınmalı, şekerli gazlı içecek, abur cubur tüketimi azaltılmalı, spor yapmak özendirilmeli.

  • Alerjik egzema

    Alerjik egzema, bebeğin cilt bariyerinin bozulması sonucu cildin su tutma özelliğini kaybetmesiyle gelişen kuruluk, kızarıklık ve kaşıntı şeklinde kendini gösteren cilt döküntüleridir. Alerjik egzema ( Atopik dermatit ) ile benzer dönemlerde besin alerjileri ilk bulgularını verebilir. Çoğunlukla inek sütü ve yumurtaya bağlı olarak ortaya çıkan besin alerjileri atopik dematit hastalarının büyük çoğunluğunda bulunabilir. Bu nedenle egzema ile başvuran hastaların mutlaka besin alerjisi yönünden değerlendirilmesi gerekir. Besin alerjileri çoğu zaman bebeklik döneminde başlar. Bazı besinlere karşı gelişen alerjiler zamanla düzelebilir. Bazıları ise yaşam boyu devam edebilir. Belirtileri hafif ürtiker olabileceği gibi ağır yaşamı tehdit eden ANAFİLAKSİ şeklinde de görülebilir.

  • Grip aşısı ne zaman yaptıralım?

    İnfluenza virüs enfeksiyonları çocuklarda daha ağır seyretme eğilimindedir. İnfluenza virüs aşısı, çocukları tüm grip enfeksiyonlarından koruyamasa bile, 6 aylıktan büyük risk grubunda olsun veya olmasın tüm çocukların aşı olmasında fayda vardır. Ülkemizde 3 bileşenli inaktif influenza aşısı (İİA-3) ve 4 bileşenli inaktif influenza aşısı (İİA-4) mevcuttur.

    Yüksek risk grubunda astım ve kistik fibroz gibi kronik akciğer hastalıkları, solunum sistemini baskılayan ya da aspirasyon riskini artıran hastalıklar, kalp hastalıkları, immün baskılayıcı hastalıklar ya da tedaviler, orak hücreli anemi ve diğer hemoglobinopatiler, uzun süreli aspirin tedavisi gerektiren hastalıklar (juvenil romatoid artrit, Kawasaki sendromu gibi), kronik böbrek hastalığı, diyabetes mellitus gibi kronik metabolik hastalıklar sayılabilir. Aşı 6-35. ayda yarım doz (0,25 ml) 3 yaş ve üstünde tam doz (0,5 ml) yapılır.• Grip aşısı ≤8 yaşta ilk kez uygulandığında, 1 ay arayla 2 kez yapılır, daha sonraki yıllarda yılda bir kez uygulanır, ≥9 yaşta ilk uygulama ya da tekrarlarda yılda bir kez yapılır.

    Grip aşısı her yıl salgın yapma olasılığı öngörülen virüs tiplerine göre yeniden hazırlandığından, korunmanın sürdürülmesi isteniyorsa her yıl tekrarlanmalıdır. Grip aşısı Eylül-Nisan ayları arasında uygulanabilir. Ancak aşının özellikle ilk kez uygulanacak ve 2 doz verilecek çocuklarda influenza virüs enfeksiyon mevsimi başlamadan ya da başlangıcında (Eylül-Ekim ayları) uygulanması daha uygundur.

  • Altıncı hastalık

    Kış aylarında sık görülen Herpes Virüs Tip 6’nın neden olduğu yüksek ateş ile başlayıp vücutta kızarıklarla devam eden bir hastalıktır. Sıklıkla 6 ay-3 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Altıncı hastalığı geçiren çocuklar, hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık kazanır. Hastalık boyunca yüksek ateş görülmesi aileleri tedirgin ederek gereksiz yere yüksek doz antibiyotik kullanımına sebep olabilir.

    Hastalığın en önemli belirtisi, döküntüler öncesinde görülen yüksek ateştir. Ateş39 -40 dereceye yükselebilir. Bunun yanı sıra baş ağrısı, bulantı, kusma hatta havale olabilir. Pembe-kırmızı renkli, gövdeden başlayıp kollara yayılan deri döküntüleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Diğer çocukluk çağı hastalıklarında ise döküntüler, genellikle boyun ve yüzden başlar. 2- 3 gün içinde kaybolan döküntüler, kalıcı izlere de neden olmaz.

  • Çocuğumu şarbondan nasıl korurum

    Son günlerde Şarbon Hastalığı ile ilgili haberler ve artan vaka sayıları nedeniyle kendimiz ve çocuklarımıza et yedirmekten korkar olduk. Şarbon etkeni bakteri otçul hayvanların etleri, sütleri, derisi, tüyleri hatta yem yedikleri yerlerle, kesildikleri yerlerle temas edilmesi halinde bile bulaşabilir. En sık görülen formu Deri Şarbonu’dur. Bütünlüğü bozulmuş ciltten bakterinin sporlarının vücuda girmesiyle hastalık başlar. Siyah ortası çökük etrafı ödemli ağrısız çıban şeklindedir. Hayvanın sporlarının hava yolu ile solunması ile ki sıklıkla tüy-kıl-yem-derisi aracılığıyla Akciğer Şarbonu oluşabilir. Oldukça öldürücüdür.

    Temas sonrası 2-7 gün içinde grip bulguları ile başlayıp ilerledikçe solunum sıkıntısı, kanlı balgam ve hızla ölüme gidebilir. Sindirim sistemi şarbonu iyi pişmemiş et-iyi kaynatılmamış süt ve bu sütten üretilen süt ürünleri aracılığıyla bulaşır. Kusma, yutma güçlüğü, ishal, karın ağrısı, iştahsızlık, halsizlik gibi bulgularla başlayıp kısa zamanda kanlı kusma ve kanlı ishal gelişir. Sindirim sistemi Şarbonu’da tanı ve tedavide gecikilirse öldürücü olabilir. Ayrıca deri, akciğer, sindirim sistemi şarbonunun lenfatik veya kan yoluyla yayılmasıyla Menenjit tablosu da oluşabilir.

    Erken dönemde tanı konulup tedavi hemen başlatılırsa sonuç yüz güldürücü olabilir. Korunma Et,süt ve süt ürünleri, şarküteri ürünlerini güvenilir yerlerden almalıyız. Şarbonlu et koyu renkli olur ve kesince Katran Rengi kan akar. Ayrıca çabucak kokuşur. Et çok iyi pişirilmeli, sütçüden alınan süt en az 30 dakika kaynatılmalıdır. Okulların açılması ile birlikte çocuklarımızın gözetimimiz dışında şarküteri ürünleri içeren tost, sandviçler, hamburger, dondurma gibi yiyecekleri tüketmemeleri konusunda dikkatli olmalıyız.

  • Bu hastalıklar çocukların karaciğerini bitiriyor

    Enfeksiyonlara karşı vücudu koruyor

    Karaciğer vücutta hayati öneme sahip, önemli organlardan biridir. Kanda bulunan kimyasal maddeleri düzenleyen karaciğer, toksik maddelerin dışarıya atılmasını, safra salgısı yağların sindirilmesini sağlamakta ve kırmızı kan hücresi üretmektedir. Alınan besin ve ilaçlar da burada parçalanarak, kolay kullanılabilir hale getirilir. Karaciğerin işlevini gerçekleştirememesi mutlaka en kısa sürede tedavi gerektirmektedir ve yetmezliğin en etkin tedavisi karaciğer naklidir.

    Akut ve kronik karaciğer yetmezliğine dikkat!

    Her karaciğer hastalığı, karaciğer nakli gerektirmemektedir. Karaciğer büyük bir organdır, son ana kadar çalışır fakat yapması gereken üretimleri yapamadığı, atması gerekenleri atamadığı zaman ciddi olarak yetmezlik gelişebilmektedir. Ani gelişen, daha önce hiçbir sorunu olmayan, bir anda karaciğerde hasarlanma neticesinde karaciğerin çalışmadığı, akut denilen ani karaciğer yetmezliği grubu birinci grubu oluşturmaktadır. Bu daha az bir sayıyı kapsar. Ani yetmezliklere; enfeksiyonlar, ilaç alımları, mantar zehirlenmeleri gibi durumlar neden olabilmektedir. Nadiren karaciğer hastalıklarının da ilk belirtisi olarak ani karaciğer yetmezliği görülmektedir. Bir de doğuştan ve ya sonradan edinilen bozukluklarla gelişen karaciğer hastalıkları vardır. Bunlara kronik karaciğer hastalıkları denilmektedir. En sık görülen tablo ise kronik karaciğer hastalığına bağlı gelişen karaciğer yetmezlikleridir.

    Çocuklarda karaciğer nakli gerektiren hastalıklar

    Kronik karaciğer hastalıkları yani karaciğerin doğuştan olan hastalıkları, karaciğer yetmezliğine neden olabilmektedir. Çocuklarda karaciğer naklinin en sık nedeni, doğuştan safra yolu yokluğudur. Karaciğerin iltihapla seyreden, otoimmün hepatit denilen, karaciğer hastalıkları da yetmezlikle sonuçlanabilmektedir. Bunun dışında yine doğumsal olan, safra kanallarındaki taşıyıcıların yokluğuyla karakterize, kalıtsal kolestaz denilen bir grup mevcuttur. Bunlar da önemli nakil grubunu oluşturmaktadır. Belirtileri yine kaşıntı, büyüme-gelişme geriliği ve sarılık olabilmektedir.

    Karaciğeri tutan metabolik hastalıklarda da nakil gerekli

    Karaciğeri tutan metabolik hastalıkların ilk grubunu, sirozla birlikte karaciğer hasarına yol açanlar oluşturmaktadır. Bir de bazı hastalıkların varlığında karaciğer aslında normal çalışır ve zarar görmez ancak başka organlar olumsuz etkilenmektedir. Buna örnek olarak yüksek kolesterol bozuklukları olan ailesel hipekolesterolemi gösterilebilir. Bu hastalıkta karaciğer sağlıklı bir şekilde işlevini yerine getirir fakat protein karaciğerde yapılamadığı için vücudun her yerinde kolesterol plakları oluşur ve bu sebeple ölümler olabilmektedir. Bu plaklar çok ciddi koroner arter hastalığına da yol açabilmektedir. Ailede belirgin bir vaka varsa mutlaka erken dönemde koruyucu olarak karaciğer nakline gidilmesi gerekmektedir. Buna benzer bir başka hastalık da “hiperoksalüri” adı verilen, böbreklerde aşırı miktarda oksalat birikiminin olmasıdır, gözde, deride ve birçok organda birikmektedir. Bu hastalarda yine karaciğer nakli gerekir ve eğer erken dönemde karaciğer nakli yapılırsa, böbrek nakline gerek kalmamaktadır.

    Karaciğer nakli dikkatli bir hazırlık istiyor

    Hastalığın tanısı konulduktan sonra gerçekten naklin gerekli olup olmadığı araştırılmaktadır. Eğer çocuk nakil kapsamına alınırsa, yaşa göre gereksinimleri belirlenir. Nakilden önce mutlaka aşılamaların tamamlanması gerekmektedir. Nakil sonrası enfeksiyonu önlemek adına aşı, birinci derecede koruma özelliğine sahiptir. Nakil sırasında çocuğun bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve kaslarının kuvvetlenmesi için özel bir beslenme programı uygulanmaktadır. Beslenme çoğu zaman damardan yapılmaktadır. Nakil öncesi vücuttaki herhangi bir organın hastalıktan etkilenip etkilenmediği tetkiklerle değerlendirilir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biri, bazen erken dönemde vücutta herhangi bir organ etkilenimi yokmuş gibi görünse de, bazı hastalıkların etkisi ileri yaşlarda ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeple çok detaylı değerlendirme gerekmekte ve aile ile bu bilgiler ayrıntılı olarak paylaşılmaktadır.

    Nakil sonrası düzenli takip çok önemli

    Yaş küçüldükçe nakil sonrası sürecin zorlukları da artabilmektedir. Kullanılan ilaçların yan etkileri açısından takibin düzenli yapılması gerekmektedir. Karaciğer nakli sonrası çocuk ömür boyu bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanabilir. Bu konuda ailenin de bilinçli olması önemlidir. Alınan ilaçlar bir süre sonra tek ilaca inmektedir. Sonrasında 6 ay veya yılda bir kontrollerin aksatılmaması büyük önem taşımaktadır. Çocuk düzenli kontroller ve doğru bir bakımla yaşamını yaşıtları gibi sağlıklı bir biçimde sürdürebilmektedir.

  • Yaz hastalıkları

    Yaz geldi tatilin tadını çıkaralım derken yaz hastalıklarına yakalanmayalım.. Güneş çarpması, gıda zehirlenmesi, yaz ishali, böcek sokması ve temiz olmayan havuz suyundan kaynaklı göz ve kulak enfesiyonları yaz aylarında sıkça karşılaşılan rahatsızlıklardır.

    Uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak güneş çarpması ve güneş yanıklarına neden olabilir. Güneş çarpması baş ağrısı, bilinç değişiklikleri, bayılma şeklinde de kendini gösterebilir. Böyle bir durumda bilinci yerindeyse çocuğa bol sıvı verilerek, elbiselerin derhal çıkartılması ve soğuk bir ortam oluşturulması gerekir. Ayrıca, çocuklar ılık duşa sokularak rahatlatılabilir. 40 dereceyi bulan bir ateş söz konusu olduğunda doktora başvurulmalıdır.

    Güneş ışınlarından korunmak için sadece şemsiye altında veya gölgede bulunmak yeterli olmaz. Ultraviyole ışınları, özellikle bir yaşın altındaki bebeklerin cildini olumsuz etkiler. Tekrarlayan güneş yanıkları da cilt kanserine neden olabilir. Bu nedenle özellikle küçük bebeklerin saat 10.00- 16.00 arasında güneşe çıkarılmamaları, güneşte kalma süresinin 10 dakika ile başlayıp yavaş yavaş artırılması ve mutlaka bebeklere yüksek koruyuculuğu olan güneş kremlerinin kullanılması gerekir.

    Yaz aylarında tükettiğimiz gıdaya da dikkat etmek gerekir. Tavuk, balık ve süt ürünleri gibi özellikle de sıcak ortamda çabuk bozulan ürünler alındıktan kısa bir süre sonra tüketilmelidir. Besin zehirlenmesine neden olan bir diğer etken ise tüketilen gıdaların yeterince iyi yıkanmamasından kaynaklanır. Bu nedenle sebze ve meyveleri çocuğa vermeden önce iyi yıkandığından emin olmak gerekir. Çocukların keyifle vakit geçirdiği havuzlar da dikkat edilmezse sağlık sorunlarına yol açabilir. Sağlık ve hijyen kurallarına uyulmayan havuzlar göz ve kulak enfeksiyonlarına neden olabilir.

    Bu nedenle özellikle çocuklar için havuz yerine deniz tercih edilmelidir. Yaz aylarında böcek, kene, akrep sokmalarına da rastlanır. Özellikle piknik alanlarında meydana gelen böcek sokması alerjik bünyelerde istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Böcek sokmalarında ilk müdahale ısırılan bölgeye soğuk kompres ve buz uygulamak, iğne varsa uzaklaştırmaya çalışmak olmalıdır. Arı sokmasında ise alerjik bünyelerde şok tablosu gelişebilir acil tıbbi müdahale gereksinimi doğabilir. Aynı zamanda akrep gibi zehirli böceklerde de acil müdahale gerekebilir. Bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kurumuna başvurmak gerekir.

  • Çocuklarda tekrar eden ateşe dikkat!

    Ateş çocukluk çağında sık görülen ve öncelikle enfeksiyonu akla getiren semptomlardan biridir. Ancak her zaman enfeksiyonlar neticesinde gelişen bir bulgu değildir. Sık olarak ateşlenen ve boğaz ağrısı eşlik eden çocuklarda periyodik ateş sendromlarından PFAPA’ da klinisyenin aklına gelmelidir.

    Periyodik ateş atakları, aftöz stomatit ( ağız içinde pamukçuk benzeri lezyonlar ), farenjit ( boğaz enfeksiyonu ) ve boyunda lenfadenit ( lenfbezi iltihabı ) ile seyreden ve oldukça nadir olarak görülen PFAPA Sendromu tıbben oldukça iyi tanımlanmasına karşın, hastalığa özgü laboratuar bulgusu yoktur. Nedeni belli olmayan ve yineleyen ateş ataklarıyla başvuran çocuklarda aile hikayesi, eşlik eden semptomlar ve basit laboratuvar testlerinden elde edilen verilerle tanı konabilir. PFAPA bir klinik tanıdır. Belirli sürelerle tekrarlayan benzer şikayetlerle doktora başvuran hastalarda ateş yapacak mikrobik nedenler birtakım laboratuar testleri ile dışlandıktan sonra, ateş ve diğer bulguları açıklayacak herhangi bir neden saptanamıyorsa bu hastalıktan şüphelenmek gerekir.

    PFAPA sendromu çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülür. Erkeklerde genellikle daha sık görülür. En önemli bulgu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0 dereceye kadar yükselen ateştir. Ateş ortalama 4 gün sürer ve kendiliğinden geriler. Tedavi için kullanılan antibiyotik ve ateş düşürücü ilaçlar genellikle etkisizdir. Yüksek ateşe, ağız içinde pamukçuk benzeri lezyonlar, farenjit ve boyunda lenfadenit de eşlik eder. Bademciklerde genellikle sadece kızarıklık görülebildiği gibi kript (beyaz noktalar) de görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü steril saptanır. Boyunda lenfadenit genellikle iki taraflı, ağrısız, hareketli lenfadenopati şeklindedir. Boyun dışındaki lenf bezlerinde büyüme görülmez.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Hastalığı tam geçirecek bir tedavi yoktur. Ataklar sırasında ateşi dramatik şekilde düşüren ilaçlar vardır. Enfeksiyon boğaz kültürü veya hızlı antijen testleriyle dışlandıktan sonra tek dozluk steroid tedavisi kas içine veya ağızdan uygulanır. Uzun süreli tedavide bademciklerin alınması denenmiştir ama tam tedavi edici değildir. Hastalığın uzun süre izleminde kötü bir tablo oluşmamaktadır. 4-6 lı yaşlarda atak sıklığı, süresi ve şiddeti gerilemeye başlar.