Kategori: Çocuk Gelişim Uzmanı

  • Gelişim ve gelişim ilkeleri

    GELİŞİM VE GELİŞİM İLKELERİ

    Gelişim; Kişinin döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal ve sosyal yönden (büyüme, olgunlaşma ve öğrenmenin etkileşimiyle) son aşamasına ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme kaydeden değişimidir. Örneğin; çocuk kas ve kemikleri yeterli olgunluğa erişip, tırmanmasını öğrendiğinde ağaca tırmanabilir. (hareket gelişimi) Gelişim kavramı çoğumuz tarafından büyüme kavramı ile karıştırılmaktadır. İkisi birbirine bağımlı ancak farklı kavramlardır. Gelişim bireyin; öğrenmesi, anlaması, duyması, konuşması, etrafıyla ve kendisiyle ilişkileri, yürümesi, el kol hareketleri, oyunları gibi özelliklerini kapsar, büyüme ise nicelik (sayı) olarak artışı ifade eder.

    Gelişim İlkeleri;

    1- Gelişim hem biyolojik faktörlerden hem de çevreden etkilenir.

    2- Gelişimde bireysel farklılıklar söz konusudur. Her birey benzer süreçleri farklı dönemlerde yaşayabilir.

    3- Gelişimde bir sıra vardır:

    4- Gelişim baştan ayağa doğrudur. Çocuk önce başını tutmayı sonra oturmayı ardından yürümeyi öğrenir.

    5- Gelişim içten dışa doğrudur. Çocuk önce nesneye uzanır, onu elleriyle kavrar daha sonra parmaklarını kullanmaya başlar.

    6- Gelişim genelden özele doğrudur. Çocuk önce büyük kas kontrolünü hada sonra küçük kas kontrolünü kazanır (önce ellerini kullanmayı daha sonra kalem tutmayı öğrenir)

    7- Gelişimin hızı her yaşda aynı değildir.

    8- Gelişim tüm alanlarıyla bir bütündür. Herhangi bir gelişim alanının aksaması diğer alanlarıda olumsuz etkileyebilir.

    9- Gelişim devamlılık gösteririr, yaşam boyu devam eder.

    www.gelisimselpediatri.com

  • Çocuğun anne-babasıyla yatması doğru mu?

    Geceleri siz yatarken, ansızın eşinizle ortanıza sıvışan, odasında tek başına yatmamak için huysuzluk çıkaran, yatak odanızın davetsiz misafirine, fazla toleranslı davranmamanızda fayda var.

    .

    Neredeyse her anne-babanın bir dönem sorunu olmuştur, yalnız yatmak istemeyen çocuklar. Yaşamın ilk 1 yılı, çocukta `temel güven duygusu`nun geliştiği dönemdir. Çocuk hayatının bu ilk yılında annesinin yanında olmasına, sevgi gösterilmesine, bakım verilmesine çok ihtiyaç duyar. Çocuğun gereksinimlerini ifade etme, dış dünyayı tanıması ve beslenmesinde en önemli aracı bu dönemde ağız ve dudaklardır. Bu nedenle emzirmenin de sadece çocuğunuzun beslenmesi açısından değil, hem sizinle tensel bir temas sağlaması hem de gerginliklerinin giderilmesi açısından önemi büyüktür. Bu dönemde çocuğunuzun ulaşabileceği en yakın yerde olmanız, çocuğunuzun bu gereksinimlerinin sağlanmasında önemlidir
    Bundan sonraki dönemde çocuğunuz için ayrılıklar daha az kaygı verici bir hal almaya başlar ve onda yarattığı gerginlik eskiye göre çok daha kolay katlanılabilecek düzeylere iner. Çeşitli nedenlerde çocuğunuzun hayatının bu ilk yılı, uzun süreli ayrılıklar ve ilgisizlik ile geçerse, ileriki yıllarda yakın ilişkilerinde güvensiz, sıcak ilişki kuramayan, kaçıngan, içe dönük veya empatiden yoksun bir yapı sergileme eğiliminde olur.

    İşte tüm bu nedenlerle ve ayrıca çocuğunuzun uyku uyanıklık alışkanlığı, beslenme alışkanlığının oluşturulması ve sizin buna uyum sağlamayı öğrenebilmeniz için, bebeğinizin özellikle ilk bir yılında, birlikte yatmanıza ihtiyacı vardır.

    Bu yaştan sonra çocuğunuz, artık annesi ve babası ayrı odada olsa da, kendisine kolayca ulaşabildikleri takdirde ayrı kalabilmeye alışabilmektedir. Temelde ayrı odada yatabilme becerisinin gelişmesi, çocuğunuz için tıpkı yürümek, koşmak, kaşık tutabilmek gibi çok keyif verici, bağımsızlaşmayı ve bireyselleşmeyi gösteren ve öz güveni artırıcı gelişmelerdir. Çocuğunuzun ayrı bir odada yatabilmesi özellikle kreşe ve okula başlama süreçlerinin rahat geçirilmesini sağlamaktadır. Başlangıçta kaygı yaratabilecek “kendi odasında yatma deneyimi” zaman geçtikte ve tekrarladıkça kaygının giderek azalmasıyla birlikte gurur verici bir eyleme dönüşecektir.

    Size Düşen Görevler

    Bu geçiş dönemlerinde size düşen görev, çocuğunuzun yaşayabileceği endişeyi anlayabilmek, destekleyici ve cesaretlendirici olmaktır. Çocuğunuzun herhangi bir başarısız deneyiminden sonra sizin de kaygılanmanız ve katı davrandığınız düşüncesiyle suçluluk duygusuna kapılmanız, çocuğunuzun bir sonraki girişimi için cesaret kırıcı olacaktır. Örneğin; kendi odasında yatmaya başlamış çocuğunuzu, herhangi bir korkulu rüya sonrasında tekrar odanıza geri almanız yanlış bir davranıştır. Bunun yerine bir süreliğine yatağının yanında oturarak, çocuğunuzun başını okşayıp rahatlattıktan sonra uyumasını sağlamak daha doğru davranış olacaktır. Ayrıca çocuğunuzun odasının ayrılmaması; sizin, eşinizin ve çocuğunuzun yatış saatlerinde değişikliklere neden olacak, ebeveynler olarak sizler ayrı odalarda yatmak durumunda kalabilecek, bu da sizin ilişkinizi olumsuz etkileyebilecektir.

    www.gelisimselpediatri.com

  • Mutlu çocuklar için…

    DAHA MUTLU ÇOCUKLAR İÇİN…

    • Çocuğunuza vakit ayırın. Onun işi oyun unutmayın ve oyunlarına katılmaya özen gösterin
    • İletişim kurarken göz kontağını unutmayın ve çocuğunuzn boyuna eğilmeye özen gösterin.
    • Asla diğer yaşıtlarıyla kıyaslamayın, bu kendine özgüvenini zedeler. Her çocuk kendine has ve özeldir.
    • Saçmaladığını düşünseniz de cümlesini bitirmesini bekleyin, onu dinleyin.
    • Eleştirmeyin ama konuyla ilgili kendi fikrinizi ya da beğenip beğenmediklerinizi ifade edin.
    • Yapmasını ya da yapmamasını istediğiniz şeyi sebebiyle söyleyin.
    • Bağırmak, aşağılamak onu kötü hissettirir ve bu ilerideki yaşamında özgüven ve mutluluğunu etkileyebilir.
    • Gülümseyin.
    • Çok abartıya kaçmadan ona sarılmayı, öpmeyi unutmayın.
    • Onu gereksiz konularda bir şey yaptırmaya zorlamayın.(örneğin yemek yeme konusu)
    • Birlikte kitap okuyun.
    • İş yaparken yardım isteyin, birlikte yemek, kek vb yapın. Bu onda kendine güven ve başarmak duygusunu pekiştirecektir

    www.gelisimselpediatri.com

  • 8 mart dünya kadınlar gününe bakış

    Keşke, kadınlar günü ile ilgili bir yazı yazmıyor olsaydım. Önümüzdeki yıllarda daha güzel konular üzerinde durabilsek. Aslında kadınlara özel bir gün tahsis edilmesi kadınların aciz varlıklar olduğunu kabul etmek gibi geliyor bana. Tabii ki bir yönden bakarsak ta dikkatlerin bu konu üzerine çekilmesi bizim gibi ülkeler için elzem hale geliyor. Belki, şimdilerde anneler oğullarını eğitirken nezaket, görgü, yaşam bilgisi, insanlara saygının gereği ve önemi gibi hususlar üzerinde durabilseler de hiç değilse gelecek nesiller kurtulabilse. Erkek çocuklara, gereğinden fazla anlam yüklememek gerekli. Çocuklar, çok önemli. Kız-erkek ayrımı yapmak onların gelecekleri için zaten olumsuzluklar yaratacaktır.

    Diğer tüm özel gün kutlamalarında, anmalarda hep alışıldık sahneler yineleniyor. Ogünlerde büyüklerimiz, önde gelenler, daha önce danışman vs nin hazırladığı A 4 kağıtlarını çıkarıyorlar. Başlıyorlar okumaya… Pek çoğunun da önceden göz atmadığı bile belli oluyor. Yapmacık sözler ve beden dili kullanımıyla bu vazife de tamamlanmış sayılıyor.

    Avutucu cümleler, neredeyse arkasından gelecek sözcüğü biz tamamlayacağız. Yıllardan beri bu böyle sürer gider. Sadede gelelim, sadede…

    İlgili bakanlık geçmişteki açığı kapatmak üzere çalışmalar yapıyor, ancak hiçbir zaman yeterli olamıyor. Yurt dışında sivil toplum kuruluşları bu işlere sahip çıkabiliyorlar. Ülkemizde, kalkınmakta olan ülkelerde bu işleri yapabilmek, yetişkinlik yaşlarında oldukça güç. Tabii ki ben genele bakarak söylüyorum.

    Herkes geçim derdinde, akşama karnım tok yatabilir miyim düşüncesinde. Tüm dünya ülke liderleri acaba başlarını yastığa rahat koyabiliyorlar mı? Halklarından aldıkları vergileri yerli yerince değerlendirebiliyorlar mı?

    Çok yaşlı kadınlar görüyorum, elinde orlondan örülmüş sabunluk, satabilme telaşında, o yaşta. İçim parçalanıyor. Bir taraftan da gerçekten mi? diye sorguluyorum kendimi.

    Aslında özel günler, dikkatleri biraz olsun çekmek için faydalı da olmuyor değil. Somut olarak yapılanlar, sadece kadınlar için değil; her yapılan çalışma listelenerek halka açık olarak belediyelerin, bakanlıkların sitelerinde yer almalı. Bazen internet sitelerinde rastlıyorum ” ilana itirazınız varsa , doğru değilse, belirtiniz” gibi. Belki ben rastlamamış olabilirim, belki bir yerlerde belirtiliyordur, ama internet sayfalarının bir köşelerinde reklam şeklinde ilan edilmeli.

    Kadınların, sokakların o bilindik zararlarından koruyacak al çatı, mor çatı gibi evlerin mutlaka çoğaltılması gerekli. Sığınma evleri demeye dilim varmıyor. Mutlaka psikolojik destek, meslek sahibi etmek, çocuklarına da sahip çıkmak gerekli. Ayrıca bu kadınlara hayatta duruş dersleri, genel kültür dersleri de verilmeli. Özgüven kazandırma çabaları olmalı.

    Öncelikle kadınlar, kendi değerlerinin farkında olmalılar. Çalışan ya da çalışmayan olsun. Kadın olmak yeterli. 24 saat mesai sizi bekliyor. Çocuklarınız hasta olur, siz ilgilenmelisinizdir. Burada babalara da haksızlık yapmak istemiyorum, ancak çocuklar hasta olunca yanlarında annelerini görmek istiyorlar.
    Televizyon, en çok kullanılan iletişim aracı ve hemen hemen tüm evlerde baş köşede yerini alıyor.

    AİLE İLİŞKİLERİ, İLETİŞİM, ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ, EŞLERİN BİRBİRLERİNE KARŞI DAVRANIŞLARI, HANGİ SÖZCÜKLERLE BİRBİRLERİNE HİTAP ETMELİLER ?, EŞLER OLABİLECEK GÖRÜŞ AYRILIKLARINDA NASIL TARTIŞMALILAR?, TARTIŞMA ORTAMI NASIL DÜZENLENMELİ, BU ORTAMDA KİMLER BULUNABİLİR? HANGİ KONULAR, HANGİ YAŞLARDAKİ ÇOCUKLARLA BİRARADA HANGİ ŞARTLARDA TARTIŞILABİLİR?

    İşte, buna benzer konular televizyonlarda herkesin algılayabileceği şekilde ele alınmalıdır. Neler mi yapılabilir? Tiyatro sanatçıları danışmanlarla işbirliği ile eğitici oyunlar hazırlayabilirler. Dizi film aralarına reklamların girdiği gibi bazı SPOT cümleler ya da görüntüler yer alabilir. Burada dikkat edilecek husus olumlu örnekler yansıtılarak; olumsuz davranışların unutturulma çabaları olmalı.

    Çalışan, üst düzey meslek sahibi kadınların da şiddete maruz kaldıklarını hepimiz çok iyi biliyoruz. İstatistiki bilgi veremiyorum. Ancak biraz daha azınlıkta olduklarını düşünüyorum. Kadınlar, şiddete maruz kalsalar da hele çocukları varsa kesinlikle aile birliğini bozmamak için herşey pahasına katlanıyorlar. Televizyonda bazı kadın programı diye adı geçen programlara katılabilme cesaretini gösteren kadınların başlarına ölüm kadar vahim durumlar geldiğini biliyoruz. Kadının canına tak etmiş herşeye rağmen 75 milyonun karşısına çıkıyor. Derdine bir çözüm bulabilir miyim? düşüncesinde. Eve gidince dayağın bin beterini yiyor. Ya da zaten eve bile gidemeyip açıkta kalıyor. Devlet koruması ve takibi şart. Önemli olan olay olup bittikten sonra suçlu ve suçluların cezalandırılması değil; vahim olaylar meydana gelmeden önleme çalışmalarıdır. Hapishanelerde artık mahkumların cezalarını çekecekleri yer kalmadı. Sonuç olarak, anlamsız olarak af çıkarılıyor, kişi duruşmada takım elbise giyip, kravat da taktıysa iyi halden cezası da düşürülüyor. İnsan hakları! ancak ölenin ya da neredeyse işkenceye maruz kalmış olan kişinin insan hakları ne olacak?

    Aileler, erkek çocuk eğitiminde, özbakım becerilerini bile edinemeyen bireyler olmalarında bir sakınca görmüyorlar. Aslında birey olamıyorlar. Evde ezik bir anne modeli, sürekli azarlanan, aşağılanan… Erkek çocuk, evlenme yaşına kadar bu ortamın içinde büyüyor. Sosyo-ekonomik olarak ta kendilerine benzer ailelerle iletişim kuruyorlar. Artık onların NORMALi bu.

    Genellikle, erkek çocuklar, egoları çok şişirilmiş büyütülüyorlar. Herkes biliyor, kız çocuklarını insan yerine koyup nüfusa bile kaydettirmeyen bir ülkede yaşıyoruz. Tüm bunların düzelmesi biraz zaman ve çaba gerektiriyor.

    Kadınlar, gözlemlerime göre ençok karışılan cinsiyet, ençok kullanılan cinsiyet. Kadın giyinmesini bilmez, erkek tarafından yönlendirilir. Eteğini uzun giydin, kısa giydin, makyaj yaptın, yapmadın, kapalı giyindin, açık giyindin… Erkeklerin bu kadar, kadınların üzerinde olmamalı dilleri. Burada kendimize de bir özeleştiri yapmak istiyorum. Kadınlar uçlarda dolaşan giyimlerini gözden geçirsinler. Bilmemek ayıp değil, herşeyi bilmemiz mümkünde değil. Kimseye laf söyleme fırsatı vermemeliyiz. Kendimizi eğitme çabalarımızı hep devam ettirmeliyiz. Çağımız çok hızlı gelişiyor. Tam olamasa da bu isteğimiz hiç tükenmemeli.

    Kadınlar, işe alınırken iş becerisinden önce seksilik ve güzellik ön planda oluyor. Yurt dışında bu konuda mücadele veren kadınlar olduğunu biliyorum.
    Sonra, kadınlar şiddete maruz kalıp polise müracaat ettiklerinde ”kocandır, sever de döver de” anlayışının artık terk edilmesi gerekir. Antiparantez şiddet ten kastımız sadece dayak değil; her türlü aşağılama, söz, bakış, tavır bile yeterlidir.
    Sanırım, empati yapabilmek tüm sorunları çözecektir. Kadınla erkek bir arada gelişmeye; her bakımdan gelişmeye konumlamalıdır, kendilerini… Sonuçta hepimizin mutlu olmaya hakkı var. Kelebeklerin ömrüne benzer bir gün gibi geçen hayatımızı en güzel ve faydalı işler yaparak değerlendirelim. Kadındı erkekti demeden birbirlerimize insanca duygular hissedelim.

    Hiç kimse mükemmel değildir. Bu dünyada kendimizi geliştirmek, var oluşumuzun nedenlerini irdelemek, doğa ve insanlar için yararlı olabilmek amacında olalım.
    Herkesin mutlu olması dileklerimle…

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG- AİLE DANIŞMANI

  • İnatçılık ve inatçılığa karşı aile tutumları

    Çocuklar, büyüyünceye kadar bazı gelişim dönemlerinden
    geçerler.İnatçılık ta bu gelişim dönemlerinin bazılarında ortaya çıkan doğal bir özelliktir.
    İnat, bireyin kabul edilebilen, ya da belli bir neden olmadan herhangi bir olayda ve davranışta ısrarcı olmasıdır.

    18 aylıktan başlayıp 4 yaşına kadar geçen bir süreci kapsar.Bu dönemde çocuk ,kendinin farkına varmıştır. Bireyselleşme çabası içindedir. Bu dönem 2 YAŞ SENDROMU adı ile de anılır. Aynı şekilde ergenlik çağında da kendini kanıtlamak çabası içinde olan ergen inatçı davranışlar gösterebilir.

    Bu özel durumda aile dikkatli olmalı ve gelişim süreci içinde bazı hususlara dikkat etmelidir. Dikkat edilmediği durumda aile ve çocuk güçlükler yaşamakta ve aralarındaki ilişkiler bozulmaktadır.

    1-Çocuğun inadına karşı, inatla karşılık verilmemelidir.
    2-18 ay-4 yaş arasındaki süredeki inatçılık, gelişimin doğal bir özelliği olarak benimsenmelidir.
    3-Yetişkin, inatçılığa karşı inatla bir tutum sergilerse, çocukta KİŞİLİK özelliği olarak yerleşmesine sebep olur.
    4-Çocuklardan beklenen davranışlar açıkça ve anlaşılır şekilde anlatılmalıdır.
    5-Çocuklara yapılacak açıklamalar, temel ihtiyaçları doyurulduktan sonra yapılmalıdır. Beslenme, uyku, temizlik gibi.
    6-İnat sırasında çocuğun dikkati başka yöne çekilmelidir.
    7-Çocuktan gelen istekler, inat davranışı süresince değil; normale döndükten sonra belki yerine getirilebilir.
    8-Çocuğun her davranışına kusur bulup müdahele etmemek gerekir.
    9-Bazı olumsuz davranışlar da görmezden gelerek unutturulabilir.
    10-Kardeşler arasında ayrım yapmamak gerekir ki inatçılık davranışının oluşmasına ortam hazırlanmasın.
    11-‘’Falanca gibi inatçı, filanca da böyle inatçıydı’’ gibi etiketlemelerden kaçınmak gerekir.
    12-Bazı çocuklarda, genellikle çalışan annelerin çocuklarında da dikkat çekmeye yönelik inatçılık görülebilir. Mümkün olduğu kadar böyle anneler, özellikle çocuklarıyla başbaşa kalabilecekleri, onunla konuşup, oynayabilecekleri süreler yaratmalıdır.
    13-Yetişkinler, özellikle anne; baba da dahil ten temasına önem vererek, çocuklarını sevdiklerini her fırsatta hissettirmelidirler.
    14-Genellikle alış-veriş esnasında bu tutumlara sık rastlanır. Çocuk, birşey alınması için tutturarak, yetişkini kullanmak ister. Çünkü, ‘’çocuk ağlamasın ne olacak, istediğini alıverin’’ diyen çok olacaktır.
    15-Yukarıdaki nedenden dolayı evden çıkmadan çocuğun temel ihtiyaçları karşılanmalı ve herhangi birşey alınmayacağı kararlı bir şekilde çocuğa söylenmelidir.
    16-Ya da ‘’sana şöyle bir şey almayı düşünüyoruz. Ancak, seçerek, bakarak alacağız, acele etmemelisin’’ gibi ön konuşma mutlaka, vurgulu ve kararlı şekilde yapılmalıdır.
    17-Eğer kararımız kararsa ağlasa da, tepinse de çocuğun dediği o anda yapılmamalıdır.
    18-Çünkü, çocuk, yetişkine karşı nasıl başarılı olacağını öğrenir.
    19-Çocukla konuşurken, isteğimizi belirtirken iyi bir göz kontağı kurulmalı; inat davranışı meydana geldiğinde bakışlarımızla hatırlatıcı olmalıyız.
    20-Tuvalet eğitimi verilirken hassas olunmalı, çocuk ruhen ve kas gelişimini tamamlamadan ısrarla bu eğitim verilmeye çalışılmamalıdır
    21- Çocuktaki gelişim sürecinin özellikleri her zaman için dikkate alınmalıdır.
    22- İnat davranışı karşısında 18 aylık çocuğa ve 4 yaşındaki çocuğun yaş özelliklerine göre davranışlar farklı olacaktır.
    23- Yetişkinler tutumlarında kararlı olmalıdır.
    24- Kararlı tutum beden dili ile mutlaka destekleyici olmalıdır.
    25- Ebeveyn, tutumuna önce kendi inanmalı ki uygulamada sorun yaşanmasın.
    26-Çocuğun makul istekleri yerine getirilmeli, ancak, tüm makul isteklerde bir sınır olmalıdır.
    27-Ergenlik çağında inat ortamı yaratacak pozisyonlardan kaçınılmalıdır.
    28- Anne ve babanın tutumları ortak olmalıdır ki ergen sorun yaşamasın. Ebeveynlerden biri diğerine olumsuz hisler taşıyor ve bunu ergene hissettiriyorsa inatlaşma pozisyonu yaratılmış olur. Çünkü, bir taraf her türlü isteği sınır tanımadan yerine getirmektedir. O kişi sevilir. Diğer taraf sınır koymaya çalıştığı için kötü taraf olur.
    29-Her yaşın kendine özgü özellikleri vardır ve geliştirilecek davranışların süresi, çeşidi, uygulanış biçimi, zamanı, ortamı vb. farklı olacaktır.
    30-Yukarıda hazırlamış olduğum maddeler dikkate alınsada ayrıntılar ve özelliklere uygun davranma becerileri için uzmandan yardım almakta yarar vardır.

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG- AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI

  • Yöneticilere, okul müdürlerine psikolojik destek…

    Yöneticilik, belki de pekçok kimsenin hayallerini süsleyen bir makamdır. Herkes, sizin önünüze çıkarken ceketinin düğmelerini ilikleyecek, hafif büzülecek. Siz o yanınıza işi için gelen kişinin bu durumundan egonuzu iyice tatmin edeceksiniz. Tabii bu söylediklerim, herkes için değil; gurur duyduğumuz, kendi benliğini ve egosunu hiçe sayarak çalışanlar için değil. Onların çevresindekiler, inşallah onlara gereken değeri veriyorlardır. Suistimal etmiyorlardır.

    İşte, yöneticilik burada başlıyor. Aradaki farkı ayırdedebilme beceri ve iç görüsüne sahip olmak. İnsani değerlerle ilişkileriniz burada başlıyor. İnsana, insan gibi değer verirseniz SİZ yükselirsiniz.

    Empati yapmayı bilmek ve bunu hakikaten ruhunda hissedebilmek çok önemli. Empati yapmak, kendisini karşı tarafın yerine koyarak, olaylara ve durumlara onun penceresinden bakabilmektir.
    Empati, günümüzde çok kullanılan, ancak çoğu kimsenin uygulamayı aklına bile getirmediği bir kavram.
    Yöneticilik, işlerin sadece emirlerle yürümediği, insanların ruhlarıyla iletişime geçerek, insani ilişkilerle, işinizi daha iyi sonuçlandırabileceğinizi gördüğünüz bir konumdur.
    O, bir türlü terkedemediğiniz koltuklarda pekala daha verimli, çevresinde çalışanlarına huzur vererek çalışacak yöneticiler oturabilir.

    Yönettiğinizi zannediyorsunuz. Arkanızı dönünce, herkes vicdanı ile başbaşa kalmış. Koltuğunuzda otururken, arkanızdan önünüzden dolaşan şakşakçılar, daha sonra sizi nasıl anacaklar? Önemli olan bu… Bıraktığınız iz hiç silinmesin diye çaba gösterenler mi olacak; yoksa koltuğunuzdan indiğiniz, indirildiğiniz zaman arkanızdan teneke mi çalınacak?

    Yöneticilik, çalışanla çalışmayanın ayırdedilebildiği bir makamdır. İyi çalışan mutlaka FARKEDİLMELİDİR. Elmalarla armutlara aynı davranışta bulunursanız; başarı adına ilerleme kaydedemezsiniz. Motivasyon diye birşey bekleyemezsiniz. Amaç neydi peki?
    Okullarda yöneticilik, müdürlük yapmak pekçok kişinin geleceğini çizer. Yönetici konumundaki kişinin ruh sağlığı, hayata hazırlanan beyinleri her yönü ile etkilediğinden önemlidir. Okul müdürü, yine sınıfın yönetimini sağlayan öğretmenleri doğrudan etkiler.
    Okula sabah sabah sinir bozarak, bağırarak başlayan müdürler var. Müdürün gerginliği ile öğretmenler gerilmekte, çocuklar ve gençler motivasyon yok olarak güne başlamaktadırlar. Özellikle hafta sonunun ertesinde bayrak töreninde azarlanmadan haftaya başlamak neredeyse mümkün olmamaktadır.

    Ya da kişisel olumsuz duyguların esiri olarak çevresine tüm negativizmini yansıtmaktadır. Kin, nefret, kıskançlık, haset, menfaat, kompleks gibi özellikleri taşıyan yöneticilerle normal koşullarda çalışılamayacağı açıktır.

    Eğitim yuvalarında müdürler, pedagojik eğitim almış olanlar bunu yapıyorsa diğer sektörlerde yönetici olanları düşünmek istemiyorum. Çocuk ve gençler toplumun çok aktif bir kısmını oluşturuyorlar, deneyimsizler; ancak bazı hassas noktalarına özen gösterildiğinde ve grup psikolojisi iyi kullanıldığında pekçok şey çözümlenebilir.

    Burada okul müdürünün öğretmenleri ile iyi ve sağlıklı iletişiminin önemi yadsınamaz. Okul müdürü tek başına hiçbir zaman yeterli olamaz. Okul müdüründen yeterli ilgi ve desteği görmeyen öğretmen dersi bitince çantasını alıp, çıkar gider. Müdürünü arkasında hisseden öğretmen çözümün parçası olmak için çalışır. Öğretmen genellikle manevi haz ile çalışır. Onun bu hazzını iyi değerlendirebilen müdür, pekçok değer üretebilir.
    Bu nedenledir ki yapılacak şeylerden bir tanesi ve önemlisi YÖNETİCİLERE PSİKOLOJİK DESTEK tir.

    ÖZNUR SİMAV-PEDAGOG
    AİLE-İLETİŞİM DANIŞMANI

  • Çocuklara hikaye anlatırken dikkat edilecek özellikler ve yazdığım bir hikaye örneği — minik böceğin ayakkabıları—-

    Çocuklar, sözcükleri birleştiripte anlam katmaya başladıklarından itibaren hikayelerle ilgilenirler. Yaş özelliklerine göre birkaç cümleden oluşan hikaye kitapları olduğu gibi birkaç karakterden oluşan uzunca hikaye kitapları da vardır. Bunun dışında nesneleri tanıtan 1-2 yaşlar için kitaplarda vardır. Önemli olan tek faktör değildir. Kitapların özellikleri; resimleri, zemini, yazıları, içeriği ve sunumuyla birlikte düşünülmelidir. Kitapların resim özellikleri yaşa uygun olmalı, küçük yaş guruplarında detaysız, karışık olmayan, kahraman sayısı az, renkler ayırdedici şekilde kullanılmalıdır. Yaş büyüdükçe kahraman sayıları artmalıdır, renkler sayı ve tonlama olarak geliştirilmiş şekilde kullanılmalıdır. Zemin olarak, banyoda küçük yaş gurupları için hazırlanan, ıslanmayan tarzda kitaplar olabilir, kumaştan hazırlanmış ve kağıttan hazırlanmış zeminler kullanılabilir. Yaş gurubu küçük oldukça, yırtılmaması için kalın bir kağıt zemin kullanılmalıdır. Sayfa sayısı yine yaşla birlikte çoğalır. Sayfada resimlerin ve yazının dengeli ve yaş dikkate alınarak düzenlenmesine dikkat edilmelidir. Kitabın çocuğa anlatılması, okunması da ayrıca önemlidir. Okulöncesi kurumlarında okurken dikkat edilecek özel durumlar vardır. Ama bir yetişkin tarafından evde okunacaksa okuma zamanı, ilgi çeken zamanı planlama, ses tonunun doğru kullanımı, merak uyandırma, resimleri çocuğa gösterme ya da yalnızca anlatım olarak düşünme gibi planlanmalıdır. Seçilen hikayenin eğlendiriciliği, bilgi verici olması önemlidir.

    MİNİK BÖCEĞİN AYAKKABILARI

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde mini minnacık, kırmızı renkli bir böcek varmış. Bu çok sevimli böceğin bir-iki-üç-dört-beş-altı tane bacağı varmış. Tam altı tane …
    Annesi ona ayakkabı almak istemiş. Gitmişler ayakkabı mağazasına… Bakmışlar ayakkabılar çeşit,çeşit… İçinde pembe, yeşil, mavi, sarı, siyah,mor ayakkabılar doluymuş. Ayrıca kimisi düğmeli, kimisi ilikli, kimisi de bağlıymış.
    Annesi ile bizim sevimli böceğimiz ayakkabıları iyice incelemişler. Önce hangi rengi alalım diye düşünmüşler.
    Sevimli böceğimiz:
    – Anneciğim, ben güneş renginde SARI ayakkabı almak istiyorum demiş. Ben bu rengi istiyorum diye ısrarcı olmuş. Ayaklarını birbirine vurmuş, olduğu yerde zıplamış.
    Annesi:
    – Yavrucuğum, bak hemen karar verme, diğerlerine de bakalım demiş. Yaprak rengi YEŞİL ayakkabıya ne dersin demiş.
    – Anneciğim, ben zaten yaprağın üzerinde dolaşıyorum. Onun için ayakkabılarımı farkedemem sonra demiş. Annesi bu sefer SİYAH düğmeli ayakkabıya ne dersin? demiş.
    -Anneciğim , ben bu ayakkabıları gözüm zannederim sonra demiş.
    Annesi:
    – Yavrucuğum, sen çok miniksin, ama benim her gösterdiğime de bir bahane buluyorsun demiş.
    Satış görevlisi:
    – Bakın burada gökyüzünün renginde MAVİ ayakkabılarım var. Ne dersiniz? Demiş.
    Anne ile minik böcek birbirlerine bakmışlar, kocaman SİYAH gözleri ile…Bu ayakkabılar mavi ve bağcıklıymış.
    – Anneciğim, biz uçamayan böcekleriz. Ben bu ayakkabıları giyince kendimi uçuyor gibi hissederim. Ooleeey demiş. Ne güzel bir renk, bu renk beni uçurur demiş.
    Sonra ayaklarına bakmış.Birden ümitsizliğe düşmüş,Benim bir tane ayağım yok ki;tam altı tane demiş. Ben ayakkabılarımı nasıl bağlarım? Demiş.
    Anne böcek:
    -Ben sana öğretirim. Biraz sabırlı olmalısın ve öğrenmek istemelisin demiş.
    Büyük bir sevinçle bu MAVİ ayakkabıyı almışlar. Ne dersiniz minik böceğimizin ayakkabısını birlikte bağlayalım mı?
    NOT: Hikayenin sonunda çocuklara ayakkabı bağlamayı öğretmeyi planlanladım. Hazırlanmış modeller üzerinde çocuğa öğretilebilir, çocukta öğrenmeye motive eder. Renkler hakkında bilgi vermeyi, bazı davranış kalıplarını öğretmeyi, sayı kavramına destek olmayı planladım. Çocuk edebiyatına uygun olmasada fark yaratmak ve ilgi çekilme amaçlı olarak, girişte masal formu kullandım.

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-İLETİŞİM VE AİLE DANIŞMANI

  • Çocuklarda burun karıştırma nedenleri ve çözüm yolları

    Başlığıma yerleştirdiğim ifadeyi belki pek çok kez söylediniz, belki başkalarından duydunuz.

    Burun karıştırma durumu, günlük yaşantımızda, kimsenin görmediği düşünüldüğünde çok sık rastladığımız davranıştır. Özellikle,trafikte bu duruma sıkça rastlarız. Eğer, kişiye bakıyorsak ve O da görmüşse hemen vazgeçecektir.

    Çocuklarda gördüğümüz buruna parmak sokmak, karıştırmak çeşitli nedenlere dayalı olabilir. Öncelikle 2-3 yaşlarında görüldüğünde kendisini, organlarını ve özelliklerini tanımak amaçlı olduğunu düşündürür. 6-7 aylarda bebeğin ayaklarını ağzına soktuğunu sıkça görmüşüzdür. Dudaklarını, dilini çevreyi ve kendini tanıma organları olarak kullanmaktadır.

    Burun, titrek tüyleriyle dışarıdan gelen havayı akciğerlere en süzülmüş haliyle gönderir. Hava soğuksa ılıtarak; hava sıcaksa nemlendirerek burun görevini yapar.
    Özellikle erken çocukluk döneminde, çocuğun burun karıştırması en çok ebeveynleri rahatsız eder. Çünkü, bu dönemde sıkça yaşanır. Uyarılar, kızmalar durumu değiştirmez. Öncelikle çocuğun üst solunum yollarından bir sorunu olup olmadığı doktor kontrolü ile araştırılır. Burun mukozasının ürettiği salgının kuruyup, rahatsız edip etmediği incelenir, gerekirse deniz suyu gibi spreylerle yumuşatılarak, burun temizlenmeye çalışılır. Çocukta alerjik burun akıntısı olup olmadığına bakılarak rahatsız bir durum varsa saptanır. Gereken tedavi uygulanır.
    Barsak solucanları burunda kaşıntı yaparlar ve çocuğun burnunu karıştırmasına sebep olabilirler. Dışkı kontrolü yapılmalıdır.

    Fizyolojik nedenlerden bir tanesi de gözlemlerime dayanarak, çocukların düşünme faaliyeti içindeyken burunlarını karıştırdığıdır. Karar verdikten sonra durumun devam etmediğidir.

    Ayrıca, can sıkıntısı, meşgul olacak birşeyler bulamamakta nedenlerden birisidir. Özellikle, çocuk bu duruma yakın hale gelirken, ondan’’ şunun kenarından tutup, bana yardım edebilir misin? ‘’gibi ellerini kullanacak faaliyetlere yönlendirmek yardımcı olacaktır. Oyun hamurları, kağıtla, artık malzemelerle çalışmalar, boya çalışmaları, parmak oyunları, elle oynanan top oyunları, ritm araçları ile çalışmalar,parmakla resimleri göstererek birlikte öykü okuma çalışmaları, boz-yaplar, lego türü elleri meşgul eden oyuncaklar, ilgiyi başka yöne çekmeye çalışmak, mümkün olduğunca etkili olacaktır.

    Çocukla, konuşularak toplumda hoş karşılanmayacağı, arkadaşlarının bu durumu sevmeyeceği, tuvalet ihtiyacı nasıl özel bir yerde gideriliyorsa, burun temizliği için lavabonun kullanılması, ya da mendille bir köşede temizlik yapılabileceği açıklanabilir.
    Eğer, çocuğumuz bir eğitim kurumuna devam ediyorsa, öğretmenle işbirliği ile sınıfta drama yapılarak bu durumun giderilmesine çalışılır. Evde ise anne-baba ve diğer yetişkinler MIŞ gibi yaparak durumu oynayabilirler. Burada dikkat edilmesi gereken durum, çocuğa burun karıştırmanın kimsenin hoşlanmayacağını vurgulama olmalı, örnek olay , çocuğun üzerinden oynanmamalıdır. Çocuğun kişiliğine, böyle yaparsa onu sevmeyeceğimize dair bir vurgu yapmaktan sakınılmalıdır. Erken yaşlarda, belki ilgi başka yere çekilerek dikkat bu konu üzerinden uzaklaştırılabilir. Drama ile anlayabilecek yaşta ise de drama yapılır.

    Çocukla iletişimde, ayrıca olumlama yaparak konuşmakta çok önemlidir. ‘yapma’ yı kullanacağımıza, olması gereken yöne ilgi çekilerek ‘şöyle yapalım, böyle yapalım mı ne dersin?’ gibi ifadeler kullanılmalıdır.

    Çocuğa doğru model olmakta önemlidir, çünkü çocuklar öncelikle anne-babalarını örnek alırlar. Biz farkına varmadan bu işi yapıyorsak, çocuktan burnunu karıştırmamasını isteyemeyiz.

    Ayrıca, anaokulu çağlarında sıkça rastlanan bir durum olduğu ve ailelerin, bu durumu hemen çözemeyebileceklerini kabul etmeleri gerektiğini söyleyebiliriz.

  • Çocukların ev ödevlerini başkalarının yapmasının sakıncaları

    Anne- babalar, çocuklarının her türlü sorunununu çözmek için kendilerini sorumlu hissederler. Burada problemin ne olduğu ve ne şekilde yardımcı olunması gerektiğinin bilinmesi önem kazanmaktadır. Tüm sorunları anne-baba çözerse, gelecekte nasıl bir durum onları beklemektedir? Bu sorunun yanıtı, çocuk ve aile açısından mutlaka değerlendirilmelidir. Çocuklar, sorunlarını çözerek büyürler, bu fırsat onlara tanınmalıdır. Hatta, özel olarak çözülmesi gereken ortamlar bile yaratılabilir. Örneğin, yeni yürümeye başlayan bir çocuğun düştükten sonra yerden kalkması, onun için problemdir. Bebeğin, uzaktaki bir objeyi almak için uzanması ve başarması; onun için sorunun çözümüdür.
    Problem çözme davranışı desteklenmesi gerekirken; anne-baba çocuklarının ödevlerini kendileri yaparsa çocuklarını bu süreçten yoksun bırakırlar.

    Ev ödevleri, dersin bireysel kısmıdır, öğrenilenleri pekiştirmek ve eksikleri tamamlamak amaçlı verilir. Farklı malzemeler, değişik, boyutlu uygulamalara yer verilir. Çocuk, öğrenmenin bu boyutundan eksik kalmamalıdır. Belki, yetişkinler için karton, boya, artık malzemeler ile çalışmalar çocuğun altından kalkamayacağı şeklinde algılanıp, kendileri tarafından yapılmaya çalışılsa da; bu çalışmalar öğrenci için önemlidir.

    Dikkat edilecek husus; sınıfça ORTAK karar alınıp; yetişkinlerin YAPMADIĞI ödevlerin sınıfa getirilmesidir. Okullarda sanki anne-babaların ödevleri yarışmaktadır. En güzel ödevi yapma ve nota dayalı sistem olduğu için yetişkinler, ellerinden geleni yapmaktadır!!! Bu şekilde ödevler asıl amacına hizmet etmemektedir. Yetişkinler, ancak malzemeleri sağlamalı ve rehberlik yapmalıdır.

    Ödev yapmak, bir sorumluluktur. Çocukta sorumluluk duygularının gelişmesine destektir. Anne-babanın görevi; çocuğa, ödevlerini sağlıklı bir şekilde yapabileceği ortam hazırlamaktır.

    Ödevleri anne-babanın yapması, ya da başkasının yapması çocuğa ödevle ilgili olarak, hiçbir şey kazandırmayacaktır. Çocuğa, rehberlik yapılabilir; ödev yapmak asla!
    Çocuğun özgüvenini zedeler, ileriki hayatı için çok önemli olan bu kazanımı elde edememiş olur. Yapabilme, başarabilme duygusunu yaşamasına engeldir. Çocuk zorlanıyorsa öğretmen ile iletişim kurulmalı, ödevlerde belki yeniden yapılanma sağlanmalıdır. Öğretmen de çocukların gelişim ve yaşlarına özen göstererek, çocuğun gözünü korkutmayacak ödevler vermeli ve çocukların hevesle yapmalarını sağlamalıdır.
    Çocuk, motivasyon konusunda desteklenmelidir. Çocukla birlikte, ödev yapmanın gerekliliği ile ilgili anlaşma sağlanmalıdır. Aslında ödevler, her çocuğun gelişim düzeyine ve psikolojik yönüne uygun olarak caydırıcı olmayıp, çocuk, başardıkça artırılarak düzenlenmelidir. Bu noktada aile, okul ve belki uzmanlar işbirliği içinde olmalıdır.
    Aynı yılın çocukları sınıfta farklılık yaratmakta; yılın başında ve sonundaki aylarda doğan çocuklar birarada bulunmaktadır. Buna ayrıca değişik gelişim düzeylerini, algılama biçimlerindeki farklılıkları, duyusal (işitsel, dokunsal, görsel vb.) zeka türlerini de eklersek; ödev yapma ile ilgili bireyselliğin önemli olduğu ortaya çıkacaktır. Tüm, bu saptamalardan sonra verilen ödevleri çocukların kendilerinin yapmaları başarı yönünde etkili olacaktır; ödevden beklentileri karşılayacaktır.

    Ödev bilinci kazandırmak bu konuda önemlidir. Çocuk, kendisine eziyet olsun diye ödev yaptığı fikrine sahip olmamalıdır. Ödev yapmaya neden ihtiyaç olduğu çocuklara kavratılmalıdır. Öğrenilen bilgilerin kalıcı olması ve unutulmaması için ödevlerin beyin çalışmasını desteklediği anlatılmalıdır.Ödevlerinde zamanında yapılmasının önemi üzerinde durulmalıdır.

    Ödevleri, çocuğunuzun yapması dileğiyle…

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI

  • Ergenlikte erkek çocuk psikolojisi, nasıl bir yaklaşım izlenmelidir ?

    Ergenlik dönemi, yaşamın belli kritik dönemlerindendir. Bu dönemde, fiziksel değişiklikler, bir hayli önemli boyuttadır. Bu dönemde yaşanan bedensel değişiklikler, gencin yaşı, kavrama ve farkındalık düzeyi yüksek olması nedeniyle iz bırakan değişikliklerdir. Bu değişikliklerin psikolojik yönden etkilemesi de yüksektir. Fiziksel değişikliklerden olan hormon değişiklikleri, doğrudan ya da dolaylı olarak gencin psikolojisini de etkilemektedir.

    Genel anlamda genç kız ve genç erkeklerde bedensel değişiklikler, bu değişiklikleri kabullenememe, arkadaşlarıyla karşılaştırma, vücuduna özen gösterme, ya da özen göstermek istememe gibi durumlara sıkça rastlarız. Burada psikolojik duruma yansıyanlar ; gençlerde asabiyet, özellikle anne-babalara, öğretmenlere karşı tavır ve davranışlarda negatiflik öne çıkan özelliklerdir. Bu davranışlar karşısında yetişkinler de güç anlar yaşamaktadırlar.

    Olumsuz davranışlar karşısında yetişkinler, genç erkeklerden daha fazla etkilenmektedirler. Ses tonu kullanımı, enerjinin ve şiddetin aktif olarak gösterilmesi, eşyalara, kendine ve çevreye zarar verebilme durumlarının yaşanması, iletişimi neredeyse koparma noktasına getirmektedir. Süreçten, gençler ve aileleri olumsuz etkilenmektedir.
    Aileler daha çok erkek ergenlerde yaşanan asabi, sinirli durumlar karşısında nasıl bir tutum sergilemelidir?

    Aileler, iyi, huzurlu bir aile ortamı sağlamalıdır. Kararlar birlikte alınmalıdır. Genç ne aşırı korumacı ne de aşırı baskılayıcı tutumla karşı karşıya kalmalıdır. Ancak, sınırlar iyi belirlenmelidir.

    Erkek ergenlerde içe kapanma durumu sıkça yaşanır. Duygu ve düşünceler kendine saklanır. Özellikle aile bireyleri bu konulardan oldukça uzak tutulur. İçte yaşanan gerginlikler gencin odasında yaşanır, taşkınlıklar ise oda dışındadır, genellikle…
    Aileler, gerektiğinde uzmanlardan yardım almalı, aralarındaki ilişkiyi bozmamalı ve iletişimlerini sağlamlaştırılmalıdırlar.

    Aileler, ev ortamının erkek ergen tarafından tercih edilebilecek özellikler taşımasına dikkat etmeli, spor için gerekli destek verilmeli ve uygun arkadaş çevresi oluşturmaya yardımcı olunmalıdır. Arkadaşların olumsuz yönleri ortaya konmamalıdır. Anne-baba empati yaparak, sabırlı olmaya çalışmalıdır. Gencin yanlış yapabilmesine hak tanınmalı, onların deneyerek öğrenmelerine engel olunmamalıdır. Denge iyi oturtulmalı, büyük olabilecek yanlışlar için uzlaşma sağlanmalıdır.

    Ailede gence önem verildiği, gencin kendisinin önemli olduğu hissettirilmelidir. Bununla birlikte ailede HER BİREYİN özel ve önemli olduğu hissettirilmelidir.
    Ailede ilişkiler, küçük yaşlardan itibaren sıcak, anne-baba tutumlarının dengeli olacak şekilde sağlandığı, tutarlı, ilgili, destek, yardımsever tarzda olmalı ve devam ettirilmelidir.Gençten beklentiler aşırı olmamalıdır.
    Aile ortamında, kadın ve erkeğe verilen değer demokratik olmalı, erkeğe artı bir değer, çok özel bir konumlama yaratılmamalıdır. Bu konuda, anne ve baba ilişkileri ile model olmalıdır.
    Çay, kahve, kola tüketimi azaltılarak, ıhlamur, su, ayran gibi içecekler tercih edilmesi yönünde fikir birliğine varılmalıdır. Hiç değilse evde yavaş yavaş bu tür içecekler öne çıkarılabilir.
    Bilgisayar oyunları, internet kullanımı yine fikir birliği ile gece uykusundan uzunca zaman önce terkedilmiş olmalıdır.
    Akşam saatlerinde ılık bir duş alınarak rahatlama sağlanmalı, rahatlatıcı, hafif bir müzik sesiyle uykuya geçilebilmelidir.
    Gencin taşkın, sinirli olduğu zaman yetişkinler diyaloğa girmemeli; rahat bırakmalı, daha sonra konu ÖZEN göstererek ele alınmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-AİLE VE İLETİŞİM DANIŞMANI