Kategori: Çocuk Gelişim Uzmanı

  • Okul fobisi nedir, neler yapmak gerekir ?

    Okul fobisi çocuğun okulda yaşadığı sıkıntı, gerginlik, huzursuzluk nedenidir. Herhangi bir huzursuzluk yada gerginliğin okul fobisi olarak tanımlanabilmesi, çocuğun yaşıtlarına göre abartılı tepki göstermesi durumudur.

    Okula başlayan çocuk, anne babasından ya da kendisine bakan kişiden ayrıldığı için kendini ilk etapta güvende hissetmeyebilir. Bu güvensizlik hali anne baba tutumları ya da olumsuz okul ortamı ile pekiştiğinde ise, okul fobisi ortaya çıkabilir.

    Anne – Baba arasında yaşanan sorunlar varsa, özellikle babanın anneye uyguladığı fiziksel ya da duygusal şiddet uygulaması durumlarında çocuk annesinden ayrılmak istemeyip, yanında kalmak isteyebilir.

    Ailede karşılaşılan hastalık, göç, taşınma, bir yakının ölümü olduysa,

    Çocuğun okulu ya da öğretmeni değiştiyse,

    Okuldan tatil ya da farklı nedenlerle uzun süre uzak kaldıysa,

    Çocuk okulda öğretmeni, okul personeli ya da arkadaşları ile sorun yaşadıysa,

    Çocuk okulda bir yetişkin ya da arkadaşı tarafından istismara maruz kaldıysa

    Anne baba mükemmeliyetçi ise ve çocuğundan yapabileceğinden daha çok beklenti içinde oluyorsa,

    Okul Fobisi Yaşayan Çocukların Özellikleri Nelerdir

    Endişeli olabilirler.

    Sosyal ve duygusal olarak hassas olabilirler.

    Olaylardan ve kişilerden çabuk etkilenebilirler.

    İletişim içinde oldukları kişilerin duygularını fazla önemseyebilirler.

    Yemek ve uyku sorunu yaşayabilirler.

    Gece uykuda ağlama ve korkma davranışları olabilir.

    Hırçın, agresif olabilir.

    Kalp çarpıntısı olabilir.

    Ağız kuruluğu yaşayabilir.

    Terleme, titreme, uyuşma olabilir.

    Sık idrara çıkma, bulantı, karın ağrısı yaşayabilir.

    Anne Babalara Öneriler:

    Okul fobisi, çocukların yaşayabileceği durumlardan biridir. Bu nedenle sakin olmaya çalışın.

    Çocuğunuzu duygu ve düşünceleri için suçlamayın, ayıplamayın.

    Başkalarının yanında yaşadığı durumu anlatıp onu zor durumda bırakamayın.

    Okul fobisini ceza vererek çözmeye çalışmayın. “Sabah yine ağlarsan, sana oyuncak almam” gibi ifadeler çocuğunuzun okul fobisini çözmez, aksine size ve okula olan öfkesini arttırır.

    Çocuğunuzu başka çocuklar ya da abisi/ablası ile kıyaslamayın.

    Öğretmeni ve okul yönetimi ile mutlaka iletişim haline geçin. Bu süreci birlikte aşacaksınız.

    Çocuğunuzun yaşadığı sıkıntıyı anlatması için ona fırsat verin.

    Çocuğunuzun okul fobisini, kendi çabalarınızla aşamadığınızı gördüğünüz anda, durum daha ciddi boyuta varmadan, bir uzmandan destek alın.

  • İki çocuklu hayata hazır mısınız?

    İlk çocuğun dünyaya gelmesi ve büyümesinden sonra, anne babalar çoğu zaman ikinci çocuk planlamasına başlarlar. Bazen düşünce ikisinin bir arada büyümesidir, bazen de arada fazla yaş farkı olmadan ikinci çocuğu dünyaya getirmektir.

    İlk çocuğun büyüme evresinde, sıra ikinci çocuğa geldiğinde anne babalar için düşünceli günler başlar. Uykusuz geceler, emzirme, mama yedirme, alt değiştirme olayları yeniden ailenin gündemine girecektir. Bu kez bir farkla tabi, bu kez bir de ilk çocuğun durumunu ve psikolojisini düşünmek zorundadırlar.

    İkinci çocuğu planlama evresinde anne babalar kendileri açısından şu noktaları iyi değerlendirmelidir.

    Gerçekten ikinci bir çocuk sahibi olmayı istiyor musunuz, yoksa çevre baskısı mı sizi bu düşünceye sevk ediyor?

    İkinci çocuğu hayatınıza almaya hazır mısınız ?

    Aile bütçeniz ikinci çocuk için yeterli mi ?

    Anne ve baba olarak fiziksel ve ruhsal sağlığınız ikinci çocuk için uygun mu?

    Evlilik durumunuzda olağan dışı bir değişiklik var mı? Bazen ikinci çocuk kötü giden evliliği kurtarmak adına düşünülür ya da aile büyükleri tarafından önerilir, ama kötü giden çocuklu bir evliliğe ikinci bir çocuk ile devam etmek hem ilk çocuğa hem ikinci çocuğa hem de anne babaya büyük haksızlıktır.

    İkinci çocuk söz konusu olduğunda, anne baba ilk çocuğu da düşünerek karar almalıdır. İlk çocuğun yaşı, gelişim durumu, fiziksel sağlığı gibi bazı faktörler düşünülmesi gereken konular arasındadır.

    Eğer ikinci gebelik planlı bir gebelik olacaksa, ikinci çocuğun doğumu, ilk çocuğun hayatındaki önemli dönemlere denk getirilmemelidir. Örneğin ilk çocuk kreşe başladıktan birkaç hafta sonra kardeşinin dünyaya gelmesi, çocuğun kreşe uyum sürecini ve anne babası ile ilişkisini olumsuz etkileyebilir.

    İkinci çocuğun dünyaya gelmesi ile birlikte, anne çocuğun bakımı ile ilk aylarda daha çok meşgul olacağı için, annenin ikinci çocuğu ne kadar istediği ve bu sürece ne kadar hazır olduğu da önemlidir.

    Annenin kendini hazır hissetmediği bir gebelik ve sonrasındaki doğum, çocuğun büyüme süreci, hem anne hem baba hem de iki çocuk için zor geçebilir.

    İlk çocuğun büyümesi ile birlikte tekrar iş hayatına sosyal hayata geri dönen anne baba, ikinci çocuk ile birlikte bu yaşantılarına bir süre de olsa tekrar ara vermeye hazır olmalıdır.

    Tüm bu sebepler göz önüne alındığında, aileye ikinci bir çocuğun gelecek olması fikri, anne baba tarafından değerlendirilip karar verilmesi gereken bir durumdur.

    Bu nedenle, ilk bebeğin doğumundan sonra “Süt korur” düşüncesi ile korunmamak ve daha ilk bebeği yaşına bile girmemişken ikinci çocuğa hamile kalmak anne ve babalar için fraklı bir sürecin başlangıcı olur.

    İkinci çocuğun dünyaya gelmesi ile ilgili anne babanın daha planlı davranması gerekmektedir. Yukarıda söz edilen tüm noktalar gözden geçirilmeli ve en önemlisi anne baba ve ilk çocuk buna hazırsa, ikinci çocuk için planlama yapılmalıdır.

    Anne ve babaların yoğun çalıştığı, maddi zorlukların yaşandığı, anne babaların çocuklarına yeterli ve kaliteli zamanı ayırmakta zorlandığı günümüzde, aile planlaması daha da önem kazanmıştır.

    Kalabalık aile ve kardeş olgusu hem çocuklar hem de anne babalar için önemli bir değerdir, ancak aileye asıl mutluluk getirecek olan planlı hayattır…

  • Çocuğum okula gitmek istemiyor

    İlkokul, okul öncesi dönemden daha farklıdır. Okul öncesi dönemde çocuk, severek ve isteyerek okula gitse de, ilkokula başladığında bu isteği değişebilir, ağlamaya başlayabilir.

    Bu durum, çocuk açısından normaldir. Çünkü ilkokula başlaması ile birlikte çocuğun öğretmeni, arkadaşı, ortamı ve ondan beklenen davranışlar değişmektedir. Çocuğun tüm bunlara alışması zaman alır, bu zamana “Uyum Süreci” denir.

    Anne baba olarak şunlara dikkat etmekte fayda vardır:

    Bu durumun sadece sizin çocuğunuzun başına geldiğini düşünerek çocuğunuzu suçlamayın ve azarlamayın. Okula gitmek istememe, annesini yanında isteme de okula başlamada çok sık rastlanan bir durumdur.

    Bu durumun geçici, okula alışma sürecinde yaşanan bir durum olduğunu akıldan çıkarmamak ve panik yapmamak gerekir. Onun yerine soğukkanlılığınızı koruyarak destek olmak problemi aşmada daha işe yarayacaktır.

    “Okula gitmek zorundasın, gitmezsen okuma yazma öğrenemezsin” gibi ifadeler çocuğu ikna etmek için pek işe yaramaz. Bunun yerine okulun keyifli taraflarından bahsetmek gerekir.

    Okul başlamadan önce çocuğa “Burası kreşe benzemez, uyman gereken çok kural var, kurallara uymazsan öğretmenin sana kızar” gibi açıklamalar yapmak yerine, “İlkokul kreşten bazı yönleri ile farklı” diyerek farklılıkları çocuğunuzu korkutmadan anlatmaya çalışın.

    Okula gitmek istemeyen çocuklarda gece yatmadan önce ve sabah kalktığında psikosomatik dediğimiz bulantı, kusma, karın, baş ağrısı gibi şikâyetler artacaktır.

    Çocukla konuşarak, onu gerçekten rahatsız eden bir durumun olup olmadığını anlamaya çalışın. Eğer böyle bir durum varsa, bu sorunların halledilebileceği ve giderilebileceğini belirterek çocuğu rahatlatma yoluna gidin.

    Okula gitmesi konusunda aile fertleri tutarlı davranmalı; anne gitmesi konusunda ikna etmeye çalışırken baba, bugün gitmesin gibi bir tavır içinde olmamalıdır. Çünkü çocuklar, bu tarz açıkları çok profesyonel şekilde kullanırlar

    Okulun sadece görev ve sorumluluklarından, zorunluluğundan değil, aynı zamanda sosyalliğinden, eğlenceli yanlarından ve başka hiçbir yerde bulmayacağı kadar arkadaş edinmesini sağlayacağı gibi eğlenceli ve güzel yanları da anlatılmalı.

    Çocuğun düzenli olarak okula gitmesi sağlanmalı ve bu konuda taviz verilmemeli, duygusal davranarak çocuğun istediğini elde etmesine izin verilmemeli. Çünkü okuldan ne kadar uzak kalırsa, okula tekrar düzenli gitmeye başlaması o kadar zor olacaktır.

    Çocuğun okul korkusunu yaratan durum evden kaynaklanıyorsa bunu acil olarak gidermeye çalışın ve çocuğun bu konuda rahatlaması, okul korkusunu azaltacaktır.

    Çocuğun yalnız kalma korkusu asla kızgınlık ve tehditle karşılanmamalıdır Azarlamak yerine, yapıcı ve güven verici bir yaklaşım çocuğu rahatlatacaktır.

    Öğretmenle işbirliği içinde olmak ve tutarlı davranmak, bu süreçte sorunu çözmede size avantaj sağlayacaktır.

    Çocuğun daha önce tek başına veya ayrı kaldığı zaman yapabildiği olayları hatırlatın, bunları düşünmek, hatırlamak onun güvenini artırmasına yardımcı olacaktır.

    Bu dönemde çocuğun kendi başına bir şeyler yapmasını, dışarı çıkmasını teşvik edip, cesaretlendirmek çocuktaki kaygıları azaltacaktır. Çünkü okul dışında yalnız başına bir şeyler yapabildiğini görmek ona cesaret kazandıracak ve bu da güven kazanmasını sağlayacaktır.

    Çocuğun, büyüklerin yanında kendini küçük hissetmesi yerine, okul dışında akranlarıyla ilişkilerini artırıp grup dinamizmini yakalamaya çalışın. Çocuğun büyüklerin yanında küçüleceğini ama arkadaşlarının yanında kendini birey olarak göreceğini unutmayın. Bu amaçla diğer velilerle işbirliği yaparak okul dışı etkinlikler düzenlemeye çalışmak çocukların okula alışma süreçlerini hızlandıracak ve kaygılarını azaltacaktır.

    Okul hazırlığını, sabah kalmayı eğlenceli hale getirebilir, güzel boyanmış yumurtalarla hazırlanmış bir kahvaltı veya değişik sesler çıkartarak uyandıran bir çalar saat, öpüşerek uyandırmak çocuğu daha mutlu edecektir.

  • Otizmin 10 temel belirtisi yeniden belirlendi

    Birçok gelişim probleminde olduğu gibi, otizmde de önemli olan erken tanıdır. Erken tanı ve beraberinde başlayan erken özel eğitim ile, birçok otizmli çocukta gelişmeler yaşanmaktadır.

    Erken tanı için, anne babalar çocuklarını objektif olarak değerlendirmelidir. Bu değerlendirme ve gözlemleri hem çocuklarının doktorları hem de bir çocuk gelişimi uzmanı ile paylaşmaları ve gerekli testlerin yapılması ilk aşamada çok önemlidir.

    Son dönemde yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular ışığında 6-12 aylık bebekleri ileri evre iletişim bozuklukları ile ilişkili olabilecek 10 temel belirti tanımlandı. Bebeklerin bu belirtiler açısından takip edilmesi durumunda teşhisin çok kolay şekilde konulabileceğini belirtiliyor.

    İşte otizm tanısı için 10 temel belirti:

    1-Kendisine bakan kimselere nadiren gülümseme;

    2-Başkalarının çıkardığı sesleri veya gülücük gibi hareketleri nadiren taklit etme;

    3-Ses çıkarmada gecikme veya nadiren ses çıkarma;

    4-6-12 aylıkken ismine tepki vermeme;

    5-10. aydan itibaren el işaretleri ile iletişim kurmama;

    6-Göz teması kuramama;

    7-Nadiren dikkatinizi çekme;

    8-Ellerde, ayaklarda, bacaklarda sertleşme veya el bileklerini çevirme gibi olağan dışı vücut hareketleri ve olağan dışı duruş ve diğer tekrarlayıcı davranışlar;

    9-Onu kaldırmak istediğinizde size doğru uzanmaması;

    10- Yuvarlanma, emekleme gibi hareketler açısından motor gelişim geriliği.

    Bu belirtilerden sadece bir tanesinin çocuğunuzda var olması, onun otizmli olması anlamına gelmez. Birkaç belirtinin bir arada olması gerekmektedir.

    Anne babalar bu belirtilerden birkaçını çocuklarında gözlemlediklerinde, gelişim testi yaptırmalı, gelişim takibine başlamalı, gerekli görülürse özel eğitim sürecine de başlamalıdırlar.

  • “anne/baba ben sana küstüm” diyen çocuğunuza siz nasıl tepki vermelisiniz?

    Çocuklar özellikle 2-4 yaş arasında “Küstüm” ifadesini sıklıkla kullanmaya başlarlar. İstekleri yerine getirilmediğinde, onlarla oyun oynamadığınızda “Küstüm anne” ya da “Baba sana küstüm” gibi ifadeler kullanarak tepkilerini gösterirler.

    Genellikle anne babalar, “Küsersen küs, ben de sana küstüm” diyerek, çocuklarını bu davranıştan vazgeçirmeye çalışırlar.

    Bir çocuk, annesi babası ona küsünce ne düşünür, ne hisseder?

    Demek ki, hoşlanmadığım durumlarda küsebilirim, baksana annem babam da küsüyor, o zaman küsmek doğru bir davranış.

    Okuldaki arkadaşım Ahmet de bana küsüyor, annem babam da küsüyor. O zaman annem ve babam aslında benim arkadaşım gibi. O halde onların her dediğini yapmak zorunda değilim.

    Evde, okulda, misafirliğe gidince hoşlanmadığım bir durumla karşılaştığımda hemen küsebilirim. Bu, işe yarayan bir yöntem.

    Bunlara sebep olmamak adına, anne baba çocuğuna küsmemelidir. Küsmek yerine, çocuğun o anki duygularını anlamaya çalışmalı, hatta ona adeta dublaj yapmalıdır.

    “Sanırım sen bir şeye kızdın, küsersen seni kızdıran şeyin ne olduğunu bilemem, benimle konuşmak ister misin” şeklindeki yaklaşım daha sağlıklı olacaktır.

    Bu yaklaşıma rağmen, çocuk hala küsmeye devam ediyorsa “Şu anda konuşmak istemiyorsun sanırım, konuşmak istediğinde ben hazırım, konuşabiliriz” denebilir.

    Bu konuşmalar sırasında çocuğun göz hizasına inmek, onunla göz kontağı kurmak çok önemlidir. Çocuk kendini baskı altında değil, güvende hissetmelidir.

    Aradan bir süre geçtikten sonra çocuk anne babaya yanaşır ve konuşmak isterse “Hani bize küsmüştün, bizimle konuşma o zaman” gibi olumsuz bir ifade yerine “Seni dinliyorum, gel konuşalım” gibi olumlu bir ifade kullanılmalıdır.

    Bu konuşma sırasında çocuğa küsmenin ne kadar yanlış bir davranış olduğu ile ilgili nasihatlar vermek yerine, duygularını ifade etmesine fırsat verilmelidir.

  • Çocuklar kreşe veya okula giderken neden ağlar?

    Çocuklar için evden ve anne babadan ilk ayrılma, sosyalleşmenin ilk basamağı okul öncesi eğitimdir. Kreşe başlayan çocuk için bu süreç tahmin ettiğinizden daha zor olabilir.

    Evde anne babası, anneanne, babaannesi ya da bakıcısı ile kalmaya alışkın olan çocuk, kreşe başladığı zaman kendini farklı bir ortamda bulur.

    Ev herkes için olduğu gibi, çocuklar için de en güvenilir ortamdır. Çocuk evde istediği saatte uyanır, istediği saatte istediği oyuncak ile oynar, çoğu zaman oyuncaklarını toplamaz, bunu onun yerine yapan yetişkinler vardır. Evin her alanını kendi istediği gibi kullanır.

    Ancak kreşe başladığı zaman, bu rahatlığın yerini belli kurallar ve sınırlar bütünü alır. Çocuğun verdiği tepkiler de bu nedenledir zaten. Peki çocuklar neden kreşe gitmek istemez, işte bazı sebepler:

    Çocuğun hayatına yeni bir ortam girer ki, bu ortam çocuğa göre ayarlanmaz, çocuk ortama göre kendini ayarlamalıdır.

    Çocuğun hayatına yeni bir otorite olan öğretmen girer. Öğretmen ona sevgi ve şefkatle yaklaşmasına rağmen, ondan belli başlı kurallara uymasını bekler. Bu duruma alışmak da çocuk için süreç gerektirir.

    Tek çocuklu hayatta evin hakimi gibi yaşamaya alışmış olan çocuğun hayatına bir anda 10-15 farklı çocuk girer. Kendi yaş grubu içinde olan bu çocuklar da tıpkı onun gibi her istedikleri olsun istemektedir ve çocukların arasında bir ego savaşı başlar.

    Anne babanın çalışıyor olması nedeniyle sabah kreşe bırakılan çocuk, akşam alınmakta, yemek, yemek sonrası rutin işler erken kısa süre içinde uyku saati gelmekte ve çocuk anne babasını az gördüğü ve onları özlediği için kreşe gitmeyi reddetmeye başlar.

    Daha önce çocuğun bakımı anneanne babaanne gibi büyük ebeveynler tarafından yapılıyorsa ve onlar zaten çocuğun kreşe gitmesine gönüllü değillerse, çocuğun kreşe gitmek için sorun çıkardığı her anda “Gitmesin, ağlatmayın çocuğu, ben bakarım” şeklindeki söylemleriyle çocuğa arka çıkarlar.

    Çocuğunuz kreşe yeni başladıysa ve gitmekte zorluk yaşıyorsa, bunlara dikkat etmenizde fayda olacaktır.

    Çocuğunuz kreşe başlaması ile ilgili kararı anne baba olarak birlikte aldığınızı bilsin ve bu konuyla ilgili “Kreşe gitsin/gitmesin” şeklinde onun yanında tartışmayın.

    Anneanne, babaanne, dede gibi büyük ebeveynlerin sürece olumsuz etki edebilecek tepkilerini kontrol altına almaya çalışın.

    Çocuğunuza kreşe gitmeyi bir zorunluluk olarak değil, keyif olarak sunmaya çalışın.

    Öğretmeni ile korkutmayın, aksine kreşe başlama sürecinde çocuklar diğer çocuklardan önce öğretmenlerine bağlanırlar. Kreş çocuğun anne babadan güvenli ayrılma, öğretmene güvenli bağlanma sürecidir.

    Kreşin kapısında çocuğunuzu sizin kucağınızdan ağlatarak koparılmasına izin vermeyin. Bu davranış, çocukların size ve öğretmene karşı güvenini azalttığı gibi, ileriye yönelik hayatı için travmatik etki yaratabilir.

    Evden çıkarken kendisine ait bit oyuncak ya da nesneyi de kreşe götürmesine izin verin. Bu, kendini daha güvende hissetmesine neden olur.

    Akşam eve geldiğinizde tüm gün sizi görmediği ve özlediği için, ev işleri ya da özel işlerinizden daha çok, çocuğunuza vakit ayırın, onu duygusal olarak doyurun.

    Kreşe başlama evresinde çalışan anne baba iseniz, iş durumunuzu ayarlamaya çalışın. Birkaç gün çocuğunuz ile birlikte kreşte kalmanız, onu beklemeniz faydalı olacaktır. Çocuğunuzun ilk gün kreşe sorunsuz gitmesini ve daha sonraki günlerde de sorunsuz devam etmesini beklemeyin. Tepki verecektir. Verdiği tepkileri kreş yönetimi ve öğretmeni ile birlikte işbirliği içinde çözmeye çalışın.

    Bu tepkiler uzun süreli olursa, beraberinde gece uyanma, ağlama, tik, davranış ve uyum problemleri de gözlenirse uzman desteği almanızda fayda olabilir.

  • Boşanıyorsanız çocuğunuzun psikoloji için bunlara dikkat edin

    Boşanma, kadın ve erkeğin eş olarak kimliklerinin son bulmasıdır. Eğer o evlilikte çocuk sahibi olunmuşsa, eş olmanın yanında anne baba kimlikleri de önem taşır.

    Ancak, eşler çocuk sahibi ise ve boşanıyorlarsa, anne baba kimlikleri hayatlarının sonuna kadar bitmez, biten sadece eş olma durumları olur.

    Boşanma, eşler için alınması zor bir karar olsa da, sonrası da kolay değildir. Özellikle çocuklar için süreç sağlıklı yapılandırılmalıdır. Peki anne babalar bu süreçte nelere dikkat etmelidir?

    Eşinizden ayrılırken mümkün olduğunca, sağlıklı bir ayrılık süreci oluşturmaya çalışın. Birbirinizle sanki bir daha hiç görüşmeyecekmiş gibi, tüm gemileri yakarak ayrılmayın. Çünkü çocuğunuz için bir araya gelmeniz gerekecek.

    Boşanma sebebinizi tüm detayları ile çocuğunuza anlatmayın. Özellikle evlilik üçüncü bir kişi nedeniyle bitmişse, bunu öğrenen çocuk, anne babasına karşı öfke duymaya başlayabilir.

    Boşanma kararınızı ve sonraki süreci çocuğunuza anlatırken, anne baba olarak karşısına çıkın. Bu, her ikinizi de ilgilendiren bir durum olduğu için ve bu kararı birlikte aldığınız için, bilgilendirmeyi de birlikte yapmanız önemli.

    Çocuğunuz boşanma kararınızı öğrendikten sonra tepkiler verebilir. Bu tepkilerini söndürmeye ya da geçiştirmeye çalışmayın. Bırakın duygu ve düşüncelerini rahatça ifade etsin.

    Herhangi bir tepki vermezse de, bir süre onu gözlem altında tutun. Birkaç hafta sonra gecikmiş tepkiler verebilir.

    Çocuğunuz okula ya da kreşe gidiyorsa, öğretmenini de bilgilendirin. Öğretmeni de okulda onu ve davranışlarını gözlemlesin.

    Diğer aile büyükleri ile konuşun. Siz anne baba olarak, boşanma süreci ile ilgili çocuğunuza nasıl bir açıklama yaptıysanız, onlar da benzer açıklama yapsınlar.

    Farklı söylemlerin olması çocuklarda güven duygusunu zedeleyebilir.

    Çocuğunuza karşı birbirinizi kötülemeyin. “Baban yüzünden boşandık” ya da “Annen kabul etseydi hala evli olabilirdik” gibi ifadeler çocuğunuzu derinden üzeceği gibi, sizlere olan öfkesini de arttırır.

    Aile birliğiniz varken çocuğunuza karşı davranışlarınız nasılsa, boşandıktan sonra da benzer tutarlılığı sergilemeye özen gösterin.

    Boşanmış anne babaların sergilediği tutarlılık, kuralları ve sınırları belirleme şekli, çocukların gelişimi ve psikolojisi için oldukça önemlidir.

    Çocuğunuza tutamayacağınız sözler vermeyin. Eğer haftasonu onu alıp gezmeye gidemeyecekseniz, sırf onu oyalamak için sözler vermeyin. Bu durum, çocuğunuzun size karşı olan güveninin azalmasına neden olabilir.

  • Bebeklerde gelişim takibi yapmak neden önemlidir?

    Dokuz aylık gebelik sürecinde hem anne hem de baba çocuğunu kucağına almak için sabırsızlanır. Doğum sonrasında hem zor hem de keyifli anlar iç içe yaşanır.

    Bebek büyümeye başladıkça, anne babalar bebeğin temel ihtiyaçlarını karşılamanın dışında, gelişimi için başka neler yapabileceklerini araştırmaya başlarlar.

    Aldıkları oyuncakları, bebekleri ile geçirdikleri zamanı irdeleyip doğru ve yanlışlarını belirlemeye çalışırlar.

    İşte bebekler için gelişim takibi bu evrede önem taşır. Anne babanın isteği ile doğum öncesinde bile başlatılabilecek olan bu süreç, doğum sonrasında rutin şekilde devam eder.

    Peki gelişim takibi nedir, neleri içerir?

    Gelişim takibinin ilk görüşmesinde, bebeğin gelişim değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirmede, standardizasyonu yapılmış olan gelişim tarama testleri kullanılır. Gelişim tarama testi her görüşmede tekrarlanmaz, 6 ayda bir yenilenmesinde fayda vardır.

    Çocuğun içinde bulunduğu aya göre gelişim özellikleri anne babaya anlatılır. Bu ayda hangi becerileri kazanacağı, hangi davranışların ya da davranış problemlerinin olacağı konusunda bilgi verilir.

    Ay gelişimine uygun oyun ve oyuncak önerilerinde bulunulur.

    Yemek ve uyku düzeni ile ilgili önerilerde bulunulur.

    Sağlıklı anne baba çocuk iletişiminin nasıl olacağı, problem durumlarda neye nasıl tepki verilmesi gerektiği ile ilgili bilgiler verilir.

    Bilişsel, dil, sosyali, motor ve özbakım gelişim alanlarında destekleyici etkinlik önerilerinde bulunulur.

    Anne babanın yaşadığı sorunlar ile ilgili soruları cevaplanır.

    Bebeğin bulunduğu aya ya da yaşına göre, bir sonraki görüşmenin tarihi belirlenir ve görüşme sonlandırılır.

    Gelişim testi sonucu “Normal” çıkmış ise, ikinci görüşmede test tekrar yapılmaz.

    Gelişiminde gecikme ya da gerilik bulunan çocuklar ile prematüre ve yüksek riskli çocuklar için ev eğitim programları hazırlanır. Aileye evde yapılabilecek etkinlik önerileri ve bu etkinlikte kullanacakları materyaller hakkında bilgi verilir. Bazı etkinlikler aile ile birlikte görüşme süresi içinde yapılarak onlara model olunur.

    Gelişim takibi sürecinde çocuğun bakımını yapan diğer kişiler ile de görüşmekte fayda olur. ( Anneanne, babaanne, bakıcı vb) Çocuk için verilen gelişim önerilerini onlar ile de paylaşmak ve sürece onları da dahil etmek önemlidir.

    Gelişim takibi sürecinde aileden evdeki yaşantıya ait kesitler de istenebilir. Bunun için video çekimleri yapılır.

    Bebeklik döneminde rutin yapılan gelişim takibi sayesinde;

    Çocuğun gelişimi yakından izlenir

    Gelişim gecikmesi ya da gelişim geriliği durumları varsa, erken dönemde tespit edilir.

    Bebeğin ev ortamının düzenlenmesi sağlanır.

    Anne, baba ve diğer aile üyeleri bebeğin gelişimi hakkında doğru ve sağlıklı bilgilere sahip olur.

    Bebekte görülebilecek davranış problemleri kronik hale gelmeden kısa vadede çözülebilir.

  • Çocuğum kreşe giderken ağlıyor!

    Çocuklar için evden ve anne babadan ilk ayrılma, sosyalleşmenin ilk basamağı okul öncesi eğitimdir. Kreşe başlayan çocuk için bu süreç tahmin ettiğinizden daha zor olabilir.

    Evde anne babası, anneanne, babaannesi ya da bakıcısı ile kalmaya alışkın olan çocuk, kreşe başladığı zaman kendini farklı bir ortamda bulur.

    Ev herkes için olduğu gibi, çocuklar için de en güvenilir ortamdır. Çocuk evde istediği saatte uyanır, istediği saatte istediği oyuncak ile oynar, çoğu zaman oyuncaklarını toplamaz, bunu onun yerine yapan yetişkinler vardır. Evin her alanını kendi istediği gibi kullanır.

    Ancak kreşe başladığı zaman, bu rahatlığın yerini belli kurallar ve sınırlar bütünü alır. Çocuğun verdiği tepkiler de bu nedenledir zaten. Peki çocuklar neden kreşe gitmek istemez, işte bazı sebepler:

    Çocuğun hayatına yeni bir ortam girer, çocuğun bu yeni ortama ve kişilere alışması zaman alır.

    Çocuğun hayatına yeni bir otorite olan öğretmen girer. Öğretmen ona sevgi ve şefkatle yaklaşmasına rağmen, ondan belli başlı kurallara uymasını bekler. Bu duruma alışmak da çocuk için süreç gerektirir.

    Tek çocuklu hayatta evin hakimi gibi yaşamaya alışmış olan çocuğun hayatına bir anda 10-15 farklı çocuk girer. Kendi yaş grubu içinde olan bu çocuklar da tıpkı onun gibi her istedikleri olsun istemektedir ve çocukların arasında bir ego savaşı başlar.

    Anne babanın çalışıyor olması nedeniyle sabah kreşe bırakılan çocuk, akşam alınmakta, yemek, yemek sonrası rutin işler erken kısa süre içinde uyku saati gelmekte ve çocuk anne babasını az gördüğü ve onları özlediği için kreşe gitmeyi reddetmeye başlar.

    Daha önce çocuğun bakımı anneanne babaanne gibi büyük ebeveynler tarafından yapılıyorsa ve onlar zaten çocuğun kreşe gitmesine gönüllü değillerse, çocuğun kreşe gitmek için sorun çıkardığı her anda “Gitmesin, ağlatmayın çocuğu, ben bakarım” şeklindeki söylemleriyle çocuğa arka çıkarlar.

    Çocuğunuz kreşe yeni başladıysa ve gitmekte zorluk yaşıyorsa, bunlara dikkat etmenizde fayda olacaktır.

    Çocuğunuz kreşe başlaması ile ilgili kararı anne baba olarak birlikte aldığınızı bilsin ve bu konuyla ilgili “Kreşe gitsin/gitmesin” şeklinde onun yanında tartışmayın.

    Anneanne, babaanne, dede gibi büyük ebeveynlerin sürece olumsuz etki edebilecek tepkilerini kontrol altına almaya çalışın.

    Çocuğunuza kreşe gitmeyi bir zorunluluk olarak değil, keyif olarak sunmaya çalışın.

    Öğretmeni ile korkutmayın, aksine kreşe başlama sürecinde çocuklar diğer çocuklardan önce öğretmenlerine bağlanırlar. Kreş çocuğun anne babadan güvenli ayrılma, öğretmene güvenli bağlanma sürecidir.

    Kreşin kapısında çocuğunuzu sizin kucağınızdan ağlatarak koparılmasına izin vermeyin. Bu davranış, çocukların size ve öğretmene karşı güvenini azalttığı gibi, ileriye yönelik hayatı için travmatik etki yaratabilir.

    Evden çıkarken kendisine ait bit oyuncak ya da nesneyi de kreşe götürmesine izin verin. Bu, kendini daha güvende hissetmesine neden olur.

    Akşam eve geldiğinizde tüm gün sizi görmediği ve özlediği için, ev işleri ya da özel işlerinizden daha çok, çocuğunuza vakit ayırın, onu duygusal olarak doyurun.

  • Sınır koymayı başarabildiniz mi?

    Anne babalar çocukları üzerinde söz sahibi olmak isterler, çocukları sözlerinden çıkmasın isterler, yapma dedikleri davranışları yapması hiç de hoşlarına gitmez. Peki ama çocuğunuza “hayır” demeyi başardınız mı? Sizin sınırınızı ona hissettirdiniz mi?

    Günümüzde neden çocuklar da görülen kural dinlemem, hırçınlık, bireysellik bu kadar arttı hiç düşündünüz mü? Bu durumun bir çok sebebi olabilir isterseniz önce bunlara bir göz gezdirelim;

    Geç çocuk sahibi olma,

    Beklenen çocuk olması,

    Çalışan anne baba olma,

    Ebeveynlerin anne- baba sevgisinden yoksun büyümesi,

    Anne- baba arasında yaşanan çatışmalardan çocuğu koruma çabası,

    Bu ve buna benzer birçok sebebi olabilir. Öncelikle bu durumları irdelemek istiyorum. Günümüzde anne- baba olma yaşı ilerledikçe geç çocuk sahip olmayı beraberinde getiriyor. Geç çocuk sahibi olduysanız hele bir de bu özlem duyduğunuz bir duygu ise işte bunu doğrudan çocuğa yansıtıyorsunuz, öyle değil mi? Yoksa farkında değil misin ? İsterseniz bir kaç soru ile başlayalım; evde kuralları kim koyuyor? Kimin istediği yemek pişiyor? Kimin istediği televizyon programı izleniyor? Yanlış olduğunu bildiğin halde hayır diye biliyor musun? Anne babandan öğrendiğin “bağırarak konuşma” kuralı ne kadar uyguluyorsun? Belki bu kadar yeter ne dersiniz J Bir de evlenme yaşını geciktirmeyen fakat çeşitli sebeplerden dolayı çocuk sahibi olamayan ailelerimiz var. Onların öne sürdüğü düşünce ise “çok geç buldum” “ çok bekledim ama” ile başlayan cümleler ve sonrasında gelen sonsuz izin. Günümüzün en büyük sorunu beklide çalışan anne babaların iş yoğunluğundan kaynaklı çocuklarına yeterince zaman ayıramadıkları için çocuklarına karşı vicdan duygusunun ağır basması ve üzmeyim bir de yapsın ne olacak ile olaya bakmaları. Evet anne babalar ne yazık ki günümüz şartlarında çok geç saatlere kadar çalışıyor, çocuklar erken dönemde anneden ayrılıyor kimi zaman bakıcı kimi zaman büyüklerin desteği ile büyüyorlar. Ebeveynleriyle akşamdan akşama görüşüyor ve kimi zaman çok erken saatlerde uyanmadan beklide ayrılıyor. Haklısınız çocuğunuza çok zaman ayıramıyorsunuz ama bunun çözümü ona sonsuz kredi vermek olmamalı bunun yerine az da olsa günün kalan zamanında kaliteli zaman diye duyduğunuz ve oda neymiş diye geçiştirdiğiniz o etkili zamanı ona ayırmanız önemli. Bu kimi zaman beraber yemek yapmak, kimi zaman günün nasıl geçtiği ile ilgili bir sohbet sonrasında bunu hikâyeleştirmek kimi zaman da kan ter içinde kalacak şekilde oyunlar oynamak olmalı. Çocuğunuza ayıramadığınız zamanın telafisi asla pahalı oyuncaklar ya da sonsuz izin olmamalı, buna dikkat edilmez ise ilerleyen süreçte çocuklar da doyumsuzluk ve bencillik baş göstermeye başlayacaktır ve mutsuz çocuklar yetişecektir. Bireyler aile gördükleri olumsuz tutumlardan kaynaklı kimi zaman olumlu etkilenir kimi zaman ne yazık ki olumsuz etkilenir. Nasıl mı?

    Mutsuz, çatışma içinde büyüyen bir çocuk yaşamın ilerleyen yıllarında bu duruma alıştığı için hayatında da bu durumu normalleştirir. Yetişkin olup evlendiği zaman da küçüklükten bu yana gördüğü yaşamış olduğu durumu hayatına aktarır. Çatışmalar içinde yetişen bir birey için sizce tartışmak, bağırmak belki de şiddet anormal bir durumu mudur? Tabi ki her bireyde aynı etkiler yaşanacak diye bir şey söz konusu değil bu durum tam tersi şekilde de olabilir, nasıl mı? Problemlerde yorulan bir birey “ben çocuğuma bunu yaşatmayacağım, üzmeyeceğim ve ne isterse yapacağım” düşüncesini benimseye bilir. Bu durumun bir sonra ki adımı ise çocuğuna karşı sonsuz anlayış getirmesi. Ya da kendi ailesinde problem yaşayan ebeveynler çocuklarına bu durumu hissetmek istemezler ve “aman çocuklar üzülmesin” diye literatürlerinden “hayır” kelimesini çıkartırlar. Şimdi sizlerden gelen tepkiyi duyar gibiyim “ peki hep bu kadar katımı olacağız?” Hayır tabii ki de o kadar acımasız olmayacaksınız. Çocuklarının istekleri önemli, çocukların isteklerini söylemesi istediğimiz bir şey bireyselliğini gözler önüne serdiği bir durum. Özgüven gelişimi için kendi fikir ve duygularını ifade etmesi gerekiyor fakat bu süreçte “aman yeter ki özgüveni gelişsin” diye çocuğa sınır koymamak doğru bir davranış değildir. Çocuklar ister, hep ister her zaman daha fazlasını ister önemli olan nerde durması gerektiğini göstermeniz. Ailelerin ve aile büyüklüklerinin yaptığı en büyük hata çocuğun büyümesini beklemektir. Büyüdüğü zaman kurallar koymaya başlanır fakat bu noktada çocuğun kişilik gelişimi biriktirdiği verilerle şekillenir bu nokta unutulmamalı.

    Ebeveynler çocukları ile iletişim kurmaya anne karnında başlaması ve ilerleyen süreçte konu ne olursa olsun yaşına ve anlayacağı dilde anlatması çok önemlidir. Fikirleri alınmalı ve ortak yol bulunarak sonuca gidilmeli. Eğer çocuğun yaptığı davranış onaylanmıyorsa mantıklı ve tutarlı bir açıklama yapılmalı. Neyi neden yapmaması gerektiğini anlayan çocuğun davranışlarının oturması çok daha kolay olur ve doğru olanda budur. Küçük yaşlar da açıklama yapılarak ilerleyen yaşlarda aile toplantıları ile uzlaşmaya varılması çocuğun hem aile olan güvenini pekiştirir hemde kişisel gelişimi için son derece önemlidir.

    Mutlu çocuklar istiyorsak, çocuklarınızı önemseyin ve değer verin. Çocuklar alınan pahalı oyuncaklarla kendilerini değerli hissetmez, fikirlerinin önemsenmesi ile değerlerini hissederler.

    Uzm. Çocuk Gelişimci

    Funda ÇİÇEK