Kategori: Çocuk Gelişim Uzmanı

  • Hayatın ilk yılları

    Doğumdan itibaren en geç bağımsızlaşan canlı olan insan yavrusu, karmaşık beyin gelişiminin yanı sıra yaşadığı çevre ile uyum sağlama açısından bedensel, zihinsel, duygusal ve davranışsal çok sayıda deneyime ve doğru desteklere ihtiyaç duyar. Ebeveynler için de büyük sorumluluklar taşıyan özellikle yaşamın ilk yılları insan hayatı için çok önemlidir. Yoğun bir emek ve bilgi gerektirir.
    Hayatın ilk üç yılı hem gizemli hem de sihirlidir.
    Gizemlidir, çünkü o yılları hiç hatırlamayız. Bize bakan kişilerin izlerini taşıyan, hayata dair güven duygumuzun şekillendiği ve pek çok inançlarımızın oluştuğu yıllardır.
    Sihirlidir, çünkü günden güne değişimin ve gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Beyin gelişimi ve çevresel uyaranların etkisiyle bütün gelişim alanlarının (motor, bilişsel, dil, psiko-sosyal)en yüksek hızda ilerlediği ve temel davranışların, alışkanlıkların ve becerilerin kazanılmaya başladığı yıllardır.
    İlk üç yaşta beyin gelişimindeki kritik dönemleri bilmek, çocuklarımızın gelişimlerini takip ederek ihtiyaçları doğrultusunda desteklemek için öncelikle;
    Çocuklar:
    – Nasıl gelişirler?
    – Nasıl davranırlar?
    – Ne isterler? sorularını cevaplamaya çalışalım.

    0-1 YAŞ
    1. Nasıl Gelişirler?
    Baştan ayağa, içten dışa, genelden özele doğru düzenli, sürekli ve sıralı bir gelişim söz konusudur. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken kritik noktalardan bazıları; baş-boyun kontrolü, bağımsız oturma, İnce kavrama, denge, yürüme, iletişim, göz kontağı becerileridir. Her bebeğin gelişim hızı farklı olmakla birlikte süreci takip ederek becerilerin ortaya çıkmasına fırsat vermek ve gerekirse destekleyici bir şekilde ilgi geliştirmek önemlidir.
    2. Nasıl Davranırlar?
    Bebeğin tamamen yetişkine bağımlı olduğu bu evre de birincil dürtü hayatta kalabilmektir. Beslenme, uyku gibi ihtiyaçların giderilmesi, yetişkinin ilgisinin çekilmesi, kendi bedeninin, bakım veren kişilerin ve çevrenin keşfedilmesine yönelik hareketlerin ortaya çıktığı dönemdir. Bakma, izleme, arama, uzanma, kavrama, ağlama, agulama, gülme, seslenme, itiraz etme davranışları basitten karmaşığa doğru gelişim gösterir.
    3. Ne İsterler?
    Düzenli ve iyi bir bakım, koşulsuz sevgi, süreklilik ve tutarlılık ile hayata karşı güven duygusu geliştirebilirler. Bebekle birlikte deneyimlenen anne babalık olgusu da sürekli gelişim içindedir. Bebeğin olduğu kadar anne babanın da yeni yaşam koşullarına uyum sağlamaya çalışması ile geçen ilk yıl aslında iki taraf için de zorlayıcıdır.
    Bebeğin kendini var hissedebilmesi için yoğun bir sevgiye ve ilgiye ihtiyacı vardır.
    Aynı zamanda fiziksel olarak da hayatta kalabilmesi ve gelişimini sürdürebilmesi için düzenli bir bakım isterler. Anne karnının dışındaki ortam her yönü le bebek için yabancıdır ve uyum sağlayabilmesi için yüksek oranda koruma ve kontrollü deneyim gerekir. Temel alışkanlıkların kazanılabilmesi için rutinlerin oluşturulabilmesi gerekmektedir.
    1-2 YAŞ
    1. Nasıl Gelişirler?
    Yetişkinin gözetiminde becerilerin kazanılmaya ve geliştirilmeye çalışıldığı dönemdir. Çocuklar hem kendilerini hem de çevrelerini keşfetmeye başlarlar. Hareket becerilerinin artmasıyla bağımsızlaşmaya çalışan çocuklar nesne teması ile dil bilişsel gelişimlerini de uyarmaya başlarlar. Duyularını ve bedenini daha aktif kullanmaya yönelik deneyimler fazladır.
    2. Nasıl Davranırlar?
    Bu dönemdeki çocukların öncelikli ilgisi kendileri üzerinde olup, kendi becerilerini keşfederken yetişkinin sınırlarını da test ederler. Tamamen alıcı olup, asıl amaçları deneyimler ile gelişimlerini ilerletmek olan çocuklar , yetişkinler üzerindeki etkinliklerini arttıracak pek çok davranış keşfederler. Bu davranışlar yetişkinin ilgisi ile pekişir ya da söner. Bağırma, ağlama, vurma, konuşma gibi. Vermek ve paylaşmak kavramlarına yabancıdırlar.
    3. Ne İsterler?
    Yüksek ilgi, dikkat ve sevgi eşliğinde keşif yolculuğunda güvenli fırsatlar isterler. Anne babalar, ortamı güvenli hale getirdikten sonra çocuklarının deneyim yaşamalarında sakin bir şekilde destek sağladıklarında güven duygusunun yanı sıra dünyaya uyum da gelişmiş olacaktır. İletişim becerilerinin de yapılandığı bu dönem anlamak ve anlatmak olguları öne çıkar. Çocuğumuzun güvenli sınırlar içinde gelişmesini desteklerken anne babalara her zaman uyum göstermesini beklememeli, önlemci yaklaşımlar ile çatışmalar en aza indirgenmelidir.

    2-3 YAŞ

    1. Nasıl Gelişirler?
    Bütün gelişim alanlarında hızla ilerleyerek ,bağımsızlaşmaya doğru yol alırlar. Artık bedenlerini daha etkili kullanabilir, hareket bağımsızlığı sağlayabilir, engel geçebilir, hedefe ulaşmak için problem çözebilir, söylenilenleri anlayabilir, sözel yolla kendini anlatabilir, öz bakım becerilerinde girişimleri artabilir, nesneleri daha becerikli kullanabilir ve sistematik düşünebilir.
    2. Nasıl Davranırlar?
    Kimlik ve beceri keşfinin devam ettiği bu dönemde çocukların ilgisi yavaş yavaş kendinden başkalarına doğru kayar. Kurallar, sınırlar, onaylanmak,paylaşmak model almak gibi kavramlar fark edilmeye başlar. Sınır testi davranışları sürmesine karşın anne babaların sakin bir kararlılık ile doğru model olup çocuğun yaşına ve gelişimine uygun sınırlar koyduklarında ve tutarlı davrandıklarında çocukların uyumu da artacaktır.
    3. Ne isterler?
    Doğru ve yanlışı öğrenmek, içinde bulunduğu çevre ile uyum sağlayabilmek, birey olabilmek için başta kendisi ve alanı ile ilgili görevler taşımak ve hep sevilmek isterler. Anne babaların davranışları çocukları tarafından modelleneceğinden ve çocuklar dinleyerek değil yaşayarak öğreneceklerinden davranış temellerinin atıldığı bu dönemin bilgi ve deneyimle desteklenmesi faydalı olacaktır.

    Özetle, gelişimin ömür boyu devam ettiği düşünülürse, doğru ve destekleyici bir başlangıç , sağlıklı yol almanın birinci koşulu olacaktır.
    İlk yıllarındaki çocuğun gelişimine yapılan yatırımlar ve katkılar ömür boyu avantaj sağlar.
    Çocuk Gelişimi Uzmanı
    Benal Saraçoğlu YARDIMCI

  • Anne-baba-çocuk ilişkisi

    Hayatımızı sürdüre bilmek için insanlar ile iletişim kurmak zorundayız, bu durum bazen sevdiğimiz insanlar olduğu için kolay olurken kimi zaman da sevmediğimiz bir bireyle de iletişim kurmak zorun da kalabiliyoruz. İster severek isteyerek isterse istemeden de olsa duygu düşüncelerimizi karşımızda ki bireye aktarıyoruz. Peki aynı çatı altında yaşadığımız hayatımızı idame ettirdiğimiz kişiler ile ilişkilerimizi hiç sorguladık mı? Toplumsal getiriler ile doğumdan itibaren biçilen roller ile insanlar bir aile kurmaya yönlendiriliyor ve akabinde tabi ki çocuk sahibi olmaları için yönlendirmeler yapılıyor. Kadın ve erkeğin birlikte oluşturdukları çekirdek aile süreç içerisinde küçük misafirler ile gelişmeye başlıyor. Eş rolüne ek olarak anne ve baba rolleri hayata dahil oluyor. Çocuklarınızla ilişkinizi sorguluyor musunuz? Sizce anne ya da baba olarak çocuklarınızla iletişimiz nasıl? İlk çocuğunuzla iletişimiz nasıl oldu hatırlıyor musunuz? Ya da ne zaman oldu?

    Anneler gebelik süresince bebeğin kendini hissettirmesinin de etkisiyle iletişimi daha erken dönemde başlatırken ne yazık ki babalar çocuğun belirli bir yaşa gelmesini bekliyor. Bu süreç kimi zaman okul çağına kadar uzayabiliyor. Bunun sonucu olarak çocuklar ile iletişim kurma da kopukluklar gözlene biliyor ve ne yazık ki bunun bir sonra ki aşaması anne-baba-çocuk arasında çatışmaların oluşması ile sonuçlanıyor. Anne karnın da çocuk ile konuşulması, günlük hayat ile paylaşımların yapılması çocuğun kişisel bağlarını kuvvetlendirmesinin yanı sıra yaşama adaptasyonunu da kolaylaştırıyor. Anne karnında annenin babanın ya da yakın çevrenin (akrabalar, arkadaşlar vs) çocuk ile iletişime geçmesi uyaranların armasını sağlıyor. Tabi ki bu sürecin doğum sonrasında da devam etmesi gerekmektedir. Küçük aile üyesinin de bir birey olarak kabul edilip, yaşanan olaylar hakkında bilgilendirme yapılması sonrasında çocukların gelişimlerin de oldukça önemli yeri mevcuttur. Buna en büyük katkı özgüven olaşması diyebiliriz. Gelişim etkileşim içinde olmaktadır dolayısıyla özgüveni oluşan bir bireyin kendine güveni geleceği için insanlar ile ilişki kurmada daha cesur yaklaşır. Bu durumda dolaylı olarak dil becerisini etkilemektedir.

    Çocuk gelişimine baktığımız zaman 5 ana başlıkta toplanıyor diyebiliriz; Bilişsel Gelişim, Dil Gelişimi, Motor Gelişimi, Sosyal Gelişim ve Özbakım Becerileri. Bütün gelişim basamakları kendi içinde çok önemlidir ve birbirlerini etkilemektedirler. Örneğin; Dil gelişiminde geri olan bir çocuğunda sosyal gelişim de önde olduğunu söylemek çok da doğru olmaz. Kendisini ifade edemeyen bir çocuk insanlar ile iletişim kuramamaktadır, istek arzu şikayetlerini anlayamamaktadır dolayısıyla toplum için de kendini rahat hissedemediği için süreç içinde suskunlaşıp içine kapanacaktır. Ya da kendini ifade edememe durumunun sonucunda problem davranışlar sergileye bilir.

    AİLE DANIŞMANI VE ÇOCUK GELİŞİM UZM.

    FUNDA ÇİÇEK

  • Küçük çocuklarda “hayır!” etkisi

    Küçük çocuklu ailelerde sıklıkla kullanılan, durdurucu olması düşünülürken çoğunlukla daha çok cazip kılan veya dirence sebep olan “HAYIR” kelimesinin çocuklar için anlamını daha yakından inceleyelim mi?

    Öncelikle bebeklikten çocukluğa geçiş aşaması olan 2 yaş civarı çocukların kendileri ile ilgili pek çok görevleri vardır. Artan becerilerini sürekli geliştirerek dünyayı keşfetmek isterler. Artık hareket bağımsızlığına ulaşan, yürüyüp koşabilen, tırmanıp atlayabilen, ellerini de rahatlıkla kullanabilen bu enerjik kaşiflerin ilk amacı ilgisini çeken nesneleri tanımak, her yeri karıştırmak ve kurcalamaktır. Ve bu arada gücünün ve boyunun yetmediği durumlarda da ebeveynlerini yönetmek, onların sınırlarını zorlamak da gelişimleri açısından olmazsa olmaz durumlardır. Çaresizlik hissi ile dolan aileler ise çocuklarına “HAYIR” dediklerinde istemedikleri tüm davranışların son bulacağını umarlar. Ama ne yazık ki gerçekte olan böyle değildir. Test etme sürecinde engel tanımayan küçük çocuklar, sözlerden ziyade davranışlardaki tutarlılıkla öğrenebilirler. “Hayır”ı duyduklarında yaptıkları işe kısa bir ara verebilir ancak arkasında netlik hissetmezler ise kaldıkları yerden devam edebilirler.

    Çocukların gelişim yolcuğunda, her dönem yeterliliklerine göre “Hayır” a yaklaşımları ve uyumları değişir. Örneğin;

    12-18 Aylık iken “Hayır” karşısında yaptıkları işe ara verirler .Ancak çoğunlukla devam ederler. Bunun için “Hayır”ı çocuğun güvenliğini ihlal edecek durumlar dışında sık kullanmamak, tehlikeli durumlarda da sözel ifadenin yanında hareketlerimiz ile de yönlendirmemiz gerekir. ( Hayır, prizle oynama!” yerine “Prize dokunmuyoruz” diyerek çocuk prizden her seferinde uzaklaştırılmalı ve olası kaçaklara karşılık priz korumaları kullanılmalı)

    18-30 Aylık iken “Hayır” yanında bilgi verilmezse ve seçenek sunulmazsa çok anlamlı değildir. (“ Hayır bardağı atma!” yerine “Bardak su içmek için ama istersen topu atabilirsin.” )

    36 Aylık iken “Hayır” yerine seni anlıyorum mesajı ile birlikte işbirliği önerilmelidir.( “Hayır, suyu yere dökme!” yerine “Suyla oynamak istiyorsan bunun için sana ayrı bir kap verebilirim ya da suyu yere değil lavaboya dökmeye ne dersin?”)

    3-5 yaş arası ise “Hayır” kullanımında kurallara ve doğru-yanlışa artık daha hakim olan çocuğumuza istemediğimiz davranışı istediğimiz davranış ile değiştirmesine destek olabiliriz. İstenmedik davranışın ne olduğu ve neden yanlış olduğunu çok daha kolay kavrayan okul öncesi çocuklarda doğru davranışları kazanması için sakin ve tutarlı olmak anahtarımız olacaktır. (“Hayır, ağlayarak tutturmanı istemiyorum” yerine “ Sanıyorum bunu çok istiyorsun(yada istemiyorsun) ama bunu konuşarak anlattığında seni çok daha iyi anlayabilirim.”)

    Sonuç olarak çocukların gelişim dönemlerine göre davranışlarını daha iyi okuduğumuzda, sadece yerinde ve gerektiğinde “Hayır” dediğimizde, fazla kullanarak etkisizleştirmediğimizde, çocuğun protesto davranışları karşısında (ağlama, bağırma,küsme,vurma,…) “Hayır”larımızı “Evet”e çevirmediğimizde, çocuklarımızın HAYIR ‘a uyumu daha kolay olacaktır.

    Ebeveynlik yolculuğunuzda ,az “Hayır” lı, bol mutlu günler dilerim.

  • Çocuklar neden geç yürür

    Her anne babanın hayalidir çocuğunun yürümesi. Çocuğunun ilk adımlarını gören anne babalar çok mutlu olurlar.

    Yürümek çocuk için de çok önemli bir olaydır. Bağımsızlaşmanın ilk ve en önemli basamağıdır aslında. Çocuk emeklerken de birçok yere ulaşabilir, ulaşamadığı şeyleri çekerek kendine yakınlaştırır. Ama yürüme ile birlikte artık hareket kabiliyeti artmıştır, istediği yere ve kitlendiği hedefine daha hızlı ulaşma şansı vardır.

    Gelişim süreci içinde çocukların yaklaşık 8-10 aylıkken emeklemesini, 12-14 aylıkken de yürümesini bekleriz. Bazen gelişim süreci içinde bazı çocuklar emeklemeden yürümeye geçebilirler. 8-10 aylık dönemde emeklemeyen çocuğun 11-12 aylıkken ayağa kalkıp yürümeye başladığını görebiliriz. Bu duru gelişimin en önemli özelliklerinden birisidir ve endişe edilecek bir durum değildir.

    Erken yürüyen çocuklar olduğu gibi geç yürüyen çocuklar da vardır. Bir çocuğun yürümesi için maksimum beklenecek sınır 15-18 ay kadardır. Artık 18 aylık olmuş bir çocuk hiç ayağa kalkmıyor, adımlayarak, tutunarak ya da elinden tutulduğunda hiç yürümüyorsa gelişimsel olarak değerlendirilmesinde fayda vardır.

    Çocukların geç yürüme sebepleri arasında şunlar sayılabilir:

    Fiziksel gelişim problemi
    Zihinsel gelişim problemi
    Kaslara bağlı hastalıklar
    Kemik eğriliği
    Vitamin eksikliği
    Bebeklik döneminde D vitamini verilmemesi
    Aşırı korumacı anne baba tutumları
    Çocuğun çok fazla kucakta tutulması
    Yürüme denemesi yapan çocuğun birkaç kez düşmesi ile onda korku ve kaygı gelişmesi

    Eğer çocuğun yürümemesi gelişimsel bir soruna ya da tıbbi bir rahatsızlığa bağlıysa, bu durum için gerekli tıbbi takibin başlatılması çok önemlidir.

    Ama çocuğun yürümemesi anne baba tutumları ve çocuğun korkuları ile ilgiliyse, bu durumda anne babanın doğru ve sağlıklı tutum geliştirmesi, çocuğun rahatlatılarak korku ve kaygısının azaltılması gerekir.

    Bunun için anne baba:

    Aşırı korumacı tavrından vazgeçmeli
    Çocuk her ayağa kalkıp yürüyeceği sırada anne baba kaygı ile çocuğun yanına gitmemeli
    Elinden tutarak çocuğa destek olmalı
    Yürüme denemelerinde çocuğu cesaretlendirmeli
    Çocuğun yanında “Daha yürümedi, ne zaman yürüyecek” gibi konuşmalar yapmamalı
    Çocuğa “Korkma, düşme” gibi yönergeler yerine “Sana güveniyorum” şeklinde motivasyon kelimeleri kullanmalı
    Çocuğun tökezlemesi ya da düşmesi halinde “Çok mu acıdı” şeklinde yaklaşmak yerine “Hoop aaa küçük bir kaza oldu, ver elini kalk bakalım” şeklinde yaklaşmalı
    Çocuk yürümek kadar düşmenin de doğal olduğunu anlamalı
    Çocuk yürürken vücudunun herhangi bir yeri masaya, sehpaya çarparsa anne baba “Ah pis masa çocuğumun bağını acıttın” diyerek tepki vermemeli.

  • Çocuğunuza diş fırçalama alışkanlığını nasıl kazandırabilirsiniz.

    Anne babalar olarak çocuklarımızın fiziksel sağlığı bizim için çok önemli. Ateşi çıkınca, mide bağırsak sorunu yaşayınca oldukça üzülüyoruz.

    Peki çocuğumuzun fiziksel sağlığı söz konusu olduğunda diş sağlığını ve diş fırçalama alışkanlığını ne kadar önemsiyoruz.

    Çocuklar model alarak öğrenirler ve anne babalarının yaptıkları davranışları yapmak isterler. Erkek çocuklar babaları gibi traş olmak ister, kız çocuklar da neleri gibi saçlarına fön çekmek ister.

    Diş fırçalama alışkanlığı kazandırırken de çocukların bu özelliğini göz önünde bulundurmak gerekir. Çocuğunuz sizi dişlerinizi fırçalarken gördüğü zaman, dişlerini fırçalama isteği doğacak ve sizi taklit etme yolu ile bu alışkanlığı zaman içinde kazanmış olacak.

    Çocuğuna diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak isteyen anne babalar için bazı önerilerimiz var

    Çocuğunuza küçük yaştan itibaren bir diş fırçası alın. Bu diş fırçası erişilmez bir yerde olmasın, tam aksine çocuğunuz diş fırçasını eline alsın, incelesin.
    Çocuğunuzun diş çıkarma yaşına göre farklılaşmak ile birlikte, genellikle 1 yaş sonrasında banyoda siz dişlerinizi fırçalarken, ona da kendi diş fırçasını verin ve sizi taklit etmesini sağlayın.
    Bu yaşlarda diş macunu kullanmanıza gerek yok.
    Nasıl ki çocuğunuza tuvalet alışkanlığı kazandırırken evden çıkmadan önce “Çişin var mı, çişini yaptın mı” diye soruyorsanız sabah kahvaltıdan sonra ve gece uyumadan önce de “Dişlerini fırçaladın mı” diye hatırlatmalar yapın
    Çocuğunuz için diş fırçası seçerken, yumuşak fırça seçmeye çalışın ki, diş etleri acımasın. Dişlerini fırçalarken canı yanan çocuk, bir daha dişlerini fırçalama istemeyebilir.
    Diş fırçasını daha cazip hale getirmek adına, sevdiği çizgi film kahramanlarının resimlerinin bulunduğu fırçalar satın alabilir ya da diş fırçanızı kendiniz de süsleyebilirsiniz.
    Çocuklar meraklıdır, bir şey yaparken kendilerini görmek isterler. Çocuğunuz dişlerini fırçalarken ayağının altına bir yükseltici koyun ve kendini aynada görmesini sağlayın.
    Dişini fırçalarken çocuğunuzun videosunu çekip daha sonra ona izletmek de diş fırçalama alışkanlığı kazandırmak için farklı bir yol olabilir.
    Diş fırçalama alışkanlığı ceza vererek kazandırılacak bir alışkanlık değildir. Cezadan çok pekiştireç kullanmaya çalışın.
    Çocuğunuz dişlerini fırçalarken özellikle de küçük yaşlarda çocuğu olanlar için ilk amacınız dişlerini tam anlamıyla temizlemesi olmasın. Fırçayı ağzının içinde yukarı aşağı ve dişerlinin üzerinde hareket ettirmesi bile sizin yeterli olsun. Mükemmel fırçalamayı hedeflerseniz çocuğunuz bunu başaramayacağı için, fırçalamaktan vazgeçecektir.

  • Helikopter ebeveyn nedir

    Helikopter Anne-Babalar; çocuğun başından ayrılmayan, etrafında pervane olan, çocuğun her şeyine yetişmeye çalışan, çocuğun hayatına ve kişiliğine müdahale eden, yorulmak bilmeyen anne babalardır. Bu anne babalar, eğitimli orta sınıf ailelerden gelir ve çocuktan akademik beklentileri çok yüksektir.

    Son yıllarda bu terimden çokça söz edilmekte ve bir psikolojik, sosyolojik sorun olarak ele alınmaktadır. Helikopter Anne-Babalar Türkiye’de çok yaygındır.

    Helikopter anne babalar, çocuklarının başından ayrılmayan, etrafında pervane olan, her şeylerine yetişmeye çalışan, hayatlarına ve kişiliklerine müdahale eden, yorulmak bilmeyen anne babalar olarak tanımlanmaktadır.

    Günümüzde “helikopter aileler”, çocuklarının eğitim, sosyal ve özel hayatlarını çok yakından takip eden, çocuklarının üstlenmesi gereken sorumlulukları büyük bir hevesle üstlenen, her sorununu onlar adına çözmekten mutluluk duyan aileler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    “Helikopter anne babalar”, çocuklarının ödevlerini, projelerini yapıyor, yetiştiremedikleri zaman telaşlanıyor, çocukları düşük notlar aldıklarında bu konuyu öğretmenleri ile konuşabiliyorlar. Helikopter aileler, iyi niyetle yardımcı olmaya çalışsa da aslında çocuklarının yetersiz olduğu, kendi sorumluluklarını yerine getiremedikleri mesajını veriyorlar ve tüm bu nedenlerle de çocuklarına yardım ediyorlar.

    Helikopter anne babalar çocuklarının bireyselliğinin gelişmesini kendilerine tehdit görürler ve onlara bağımlı olması için elinden geleni yaparlar. Çocuklarının bağımsız kendi kendine yeten bir birey olmasını tehdit için gördükleri için çocukların değişim, gelişim çabalarına engel oluyor ve kendilerine bağımlı olmaya zorluyorlar. Tabi buda çocuğun kendine yetemeyen, değersiz, güvenilmez biri olmasına neden olduğu gibi kimlik gelişimlerini de olumsuz etkiliyor

    Aşırıcı korumacı çevrede büyüyen, her sorunu anne babası tarafından çözülen, kendi kararlarını kendi alamayan yani helikopter anne baba ile büyüyen çocuklarda bazı tipik özellikler görülmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz

    Şişirilmiş bir egoya sahip
    Düşük öz saygı ve yeterlilik duygusu
    Bastırılmış kişilik
    Sağduyudan yoksun
    Karar vermekte zorlanan
    Problem çözme becerisi gelişmemiş
    Daha iyiyi yapma ve çabalama isteği düşük
    Çok güçlü aile bağına sahip ve aileye bağımlı

    Bunlar bu çocukların sadece en belirgin özellikleri bu liste daha artırılabilinir. Çünkü aşırı koruyucu anne baba olmak, çocuğun normal gelişimine müdahale eden bir yaklaşımdır. Dolayısıyla çocukta normal olmayacaktır. Birçok becerileri eksik, psikolojik problemler yaşamaya yatkın, iş ve özel hayatında problemler ve başarısızlıklar yaşayan bir yetişkin olacaktır.

    Helikopter anne babalar şunu unutmamalıdır. Sonsuza dek çocuklarının yanında olamazlar. Çocuklarının kendilerine bağlı ve bağımlı yaşaması aslında çocuklarına yaptıkları çok büyük bir kötülüktür. Bu şekilde büyüyen çocuk hiçbir zaman bağımsızlaşamaz, kendi sorunlarını çözemez, karşılaştığı sorunlarda hep başkalarını suçlar ve kolay çıkış yolları arar.

    Şimdinin çocuklarının geleceğin yetişkinleri olduğunu düşündüğümüzde aslında gelecek adına da çok büyük bir hatadır çocukları bu şekilde büyütmek. Helikopter anne baba ile büyüyen çocuklar hep çocuk kalmayacaklar, ergenlik, yetişkinlik, iş yaşamı, evlilik gibi pek çok süreç onları bekliyor.

    Çocukları bağımsız bırakmak ve sorun çözme becerilerin gelişmesine katkı sağlamak onların gelişimi için atılacak önemli bir adımdır…

  • Erken çocuklukta otizm belirtileri nelerdir

    Otizm, günümüzde adını sıkça duymaya başladığımız bir olgu haline geldi. Uzun yıllardır biliniyor olmasına rağmen, hayatımıza ve literatürümüze girişi oldukça hızlı oldu.

    Tanı konan çocuk sayısı arttı, otizm ile ilgili alternatif tedavi ve terapi yöntemleri arttı, bu arada insanlar da otizmi daha yakından tanımaya başladı.

    Otizm çok geniş bir yelpazede seyreden bir durumdur. Kendi içinde birçok çeşidi vardır. Bazen çocuklarda sadece otizm görülürken, bazen otizmin yanında ona eşlik eden epilepsi, dikkat eksikliği ya da down sendromu görülebilir. Otizme eşlik eden farklı bir durumun olması, otizmde elde edilecek başarıyı etkilemektedir.

    Otizmde en önemli nokta erken tanıdır. Aslında birçok aile erken çocukluk dönemimde çocuklarının gelişiminde diğer çocuklara göre farklılıklar gözlese de, ya bunu kendine bile itiraf etmek istemez, ya sebep olar farklı kılıflar bulur, ya da bunun geçici bir durum olduğunu düşünerek zamana bırakır.

    Oysa, erken dönemde fark edilen ve eğitime başlanan birçok çocukta, ciddi anlamda ilerleme görmem mümkündür. Ama çocuğun yaşı ilerledikçe, başarı oranında düşüş yaşanmaktadır.

    Peki otizmin belirtileri nelerdir, anne babalar çocuklarını gelişimi açısından nelere dikkat etmelidirler.

    Otizmli çocuklar bebeklik dönmelerinde de sürekli huzursuz olan bebeklerdir. Kucağa alınmaktan da hoşlanmazlar, yatağa bırakılmaktan da hoşlanmazlar.
    Aynadaki görüntüsüne bakma, yetişkinin yüzüne gülümseme, güldüren hareketleri, jest ve mimikleri tekrarlama gibi becerileri diğer bebekler kadar çok sergilemezler.
    Nedensiz ve uzun süreli ağlamaları olabilir. Fakat bu durum “Kolik Bebek” durumu ile karıştırılmamalıdır.
    Büyüdükçe ismi ile seslenildiğinde tepki vermeme, arkası dönük iken çağrıldığında dönüp bakmama, göz kontağı kurmama gibi durumlar ortaya çıkabilir.
    Birkaç çocuk bir arada iken, diğer çocuklar ile oynamak, onların elindeki oyuncağı çekip almak yerine, eline aldığı bir oyuncak ile dakikalarca tek başına ve amacına uygun olmayan şekilde oynadığı görülebilir.
    Dönen, ışıklı ve hareketli nesnelere karşı ilgisi vardır. Her çocuk ışıklı ve hareketli, sesli oyuncakları sever. Ama otizmli çocuklar için bu oyuncaklar adeta takıntı haline gelebilir.
    Sterotipik hareketler dediğimiz tekrarlayıcı hareketleri oluşmaya başlar. Sürekli olarak ve bilinçli olmadan yapılan bu hareketler içinde ileri geri sallanma, ellerini sallama, kendi etrafında dönme parmak ucuna kalkma ve parmak ucunda yürüme gibi hareketler olabilir.
    Duyusal hassasiyetleri olabilir. Kalabalık ortamlara girmek istememe, kokulara karşı hassas olma, farklı tatlara karşı töleransının düşük olması bunların içinde sayılabilir.
    İnce motor ve kaba motor gelişimi açısında yaşıtlarına oranla daha geriden gelebilirler. Gelişimsel olarak kendisinden beklenen yaşta olmasına rağmen, hala ayak değiştirerek merdiven inip çıkamamak, kalem tutamamak, bisiklet kullanamamak, işaret parmağı ve baş parmak ile kavrama hareketi yapamamak bunlar arasında sayılabilir.
    Konuşma gelişiminde de gecikmeler yaşanabilir. 3-4 yaşını geçmiş olmasına rağmen hiç ses çıkarmamak, anlamsız ses ve heceler çıkarmak, “Ekolali” dediğimiz papağan konuşması şeklinde konuşmak bunlardan bazılarıdır.

    Anne ve babalar için önemli olan iyi birer gözlemci olmak, çocuklarını iyi tanımaktır. Yukarıda sözü edilen bazı belirtiler otizmli olmayan çocuklarda da gözlenebilir.

    Bir çocuğun otizmli olup olmadığını belirlemek adına birtakım testlerin yapılması, çocuğun alanında uzman kişilerce gözlenmesi gerekmektedir.

    Bu nedenle çocuğunun gelişimi ile ilgili endişe duyan anne babalar, konuyla ilgili uzmanlardan destek almalıdır. Erken tanı ve erken başlatılan özel eğitim ile gelişme kaydetmiş hatta otizm duvarını aşmış pek çok çocuk vardır.

  • Çocuğum beni ısırıyor, bana vuruyor

    Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren sürekli olarak keşfetme ve öğrenme süreci içindedirler. Önce kendi bedenlerini sonra başkalarının bedenlerini ve tüm çevreyi keşfederler.

    Bu keşif içinde sosyal öğrenmeyi de barındıran bir keşiftir. Çünkü çocuklar şiddet ve zarar verme dürtüleri ile doğmazlar. Belki belli ölçüde genetik özellikler barındırırlar ama kendisine ya da başkasına zarar verme süreci öğrenilen bir süreçtir.

    Özellikle 18-24 aylık çocukların gelişim sürecine baktığımızda, bu yaş çocukların ben merkezci olduklarını, inatçı olduklarını ve model alarak öğrenme süreci içinde olduklarını görüyoruz.

    Bu yaş çocuğu her şey benim olsun ister, her şeye dokunmak, her şeye sahip olmak ister. İstekleri yapılmadığı zaman tepki gösterir. Bu gösterdiği tepki anne babası ile arasındaki iletişim ve etkileşime göre kendini yere atma, aşırı ağlama, kafasını duvara vurma, kendini kusturma, ısırma ve vurma şeklinde olabilir.

    İnat döneminde olan ve adeta kanının son damlasına kadar inatlaşabilen bu dönme çocuklarının göstermiş oldukları bu davranış problemlerini ortadan kaldırmak için, anne babanın da aynı oranda inatlaşması işleri çığrından çıkarır.

    Bir tarafta ağlayan kendini yere atan bir çocuk, öbür tarafta “Yeter artık sus diyorum sana, suuus” diye bağıran anne baba tabloları size oldukça tanıdık gelebilir.

    Bu ağlama ve bağırmaların sonu vurma ve ısırmaya kadar gidebilir. Çocuk hem kendini hem de anne babasını ısırma eğilimi içinde olabilir.

    Çocukların ağrı eşikleri bizden çok daha yüksek olduğu için, özellikle kendilerini ısırdıklarında bir de duydukları öfkenin de etkisi eklenince ağrıyı fazla hissetmeyebilirler.

    Yine çocuklar sahip oldukları gücün çok da farkında olmadıklarından ve kontrolsüz güç kullandıklarından anne babaya vurduklarında ya da onları ısırdıklarında, onları ne kadar çok acıtmış olduklarını fark etmeyebilirler.

    Isırılan ya da kendisine vurulan anne baba, o acı ile refleks olarak çocuğu iter, çocuk yere düşer ve daha şiddetli ağlamaya devam eder.

    Bu bir kısır döngüdür…

    Çocuklar neden bu olumsuz davranışları sergilerler

    Kendini savunma
    – Stres verici bir durumda olma
    – Rutinin bozulması
    – Aşırı düş kırıklığı ya da öfke
    – Yetersiz dil gelişimi
    – Aşırı uyaran
    – Yorgunluk
    – Yetişkin denetimi yoksunluğu
    – Etrafındaki öfkeli ve saldırgan davranışları taklit etme

    Peki çocuğunuz sizi ısırıyor yada size vuruyorsa ne yapmalısınız. İşte size bazı ip uçları

    Çocuğunuzda ısırma ya da vurma davranışı varsa, artık siz de bu davranışı hangi olaydan sonra geleceğini az çok tahmin edersiniz. İlk yapmanız gereken bu davranışlar olmadan engellemektir.
    Çocuğunuz sizi ısırmaya yeltendiğinde ya da vurmak için elini kaldırdığında onu durdurmak önemlidir.
    Çocuğunuzu engellerken “Vurma, ısırma, ben sana kaç kere vurma dedim” gibi cümleler kullanmayın.
    İçinde “me-ma” olumsuzluk ekleri içeren uyarı sözcükleri çocukların bu davranışı daha çok yapmasına sebep olur.
    Çocuğunuzu bir hışımla itmeyin.
    Karşılık olarak siz de onu ısırmayın ya da ona vurmayın. “Gel ben de seni ısırayım, ben de sana vurayım, bak nasıl acıyor” gibi davranışlarla bu olumsuz davranışları azaltamazsınız, aksine arttırırsınız.
    Anne babası tarafından ısırılan çocuk için, ısırma davranışı artık meşru hale gelmiş olur ve o sizi daha çok ısırmaya başlar.
    Çocuğunuzu engellerken ya da ısırma vurma gerçekleştikten sonra “Böyle yaptığın zaman çok üzülüyorum, niye beni üzüyorsun, bak şimdi ağlarım” gibi ifadeler de kullanmayın.
    Çocuk zihni şöyle çalışır. Eğer anne baba çocuğa üzüldüğünü söylüyorsa, onları üzen davranışa son verilmez, aksine davranış artarak devam eder.
    En uygun ifade tarzı şu olacaktır. “böyle davranmanı istemiyorum, beni ısırmandan hoşlanmıyorum”
    Bunu söylerken ifade tarzınız ve beden diliniz de net olmalıdır. Örneğin “Anneciğim beni ısırmanı istemiyorum” şeklindeki bir ifadenin çocuğun gözünde hiçbir değeri yoktur
    Siz de kendi davranışlarınızı kontrol edin. Çocuğunuzu ısırarak mı seviyorsunuz, çocuğunuzun yanında başka çocukları severken poposuna vurarak mı seviyorsunuz. Çocuklar model alarak öğrendikleri için, siz fark etmeden sizi model almış olabilirler
    Çocuğunuz sizi ısırdığı ya da size vurduğu zamanlarda ona uzun nutuklar ve bitmek bilmeyen nasihatlar etmeyin.
    Aksine sizi ısırmadığı ve vurmadığı bir zamanda, onunla bu konuyu konuşup, bu durumdan ne kadar rahatsız olduğunuzu anlatın.

  • Çocuklarda gelişim değerlendirmesi nasıl yapılır

    İster sağlıklı olsun isterse gelişim sorunu olsun, çocukları gelişimsel olarak izlemlemek ve değerlendirmek önemlidir. Anne babaların gözünden kaçan detaylar, bazen gelişimsel olarak önemli olabiliyor. Çocuğun gelişimsel olarak yaşıtlarından geride ya da ileride olma durumunda, çocuk kadar anne babanın da yönlendirilmesi ve onlara doğru rehberlik yapılması gerekmektedir.

    Bu amaçla uygulanan gelişim testleri bulunmaktadır. Bir çocuğa gelişim testi uygulamak için, gelişimsel olarak risk altında olma zorunluluğu yoktur. Genel gelişim durumunu takip etmek, kazanmış olduğu bilgi ve beceri düzeyini belirlemek adına da gelişim testi yapılabilir.

    Ancak gelişim testi ile zeka testi birbirine karıştırılmamalıdır. Gelişim testi doğum sonrasında ve onu izleyen süreçlerde uygulanabilir, ancak zeka testinin yapılabilmesi için çocuğun 6 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir.

    Gelişim testinde çocuklar 5 ana gelişim alanında değerlendirilir.

    Zihinsel gelişim
    Sosyal- duygusal gelişim
    Motor gelişim
    Dil gelişimi
    Özbakım gelişimi

    Özbakım gelişimi ile ilgili maddeler çocuğun anne ya da babasına sorularak doldurulmaya çalışılır, ancak diğer gelişim alanlarında çocukla birebir uygulama yapılır.

    Bu uygulama sırasında önce çocuğun takvim yaşı gün/ay/yıl olarak hesaplanır ve bu aralıkta ondan beklenen becerileri yapıp yapamadığı test edilir.

    Uygulama sırasında testi yapan kişi çocuğa tardım etmez, onu yönlendirmez. Sadece soruları sorar ya da yönergeleri vererek çocuğun bu yönergeler uygun davranıp davranmadığını gözlemler.

    Tercihen test sırasında anne ya da babadan biri içeri alınmaz. Çünkü anne babalar çocuklara sorulan sorulara onlardan önce cevap verme ya da cevabı bulması konusunda çocuğa yardımcı olma eğiliminde bulunmaktadırlar.

    Ancak çocuk kaygılı ise ve bu kaygı düzeyi test performansını etkileyecekse anne ya da babadan birisi içeri alınabilir. Anne babaya çocuğun cevapların aya da sessiz kalışlarına müdahale etmemelri, doğru cevap verdiğinde alkışlamamaları tembih edilir. Anne baba çocukla göz teması kuramayacakları bir düzende oturtulur.

    Gelişim testinde amaç, çocuğun kendi yaş aralığı içinde kendisinden beklenen becerilere sahip olup olmadığını belirlemek olduğu için, test ileri aşamalara götürülmez. Örneğin 4 yaşındaki bir çocuğa gelişim testi uygulanıyorsa ve çocuk 4 yaş becerilerinin hepsinde başarılı ise, 5-6 yaş düzeyi sorular sorularak yaşıtlarında ne kadar ileride bir gelişime sahip olduğu konusunda yargıya varılmaz.

    Eğer anne baba çocuklarının yaşıtlarından daha ileride bir gelişime sahip olduğunu düşünüyorsa, bunun için 6 yaşını beklemeli ve zeka testi yaptırmalıdır.

    Gelişim testi sonucunda eğer çocukta bir ya da birkaç gelişim alanında yaşıtlarında geride olma durumu tespit edilirse, detaylı bir gelişim taraması için farklı alanlara da yönlendirilebilir.

    Örneğin, tüm gelişim alanlarında yaşıtlarının düzeyinde fakat dil gelişim alanında geride çıkan bir çocuk, işitme taraması yapılması adına odyolojiye yönlendirilebilir.

    Ya da fiziksel gelişim alanında kendisinden beklenen becerileri sergileyemeyen bir çocuk, detaylı tarama için ortopediye yönlendirilebilir.

    Gelişim testi 6 ayda bir tekrarlanabilir. Test sonucuna göre çocuk gelişim takibine alınmışsa, her ay test tekrarlanmaz ama her ay kontrol sırasında hangi becerileri kazandığı, gelişim hızı takip edilir. Gerekli görülürse aileye ev destek programı hazırlanır.

  • Çocuklarda güven duygusu

    Güven duygusu sadece çocuklar için değil biz yetişkinler içinde çok önemlidir. Bizler de eşimize, arkadaşımıza, anne babamıza güvenmek, onlardan emin olmak isteriz.

    Çocuklarda da güven duygusu bu denli önemlidir. Üstelik çocuklarda güven duygusu doğumla birlikte ortaya çıkan ve çok uzun yıllar devam eden önemli ve hassas bir duygudur.

    Yenidoğan bir bebek ana rahminden çıkıp dünyaya gelmesi ile birlikte iki sorunun cevabını arar. “Ben burada güvende miyim” ve “Beni seviyorlar mı”. Güven duygusu özellikle yenidoğan bir bebek için çok önemlidir. Çünkü ana rahmi gibi korunaklı bir yerden gelmiş ve orada hem rahat hem de güvenli zamanlar geçirmiştir. Ama dünyaya gözlerini açmasıyla birlikte biz sürekli olarak onu rahatsız eden ve güvenliğini tehlikeye atacak şeyler yaparız.

    Örneğin emmesi için zorlarız, üşümesin diye giydiririz, uyusun diye sallarız, altına bez bağlarız. Bunları yapmak zorundayız evet ama bebek, ana rahminde 9 ay boyunca bunların hiçbirine maruz kalmadığı için ona bunlar tuhaf gelmekte ve güvende olmadığını düşünmektedir. İlk günler uyku ve beslenme sorunu yaşamasının bir sebebi de bu güvensizlik duygusudur zaten.

    Bu nedenle yenidoğan bebekle her aşamada konuşulmalı ve ona yapılan her şey anlatılmalıdır. “Şimdi bezini değiştireceğim, yemek saati geldi hadi biraz süt içelim, uykumuz geldi değil mi hadi uyuyalım” gibi açıklamalar bebekteki güven duygusunu pekiştirecektir.

    Bebek büyüdükçe başka konularda da güven duygusu hassaslaşır. Annem babam işe gidince geri gelecek mi, beni anneannemden alacaklar mı, kreşe başladım akşamları da burada mı kalacağım gibi güven temalı birçok konu artık çocuğun hayatına girmiştir.

    Güven duygusu ile ilgili en önemli konulardan birsi de çocuğa verilen sözlerin yerine getirilmesidir. Çocuğa “Söz sana oyuncak alacağım, Akşam baban gelsin söz gezmeye gideceğiz” gibi verilen vaatler yerine getirilmezse çocukta anne babasına karşı güvensizlik oluşur.

    Anne baba çocuğuna yerine getiremeyeceği şeyler için söz vermemelidir. Bazen sırf çocuk sormaktan vazgeçsin diye onu baştan savmak adına verilen boş sözleri unutmayan çocuk, bu sözler yerine getirilmediğinde anne babasına karşı öfkelenmekte ve davranış problemleri sergilemektedir.

    Anne baba arasındaki tutarlılık da çocuklardaki güven duygusu için çok önemlidir. Sorduğu soru için annesinden başka babasından başka cevap alan çocuğun hem kafası karışır hem de kimin dediğinde inanacak ya da bundan sonra kime nasıl sorular sormalı konusunda çelişki yaşayabilir.

    Anne babasına bile güvenemeyen çocukta genel bir güvensizlik başlayabilir. Arkadaşlarına, öğretmenine de güvenemeyen çocuk şüpheci bir tavır içine girebilir ve çevresindekilerden uzaklaşabilir.

    Bu nedenle çocuklar dünyaya gözlerini ilk açtıkları andan itibaren onların içinde bulunduğu bu temel güven-güvensizlik çelişkisinden kurtarmak adına güven sarsıcı davranışlardan kaçınmalıyız.