Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • İştahsız çocuk ve reçete!

    Az besin tüketen, zor ve seçici yemek yiyen çocuklara iştahsız çocuk denir. Ailede özellikle annede ciddi kaygılara yol açar. Anneler, çocuğun kilosunun ve yeme alışkanlıklarının O’nun gelişimini ve ilerideki yaşam tarzını etkileyebileceği yönünde endişelere sahipler. Biz çocuk hekimleri içinse önemli olan; Ailenin bu konudaki algısının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ve altta yatan organik bir hastalık olup olmadığıdır. İşin aslında iştahsız çocukların boy ve kiloları yaşıtlarına göre daha düşük olabilir. Ancak hayatta kalma güdüleri vücutlarının ihtiyacı olan gıdayı kendileri için uygun olan miktarlarda tüketmelerini sağlayacaktır. O’na güvenin … *İştahsızlığın temeli anne karnında başlar. Annenin gebeliği ve sonrasında da emzirme döneminde annenin beslenmesinde yer alan tat ve kokular, gebelikte amnion sıvısı ile sonrasında da süt yoluyla bebeğe geçer. Bu geçiş bebeğin ek gıdaya adaptasyonunu belirler.

    *Yapılan çalışmalara göre; Anne sütü kısa süreli alan çocuklarda iştahsızlık daha fazla olur.

    *Sindirim sisteminin yeterli olgunluğa erişmeden, erken ek gıdaya başlama besin allerjisi riskini ve iştahsızlığı kolaylaştırır. Böyle çocuklar yeni bir gıdaya zor alışırlar.

    *Uzun süren püreli beslenme, katı gıdaya geç başlama ve aile bireyleri ile sofrada birlikte yemek yemeye geçişin geç olması da iştahsızlığa zemin hazırlar.

    *Çocuk acıkma belirtisi göstermeden belli aralıklarla beslenmeye çalışmak da bu süreci tetikler. Özellikle erken doğan çocukların anne babalarında bu tür kaygılar sık görülür.

    *Boğulma, zorlayarak beslenme gibi yemek saatlerinin travmatik sürecide iştahsızlığı tetikleyebilir.

    SÜRECİ YÖNETME , TUTUMLAR

    Yemeye zorlamak, tehdit,rüşvet hiçbir zaman iyi bir fikir değildir. Her zaman kaybedersiniz.

    Sizin göreviniz ona sağlıklı yiyecek seçeneklerini uygun zaman ve uygun yerde sunmaktır.

    Onun ise ; Neyi, ne kadar yiyeceğine izin vermektir.

    Eğer sağlıklı seçenekler sunarsanız ; kendileri için gerekli yeterli besini kendiliğinden seçerler. Çünkü hayatta kalma güdüleri ihtiyacı olan gıdayı en uygun miktarda tüketmelerini sağlayacaktır. Bu yüzden onun doğal iştahına güvenmeniz ve yemeğini kendisinin düzenlenmesine izin vermeniz çok önemlidir. Onu zorlarsanız vücudun açlık-tokluk sinyallerini tanımasına ve vücuduna saygılı olmasına engel olursunuz. Buda ileride obezite ve hatta sigara bağımlılığı gibi bağımlılıkların oluşmasını sağlar.

    Ne yiyeceği konusunda zorlamaya, kandırmaya ve hatta yorum yapıp tehdit etmeye gerek yoktur. Sizin göreviniz sağlıklı yiyecekler sunmaktır ! Gece 23:00 ‘de o istedi diye makarna yapmak değildir !

    Bazı çocuklar belli yiyeceklere karşı nefret geliştirebilir yada zaman zaman belli yiyecekleri çok arzulayabilir. Bu seçimler fiziksel ihtiyaçlarını yansıtır, endişelenmeyi gerektirmez..

    Bazı çocuklar karışık yemeklerden hoşlanmaz o yiyecekleri teker teker daha zevkle yer. Bazıları yiyeceklerin görüntüsünden ve kıvamlarından etkilenir. Mesela karabiber serpilmiş yemek kirli gelebilir yada dışkıdan korkan bir çocuksa dışkıya benzettiği hiçbir yemeği yemez. Bazen de kardeşi olan çocuklar bebek maması gibi yemek isteyebilirler.

    Bu tür mızıldamaları sorun edip çatışma haline getirmezseniz bir süre sonra kendiliğinden geçer. Bu süreçte ona yardımcı olmak yemeğin görüntüsünü değiştirip cazip hale getirmek yeterli olur.

    Bir çoğumuz iş yada sosyal nedenlerle yemek yediğimiz için vücudumuzun açlık, tokluk sinyalini kaybetmişizdir. Üstelik çoğu zaman yemeğimizi sağlıksız ve hazım sorunlarına yol açan gıdalarla geçiştiririz. Aslında çocukların vücutlarının besin ihtiyacını belirleme ilişkileri biz yetişkinlerden daha iyidir.

    Kabul etmek zor olsada arada sırada yemek yiyen 4 yaşındaki çocuğunuz optimum besini alırken, günde 3 öğün yiyen bizler ihtiyacımız olandan daha az yada daha çok besin alıyor olabiliriz.

    İŞTAHSIZ ÇOCUĞA ÇÖZÜM

    1) Anne – Baba (YANİ SEN ) : Neyi ,Ne zaman, Nerede vereceğine

    Çocuk (YANİ O ) : Ne kadar , Neyi yiyeceğine karar vermeli !

    2) Yaşına uygun ve küçük miktarlarla başla ! sevmediği yiyeceği zorlama sonratekrar dene!

    3) Gürültüsüz sakin ortamda besle!

    Mama sandalyesinde ve masaya yakın tut! tv-oyuncak gibidikkatdağıtıcılardan uzak dur !

    4) Öğünler arası 3-4 saat (O’nun açlık sinyallerini öğren )

    Öğünler arası atıştırmaya izin verme!

    Öğün arası meyvesuyu-sütü kısıtla , susadığında sadece su ver.

    5) Yemeğe 15 dakika içinde başla! 30 dakikayı geçme !

    6) Yemek saati eğlenceli olmalı, çocuklar taklitle öğrenirler bu nedenle iyi bir rol model olmak adına yemekte eğlenceli zaman geçir ! Seni kızgın ve mutsuz görmek onu etkiler.

    Baskı, ikna, yalvarma, rüşvet, tehdit yok ! Yiyecekle ödüllendirme !Yiyecek dışı ödüller olabilir.

    Öğünler arası oyun, iştahı açar ancak ağır oyun olmamalı yorgunluk yapar

    Bağımsız yemesine izin ver ! çevreyi kirletmesine göz yum !

    Aşırı yemek seçiyorsa ilgili besini çok az vererek başla ! Önce sen kendi tabağına koy ve çocuk onları yemeye istekli olduğunu görsün ! O’nu zorlamamalı, en az 10 – 15 kez denenmeli, sevdiği yiyeceği az miktarda karıştırılıp verilmelisin

    2-5 yaş arasında ki çocukda büyüme hızı yavaşlar , iştah değişken olabilir.Ancak az ve seçici yesede genelde kendisi için gerekli besini alır. ENDİŞELENME ! SABIRLI OL !

  • Çocuklarda büyümeyi sağlayan faktörler

    Büyüme çok faktörlü ve komplex bir olaydır. Yaşamın ilk 2 yılında çevresel faktörler ve özellikle beslenme büyümeyi primer olarak etkilerken 2 yaşından sonra genetik ve hormonal faktörler ön plana çıkar.

    Ergenlik döneminin sonunda kemiklerin uç kısımlarındaki büyüme plaklarının kapanmasıyla da büyüme sonlanmış olur. Büyümeyi etklieyen 3 temel faktörlerden ilki genetik faktörlerdir.Genler anne karnından başlamak üzere çocuğun ailevi büyüme potansiyelini ve ergenlik başlama yaşını belirler.

    Büyümeyi sağlayan 2. faktör ise beslenmedir. Normal büyüme ve çocuğun sahip olduğu genetik potansiyelinin en iyi şekilde tezahür etmesi için yaşına uygun kalori alması ve dengeli beslenmesi son derece önemlidir. Burada belirleyici olan dönem özellikle ilk 2 yıldır. Bu dönemdeki beslenme problemleri yada yetersiz beslenme, hem büyümenin geri kalmasına neden olacak hemde allerjik hastalıklar, kalp hastalıkları, obezite, diabet gibi kronik hastalıklara zemin hazırlayacaktır.

    3 . faktör ise çevresel faktörlerdir.Yani çocuğun maruz kaldığı travma, hastalıklar psikososyel nedenler de büyümenin üzerinde çok etkilidir.

    Bu yüzden hep söylüyoruz; ne verirseniz verin önce SEVGİ verin !

    BÜYÜME GERİLİĞİNE YOL AÇAN DURUMLAR

    Büyüme çocuklarda sağlığın en önemli göstergesidir.

    Normal büyüme için ; normal genetik yapı

    yeterli ve uygun beslenme

    etkin büyüme faktörleri

    SEVGİ DİLİnden oluşan çevresel faktörler gerekir

    Büyüme geriliğine yol açan bazı durumlar vardır. Annenin gebelik süreci, anne karnında yetersiz beslenme sonucu düşük doğum ağırlığı ile dünyaya gelme, erken doğum eylemi, doğum sonrası özellikle ilk 2 yaştaki beslenme yetersizlikleri, kronik hastalıklar, büyümeyi sağlayan hormonların (troid-büyüme hormanı gibi) eksiklikleri, büyümenin geri kalmasına neden olabilir.

    Bir çocuğun büyümesindeki duraklama, hormonal veya birçok kronik hastalığın ilk bulgusu olabilir. Bu nedenle tekrarlanan boy ölçümleri büyümenin değerlendirilmesinde çok önemlidir.

    Doğum öyküsü

    İlk 2 yaştaki beslenme düzeni

    Sistemik bir hastalık varlığı

    Endokrin ve vitamin eksikleri açısından doktorunuzla iletişiminizi koparmamalısınız.

  • Besin destekleri nedir, neden kullanılmalıdır?

    Tükettiğimiz besilerin içerisindeki vitamin ve minerallerin yüksek dozlarının oldukça konsantre edilerek şurup,hap veya kapsül haline getirilmiş formlardır.Besin destekleri vitamin,mineral,fitokimyasallar,otlar ve botanik ürünleri kapsar.

    Bu ürünler beslenmenin desteklenmesi , beslenme sorunlarının tedavisi ve önlenmesi amacıyla kullanılırlar.

    Düzenli ve dengeli öğün alışkanlığı olan çocuklarda ve erişkinlerde birçok vitamin ve mineral günlük diyet ile alınır.Ancak öğün atlama , aburcubur tüketme , fast food tarzı atıştırma sebze-meyve tüketmeme , enfeksiyonlar,beslenme bilinci ve eğitimindeki yetersizlik, besinlerin alınması,hazırlanması,pişirilmesi sırasında oluşan kayıplar nedeni ile vitamin mineral eksikliği görülebilir.

    Özellikle okul öncesi (1-5 grubu) çocukluk dönemi, ilkokul çağı,Adölesan ve gebelik dönemleri vitamin,mineral eksikliği açısından risklidir.Çünkü bu dönemler hızlı büyüme ve gelişmenin olduğu daha fazla besine ihtiyaç duyulan dönemlerdir.

    Çocuklarda ve adölesanlarda en sık demir, iyot, folik asit, B12 ve Dvit eksikliği görülür

    Besin takviyeleri tamamen bireyin ihtiyaçlarına yönelik kullanılmalıdırlar. Bir başkası için iyi olan bir vitamin ve mineral sizin veya çocuğunuz için yeterli olmayabilir veya fazla olabilir.

    Örneğin;

    Bağışıklık problemlerinde C vitamini, D vitamini, çinko gelişimsel problemlerde B komplex vit ( özellikle B6), troid problemlerinde selenyum, B12, çinko kullanımı önerilmektedir.

    Anne ve babalar hiçbir şekilde doktor tarafından testleri ve takibi yapılmadan kulaktan dolma bilgilerle bu ürünleri çocuklarına vermemelidir. Yapılan çalışmalara göre besin destekleri özellikle multi vitaminler en çok iştahsız çocuklarda kullanılmaktadır. Destek amaçlı verilen vitamin ve minerallerin iştahı açtığına dair kesin bir kanıt yoktur. Yalnızca eksik olan vitaminlerin ve minerallerin yerine konması amacıyla verilebilir. İştahı arttırmak amacıyla bilinçsizce kullanılmamalıdır.

    OMEGA – 3 NEDİR , NEDEN KULLANILMALIDIR ?

    İnsan yaşamının devam etmesi için gerekli olan ancak vücutta sentezlenmeyip sadece besinler yoluyla alınan yağ asitleridir. Dünyada konu olmuş en çok çalışma yapılan çocuklarda da en sık kullanılan besin takviyesidir.

    Balık yağı dediğimiz omega-3 yağ asitleri EPA+DHAdan oluşurlar. Başta beyin olmak üzere vücudumuzda pekçok fonksiyonunun çalışmasında önemli bir hücresel yapı elemanıdır.

    Anne karnındaki bebeğin beyin ve göz gelişinden tutunda çocuk ve erişkinlerde öğrenme,konsantrasyon, bellek ve zeka gelişiminde etkilidirler. Dikkat eksikliği,davranış problemleri üzerine olumlu etkileri vardır.

    Dolayısıyla vücudun omega-3 ihtiyacı anne karnında başlar. Çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık boyuncada devam eder.

    En fazla deniz balıklarında (sardalya, somon, uskumru, ton balığı) bulunur. Keten tohumu, ceviz, brokoli, semizotu, lahana, ıspanak gibi gıdalarda da bulunur.

    TERCİH EDERKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

    EPA + DHA en az 1000 mg olmalı

    Barsaklardan emilip kana taşınması aşamasında en etkili formu olan TG formu tercih edilmeli

    Çabuk oksitlenirler ve böylelikle etkilerini kaybederler.Isıdan ve ışıktan korunması gerekir. Bu nedenle buzdolabında saklanmalıdır.

    Denizlerde artan ağır metal ve civa düzeyleri deniz ürünlerini tehdit etmektedir.Özellikle civa,kurşun kadmiyum ,arsenik . Bu nedenle ağır metal testleri yapılmış olmalıdır.

    IFOS onayı varmı önemli ! Dünya Sağlık Örgütü ve Beslenme konseyi kontrollerine göre güvenilirlik onayı almış olmalıdır.

  • Adenovirüs enfeksiyonları herzaman gündemde

    Adenovirüslar DNA virüsları olup ,gerek çocuk ve gerekse erişkinlerde ciddi tablolara yol açarlar.

    Solunum yolu enfeksiyonlarının esas nedeni virüslardır. Adenovirüsların yol açtığı solunum yolu enfeksiyonları ise her yaş grubunda görülmesi ciddi seyretmesi ve farklı klinik tablolarda karşımıza çıkması ile ayrıca önem taşımaktadır.

    Solunum yolu adenovirüsları üst yolunum yolu enfeksiyonlarına neden olduğu gibi

    Krup

    Bronşit

    Bronşiolit

    Zatürre

    Zatülcenp ( akciğer zarlarının iltihaplanması) yol açabilirler.

    Adenovirüsların diğer bir özelliği de solunum yolu dışında birçok organda yerleşim göstererek hastalık tablosu oluşturmasıdır.

    Karaciğer iltihaplanması

    Nörolojik hastalıklar

    Beyin iltahaplanması

    Üriner sistem enfeksiyonları

    Göz enfeksiyonları ( konjoctivit)

    Barsak iltihaplanmasına da yol açmaktadır.

    Adenovirüs enfeksiyonu belirtileri yerleştiği organa göre değişim gösterir.

    Üst solunum yollarını tutan adenovirüs enfeksiyonlarında

    Burun akıntısı

    Ateş

    Öksürük

    Lenf bezlerinde büyüme

    Gözlerde kanlanma görülür.

    Adenovirüslara bağlı olarak gelişen alt solunum yolları enfeksiyonlarında ise tablo ağır seyreder.

    Ateş

    Öksürük

    Hırıltı nefes alma

    Nefes almada zorluk

    Siyanoz gelişebilir.

    Solunum yolu adenovirüsların da bulaşım

    Tükrük

    Burun salgısı

    Balgam gibi materyelle bulaşım sonrası gelişir.

    Hava yoluyla bulaşım önemlidir.

    Bu virüs bulaştığı ortamda saatlerce ve günlerce canlı kalabilir. Dış ortamda uzun süre canlı kalan bu virüslar dezenfektan maddelere dayanıklıdır.

    Bu özelliği adenovirüs enfeksiyonunun kontrol altına alınmasını zorlaştırır ve salgınlara yol açar.

    Çocuklar enfeksiyonu adenovirüsla bulaşmış ortamlardan alırlar.

    Oyuncaklar

    Oyun parkları

    Diş fırçasının paylaşılması ve enfekte olan musluk, kapı kollarına temas sonrası bulaşım önemlidir.

    Adenovirüs enfeksiyonunun kuluçka dönemi 2 – 14 gün arasında değişmektedir. Hastalığın ilk günlerinde bulaştırıcılık yüksektir. Adenovirüs enfeksiyonlarında bulaştırıcılık uzun sürer ve bu özellik aylarca sürebilir. Bu enfeksiyonun tekrarlama riski mevcuttur.

    Adenovirüs enfeksiyonlarında tanı

    Viral antijen

    Viral kültür

    PCR yöntemi ile yapılmaktadır.

    Bu enfeksiyon da tanı koymak zordur. Klinik ve laboratuvar bulguları ile birçok bakteriyel ve viral hastalıkla karışabilir. Bakteriyel ve viral enfeksiyonların ayırımında kullandığımız testlerde karmaşa mevcuttur.

    Bakteriyel enfeksiyonlarda yüksek bulduğumuz

    beyaz küre

    crp

    prokalsitonın değerleri adenovirüs enfeksiyonlarında yüksektir.

    Bu parametrelerdeki yükseklik klinikte yanılgıya neden olmakta. Hastalıklar bakteriyel enfeksiyon olarak değerlendirilmekte ve antibiotik başlanmaktadır.

    Çocuklarda solunum yolu adenovirüslarına ikincil olarak akut solunum yolu yetmezliği gelişebilir. Bağışıklık sistemi bozuk hastalarda sık olarak görülen bu tablo ağır seyreder ve ölümle sonuçlanabilir.

    Özellikle kök hücre transplantasyonu yapılan çocuklarda adenovirüs enfeksiyonlarının reaktive olduğuna dikkat çekilmektedir.

    Ciddi vakalarda antiviral tedavi suratla başlanmalıdır. Sidofovirin veya Ribovirin tedavisinin etkili olduğu vurgulanmaktadır.

    Destekleyici tedavi önemlidir.

    Sonuç olarak ;

    Adenovirüs enfeksiyonları ciddi seyreden enfeksiyonlardır.

    Adenovirüsların enfekte ettikleri ortamda uzun süre canlı kalabilmeleri ve dezenfektanlara dirençli olması enfeksiyonun kontrolü zorlaştırır.

    Erken tanı ve tedavi önemlidir.

    Ciddi vakalarda antiviral tedaviye süratla başlanmalıdır.

    Anahtar kelimeler:

    Adenovirüs enfeksiyonu

    Solunum yolu viral enfeksiyonları

  • Süper kahraman mehmet’ iki kardeşine can oldu

    Dünyada milyonda bir görülen bağışıklık sistemi hastalığı olan ‘Chediak Higashi Sendromu’ teşhisi konulan 3 yaşındaki Ayşe ve 1 yaşındaki Cuma Örmez, bir yıl arayla 8 yaşındaki abileri Mehmet’ten alınan ilikle hayata tutundu.

    Dünyada milyonda bir görülen bağışıklık sistemi hastalığı olan ‘Chediak Higashi Sendromu’ teşhisi konulan 3 yaşındaki Ayşe ve 1 yaşındaki Cuma Örmez, bir yıl arayla 8 yaşındaki abileri Mehmet’ten alınan ilikle hayata tutundu.

    Şanlıurfa Harran’da yaşayan Emine ve İsmail Örmez çiftinin 6’ncı çocuğu olarak dünyaya gelen Ayşe Ölmez, geçen yıl yüksek ateşten dolayı önce Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine ardından Adana’da bir hastaneye götürüldü. Küçük kıza Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan tetkiklerde ‘Chediak Higashi Sendromu’ teşhisi konuldu. Doktorlar, küçük Ayşe için kesin tedavinin ilik nakli olduğunu söyledi ve nakli 8 yaşındaki abi Mehmet Örmez’den yapmaya karar verdi. Örmez, abisinden alınan ilikle sağlığına kavuştu. Küçük Ayşe’nin hayata döndüğü sırada yeni doğum yapan annenin bebeği Cuma da ateşlendi ve aynı korku dolu süreç bir yıl sonra yeniden başladı.

    BİR YIL ARAYLA AYNI HASTALIK

    Örmez ailesi, bu kez tedavi için 1 yaşındaki bebekleri Cuma’yı alarak İstanbul’da Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’nin yolunu tuttu. Aynı tedavi süreci ve ilik taramaları sonucunda yine abi Mehmet’in bu kardeşine de yarı uyumlu olduğu tespit edilince mayıs ayında hastaneye yatan Cuma 1 ay önce olduğu kemik iliği nakli ameliyatı ile hayata döndü. Ayşe ve Cuma’nın kemik iliği ameliyatını gerçekleştiren Yeni Yüzyıl Üniversitesi GOP Hastanesi hekimlerinden Prof. Dr. Barış Malbora, hastalık ve vaka hakkında önemli bilgiler verdi.

    “İYİLEŞECEĞİNE HİÇ UMUDUM YOKTU”

    7 çocuk annesi Emine Örmez, hastalığın ilk Ayşe’de ortaya çıktığını ifade ederek, “Ateşi çok yüksekti. Barış Hoca sayesinde Ayşe sağlığına kavuştu. Bir yıl sonra aynı hastalığı Cuma’da gördük. Cuma’yı kaybettik sandım. İyileşeceği yönünde hiç umudum yoktu. Doktorlar hazırlıklı olmamı söyledi. Allah doktorumuzdan razı olsun, şimdi çok mutluyuz. Şanlıurfa’ya döneceğiz. Çocuklarımı, evimi çok özledim” diye konuştu.

    “DÜNYADA 500’DEN AZ VAKA VAR”

    ‘Chediak Higashi Sendromu’nun oldukça nadir görülen bir hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Barış Malbora, “Dünyada şu ana kadar rapor edilmiş 500’den daha az olgu var. Genetik kökenli bir hastalık. Özellikle akraba içi evliliklerde bu tür hastalıkları görme olasılığımız yüksek. Ne yazık ki bu hastalarımızda ailede 2 çocukta sendrom ortaya çıktı. Buna bağışıklık yetmezliği hastalığı diyoruz. Kanamaya eğilimli bir hastalık ve tipik saç rengi gümüş gri renginde oluyor. Birtakım nörolojik sorunların görüldüğü bir hastalık. Türkiye’de biraz daha fazla görülüyor. Muhtemel sebebi genetik havuzun dar olması ve akraba evliliğinin fazla görülmesi olabilir. Dünyada bildirilen sayı oldukça az olmasına rağmen Türkiye’den vakaların daha fazla olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

    YARI UYUMLU İLİK UYUM SAĞLADI

    Bir yıl önce Ayşe’nin operasyonunu gerçekleştiren Prof. Dr. Barış Malbora, şunları söyledi:

    “Ayşe ve ailesi yaklaşık bir yıl önce Şanlıurfa’dan gelmişti. Ayşe’nin yaşamsal sorunları oldukça fazlaydı ve çok hızlıca öncelikle hayata tutunmasını sağladık. Ardından hızlıca aile iç taramaları yapıp uygun iki bireyin olduğunu gördük. Anne ve Mehmet’in iliği uygundu. Mehmet’ten kemik iliği nakli yaptık. Başarılı bir şekilde kemik iliği tuttu. Yaklaşık bir yıl sonra Cuma’da aynı vakaya rastladık. Hızlıca TÜRKÖK ve dünya bankalarını taradık ve verici bulamadık. Ama yarı uyumlu doku uygunluğu olan Mehmet’ten ilik aldık. Nakli yapalı bir ay oluyor. Kemik iliği tuttu. Mehmet bir yıl arayla ikinci kardeşine de can verdi. Çok nadir görülen bir hastalık bir ailede iki bireyde görüldü. Onun dışındaki mucize de bir kardeşin iki kardeşe birden iliğini vermiş olması. İkinci kardeş için yarı uyumlu olmasına rağmen ilik tuttu. Ayşe çok yol aldı iyileşti, Cuma da ciddi bir şekilde toparlandı ve bugün taburcu olacak”

    KESİN TEDAVİ KÖK HÜCRE

    Hastalığın ateş, karın şişliği, vücutta berelenme gibi belirtilerle ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Malbora, aileleri uyararak, “Aile bu belirtilere duyarlı olup doktoruyla iletişim kurmalı. Uzayan ateş durumlarında mutlaka çocuk doktorlarına başvurmalılar. Çünkü, hastalığın kesin tedavisi kök hücre. Kök hücre nakli yapılmayan hastaların hemen hepsi kanama ve enfeksiyon ve organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybediyor” dedi.

  • İyilik zamanı ilik zamanı

    Lütfen siz de Kızılay Türkök’e gelin, üç tüp kan vererek yaşama tutunmayı bekleyen binlerce insana umut olun. Bununla da kalmayıp eğer bir hastayla doku grubunuz eşleşiyorsa, bağışçı olmaktan vazgeçmeyin. Hele ki nakil tarihine yakın zamanlarda hiç geri dönmeyin! Çünkü burada sadece insanların umutlarını söndürmekle kalmıyorsunuz, onların yaşamını da tehlikeye atmış oluyorsunuz! Konuyu Prof. Dr. Barış Malbora’yla enine boyuna konuştuk…

    – Hocam, nedir sorun?

    Sorunun kaynağı yaşamı tehdit eden hastalıklar. Yeryüzünde öyle hastalıklar var ki günümüz bilgi ve teknolojisinde tek çözüm, maalesef kök hücre nakli…

    – Nedir o hastalıklar?

    Lösemi ve kan/kemik iliği kanserleri. Tabii diğer organ kanserleri, doğumsal metabolik hastalıklar, bağışıklık sistemi yetersizlikleri ve Akdeniz anemisi gibi doğumsal kansızlıklar. Bunların da günümüzdeki tek kesin çözümü kemik iliği nakli…

    – Peki ‘kök hücre nakli’yle ‘kemik iliği nakli’ aynı şey mi?

    Şöyle ki, “kemik iliği nakli” bir kök hücre nakli. Ama kök hücre naklinin tek kaynağı kemik iliği değil. Kök hücre kaynağı olarak, sıklıkla kemik iliği kullanıldığı için “kök hücre nakli” ile “kemik iliği nakli” eşanlamlı gibi kullanılıyor.

    Gelelim esas meseleye… İnsanlar donör olmak için kan veriyor. Buraya kadar her şey şahane! Ama ilik bekleyen bir hastayla ‘doku uyumu’ tespit edilip onaylandığında ve Türkök tarafından verici olması talep edildiğinde bağışçı birdenbire ilik vermekten vazgeçebiliyor. Neden?

    Evet, üzülerek söylüyorum ki bağışçılarımızın yaklaşık yüzde 20’si iş başa düştüğü zaman bu süreçten cayıyorlar!

    – Her 5 kişiden biri yani…

    Evet. Kemik iliği bekleyen bazı hastalarımızın birden fazla tam uyumlu verici adayı olabiliyor. Onlar daha şanslı. Bir aday vazgeçerse hemen diğerine yöneliyoruz. Ama bazen, bir hastaya bu koskoca dünyada yalnızca bir verici adayı uygun oluyor. Bu durumda o bir tek gönüllü bireyin “bağışçı” olmaktan vazgeçmesi hem hasta olan çocuklarımız hem onların aileleri hem de bizim için büyük bir hayal kırıklığı! Düşünebiliyor musunuz, 3 yaşında, yüksek risk lösemi tanısı konmuş bir hastanız var. Tüm kemik iliği bankalarından taramaları yapmışsınız, yalnızca bir verici uygun. O vericiden ilik toplanması için talepte bulunuyorsunuz. O da vazgeçtiğini söylüyor! O anne-baba için dünyanın sonu! Bu vazgeçişlerin birçok nedeni var…

    – Korkuyorlar mı?

    Evet, nedenlerden biri korku. Ama insan bilmediğinden korkar. Halkımız da bu konuda yeterli bilgiye sahip değil. Yapılan işlemin kendi hayatlarını tehlikeye atmayacağını net bir şekilde anlasalar ben inanıyorum ki verici adayı olup kemik iliği bağışı talebi geldiği zaman, koşa koşa kök hücrelerini vermeye gidecekler!

    – Bu işin önemini mi anlamıyorlar?

    Bu da işin başka bir açısı. Kemik iliği nakli olmaya muhtaç o güzel çocuklarımızı hastane odalarında bir ziyaret etseler, bu işin ne kadar önemli ve yaşamsal olduğunu anlayacaklar. Sanırım bize de görev düşüyor, daha fazla farkındalık yaratmamız gerekiyor. Türkök ve hastanemizin düzenlemiş olduğu “Şimdi iyilik zamanı, şimdi ilik zamanı!” gibi kampanyaları daha sık aralıklarla tekrarlamalıyız mesela.

    – Eşleri, anneleri, babaları mı itiraz ediyor hocam?

    Maalesef bu da bir diğer neden. Mesela kemik iliği nakli olması gereken bir hastamla teyzesi arasında tam doku grubu uyumu vardı. Bunu öğrenince dünyalar bizim olmuştu. Nakil için tüm hazırlıkları yaptık ve hastaya verdiğimiz kemoterapilerle artık geriye dönüşümü olmayacak şekilde nakle hazırlanıyorduk ki ilik vericisi olan o teyzenin kocası, eşinin bağışçı olmasını istemedi! Kocası kabul etmediği için de küçük hastamıza nakil yapamadık! Neyse ki dünya kemik iliği bankaları taramalarımızda tam uyumlu başka bir bağışçı bularak başarılı bir nakil gerçekleştirdik. Şanslıydık. Hastamız şu an sağlıklı bir yaşam sürüyor. Gerçi bunun tam aksi örneklerimiz de yok değil. Kahraman Mehmet mesela. Mehmet, dünyada çok az görülen bir hastalığa sahip iki kardeşine can verdi. Keşke herkes Mehmet gibi cesur olabilse…

    – Vazgeçenlerin bir kısmının para istediğini duydum, bu doğru mu?

    Evet. Bu tür durumlarla da karşılaşıyoruz. Allah’tan yasalar bunun önüne geçmek için çok güzel duvarlarını örmüş durumda. Türkök de bu konuda çok olumlu adımlar atıyor. Mesela, bağışçı ve hasta nakilden 2 yıl sonrasına kadar kesinlikle yüz yüze gelemiyorlar. Kimlikleri de saklı tutuluyor. Nakilden 2 yıl sonra iki tarafın da onayı olmak koşuluyla bir araya gelmeleri mümkün.

    DİKKAT DİKKAT… NAKİLDEN AZ BİR SÜRE ÖNCE LÜTFEN VAZGEÇMEYİN!

    – “Elbette hepimiz bağışçı adayı olalım. Ama asıl süreç, bir hastayla dokunuzun tam olarak uyduğunu öğrendiğiniz zaman başlıyor.”

    – “Eğer bu aşamada vazgeçerseniz, hasta ciddi bir hastalıkla pençeleşmeye devam edecek ve belki de yaşamını kaybedecek! Bunun manevi yükü çok ağır. En kötüsü, doku eşleşmesi sonrasında verici olmayı kabul edip nakilden 1 hafta-10 gün önce, bizler tarafından hastalara kemoterapiye başladığımız süreçten sonra vazgeçmek… Bu dönemde hastaya verdiğimiz kemoterapi, onların kemik iliğini geri dönüşümsüz ortadan kaldırıyor.”

    -“Ben bu süreci uzaya atılan rokete benzetiyorum. Roketi uzaya fırlattıktan sonra ‘Pardon, geri dönmem gerek!’ deme lüksümüz yok! Bunun gibi bir şey bu hazırlama süreci. Eğer bu noktada vazgeçilirse, hastayı kemik iliği yetersizliğinden kaybetmek çok uzak ihtimal değil. Ben bu noktada yasal düzenlemelerle vericilere de yaptırım getirilmeli düşüncesindeyim. Her aşamada vazgeçme hakkına sahipsiniz ama lütfen nakile çok az bir süre kala vazgeçmeyiniz!”

    KİMLER DONÖR OLABİLİYOR?

    “18 ile 50 yaş arasında, herhangi bir kronik hastalığı, bulaşıcı hastalığı (hepatit B, C gibi) olmayan herkes.”

  • Epilepsi sınıflandırması

    Uluslararası Sınıflandırma

    Bu sınıflandırmalar karmaşıktır. Ancak tüm nöbet tiplerine sırasıyla yer vermektedir. Uluslararası Epilepsi İle Savaş Derneği (ILAE) tarafından yeni bilgilere göre güncellenmektedir. 1981 ve 1989 sınıflandırmaları birbirini tamamlayıcı iki sınıflandırmadır. Bu sınıflandırmalar halen güncel olarak kullanılmaktadır. 2001 sınıflandırması ise yeni önerilmiş ancak henüz benimsenmemiş bir sınıflandırmadır.

    Tablo 1. Epileptik nöbetlerin klinik ve elektroensefalografik sınıflandırması, (ILAE 1981)

    I.Parsiyel1 (fokal) nöbetler

    A.Basit parsiyel nöbetler (bilinç durumu bozulmaksızın)

    1.Motor semptomlu (hareketlerle ilişkili bulgular söz konusudur)

    2.Somatosensoryel veya özel duysal semptomlu

    3.Otonomik semptomlu

    4.Psişik semptomlu

    B.Kompleks parsiyel nöbetler (bilinç bozukluğu ile giden)

    1.Basit parsiyel başlangıcı izleyen bilinç bozukluğu

    Basit parsiyel başlangıcı izleyen bilinç bozukluğu

    Otomatizmlerle giden

    2.Bilinç durumunun başlangıçtan itibaren bozulması

    Sadece bilinç bozukluğu ile giden

    Otomatizmlerle giden

    C.Sekonder jeneralize nöbete dönüşen parsiyel nöbetler

    1.Basit parsiyel nöbetin (A) jeneralize nöbete dönüşmesi

    2.Kompleks parsiyel nöbetin (B) jeneralize nöbete dönüşmesi

    3.Basit parsiyel nöbetin kompleks parsiyel nöbete dönüşmesi ve ardından jeneralize nöbete dönüşmesi

    II.Jeneralize nöbetler (konvülzif veya konvülzif olmayan)

    1.Absans nöbetleri (dalma nöbetleri)

    ■Tipik Absans nöbetleri

    ■Atipik absans

    2.Miyoklonik nöbetler

    3.Klonik nöbetler

    4.Tonik nöbetler

    5.Tonik-klonik nöbetler

    6.Atonik nöbetler (astatik) (ani düşme nöbetleri)

    III.Sınıflandırılamayan epileptik nöbetler

    Yeterli bilgi olmayışı nedeni ile yukarıdaki kategorilere dahil edilemeyen nöbetlerdir. Çiğneme, ritmik göz hareketleri gibi bazı yenidoğan dönemi nöbetleri bunlardandır.

    1.Parsiyel : kısmi, bütünün bir bölümü

    2.Somato : vücut; sensoryel = duyu ile ilişkili

    3.Otonomik:istem dışı hareketlerle ilişkili örneğin kalp hızı, terleme gibi

    4.Psişik:hem aklı hem de beyni etkileyen

    5.Otomatizm; kişinin kontrolu altında olmayan yarı amaçlı hareketler. Örneğin yalanma, yutkunma hareketleri, elbiseleri çekiştirme ve sarhoş gibi yürüme şeklinde hareketler.

    6.Sekonder jeneralize : sınırlı bir bölgeden başlayıp yaygın hale dönüşen (genelde tonik-klonik nöbet oluşur)

  • Meningokok enfeksiyonları ve menenjit aşıları

    Neisseria meningitidis yalnız insanda enfeksiyon etkenidir. İnsan nazofarinksi ( burun-boğazın açıldığı ortak boşluk ) bilinen tek taşıyıcılık bölgesidir ve insandan insana, direkt temasla veya solunum yollarından damlacıklarla bulaşır. Nazofarenkste bulgu vermeden bekleyebileceği gibi buradan kana karışarak meningokoksemi ( kan yoluyla tüm vücuda yayılıp yaygın hastalık oluşumu ) ve/veya menenjite ( beyin zarlarının iltihabı ) neden olabilir. Meningokokal enfeksiyonlar tüm dünyada önemli bir ölüm nedeni olmaya devam etmektedir. Her yıl tüm dünyada 500.000 yeni vaka görülmekte, 50.000 ölüm ve tüm tedavilere rağmen hastalık sonrası yaşayan kişilerde ise % 10-20 oranında ciddi sekellere yol açmaktadır.
    Meningokoksemi birçok farklı klinik tablo ile karşımıza çıkabilir. Bulguların başlamasından sonraki birkaç saat içinde hastanın durumu hızla kötüleşebilir. Meningokoksemi ateş ve döküntü ile karakterize, purpura fulminans, septik şok ve çoklu organ yetersizliğine neden olan öldürücülüğü çok yüksek bir hastalık olup en sık beş yaş altı özellikle 12 aydan küçük süt çocuklarında görülür. Purpura fulminans, genellikle ölümcül şok, anemi, bacaklarda ani ve hızla yayılan simetrik deri kanamaları ile seyreden ani başlangıçlı yaşamı tehdit eden bir durumdur. Ayrıca beyin zarı iltihabı ( menenjit) şeklinde hastalık yapabilir. Aşı ile korunulabilecek bir hastalıktır. Bu sebeple ülkemizde de erken dönemde aşılama önerilmektedir. Aşağıda Türkiye için Meningokok Aşılarının Aşılama Şeması gösterilmiştir. ♦️♦️MENİNGOKOK AŞILARI♦️♦️ ♦️6 ay öncesi başlangıç:
    *Nimenrix 2-4-12. ay 3 doz *Bexsero 2-3-4. ay-13. ay veya 3-4-5. ay -13. ay olarak 4 doz

    ♦️6-12 ay arası başlangıç:
    *Nimenrix 6-8-12. ay 3 doz. *Bexsero 7-9. Ay-hayatın 2. Yılı 3 doz. (3. doz 12-24 ay arası)
    *Menactra 9-12. ay. *Bexsero 7-9-hayatın 2. Yılı 3 doz

    ♦️12. Aydan sonra başlangıç: *Nimenrix 12. ay tek doz. *Bexsero 13-15-27. ay 3 doz
    *Menactra 12-14. ay *Bexsero 13-15-27. ay 3 doz

    ♦️24 Aydan sonra başlangıç:
    *Nimenrix 24. ay tek doz. *Bexsero 25-27. ay 2 doz
    *Menactra 24. ay tek doz. *Bexsero 25-27. ay 2 doz

  • Bebeklerde uyku sorunları

    Bebeklerde uyku sorunları

    Uyku vücudun bir ihtiyacıdır. Uyku sırasında beyin ve vücut yenilenmektedir. Uyku EEG aktivitesi, göz hareketleri ve kas tonusuna göre REM ve nonREM evresine ayrılır.

    REM evresi hızlı göz hareketlerinin olduğu, kas tonusunun azaldığı ve EEGde yavaş alfa dalgalarnın olduğu aktif uyku dönemidir. Bu dönemde rüya görülmektedir.

    NonREM dönemi sesiz uyku dönemidir, nöronal aktivite ve beyin metabolizması en düşük seviyededir, kan basıncı ve nabız düşüktür, kas tonusu ve refleksler korunmuştur. EEG’de teta ve delta ativitesi vardır.

    Bu iki evre bir uyku siklüsünü oluşturur ve erişkinlerde gece boyu 90-120 dkikalık 6-7 siklüs olur. Siklüsler arasında kısa süreli uyanmalar olur ama bunlar hatırlanmaz. Uykuya başlangıç nonREM evresiyle başlar REM ile devam eder. Uyku siklüslerinin % 75-80’i nonREM, % 20-25i REM evresidir.

    Aktif uyku dediğimiz REM evresinin nöron plastisitesi üzerine önemli görevleri vardır. Uyanıkken öğrenilen bilgileri pekiştirme, bilgilerin kısa süreli bellekten uzun süreli belleye aktarılması aktif uyku sırasında olmaktadır.

    Çocuklarda ise uykunun her yaş için farklı özellikleri vardır.

    Yeni doğan uykusu; ilk 1 ayda gece gündüz ayrımı yoktur. Toplam uyku süresi 16-20 saat arası değişir. 2-3 saat uykuyu 1-2 saat uyanıklık takip eder. REM/nonREM uyku siklüsleri yeni doğanda 50 dk iken okul çocuğunda süre 90-110 dk uzamaktadır. 2.-3. ayda gece gündüz ritmi oluşmaya ve gece uykusu daha yoğun ve uzun olmaya başlar.

    Her çocuğun uyku ihtiyacı farklıdır. Eğer çocuk uyanma saatinde kolaylıkla uyanıyor, gündüz yaşına uygun uyku saati dışında uyku hali ve kestirme ihtiyacı yoksa uykusu yeterlidir. Amerikan Uyku Akademisi’nin çocuklar için belirlediği minimum uyku süreleri:

    1 ay 16 saat

    2-3 ay 14 saat

    4-12 ay 12 saat

    1-2 yaş 11 saat

    3-5 yaş 10 saat

    6-12 yaş 9 saat

    13-18 yaş 8 saat

    Çocuklarda kronik uykusuzluk artmış dürtüsellik (dürtülerine engel olama), saldırganlık, hiperaktivite ve dikkat eksikliği, hafıza sorunları, büyüme ve gelişme sorunları, okul başarısında düşüklük gözlenir. Aynı zamanda ebeveynlerde de kronik yorgunluğa neden olduğu için aile içi sorunlara neden olur.

    Süt Çocuklarında Davranışsal Uyku Bozukluğu

    Çocukluk çağında çok sık karşılaşan bir uyku bozukluğu olan davranışsal insomnia uykunun başlatılması ve sürdürülmesinde zorluk olmasıdır. Bu çocuklar yatağa girmek istemezler, uykuya dalma süresi uzamıştır, uykuya dalmak için özel koşullara ( emme, sallama gibi) ihtiyaç duyarlar ve gece boyunca sık sık uyanıp tekrar uykuya dalmak için özel koşullar talep ederler. Uyku süreleri kısalmıştır. Süt çocuklarında 6. aydan sonra gecede 3 kereden fazla kalkma, uykuya dalarken ve gece uyandığında tekrar uykuya dalmada zorluk ve özel koşullara ihtiyaç duyma ve gece uyandığında toplam 1 saatten fazla uyanık kalma, 9 saatin altında uyuma varsa uyku bozukluğu düşünebiliriz. Ama bu tanıyı koyarken ikincil uyku bozukluklarına neden olan durumları da unutmamak gerekir. Bundan dolayı ayrıntılı hikaye ve fizik muayene yapmak gerekir. Besin alerjileri, reflü hastalığı, enfeksiyon, kolik, kronik hastalık ve nöbet dışlanması gerekir.

    Uyku bozukluğuna karşı alınacak önlemler

    Bebekler ilk 3 ayda gece gündüz ayrımı yapamaz. Bu ayrımı yapmasına yardımcı olmak için gündüz aydınlık ortamda uyutulurken, gece karanlık ve sakin ortam sağlanmalıdır. Gündüz bolca aktivite yaptırılmalıdır, ama uyku saati yaklaşınca daha sakin etkinlikler yapılmalıdır.

    Bu dönemde bebeğe uygun uyku rutinleri (banyo, masaj, ninni gibi) oluşturulmalıdır.

    Düzenli uyku saati belirlenmelidir. Her gün aynı saatte uyku rutinleri başlatılmalıdır.

    Her zaman kendi yatağında uyutulmalıdır. Memede kucakta da uyusa hemen yatağına alınmalıdır.

    Bebek gece uyandığında kendi kendine uyumasına fırsat verilmeli, hemen emzirilmemeli ya da kucağa alınmamalı, ışık açılmamalı, sallamadan uykuya dalması sağlanmalıdır. Eğer uykuya dalamadıysa dokunarak okşayarak sakinleştirilmeli, eğer bu da işe yaramazsa hafif sesli uyaran verilerek pişpişleyerek uyutulmalı, en son çare kucağa alınmalı ve en kısa zamanda tekrar yatağına alınmalıdır.

    Uyuyan melekler gece nerde uyumalı

    Bebeklerde uyku sorunu çok sık olmaktadır. Bazen bu durum anneyi çok bunaltıp yıpratabilir. Bebeklerin gece uykularının daha rahat ve uzun olması için bebekler kendilerine ait yatakta uyutulmalıdır.

    İlk 3 ay bebeklerin gece gündüz ritmi tam oluşmamıştır ve bundan dolayı sık sık uyanmaktadırlar. Bu dönemde bebeklerin sağlıklı gelişimi, anne-bebek arasında duygusal bağ ve güven duygusu oluşabilmesi için ihtiyaçlarının çok fazla ağlatılmadan karşılanması gerekmektedir. Bu gerekçelerle ilk 3 ayda bebeklerin anne ile aynı odada olmaları önerilmektedir. Bebeğin güvenliği açısından anne ile aynı yatakta yatırılmamalıdır. En uygun seçenek belki de anne yanı yatakları olabilir. Anne yanı yatakları bebeğe ait güvenli bir alan yaratması, aynı zamanda anneyi yormadan bebeğini emzirme imkanı sağladığından tercih edilmelidir.

    3-12 ay bebeğin artık gece-gündüz düzeni oturmuş, geceleri daha uzun ve derin uyuması ve gece emme ihtiyacının daha az olması nedeniyle bebek kendine ait farkı bir yatakta ama anne ile aynı odada uyutulmalıdır.

    1 yaşından sonra bebekler artık kendileri için hazırlanan odada uyutulmalıdır. Bu dönemde bebekler tek başına yürümeye başlayarak çocukluğa adım atmıştır ve artık daha özgür ve bireysel olmuştur. 1 yaş ile beraber çocukta benim duygusu başlar. Oyuncaklar ve eşyalar çocuğun tüm mal varlığıdır. Bu nedenle çocuğunuza ait oda ve yatak da çok değerlidir onun için. 1 yaş sonrası çocuğun odası düzenlenirken canlı renkler tercih edilmeli, odadaki eşyalar çok fazla olmamalıdır, çocuğa rahatlıkla oyun oynayacak alan bırakılmalı, gün içerisinde odasında ebeveynleri ile oyun oynayarak odasına alışması sağlanmalıdır. Geceleri uyku rutinleri yapıldıktan sonra bebek kendi odasında kendi yatağında uyutulmalıdır.

  • Meningokok aşıları

    Meningokok aşıları

    Meningokok tüm dünyada en sık görülen menenjit nedenlerinden biridir. Ülkemizde rutin aşılama programında menenjite neden olan pnömokok ve hemophilus influenza tip b’ye karşı aşılama yapılmaktadır. Ama meningokok menejitine karşı rutin aşılama henüz yapılmamktadır. Bu aşı isteğe bağlı ücretli yapılmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonu %10-14 ölümle ve %5-30 sakatlıkla ( sağrlık, havale, mental retardasyon, ekstremite ampütasyonu ve yaygın doku kaybı gibi) sonuçlanabilir. En sık salgınlar ilkbahar aylarında 5 yaş altında çocuklarda ve adolesan yaşta görülür.

    Meningokolar için tek kaynak insandır. Bulaşta asemptomatik taşıyıcılar önemlidir. Bulaş damlacık yoluyla ve solunum yolu salgıları ile direk temasla olur. Akut hastalık menenjit, menenjit ile birlikte meningokoksemi veya menenjit olmaksızın meningokoksemi şeklinde olabilir. Meningokoksemi çok hızlı ilerleyen saatler içerisinde fatal seyrli olabilen bir hastalıktır.

    Meningokok kapsüllü gram negatif diplokok yapısında bir mikroorganizmadır. İnsanlarda hastalık yapan kapsül polisakkaridlerine göre en önemli 5 serotipi ( A, B, C, Y ve W ) vardır. Ülkemizde 2013 yılından beri serotip A, C, Y ve W karsı kombine konjuge menenjit aşısı yapılmaktadır. Ancak açıkta kalan serotip B aşısı ülkemizde yeni onay aldı ve uygulanmaya başlandı. Tam bir korunma için iki aşının da yapılması önemlidir.Meningokok tüm dünyada en sık görülen menenjit nedenlerinden biridir. Ülkemizde rutin aşılama programında menenjite neden olan pnömokok ve hemophilus influenza tip b’ye karşı aşılama yapılmaktadır. Ama meningokok menejitine karşı rutin aşılama henüz yapılmamktadır. Bu aşı isteğe bağlı ücretli yapılmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonu %10-14 ölümle ve %5-30 sakatlıkla ( sağırlık, havale, mental retardasyon, ekstremite ampütasyonu ve yaygın doku kaybı gibi) sonuçlanabilir. En sık salgınlar ilkbahar aylarında 5 yaş altında çocuklarda ve adolesan yaşta görülür.

    Meningokolar için tek kaynak insandır. Bulaşta asemptomatik taşıyıcılar önemlidir. Bulaşma damlacık yoluyla ve solunum yolu salgıları ile direk temasla olur. Akut hastalık menenjit, menenjit ile birlikte meningokoksemi veya menenjit olmaksızın meningokoksemi şeklinde olabilir. Meningokoksemi çok hızlı ilerleyen saatler içerisinde fatal seyirli olabilen bir hastalıktır.

    Meningokok kapsüllü gram negatif diplokok yapısında bir mikroorganizmadır. İnsanlarda hastalık yapan kapsül polisakkaridlerine göre en önemli 5 serotipi ( A, B, C, Y ve W ) vardır. Ülkemizde 2013 yılından beri serotip A, C, Y ve W karsı kombine konjuge menenjit aşısı yapılmaktadır. Ancak açıkta kalan serotip B aşısı ülkemizde yeni onay aldı ve uygulanmaya başlandı. Tam bir korunma için iki aşının da yapılması önemlidir.