Kategori: Çocuk Gelişim Uzmanı

  • Alışkanlığı tersine çevirme

    Alışkanlığı Tersine Çevirme Adımları

    Bu yöntemde takıntılı bir alışkanlığı (tırnak yeme ,parmak emme,vb.) kırmak için adımlar kullanılır. Oldukça basit olmasına rağmen, uygulanabilmesi için çocuğun en az 6-7 yaşında olması gerekir. Uygulamayı nasıl gerçekleştireceğinize çocukla birlikte karar vermeli , çocuğunuzun bunu yapmaya istekli olduğundan emin olmalısınız.

    Rahatsızlıkların gözden geçirilmesi: Çocuğunuzla birlikte bu alışkanlığın yol açtığı güçlükleri sıralayın niçin bundan kurtulmak istiyor? Hangi durumlarda onun için probleme neden oluyor?

    Farkındalık eğitimi-ortaya çıktığı durumları saptama:Alışkanlığın ne zaman ve hangi durumlarda meydana geldiğini fark etmek , onu kontrol etmede ilk adımdır.İki tane çizelge hazırlayın. Birine siz ,diğerine çocuğunuz ne zaman ve nerede takıntılı hareketi tekrarladığını işaretleyin.Bir hafta sonra çizelgelerinizi karşılaştırın.

    Alternatif tepki :Bu yöntemde anahtar adım budur.Alışkanlığı durdurmak için çocuğunuzla birlikte bu hareketi her tekrarladığında yapacağı bir şey üzerinde anlaşın. Bu öyle bir davranış olmalı ki dakikalarca yapıldığı halde başkalarına garip gelmesin, çocuğunuzun normal etkinliğini engellemesin ve takıntılı hareketin farkına varmasını sağlasın.

    Düzeltici ve Önleyici Tepki :Alternatif tepkiyi öğrendikten sonra , bunu alışkanlığı yarıda kesmek ya da ortaya çıkışını engellemek için kullanmasını sağlayın.

    Bağlantılı Davranış :Takıntılı hareketten hemen önce yaptığı davranışı belirlemeye çalışın ve alternatif tepkiyi bir önceki bağlantılı davranışı durdurmak için kullanmasını sağlayın.Örneğin tırnağını yemeye başlamadan önce ayaklarını sallamaya başladığını fark ettiyseniz bu bağlantılı davranıştır.

    Gevşeme çalışması: Seçilebilecek bir gevşeme tekniği uygulanmalıdır.

    Toplumsal Destek:Bu destek çabaları teşvik veya övgü olarak sizden veya yakın arkadaşından gelebilir.

    Deneme:Çocuğunuzu ,alternatif davranışı her gün tekrarlayarak rutin hale getirmeye yönlendirin. Ayrıca takıntının ortaya çıktığı durumları düşünürken de alternatif tepkiyi denemesini önerin.

    Kayıt:Ne kadar ilerleme kaydettiğini görmek için günlük olarak alışkanlığın görülme sıklığını kaydedin.

  • Annelere pratik bilgiler

    Annelere pratik bilgiler

    Annelere Yaşamı Kolaylaştıracak Birkaç İpucu (0-12 ay)

    Heyecanla beklediğiniz günler geride kaldı ve bebeğinizi kucağınıza aldınız. Artık her geçen gün onun nasıl da büyüdüğüne ve serpildiğine tanık oluyorsunuz. Zaman geçtikçe aklınıza takılan soruların sayısı da artıyor.

    • Evde bebeğinizle yalnızsanız ve başka odalarda işiniz varsa, bebeğinizi de evde kucağınızda kanguruyla dolaştırabilirsiniz.

    • Bebeğiniz sürekli ağlıyor ve sakinleşmiyorsa, ona müzik dinletin. Huysuzluğunun çabucak geçtiğini göreceksiniz.

    • Bebekler giyinmekten nefret ederler. Bu yüzden, kollarından ve başından rahatlıkla geçebilecek genişlikte kıyafetleri tercih edin.

    • Bebeğinizin cildinin tahriş olmaması için giysilerini ilk kullanımdan önce mutlaka yıkayın. Ayrıca bebek giysilerini deterjan yerine sabun tozuyla yıkamanız pişiğini önleyebilir.

    • Bebeğiniz öksürüyorsa, odasına su dolu bir kap koyun. Bu kap odayı nemli tutarak onu rahatlatacaktır.

    • Bebeğinizin emziğinin düşmemesi için zincir ve kordonla boynuna asmak yerine giysisine tutturun. Böylece ipin boynuna dolanmasını engelleyebilirsiniz.

    • Jimnastik, bebeğinizin kas gelişimini kolaylaştırır. Bezinin değiştirildiği zaman ve banyo zamanı jimnastik için de en uygun zaman.

    • Sekizinci aydan sonra bebeğinizi banyoda küvette yıkamanız, onun banyo saatini oyun saati olarak algılamasına yardımcı olur. Böylece yıkanmaya daha kolay alışmasını sağlayabilirsiniz. Ama kaymaması için dikkatli olmanız gerekir.

    • Bebeğinizin yemek sorunu varsa onun elleriyle yiyerek bunu bir oyun haline getirmesine izin verin. Bu sayede daha çok yediğini göreceksiniz. Ayrıca bebeğinizin oyuncaklarının arasına plastik bir kaşığı da ekleyin. Bu, mama ile beslenmeye başladığında, kaşığa çok daha çabuk uyum sağlamasına yardımcı olacaktır.

    •Sekiz aylık olan bebeğiniz başkalarının kucağında iken ağlıyorsa tedirgin olmayın. Aksine mutlu olun. Bu durum bebeğinizin annesini yabancılardan artık ayırabildiğini gösterir. Kişi seçme yeteneği bebek için zeka gelişiminin önemli bir aşamasıdır.

    • Bebeğinize kalın giysiler giydirmeniz, onun emeklemesini ve yürümeye çalışmasını kolaylaştırır.

    • Bebeğinizi evin içinde, tamamen kapalı bir ortamda büyütmek yerine, belirli sürelerle dışarı çıkartın. Onun hastalıklara karşı daha dirençli olması dışarıya çıkma alışkanlığından geçer.

    • Bebeğiniz ortalıkta unuttuğunuz kitapları yırtmaya meraklıysa, eline eski gazeteler verin. Kolay yırtılabilmesi sebebiyle, her zaman sizin verdiğiniz gazeteleri tercih ettiğini göreceksiniz.

  • Tuvalet eğitimi ne zaman verilmeli?

    Normal gelişim gösteren bir çocuk 12.-15.aylarda altını ıslattığına dair sinyaller verir; mesela ıslak bezlerini gösterir.2.yaşın ortalarında altını ıslatmadan erişkinlere işaretler vermeye başlar. İdrarını tutma olasılığı bu dönemde çok azdır. Bu dönemde tuvalet eğitimine başlanılabilir.

    19.ay-21.ayda tüm çocuklar dışkılarını kontrol edebilirler. 2.yaşın sonunda tuvalet eğitiminin tamamlanması isteniyorsa çocuk düzenli bir şekilde öğünlerden sonra tuvalete oturtulmalıdır. İnat döneminde bu nedenle tartışmalar çıkabilir. 2.yaştan itibaren çocuklar dışkı kontrolünü kendileri yapabilirler.

    3.yaştan itibaren tüm temizlik sorumluluğunu üstlenebilirler.

    Altına idrar kaçırma okulöncesi döneme kadar olabilir, çok fazla hastalık anlamında bir değeri yoktur.

  • Çocuğunuzun gelişimini merak etmiyor musunuz ?

    Eğer çocuğunuzun konuşması, yürümesi, el becerileri, oyun davranışları konusunda sorularınız, ya da endişeleriniz varsa Denver II Gelişimsel Tarama Testini yaptırabilirsiniz.

    Psikoloji ve psikiyatrideki rahatsızlıkların büyük bir kısmının çocukluk döneminde ki sorunlardan kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. Özellikle 0-6 yaş dilimi kritik yaş olarak nitelendirilmiştir. Bu dönemde en yaygın olarak kullanılan test Denver II Gelişimsel Tarama Testi dir. Nörolojide, psikiyatride ve psikolojide bu test çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Denver II Gelişimsel Tarama Testi 4 ana gelişim alanı hakkında bize ayrıntılı bilgi vermektedir.

    Dil gelişimi: Dil gelişimi ile zeka rasında çok sıkı bir ilişki olduğu uzmanlar tarafında sıklıkla söylenmektedir. Dil gelişimin temellerinin atıldığı ve konuşmanın en hızlı geliştiği dönemdir çocukluk.

    Kişisel Sosyal gelişim: Kişisel sosyal gelişim özellikle çocuğun kendini ifade etmesi ve toplum içerisinde kendi kimliğini ve kişiliğini uygun bir şekilde ortaya koyması olarak tanımlanmaktadır. Okul öncesi dönemde çocuğun yabancı ortama( ana okuluna) girdiğinde çok farklı sorunlar yaşamaktadır. ve aileler hemen telaşa kapılmaktalar. Fakat şu bilinmelidir ki bu sorun bir sonuçtur. Bunun tohumları daha önceleri atılmıştır. İşte Denver II bu tür sorunların tespitinde önleyicilik fonksiyonunu üstlenmektedir.

    İnce-Kaba motor gelişim: Öz bakım becerileri dediğimiz ve fiziksel beceriler dediğimiz yetenekleri kapsamaktadır. çocuğun yürümesi, tutması, koşması, merdiven çıkmasına, yemek yemesi, tuvaletini yapması, üstünü giyinmesi vb. yetenekleri kazanıp kazanmadığını ölçmektedir.

    Denver II Gelişimsel Tarama Testiyaptırmanız için çocuğunuzda bir sorun olmasını beklememeniz çok önemlidir. Muhakkak bu testi yılda bir kere yaptırınız.

  • Yatan hasta psikolojisi

    Hastaneye yatma çocuk ve aile için travmatik bir olaydır. Travma karşı konulması güç, bunaltıcı, olağan deneyimlerin dışında kalan ve yaşamı tehdit eden unsur olarak değerlendirilmektedir.

    Hastanede kısa süreli kalış bile korkutucu olabilir çünkü ayrılık, çaresizlik ve acı içerir. Hastanede tedavi gören çocuklarda kısa vadede uyuma güçlüğü, tıbbi tedaviden korkma, anne-babayı isteklerinin yapılması için zorlama, günlük etkinlik düzenin değişmesi gibi tepkilerin yaygın olarak gözlemlendiği görülmektedir.

    Kronik hastalık nedeniyle hastanede tedavi gören çocukların benlik kavramlarının olumsuz olarak etkilendiği saptanmıştır.

    Bazı araştırmacılar hastanede kalış süresinin okul başarısını olumsuz olarak etkilediğini belirtmişlerdir. Kronik hastalığı olan çocuk ve gençlerin hastaneye yatışlar nedeniyle psikososyal bazı sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Sıklıkla görülen psikososyal problemler; tıbbi bağımlılık, diğer aile üyelerini de etkileyen psikolojik ve tıbbi sıkıntılar olarak saptanmıştır.

    Hastaneye yatmadan önce çocuğun bu olaya yetişkinlerin yardımıyla hazırlanması çok önemlidir çünkü bu durum uzun süreli olumsuz duygusal ve davranışsal sorunların azalmasını sağlar. Hastaneye yatış için hazırlanmayan çocukların ameliyat ve yatarak tedaviye endişe, panik, öfke, uyku ve beslenme bozuklukları ile tepki verdikleri saptanmıştır.

    Aşağıda belirtilen ipuçları çocuğun hastanede kalışı korkutucu bir deneyim değil, öğrenme ve gelişme süreci olarak değerlendirmesine neden olabilir:

    Çocuk ve ailenin hastane ortamına alışması için eğer mümkünse tüm aile bireyleri hastane turuna katılmalı, kalacakları servis veya ameliyathanenin uygun bölümlerini gezip görevlilerle tanışmalıdır.

    Yetişkinler çocuğu hazırlayabilmek ve sorularını yanıtlayabilmek için bilgi edinmelidirler. Tıbbi süreçleri açıklarken kullanılan dil çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalıdır. Hastanede kalırken neler göreceği, işiteceği, koklayacağı, hissedeceği kendisine açıklanmalıdır. Özel cihazlara ilişkin bilgi önceden verilmelidir.

    Anne-baba öncelikle çocuğun neler hissettiğini ve düşündüğünü anlamalıdır. Çocuğun duygularını irdelemek için aile oyun, resim, kitap gibi malzemelerden yararlanabilir. Hastanede tedavi olan çocuğu konu alan öykülerin aile bireyleri tarafından birlikte okunması duyguların dışa yansıtılmasını ve aile içindeki dayanışmanın güçlenmesini sağlar. Okunacak kitaplar çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalıdır.

    Hastane ortamında çocuğun rahatsızlığına ve yaşayacağı tıbbi işlemlere ilişkin video varsa çocuk ve ailesi birlikte izleyebilirler.

    Küçük çocuklar kendilerine özgü şekilde düşünür ve oynarlar. Yetişkinler onlarla oynamalı ve mümkün olduğu ölçüde açık olmalıdırlar. Kelimelerin yanı sıra oyun malzemeleri kullanılmalı ve canlandırma yapılmalıdır. Doktor oyun seti, hastane görevlilerinin giysilerine benzeyen kıyafetlerle oynanan oyunlar çocuğun zihninde yaşayacağı deneyime ilişkin somut resimlerin oluşmasını sağlar.

    Küçük çocuklar anne—babadan ayrıldıkları zaman endişelenirler veya yanlış davrandıkları için cezalandırıldıklarını düşünebilirler. Çocuğun hastalığa neden olmadığı konusunda ikna edilmesi gerekir. Ona kendisi gibi pek çok çocuk ve yetişkinin hastalandığı ve iyileşmek için hastanede tedavi gördüğü anlatılmalıdır.

    Yetişkinler tıbbi işlemler sırasında çocuğun yanında olmalı, hastanede kalmalıdırlar. Doktorlar onayladıktan sonra birlikte eve dönüleceği çocuğa iletilmelidir. Bazı çocuklar anne—babalarının kendilerini hastanede yalnız bırakıp gideceklerinden korkarlar. Gidecekleri zaman çocuğa haber vermeleri ve ne zaman döneceklerini bildirmeleri önemlidir.

    Anne-baba hastaneye çocukla birlikte gideceğini, daha sonra onu eve götüreceğini ve onu her zaman seveceğini söylemelidir.

    Evden çocuğun en çok sevdiği oyuncak ile battaniye, aile resimleri gibi eşyalar getirilebilir.

    Aile çocuğun anlayacağı sözcüklerle doğru bilgi vermelidir. Güven ilişkisinin kurulması için dürüstlük önemlidir. Çocukların tedavi veya ameliyat öncesi dönemde bilgilendirilmemesi farklı sorunlar yaratabilir. Sorunu saklamak, açıklamaktan kaçınmak, sorularını geçiştirmek çocuğun yetişkinlere duyduğu güveni sarsar. Hastane görevlilerine ve yapılacak işlemlere aşırı tepki verebilir. Bu durum onun gelecekte yaşayabileceği hastane deneyimlerine karşı olumsuz tutum geliştirmesine de yol açabilir.

    Tüm ayrıntılar çocukla paylaşılırken dikkatli olunmalıdır çünkü bazen çok fazla bilgi vermek ürkütücü olabilir. Yetişkinler yapılacak tıbbi işlemler konusunda emin değillerse, doğru olmayan bilgiyi aktarmak yerine, “Bilmiyorum” yanıtını vermelidirler.

    Çocuk yaşadığı korku ve acı nedeniyle ağlayabilir, ona bunun doğal bir tepki olduğu söylenmeli ve sakinleştirilmelidir. “Korkma acımayacak” demek yerine ”acıyabilir ama iyileşebilmen için bu işlemin yapılması gerekiyor” şeklinde bir açıklama yapmak daha uygundur.

    Hastanede kalış sürecinde çocuk sessiz veya öfkeli davranabilir. Bunlar strese karşı doğal tepkilerdir. Çocuk duygularını, korkularını ifade etmesi konusunda yönlendirilmelidir. Ağlamanın doğal olduğu, öfke, korku ve acıdan arınmanın sağlıklı bir yolu olduğu kendisine iletilmelidir.

    Gerileme davranışı hastanede tedaviye sıklıkla gösterilen bir tepkidir. Bu süreçte önceki gelişim aşamalarında gözlemlenen bazı davranışların çocuk tarafından yeniden sergilenmesi olağan karşılanmalıdır.

    Hastanede kalış süresince olağan etkinliklerin devam etmesi için çocuk desteklenmelidir. Evden getirilecek oyunlar, okulla ilgili ödevler, arkadaş ziyaretleri günlük hayatın süreklilik göstermesinde önemlidir.

    Diğer kardeşlerin ziyaret ve konuşmalara katılmaları sağlanmalıdır. Onların da bazı endişeleri vardır ve hastanede kalacak çocuğun davranışlarını etkileyebilirler.

    Çocuk tekrar eve döndüğünde özel bir kutlama yapılabilir. Bu özel kutlamaya ilişkin planlar önceden çocuğa aktarılırsa hastaneden çıkacağı konusunda emin olur.

  • Kardeş kıskançlığı

    Her doğumda anne, baba ve çocuk arasında özel bir bağ kurulur. Aile bireylerinin ilişkisi yeni bir boyut kazanır. Yeni bebek hastaneden gelir gelmez kardeşler arası rekabet ortaya çıkar ve bazen uzun yıllar süregelir. Kıskançlık doğaldır ve çok acı verir. Ancak dinamiktir ve çocuğun geleceğe doğru ilerlemesini sağlar. Kardeşler arası rekabet gerçek yaşamın bir yansımasıdır. Kıskançlığın yıkıcı hale dönüşüp, çocuğun hayatını engellememesi için yeni bebeğin aileye katılımıyla ilgili doğum öncesi ve sonrası döneme ilişkin bazı öneriler şunlardır:

    Bebeğin ve diğer kardeşin yatak odaları mümkünse ayrılmalı, mekanın düzenlenmesinde çocuğun tercihlerine de önem verilmelidir.

    Yeni bebeğe takılacak isim konusunda diğer kardeşlere fırsat tanınmalıdır.

    Kardeş ultrasonografi muayenesinde bulunabilir ya da elde edilen görüntüler ona da gösterilebilir.

    Bazı çocuklar doğum sırasında annenin zarar göreceği endişesini taşırlar. Bebeğin oluşumu ve dünyaya gelmesine ilişkin yaşına uygun, kısa ve doğru bilgi anne-baba tarafından çocuğa verilmelidir.

    Aileye yeni bir bebeğin katılmasını konu alan hikâyeleri ebeveynler çocuklarıyla birlikte okuyarak tartışabilirler.

    Okul öncesi çağ çocuğu anne—babanın da katılımıyla oyuncak bebekle oynayarak, onu yıkayıp giydirerek dünyaya gelecek bebeğin günlük yaşamlarını nasıl değiştireceği konusunda deneyim kazanabilir.

    Yakın aile ve arkadaş çevresinde yeni doğan bebek varsa ziyaret edilmesi, anne-babanın bebeği kucaklayarak sevmeleri çocuğu kardeşinin doğumuna hazırlar.

    Doğumun ne zaman olacağı hakkında çocuğun bilgilendirilmesi, yapılan hazırlıklarda çocuktan yaşına uygun yardım istenmesi ve doğum sonrasında çocuğun annesini ve bebeği hastanede ziyaret etmesi önerilmektedir.

    Anne-babanın çocuğa kendisini sevdikleri gibi, bebeği de seveceklerini açıklamaları önemlidir.

    Bebeğin bakımında çocuğa yaşına uygun sorumluluk verilmelidir. Örneğin okul öncesi çağ çocuğundan kardeşinin bezini getirmesi, ilkokul dönemindeki büyük kardeşten bebeğin mamasını hazırlaması istenebilir.

    Yeni doğanın resimlerinin yanı sıra kardeşin de bebeklik fotoğrafları ev ortamında sergilenmelidir. Varsa video çekimleri çocuğa gösterilerek, onun da bebekken annenin yoğun bakımına gereksinim duyduğu somut örnekler üzerinden anlatılmalıdır.

    Anne—babanın çocuğa, yeni doğanla birlikte aile içinde sahip olduğu yeri kaybetmeyeceğini, yeni haklar elde edeceğini hissettirmeleri önemlidir. Örneğin “Kardeşin küçük olduğu için evde kalacak ama sen bizimle birlikte sinemaya gelebilirsin.”

    Kardeşler arasındaki kıskançlığı körükleyen en yaygın anne—baba tutumları; ailede bir gözbebeği belirleme, çocukları birbirleriyle kıyaslama, cinsiyet ayrımı yaparak taraf tutmadır.

  • Ödül ve ceza

    Ödül ve ceza

    Çocuğun toplumsallaşması ve değerler sisteminin gelişebilmesi için insanlarla iletişime girmeye ihtiyacı vardır. Bu iletişim içersinde toplumun onayladığı ve onaylamadığı davranışlar sergileyebilir.Yaşam boyu devam eden ancak ikinci çocukluk döneminde ( 6-12 yaş) ivme kazanan toplumsallaşma süreci çocuğun davranışlarının şekillendiği süreçtir.

    Olumlu davranışların arttırılmasında ve olumsuz davranışların azaltılmasında ödül ve cezanın önemli bir yeri vardır. Ancak ödül ve cezanın yerinde kullanıldığı pek söylenemez. Bazı ailelerin cezaya hiçbir zaman başvurmadıkları bazılarının ise çocuğun her olumludavranışının ödüllendirildiği gözlemlenmektedir. Halbuki ödül ve cezanın amaca hizmet edebilmesi için bilinçli olarak kullanılması gerekir.

    Ödül ; oyuncak, giyecek, yiyecek gibi maddi yönü ön plana çıkan nesneler olabileceği gibi, sevdiği bir insanla yürüyüşe çıkma, vakit geçirme , sinemaya gitme, maça gitme gibi eylem içeren veya beğenilme, sevilme, takdir etme, okşama gibi olumlu duygular uyandırıcı biçimde olabilir.

    Ödül; ne bir armağan ne de bir rüşvettir. Çünkü ödül olumlu davranışın ardından sunulur, oysa armağan herhangi bir eylemde bulunma şartı aranmadan kişiyi mutlu etme amaçlıdır.

    Ödül ; olumlu davranışların artması için çocukta istek uyandırmak, öğrenme güdüsünü perçinleştirmek , her hangi biramaca ulaşmaya yönlendirmek için kullanılır.

    Ancak ödül yerinde ve zamanında dozunda kullanılmazsa araç olan ödül amaca dönüşebilir. Buda çocukta ödüle ulaşabilmek için hile gibi davranışlara sebebiyet verebilir. Ayrıca çocuğu çıkarcılığa sevk edebilir.

    Ceza ; olumsuz ve istenmeyen davranışların önlenmesi veya olumsuz davranış ortaya çıktıktan sonra bu davranışın tekrarlanmasını engellemek için konulan yasaklayıcılar olarak söz edebiliriz.

    Farklı sınıflandırmalar olabileceği gibi genellikle iki tür cezadan söz edebiliriz. İlki istenmeyen davranışı azaltmak ve ortadan kaldırmak için kişi için hoş olmayan bir uyarıcının devreye sokulmasıdır.

    Örneğin; Ödevlerini oyalanarak yetiştiremeyen bir okul öğrencisine , zamanını iyi kullanamadığı için sevmediği dolabını toparlama görevi verilebilir.

    İkicisi ise istenmeyen davranışın ardından kişi için önemli olan bir uyarıcının devreden çıkartılması yada hoşlanarak yaptığı bir etkinlikten men edilmesi olabilmektedir.

    Örneğin ; ödevlerini zamanında yapmayan çocuk için çok sevdiği bir televizyon programını seyretme yasağı verilebilir.

    Ceza ; kişiyi olumsuz davranışları yapmaktan alıkoymak, bilerek ve isteyerek yapılan olumsuz davranışların yerleşmesini engellemek, disiplin sağlayabilmektir. Ceza korkuya dayandığında olumsuz duygulara sebep olabilir. Kişi cezayı peşinen kabul ederse caydırıcılığı kalkar veya kişi cezayı bir saldırı olarak algılarsa rövanşını almak isteyecektir.

    Burada dikkat edilmesi gereken olumlu davranışlar yerinde ve zamanında olumlu pekiştirenlerleödüllendirilirse ceza durumuna genellikle gelinmeyeceğidir.

  • Çocuklarda saldırganlık

    Çocuklarda saldırganlık

    Saldırganlığı, kişisel bir yaralanmanın bir başka şekilde sonuçlanması olarak tanımlayabiliriz. Bu yaralanma sonucunda çocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması, tekmelemesi, tükürmesi ve zarar vermeyi amaçlayan tehditler şeklinde sözel saldırılarda bulunmasıdır.

    Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk sinirli, anlaşılmaz, eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez ya da kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler. Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar. Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde, okulda sürekli sorun yaratırlar ve yetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler. Genellikle erkek çocuklar daha saldırgandırlar.

    SALDIRGANLIĞIN NEDENLERİ

    1- Saldırgan davranışların ebeveynler tarafından ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun saldırganlığını onaylaması(Ör: Parkta iki çocuk kavga eder. Biri daha çok dayak yerse; annesinin, çocuğunun kendisini savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi)

    2- Çocuğun yetişkinlerden katı ceza, anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi.

    3- Babanın uzun süreli yokluğunda, annenin sürekli çocuğun etrafında olmasıyla ortaya çıkan feministik ortam.

    4- TV ve kitle iletişim araçlarının olumsuz etkisi.

    5- Anne-baba tutumlarının olumsuzluğu, çocukla aralarındaki iletişimin iyi olmaması.

    6- Çocuğun anne-babasından dayak yemesi.

    7- Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi gibi fizyolojik sorunlar.

    SALDIRGAN DAVRANIŞLARI NASIL ÖNLEYEBILIRIZ?

    1- Her şeyden önce anne-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır. Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor ya da hayvanlara eziyet ediyor. Çünkü dayak, herkes için olumsuz duygular yaratır.

    2- Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir. Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada şiddeti bir araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir. Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.

    3- Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır. Anne-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde; çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine, “ben dili”ni kullanmalıdır. Dayak, saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir; ancak, çocukta düşmanca duygular geliştirir.

  • Kardeş  kıskançlığı

    Kardeş kıskançlığı

    Kıskançlık, sevilen birinin başkası ile paylaşılmasına katlanamamaktır. Kıskançlığın içgüdüsel yani doğuştan getirdiğimiz genlerimize şifrelenmiş olduğu ileri sürülmektedir. Yaşamın her döneminde görülebilir ancak çocuklukta biraz daha yoğun yaşanabilir. Bu duyguyla ilk tanışma iki yaş civarındadır. Doğal, evrensel ve insanı oldukça mutsuz eden bir duygudur. Önemli olan ne boyutta yaşandığıdır. Çocuk, herkesin kendisinden daha iyi olduğunu ve kendisinin herkesten daha az sevildiğini düşünmeye başlar. Özellikle küçük çocuklarda yeni doğan kardeşi kıskanma kimi zaman yaşamı etkileyecek ve dav

    ranış bozukluğuna neden olacak derecede yoğun yaşanabilen bir duygu olabilmekte ve yardım gerektiren bir hal alabilmektedir.

    NEDENLERİ

    • Doğal bir duygu olan kıskançlık sevilen kişinin bir başkasıyla paylaşılamamasından ve temelde güvensizlikten kaynaklanır. O ana kadar kendine yöneltilen ilgi ve dikkatin kardeşine yöneltilmesinden doğan rahatsızlık en temel nedendir. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması; çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında anne-babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Çocuk kendini terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz hissetmeye başlar.
    • Kardeşler arası kıskançlığın derecesi, yeni bir çocuğun doğumuyla anne-babanın tutumunda olan değişikliklere, büyük çocukla ebeveyn arasında yerleşmiş olan ilişkiye ve çocuğun bebeğe olumsuz bir etkide bulunmasına göz yumma hoşgörüsüne bağlıdır.
      Kıskançlık derecesinde rol oynayan bir başka etken de kardeşler arasındaki yaş farkıdır. Yaş farkı az olan kardeşlerde kıskançlığın görülme sıklığı, yaş farkı fazla olanlara oranla biraz daha yüksektir.
    • Dışarıdan insanlarla akrabalarda bazı olumsuz düşüncelerin doğmasına neden olabilirler. Kendisinden büyük bir kız kardeşi olan çocuğa saçlarının neden ablası gibi kıvırcık olmadığını sormak, ablaya da kardeşinin boyunun onu yakaladığını ve yakında onu geçebileceğini söylemek (sanki bunlar kötü bir şeymiş gibi) hem gereksiz hem de olumsuz etkileri olan yaklaşımlardır. Çocukların birbirleriyle rekabete girmelerini, kızgınlık duymalarını sağlayabilir.

  • İşlevsel anne & baba tutumu

    İşlevsel anne & baba tutumu

    Tutarlılık, disiplin için en önemli ilkelerden biridir. Anne-baba çocuğun uygun olmayan bir isteğine birkaç kez “Hayır” dedikten sonra sonunda “Evet” diyorsa, çocuk ısrar etmesinin işe yaradığını öğrenecektir.

    Anne-babanın sözbirliği ve işbirliği yapması disiplin için gereklidir. Anne, çocuğa “Dışarı çıkmadan önce oyuncaklarını topla.” dediğinde; baba, “Bırak gitsin, arkadaşları bekliyor.” diyorsa; çocuk, işine gelen kuralları dinleyecektir.

    Anne-baba, davranışlarıyla çocuğa örnek olduğunu unutmamalıdır. Anne-babanın, öğrettikleri kuralları kendilerinin de sergiliyor olması gerekir. Kardeşine vurduğu için çocuğunu döven bir baba, “Kimsenin kimseye vurmaması gerekir.” kuralını önce kendisi çiğnemiş olur.

    Çocuklar, anne-babaların birbirilerine nasıl davrandıklarını gözlemlerler. Eşini sürekli eleştiren ya da ona alaycı bir şekilde yaklaşan bir babanın yanında, çocuğun kardeşine olumlu ve saygılı davranması beklenemez.

    Anne-babaların çocuklarına karşı tutumlarını etkileyen başlıca faktörler şöyle sıralanabilir:

    Anne ve babanın zihinlerinde nasıl bir çocuk istedikleri konusunda, daha doğumdan önce hayali bir çocuk kavramı oluşur.

    Dünyaya gelen çocuk, anne ve babanın beklentilerine uygun olmadığı takdirde, oluşan kırıklık sonucu, anne-babada reddetme tavrı gelişir.