( Anne-Baba-Genç ) NEDEN ÇATIŞIYORSUNUZ ?
Anne ve babalar, çocuklarının günün birinde genç olacağını hayal ederek onu büyütürler. Belki de çocukluğun hayatın koşmacası içinde bu kadar çabuk geçipte gençlik çağının geldiğini farkedemezler. Bakıyorlar ki, onların ÇOCUK dediği genç, söz dinlemek istemiyor, kendisine göre doğru olanların peşinde…
Gençlik çağında anne ve babalar çocuklarının arkadaş çevreleri için endişe duyarlar. Artık çocukları genç olmuş ve daha çok aile dışında ve arkadaşları ile zaman geçirmek istiyor. Ailede en çok duyulan ses iyi arkadaş ve kötü arkadaş kavramlarıdır. Çocukluk çağında aile ve çevre etkileriyle iyi bir kişilik oturtulduysa fazlaca bir sorun yaşanmayabilir. Çocukta iyi bir kişilik yerleşimine paralel olarak arkadaş seçimi de uygun şekilde olacaktır. Anne babanın fazlaca endişelenmemesi gerekir. Ayrıca dış hayatla ilgili deneyim çocuğun büyümesine ve gelişimine uygun olarak kazandırılmış mıdır? bu da önem kazanmaktadır.
Gençlerin en çok duyduğu söz '' sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum. '' dur. Bu çağda aile ve genç ön yargılı olmadan doğru davranış biçimlerinde iletişimlerini sağlıklı tutmalıdır. Gencin arkadaşları ile yaşadığı olumlu ve olumsuz yaşantıları da ailesi ile paylaşabilmesi gerekir. Burada aile kısmen yol gösterici olabilir. Genç belki de olumsuz davranışı olan kişilerle de iletişim içindedir. Ancak burada önemli olan gencin kendisini bu tip kişilere ve guruplara kendisini kaptırmayıp; kendisini kendisinin yönettiğini ailesine gösterebilmesidir. Genç otokontrol sahibi olup çevrenin verdiği zararlardan emin olmalıdır. Ailesi ile paylaşım içinde olmalı, aileye ait olduğu duygusunu yitirmemelidir. Aile burada baskıcı, yargılayıcı tavır içinde olmamalıdır ki genç doğrusunu da yanlışını da anlatabilsin. Genç suçlanmadan sorunlar aşılabilsin. Burada ailenin özen göstereceği bir konuda ses tonu kullanımıdır. Yüksek ve çatışmacı bir ses tonu kullanımıda iletişimi olumsuz etkileyecektir.
Anne babalar, genci çevrenin olumsuz etkilerinden korumak için özeline girmemeli, ancak gerekli konular konuşularak çözümleme yoluna gidilmelidir. Bu şekilde gencin kendine olan güvenini kaybetmesine sebebiyet vermemiş oluruz. Gence kendini rahat ve huzurlu hissedebileceği bir ortam hazırlamalıyız. Bu ortamda sorumlulukların olmadığı bir ortam değildir. Aile yaşına uygun olan sorumluluklar vererek büyütmelidir, çocuğunu…Odasını ya da kendisine ait olan kısmı toplamayı bilerek büyümelidir ve gençlik çağında da devam ederek, belki bazı ilavelerle sürdürülmelidir.
Anne- baba model olmayı gençlik çağında da devam ettirerek, davranışları ile örnek olmalıdır. İletişimde emir cümleleri kurmak, gencin tersini yapma isteğini uyandırır. Bu nedenle ailenin, gencin birşeyler bildiğini kabul ettiğini göstermesi ve onun düşüncelerini önemsemesi özgüven gelişimini güçlendirir. Aile ve genç deneyimlerini, isteklerini karşılıklı olarak ortaya koyarak platform oluştururlarsa genç kendine uygun olanı seçer ve hayata geçirir.
Olumlu ve olumsuz özellikleriyle kendisi yaşayarak öğrenir.
Genci çevrenin kötü özellikleriyle korkutmak, onun kendine olan güveninin zedelenmesine sebep olur. Bu durum gencin hayatında önemli bir husustur. Gencin okulda notları düşük olabilir, ancak kendine olan güveni kaybetmesi yaşam okulunda başarısızlığı meydana getireceği için önem kazanmaktadır.
Ayrıca belirsizlik güven duygusunun kaybedilmesine neden olur, bu nedenle genç, yaşamındaki belirsizlikleri ortadan kaldırmalıdır ki ailesi O na yeterince güven duysun.
Ailede yaşanabilen çatışmalarda, aile bireylerinin neyi nasıl söyleyeceğine ilişkin belki bilgi yetersizliğinden belki yaşam şartlarının güçlüğünden kaynaklanan iletişim sorunu dikkati çeker. Aile günü güç şartlarda geçirmiştir, akşam biraraya gelindiğinde tahammülsüzlükler olabilir. Bu durumda aile bireyleri iyi niyetlerini bozmadan birbirini anlamaya çalışmalı, empati yapmalıdır. Aile bireylerinin birbirlerini değerli hissetmesini sağlaması gerekir. Bu da paylaşımın yeterli olduğunun bir işaretidir. Gencin kendini değersiz hissetme nedenleri aile ile yeterince iletişim kuramama, gencin durumu yanlış algılaması, beklentisini yüksek tutmasıdır.
Aile içinde güvenin tesis edilebilmesi için duygu ve düşüncelerin açık ve net şekilde açıklanabildiği bir ortam yaratılmalıdır. Bu da baskıcı olmamak, düşüncelere saygılı olmak, eleştiriye açık olmakla mümkün olur. Kişi kendi düşüncelerini zorlayarak karşı tarafa kabul ettirmemelidir. Kendisine gelen elştirileri de yapıcı olduğunu ve kendisindeki eksikleri tamamlama için bir fırsat olarak görürse ailede demokratik bir ortam yakalanmış demektir.
Ailede baskıcı bir ortamın olması nelere sebebiyet verir? Yalancılık, iki yüzlülük, saklı olarak yapılan davranışlara, küsmelere…Baskı ile bir davranışı yapmaya itilen genç, görünürde istenen yapılıyormuş gibi davranır, ancak sonuç bölümüne gelindiğinde gerçek ortaya çıkıpta aileden tepki görürse mutlu olur. Çünkü, kendi isteğini gerçekleştirmiştir ve aileden gelen baskıya boyun eğmemiştir. Pasif agresif tepki geliştirmiştir.
Anne ve baba çocukluktan itibaren gence doğru model olmalı, yalandan kaçınmalı, dürüstlük konusunda örnek yaşantı sergilemelidirler. Yanlış davranışlar karşısında kızıp, bağırmakla aileler soruna doğru yaklaşım gösteremezler, ya da uzun uzun dürüstlüğü anlatmak genci olumsuz davranışından uzaklaştırmaz. Doğruyu söylemek önemlidir, ancak; her doğru olan durumlar her yerde söylenmez. Bu gibi durumlarda susup, gerçeği saklamak, belki başka bir çözüm yolu bulmak gerekebilir. Sakınca doğurabilecek durumlarda dikkatli olunmalıdır.
Yalanla elde edilen başarı ve mutluluk kısa sürer. Dürüstlükle uzun süren, devam edildiği sürece başarı ve mutluluk getiren süreç yaşanır. Onurlu ve belli bir kararlılıkla yaşanan hayat çok önemlidir. Dedikodu tarzını benimsemekte, iletişimde olumsuzlukların yaşanmasına neden olur. Biraz hayal gücü ile gerçekler saptırılır, olmayan durumlar varmış ya da olmuş gibi gösterilir. Bu nedenle gençler konuşmalarına dikkat etmeli ve kendilerini üzecek durumlardan kaçınmalıdır. Aksi halde genç kendine ve çevresindkilere zarar vermiş olur.
Kategori: Çocuk Gelişim Uzmanı
-
Anne-baba ve genç arasında çatışmalar
-
Olumsuz davranışı ortadan kaldırma yöntemleri
Olumsuz Davranış
Çocuklarımızın davranışlarının oluşmasında uygun yönlendirme büyük önem taşır. Onların davranışları, yetişkinlerden aldıkları tepkilere göre şekillenir. Kullanacağımız bazı teknikler olumlu davranışların artırılmasına, bazıları ise olumsuz davranışın söndürülmesine yöneliktir. Olumsuz davranışı ortadan kaldırma konusunda belirlenmiş yollar standarttır. Fakat her çocuk ve aile birbirinden farklıdır ve davranış değiştirme yöntemleri de bir çocuktan ötekine değişkenlik gösterebilir. Çocukların karşılanması gereken psikobiyolojik durumlarını da gözden geçirmek ve bu durumlara göre davranmak önemlidir. (Merakların giderilmesi, fiziksel etkinlik gereksinimi, besin ve su gereksinimi, idrar ve dışkı gereksinimi, yorgunluk, ısı ve nem düzeylerinde değişiklik vb.) Eğer bu psikobiyolojik ihtiyaçları karşılanmış durumdaysa, olumsuz davranışı değiştirmek için plan yapmak yararlı olabilir.
OLUMSUZ DAVRANIŞI DEĞİŞTİRMEK İÇİN PLAN YAPMAK
Davranış değiştirme şu aşamalarda gerçekleşir:
1. Sorun tanımlanır.
2. Amaç saptanır.
3. Amacı gerçekleştirmenin yolları çocuğa öğretilir.
1. Sorunun tanımlanması: Zaman zaman bir çocuğun sorununun, davranış sorunu mu, yoksa kişilik sorunu mu olduğuna ilişkin karmaşa yaşanır. Çocuğunuzun sorununu duygusal ya da kişilik sorunu olarak görürseniz, ona bazı sıfatlar yakıştırırsınız. Örneğin; “”utangaç””, “”anneye bağımlı””, “”saldırgan”” vb. Bu sıfatlar, çocuğun sorununu değişmez bir özellik olarak algılamamıza ve düzeltmek için çaba göstermememize yol açabilir. Eğer sorunu çocuğun davranışı olarak ele alırsanız, o davranışı değiştirmek için bir şeyler yapabilirsiniz. Örneğin, “”Can açgözlü”” yerine “”Can başkalarının tabaklarından yiyecek alıyor.”” “”Murat saldırgan”” yerine, “”Murat küçük kardeşini çimdikliyor.”” “”Esra negatif”” yerine, “”Esra her yaptığı işte başkalarından yardım istiyor.”” şeklinde tanımlamak uygun olacaktır.
2. Amaç Saptamak: Belirleyeceğiniz amaç, neyi gerçekleştirmek için uğraşacağınızı gösterecektir. Değiştirmek istediğiniz davranışla ilgili olarak en kolay amaç belirleme şekli, çocuğun davranış tanımına “”yapmaz”” ifadesini eklemektir.
Davranış: Can başkalarının tabaklarından yiyecek alır.
Amaç: Can başkalarının tabaklarından yiyecek almaz.
3. Amacı Gerçekleştirmenin Yollarını Öğretmek:- Amaçlarınızı belirleyin ve tutarlı olun.
- Çocuğunuz istenmeyen davranışı yaptığında, nasıl bir caydırıcı tepki göstereceğinizi belirleyin.
- Caydırıcı tepkiyi, istenmeyen davranıştan hemen sonra gösterin.
- İstenmeyen davranışın önce kötüleşip sonra iyileşmesini bekleyin.
- Çocuğunuzun olumlu davranışlarını ödüllendirin.
- Çocuğunuza, istenmeyen davranışa alternatif olarak yapabileceği olumlu davranışlar öğretin.
- Çocuğunuzun çevresindeki herkesi uygulamaya çalıştığınız davranış değiştirme programına katın.
- İlerlemenin kaydını tutun.
İSTENMEYEN DAVRANIŞ SONRASINDA GÖSTERİLEBİLECEK CAYDIRICI TEPKİLER:
- GÖRMEZDEN GELME
Yaptığı olumsuz davranışları ön plana çıkarmak yerine olumlu davranışlara odaklanmak için bu teknikten yararlanılır. Görmezden gelme özellikle dikkat çekmeye yönelik davranışlarda çok etkili olabilir. Çocuğunuz olumsuz davranışın tepkiye neden olmadığını gördükçe bu davranışı yapmaktan vazgeçebilir. Çocuğunuzla fiziksel olarak ilgilenmek zorunda kalsanız bile göz kontağı kurmamaya, konuşmamaya dikkat edin. Bazı durumlarda görmezden gelmek olanaksız olabilir. Örneğin eğer küçük kardeşini çimdiklemişse, kardeşi ağlamazlık edemez. Dolayısıyla, böyle bir davranıştan sonra, farklı bir caydırıcı tepki kullanmak gerekecektir.
- MOLA
Mola uygulamasında çocuk, istenmeyen davranışı yaptıktan hemen sonra yaklaşık 5 dakika gibi kısa bir süreliğine, bulunduğu ortamdan çıkartılarak yalnız bırakılır. Çocuğa neden dışarı çıkarıldığı söylenir ama başka bir açıklama yapılmaz. Ara verme süresinin çocuğun protestoları nedeniyle sona erdirilmemesine dikkat edilmelidir. Bunun gerçekleşmesi halinde çocuğun şiddet davranışları da ödüllendirilmiş olur. Çocuk bu tekniğin gerçekleştiği odada karmaşaya neden olduysa, odadan ayrılmadan önce eski haline döndürmekte fayda vardır. Eğer planladığınız gibi uygulayabiliyorsanız, molayı iki hafta kadar süreyle her istenmeyen davranıştan sonra uygulamaya devam edin. Bu süre sonunda istenmeyen davranışta azalma olduysa, uygulamayı sürdürün. Eğer istenmeyen davranışta azalma yoksa, başka bir caydırıcı teknik deneyin.
- KESİN BİR HAYIR
Eğer sert ve kararlı bir şekilde “”Hayır”” derseniz ve çocuğunuz yapmakta olduğu yaramazlığa ara verirse, hemen başka bir şeyle ilgilenmesini sağlayın. “”Hayır””ı tekrarlamaktan kaçının, çok duymak duyarsızlığa yol açar.
- SÖZEL UYARI
Çocuğunuza yanlışını düzeltme şansı tanıyın. “”Az önce baban ne demişti?”” ya da “”Bıçaklarla ilgili kuralımız neydi?”” gibi Böyle bir uyarı en azından, çocuğa yaptığını tekrar değerlendirme fırsatı verir.
- OLUMLU PEKİŞTİREÇ
Pekiştireç hedef davranış gerçekleştiği zaman verilmelidir. Örneğin; seçilen hedef davranış (çocuğun kendi yatağında yatması, ağlamadan bir şey istemesi, vb.) her gerçekleştiğinde aferin demek, sarılmak, gülümsemek, davranışı sözel olarak onaylamak gibi sizin belirleyeceğiniz pekiştireçlerle olumlu davranış ödüllendirilir. Çocuğu uzak tutamadığınız ya da tutunca problemler yaşadığınız bir pekiştireç kullanmamak da önemli bir noktadır. Böyle bir durumda çocuk için aşırı heyecan verici olan pekiştireç çok ön plana çıkar ve kazanılması gereken davranıştan çok bu pekiştirece yoğunlaşılabilir.
- YOKSUN BIRAKMAK
Oyuncağı almak gibi, çocuğu nesneden ya da etkinlikten yoksun bırakmak ve nedenini açık bir dille anlatmak da olumsuz davranışı ortadan kaldırmak için kullanılabilir.
- KISITLAMA
Bazı durumlarda çevrenin istenmeyen davranışın yapılmasını önleyecek şekilde düzenlenmesi de yararlı olabilir. Vurma davranışı gösteren çocuğu tutmak gibi.
SON OLARAK, DAVRANIŞ SORUNLARINDAN KAÇINMAK İÇİN- Olumlu davranışları mutlaka fark edin ve ödüllendirin,
- Açık, basit ve tutarlı kurallar koyun,
- Olumlu yönergeler verin,
- 'Yaramazlık' yaptığında gösterebileceğiniz tepkiler belirleyin.
AYRICA UNUTMAMALIYIZ Kİ HER ZAMAN
- Kurallarla ilgili tartışmaktan,
- Bağırmaktan,
- Fikrinizi değiştirmekten,
- Kısasa kısastan (sen bana vurursan bende sana vururum) kaçınmalıyız.
Fakat her ne kadar “”zamane”” çocukları yöneltilen sorulara yetişkin cevapları veriyor ve bizi her fırsatta şaşırtıyorlarsa da, çocuk yetişkin değildir. Yetişkin gibi düşünmeyi ve davranmayı zamanı gelince öğrenir. Çocuklarımıza caydırıcı tepkiler ve ödüller verirken onların gelişim dönemlerini ve doğal sınırlamaları göz önünde bulundurmalıyız. Zamanı geldiğinde çocuğumuzun yerine kendimizi koyup, onun durduğu yerden olayların ve durumun nasıl gözüktüğüne bakmayı deneyebiliriz. Bu durumda, onun yerindeyken içinizden ne yapmak ve ne söylemek geliyor? Çocuklar her zaman verdiklerinizi doğru veya sizin istediğiniz şekilde alamayabilirler. Karşı tarafın gözleriyle kendine bakmak olayları farklı bir şekilde görmenize ve bu şekilde çocuklarınızı daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir. Bu tutum çocuğunuzla aranızdaki diyalogun sağlamlaşmasına da yardımcı olacaktır. Anne babalık 24 saat ve neredeyse ömür boyu sürdürülen bir görev/meslektir. Amacımız, çocuklarımızın özdenetime sahip, kendi başına kararlar alabilen ve bu kararların/seçimlerin sorumluluklarını taşıyabilen bireyler olmaları, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeleridir. Yukarıdaki tüm önerileri eksiksiz uygulamada zorluk çekebilirsiniz. Olumsuz davranışlarla baş etmek kolay değildir. Fakat unutmamalısınız ki, tutarlı davranarak, sakin ve kararlı olarak istediğiniz hedefe ulaşacaksınız. Her ilerleme için kendinizi de ödüllendirmeyi unutmayın…
-
Okul öncesi eğitimin önemi
OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN ÖNEMİ
Okul öncesi eğitim süresince çocuklar ilköğretime hazırlanırken, paylaşmayı, dayanışmayı, sosyalleşmeyi ve birlikte çalışmayı öğrenirler. Okul öncesi eğitimin amacı çocuklarda öğrenmeye ilgi uyandırmak ve çocuğun varolan yeteneklerini görünür kılmaktır.
Bu dönem, araştırmacılar için çocuğun yüksek öğrenme potansiyeline sahip olduğu bir dönem olarak görülmektedir. Uygun fiziksel ve sosyal çevre koşullarında ve sağlıklı etkileşim ortamında yetişen çocuklar, daha hızlı ve başarılı bir gelişim gösterirler.
Eğitimin ilk basamağını oluşturan okul öncesi eğitim gömleğin ilk düğmesidir ve bunun doğru iliklenmesi gerekir.
Çocuğun doğduğu günden temel eğitime başladığı güne kadar geçen yılları kapsayan ve çocukların daha sonraki yaşamlarında önemli rol oynayan; bedensel, psikomotor, sosyal-duygusal, zihin ve dil gelişimlerinin büyük ölçüde tamamlandığı, kişiliğin şekillendiği ve çocuğun devamlı olarak değiştiği bir süreçtir. Bu nedenle, çocuğun küçük yaşlarda sağlıklı bir ortamda gelişimini sürdürmesi önem kazanmaktadır.
Sağlıklı ve istenilen davranışlara sahip çocuklar yetiştirmek, onların gelişim özelliklerini ve bu özellikler doğrultusunda gereksinimlerinin neler olduğunu bilmeye bağlıdır. Erken çocukluk dönemindeki gelişmelerle, okul öncesi eğitim artık anne babanın yalnız başına başarabileceği bir konu olmaktan çıkmış durumdadır.
Eğitim, öğrenci-öğretmen-veli üçgeninden oluşan platformdur. Bu birliktelik ne kadar bilinçli ve sağlıklı olursa, çocuklarımızda o oranda sağlam bir kişilik kazanırlar.
Eğitimin sağlam temeller üzerine kurulmasında ve insanların ileri yaşlardaki başarılarında okul öncesi eğitimin rolü bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ana kucağındaki yoğun ilgiden sonra, anaokulu ortamı çocuk için dünyaya açılan yepyeni bir penceredir. Olumlu yada olumsuz anlamda verilen her şey, onları yetişkinlik yıllarında da doğrudan etkilemektedir.
3 yaşına kadar bir çocuğun beyni bir yetişkinden 2,5 kat fazla çalışır… Yapılan tüm uluslararası araştırmalar ve uygulanan testler göstermektedir ki 0-6 yaş grubunda, gelişim düzeyinde okul öncesi eğitimi almış çocukların, akademik programlarda eğitim almış olanlara göre 1. sınıf başarı düzeyleri daha yüksektir ve okuma yazmaya daha hızlı geçmektedirler.12 yaşında IQ değerleri 5 puan daha yüksektir, 15 yaşında yetenek sınavlarında % 90 -100 arası başarı sağlarlar. % 65'i liseyi, % 45'i üniversiteyi sorunsuz kazanır ve bitirir. Yetişkin olduklarında dış dünyayla kolay ve sağlıklı iletişim kuran, sosyal insanlar olurlar.
Okul öncesi eğitim kurumları; toplumun temel yapısını oluşturan
* Saygı,sevgi,
* Paylaşma, iş bölümü,
* Sorumluluk
* Sosyal çevre oluşturma açısından çocuğu geleceğe hazırlayan en güvenli ortamdır.
Bilindiği gibi, 3 ile 6 yaş arası çocukta pek çok gelişimsel değişmenin yaşandığı yıllardır. Normal gelişim gösteren bir çocuk, 6 yaş civarında pek çok motor becerileri kazanmış, çeşitli fiziksel becerilerini kullanmaya başlamıştır.
Bilişsel gelişim açısından ise, fiziksel ve sosyal çevresi ile ilgili yoğun bir bilgi birikimi oluşturmaya ve çevresinde gelişen olayları anlamaya başlamıştır.
Buna karşın, okul öncesi yılları çocuğun soyut düşünme yetisinin henüz tam şekillenmediği ve bu nedenle yapılan tüm etkinliklerin somut bir biçimde çocuğun yaparak ve deneyerek öğrenmeyi gerçekleştirdiği yıllardır. düşünüldüğünde, okul öncesi yılları çocuğun arkadaşları ve öğretmeni ile birebir olarak kuracağı iletişime dayalı konuşma ve dinleme becerilerini geliştirici etkinliklerin ağır bastığı yıllar olmalıdır.
Okul öncesi eğitim neden gereklidir?
* Çocukta zeka gelişiminin %70 lik kısmı 7 yaşına kadar tamamlanır ve öğrenme becerisi bu yaşta gelişir.
* Çocuğun grup içine katılması, sağlıklı ilişkiler kurması, kültürel değerlerine sahip çıkması, sosyalleşmesi gibi olgular bu yaşta gelişir.
* Bu dönemdeki sapma ve olumsuzluklar çocuğun bütün yaşamını olumsuz yönde etkiler.
* Farklı kültür ortamlarından ve ailelerden gelen çocuklar ortak bir yetişme ortamına okul öncesi eğitim kurumlarında ulaşır. Çocuk kendine güven duygusunu bu kurumlarda kazanmaya başlar.
* Dilini doğru, yanlışsız ve güzel konuşma özelliğini bu yaşta öğrenir. Toplumu, çevreyi, evreni ve insan davranışlarını tanımaya başlar.
* Nesneleri, eşya ve varlıkları, temel bir takım becerileri, davranışları, olumlulukları ve olumsuzlukları öğrenmeye başlama yaşı 4-6 yaşları arasındadır.
* Aile içi desteğin tek başına yetmediği, çocuğun kendi yaşıtlarıyla birlikte olabileceği, bedensel ve zihinsel gelişmelerini sağlıklı biçimde sürdürebilecekleri bir ortam olduğu için okul öncesi eğitim zorunlu ve gereklidir.
Türkiye genelinde ortalama okul öncesi okullaşma oranı %15 tir. Bu son derece çarpıcı bir orandır. Diğer Ülkelerle karşılaştırıldığı zaman durum daha net olarak anlaşılmaktadır. Avrupadaki bir çok ülkede bu oran %100'dür.
Okulöncesi eğitiminin desteklenmesi için sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Aile ve eğitimci işbirliği ile gerçekleşen okulöncesi eğitim; çocuğun daha yaratıcı, ileriyi görebilen, yeni ürünler yaratabilen ve çevresini kendi amaçları için yönlendirebilen özerk bir birey olarak yetişmesine katkı sağlayacaktır… -
Çocukta 2 yaş krizleri
2 Yaş Krizleriyle Nasıl Başa Çıkılır?
2 yaş dönemi, çocukluk çağının ergenlik dönemidir. Bu yaşta çocuğunuz hırçın, uyumsuz, inatçı olabilir. İstediğini elde etmek için tutturabilir. Öfke nöbetleri geçirebilir. Hem bağımsız olmak ister, hem de çoğu açıdan halen size bağımlıdır.Öncelikle anne babalar, bunun gelişimin normal bir aşaması olduğunu kabullenmeliler. Doğru davranışlarla bu dönem daha az sıkıntıyla atlatılabilir.Anne babalar 2 yaş krizleriyle nasıl başa çıkabilirler?
- Sevginizi gösterin. Çocuğunuzu sıkça öperek, sarılarak, sevginizi gösterin. Doğru davranışlarını takdir edin. Böylece, onu iyi davranışa yönlendirmiş olacaksınız.
- Çocuğun özelliklerini kabul edin. Elbette bazı özelliklerini sizden alsa da, her çocuk anne babasından farklı, yeni bir bireydir. Kötü davranışlarını etiketlemeyin.
- Çok fazla kural koymayın. Öncelik çocuğun güvenliği olmalı. Bu nedenle, önce çocuğun rahat hareket edebileceği, kazadan uzak kalabileceği bir ev ortamı hazırlayın. Ona sürekli hayır dememek için, dokunması, karıştırması riskli eşyaları ortada bırakmayın.
- Öfke nöbetleri nasıl önlenir? Çocuğun kapasitesini bilin, belki de ne istediğinizi anlamamıştır. Ona yaşına uygun olmayan sorumluluklar yüklemeyin. Kötü davranışı durdurmak için, sadece yapma demek yetmez, farklı bir çözüm de önermelisiniz, ona yol göstermelisiniz. Sadece gerekli durumlarda hayır deyin. Mümkün olan durumlarda, ona seçim şansı tanıyın. Örneğin hangi elbisesini giyeceğine, hangi masalı dinlemek istediğine karar verebilir. Öfke nöbetleri genellikle çocuk yorgun, uykulu, açken, yabancı ortamlardayken görülür. Bu gibi durumlarda, önceden tedbir alabilirsiniz.
- Öfke nöbetinde nasıl davranmalısınız? Öfke nöbetinde, farklı bir şeye dikkatini çekerek sakinleşmesini sağlayabilirsiniz. Eğer sakinleşmiyor, kendini yerlere atıyorsa, onu durdurun . Odasına veya başka bir yere gönderip sakinleşmesi için süre tanıyın, mola verdirin. Bunu neden yaptığınızı, nasıl bir davranış beklediğinizi ona açıklamayı unutmayın.
- Ona iyi örnek olun. Yapılmasını istediğiniz davranışları siz de yapın.
-
Anne sütü denen mucize
Anne Sütü Denen Mucize
Annenin yenidoğan bebeği için yapabileceği en önemli şey, onu emzirmektir. Anne sütü, bebeğin hem besini, hem de ilk aşısıdır, annesiyle arasında kurulan ilk köprüdür.
Yenidoğan Bebek Ne Zaman Emzirilmelidir?
Her bebek doğar doğmaz mümkün olan en kısa zamanda, tercihen ilk yarım saat içinde, annenin memesine verilmelidir. Doğum sonrası beklemeye gerek yoktur. Anne bebek arasında emzirme ne kadar erken başlarsa, o kadar kolay sürecektir. Gelen ilk süt ( kolostrum) bebeği enfeksiyonlardan koruyacak, bağışıklık sistemine destek olacak çok değerli maddeler içermektedir. Bazen yanlış uygulamalarla, kolostrum bebeğe verilmemekte, süt gelmesi beklenirken bebeğe şekerli su veya mama verilmekte, karnı doyan bebek meme emmeye ilgi göstermemektedir.
Anne Sütü Gelmezse Ne Yapılır?
Özellikle sezaryen ile doğum yapan annelerde, süt hemen gelmeyebilir. Ancak eğer bebek çok düşük kilolu, erken doğan bir bebek değilse vücudundaki enerji depoları, ona anne sütü gelene kadar (birkaç gün) yetecektir. Bu sırada kolostrumu alması hem bağışıklık sistemini destekleyecek, hem de bebeğin emme uyarısıyla sütün gelişi kolaylaşacaktır.
Anne Sütünün Bebeğe Yeterli Olduğu Nasıl Anlaşılır?
Anne sütü gelip te emzirme başladıktan sonra, anne bebek için yeterli olup olmadığından endişe edebilir. Bebeğin ağlaması, çevrenin yanlış yönlendirmesi zaten doğum sonrası hassas bir dönemde olan anneyi şüpheye düşürebilir. Oysa ki, hiçbir anne yoktur ki, sütü bebeğine yetmesin! Her anne, bebeği için yeterli süt üretebilir, yeter ki, doğru bilgiyle yola çıksın ve çevresinden de destek görsün. Anne sütünün yetmesi için en önemli koşul, bebeğin ilk 6 ay su dahil ek hiçbir şey verilmeden ve istediği sıklıkta emzirilmesidir. Bebek istediği sıklıkta emzirilir ve anne endişeden, stresten uzak kalırsa günden güne sütün artacağı görülecektir. Aylık kontrollerde, çocuk doktoru da bebeğin yeterli kilo aldığını onaylıyorsa, herşey yolunda demektir. Bu arada, ilk 2 haftalık dönemde bebeğin ağırlık kaybının tamamen normal olduğu, anne sütünün yetersizliğini göstermediği de bilinmeli, ölçümlerde 15 günden sonrası dikkate alınmalıdır.
Anne Sütü Ne Zamana Kadar Verilmelidir?
Anne sütü, ilk 6 ay tek başına bebek beslenmesi, büyümesi için yeterlidir. 6 ayda uygun ek gıdalara başlanarak 2 yaşa kadar sürdürülmesi önerilir. Anne sütünün besleyici ve koruyucu özellikleri 1 yaştan sonra da devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Unicef , 2 yaşa kadar emzirmenin sürmesini önermektedirler. Bu şekilde, bebek yaşama sağlıklı bir başlangıç yapacaktır.
-
Çocuklarda zeka gelişimi ve duygusal zeka
ÇOCUKLARDA ZEKA GELİŞİMİ
Zeka zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre, zeki insan öğrendiğini değerlendiren, yeni durumlara yeni çözümler getirebilen kişidir.
Bebeğin beyin hücreleri, daha döllenmeyi izleyen üçüncü haftadan itibaren gelişmeye başlamaktadır. Beynin fiziksel yapısının gelişiminin büyük bölümü bu dönemde başlamaktadır.
Yapılan araştırmalar, bebeklerin üç aydan itibaren öğrenmeye ve öğrendiklerini hafızada tutmaya başladıklarını gösteriyor.
ZEKANIN GELİŞİMİNDE 3 ÖNEMLİ DÖNEM VARDIR
DOĞUMDAN ÖNCE ;
Kalıtımsal ,annenin ruh sağlığı , annenin beslenmesi,DOĞUM ESNASI;
Sağlıklı bir doğumun gerçekleşmesi,doğum esnasında yaşanan problemler örneğin;bebeğin oksijensiz kalması,elden kayıp düşmesi vb.DOĞUM SONRASI ;
Annenin loğusalığı olumlu şekilde atlatması,beslenmesi,bebeğini emzirmesi,sevgisi, babanın ilgisi ve şefkati vb.
Çocukların genel olarak davranış özelliklerini anlamak ve onların ruh dünyalarına inmek, onların gelişimini yönlendirmek açısından çok önemlidir. Ebeveynlerin çocuklarına doğru eğitimi verebilmeleri, gelişim dönemlerinin özelliklerini bilmeleriyle başlar.Çocukta normal zeka düzeyi olsa bile, gelişim dönemlerinde yetersiz uyarana maruz kalması, gerekli eğitim ve öğretimin yetersiz verilmesi, zengin uyaran içeren ortamların sunulmayışı, ebeveynlerin ilgisinin az olması, davranış hataları nedeniyle varolan kapasitenin kullanılamayışını mümkün kılabilmektedir.Çocukta zeka düzeyi ile ilgili problem olmamakla birlikte yaşına uygun zeka kapasitesini ortaya koymamasının bir sebebi de psikolojik rahatsızlıklardır. Bunlar çocukluk çağı depresyonları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme güçlükleri, uyum güçlükleri vb. . olabilmektedir.
Zeka testleri ile çocuğun zeka düzeyi hesaplanmaktadır. Zeka testleri çocukların yapabilecekleri işlere, becerilerine, yaşlarına uygun sayı, söz ve biçim ilişkisine dayanılarak hazırlanır.
Alternatif zeka kavramlarına gözatarsak Nöropsikolog Howard GARDNER'in çoklu zeka kuramına göre 7 ayrı zeka saptanmıştır.
Dilsel zeka (yazarlar, politikacılar)
Mantıksal-matematiksel zeka (bilimadamları felsefeciler, araştırmacılar)
Görsel-mekansal zeka (mimar, denizciler)
Bedensel-kinestetik zeka (sporcular, sanatçılar, dansçılar)
Müzikal zeka (müzisyenler)
Kişilerarası zeka (öğretmen, satıcı, politikacı)
Benlik zekası (felsefeciler, bilim adamları)Bu kavrama göre zeka sadece bilişsel değil, aynı zamanda güdüsel ve duygusal faktörlerden kaynaklanır. Örneğin, bir öğrencinin matematik dersinden başarısız olması, bazı durumlarda öğretmeni sevmemesi veya utangaçlık duygularından kaynaklanabilir.
Duygusal Zeka Terimi İlk Ne Zaman Ortaya Atılmış?
İlk defa 1990 yılında Psikolog Peter Salovey ve Psikolog John Mayer tarafından kullanılmış, daha sonra Psikolog Daniel Goleman geliştirmiştir.
DUYGUSAL ZEKA NEDİR ?
Duygusal zeka, kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi ve duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilme yetisidir.
Saloyev, Gardner'in kişisel zeka yetenekleri kavramını da kendi temel duygusal zeka tanımının içine katarak, duygusal zekayı oluşturan yetenekleri 5 ana başlıkta toplamış :a) ÖZBİLİNÇ
b) DUYGULARI İDARE EDEBİLMEK
c) KENDİNİ HAREKETE GEÇİRMEK
d) BAŞKALARININ DUYGULARINI ANLAMAK (EMPATİ
e) İLİŞKİLERİ YÜRÜTEBİLMEKYÜKSEK EQ LU ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK İÇİN EBEVEYN VE ÖĞRETMENLERE DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR ?
Öncelikle doğru iletişim. Ebeveynlerin çocuklarıyla empatiye dayalı doğru iletişimi kurabilmeleri ve çocuklarına empati kurmayı öğretmeleri gerekiyor. Böylelikle çocuk, arkadaşları ile de iyi ilişkiler kuracak, okulda, evde, çevresinde sevilecek, ilişkilerinde başarılı olacaktır.
Çocuklarına sorumluluk vererek sorumluluk almayı öğretmeleri gereklidir.
Çocuklarını gerekli durumlarda kendi karar vermesi için yüreklendirmeleri,
Olaylara iyimser bakmayı öğretmeleri, toplumsal hizmetlere katılmalarını sağlamaları,
Diğer insanlara yardım etmeyi, işbirliğinin ve dürüstlüğün önemini vurgulamaları, herhangi bir sorunla karşılaştıkları zaman sorunla nasıl baş edeceklerini öğretmeleri,Konuşma yeteneğinin gelişmesi için çocuklarıyla bol bol sohbet etmeleri, davranışlarıyla örnek olmaları gerekiyor.Unutmamalı ki çocuk, anne-babayı taklit ederek büyür.
Anne Babalara Düşen Görevler
Feuerstein, yetersiz öğrenmenin en önemli sorununun pasiflik olduğunu vurgular.
Zeka, olguları elde etmek değil olguların nasıl elde edileceğini öğrenmekle gelişir.
Feuerstein'in zekanın zenginleştirilmesiyle ilgili önerilerinden yola çıkarak, anne babaların şu soruları kendilerine sormaları ve yanıtların “evet” olması durumunda gerçekten çocuklarının gelişimi için çaba gösterdikeri söylenebilir.
Çocuğunuzun etkinliklerde aktif olmasını sağlıyor musunuz?
Öğrenmesi gerekenleri bir çok kez tekrar ediyor musunuz?
Aktif araştırma ve keşif için çocuğunuzu cesaretlendiriyor musunuz?
Evinizi çocuğunuz için tehlikesiz hale getirdiniz mi?
Çeşitli oyuncak ve objeleri çocuğunuza sunuyor musunuz?
Onunla sürekli konuşuyor, iletişim kuruyor musunuz?
Çocuğunuzun neden-sonuç arasındaki bağlantı kurabilmesi için ona yardımcı oluyor musunuz?
Çocuğunuz sesler çıkarttığında veya daha üst yaş grubunda sizinle konuştuğunda sevecen sözcüklerle yaklaşıyor musunuz?
Bağırmama, fiziksel cezalar uygulamamaya özen gösteriyor musunuz?
Çocuğunuzla ilgilendiğinizi ona gösteriyor musunuz?0-6 ayda bebeğin zihinsel gelişimi
Kendisini ve çevresini gözleri,kulakları, elleri ve ayakları ile keşfeder.
Ortamda kendi hareketlerinden kaynaklanan etkiler yaratmaktan hoşlanır.
Örneğin güldüğünde karşısındakinin de gülmesi gibi.Tanımadığı insanları görünce ağlama, gülümseme vb.Bazı hareketleri taklit etme, daha önceden yaptığı bir davranışı el tutma,gülümseme gibi o kişiyi tekrar gördüğünde yapma.7-12 ay bebek
Nesnelerin ortaya çıkmasına ve kaybolmasına tepki verme.Nesne devamlılığı, örneğin oynadığı topun uzaklaşmasında ardından bakma,Çekmece, dolap açma,boşaltma,Nesne ilişkileri gösterme,tv,kumanda gibi,Resimli kitaplara ilgi duyma,İnsanları, nesneleri,oyunları hatırlama ve tekrarlama,
1- 2 yaş çocuğu
Nesnelerin şekil, renk, ebatlarını kavrama,gruplandırma,İlk sayma becerileri,
İlk yaratıcı aktiviteler,kalemle çizim yapma,bir oyuncağı kurma,oyun hamuru yoğurma gibi,
Hayali oyunlar oynar,3 5 yaş çocuğu
Üçgen,kare,dikdörtgen ,daire gibi şekilleri , temel renkleri bilir,4 yaşta hedefe yönelik davranmaya başlar, plan kurar,Nesneleri çeşitlerine göre gruplandırabilir.
Canlandırma oyunları oynar.Oyun kurup devam ettirebilir,Basit rakam ve harf oyunları oynayabilir.Nilüfer Karataş
Çocuk Gelişim Uzmanı
Aile & Yaşam Koçu -
Bebek büyütürken yapılan yanlışlıklar
BEBEK BÜYÜTÜRKEN YAPILAN YANLIŞLIKLAR:
Ağlayan bebek,gazlı bebek sorunlu, huzursuz , mutsuz bebek. Hem ailenin hem de çocuk uzmanının en önemli sorunlarından birisidir. Hatta ve hatta iş kayıplarına, aile içerisinde huzursuzluklara, ebeveynlerin sağlık sorunlarına ve de çocuk uzmanlarının toleransının çok azalmasına neden olabilir. Peki bunlar neden oluşmaktadır ? İlla ki bir sebebi var mıdır?
Biz bugün sadece bizim yaptığımız yanlışlıklardan kaynaklanan sorunlara değineceğiz!
1. Anne sütünü vermeyi becerememek ve bu konuda hırslı olup emek harcamamak.
2.Çok sık beslemek
3.Düzensiz beslemek
4.Beslerken bebeğin çok gaz yutmasına sebep olmak
5.Bebeğin gazını çıkartmayı becerememek
6.Uygun olmayan biberon kullanmak.
7.Bebeğin ayına kilosuna uygun mamayı vermemek hatalı mama kullanmak
8.Bebeği uygun pozisyonda beslememek
9.Bebeği uygun pozisyonda yatırmamak
10.Bebeği uygun şekilde giydirmemek.
11.Bebeğin yattığı ortamın ısısının uygun olmaması
12.Yaşanılan yerde çok yüksek ses ve gürültü
13.Bebeğe ağızdan verilmemesi gereken tatlı, reçel, bal gibi şeylerin tattırılması
14.Bebeğin kucağa alınıp yeterince ilgi ve şefkat gösterilmemesi.
15.Özellikle erkek çocuklarda idrar yapmasının zor olduğunun görülmesi ve sünnet önerilmesine rağmen bunun önemsenmemesi.
16.Beslenme yetersizliği ve kilo alımında yetersizlik olması,ve aile tarafından anlaşılamaması.
17.Mama ile beslemede mamanın uygun olmayan ısılarda hazırlanıp bebeğe verilmesi.
18.Mamanın hazırlandıktan sonra hemen içirilmeyip bir süre bekletildikten sonra verilmesi.
19.Bazı yiyeceklerin hazırlanıp buzdolabında bekletilmesi…
20.Ek gıdaların yanlış ,zamansız ve usulsüz başlanması…..
21.Temizlik, sterilizasyon, hijyen gibi çok önemli terimler konusunda bilgi eksikliği ve bunların uygulanışında yapılan yanlışlıklar.Bebeğin bir sağlık sorunu olup olmadığı konusunda karar vermeden önce aslında yapmamız gereken çok şey vardır. Bunları takiben yine huzursuz , mutsuz çok ağlayan bebeklerde sindirim sorunları, ciddi gaz sancıları ve başka tıbbi problemler de olabilir. Ancak görülmüştür ki ; Bu problemler aslında istatistiksel olarak çok büyük oranda yer tutmamaktadır. Bu nedenle bebeği eve getirirken önceden bir kullanım kılavuzu ele geçirilmeli, bu yeni varlık konusunda araştırmalar yapmalı ve ona nasıl yaklaşıp ne şekilde ilgi göstereceğimizi önceden şekillendirmeliyiz. Bunun yanında iletişim kuracağımız bir çocuk uzmanı aileden biri olarak tescil edilmeli ve sıkı irtibat kurulmalıdır…
-
Çocuğunuza nasıl ceza vermelisiniz ?
CEZA
Cezanın çocuk psikolojisindeki yeri ve olması gereken biçimi, ebeveynlerce en doğru şekilde anlaşılmalıdır. Çünkü, çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek, onları hayata iyi bir şekilde hazırlamak bütün anne babaların temel hedeflerindedir.
Ceza terimi, olumsuz bir itici uyarıcının, bir davranımın yapılmasından sonra ona bağlı olarak uygulanması olayına verilen teknik bir isimdir.
Ceza, istenmedik davranımları bastırma tekniklerinden biridir.Davranış dağarcığına bir şey katmaz, fakat davranış dağarcığındaki bir davranışın bastırılmasını sağlayabilir.
Bu anlamıyla ceza, yeni bir davranış öğrenmeyi değil, ,istenmedik bir davranışı yapmamayı öğretir.
Ceza iki şekilde uygulanır.
Davranış itici bir uyarıcı ile sonuçlandırılır.(mesela bir tokat gibi)
Bu ceza, diğer yöntemler işe yaramadığında en son çare olarak kullanılabilir. Bu yöntem, çocuk diğer çocukları ısırdığında, vurduğunda ya da buna benzer durumlarda kullanılabilir. Çocuk önce bir kez ikaz edilir, eğer aynı davranışı sürdürürse, ona önceden belirlenmiş bir odaya ya da odanın bir köşesine gitmesi, orada bir süre, genellikle de bir sandalyede sessiz bir biçimde beklemesi söylenir. Eğer oraya gitmemekte direnirse, kucaklanarak oraya götürülür ve bir süre orada kalması sağlanır. Bu cezanın neden verildiği birkaç cümle ile ona anlatılmalıdır. Çocuğun bekletildiği oda ya da yer çocuk açısından herhangi bir tehlike içermemelidir.
Çocuğun orada bekleme süresi kabaca her yaş için 1 dakika olarak belirlenir (Örneğin, 4 yaşında bir çocuk için 4 dakika gibi). Eğer ceza süresi çok uzun tutulursa, çocuk neden oraya konulduğunu bir süre sonra unutacaktır.
Ceza süresi için saat kurulur, saat çaldığında çocuğa cezasının bittiği söylenir. Çocuk bu süreyi uslu bir biçimde tamamlarsa, sevecen bir biçimde kucaklanır ve “Tatlım, cezalı olduğun için orada kalmak zorundaydın.” gibi sözler söylenir ve olay orada kapanır. Bu durumu çocuk ile tartışmak gerekirse en az birkaç dakika geçmesi beklenmelidir. Eğer ceza süresi içinde çocuk gene bağırır çağırır ve olayı protesto ederse, saat yeniden kurulur ve süre baştan başlatılır. Bu yöntemle, genellikle 2 hafta içinde çocuk uyum sağlamayı öğrenecektir.
Davranış ödülün ortamdan kaldırılması ile sonuçlanır.(sokağa çıkma yasağı gibi..)
Mantıklı bir sonuç çıkarmak her zaman mümkün olmayabilir. Çocuk ebeveyni dinlememekte ısrar ediyorsa, çocuğa çok istediği başka bir şeyin kısıtlanacağı söylenebilir. Ancak bu yöntem uygulanırken bazı noktalara dikkat edilmelidir: Beslenme gibi çocuğun gerçekten gereksinimi olan şeyler kısıtlanmamalıdır. Bu yöntemin etkili olabilmesi için kısıtlanacak şey çocuğun gerçekten çok istediği bir şey olmalıdır.
Ebeveyn söylediği şeyi gerçekten yapmalıdır. Örneğin, davranışını düzeltmediği sürece çocuğa dondurma yiyemeyeceği söylenmiş, fakat herhangi olumlu bir gelişme olmadığı halde, anne ya da baba onun gönlünü almak için biraz sonra dondurma almışsa, bu yöntem doğaldır ki işlemeyecektir.
Ancak ceza ile davranışları kontrol etmenin önemli sakıncaları vardır..Şöyle ki;
Ceza çoğu kez itici uyarıcının (dayak, hakaret, yasaklama gibi) kullanılmasını gerekli kılabilir.?İtici uyarıcıların kullanılması da birey de saldırganlık, korku, kin, nefret gibi duyguların oluşumuna zemin hazırlar.Ayrıca cezanın etkili olabilmesi için itici uyarıcının şiddeti gün geçtikçe artırılır..
Örneğin..sıkça yapılan hatalardan biri sudur: çocuğun belirli bir davranışını kontrol etmek isteyen anne veya baba, dövme, bağırma gibi şiddet dolu itici uyarıcılar kullanırsa, bunlar başlangıçta etkili olmuş olsa bile zamanla çocuğun bu uyarıcılara alıştığı görülür. Ve ebeveynler dozu artırmak gibi kısır bir döngü içine girer.
Cezalandırılan davranışlar, bireye belirli sonuçlar sağlayan öğrenilmiş davranışlardır.
Ceza ile bir davranış bastırılmaya çalışılırken, bir başka istenmedik davranış ortaya çıkabilir.
Örneğin.. çok sevdiğimiz vazoyu kiran çocuğumuzu cezalandırıyorsak, bu davranışımızla çocuğumuza yalan söyleme davranışı kazandırabiliriz. Çocuk cezadan kaçmak için yalan söyleyecektir.
Ceza etkili olduğunda, ceza veren kişinin davranışlarını ödüllenici bir nitelik kazanabilir. Bunun doğal sonucunda, ceza veren kişi, dikkatini, istendik davranışların kazandırılmasına yoğunlaştıracağı yerde, zamanla, yalnızca istenmedik davranışların bastırılmasına yoğunlaştırabilir.
Örneğin…bir öğretmen cezanın olumsuz yönüne yakalanabilir ve zamanının büyük bir bölümünü öğrencilere istendik davranışları kazandırmak yerine ceza vermek ve uygulamakla geçirebilir.
BU NEDENLE CEZA, ELDEKİ TÜM OLANAKLAR DENENDİKTEN SONRA ÖNCELİKLE İSTENMEDİK DAVRANIŞLARIN BASTIRILMASININ KAÇINILMAZ OLDUĞU DURUMLARDA KULLANILABİLECEK BİR SİSTEM OLARAK DÜŞÜNÜLMELİDİR.
Terbiye etmek denilince pek çok kişinin aklına hemen cezalandırma gelir. “Dayak cennetten çıkmadır” ya da ” Kızını dövmeyen dizini döver” gibi atasözleri, ülkemizde cezalandırmanın çocuk eğitiminin bir parçası olarak asırlarca kullanıldığının bir kanıtı olarak dilimizde yer etmiştir. Terbiye etmek ve cezalandırmak birbirinden çok farklı kavramlardır. Terbiye, çocuğa olumlu davranışların, kendini nasıl kontrol etmesi gerektiğinin öğretildiği ve içinde ödüllendirmenin de yer aldığı bir sistemdir. Cezalandırma ise daha negatif bir anlam taşır; çocuğun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışın arkasından gelen bir sonuçtur. “Terbiye etmek” bizim geleneklerimizde genellikle cezayı çağrıştırdığından, “eğitmek” kavramının kullanılması daha yerinde olacaktır. Çocuk yalnızca yanlış yaptığı zamanlarda değil, diğer zamanlarda da davranışları konusunda eğitilmelidir. Hatalı davrandıkları zaman çocuklara kızma ve azarlama yerine, olumlu davrandıklarında yüreklendirme ve takdir etme, onların yanlış davranışlarını daha kolay değiştirmelerini sağlayacaktır. Çocuklar kendilerine değer verildiğini gördükçe kendilerini daha iyi hissedecek, çevredekileri daha fazla dinlemeye gayret edecektir -

Çocukların gelişimlerinin izlenmesi

Çocuğun doğum sonrası gelişimini takip etmek, onu geleceğe hazırlamanın en önemli basamaklarından biridir. Her çocuk kendine özgü ve özel olmakla beraber potansiyel pek çok yetenekle de doğar.
Çocuğun kendine özgü yanlarını dikkate alarak, doğal gelişim basamaklarının desteklenmesi ve potansiyellerinin farkedilmesi kişiliğinin gelişimi için yaşamsal önem taşır. Araştırmalar çocukluk dönemindeki deneyimlerin ve kazanımların yetişkinlikte onun kişilik yapısı, değer yargıları ve davranış biçimlerini önemli ölçüde etkilediğini ortaya koymuştur.
Çocuğun bakımı ve sorumluluklarını üstlenmiş olan ebeveynin, çocuğun kendine özgü yanlarını çok iyi tanıması ve desteklemesi gerekir.Bunun içinde çocuğunuza mutlaka Denver II Gelişim Testi yaptırmalısınız.Bu test dünya çapında uygulanan,geçerliliği ve güveninirliği çok yüksek olan bir testir.Ebeveyn olarak çocuğu tanımanızı ve keşfetmenizi sağlayacaktır.
-
Çalışan anneler dikkat
Çalışan Anneler
Çocuklarını çalışarak büyüten anneler bunun yaşamlarındaki en zor şey olduğunu söylerler. Çalışan annelerin bir bölümü ekonomik yetersizlikler nedeniyle çalışmak zorunda oldukları, diğer bir bölümü ise ekonomik bağımsızlıklarını kaybetmemek veya mesleklerinden uzak kalmamak için çalışır. Her iki koşulda da çalışan annelerin en önemli sorunları aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir;
- Çocuk bakıcısı arayışı,
- Aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel ve bedensel yorgunluk,
- Suçluluk duygusu.
a. ÇOCUK BAKICISI ARAYIŞI
Çocuğunuza kimin bakacağına doğumdan önce anne ve baba birlikte karar verin.
Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir akraba ise:
Bu kişinin çocuğunuza bakmaya gerçekten gönüllü ve uygun olduğundan emin olun,
Bu kişiden çocuğunuza mümkünse kendi evinizde bakılmasını isteyin,
Çocuğunuzun geceleri ve hafta sonları sizinle kalmasını sağlayın,
Bu kişiye çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizi açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bildirin.
Çocuğunuza bakmasına karar verdiğiniz kişi bir çocuk bakıcısı ise,
Bu kişinin çocuk bakıcılığı için gerçekten yeterli ve uygun olduğundan emin olun,
Bu kişiden çocuğunuza kendi evinizde bakılmasını isteyin,
Evinizde yatılı kalarak çocuğunuza bakmasını talep etmeyin,
Bakıcının çalışma düzenini ve iş tanımını önceden belirleyin, çocuğunuzun bakımı ve eğitimi ile ilgili tüm beklentilerinizle birlikte açık bir şekilde ve anne-baba biraradayken bu kişiye bildirin,
Yeterli bir süre çocuğunuza bu kişiyle birlikte bakın ve çalışmaya başlamadan önce aşamalı olarak günün belirli saatlerinde evden uzaklaşarak çocuğunuzu bu uzun süreli ayrılığa yavaş yavaş alıştırın.
Çocuğunuza bakıcı ararken şunlara dikkat edin;
Bakıcıda aradığınız özellikleri önceden sıralayın ve önceliklerinizi belirleyin (tıpatıp beklentilerinize uygun biri karşınıza çıkmayabilir),
Bakıcıyı mümkünse evinde ziyaret edin, çocuklarıyla ilişkisini gözlemleyin,
Referanslarıyla ve komşularıyla görüşün, gerekli belgeleri temin edin.
Çocuğunuza bakıcı ararken şu özelliklere sahip olmasına dikkat edin;
Temiz, düzenli ve dürüst olmasına,
Aile yaşantısının düzenli olmasına,
Dakik ve elinin çabuk olmasına,
Sevecen ve güleryüzlü olmasına,
Esnek ve hoşgörülü olmasına, katı-kuralcı olmamasına,
Yeniliğe ve değişime açık olmasına, sabit fikirli olmamasına,
Sorumluluk ve insiyatif sahibi olmasına,
İletişim becerisinin olmasına,
Yaş ve kişilik olarak bakılacak çocuğun annesine benzemesine,
Sabırlı olmasına,
Eğitimli, kendini yetiştirmiş ve bilinçli olmasına,
Çocuğu ya da işe devamını etkileyecek bir rahatsızlığının olmamasına,
Sigara içmemesine.
b. AŞIRI SORUMLULUK YÜKLENME, ZİHİNSEL VE BEDENSEL YORGUNLUK
Çalışan annenin en önemli sorunu aşırı sorumluluk yüklenmesi ve yorgunluktur; çünkü bu sorun annelere çözümsüz ve başa çıkılamaz gibi görünür. Alışıldık bir düzen vardır; evde ve işte yapılacaklar zaten belirlidir, şimdi hepsine geceyi gündüze katan bir bebek eklenmiştir ve gün 24 saattir, dolayısıyla yorgunluk kaçınılmazdır. Böyle değerlendirince, gerçekten de çalışan anne için yapılacak pek birşey yok gibi görünüyor. Oysa ki, durum hiç de öyle umutsuz değil, çalışan anneler iş listelerini pekala hafifletebilirler;
Gerek evde gerekse işte, yükünüzün arttığı dönemlerde bir süre yalnızca acil ve önemli olan işlerinizle ilgilenin
Bazı işleri başkalarına devretmeyi deneyin, işyerinde iş arkadaşlarınızdan; evde ise eşinizden, varsa diğer çocuklarınızdan veya yakınlarınızdan yardım isteyin. Çocuğunuz yokken evinizle, kadın olduğunuz için eşinizden daha çok ilgilenmiş olabilirsiniz, bu aynı düzenin devam edeceği anlamına gelmez.
Eşiniz yeni doğan bebeğinizi emziremez belki ama, bugüne kadar hep sizin hazırladığınız akşam yemeğini hazırlayabilir. Aile içinde yapılabilecek ufak düzenlemeler size kısacık da olsa rahat bir nefes alma olanağı sağlayacaktır.Yükünüzün çok arttığını hissettiğiniz yerde bazı alışkanlıklarınızdan tamamen vazgeçin, bunun için kendinize önceden “vazgeçilebilirler listesi” bile hazırlayabilirsiniz. Örneğin, ev işleri için düzenli bir yardımcı alamıyorsunuz ve iki haftada bir mutlaka mutfağın dolaplarının temizlenmesini gerekli buluyorsunuz ve artık buna ayıracak zamanınız yok. Eşiniz hayatta yapmaz böyle bir işi, anneniz çok yaşlı, akadaşınıza böyle bir şeyi teklif etmeyi düşünemezsiniz bile… O zaman bu alışkanlığınızdan vazgeçin ya da bu düşüncenizi terkedin; iki haftada bir mutlaka mutfağının dolaplarının silinmesini gerekli bulan bir kadın değilsiniz artık. Mutfak dolapları bekleyebilir, arkadaşlarınız bekleyebilir, müşteriler ve hatta müdürünüz bile bekleyebilir, ama çocuğunuz bekleyemez. İnsan yaşamında pek çok şeyden istifa edebilir herhalde, ancak annelikten istifa edemez.
c. SUÇLULUK DUYGUSU
Dozu değişmekle birlikte hemen her çalışan annenin yaşadığı bir duygudur suçluluk. Bu duyguyu hafifletmek için şöyle düşünebilirsiniz;
– çalışmak zorundayım (çocuğum için para kazanmam gerekiyor)
– çalışmayı seviyorum (çocuğum mutlu bir anneyi hakediyor)
Çalışan annelerin çoğu (ekonomik zorunluluklar nedeniyle doğumdan sonra işe başlayanlar dışında) çocuk sahibi olmadan önce de, çalışan kadınlardır. Önceden çalışma hayatı olan, üretken bir kadının uzun süre evde oturması, mesleki kaygılar, sosyal ve duygusal tatminsizlikler doğurur. Oysa her çocuk mutlu, üretken, kendisiyle barışık bir anneyi, kendisi için işini terketmiş, saçını süpürge etmiş bir anneye tercih eder. Unutmayın ki çocuğunuz sizin aynanızdır; siz mutluysanız o da mutlu olur, siz kaygılıysanız o da kaygılıdır, siz hayatla hep kavga ederseniz o da kavga eder.
İşlerinizi planlı yaparak, hiçbir şey için çocuğunuza ayırdığınız zamandan çalmayarak ve bu zamanı en verimli şekilde değerlendirerek suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışın. Hafta sonu onunla baş başa yapacağınız bir doğa gezisi, haftanın 5 günü sabahtan akşama kadar onunla birlikte olup hiçbir şey paylaşmamaktan çok daha iyidir. Çocuğunuzla birlikte olduğunuz süre değil, bu süreyi nasıl değerlendirdiğiniz önemlidir. Bu sürenin azlığına ya da çokluğuna değil, çocuğunuzla kurduğunuz ilişkinin kalitesine ve bunu geliştirmeye odaklanmaya çalışın.
Suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışırken pratikte sizi zorlayan durumlarla karşılaşırsınız, bunların üzerinde çok fazla durmamaya gayret edin. Örneğin; çocuğunuzu kreşe veya bakıcı annesine bırakıp işe giderken ilk zamanlar arkanızdan bir süre ağlayacaktır, bu çok doğaldır.*Çocuğunuz bazen size bir yabancı gibi davranacaktır, babaannesine daha düşkün olacaktır veya bakıcı annesine “anne” diyecektir. Bunlar kuşkusuz her anneyi üzer ve suçluluk duygusunu artırır. Bu gibi durumları çocuğunuza bakan kişiye atfetmemeye çalışın, hatta çocuğunuz kendisine bakan kişiyi bu kadar sevdiği için sevinin. Bu durumları çocuğunuzun size verdiği bir mesaj olarak da algılayabilirsiniz; onunla daha çok birlikte olun ve oynayın.*2
Unutmayın,
çalışan bir annenin çocuğu olmak hayatta insana kaybettirdiklerinden çok daha fazla şey kazandırır.
*Haftalarca süren ağlamalar ve bunlara eşlik eden başka sorunlar varsa, mutlaka bir uzmana başvurun.
*2Annenin herhangi bir sebeple çocuğuna karşı ilgisiz olduğu durumlar burada söz edilenin dışındadır ve bunlar ayrıca ele alınmalıdır.