Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Tarım ilaçları ve çocuklar (pestisidler)

    Pestisidler hem tarımda hem de ev içinde kullanılabiliyor. Çocuk sağlığı için pestisidler oldukça önemli. Çünki çocuklar tarım ilaçlarının ve çeşitli böcek ilaçlarının etkilerine erişkinlerden çok daha duyarlı.Bunun sebeplerine ileriki paragraflarda daha uzun değineceğim.Çocuklar iki şekilde pestisidlerin etkisine maruz kalıyorlar.Birincisi ani zehirlenmeler,ikincisi ise uzun dönemli maruz kalma,zehirlenme.

    Önce akut (ani) zehirlenmeye bakalım;Dünyada senede 1 milyon kadar çocuğun pestisidlerle zehirlendiği biliniyor.Çoğu 6 yaşından küçük çocuklar.Bunların çoğu evde oluyor.Türkiyede’de gazete haberlerine baktığınız zaman çok fazla pestisid zehirlenmesi haberi görüyoruz.Çoğu zaman yanlışlıkla ortada kalan böcek ilaçlarını çocuklar içiyorlar ya da ellerine sıkıp ellerini ağızlarına sokuyorlar.Ani pestisid zehirlenmesinin sonuçları oldukça ağır.

    Uzun dönemli maruz kalma ise özellikle ülkemiz gibi tarım ilaçlarının kontolsüz kullanıldığı yerlerde oldukça sık oluyor.Bunların daha sıkı denetlendiği Avrupa birliğinde bile yılda 140.000 tona yakın tarım ilacı kullanıldığı ve kişi başına 280 grama yakın zehirli ilaç düştüğüne dair bir haber yayınlanmıştı gazetelerde son aylar içinde.

    Neden pestisidler çocukları daha çok etkiliyor?(Tüm çevresel zehirler için bu geçerli aslında)Bunun bir kaç farklı mekanizması var.

    1-Boyut

    Çevresel zehirlerin etkileri kilo başına solunan hava,içilen su,yenen yiyecek ile belirleniyor.

    Çocuklar boyut olarak daha küçükler ve kilo başına daha fazla hava soluyorlar,daha fazla su tüketiyorlar ve yemek yiyorlar.

    2-Fizyoloji

    Çocukların sinir sistemi gelişmekte olduğu için pestisidlerin zehirli etkilerine daha fazla hassas.

    Sindirim sistemi ve üriner sistemi daha az gelişmiş olduğu için toksik maddelerin atılımı daha güç oluyor.Vücudun kendini zehirlerden arındırması daha zor.

    3-Davranış

    Çocuklar yere daha yakınlar. Toprağa yakın oynamayı seviyorlar.Çimende oyun parklarında oynarken tarım ilaçlarına maruz kalabiliyorlar.Ayrıca herşeyi ağızlarına sokma olasılıkları daha fazla.

    Çocuklar pestisidlerle zehirlendiğinde neler oluyor?Akut yani acil zehirlenmede

    Başağrısı,başdönmesi,kas kasılması,halsizlik,bayılma,bulantıl kusma gibi belirtiler görülüyor. Fazla miktarda alınırsa ölümcül olabiliyor.

    Uzun dönemli ya da kronik zehirlenmelerde ise,anne karnında maruz kalındığında doğumsal defektler,organ hasarı ,öğrenme bozukluğu görülebiliyor.Ceninin beynini ciddi şekilde etkiliyor ( çünki bu ilaçlar zaten böceğin beynini etkileyerek öldürecek şekilde etki gösteriyorlar.)Büyüyen çocuk maruz kaldığında yine beyni etkileyebiliyor.Öğrenme bozukluklarına neden olabiliyor. Astıma neden olabiliyor.Ayrıca lösemi ve beyin tümörü ile başka çocukluk kanserlerine neden olabiliyor.

    Ne yapmalı?

    Bu konunun en önemli çözümü tarım ve sağlık politikalarından geçiyor.Tarım ilaçlarının iyi denetlenmesi ve kontollü olarak satılması gerekiyor.Türkiye’de herhangibir yerde tarım ilacı alıp istediğiniz gibi kullanabiliyorsunuz.Yine böcek ilaçları konusunda da denetleme gerekiyor.Böcek ilaçlarının da konrollü satılması önemli.

    Evdeki böcek ilaçlarının ve tarım ilaçlarının mutlaka kilitli dolaplarda durması çocukların ulaşamayacağından emin olmak gerekiyor.(Hiç o dolapları açmıyor gibi bahaneler doğru değil çünki çocukların ne yapacağı belli olmayabilir.)Yeni bir eve gidildiğinde yine bu zehirli maddelerin ya kaldırılması ya da çocuğun sürekli denetlenmesi gerekir (Ani zehirlenmelerin büyük bir kısmı çocuk olmayan evlere gidildiğinde oluyor.)

    Aldığımız meyve sebzeleri kontolsüz taım ilacı kullanmayan çiftçilerden alabilsek bu ideal olurdu ancak çoğu kez bu mümkün olmuyor.Organik besinlerde (organik kuralları sıkı sıkı uygulandığı takdirde) tarım ilacı hiç yok değil,ancak diğer besinlerden on kat daha az bulunuyor.O yüzden organik besinlerle beslenmek iyi bir çözüm olabilir.

    Aldığımız meyve ve sebzeleri ya kabuklarını soyarak yemek, ya da kabuklarını besin fırçasıyle fırçalayıp yemek tarım ilacı artıklarını atmak açısından anlamlı olabiliyor.

    Güzel,sağlıklı yemekler dileğiyle

  • Çocuklarda uyku problemleri

    Çocuklarda uyku problemleri

    1-KABUSLAR

    Genellikle gecenin ikinci yarısında korkulu rüyalardır.Her yaşta çocukta olabilir.Gecede birden fazla kabus görülebilir.Stresli zamanlarda ve bir travma sonrası sıklaşabileceği gibi bazen bu tip bir neden olmadan da olabilir.Genellikle çocuğu uykudan uyandırır ve çocuk anne babanın varlığına ve rahatlatmasına ihtiyaç duyar.

    Kabus gören bir çocuğun yanına gidip rahatlatmak gerekir.Kabus bazen çocuğu çok sarsar gerçekten ayırmakta güçlük çekebilir.Rüyayı anlatması genellikle rahatlamasına yardımcı olur.

    2-GECE TERÖRÜ

    Gece terörü kabustan daha korkutucudur ancak kabuslar kadar sık rastlanmaz. Genellikle küçük çocuklarda görülür (en sık 1-4 yaş)Uykunun en derin safhasında olur genellikle bu da uyuduktan 1-2 saat sonradır.

    Gece terörü yaşayan çocuklar kontrol edilemez şekilde ağlayabilirler. Terleme,sarsılma hızlı nefes alma gibi belirtiler gösterebilirler. Genellikle şaşkındırlar.Bağırabilir tekme atabilir ya da boş boş bakabilirler. Sizi tanımıyor gibi davranabilirler.Bütün bunlar olurken genellikle uyanık değildirler.

    Gece terörü dönemleri 45 dakikaya kadar sürebilir.Arkasından hemen uykuya dalarlar (aslında hiç uyanmamışlardır.)Pek çok çocukta gelişim aşamaları içinde başka bir sebep olmaksınız olur ancak bazen stres travma ya da korkuların da yansıması olabilir.Genellikle gece terörü çocuklar tarafından hatırlanmaz.

    Gece terörü sırasında çocuğun yanında olup kendini yaralamasını engellemek gerekir aynı zamanda panic olmamak lazımdır.Çocuğu uyandırmaya gerek yoktur.Çocuğun genellikle kısa bir süre sonra mışıl mışıl uyumaya başlayacağı unutulmamalıdır.Çocuklar yorgun olup yeterince uyumadıklarında daha sık görülür. Gece terörü sık yaşandığında bir çocuk hekimine danışmakta fayda verdır.

    3-UYURGEZERLİK VE UYKUDA KONUŞMA

    Aynı gece terörü gibi çocuk derin uykudayken olur.Genellikle donuk bir bakışları olur,başkalarına yanıt vermeyebilir ve uyandırması güçtür.Çoğu zaman yatağa dönüp uyumaya devam eder ve kalktıklarını bile hatırlamazlar.Ailede başkalarında da genellikle vardır.

    Çocuğunuz uyurgezerse ortalığı tehlikelerden arındırıp gece takılıp düşmesini engellemek gerekir. Evin dış kapısı mutlaka kilitlenmelidir.Çocuğunuzu uyandırmaya gerek yoktur usulca yatağına yatmasına yardımcı olursanız uyumaya devam edecektir.

    Çok sık olursa ya da çocuğunuzun güvenliğini tehdit ediyorsa doktoruyla konuşmakta fayda vardır.

    Çocuğunuz yorgun ve uykusuzken bu tip durumlar daha sık yaşanacağından uyku düzenine dikkat etmekte fayda vardır.

    Dr. Beril Bayrak Bulucu

  • Çocuklarda kabızlık

    Çocuklarda kabızlık

    Kabızlık çocuklarda gittikçe daha sık görülmeye başlayan bir problem.Yanlış beslenme alışkanlıklarının etkisi yadsınamaz.Çocuklarda kabızlığın nasıl oluştuğuna ve sebeplerine şöyle bir bakalım.

    Kabızlık çocuklarda karın ağrısının en sık sebebi.Kabızlığın ise en sık görülen iki nedeni var. Birisi “dışkısını tutma” diğeri de beslenme ilgili sebebler.Çocuklar tuvalet eğitimi sırasında yaşadıkları korku ve stresten dolayı büyük tuvaletlerini tutmaya başlayabiliryorlar. Bu da zamanla hem bir alışkanlığa dönüşüyor hem de bir kısır döngünün oluşmasına sebeb oluyor.Tuttukça ,dışarı çıkmaları daha da zorlaşıyor ve daha fazla tutmaya başlıyorlar.Bazı çocuklarda ev dışındaki tuvaletlere gitmek istemediklerinden dolayı ya da ev dışı ortamlarda da tutma başlıyor ve daha sonra alışkanlık haline gelebiliyor.Dışkısını tutma çocuklarda oldukça sık görülüyor.Bunu engellemek için de tuvalet eğitimi sürecine özellikle dikkat etmek ve ne zaman olduğu değil nasıl olduğunun çok daha önemli olduğunu unutmamak gerek.Tutmaya bağlı kabızlığın en iyi tedavisi düzenli tuvalet alışkanlıkları yerleştirmek ve zeytinyağı! Evet 4 yaşından büyük çocuklarda günde bir kaç kaşık zeytinyağı oldukça etkili oluyor. Bir de tabii tuvalete gitmekle ilgili endişeyi azaltmak,bu konuda konuşmak da etkili olabilir.

    İkinci en önemli sebep beslenme alışkanlıkları. Normal bağırsak hareketleri için alınan nişasta lif dengesinin yerinde olması ve yeterli sıvı alınması gerekiyor. Çocukların makarna pilava düşkünlükleri,sebze ve salata yememeleri kabızlıklarının en önemli sebebi.Nişasta çok lif az olduğu zaman dışkı çok katı bir hale geliyor.Çocuklar kiloları başına bir gram lif almalılar.Fazlası demir emilimini engelleyebiliyor.Birinci yıldan sonra yedikleri ekmeğin yarısı beyaz yarısı esmer olabilir.

    Bir de kabızlığın oldukça nadir görülen sebepleri var.Örneğin rectal bölgedeki sinir ağlarının tam gelişmemiş olmasından kaynaklanan hirschprung hastalığı.Bu hastalığın en önemli belirtilerinden biri doğumdan sonra bebeğin 48 saatten fazla kaka yapmaması ve rectal bölgeden ateş ölçümü sırasında kaka yapabilmesi.Bu hastalıkta ameliyatla çözüm gerekiyor. Yine sinir sistemi ile ilgili bazı hastalıklar da kabızlık yapabiliyor ve çok nadir de olsa celiac hastalığı bile kabızla seyredebiliyor.

    Ancak tüm bunlar çok nadir.Kabızlığın en sık görülen nedeni daha önce de belirttiğim gibi dışkı tutma ve beslenme problemleri.Çocuklarda çoğu kabızlıkta ilaca başvurmadan çözüm bulmak mümkün. Zamanında ve duyarlı bir tuvalet eğitimi çok önemli.Çocuklar yeterince sıvı tüketmeli,nişasta lif oranına dikkat edilmeli.Yeşil sebze ve salatalara alıştırılmaya çalışılıp makarna pilavda aşırıya kaçmamalı.Tahılların yarısı beyaz yarısı esmer tüketilmeli.Bir de çocuklar günün belli saatinde tuvalet rutinine alıştırılmalı.

    Bunlara yanıt vermeyen çocuklarda ise ilaç niyetine zeytinyağı (4 yaşından sonra) ,kayısı erik kompostosu ya da püresi ile kuru meyveler kullanılabilir.

    Sevgiyle büyüsünler

  • Kabakulak hastalığı

    Kabakulak viral bir hastalıktır. Rubulavirüs diye bir virus nedeniyle olur.

    Virüs vücuda burun ya da boğaz yoluyla girer.Belirtileri 10 gün kadar surer.

    Tükürük bezlerinde şişme ve ağrıya neden olur. Genellikle parotis bezi etkilenir.İki yanak da oldukça şiş görünür.Ateş 39-40 derecelere varabilir.Başağrısı,kulak ağrısı,yutarken ya da ağzı açarken ağrı duyulabilir.Özellikle portakal suyu gibi ekşi şeyler yemek ya da içmek ağrıya neden olabilir.Kaslarda ve eklemlerde ağrı ve yorgunluk bitkinlik hissedilebilir.Nadiren memenjit,orşit (testislerde iltihap) pankreatit gibi ağır tablolara neden olabilir.

    Bazı çocuklar hiç belirti vermeden de hastalık geçirebilirler.Aşılı çocuklarda da hastalık oldukça hafif seyredebilir.,

    Hastalığın kuluçka dönemi 16-18 gündür.25 güne kadar uzayabilir.

    Semptomların başlamasından 2 gün önceden başlayarak ,hastalığın 5-9 uncu gününe kadar hastalık bulaştırılabilir.

    Aşı

    Kabakulak aşısı MMR (kızamık kızamıkçık kabakulak ) aşısı olarak verilir.İlk dozu 12-15 ay ikinci dozu ise 4-6 yaş arası yapılır.

    Enfeksiyon başladıktan sonra etkili değildir ancak henüz çocuk mikropla enfekte olmamışsa korumada etkili olabilir.Çevrede ya da okullarda kabakulak vakaları görüldüğünde aşılandırmanın hızlandırılması ve 4 yaş üstü tüm çocukların iki doz aşı olduklarından emin olunması gerekir.

    Aşıya rağmen kabakulak görülebilmekte ancak şiddeti genellikle daha az olmaktadır.

    Çocuklarınız 4 yaşın üstünde ve ikinci aşılarını olmadılarsa bir an evvel olmalarında fayda var.

  • Toplu yaşam ve çocuk sağlığı

    Toplu yaşam ve çocuk sağlığı

    En değerli varlıklarımız, hiç kuşkusuz çocuklarımız. Onların sağlıklı,mutlu ve başarılı bireyler olarak yetişmeleri için gerekli koşulları sağlamak hepimizin arzusu ve görevidir.

    Bebeklik dönemini özenli ve korumalı geçiren çocuğumuz, sosyalleşme sürecinde yuva yaşına gelmesi ile toplu ortama adım atar. 3 – 6 yaş arasındaki bu süre daha önce karşılaşmadığı, pek çok yeni mikropla tanışır, süreç içinde vücut bunlarla mücadele ederek bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Yuvaya gitmeyen çocuklarda bu süreç okul öncesi ve ilkokulda tanışır. Toplu ortamlarda sık karşılaşılan sağlık sorunlarına değinmek ve okulların açıldığı Sonbahar mevsiminde artan enfeksiyonlara karşı alınabilecek önlemleri kısaca anlatmak istedim.

    Karşılaşılan sorunların başında ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI gelmektedir.Daha çok virüslerle oluşan bu enfeksiyonlar nezle grip tablosu ile çocuklar arasında kolayca yayılır.Burun kanallarının tıkanması ile ORTA KULAK İLTİHABI veya kulakta sıvı birikimine neden olabilir.

    Ayrıca direnci düşük çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben akciğerde sorunlar gelişebilmekte, BRONŞİT, ZATÜRRE gibi hastalıklara dönüşebilmektedir.Anne babaların dikkat etmesi gereken nokta, bu basit gibi görünen belirtiler ortaya çıktığında, çocuğu okula göndermemek, iyi dinlenmesini bol sıvı almasını sağlamaktır.Ateşin devamı halinde doktora başvurulmalıdır.

    Çocuklar arasında kolay yayılan diğer önemli hastalık;A grubu BETA hemolitik Streptokok mikrobuna bağlı BADEMCİK İLTİHABI dır. Bu mikrobun düzenli tedavi edilmediği koşullarda;Eklem Romatizması,Kalp Romatizması, Nefrit, Menenjit gibi ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir.Bu gibi hastalıklarla hiç karşılaşmamak için ateş ile seyreden anjinlerde boğaz kültür antibiogramı ile mikrop tesbit edilerek gereken önlem alınmalıdır.

    Ayrıca İstanbul ve Marmara bölgesi, ALLERJİK HASTALIK’ ların yoğun olduğu coğrafi bölgemiz olduğundan, Allerjik Rhinit, Bronşit, Astım gibi hastalıklar çocuklarımızda azımsanmayacak kadar sık görülmektedir.Bu hastalıklarda erken tedavi çocuğun gelişimi ve hastalığın kalıcı olmaması açısından büyük önem taşır.

    Sık görülen diğer hastalıklar arasında İDRAR YOLU Enfeksiyonu , PARAZİTLER v.b. çocuğun tuvalet alışkanlığı ve temizlik kurallarına yeterince önem vermemesine bağlı gelişir.

    Salgın çocukluk hastalıkları “Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, Su Çiçeği v.b.” düzenli aşılama ile önlenebilmektedir.

    Bu mevsimde güncel olan bir diğer konuda GRİP aşısının uygulanmasıdır.Grip; Ani başlayan ateş, üşüme, titreme, baş ağrısı, iştahsızlık, yaygın baş ağrıları ve kuru öksürük ile seyreder.

    Yaşlılarda, çocuklarda ve allerjik astım gibi altta yatan başka bir hastalığı olanlarda zatürre, beyin enfeksiyonları gibi komplikasyonlara ve ölüme dahi neden olabilmektedir.

    Salgın Ocak ve Şubat aylarında görülmekte ve özellikle kreşler , okullar, bakım evleri, kışla gibi toplu ortamlarda hızla yayılmaktadır.

    Aşı, grip mevsimi başlamadan önce uygulanmalıdır.Aşı uygulandıktan sonra etkin koruyucu antikor düzeyi oluşması için aşının özellikle Eylül, Ekim aylarında uygulanması önerilir.

    6 yaşından küçüklere 1 ay ara ile 2 yarım doz , büyüklere tek ve tam doz olarak uygulanmalıdır.Yumurta alerjisi olanlara ve 6 aydan küçüklere yapılmaz.Vurgulanması gereken önemli bir noktada, grip aşısı uygulananların, hiç nezle veya grip olmayacağı anlamına gelmediğidir.

    Bu aşı salgın yapan virüs grubuna etkili olup, sıradan hergün karşılaşılan nezle, grip virüslerine etkili değildir.

    Sağlıklı günlerde görüşmek üzere….

  • Kolik

    Kolik pek çok anne babaya kabusudur. Sürekli ağlayan,kolay sakinleşmeyen bir bebek evdekileri de oldukça zorlar. Koliğin tıbbi tanımı üç rakamı etrafında dönüyor.Genelde 3.haftada başlayan,haftanın 3 ve ya daha fazla günü çocuğun günde 3 saat veya daha fazla ağlamasına kolik deniyor.Elbette bu kadar matematiksel olmuyor çoğu kez kolik.

    Karşımızda oldukça stresli bir bebek ve çok stresli bir aile buluyoruz.Her bebek bazen ağlar ve huzursuzlanır ama kolikli bebeklerde bu huzursuzluğun daha düzenli olduğu ve uzun sürdüğü biliniyor.

    Kolik genelde hayatın üçüncü haftasında başlar ve üçüncü ayında sona erer. Nadiren 5-6 ay sonrasında kolik kalır.Kolikli bebekler iyi emerler.İştahları iyidir.Kilo alımları genelde iyidir.Kolik tek başına kusmaya neden olmaz. (Kusma varsa reflü gibi bir rahatsızlık düşünülmelidir.)İshal de koliğe bağlı olmaz.Ancak bebekler karınları ağrıyormuş gibi bir görüntü verirler.Ayaklarını karınlarına çekerek ağlarlar.Kolikli bebekler genellikle sarılmaya dokunmaya iyi cevap verirler.

    Kolik neden olur?

    Bu tıp dünyası için büyük bir soru işareti.Koliğin tam nedenini bilmiyoruz.Ancak bu konuda bir takım teoriler var.Bebekler karnı ağrıyor gibi göründüğü için uzun yıllardır koliğin sindirim sistemiyle bir ilgisi olduğu düşünüldü.Kolikle ilgili süt allerjisini,reflüyü suçlayanlar oldu.Ancak bunların pek bir bilimsel kesinliği bulunmuyor. Ve son yıllardaki bilinenler de bizi bu teorilerden bir miktar uzaklaştırıyor.

    Bir başka teori sinir sisteminin tam olgunlaşmaması ve bebeğin ‘bir trimester geride olması’ bebeklerin anne rahmine benzeyen tüm uyaranlara verdiği cevap ve üç ayda birden bire koliğin kesiliyor olması bu teoriyi destekliyor.

    Depresyonu ya da anksiyetesi olan annelerin bebeklerinde de koliğin daha fazla görüldüğünü görüyoruz.

    Koliğin Tedavisi

    Evet ne yazık ki koliğin gerçek bir tedavisi yok.Ancak zaten bebeğe zarar vermeyen ve kendi kendine geçen bir şey olduğu için aslında tedaviye gerek de yok.Yaptığımız şey çoğu kez bebeği ve anneyi rahatlatmak.

    Kolikli bebekler kundaklanmaya iyi cevap veriyor.Ancak kundağın ayak kısmının çok sıkı tutulmaması gerekiyor (kalça çıkığı açısından) Yine kucakta taşınmaya hafifçe sallanmaya (hızlı sallama bebeğin beyni için zararlı olabilir) ve rutin seslere cevap veriyorlar.(elektrik süpürgesi,saç kurutma makinesi sesi,ya dad alga sesi vs gibi CDler)

    Tüm bunlar onlara anne rahmindeki ortamın benzerini hazırlıyor.

    Salıncak,anna kucağı gibi gereçler işe yarayabiliyor.

    Bebeğin gazını iyi çıkarmak gerekiyor. Eğer bebeğin çok gazı varsa gaz damlaları verilebilir.Bunların mümkün olduğunca doğal olanlarını kullanmakta fayda var.

    Anne genelde hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yorgun ve bitkin olduğu için dinlenebilmesi,sorumluluğun paylaşılabilmesi çok önemli.Annenin yorgunluğu ve stresi azaldığı zaman bazen bebeğin de kolik bulgularının azaldığını görüyoruz.

  • Çocuğun bağışıklık sistemi nasıl güçlenir ?

    Bağışıklık sistemi olmasaydı en küçük virus enfeksiyonu bile insanı öldürebilirdi.Bağışıklık sistemi hepimizin bildiği gibi sağlıklı bir yaşam sürmede son derece önemli.

    Hele konu çocuklar olunca bağışıklık sistemlerinin iyi çalışması ve iyi eğitilmiş olması ömür boyu daha sağlıklı olmalarını sağlayabiliyor.İyi eğitilmiş olması diyorum çünki bağışıklık sistemi de eğitilebiliyor.Aynı çocuğun eğitimi gibi.Virüslerin ,bakterilerin mantarların çok olduğu ve yiyeceklerin temiz olmadığı bir ortamda bu kendiliğinden oluyor. Ancak günümüz dünyasında gelişmiş ülkelerde pek çok çocuk steril,temiz ortamlarda büyüyor,temiz yiyecekler yiyor

    Bağışıklık sisteminin eğitilmesi hem enfeksiyonlarla savaşmak için önemli hem de bu sayede bağışıklık sistemi kendi silahlarının kendi silahlarını kendine çevirdiği otoimmün hastalıklar (crohn ve ülseratif kolit örneğin) ve allerjik hastalıkların olma olasılığı azalıyor.

    1989’da İngiliz Doktor Strachan tarafından ortaya atılan hijyen hipotezine göre çocuklar virus mantar ve bakterilerle karşılaşmadıklarında allerji,astım, egzema gibi hastalıkların olasılığı artıyor. Çok çocuklu ailelerde astım daha az görünüyor.Hijyen ne kadar artarsa egzema ve allerji riski o kadar artıyor.

    Bağışıklık sistemi hem virus mikrop ve mantarları öldürme hem de hafıza fonksiyonu olan inanılmaz dinamik bir mekanizma

    O zaman ne yapmalı ?Doğumdan itibaren çocuğun bağışıklığını güçlendirmenin, eğitmenin yolu var mıdır? Hem enfeksiyon olasılığını azaltıp hem de astım allerji gibi rahatsızlıkların olma riskini azaltabilir miyiz? Tıpta pek çok şeyde olduğu gibi bu sorunun da % 100 kesinlikleşmiş bir yanıtı yok. Ancak bildiklerimiz bağışıklık sistemini güçlendirecek bir yol haritasını bebeklikten itibaren oluşturmamıza yardımcı oluyor.Önce bu konuyla ilgili bildiğimiz gerçeklere bakalım. Sonra da yol haritamızı oluşturalım.

    · Bağışıklık sistemi oldukça karmaşık birimlerden oluşup oldukça karmaşık fonksiyonları yerine getirirken beslenme çok önemli. Özellikle protein,fitonutrientler dediğimiz vitaminler ve antioksidanlar,omega 3 yağ asitleri

    · Yararlı bakteriler bağışıklık sisteminin eğitiminde önemli. Vücudun bir çok yerinde, özellikle bağırsak florasında milyonlarca faydalı mikroorganizma var. Bunların varlığı bağışıklık sisteminin hafıza fonksiyonunu yerine getirmesi için gerekli.Bu bakteriler anne sütü içen bebeklerde ve fermente besinlerle artıyor. Antibiyotikler ve temizlik malzemeleri bu floraya zarar verebiliyor.

    · Bağışıklık sisteminin hafıza fonksiyonunun gelişmesi için aşılama çok önemli.Aşılar çocuğun doğal bağışıklık kazanması tehlikeli ya da zararlı olabilecek bir sürü hastalığa karşı vücutta direnç geliştiriyor.

    Bir çocuk hiç hastalıklarla tanışmazsa vücut direnci gelişmez.Hastalıklarla karşılaşmaları gerekir.Aşırı koruma faydadan çok zarar getirir.

    O zaman çocuğumuzun bağışıklığını geliştirmek için şöyle bir yol haritası çıkıyor ortaya.

    1- Anne sütü

    (Hem aktif hem pasif bağışıklığa inanılmaz faydası var.Mümkünse çocuklar iki yıl emzirilmeli bence.İmmün sisteme etkisi ikinci yıl azalıyor ancak mevcut.)

    2-Kademeli olarak azalan sterilizasyon

    İlk 3 ay ortamı tümden sterilize etmek ve hasta kimseleri çocuğa yaklaştırmamak uygundur.Çünki bu dönemde çocuğun kendine özgü bağışıklık sistemi eğitilmeye hazır değildir.Enfeksiyonlar ağır geçer.En önemli direnç zaten anneden geçen antikorlardır. Daha sonra sterilizasyonu kademeli olarak azaltmakta fayda vardır.Çocuklar 6 haftadan itibaren hergün temiz havaya çıkarılmalı.5 dakika bile olsa bu önemlidir.Çocukların oyun parkına çıkmasına izin verilmeli,aşırı korunma

    3-Fermente gıdalara erken başlamak

    Floranın güçlenmesi için erkenden yoğurt gibi fermente gıdalara başlanması.6-7. ay gibi yoğurda başlanması uygundur.Kefir de bebeklikten itibaren azar azar verilebilir.Bu şekilde bebeğin bağışıklık sistemindeki hafıza fonksiyonu güçlenir.Ancak yiyecek allerjilerine dikkat.

    4-Antibiyotiklerden mümkün olduğunca kaçınma

    Antibiyotiklerin gereksiz yere kullanılmaması, doğru endikasyonlarla ancak bakteriyel enfeksiyon şüphelenildiğinde kullanılması.

    5-Probiyotiklerle takviye

    Çalışmalar üst solunum yolu enfeksiyonlarının ve mide bağırsak enfeksiyonlarının çok yoğun olduğu dönemlerde düzenli probiyotik kullanımının koruyucu olabileceğini gösteriyor.

    6-Bitkisel besinler

    Çocuğun bebeklikten itibaren fitonutrinetları sebze ve meyvelerdeki vitaminleri alması.

    Mevsiminde ve mümkün olduğunca organic sebze ve meyvelerin tüketilmesi.

    Sebze meyve alımı yeterli değilse vitamin takviyesi.

    7-Dengeli beslenme

    Çocukların kücükten itibaren sabırla ve abur cubura taviz vermeyerek dengeli beslenmeye alıştırılması.Beyaz şeker vücudun ve bağışıklık sisteminin düşmanı.

    8-Aşılama

    Aşılama çok önemli çünki çocuklarımızın bir çok çocukluk hastalığına karşı doğal bağışıklık kazanmasını istemeyiz ve göze alamayız.Ve hayır aşılama bağışıklık sistemini zayıflatmıyor,güçlendiriyor.

    9-Evde çok fazla kimyasal madde kullanılmaması.

    Arap sabunu gibi doğal temizleyicilerin tercih edilmesi.Çamaşır suyu ciff gibi kuvvetli ürünlerin kullanılmaması. Unutulmamalı temizlik maddeleri de bakteri direncine yol açabiliyor ve allerji gelişiminde rol oynayabiliyor.

    10-Çocukları aşırı korumaktan sakınmak

    Dikkat ediniz nerede çok korunan,hasta insanlara hiç yaklaştırılmayan,çok steril bir ortamda büyüyen çocuk varsa onlar daha fazla hasta olur. Üstelik bu yetmiyormuşçasına daha fazla allerji ve astım geliştirirler.Çocuklarımız rahat büyüsün, havaya göre giyinsin ve diğer çocukların arasına düzenli olarak karışsınlar.

  • Çocuklarda antibiyotik kullanımı

    Çocuklarda antibiyotik kullanımı

    1-Antibiyotikler nedir?

    Antibiyotikler yüzlerce çeşidi olan,vücutta bakteri enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanılan ilaçlardır.Penisilin 1940’larde bulunduğunda bu bir mucize idi çünki o ana kadar insanlar enfeksiyonlardan ölüyordu.Bakteri (ya da mikrop)nin tipine göre etkin antibiyotik farklıdır.Enfeksiyonun yerine ve şiddetine göre de farklı formları kullanılır.Örn-Ağızdan,damardan,enjeksiyonla,göz ya da kulak damlası olarak ,cilt kremi şeklinde vs.Antibiyotikler bakteriler içindir.Virüslere bir etkisi yoktur.

    2-Antibiyotikler ne zaman ve nasıl kullanılmalı?

    Öncelikle kesinlikle doktor denetiminde kullanılmalı.Bence reçetesiz de satılmamalı ama umarım ülkemizde de böyle bir uygulama olacak.Tanı iyi konmalı ve açık olmalı.”Yüksek ateş için antibiyotik vermek değil de bakteriye bağlı boğaz enfeksiyonunu tedavi etmek gibi.” Eğer antibiyotik verilmesi uygun görülüyorsa uygun ve etkin dozlarda ve gereken uzunlukta kullanılmalı.Yarım ve yanlış antibiyotik kullanımı çok sakıncalı.

    Antibiyotik direnci önemli bir konu olduğu için antibiyotik verilecekse en etkin dozajında verilmeli.Örneğin Amerika’da az antibiyotik kullanımı savunuluyor ama önerilen dozlar yükseltildi.Bakteri direncini aşabilmek için.

    3-Çocuklarda antibiyotik ne zaman kullanılmamalı?

    Çocuklarda görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarının (buna boğaz ve kulak dahil)%80i viral.Yani antibiyotiksiz iyileşebilir.Tanı eğer ÜSYE (üst solunum yolu enfeksiyonlarını tanımlamak için kullanılıyor ancak üsye dediğinizde kulak enfeksiyonu ya da boğaz enfeksiyonu dememiş oluyorsunuz.)ise tedavide antibiyotik endike değil.Bunun tedavisi sıvı,dinlenme ,doğal ilaçlar eğer gerekiyorsa da semptomları giderme.

    Yine allerjiye bağlı uzamış burun akıntıları öksürükler oluyor.Bunlarda da antibiyotik kullanmaya gerek yok

    Kulak iltihapları için de Amerikan Pediatri Akademisininden gelen son bildirgede;Çoğunun virüse bağlı olduğu için hemen antibiyotik verilmemesi önerildi.Hasta gözükmeyen,çok ateşli olmayan kulak iltihaplarında iki gün bekleme kuralı çıktı.Bu hakikaten de işe yarıyor.

    Yine boğaz iltihaplarının da %80 e yakını viral.Tanıyı iyi koymak gerekiyor.

    3-Koruyucu antibiyotik diye bir şey var mı?

    Biz tıp fakültesindeyken öyle bir kavram sanki vardı.O şekilde antibiyotik kullanıldığını hatırlıyorum bunun anlamlı olduğu çok nadir durum olabilir.Örneğin bağışıklık sistemi iyi çalışmayan çocuklar ya da memenjit,tüberküloz gibi ciddi hastalıklar.Oysa üst solunum yolu ile ilgili hastalıklarda böyle bir şey yok.Faydadan çok zarar veriyorsunuz,dirençli bakteri üreterek.

    4-Bakteri direnci nedir?Neden olur?

    Penisilinden bu yana birçok antibiyotik üretildi.Sürekli yeni antibiyotikler üretmek zorunda kalıyor tıp alemi çünki bakteriler çok akıllı.Antibiyotiklere karşı yeni yeni direnç mekanizmaları geliştiriyorlar.Toplumlarda antibiyotik kullanımı ne kadar fazla ise bakteri direnci de o kadar fazla oluyor.Özellikle de yanlış ve eksik antibiyotik kullanımı tuz biber ekiyor.

    5-Bir enfeksiyonun virüse mi bakteriye mi bağlı olduğu nasıl anlaşılır?Antibiyotikler yanlız bakteri enfeksiyonunda mı kullanılır?

    Bunu anlamak için bir sürü veri gerekir .Yaş grubu,bulgular,çevredeki enfeksiyon paterni bu konuda yardımcı olur.Bazı bakteri ve virüsleri ayıracak antijen testleri vardır.Zaman zaman bunlar da yararlı olur. En önemli şey elbette doktorun klinik tecrübesidir.Etrafta olan virüsler ve bakteriler konusunda bilgi sahibi olmak oldukça işe yarar.Bazı durumlarda bakteri virus ayrımı açık olmayabilir ve doktorun klinik değerlendirmesine göre iki gün bekleme seçeneği ya da ampirik (tam tanı belli olmadan) antibiyotik seçeneği arasında karar vermek gerebilir.Virüslere karşı antibiyotikler etkin değil.

    6-Antibiyotiklerin zararı nedir?

    Her ilaç yarar zarar analizi yaparak verilmeli.Her ilacın potansiyel yan etkisi olduğu gibi antibiyotiklerin de var.Özellikle bağırsak florasına zarar vermek,fırsatçı mantar enfeksiyonlarına yol açmak en sık yan etkileri arasında sayılabilir.Allerjik reaksiyonlar da görülebiliyor.Karaciğer ya da böbrek hasarı normal kullanımlarda ve önceden bu organlarda sorunu olmayan çocuklarda görülmüyor.

    En önemli zararı vücuttaki doğal mekanizmayı bozarak sindirim sisteminin dengesini altüst etmesi.Hijyen hipotezine göre astım ve allerjik hastalık riskinin artmasında kullanılan fazla antibiyotiklerin de rolü var.

    Bir de tabii her antibiyotik kullanımı direnç gelişimi riskini arttırıyor, hem o çocukta hem de toplumda.En önemlisi yarar zarar analizini doğru yapmak.

    7-Türkiyedeki antibiyotik kullanımı nasıl?

    Ne yazık ki Türkiye’de antibiyotik kullanım verilerimiz çok fazla değil.Yani ne kadar ve hangi sebeple antibiyotik kullanıldığı üzerine objektif bilgimiz çok yok.Ancak bazı Akdeniz ülkeleri gibi biz de antibiyotik kullanımının kültüre işlemiş olduğu ülkelerden biriyiz bence.

    “Aman erken önlem alalım” ,”Aman hastalığı başından vurmak lazım”.”Koruyucu bir ilaç yok mu?” gibi cümlelerle çoğu zaman antibiyotikler kastediliyor. İnsanların pek çoğu kültürel olarak antibiyotiğe inanıyor ve hatta her soğuk algınlığında antibiyotik kullanılması gerektiğini düşünebiliyor. Doktordan antibiyotik reçetesi olmadan çıkarsa sinirleniyor.Bu tabii çocuklara da yansıyor.İnsanlar reçetesiz antibiyotik kullanabildiği için ne yazık ki pek çok hastalık eczacı kontolünde ya da anne babanın kontolünde yani bilinçsizce tedavi ediliyor.Tabii eğitim ve kültürel düzeye göre değişen bir şey bu ancak yine de içimize işlemiş bir antibiyotik alışkanlığı var.

    Bizde çok daha fazla veri olmalı ve olduğunda antibiyotik kullanımının dramatikliği ortaya çıkacak bence.Antakya’dan bir çalışma bu çalışmaya katılan hastalarda Üst solunum yolu enfeksiyonu (tanım gereği viral) tanısı alan hastaların %80 inin antibiyotikle tedavi edildiğini,kulak iltihaplarının ise % 100 ünün antibiyotikle tedavi edildiğini gösteriyordu.

    8-Dünyayla kıyasladığımızda durum nasıl?

    Amerika’da ve Avrupa’nın bir çok yerinde antibiyotik yanlizca reçete ile satılıyor ve gereksiz antibiyotik kullanımının engellenmesi konusunda çok bilinçli bir çaba var. Avrupa birliğinde ortaokullarda bile antibiyotik direncini öğretmeye başladıklarını okumuştum.Yunanistan ve Portekiz’de reçetesiz antibiyotik satılıyor ve kullanım oranları diğer Avrupa ülkelerine göre daha yüksek.Almanya ile komşusu Akdenizli Fransa arasında bile belirgin bir fark var. Fransa’da antibiyotik kullanımı Almanya’ya göre çok daha yüksek, tabii antibiyotik direnci de. Almanya’da iki gün bekleme prensibi çok daha fazla uygulanıyor ve sonuç olarak (yayınladıkları verilere göre) çoğu kez antibiyotiğe gerek kalmıyor.

    8-Antibiyotikler konusunda son olarak neler söylenebilir?

    Antibiyotikler asla kullanılmasın demek mümkün değil ama önemli olan tanıyı iyi koymak ve yarar zarar analizini doğru yapmak.Akılcı antibiyotik kullanımı gerekli.Antibiyotikler konusunda toplum eğitiminin çok faydası olacağına inanıyorum.

    Elbette reçetesiz antibiyotik satılmamalı ve eczacılar ve kalfaları antibiyotik asla önermemeli.Hasta muayene etmeden antibiyotik önermek de son derece yanlış.Virüsler iyi tanınmalı ve mümkün olan şartlarda iki gün bekleme alternatifi değerlendirilmeli.

    Önümüz grip mevsimi. Mesela gribin yani influenzanın doğru teşhisi ve iyi takibi bir sürü antibiyotiğin gereksiz yere kullanılmasını engelleyebilir.

    Akılcı antibiyotik kullanımı hem çocuklarımızın sağlığı için hem de toplum sağlığı için önemsenmesi gereken bir konu

    Sevgiyle kalın

    Dr. Beril Bayrak Bulucu

  • İştahsız çocuk

    İştahsız çocuk

    İştahsızlık çocuklukta oldukça sık olarak görülen bir problem ve pek çok anne babanın da en büyük şikayetlerinden biri. İştahsızlık çoğu aile için bir kabusa dönüşebiliyor çocuğun büyüme süreci içinde. Ayrıca araştırmalar gösteriyor ki sağlık profesyonelleri de zaman zaman yanlış yönlendirerek bu kabusu daha da içinden çıkılmaz hale getirebiliyor. Stres ve gerginlik zaten olayın orta yerinde. Zaman zaman hekimlerden, diyetisyenlerden gelen uyarılar ailelerin kendilerini iyice yetersiz hissetmelerine sebep olarak bu stresi arttırıyor. Yemek ve yemeğin etrafında dönen duygular oldukça karmaşık ve bir o kadar da yoğun. Bu karmaşayı nasıl biraz basite indirgeriz ve çocukta iştahsızlık olgusuna nasıl biraz sistematik yaklaşırız ona bakmak istiyorum. İştahsızlığı değerlendirirken kalıcı ya da uzun dönemli iştahsızlığı geçici iştahsızlıktan ayırmakta fayda var çünkü hem nedenler hem de yaklaşım şekli değişiyor.

    Geçici iştahsızlığın nedenleri

    1-Azalmış gereksinim
    Çocuklar dönemsel olarak büyüyorlar ve büyüme dönemleri dışında gereksinimleri azalıyor. Yine büyüme hızının azalması da iştahın azalmasına neden oluyor. 0-1 yaş arası çocuklar çok hızlı büyürken 1 yaşından sonra bu hız azalıyor ve çocukların iştahı da bir miktar azalıyor.

    2-Dikkat dağılması
    Çocuklarla yakından ilgisi olanlar bundan ne kadar etkilendiklerini bilirler. Önce 4-9 ay arasında bir dönemde ortaya çıkar (bazen daha da önce). Annesi bebeği emzirmeye çalışırken bebek her ses gelişinde ağzını memeden çeker, emmek yerine etrafa bakmak ister. Annenin bu bebeklerin dikkatini memeye çekebilmesi oldukça büyük bir çaba ister. Hatta bazen yalnızca uykuya dalarken ve uykudan uyanmak üzereyken emzirebildikleri de olur. 12-14 ay arasında da yine böyle bir dönem yaşanır ve hayattan yeni tatlar almaya başlamış süt çocuğu önüne konulan sebze çorbasındansa ortalıktaki başka bir şeyle ilgilenmeyi yeğler. Zaten bu yaşta yürümek yavaş yavaş koşuya dönüşür ve bu afacanları bir noktada sabitleyerek onları beslemek oldukça zordur. Daha ileriki yaşlarda da çocukların yanlızca etrafta daha ilginç şeyler olduğu için yemekle ilgilenmedikleri dönemler yaşanır. Dikkat dağılmasına bağlı iştah azlığı da geçici bir problemdir ancak bazen çok sabır gerektirebilir. Bu konuda yapılacak en büyük yanlış çocukları televizyona bakarak yemeğe alıştırmaktır.

    3-Ağızla ilgili problemler
    Diş çıkarma elbette bunların en sık görülenidir ve bazen bu durumlarda ağza gıda girmesi rahatsız edici olabilir. Diş çürükleri ve ağızda aft benzeri yaralar da çocukları etkileyebilir. Dişin çıkması ya da ağızdaki problemin hallolmasıyla çoğu kez iştahsızlık çözülür.

    4-Hastalıklar
    Hastalıklar da sık görülen bir geçici iştahsızlık nedenidir. Bunların en çok rastlanılanları soğuk algınlıkları, boğaz enfeksiyonları, mide bağırsak enfeksiyonlarıdır.
    Bazen önce iştahsızlık olur, sonra bakarsınız ki nezle grip, ateş gibi bir bulgu başlar.
    Elbette ciddi hastalıklar da iştahsızlık belirtisiyle başlayabilir ancak bunlar çok nadirdir ve yakın zamanda başka belirtiler de ortaya çıkar. Ciddi ve kronik hastalıklarda iştahsızlık uzun dönemli de olabilir ancak yine bunlar çok daha nadirdir.
    Soğuk algınlığı grip ya da benzeri bir sebeple oluşan iştahsızlık hastalık geçtikten bir süre sonra düzelir ve çoğu zaman da bunun sonrasında bir iştah patlaması olur.

    5-Çevre ve iklim değişikliği
    Çoğu zaman unuturuz ama ortam değiştirmek ve iklim değiştirmek çocukları çok etkiler bazen tüm dengelerini altüst eder. Tatile giden çocuklarda, taşınma ev değiştirme sonrası, mevsim geçişlerinde iştahsızlığa çok rastlanır ve buda elbette geçicidir. ( Ancak bazen hayret verecek kadar uzun sürebilir.)

    6-Duygusal Problemler
    Yine duygusal problemler de çocuklarda geçici iştah kaybına sıkça sebep olur ve nedenin ciddiyetine göre bu kalıcı da olabilir. Ailede birinin ölümü, boşanma bunun en önemli örnekleridir ancak bazen okuldaki bir sıkıntı ya da bir arkadaşı tarafından reddedilme gibi nedenleri bile olabilir. Bu tip durumlarda en iyi çözüm altta yatan nedenin bulunup çözümlenmesidir. Bazen terapi bazen anne babadan biraz daha fazla ilgi etkili olabilir.

    7-İlaçlar
    Kemoterapi ilaçlarının ya da dikkat dağınıklığı hiperaktivite sendromu için kullanılan amfetamin türevi ilaçların iştahı etkilediği bilinir ancak antibiyotiklerden vitaminlere soğuk algınlığı ilaçlarına kadar pek çok değişik ilaç iştahı olumsuz etkileyebilmektedir. Geçici iştahsızlıkta en önemli konu anne baba ya da çocuğa bakanların iştahsızlığın sebebini anlamaları, geçici olduğunun bilmeleri ve çok endişeye kapılmamalarıdır. Zaten bir süre sonra anne örneğin her diş çıkarırken çocuğun iştahının azalacağını kanıksamaya başlarsa endişe etmez. Bu tip iştahsızlık dönemlerini çoğu kez iştahlı bir dönem takip eder. Ayrıca çocuğun yemesi gün gün değil daha uzun dönemli (örneğin hafta) değerlendirilmelidir.

    Kalıcı iştahsızlık nedenleri

    1-Yapısal
    İste bünye diyelim, ister yapı diyelim, ne dersek diyelim bazı çocuklar oldum olası iştahsızdır. Bebeklikte böyle başlar sonra da böyle gider. Aileye baktığınızda genellikle ya anne ya babada çocukken aynı durumun olduğunu görürsünüz. Bu çocuklar ailenin davranışından bağımsız olarak iştahsızdır ancak bazen bu durum ailede çok endişe edildiğinde ya da yiyecek savaşlarına girildiğinde daha da kötüleşir. Bu çocuklar genelde ‘biraz zayıf tarafta’ olmalarına rağmen normal büyür ve gelişirler ve çoğu kez iştahsızlığa bağlı sağlık problemi yaşanmaz. Mide kapasitesi çok da fazla olmayan bu çocukları sık sık az az beslemek en iyisidir.

    2-Fazla ısrar ve yiyecek savaşları
    Evet, bazı çocuklar ailenin fazla ısrarı yüzünden iştahsızdırlar. Çocuklar için çok önemli olan (bazıları için daha önemli) kontrol kavramı yemeğe odaklanır ve çocuklar yemeği reddetmeye başlarlar. Bu anne babanın dikkatini çekmek için ya da hayatında kontrol edebildiği tek alan bu olduğu için olabilir ancak bu ailelerde genellikle ısrarcı bir tutum ve zorla besleme alışkanlığı görürüz. Bazı çocuklar sofrada bir hatta iki saat kalırlar. Bazı aileler öyle bir noktaya gelirler ki çocuğun burnunu kapayarak, ya da çenesini tutarak beslenmeye çalışırlar.. Bunlar ne yazık ki yiyecek çevreninde odaklanan bir sürü olumsuz emosyona ve bazen psikolojik probleme sebep olur. Aileler çok endişelidir ve ailenin stresi de çocuğun yemek yemesini çok olumsuz etkiler. Bu aileler sağlık profesyonellerinin özellikle dikkat etmesi ve sevgi sıcaklık ve anlayışla yaklaşması gereken ailelerdir.

    3-Kronik hastalık
    Kistik fibroz, çölyak, tiroid yetmezliği, diyabet gibi hastalıklar da uzun dönemli iştahsızlığa neden olurlar ve genellikle büyüme bozukluğu da vardır. Bu çocukların erken teşhisi önemlidir. Ancak bu çocuklar çoğu kez başka sağlık problemleri de yaşarlar.

    4-Çocuk istismarı (fiziksel ya da duygusal)
    İstismara uğrayan çocuklarda iştahsızlık sıkça görülür ancak pek çok başka duygusal ve fiziksel problem de buna eşlik eder.

    5-Ailede depresyon ya da başka psikiyatrik hastalık
    Özellikle annenin depresyonu çocuğa sevgi iletimini engelleyerek iştahsızlığa sebep olabilir.

    6-Çocukta psikolojik sorunlar
    Zaman zaman çocukta depresyon veya post travmatik stres bozukluğu gibi durumlar da iştahsızlığa neden olabilir. Bu yaşanan sürece göre geçici veya kalıcı olabilmektedir.

    Peki ne yapmali?

    Elbette kalıcı iştahsızlığa yaklaşım daha zor ve karmaşıktır. Yine önce sebebin belirlenmesi gereklidir. Uzun dönemli işhatsızlığı olan çocukların genellikle bir çocuk hekimi ya da başka bir sağlık profesyonelinin kontrolünden geçmelerinde fayda vardır. Özellikle büyüme gelişme problemi varsa altta yatan bir şeyi atlamamak için kan sayımı tiroid gibi tetkiklerin yapılması gerekebilir.

    Altta yatan emosyonel, psikiyatrik bir neden varsa bunun tespit edilip çözülmesi çok önemlidir. Ancak çoğu çocukta iştahsızlık bu tip faktörler olmaksızın ilk iki saydığım nedenden dolayı görülür. Bu durumlarda da sağlık profesyonellerinin ailedeki dinamiklere duyarlı ve anlayışlı yaklaşması önemlidir.

    İştahsızlık konusunda ne yapmalı? Öncelikle beklentilerimizi gerçekçi tutmalıyız. Çocuklarda iştahın günden güne değişmesinin çok normal ve sağlıklı olduğunu ve çocuğun değişik dönemlerde değişik iştah düzeyi olacağını unutmamak gerekir. Çocuğun bünyesini ve ihtiyaçlarını erken yaşta tanıyıp ona uyum sağlamak önemli. Çocuk bize değil biz çocuğa uyum sağlayarak beslenme macerasına başladığımızda devamı daha sağlıklı geliyor.

    Yemek için yemeli. Yemeği şeker çikolata kazanmak için yememeli. Yemek pozitif bir deneyim olmalı. Yemek sofrası çocuğun eleştirildiği bir yer olmamalı. Mümkün olduğunca eğlenceli ve keyifli olmalı. Çocuğun yemekle ilgili kontrolü olmalı. Bu konuda görev paylaşımında fayda vardır. Örneğin ne yiyeceğine anne karar verebilir, ne kadar yiyeceğine çocuk vs. Yemek pişirilmeden önce çocuk sürece katılabilir ve ne yeneceği konusunda onun da fikri sorulabilir.(Tabii her gün köfte ve makarna yenilemez) Çocuklara ısrar edilmemeli. Yalnızca hafif uyarılabilirler (tek sefer). Yarım saat sonra sofradaki yemekler kaldırılmalı. Ve elbette abur cubur yenmesi engellenmeli.

    Yiyecek savaşlarına girmemek, zaman zaman çok zor olsa da, en doğru stratejidir. Çocuk erken yaşta vücudunun gereksinimleri ve neyi ne için yemesi gerektiği konusunda da eğitilmeli. Bu anne baba için yemediğini anlamasında da faydalı olur.

    İştahsızlık pek çok anne baba için büyük bir sorun ancak çözümsüz değil. Bazen bir takım çalışması ve uğraşı gerekiyor çözümü için, ama çoğu kez anne babanın (tabı anneanne, babaanne ve dedelerin de) rahatlaması, çocukta problem olmadığını bilmesi ve yiyecek kavgalarının bitmesi bu kabusu sona erdirebiliyor.

    Sevgiyle kalın
    (Yemek seçmeye değinmedim o başlı başına başka bir yazı)

    Dr. Beril Bayrak Bulucu

  • Çocuk sağlığı konusunda yanlış bilinenler

    Çocuk sağlığı konusunda yanlış bilinenler

    1- Üşütmek ya da rüzgarda kalmak hastalığa neden olur.
    Soğuk algınlığı dediğimiz şey aslında virüsler nedeniyle meydana gelir. Çocukların üşümesiyle, rüzgarda kalmalarıyla bir ilgisi yoktur. Böyle olsaydı soğuk iklimlerde çocuklar daha çok hastalanırlardı oysaki bu doğru değildir. Kışın çocuklar daha fazla hasta olurlar çünkü virüsler daha iyi ürer. Ayrıca insanlar hep iç mekanda olduğu için hastalık bulaşması da daha kolay olur.

    2- Boğazı ağrıyan dondurma yememeli.
    Boğaz enfeksiyonunun dondurma ile hiçbir ilgisi yoktur. Dondurma ya da başka soğuk şeyler yemek ya da içmek boğaz ağrısına ya da boğaz enfeksiyonuna sebep olmaz ve olan boğaz ağrısını kötüleştirmezler.

    3- Soğuk algınlığında koruyucu antibiyotik verirsek ilerlemesini engelleriz.
    Bu doğru değildir. Virüse bağlı enfeksiyonlarda antibiyotikler işe yaramaz ve hatta dirençli enfeksiyon gelişmesine zemin hazırlayabilirler. Antibiyotikler ancak bakteri enfeksiyonuna karşı etkilidirler.

    4- Hasta çocuklar evden dışarı çıkmamalıdır.
    Çocuklar hastayken bile açık hava almalarında fayda vardır.

    5- Burun yeşil aktığında antibiyotik verilmelidir.
    Virüslere bağlı burun akıntısı da hatta bazen alerjiye bağlı burun akıntısı da zaman zaman yeşil renk olabilir. Sinüs enfeksiyonu tanısı konursa ancak antibiyotik gerekecektir.

    6- Ateşi olan çocuğu giydirmek gerekir.
    Aslında ateşi olan çocuğun mümkünse beziyle yatması gerekir. Giydirmek çocukların ateşini yükseltir.

    7- Ateşli çocuğu sirkeli suyla silmek iyi gelir.
    Sirke, alkol, aspirin gibi şeyler ciltteki suyu çekerek sıvı kaybına neden olabilirler ve doğru değildir.

    8- Hasta çocuk yıkanmaz.
    Aslında banyo yapmak hasta çocukları çok rahatlatır ve banyodaki buhar burun tıkanıklığı ve öksürük gibi belirtilere iyi gelir.

    9- Çocuğun bronşları doluysa, öksürüyorsa süt içirmemeli.
    Aslında sütün solunum sistemindeki ifrazatla hiçbir ilişkisi yoktur. Süt hem sıvı hem de besleyici olduğundan hasta çocuk için iyi bir besindir.

    Dr. Beril Bayrak Bulucu