Kategori: Çocuk Gelişim Uzmanı

  • Gecikmiş konuşma nedir

    GECİKMİŞ KONUŞMA NEDİR

    Bir çocuğun konuşması için 4 faktör gereklidir.

    1) Sesleri, sözleri işitmesi (yani kulak ve işitme merkezinin sağlıklı olması lazım)

    2) İşittiklerini beyin aracılığı sayesinde anlaması ve düşüncelerini de kelime sembollerine çevirmesi (beden-zeka gelişiminin paralel düzeyde olması)

    3) Konuşma organlarının sağlıklı olması (yani gırtlak, damak, dil ve dudak açısından sağlıklı olması)

    4) Çevrede konuşan ve iyi konuşan örneğin bulunması (yani ailenin çocukla sürekli kaliteli bir şekilde konuşması) gereklidir.

    Bazı çocuklar işittiklerini anlamazlar. Bu doğuştan veya beynin zedelenmesi sonucu zeka gelişiminin geri olma durumudur.

    Ancak bir de konuşulanları işiten, yönergeleri yerine getiren fakat konuşamayan çocuklar da vardır. Bunların durumu nörolojiyi ilgilendirebilir. Zihinsel engeli olmayabilir

    Çocukta zihinsel gerilik saptanmışsa şu ihtimaller söz konusudur;

    1)İşitme engeli varsa özel konuşma eğitimi gerekir.

    2) Çocuk işitiyor fakat konuşamıyorsa bu gelişimsel bir problemin habercisi olabilir. Yavaş ve adım adım ilerleme beklenebilir.

    Gecikmiş Konuşma Nedir

    Gecikmiş konuşma çocuğun konuşmasının kendi yaşından beklenenden çok geride olması veya çok yavaş gelişme göstermesidir. 2 yaşında bir bebek ortalama olarak 50 kelime kullanır ve kısa cümleler yapar. Eğer çocuk 3-4 yaşında bu duruma gelmemişse konuşma sorunu vardır.

    Gecikmiş Konuşma Belirtileri Nelerdir

    Konuşması gecikmiş çocukların konuşması kısıtlıdır bu kısıtlılık hiç konuşmamakla çok zor konuşabilen birkaç sözcük söyleyebilme arasında değişir.

    Kelime hazineleri yetersizdir.

    Yaşıtlarından çok az kelime bilirler.

    Cümle kurmada güçlükleri vardır, isteklerini sözcüklerle anlatma yerine jest, mimik veya başka bir işaretler kullanarak anlatırlar.

    Başkalarının konuşmalarına ilgisizdirler, çıkardıkları sesler konuşma özelliği taşımaz, sesleri çok çabuk çıkarırlar,bu yüzden izlemek güçtür,

    İsteklerini insanlara,eşyalara vurma,çarpma itme şeklinde doğrudan fizik hareketlerle belli ederler.

    Bazıları insanlardan ayrı kalmak,bir köşeye çekilmek ve kendi başlarına oynamak isterler.daha çabuk ağlama,bağırma,oyuncak atma,fırlatma,kırma,yıkma,dağıtma gibi hırçın hareketler gösterebilirler.

    Sinirli, agresif olabilirler

  • Çocuğum neden konuşmuyor

    ÇOCUĞUM NEDEN KONUŞMUYOR

    Bazı çocuklar yaşıtlarına kıyasla daha geç konuşmaya başlayabiliyor. Bu, her zaman konuşma bozukluğu sorunu veya ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Ancak, onu iyi gözlemlemeli ve ciddi sorun olasılığını düşündüren durum fark ettiğinizde de hemen bir uzmana başvurmalısınız.

    Eğer çocuğunuzda aşağıdaki bulgulardan bir ya da birkaç tanesi varsa, bir uzmandan destek almanızda fayda olacaktır.

    Çocuğun işaret ve diğer iletişim biçimleri normal değilse

    Yaşı gelmiş olmasına rağmen halen yeterli kelime sayısı yoksa

    Kelimeler ile cümleler oluşturamıyorsa

    Sizi tam duyduğundan emin değilseniz

    Çocukta ek bir fiziksel, gelişimsel sorun varsa

    Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa

    Çevresine karşı isteksiz ve ilgisizse

    Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük çekiyorsa

    Yalnız kalmayı tercih ediyorsa

    İsteklerini öfkeli davranışlarla anlatmaya çalışıyorsa

    Çocukların geç konuşma nedenleri ne olabilir?

    Gelişim geriliği

    Otizm

    Atipik otizm

    İşitme sorunu

    Kulakta sıvı birikmesi

    Görme sorunu

    Sık havale ve epilepsi geçirme

    Yaygın gelişimsel gerilik

    Kronik depresyon

    Çocukluk çağı psikozları

    Geç konuşmaya yol açan diğer etkenler

    Yalnız kalma: İnsanlarla fazla bir arada kalmayan, kendi haline bırakılan, onunla fazla konuşulmayan çocuklar geç konuşabilir.

    Televizyon izleme: Özellikle 0-3 yaş döneminde televizyon izleyen çocuklarda dış dünyadan kopma, kendi halinde olma eğilimi, insanlardan ve insanlar arası ilişkilerden uzaklaşma, nesneler ile daha fazla ilgilenme, duygusal alışverişten vazgeçme, konuşmama, yaşıtları ile ilgilenmeme, seslenince bakmama gibi durumlar gözlenebilir.

    Evde model alacak kişilerin azlığı: Bunun yanı sıra evde kullanılan dilin niteliğinin bozuk olması da çocuğun konuşma gelişimini etkiler.

    Çocuğun içe kapanık olması: İçe kapalı kişilik yapısı ya da kaza benzeri durumlar sonrası yaşanan şoklar da çocukların konuşma yaşını etkileyebilir.

    Kardeş kıskançlığı: Kardeşi olan çocuklar kendilerine ilgi gösterilmediğini düşünüp konuşmayarak tepki verebilirler.

    Ailevi faktör: Ailede iki dil kullanıldığı durumlarda çocuklar geç konuşabilirler.

    Çocuğunuzun konuşma gelişimini hızlandırmak neler yapmalısınız?

    Çocuğunuza sevgi ve ilgi gösterin, sık sık konuşun onunla.

    Ona hitap ederken tane tane ve düzgün konuşun.

    Sık sık soru sorun.

    Çocuğunuz bazı sözcükleri akıcı söyleyemediğinde sabırlı davranın, ona baskı uygulamayın.

    Daha ilk hece ve sesleri çıkartmaya başladığında, söylediği sesleri ona tekrarlatın.

    Onu insanlar arasında bulundurun, fazla kendi başına kalmasına izin vermeyin.

    Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.

    Bir nesneyi eline aldığında onunla ilgili ona bir şeyler anlatın.

    Özellikle 0-3 yaş döneminde mümkün olduğunca televizyon izlettirmeyin. Eğer bebek ya da çocuk kanalı izliyorsa, gördükleri hakkında açıklama yapın.

    Onun işaretle gösterip de istediklerini hemen yerine getirmek yerine konuşarak yönlendirin, anlatmasını sağlayın.

    Ona kitap okuyun, masal anlatın, ninni söyleyin.

    Size bir şey söylediğinde karşılık verin.

    Onunla yaratıcı oyunlar oynayın.

    Sağlıklı beslenmesine, yeterli uyku uyumasına özen gösterin.

    Kreş için gelişimsel olarak hazır olduğunda mutlaka gönderin

    Onu başka çocuklarla kıyaslamayın

    Onun yanında konuşamamasından duyduğunuz endişeyi dile getirmeyin

    Konuşamadığı için onu suçlamayın, eleştirmeyin

  • Otizmde duyusal entegrasyon

    OTİZMDE DUYUSAL ENTEGRASYON ( DUYU BÜTÜNLEME TERAPİSİ)

    Yakın zamana kadar otistik bireylerin öfke nöbetlerini neden geçirdikleri, toplumsal alanlarda neden rahatsız oldukları, beslenme problemlerinin sebepleri açık değildi. Artık bunların sebeplerini biliyoruz. Birçoğunun sebebi otistik bireylerin duyusal problemlerinden kaynaklanıyor. Otistik bireylerde bir ya da birkaç duyuda aşırı hassasiyet mevcuttur. Örneğin işitme duyusu hassas otistik bireyler gürültülü ortamlara giremezler, girseler de elleri ile kulaklarını kapatırlar, hatta bazıları ağlama ve öfke nöbeti geçirir.

    Koku duyusu hassas bireyler kolonya, parfüm gibi kokulara karşı tepki gösterebilirler

    dokunma duyusu hassas olan otizmli bireyler ya dokunulmaktan hiç hoşlanmazlar ya da dokunulmak onlara haz verir. dokunulmaktan hoşlanmayan bireyler başkasının elini tutma, sarılma, öpüşme gibi davranışlardan hoşlanmazlar

    Beş duyuyu kapsayan bu durumun herhangi bir tıbbi tedavi ile düzelmesi henüz mümkün değildir. Uygulanan ve sonuç alınana en etkili yöntem duyu bütünleme çalışmasıdır. Hassas olan duyulara uygulanan duyu bütünleme çalışması ile otistik bireylerin ve ailelerinin toplumsal yaşantıları kolaylaşır.

    Duyu bütünleme terapisinde ilk olarak çocuğun hangi duyularında hassasiyet olduğu belirlenir. Terapi sürecine başlanırken en az hassasiyet olan duyu ile çalışmalara başlanır. Daha çok sorun olan duyu daha ileri aşamalara bırakılır. Çünkü daha çok sorun yaşanan duyu ile çalışmalara başlanırsa, kişi bu çalışmalara ciddi şekilde tepki verecek ve direnç gösterecektir.

    Çocuklarla yapılan duyu bütünleme terapilerinde ödül sistemi de kullanılır. Problem yaşanan duyu ile ilgili çalışılırken, problem yaşanmayan duyu ödüllendirilebilir. Böylece çocuk da çalışmalara karşı motive eilmiş olur.

    Duyu bütünleme terapisi ( Duyusal Entegrasyon) bu konuda eğitim almış kişiler tarafından ve konuyla ilgili özel hazırlanmış malzemelerin bulunduğu duyu odalarında uygulanmalıdır.

    Kullanılan materyaller seçilirken 5 duyuya hitap edecek farklı özellikte olmalarına dikkat edilmelidir. Ayrıca otizmli çocuklarda duyusal problemlere karşı hassasiyet olduğu göz önüne alındığında, onların güvenliği de sağlanmalıdır.

  • Down sendromu nedir

    DOWN SENDROMU NEDİR

    Down Sendromu, genetik bir farklılık, bir kromozom anomalisidir. En basit anlatımı ile sıradan bir insan vücudunda bulunan kromozom sayısı 46 iken Down Sendromlu bireylerde bu sayı üç adet 21. kromozom olması nedeniyle 47 olmaktadır. Down Sendromu tedavi edilebilen bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır. Hücre bölünmesi sırasında yanlış bölünme sonucu 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom yer alması ile meydana gelir. Down sendromuna sebep olduğu bilinen tek etmen hamilelik yaşıdır, 35 yaş üstü hamileliklerde risk artar. Ancak genel olarak genç kadınlar daha fazla bebek sahibi olduğundan Down sendromlu çocukların %75-80’i genç annelerin bebekleridir. Ülke, milliyet, sosyo-ekonomik statü farkı yoktur. Ortalama her 800 doğumda bir görülür. Tüm dünyada 6 milyon civarında Down sendromlu birey yaşamaktadır. Türkiye’de tam bir veri yok ama yaklaşık 100.000 Down Sendromlu kişi olduğu tahmin ediliyor.
    Hafif veya orta seviye zihinsel ve fiziksel gelişim geriliğine sebep olur.

    47 Kromozom nasıl oluşur?

    İnsan vücudunu oluşturan kromozomların 23 tanesi anneden , 23 tanesi ise babadan gelmektedir. Down Sendromunda 21. kromozom 2 değil 3 adet olmaktadır (bu sebepten dolayı Down Sendromu Trisomy 21 diye de bilinmektedir).Bunun sonucu olarak toplam kromozom sayısı 46 değil 47 olmaktadır.

    Down Sendromu Çeşitleri Nelerdir?

    1-Trisomy 21: DS nüfusunun %90-%95′ini oluşturan standart tiptir. Bu tipte fazladan bir adet 21.kromozom yumurta veya sperm hücresinden gelmekte veya döllenmenin daha ilk aşamalarındaki bir noktada yanlış bölünme nedeniyle (yani kromozomlar bölünürken birbirine yapışık kalması ve bu yapışıklığın bir taraftan 2 diğer taraftan da 1 kromozom gelmesine yol açması nedeniyle) yeni hücreler 3′er adet kromozom ile toplam 47 kromozom olarak oluşurlar.

    2- Translokasyon: DS nüfusunun %3-%5′ini oluşturan tiptir. Bu tipte 21.kromozomun bir parçası koparak başka bir kromozoma (örn. 14.kromozom gibi) yapışmaktadır. Birey adet olarak 46 kromozoma sahiptir ama genetik bilgi olarak 47 kromozom bilgisi vardır. Burada da 21.kromozom 3 adet olduğundan birey standart tipteki aynı özellikleri gösterir. Down Sendromunun diğer tipleri kalıtımsal değildir. Yalnız translokasyon tipte ebeveynlerden bir tanesinin taşıyıcı olması durumunda Down Sendromu kalıtımsal olmaktadır. Bu oran %33′dür. Eğer taşıyıcı anne ise translokasyon Down Sendromlu çocuk doğurma olasılığı %20, taşıyıcı baba ise %5-%2 arasındadır.

    Translokasyon tipte ileriki doğumlardaki risklerin bilinmesi açısından genetik danışmanlık daha önemli olmaktadır.

    3- Mozaik: Down Sendromu nüfusunun %2-%5′ini oluşturan tiptir: Bu tipte bazı hücreler 46 kromozom taşırken bazıları 47 kromozom taşımaktadır. Yanlış bölünme döllenmenin ileri aşamalarında gerçekleştiğinde bir hat 46 kromozom diğer hat ise 47 kromozom olarak devam eder ve mozaik bir yapı oluşturur.

    Down Sendromunun sıklığı nedir?

    Doğan her 800 bebekten birinde Down Sendromu görülür.

    Her yıl Türkiye’de 1500 Down Sendromlu bebek doğar.

    Down sendromu, bütün yaşlardaki, ırklardaki, dinlerdeki ve ekonomik şartlardaki insanları etkiler.

    Tahmin edilen, Türkiye’de yaşayan 100.0000 civarında Down Sendromlunun olduğudur.

    Down sendromu ne zaman keşfedildi?

    Down sendromlu insanların her zaman olduğuna inanılırdı. Bununla birlikte, 1866 yılında İngiliz doktor John Langdon Down tarafından durumun bir açıklaması yayınlandı sonrasında onun adını aldı.

    1959’da profesör Jerome Lejeune down sendromunun kromozomal düzensizlik olduğunu kanıtladı.

    Down sendromu nasıl teşhis edilir?

    Down sendromunun tanısı gebeliğin 16. Haftasında yapılan amniyosentez ile belirlenebilir. Amniyosentez, bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınması ile yapılan bir işlemdir. Test sonucu 21 gün içinde belli olur. Amniyosentez gebeliğin 19. Haftasından önce yapılmalıdır.

    Down sendromuna ait fiziksel bazı belirtiler gelişmiş cihazlar yardımıyla ultrason ile de belirlenebilir. Ense kalınlığı, burun basıklığı, beyin omurililk sıvısının miktarı gibi belirtiler de down sendromu ile ilgili fikir verebilir.

    Bazı özellikler şunlardır:

    Down Sendromlu çocuklarda görülen bazı fiziksel özellikler çekik küçük gözler, basık burun, kısa parmaklar, kıvrık serçe parmak, kalın ense, avuç içindeki tek çizgi, ayak baş parmağının diğer parmaklardan daha açık olmasıdır.Bu özelliklerin hepsi veya birkaçı görülebilir.

    Down Sendromlu bebekler istisnalar olmakla beraber yaşıtlarından daha yavaş büyürler. Zihinsel gelişimleri geriden gelmektedir. Bu gerilik yaş büyüdükçe daha belirgin olarak gözükmekte, ama uygun eğitim programları ile Down Sendromlu çocuklar da pek çok başarıya imza atmakta ve toplum hayatı içinde anlamlı hayatlar kurabilmektedirler. Burada düzenli ve disiplinli bir eğitim programı ve bol tekrar en önemli faktördür.

    Down Sendromlu bireyler genel olarak yaşıtlarından daha kısa boylu olurlar ve metabolizmalarının yavaş çalışması nedeni ile doğru beslenme alışkanlığı edinmezlerse ileri yaşlarda kilo problemi yaşayabilirler.

    Farklı derecelerde olmak üzere kas gevşekliği (Hipotoni) nedeni ile fizyoterapi desteğine ihtiyaç duyarlar. Bebeğiniz doğar doğmaz biz fizyoterapist ile görüşerek bilgi almanız ve ileriye dönük bir destek programı hazırlamız çok önemlidir. Hipotoni’nin az veya fazla olmasına göre bazı bebekler uzun süre başlarını bile tutmakta zorlanabilirler ama fizyoterapi desteği ile gelişim basamaklarını kendi hızlarında tamamlar.

    Down Sendromlu bireyler bazı rahatsızlıklara daha yatkın olabilmektedirler. Bu yüzden sağlık kontrollerinin aksatılmadan ve zamanında yapılması, doğru sağlık danışmanlığının alınması hayati önem taşımaktadır. Lütfen Sağlık Kontrol Listesine bakınız.

    Down sendromlu insanlar tıbbi problemlere sahipler mi?

    Bazı tıbbi problemler down sendromlu insanlar arasında yaygındır.

    Bunlar;

    Down sendromlu doğan bebeklerin % 40-50’si kalp problemi ile doğar, bunların yarısı kalp ameliyatına ihtiyaç duyar.

    Ciddi bir sayıda down sendromlu insanlarda işitme ve görme sorunları görülür.

    Tiroid rahatsızlıkları

    Zayıf bağışıklık sistemi

    Solunum problemleri, öksürük ve soğuk algınlığı

    Mide ve bağırsak hastalıkları

    Ne var ki, ilerlemiş ve başarısı artan tıbbi hizmetler sayesinde bu hastalıkların büyük bir kısmı tedavi edilebilir. Sağlık problemleri erken şekilde saptanıp çok ciddi sorunlar haline gelmeden tedavi ediliyor.

    Bu problemler yalnızca Down Sendromlular için değildir diğer insanlarda görülür.

    Gelişmiş ve başarıları artan tıbbi hizmetlerle birlikte Down Sendromluların daha uzun yaşayabildiğinden bahsedebiliriz. Şuan beklenen ömür 60-65 iken birçok Down Sendromlu daha da uzun yıllar yaşamaktadır.

    Down sendromu gelişmeyi nasıl etkiler?

    Down sendromlu bütün insanlar aynı öğrenme engeline sahip olurlar. Down sendromlu çocuklar yürümeyi, konuşmayı ve tuvalet eğitimini öğrenirler fakat bu gelişmenin kilometretaşı sayılan davranışları yaşıtlarına göre daha geç öğrenirler.

    Öğrenme yetersizliği olan çocuklar için şuan yayılan erken müdahale programları çocuk gelişimine bütün alanlarda yardımcı olur. Bu programlar çocuklar ve aileler için konuşma ve fiziksel terapinin yanı sıra evde öğrenme programları içerir.

    Çocuk ve yetişkin olan olan Down Sendromlular tıpki diğer insanlar gibi öğrenmeye devam edebilirler.

    İyi bir tıbbi destek ve doğru seviyedeki bir destekle Down Sendromlu insanlar arkadaş edinebilir, okula gidebilir, iş edinebilir ve kendi hayatları ve gelecekleri için karar verebilirler.

    Down Sendromlu Çocuklar Neler Yapabilir?

    Eskiden okuyamaz bile denilen bu bireyler artık lise ,hatta üniversite bitirebilmekte, ikinci bir dil öğrenebilmekte, çalışabilmekte, bağımsız veya yarı bağımsız hayatlar sürebilmektedirler. Bu yüzden hayallerimize sınır koymamalıyız ama hayallerimiz sınırsız da olsa çocuğumuzu doğru değerlendirerek ayakları yere basan , gerçekçi gelecek planlar yapmanın onun mutluluğunun anahtarı olduğunu da unutmamalıyız.

  • Disleksi nedir

    DİSLEKSİ NEDİR

    Disleksi; dinleme, konuşma, akıl yürütme, okuma, yazma, matematik yeteneklerinin kazanılması ve bilginin kullanılmasında güçlüktür.

    Disleksi doğuştan gelen yapısal bir durum olduğundan, yaşamın ilk yıllarından itibaren belirtilerini gösterir.

    Geç konuşmak, duyduklarını anlamakta güçlük çekmek, kelime hazinesinin az olması, sözcükleri yanlış söyleme, olay sırasına göre olay anlatamama küçük yaşlarda fark edilebilecek bazı belirtilerdir.

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE DİSLEKSİ BELİRTİLERİ

    Küçük yaşlarda “pokratal, feştali” gibi kelimeleri yanlış söylerler

    Günlük hayatta kullanılan basit kelimeleri hatırlayamazlar. Örneğin “Ne ile su içeriz” sorusuna “Bardak yerine sürahi” diyerek cevap veririler

    Arkadaşlarının isimlerini hatırlayamazlar

    Parmak ucunda yürürler

    Merdivenleri ayak değiştirerek inip çıkamazlar

    İnce motor becerilerde yetersiz olabilirler Örneğin düğme ilikleme, makasla kesme, sınırlı boyama, çizim becerilerinde yaşıtlarına göre daha az başarılı olurlar

    Kaba motor becerilerde yetersiz olabilirler. Örneğin iki tekerlekli bisiklete binme, ritmik hareket etme, el çırpma gibi becerilerde yaşıtlarına göre daha az başarılı olurlar

    5 yaşına gelmiş olmasına rağmen el tercihleri henüz oluşmayabilir

    Okul öncesi dönemde öğrenilmesi gereken temel kavramları öğrenmede güçlük yaşarlar. Zıt kavramlar, zaman kavramları, sayılar, sayıları sıralama, yer yön kavramlarını öğrenme ve günlük hayatta kullanmada güçlük yaşarlar

    Dikkat ve bellek sorunları yaşadıkları için şiir ezberleme, adres ezberleme, kendisine verilen yönergeyi aklında tutup yerine getirme becerilerinde desteğe ihtiyaç duyarlar.

    Dikkat gerektiren aktiviteleri çok fazla sürdüremezler, çabuk sıkılırlar ve kendi kendilerine oynamayı tercih ederler. Bu nedenle çoğu zaman dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile karıştırılabilir.

    Dislektik çocuklar akıllı görünen, yaşından büyük akıllıca sözler söyleyen ve davranışlarda bulunan; ancak yaşından beklenen akademik becerileri yerine getirmekte zorlanan çocuklardır.

    OKUL DÖNEMİNDE DİSLEKSİ BELİRTİLERİ

    Okula hevesle başlarlar ama bu hevesleri çok sürmez, çizgi çalışmalarının başlaması ile birlikte okula gitmek istemezler.

    Yeni sesleri öğrenmede, okuma yazmayı sökmede güçlük yaşarlar

    Kitap okumayı sevmezler

    Ödev yapmayı sevmezler.

    Okuma ve yazmada (D-B-P), (M-N), (F-V), (K-T) seslerini karıştırırlar

    Kelimeleri düz görmelerine rağmen, tersten okurlar. (Kocaman yerine Çokoman)

    Rakamları tersten okurlar. 35 yerine 53 gibi okurlar

    Okuduğu metni özetleme, metin ile ilgili sorulara cevap verme, metnin ana fikrini bulma gibi konularda sıkıntı yaşarlar

    Tahtada gördüklerini deftere yazma, düzenli defter tutma becerilerinde de zorluk yaşarlar

    Çarpım tablosu ve saat kavramı gibi kavramları öğrenmekte zorlanabilirler

    Problemleri dört işlem kullanarak çözmek yerine kendilerine göre geliştirdikleri yöntemleri kullanarak farklı şekillerde çözerler, ama yanlış çözerler

    Okula, servise, gidilecek yerlere geç kalırlar.

  • Çocuğuma otizm tanısı kondu ne yapmalıyım

    ÇOCUĞUMA OTİZM TANISI KONDU NE YAPMALIYIM

    Sorunu Kabullenmeye çalışın:

    Otizmde çocuğun fiziksel gelişimi genellikle normal olduğu için ebeveynlerde çoğu zaman durumu kabullenmeme sorunu görüyoruz. Durumu ne kadar erken kabullenirseniz, çocuğunuz için bir şeyler yapmaya o kadar erken başlarsınız.

    Kendinizi ya da eşinizi Suçlamayın:

    Bu tanıdan ötürü kendinizi ya da başka herhangi bir kişiyi suçlamayın, Her yaşta, her kültür düzeyinde ve dünyanın her yerindeki insanların otistik bir çocuğu olabilir.

    Otizm henüz, çocuk anne karnındayken teşhis edilemiyor. Çocuk sahibi olmayı isteyip istememenizin, çocuğunuza ilgi gösterip göstermemenizin, eşinizi sevmenizin ya da sevmemenizin çocuğunuzun otistik olması ile hiçbir ilgisi ya da etkisi yoktur.

    Pes Etmeyin- Vazgeçmeyin:

    Anne – baba olarak en zor anlardan birini yaşadınız belki de . Ancak doğru aile yaklaşımı ile çoğu otistik çocuğumuzda ciddi ilerlemeler görüyoruz. Çocuğunuzun kapasitesinin ne olduğunu bilemezsiniz, doktorunuzun ve özel eğitim uzmanınızın önerdiği aktiviteleri uygulamanız sonucunda sürpriz gelişmeler olduğunu görebilirsiniz. Otistik çocuğa doğru yaklaşım ve davranış değiştirme yöntemleriyle ilgili uzman bir psikologdan yardım alın.

    Gerekirse anne baba olarak psikolojik destek alın:

    Gerekirse psikolojik ya da psikiyatrik bir destek almaktan çekinmeyin. Sizin sağlıklı olmanız, çocuğunuza sağlıklı yaklaşmanız demektir.

    Çocuğunuza özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde eğitim aldırın:

    Öncelikle çocuğumuzun tanısına uygun bir eğitimden faydalanabilmesi için hastaneden aldığınız rapor ile birlikte bağlı bulunduğunuz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Rehberlik ve Araştırma Merkezinden değerlendirme için bir gün almanız gerekiyor. Orada yapılacak değerlendirme sonunda uygun görülürse verecekleri ve üzerinde “özel eğitim alması uygundur” ibaresi bulunan rapor ile herhangi bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden ücretsiz faydalanabilirsiniz. Bu merkezlerde alan mezunu öğretmenler ve meslek elemanları çocuğunuz için gerekli bireysel ve grup eğitim hizmetini sunmaktadır. Özel eğitimle konuşmaya başlayan, okuma yazmayı öğrenen ve iletişimde olumlu gelişmeler gözlemlediğimiz çocuklarımız bulunmaktadır.

    Aile Olarak Siz De Eğitim Sürecine Katılın:

    Ailenin çocuğa nasıl yaklaşması gerektiği, okulda ya da rehabilitasyon merkezinde kazandırılmaya çalışılan davranışların evde nasıl genelleştirilebileceği, problem davranışlarla uygun baş etme yöntemleri konusunda aile eğitim almalıdır. Aileleri de eğitime katılan ailelerin çocuklarında çok daha hızlı ilerlemeler görülmektedir.

  • Otizm neden olur

    OTİZM NEDEN OLUŞUR

    Otizmin nedeni henüz tam olarak tespit edilememiştir. Fakat otizmin anne babaların çocuklarına yaptıkları kötü şeylerden dolayı ortaya çıkmadığı kesin olarak söylenebilir.

    Otizmin tek bir nedeni yoktur. Pek çok nedeni olduğu artık bilinmektedir.

    Otistik bireylerde beyin hücreleri farklı çalışmaktadır. Hücreler arasında mesaj taşıyan kimyasal ileticilerde eksiklik yada fazlalık olduğu düşünülmektedir.

    Bazı genetik hastalıklar otizme yol açar. Genetiğin otizmin nedenleri arasında önemli bir yeri vardır. Kardeş ve ikiz çalışmaları bunu doğrulamaktadır.

    Otistik bir çocuğun kardeşinde otizm görülme riski genel popülasyona göre 50-100 kat daha fazladır. Tek yumurta ikizlerinde her ikisinin birden otistik olma oranı çift yumurta ikizlerine göre daha fazladır. Bütün bunlar genetiğin etkisini bize gösteriyor fakat sadece genetiğin tek neden olmadığı noktasına da ulaştırıyor.

    Sadece genetik etkili olsaydı tek yumurta ikizlerinde her iki bebeğinde her zaman otistik olması gerekirdi. Yapılan çalışmalar bir tek gen değil birden çok genin etkileşimi sonucu hastalık yapıcı etki oluştuğunu ortaya koymuştur.

    Klinik tablodaki davranışsal çeşitlilik çevresel faktörlerinde etkili olduğunu düşündürmektedir. Doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası faktörler ile otizm arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.

    Eldeki bulgular genetik olarak otizme yatkınlığı olan çocukların doğum sırasında sorun yaşama riskinin daha fazla olduğunu göstermektedir.

    Ayrıca, anne karnında geçirilen kızamıkçık virüsünün, pek çok anormalliğin yanında otizme de yol açabildiği bilinir.

    Bugün şu kesin olarak bilinmektedir ki, otizm tek bir nedenle olmaz, birden çok etkenin bir araya gelmesiyle meydana gelen oldukça karmaşık bir durumdur.

    Otizm erkeklerde kızlara oranla 4 kat daha fazla görülür fakat genelde kızlarda daha ağır seyreder.

    Otistik bireylerin % 70′inde zeka geriliği görülmektedir. % 30′u normal ve bu %30′luk dilimin %10′u üstün zekaya sahiptirler.

    Zeka düzeyi ve eşlik eden diğer hastalıklar otizmin ağırlık derecesi üzerinde belirleyici rol oynar. Eşlik eden hastalıklar arasında en sık rastlanılanlar dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygudurum bozuklukları ve epilepsidir.

    Her üç çocuktan biri epileptik anlamda risk taşımaktadır. 0-5 yaş arası ve ergenlik döneminde epilepsi nöbetlerinin görülme olasılığı artar.

  • Otizmin belirtileri nelerdir

    OTİZM BELİRTİLERİ NELERDİR

    Eğer çocuğunuz:

    Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,

    İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,

    Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,

    Parmağıyla ile istediği şeyi göstermiyorsa,

    Oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa,

    Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,

    Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,

    Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,

    Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,

    Aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,

    Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa,

    Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,

    Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa, otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

  • Otizm nedir

    OTİZM NEDİR

    Otizm, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlardan kaynaklandığı sanılmaktadır.

    OTİZM NEDEN OLUR

    Bugün için bu soruya verilebilecek en doğru yanıt Otizme nelerin yol açtığı bilinmiyor yanıtı olacaktır.

    Otizmin anne-babadan kalıtım yoluyla geçmiş olabileceğinden kuşkulanılmaktadır. Dolayısıyla, bu yönde pek çok araştırma yapılmaktadır. Ancak, henüz otizmin geni bulunabilmiş değildir. Otizmin çevresel faktörlerle tetiklendiği düşünülmektedir.

    Otizme her çeşit toplumda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Dolayısıyla, bu özelliklerin hiç birinin otizmle ilişkili olmadığı kabul edilmektedir. Öyleyse, otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla ilişkisi yoktur.

    OTİZMİN GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR

    Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve Hastalıkları Kontrol Etme ve Önleme Merkezi (Centers for Disease Control Prevention)’nin 2012 verilerine göre 88′de 1 görülme sıklığı vardır. Bu yaygınlık bilgileri Birleşik Devletler kaynaklı iken, ülkemizde otistik bozukluğun yaygınlığına ilişkin henüz yeterli bilimsel veri bulunmamaktadır. Otistik bozukluğun tüm ırklarda, etnik gruplarda ya da sosyal statüsü farklı gruplarda görülebileceği, ailenin gelir durumu, yaşam biçimi ve eğitim düzeyi ile otistik bozukluk arasında bir bağ olmadığı vurgulanmaktadır. Cinsiyetle ilişkili olarak alanyazında farklı görülme sıklığı bilgileri bulunmasına rağmen, ortak görüş, erkeklerde kızlardan daha fazla görüldüğüdür

    Otizm tanısı alan çocukların çoğunda değişik derecelerde öğrenme güçlüğü ve zeka geriliği de görülebilir.

    Amerikan Psikiyatri Birliği’nin 2000 yılında yayımladığı kılavuza göre (DSM-IV-TR), otizm spektrum bozukluğu kapsamında beş ayrı kategori yer almaktadır:

    Otizm (Otistik bozukluk)

    Asperger sendromu

    Atipik otizm (Başka türlü adlandırılamayan otistik/yaygın gelişimsel bozukluk)

    Çocukluk dezentegratif bozukluğu

    Rett sendromu

  • Okula uyum süreci (bu süreçte veliler ne yapmalı, öğretmenler ne yapmalı, bu süreç kısa sürede nasıl atlatılabilir?)

    VELİLER:

    Okula uyum sürecinde veliler stres yaşarlar ve bu da çocuklara yansır. Veliler, kendilerinin duyduğu kaygıyı çocuklarına yansıtmamalıdır, hatta kendileri bunu yaşamamalıdır ki psikolojik olarak ortam gergin ve endişeli olmamalıdır.

    Okula başlama olayını veliler gözlerinde çok büyütmemeliler ve özel anlam yüklememeliler. Bu durumda abartı yaşanırsa çocuk, endişe duyulabilecek bir ortama gideceği mesajını alır.
    Mümkünse okulla ilgili alış-verişler birkaç güne sıkıştırılmadan kısım kısım yapılmalıdır. Çocuk yavaş yavaş benimsemelidir. Kızım /oğlum bu yıl okula başlayacak, bakalım ne yapacağız? Şeklinde cümleler kurarak eş, dost ve akrabalara çocuğun yanında konuşulmamalıdır. Ya da ”büyüdü, artık okula gidecek, yeni kalemler, silgiler aldık” deyip durumu abartmamak gerekir.
    Okulun ilk günü daha önceden tanışmış olduğu arkadaşı varsa birlikte gitmelerinde yarar olur, bunun dışında aynı sınıfta olacakları belli olan çocukların velileri iş birliği yaparak çocuklarını bir oyun parkında bir araya getirip tanıştırabilirler.
    Çocukların uyku saatlerine önem verip, yeteri kadar uyumaları ve dinlenmeleri sağlanmalı, çocuklarını stres ve gerginlikten korumalıdırlar.
    Okullarda alıştırma programlarına katılınması- ilköğretim okulları, ilk sınıfın bir hafta önce eğitim-öğretime başlaması- okulun kalabalık hale gelmeden, daha sakin şekilde okula alışma daha rahat olacaktır.

    ÖĞRETMENLER:

    Öğretmenler, çocuklara yakınlık ve samimiyet göstermelidirler, sevecen olmalıdırlar.
    Kendileri de yeteri kadar dinlenmiş, stres ve problemlerden arınmış olarak yeni öğretim ve eğitim yılına başlamalıdırlar.
    Çocuklardan gelen tepkileri, davranışları dikkate almalı ve her duruma karşı kendilerini hazır hissetmelidirler.
    Öğretmenler çok güzel oyun bilgi ve uygulamalarını ortaya koyabilecek yeterlilikte olmalı ve bu birleştirici, gergin ortamı rahatlatıcı faktörü çok iyi değerlendirebilmelidirler.
    Öğretmenler velilerle çok iyi diyalog içinde olmalı ve velilerin çocukları ile ilgili endişelerini gidermelidirler.
    Öğretmenler, çocuklar arasında ayrım yapmamalıdır.
    Öğretmenler mesleğini mutlaka severek yapmalıdır.

    SÜREÇ KISA SÜREDE NASIL ATLATILABİLİR?

    Sürecin kısa sürede atlatılması veli-öğretmen işbirliği ile olabilir. Veli okulda bazı kuralların olabileceğini ve bunların çocuklar için var olduklarını anlatmalı, belli saatlarde ders yapılacağını belli zamanlarda dinlenme olacağını açıklamalılar. Hep oyun ve teneffüs olursa birçok güzel bilgi öğrenilemeyeceği anlatılmalı, kendisinden küçük olan çocukların bugün kendisinin öğrendiklerini bilmedikleri, bunun çok güzel birşey olduğu sakin ve güleryüzlü şekilde anlatılmalıdır. Çok fazla detaya girerek, asıl kavratılmak
    gereken kaçırılmamalı, ilgi dağıtılmamalıdır.

    Çocukların en küçük başarıları gözden kaçırılmamalı ve önceleri biraz abartılarak, yüreklendirilip dersleri, okulu ve öğretmenini sevmeleri sağlanmalıdır.
    İlk günler çocuklar, okul arkadaşları ile okul dışında da bir arada olmaları planlanmalı ve okul dışı paylaşımlardan yararlanılmalıdır.

    İlk günler velilerin kademeli olarak sınıfta, sınıf dışında, okul bahçesinde olabilmeleri sağlanmalı, daha sonraları kararlı tutumla ”artık sen okulunda öğretmenin ve arkadaşlarınla birlikte olacaksın” şeklinde bir yaklaşım gösterilmelidir. Süreç çok fazla esnetilmemelidir.

    Özel sorunu olan ve uyum sağlamakta zorlanan çocuklar pedagoglara yönlendirilmeli ve sınıfı olumsuz etkilemelerinin ve süreci uzatmalarının önüne geçilmelidir. Bu, zaman ve emek israfından uzaklaşmak demektir, dikkate mutlaka alınmalıdır.

    ÖZNUR SİMAV – PEDAGOG
    PSİKOLOJİK DANIŞMAN- ÖĞRENCİ KOÇU