Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Neden bebek ek besin verilmeden yalnız anne sütü almalı?

    Anne sütü ilk aylarda bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılayacak bileşimdedir.

    Anne sütü ile beslenen bebeklerin başka bir ek besine veya suya gereksinimleri yoktur.

    Çok sıcak havalarda bile anne sütü bebeğin susuzluğunu giderir. Sıcak iklimlerde de anne sütü alan bebeklere su vermek gerekmez.

    Bebeğe su verilecek olursa, bebeğin midesi su ile dolacağından anne sütü almak istemeyecektir. Bunun sonucu olarak da bebek memeyi daha az emecek ve memede süt yapımı azalacaktır.

    Bebek Yeterli Süt Alıyor mu?

    Her anne, bebeği çok ağlıyorsa, az uyuyorsa, huzursuzsa, sütünün yeterli olmadığını düşünür ve kaygılanır.

    Oysa bu belirtiler başka nedenlerden de kaynaklanabilir. Böyle durumlarda anneler çoğu kez bu konuda bilgili bir kişiye danışmadan ek mamalar vermeye başlarlar. Böylece anne sütü ile beslenmeden uzaklaşılır.

    Sağlıklı her anne, doğru bir şekilde emziriyorsa, ilk haftalarda sık ve geceleri de emziriyorsa, yeterli sıvı alıyorsa, aşırı yorulmuyorsa bebeği için yeterli süt üretebilir. Anne sütü geçici olarak azalabilir. Bu önlemler alınırsa süt hemen artar.

    Bebek günde 6-8 kez idrar yapıyorsa, ağırlığı haftada 150-200 g artıyorsa, annenin sütü yeterlidir.

  • Alerjik hastalığı olanlar evde bitki yetiştirebilirler mi?

    Özellikle son 20 yılda ev ve iş yerlerinde süs bitkilerinin kullanımı arttı. Çoğu insan ev içi bitkilere maruz kalmaktadır. Ev içi bitkilerle olan alerjik duyarlılık ilk kez 1985 yılında Benjamin bitkisi ile tanımlanmıştır.

    Süs bitkilerinde alerjenler bitkinin özünde bulunur ve su ile yapraklara ve oradan da yaprakların üzerindeki toz parçacıklarına geçer. Havaya karıştıklarında da solunum yolu ile vücuda alınırlar.

    Alerjik yapıdaki bireyler için süs bitkileri önemli midir?

    Yapılan araştırmalarda alerjik hastalığı olmayan bireylerde ev içi bitki maruziyeti sonrası yapılan deri testlerin alerjiye rastlanmazken, alerjik nezlesi olan hastaların yaklaşık %80’inde deri testinde ev içi bitkilere alerjik duyarlılık geliştiği saptanmıştır. Alerjik riniti olan bireylerin evinde özellikle Benjamin bitkisi (ficus benjamina), yuka bitkisi(yucca), sarmaşık (ivy), palmiye ağacı (palm tree), turnagagası (geranium) bulunması ile zaman içinde bu bitkilere de alerji geliştiği görülmüştür. Türkiye’de özellikle Benjamin bitkisi ve yuka evlerde sıklıkla yetiştirilmektedir.

    Yine süs bitkilerine alerjik duyarlılık gelişimi ile ilgili yapılan başka bir araştırmada 150 alerjik rinit ve/veya astım tanısı alan hastaya 15 çeşit süs bitkisi ile deri testi yapılmıştır. Atopi (ailede doktor tanılı alerjik hastalık olması), besin alerjisi olan hastalarda süs bitkilerine alerji geliştirme riski yüksek saptanmıştır. Alerjik nezlesi olan ve süs bitkisi yetiştirenlerde zamanla süs bitkilerine alerji geliştirme riski artmıştır. Yuka bitkisi (yucca elephantipes), difenbahya (Dieffenbachia picta), Atatürk çiçeği ( Euphorbia pulcherrima) en fazla alerjik duyarlanmaya neden olan bitkiler olarak bulunmuştur. Afrika menekşesi (Saintpaulia ionantha), Kroton, ııtır (pelargonium), ve yuka bitkisi(yucca elephantipes) ev içinde bulunuyorsa bu bitkilere yönelik duyarlılık gelişme riski yüksektir.

    Özetle alerjik duyarlılığı olan kişilerin evlerinde başta yuka ve Benjamin bitkileri olmak üzere sarmaşık, palmiye ağacı, turnagagası, difenbahya, Atatürk çiçeği, kroton, ıtır olması zaman içerisinde maruziyetle bu bitkilere duyarlılık gelişmesine neden olabilir.

    Alerjik hastalar ev içi süs bitkisi yetiştirmek istiyorsa hangi bitkiler uygundur?

    Oda havasındaki kimyasalların temizlenmesini sağlayan bitkiler tercih edilebilir.

    1-Marginata bitkisi(dracaena marinata): Formaldehit ve benzen gibi havada bulunana kimyasalları temizler.

    2-Yelken çiçeği (spathiphyllum):Havadaki benzen, formaldehit ve trikloretileni temizler.

    3-Çin herdemyeşili (aglaonema).Doğal hava temizleyicidir.

    4-Kardeş kanı bitkisi (Dracaena fragnans). Marginata özelliğindedir.

    5-Paşa kılıcı(Sansevieria trifasciata): Karbon monoksit, nitrojen monoksid, formaldehit, kloroform, benzen, ksilen, trikloretilen gibi pekçok kimyasalı temizler. Gece boyunca oksijen ürettiğinden yatak odası için idealdir.

  • Çocuklarda kablosuz ağın zararları!

    Elektromanyetik kirlilikten çocuklarınızı koruyunuz. İnsanlık, sanayi devrimi sonrasında modern yaşamda ne netice vereceğini bilmediği bir elektromanyetik alanda yaşamaya başladı ve ‘akıllı ev’ kavramı, her yere baz istasyonlarının kurulması olarak algılanmaya başlandı.

    Evlerdeki wi – fi ve kablosuz bebek alarmları büyük bir tehlike. Wi-Fi ve kablosuz bebek alarmları, evin içinde tehlikeli bir radyasyon dalgası oluşturuyor. Bu dalgalar, zaten kafatası ince olan bebeklerin beyinlerine direkt nüfuz ediyor. Bu da bebeklerde kanser riskini arttırırken, davranışsal bozukluklara da neden oluyor.

    Cep telefonu görüşmelerinin mümkün olduğunca kısa tutulması gerekiyor.

    Sinyalin az olduğu yerlerde telefonla konuşmayın.

    Ayrıca laptopları kucakta ve şarjdayken kullanmayın.

  • Çocuklarda yüksek ateş vakaları

    Yüksek ateş şeklinde kendini hissettiren ‘altıncı hastalık’, kış aylarında çocuklarda sık rastlanan rahatsızlıkların başında geliyor. Yüksek ateş ile başlayıp, vücutta kızarıklarla devam eden hastalıklar çocukları yatağa düşürebileceğinden dikkat edilmesi gerekir.

    Altıncı hastalığın en önemli belirtisi döküntüler öncesinde görülen yüksek ateştir. “Hastalık sırasında çocuklarda ateş 39 -39.5 dereceye yükselebilir. Özellikle ani değişimler dikkatle gözlemlenmelidir.

    Hastalık süresince çocuk bol sıvı tüketmeli, özel olarak bakımları ve yakın takibi yapılmalıdır. Altıncı hastalıkta da beslenme çok önemlidir.

  • Hava sıcaklığının çocuklara olumsuz etkileri

    Sonuçları “Environmental Health Perspectives” dergisinde yayımlanan araştırma, sıcaklığın 30 derecenin üzerinde olmasının ani ölüm riskini 5 kat artırdığını ortaya koydu.

    Hava sıcaklığının 30 derecenin üzerinde olması 1 yaşın altındaki bebeklerde ani ölüm riskini 5 kat arttırdığı tespit edildi.

    Araştırmaya imza atanlardan Nathalie Auger, ideal sıcaklığın 20 derece olduğunu belirterek 24 derecede riskin 1,4, 27 derecede 2,1 ve 28 derecede 2,8 arttığına dikkati çekti.

    Bilim adamı, ebeveynlerin yeni doğan bebekleri sıcak havalarda daha iyi gözlemlemesi ve mümkün olduğunca güneşten ya da sıcak havadan uzak tutması önerisinde bulundu.

  • Alerjik hastalıkların tedavisinde prebiyotik ve probiyotiklerin yeri var mı?

    Alerjik hastalıklar gibi bağışıklıkla ilişkli hastalıkların sıklığının giderek artması erken dönemde mikroplara olan maruziyetin azalmasıyla ilişkilendirilmetedir. Barsak mikrobiyotası( barsakta yaşayan yararlı, zararlı, ortakçı bütün mikroorganizmalar) vücuttaki en geniş mikrop çeşitliliğini oluşturur ve bu nedenle de bağışıklık sisteminin gelişiminde en önemli rolü oynadığı düşünülmektedir. Bu bilgiler alerjik hastalıkların tedavisinde barsaktaki mikrobik içeriğin değiştirilmesinin etkili olabileceğini akla getirmiş ve bu konuda çok sayıda çalışma yapılmaya başlanmıştır.

    Probiyotik ve prebiyotikler nelerdir?

    İnsanların ve hayvanların sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için sağlıklı bir gastrointestinal (mide-barsak) sisteme sahip olmaları gerekmektedir. Probiyotik bakteriler yeterli miktarda ağız yoluyla alındıklarında hastalık yapan mikroorganizmaların üremesini engeller, gıdaların sindirilmesini kolaylaştırır ve immün sistemi güçlendirir. Probiyotik gıdalar ise içerisinde raf ömrü sonuna kadar yeterli miktarlarda canlı probiyotik mikroorganizma (108 cfu/gram) içeren yoğurt, kefir gibi gıdalardır. Prebiyotikler ise mide içerisinde sindirime uğramadan barsağa geçebilen ve buradaki insan vücuduna dost probiyotik bakterilerin çoğalmasını sağlayan kompleks karbonhidrat yapıdaki besinlerdir.

    Atopik Egzama ve Probiyotik Tedavisi

    Atopik egzama çocukların %5-20 arasını etkileyen çocukluk döneminin en sık görülen hasta deri hastalığıdır. Barsaktaki mikrofloranın (barsakta yerleşik bakterilerin) içeriği atopik egzaması olan ve olmayan çocuklarda farklılık göstermektedir ve içerikteki bu farklılıkların aktif egzama gelişimi öncesinde olabileceği düşünülmektedir. Çalışmalarda bu konu ile ilgili en sık bulunan sonuç egzamalı bebeklerin gaytalarında Bifidobakteri türlerinin azalması şeklindedir. Probiyotikler tüm dünyada fermente süt ürünleri şeklinde tüketilmektedirler. Probiyotiklerin etkileri türlere göre çeşitlilik göstermektedir.

    Atopik egzamada probiyotik tedavisi ile ilgili olarak 0-55 yaş arası 2599 hastanın katıldığı 35 çalışmanın verileri 2018 Kasım ayında (en güncel) analiz edilmiştir. Bu çalışmalarda Lactobacillus ve Bifidobacteri türleri tek başlarına ya da diğer bakterilerle karıştırılarak ya da prebiyotiklerle kullanılmıştır. Sonuç olarak, egzama ciddiyetinde ve hastaların yaşam kalitesinde çok az ya da hiç değişiklik olmadığı görülmüştür. Egzama da probiyotik tedavisi önerilmesi için daha fazla kanıt grektiği belirtilmiştir. Ayrıca çok küçük ya da bağışıklık yetmezliği olanlarda dikkatli kullanılması önerilmiştir.

    Astım ve Probiyotik Tedavisi

    Astım çocukluk döneminin en sık görülen akciğer hastalığıdır. Son zamanlarda probiyotiklerin barsak mikrobiotasını etkileyerek astımda bronşlarda görülen yangıyı (hassasiyet, kızarıklık) azaltabileceği ön görüsüyle birçok çalışma yapılmıştır. 2018 yılında 910 astım tanısı almış olan çocuk hastanın katıldığı 11 çalışmanın verileri değerlendirilmiştir. Ancak bu çalışmaların az sayıda hasta ile yapıldığı ve çalışmalarda Lactobacillus, Bifidobakteri, Streptococus gibi farklı probiyotiklerin kullanıldığı belirtilmiş. Sonuç olarak probiyotik tedavisinin çocukluk çağı astımında daha az astım atağı geçirmeyi sağlayabileceği, ancak gündüz ve gece olan astım yakınmalarına ve solunum fonksiyonları açısından önemli bir fayda sağlamadığı görülmüştür. Astım tedavisnde probiyotik önerilmesi için daha fazla kanıta ihtiyaç vardır.

    Alerjik Rinit ve Probiyotik Tedavisi

    Alerjik rinit tüm toplumun %10-30’unu etkileyen, burun akıntısı, tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı ve akıntı , hapşırık gibi yakınmalarla seyreden bir hastalıktır. Sıklığının giderek artması alerjik rinitin tedavisi ile ilgili çalışmaları arttırmıştır. 1919 hastada yapılmış 21 çalışmanın değerlendirildiği bir araştırmada çalışmalarda farklı probiyotik tedavisinin hastaların şikayetlerinin azalmasında ve yaşam kalitelerinin artmasında faydası olabileceği ancak çalışmalarda farklı tür bakteriler kullanıldığından standardize edilemediği ve daha fazla bilimsel kanıta ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir.

    Besin Alerjisi ve Probiyotik Tedavisi

    Besin alerjenleri bireyin immun sistemi tarafından tanınarak alerjik bulgulara neden olur. Bunların içinde en önemlisi anafilaksi olarak adlandırılan ağır alerjik reaksiyondur. Çocuklarda erişkinlere göre besin alerjisi sık görülür. En sık süt, yumurta, kuruyemiş, buğday, kabuklu deniz ürünleri ve balık ile olan alerjilere rastlanır. Probiyotiklerin barsakta oluşan alerjik yanıtı düzelterek etki edebileceği düşünülmüştür.

    2018 yılında 895 inek sütü alerjisi olan çocuk hastanın değerlendirildiği bir yayında probiyotiklerin inek sütü alerjisi olan çocukların yakınmalarında ılımlı bir düzelme sağladığını göstermiştir. Çocuklarda inek sütünün tolere edilmesini sağlamakla ilgili olarak probiyotik tedavisinin etkisinin kesin olarak belirtilemeyeceği ancak Lactobacillus rhamnosus GG tedavisinin inek sütü alerjisi olan çocuklarda inek sütünün tolere edilmesini sağlayabileceği belirtilmiştir.

  • Neden benim çocuğum atopik dermatit?

    Atopik dermatit birden çok faktörle ortaya çıkan bir hastalıktır. Bilimsel kanıtlara dayalı olarak nedenlerini sizler için sıraladık

    Atopik dermatitte atmosferik partikül maddeler ve trafik ilişkli hava kirliliği neden önemli?

    Hava kirliliğinin alerjik hastalıkların gelişmesinde önemli bir çevresel risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Atmosferik partikül maddeler (PM) gittikçe artan sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Atmosferik maddeler havada asılı kalan katı ya da sıvı çok küçük parçacıklardır ve genellikle kara taşımacılığında fosil yakıt kullanılması, metal, çimento, kireç ve kimyasalların üretimi, inşaat işleri, sigara içilmesi ve odun sobası yakılması sırasında ortaya çıkarlar. Partikül maddeler asid, organik kimyasallar, hidrokarbonlar metaller ve biyolojik maddeler(ör. alerjenleri polen) içerir. PM’ler büyüklüğüne göre sınıflandırılır:

    PM10 (çapı 10µm’den küçük)

    İri taneli PM(2.5 -10 arasında µm)

    PM2.5(çapı 2.5µm’den küçük)

    Aşırı ince PM (0.1 µm’den küçük)

    Hamileliğinizin ilk 3 ayında maruz kaldığınız PM10 miktarı bebeğinizin 6. Ayında egzama olma olasılığını arttırır

    Hamileliğinizin ilk 3 ayında trafik ilişkili hava kirliliğine maruz kaldıysanız bebeğinizde egzama riski artar. Buna ek olarak yaşadığınız yerde yeşil alan da az ise bu etki daha da artar

    PM10 miktarında her 1µg/m3’deki artış ertesi gün 5 yaş altı çocuklardaki egzama şikayetlerinde %0.44 artış yaparken, 10 µg/m3’de 5 yaş altı çocuklarda egzama şikayetlerinde %3.2 artışa neden olur

    Egzamalı çocuklardaki kaşıntının şiddetinin çok ince partikül miktarı ile ilişkili olduğu saptanmış.

    0-17 yaş arası çocuklarda yıllık maruz kaldıkları ortalama PM2.5 miktarı arttıkça egzamanın miktarı artar

    Çocukların yaşadıkları evlerin etrafındaki yeşil alan miktarı arttıkça egzama olma olasılıkları artar

    Atopik dermatite neden olan ev içi kimyasallar nelerdir?

    Çocuklar vücut ağırlıklarının her kilogramı başına erişkinlere göre daha fazla hava solurlar ve iç ortamlarda (ev, kreş, anaokulu) daha fazla vakit geçirirler ve bu nedenlerle de ev içi alerjenlerden ve kimyasallardan daha çok etkilenirler.

    Fitalatlar en çok PVC(polivinil klorid) içerisinde kullanlırlar. Genel olarak vinilin yapısını yumuşatmak ve dayanıklı hale getirmek için eklenirler. En sık kullandıkları alanlar ev içinde çatı kaplama, ev tabanlarının kaplanması, duvar kaplamaları, elektrikli kablo yalıtımları, arabaların içinin kaplanmasıdır. BBzP ve DiBP ise ev içindeki tozun içerisinde bulunan fitalatlar. Bisfenol A(BPA) besinlerin saklandığı kutular, su şişeleri, bebek biberonları, diş macunlarında bulunur.

    Hayatın erken dönemindeki fitalat maruziyeti 10 yaşına kadar olan dönemde egzama riskini arttırır

    3-7 yaş arası çocukların idrarında bu maddelerin artması ile mevcut AD bulgularını arttırır

    Çocuk egzaması ile ev içindeki tozların içinde bulunan fitilat(BBzP VE DiBP) düzeyi belirgin ilişkili ve çocukların idrarlarında erişkine göre daha yüksek düzeyler saptanmıştır

    Diğer ev içi kimyasallar genellikle duvar kağıtları, yer kaplama ve boyama sırasında ortaya çıkan formaldehit, volatil organik bileşenler(VOCs) ve aromatik bileşenlerdir. Bunların yüksek konsantrasyonları ‘Hasta Bina Sendromuna’neden olur ve özellikle yeni inşa edilmiş binalarda alerjik hastalıklar tetiklenir. Çocuklarda ev içi tadilatın alerjik hastalık riskini arttırdığı gösterilmiştir.

    Son 12 ayda ev içi tadilat yapılması egzama riskini arttırken, besin alerjisi olanlarda yapılan ev içi tadilatın egzamanın ağır seyretmesine yol açtığı gösterilmiştir.

    Atopik dermatite neden olan genetik faktörler nelerdir?

    Atopik dermatit(egzama)’da derinin bariyer oluşturma özelliği bozulmuştur.

    Sağlıklı deride doğal nemlendirici faktörler derideki su kaybını engeller ve düşük asidli ortam sağlayarak derinin en dış tabakasının bütünlüğünü sağlarlar. Atopik dermatiti olan bebek ve çocuklarda bazı genlere (en önemlisi filagrin) bağlı olarak derinin bariyer yapısı bozuktur. Filagrin genindeki kalıtımsal bozukluklar en önemli risk faktörüdür. Atopik dermatiti olan bebek ve çocuklarda derinin yağlı tabakasını oluşturan seramidler, derideki mikroplardan korunmayı sağlayan maddeler de yapısal (kalıtsal) eksiklikler görülmektedir. Bu değişiklikler atopik dermatitte vücut içinden atmosfere giden sıvı kaybının sağlıklı deriye göre fazla olmasına neden olur ve Staphylococcus aureus olarak adlandırılan bakterinin de atopik egzamalı ciltte daha fazla yerleşmesine neden olur. Derinin bariyer fonksiyonundaki bozukluklar alerjenlerin deri yoluyla kolaylıkla vücuda girmesine ve besin alerjii ve astım gibi diğer alerjik hastalıkların gelişmesine neden olur.

    Ailede atopi olması olması diğer önemli risk faktörüdür. Atopi bir kişinin taşıdığı genetik özellikler nedeniyle alerji gelişimine eğilimli olmasıdır. Ailede atopik hastalık (alerjik astım, alerjik rinit, egzama gibi) öyküsü atopik dermatiti olan hastaların yaklaşık %70’inde görülür. Eğer sadece anne ya da babadan birinde atopik hastalık varsa risk 2-4 kat artarken, her ikisin de varsa bu oran 4-5 katına çıkar. Özellikle anne de olması daha belirleyici bir rol oynar.

    Atopik dermatiti olan hastalarda genetik olarak rastlanan bir diğer risk faktörü bağışıklık yanıtı ile ilgilidir. Bu çocuklarda alerjik hastalıkların ortaya çıkmasını sağlayan maddeler vücutta çok daha fazla yapılır. Sağlıklı bireylerde alerjik hastalığa neden olmayan alerjenlere bağışıklık sistemi alerjik hastalığa neden olacak şekilde yanıt vermeyi seçer

    Atopik dermatit neden olabilen besin alerjenleri nelerdir?

    Alerjik hastalıklar bebeklikte besin alerjisi ve egzama ile başlayarak okul döneminde alerjik rinit ve astım ile devam eder. En sık görülen besin alerjenleri süt, yumurta, yer fıstığı, fındık, balık, kabuklu deniz ürünleri, buğday ve soyadır. Besin alerjisi alerjenin barsaktan emilimi sonrasında ortaya çıkarken egzamalı hastalarda deri bariyerinin bozulması ile deriden besin teması yoluyla da meydana gelebilir. Egzamalı bebeklerde yemekten bağımsız ev içindeki yer fıstığı miktarı arttıkça yer fıstığı alerjisi artar. Özellikle bir besini yedikten sonra vücutta hızla ortaya çıkan kızarıklık oluyorsa ya da egzama lezyonları tam olarak geçmiyorsa mutlaka besin alerjisi açısından değerlendirme yapılmalıdır.

    Doğum öncesi dönemde annenin bu alerjen gıdalardan kaçınması riski azaltmaz ve hatta anne alerjik değilse yer fıstığı, fındık ve inek sütünü az tüketmesi besin alerjisi riskini arttırır

    Annenin gebelikte antibiyotik kullanması ve diyet alışkanlıkları (Batı tarzı beslenme ve az sebze tüketimi) besin alerjisi riskini artırır.

    Sezeryan doğum ve yenidoğan döenminde antibiyotik kullanımı alerjik hastalıklar ve besin alerjisini arttırır. Bebeğin barsak bakteri florasında değişikliklere neden olurlar. Kentsel bölgede yaşayanlarda kırsal bölgede yaşayanlara göre egzama ve besin alerjileri daha sık görülür.

  • Kefir ve alerjik hastalıklar

    Kefir diğer fermente süt ürünleri olan yoğurt ve peynir kadar sık tüketilmemekle birlikte 100 yılı aşkın süredir sağlığa olan yararları nedeniyle özellikle Kafkas dağlarındaki yerel halk tarafından tüketilmektedir. Kefir hafif yoğun yapıda ve ekşimsi tadı olan bir içecektir. Geleneksel olarak inek sütünden yapılmakla birlikte keçi koyun ve soya sütünden de yapılabilir. Kefirin oluşması için fermentasyon sırasında kefir taneciklerine ihtiyaç vardır. Bu kefir tanecikleri protein ve polisakkarid (şeker) yapıdadır ve kefirin fermentasyonu için gerekli bakteri ve mantar türleri içerirler. Geleneksel olarak fermente olmamış sütün koyun veya keçi derisinden yapılmış kesenin içindeki fermentasyonu sırasında elde edilen kefir tanecikleri kullanılır. Endüstriyel kefir üretiminde aynı kefiri elde edebilmek için kefir tanecikleri yerine kefir veya kefir taneciklerinden izole edilen mikroplar fermentasyon için kullanılır.

    Kefiran ise kefir taneciklerinin büyük bir kısmını oluşturan şeker yapıda bir maddedir. Aynı zamanda kefirin içinde de çözünerek akışkan yapıyı sağlar.

    Kefirin Bakteri içeriği nasıldır?

    Kefir 100 yıldan fazla süre önce taze sütün ortam ısısında mayalaşmasıyla oluşan kefir tanecikleri ile üretimi başladı. Bu süre içerisinde kefir taneciklerindeki mikrop yapısı da değişti, yeni bakteriler eklendi bazıları azaldı ve maya yapısında da değişiklikler oldu.

    Kefir tanecikleri ile fermente sütün (kefirin) bakteri yapısı arasında farklılıklar vardır.

    Her ikisin de de acetobacter, lactobacillus, lactococcus, leuconostoc bulunurken kefir taneciklerinde baskın tür Lactobacillus, fermente sütte ise (kefir) Lactocococus’dur.

    Kefirin maya içeriği nasıldır?

    Kefirde bulunan geniş ve çeşitli bakterilere ek olarak bakterilerle yararlı şekilde çalışan mantar (maya) popülasyonu da bulunmaktadır. Kefir taneciği ve kefir süründe başlıca Saccaromyces, Kluyveromyces ve Candida’dır. Kefir tanecikleri içindeki bakteri popülasyonunun tersine maya içeriği tanecikler arası değişkenlik gösterir.

    Kefir ve Anti-alerjik Etkileri

    Alerjik hastalıklar özellikle besin alerjisi ve astım son yıllarda giderek artmaktadır. Çalışmalar barsak mikrobiota içeriğinin bu hastalıklarala ilişkili olabileceğini göstermiştir.

    Barsaklarında Bifidobacteriım ve Lactobacillus türleri içeren bebeklerde daha az alerjik hastalık olduğunu göstermiştir. Hayvan çalışmalarında kefirin bu etkiyi yaptığı gösterilmiştir.

    Besin alerjisinin ortaya çıkmasına sebep olan vücudun bağışıklığının alerjik şikayetler ortaya çıkaracak şekilde çalışmasıdır. Çalışmalarda laktik asid olamayan bakteri (Acetobacter) bu yanıtın azaldığı gsterilmiştir.Kefir bu bakteri açısından zengindir

    Astımlı farelerde yapılan çalışmalarda ağızdan kefir uygulanmasıyla bronşlardaki hassasiyetin iyileştiği görülmüştür. Aynı zamanda kefir alan farelerin akciğer sıvılarında alerjik hastalıklar sırasında artan moleküllerin azaldığı görülmüştür.

    Başka bir çalışmada kefirden izole edilen Lactobacil’lerin uygulanmasıyla bu farelerde görülen alerjik yanıtın azaldığı ve alerjik yakınmaları azaltan hücrelerin arttığı görülmüştür.

    Alerjik hastalığı olan bireylerde bağışıklık yanıtı sağlıklı kişilerde sorun yaratmayan (ev tozu, polen) maddelere aşırı yanıt vermekle oluşur. Kefirin bağışıklık sistemindeki bu dengesizliği düzenleyici hücreleri arttırarak daha dengeli hale getirdiğine dair kanıtlar vardır.

  • Çocuklarda burun tıkanıklığı tedavisi

    Geniz eti, kemik ve kıkırdak eğrilikleri, alerjik nezle, sinüzit, soğuk algınlığı, viral ve bakteriyel enfeksiyonlar gibi nedenlerle oluşan burun tıkanıklıkları çocukların hayatında önemli sorunlara yol açabilir. ‼️⚠️Burun tıkanıklığı kulakları da etkileyebilir. Geniz bölgesinde bulunan östaki borusu kapanarak, kulakta sıvı birikimine ve işitme kayıplarına neden olabilir. ‼️⚠️Bu durum daha da ilerlerse çocuğun işitme ve konuşma gelişimini engelleyebilir. ⚠️⚠️‼️Kesin tedavi nedene yöneliktir. ?Yanısıra uyuduğu ortamın nemlenmesini sağlamak, ?burunu bolca serum fizyolojik ile yıkayıp var olan sümüğü uzaklaştırmak, ?sıcak buharlı bir banyo yaptırmak ?uyurken gövde ve baş yüksekte olacak şekilde yatırmak, ??odasında yün halı, peluş oyuncaklar, toz tutan eşyalar, canlı çiçek, elektrik süpürgesi bulundurmamak, ?❌?❌ ev ortamında sigara içimi ve parfüm, deterjan, çamaşır yumuşatıcısı kokusu gibi kokulara maruziyeti önlemek rahatlamasına yardımcı olur.

  • Çocuklarda öksürüğe ne iyi gelir ‼️

    Öksürük, solunum sisteminden sekresyonların ( salgıların ) ve yabancı maddelerin temizlenmesinde önemli rolü olan koruyucu bir reflekstir. Çocuklarda genellikle viral infeksiyonlarla ilişkilidir ve çoğu kendiliğinden düzelir. Kış aylarında soğuk nedeniyle evlerimizde kullandığımız ısıtma sistemleri nedeniyle ortamın nem oranı çok düşer. Soğuk havaya ve rüzgara maruz kalmak solunum yollarındaki küçük tüysü cisimciklerin çalışmasını bozar sonuç, uzamış, balgamlı veya kuru gıcık tarzı öksürük olur. Evde yapabileceğimiz bazı şeylerle öksürüğü yumuşatıp, balgamı azaltabiliriz. ⚠️Sıcak buharlı bir banyo, ‼️bol su içmek, ⚠️serum fizyolojik ile sıkça burun temizliği yapmak, ‼️1 yaşından büyük çocuklarda alerjisi yoksa 2 tatlı kaşığı bal içine bir çisem toz zencefil karıştırıp yedirmek, ⚠️2 tatlı kaşığı pekmez içine bir çisem karabiber ekleyip yedirmek, ‼️çok iyi yıkanmış elmanın kabuğunu soyup çubuk tarçın ile kaynatıp bal ile tatlandırarak içirmek, ⚠️rezene çayı, ‼️ıhlamur ve ⚠️kuş burnu çayı gün içinde ara ara küçük miktarlarda içirmek faydalı olabilir. ‼️⚠️‼️⚠️2 haftadan uzun süren, ateşle birlikte olan, genel durumu bozan durumlarda çocuk doktorunuza başvurun.