Birçok ebeveynin ortak sorusu; çocuğum için acaba bakıcı mı, yoksa kreş mi daha iyi?
Büyük heyecanla beklenen, en kıymetli varlık olan bebekleri dünyaya geldiğinde, birçok ebeveynin ilk ayları, bebeğin varlığına alışmakla geçer. Birkaç ay sonra artık bebek ebeveynlerine, ebeveynler ise bebeğine alışmıştır.
Ve artık annenin işe başlama vakti geldi ise; eğer güvenip emanet edebilecekleri biri ya da bir akraba yok ise bu soru bir çok ebeveynin kafasını kurcalamaya başlamıştır.
Ana ilkemiz durum her ne olursa olsun bebeğin güvenilir bir ortamda büyümesidir. Bu ister bakıcı olsun, ister bir akraba ya da kreş olsun kesinlikle güvenilir ve bebek dilinden, bakımından anlayan biri olmalı.
Örneğin babaanne ya da anneanne bakıyor ise ki birçok bebek için çoğu zaman şansdır. Ama böyle bir imkan yoksa eve bakıcı alınması yada bir bakımevi düşünülebilir. Ancak bebeğe ilk yıllarda evde güvendiği kişilerce bakılıp, büyütülmesi bebeğin sağlıklı gelişimi açıcından önerilen bir durumdur.
Tüm gelişimciler ve eğitimcilerin ortak düşüncesi, bebeğin ilk iki yılının evde ve güvenilir kişilerle geçirmesinin doğru olduğudur.
Yine ortak uzman görüşleri; ilk yıllarını evde geçirmiş çocukların, iki buçuk yaşından sonra bir kreş, oyun grubu vb. sosyal ortamlara girmesi gerektiğini savunmaktadır. Çünkü ilk yıllarda dünyaya, ailesine ve kendine adapte olmakla zaman harcayan çocuğun, 2 yıldan sonra artık sosyalleşmeye, özellikle yaşıtlarıyla iletişime geçmesi gerekmektedir. Kreş vb. sosyal ortamlar çocuğun ileride aktif, sosyal, başarılı, kendine güvenen birey olması için temellerin atıldığı ortamlardır.
Burada aileler, genellikle çocuklarının daha konuşamadığından, daha tuvaletini söyleyemediğinden kaygılanırlar ve kreşte zorlanıp etkileneceğini düşünürler. Aksine çocuk bazı gelişimlerini sosyal ortamda daha hızlı ve sağlıklı tamamlarlar. Örneğin çocuğun konuşması için (fizyolojik, zihinsel ya da işitsel bir sorun yoksa) yaşıtlarının olduğu sosyal ortamdan daha iyi bir ortam olamaz.
Saldırganlık davranışının pekiştirme, cezalandırma ve taklit etme yolu ile kazınıldığı düşünülür.
Bebeklik döneminde saldırganlıktan söz edilemez. 1 yaş civarında ise bir çocuk herhangi bir oyuncağı karşısındaki çocuğun elinden çekerek alabilir. Ancak bu durumda da hala saldırganlıktan söz edemeyiz. Çünkü burada çocuğun amacı, karşısındakini incitmek değil sadece oyuncağını almaktır. Yani burada görülen saldırgan davranış, oyuncağı elde etmek için bir araçtır. Sosyal psikolojide saldırganlık iki şekilde ele alınmaktadır. Birincisi diğerlerini incitmek ve onların üzerinde üstünlük kurmak için yapılan davranıştır. Örneğin bir çocuk arkadaşından intikam almak için ona vurabilir. Diğer tip saldırganlık ise amaca ulaşmak için başvurulan yoldur. Örneğin çocuk arkadaşının elindeki oyuncağı almak isterken arkadaşını yere düşürebilir, ancak buradaki zarar isteyerek veya bilerek yapılmamıştır. Çocuklardaki saldırganlık incelenirken bu iki şekle dikkat etmelidir.
Erken yaşlarda sık olarak oyuncaklarını ve diğer sahip olduklarını paylaşmayla ilgili sorunlar çıkabilir. İlk başlardaki bu saldırgan davranışlar normal olarak değerlendirilmektedir. Bu dönemdeki saldırganlık sosyal gelişimin bir basamağı olarak düşünülebilir. 2 – 4 yaş arasında saldırgan davranışların önce artış gösterdiği sonra azaldığı görülür. 3 yaştan sonra vurma tepinme gibi davranışlar azalırken sözel hakaretler ve saldırılar artar. Ancak saldırganlık konusunda da çocuklar arasındaki bireysel farklılıklar unutulmamalıdır. Ve genelde erkeklerin kızlardan daha fazla fiziksel tepki verdikleri, kızların ise daha fazla sözel tepki verdikleri bulunmuştur. Öfke ve saldırganlığın yetişkinlerden çok kardeşlere ve yaşıtlara yöneldiği de görülür.
Okul öncesi dönem çocuklarının çevrelerindeki saldırganlıktan etkilendiği görülmektedir. Yani çevrelerindeki modelleri taklit ederler. Saldırganlık bir anlamda bulaşıcıdır denilebilir. Çocuklar saldırgan davranışları, yetişkinleri, diğer çocukları veya televizyondaki saldırgan karakterleri taklit ederek öğrenirler.
www.gelisimselpediatri.com
Kaynak; Artan, İsmihan; Bayhan, Pınar (2004) Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Ankara
Toplumumuzda çoğu aile verdikleri ayrılma kararını nasıl açıklayacaklarını bilemez, hatta çocuklarının etkilenmemesi ve ileride sıkıntı yaşayacakları konusundaki kaygılarından dolayı boşanmalarını uzun süreler erteler.
Boşanma olayının çocukları etkilemesi, ebeveynlerin çocuğa bu durumu nasıl yansıttığı ve nasıl anlattığıyla yakında ilişkilidir.
Büyük bir mutlulukla, hevesle, hayallerle kurulan tatlı yuvalar bazı anlaşmazlıklar ve düzelemeyecek sebeplerden sona erebilmektedir. Elbette her çift bir ömür devam etmek niyetiyle başlasa da eşler arasında ve ya üçüncü şahıslarında dahil olduğu çözümlenemeyen sorunlar ortaya çıkabiliyor.
Eğer eşler ayrılma kararı verdi ise artık önemli olan, bunu çocuğun yaşına ve gelişimine göre doğru anlatmaktır. Çünkü çocuklar için boşanmayı ertelemek, gergin ortamda evliliğe devam etmek çocuğun gelişimini ve psikolojisini olumsuz etkileyebilmektedir.
Çocuğa hiçbir şey olmamış gibi de davranılmamalıdır böyle durumlarda çocuk içten içe kendini suçlayabilir ‘’ acaba ben mi bir şey yaptım, annem- babam gitti. Ben çok mu yaramazlık yaptım’’ diye düşünebilir. Bu nedenle yaşı ve nasıl anlatacağımız çok önemli ama her yaş için şu mesajı anlaşılır biçimde vermek gerekmektedir. ‘’ senin hiçbir suçun yok, anne babalar bazen kavga edebilir veya başka evlerde yaşamaya karar verebilir, seni çok seviyoruz, ve sen her istediğinde bizi görebilecek, bizimle kalabileceksin.’’ Bu mesajlar arada sıkça verilemeli ki çocuk duruma daha rahat uyum sağlayıp kendini suçlamaktan vazgeçebilsin.
Ve asla eşler birbirlerini kötülememeli ya da bir araya gelinen vakitlerde ortam gergin olmamalıdır. Bu davranışlar çocuğun hem kötüleyen ebeveyne, hem de kötülenen ebeveyne olan sevgi ve güveni azaltabilmektedir.
Eğeruzman eşliğinde bu dönemi geçirecekseniz, uzmanın size yardımcı olmadan önce bilmesi gereken bazı önemli sorular vardır, bunlar;
Çocuk kimde (kimlerle) kalacak?
Çocuk kaç yaşında iken ayrılma gerçekleşti?
Daha önce hiç boşanmadan bahsedildi mi, nasıl bahsedildi?
Diğer ebeveyni ne sıklıkta görecek?
Anne ve baba zaman zaman da olsa bir araya geliyorlar mı?
Bir araya gelindiğinde ortam nasıl oluyor, neler yapılıyor, neler konuşuluyor?
Her iki tarafta da ikinci evlilik durumu var mı?
Bu konularda genelde ebeveynler karar verir ancak bazen çocuğun ruhsal ve gelişim dönemine (sorununa) göre ebeveynler ve uzman eşliğinde karar vermek gerekmektedir.
Bütün küçük çocuklar şımarık ve bencil davranışlar sergiler. Koşullara aldırmadan’’ bu bebeği istiyorum’’ vb. yaklaşımlarla taleplerinin gerçekleşmesini beklerler. Yine de 6- 9 yaş arsında mantıksal düşünmeye ve çevredeki bireylerin içinde bulunduğu koşulları anlamaya başlar. Şımarık çocuklar tamamen benmerkezci olma tutumundan sıyrılamamış, yalnızca kendi ihtiyaçlarını düşünen çocuklardır.
Her istediği yapılan çocukların şımarık olması son derece doğaldır. Çocuk istediği her şeyi elde etmeye o kadar alışmıştır ki sınırlamalar getirildiğinde deliye döner. Bu durum ebeveynlerin yeterince kural koyamamasından ya da tutarsız davranışlarından kaynaklanmaktadır.
Çocuğa çok fazla oyuncak almak ve istediği her şeyi ona vermek şımarmasına yol açar. Tabii ki bu, çok fazla oyuncağı olan her çocuğun şımarık olacağı anlamına gelmez. Eğer nesneler ve oyuncaklar çocuğa ödül olarak, olumlu davranışları pekiştirici niteliği olmadan sadece mutlu olsun diye veriliyorsa, çocuk sürekli olarak daha fazlasını isteyecek ve tatminsiz olacaktır.
Bazı ebeveynler çocuklarına fazla zaman ayıramadığı için kendilerini suçlu hisseder ve hatalarını telafi etmek için hediyeler alır. Hatta bazı ebeveynler,’’benim olmadı çocuğumun olsun. Zaten ne kadar çocuk kalacak ki.. paramız var’’gibi mantıklı sandıkları açıklamalar yapmaktadır.
Çocuğa sürekli istediği her şeyi vermek tehlikelidir. Çünkü bir süre sonra yolunda giymeyen durumlar ya da hayal kırıklığı yaşarlarsa bu durumlarla başa çıkabilmek için yeterince güçlü olamazlar. Eğer güçlü bir kişiliğe sahip olan çocuklar isteniyorsa, bu tutumdan vazgeçmeli ve çocuğa her istediğine sahip olmayacağı bildirilmelidir.
Çocuğunuzun benmerkezci ve şımarık olmaya başladığını gözlemliyorsanız, onunla ilişkinizi yeniden gözden geçirmelisiniz. Onunla yeteri kadar zaman geçiriyor musunuz? İhtiyaçlarını, düşüncelerini, endişelerini dikkate alıyor musunuz?
Çoğu ebeveyn çocuğunun iştahsız olduğundan, yemek yemekten nefret ettiğinden, çok sık kustuğundan şikayetçidir ve çocuklarının aç kalacağını, aç kaldığını, zayıf olduğunu düşünmektedir.
Yemek yemek insanoğlunun severek yaptığı bir davranıştır ve her davranış gibi büyük ölçüde görerek, öğrenilir; yani eğer evde çok yemek seçen ve düzensiz yeme alışkanlığı olan biri var ise çocuk ister istemez onu kendine model alabilir. Çocuğumuz yemek yemeyi henüz sevmeye başlamamış olsa da ailenin ayrı yemek vakitleri olmalı ve hep birlikte masaya oturulmalıdır.
Bir diğer önemli nokta ise çocuğumuzu, bebeğimizi kesinlikle yemek konusunda zorlamamaktır. Verdiğimiz yemeği o an sevmeyebilir, sevmediği yemeği o an denemeyi bırakıp daha sonra tekrar denemelidir, onun yerine başka alternatif verilmeli onu da istemiyor ise asla peşinden dolanarak yemek yedirmeye zorlanmamalıdır. Çünkü dediğimiz gibi yemek zevk veren ve severek yapılan bir davranıştır ve eğer zevk alması gereken bir davranış çocuğa istemediği anda, istemediği şekilde yapılıyorsa bu çocuğumuzda ciddi problemlere sebep verebilir ki bu yaptığımız taciz davranışıyla eşdeğer duruma gelmiş demektir.
Eğer çocuğunuza sürekli zorlayarak yemek yedirdiyseniz ve iş çıkılmaz bir yol aldı ise (çocuk ağlama nöbeti geçiriyor, kendini kusturuyorsa) ona zaman verin; bırakın istediği şeyleri yesin. Bu çikolata, kreker meyve vb. Her ne ise sevdiği bir süre serbest bırakın ki çocuğumuz yemeğin sevilebilecek bir şey olduğunu öğrensin ve yemekten zevk alsın…
Akşam eve gelen anne ve babalar gün içinde çocuklarını özlediklerinden ya da dayanamadıklarından akşamları her istedikleri yapmaktadır. Bazen sınırı korumaya çalışsalar da çocuk ısrar edip ağladığında bu sefer dayanamayıp istediğini yapmaktadırlar. Aslında bu daha da tehlikeli bir durumdur ki çocuk burada istediğinde değil ağladığında isteklerinin olabileceğini öğrenmiş olur.
Akşama kadar kurallarla bakılmaya çalışılan (okulda ya da evde) çocuk anne babayı gördüğünde farklılaşır, birçok istekte bulunur elde edemediği anlarda da ağlar ve anne baba daha fazla ağlamaması için istediklerini ağladığı anda yapar. Bu süreç böyle devam ettiğinde, okula başlama vakti gelen çocuk isteklerinin bildiği gibi ağlayarak olmadığını gördüğünde büyük bir hayal kırıklığı yaşar ve içine kapanabilir. Genelde evde terör estiren bu çocuklar okulda çok akıllı – uslu! olarak adlandırılır ve aileler bu duruma anlam veremez.
Böyle yetişen çocuklar kendini ifade etmekte hayat boyu zorluk yaşabilirler çünkü nasıl yapması gerektiğini bilmemektedirler. Evde hep ağladığında susması için istekleri yerine gelen çocuklar ilerleyen dönemlerde daha da hırçınlaşmaya, yersiz isteklerde bulunmaya başlarlar ve aileler bu durumlarda nasıl davranması gerektiğini tamamen şaşırabilirler.
Aslında yapılması gereken temel şey hiçbir zaman ağlarken isteklerini yapmamaktır. ‘’Tamam yapıcam ama bekle ağlama, sus’’ denilmeli yani asla ağladığı anda istediği olmamalı ama sustuğu anda yapılmalı ancak yapılmaması geren bir şey ise yapılmamalıdır. Ve bu şekilde de çocuk ailenin kurallarını, neyi yapıp neyi yapamayacağını öğrenir. Şu da çok önemlidir. Her zaman davranışımızın sebebini söylemeliyiz. Yaş düzeyine göre neden o istediğini yapmadığımızı söylemeliyiz. ‘’Bu oyuncağı alamam çünkü yeterli param yok’’ ya da ‘’evde şuan benzer oyuncağın var zaten bunu daha sonra alabiliriz’’ denilebilir.
Anne ve babalar, çocuklarının günün birinde genç olacağını hayal ederek onu büyütürler. Belki de çocukluğun hayatın koşmacası içinde bu kadar çabuk geçipte gençlik çağının geldiğini farkedemezler. Bakıyorlar ki, onların ÇOCUK dediği genç, söz dinlemek istemiyor, kendisine göre doğru olanların peşinde…
Gençlik çağında anne ve babalar çocuklarının arkadaş çevreleri için endişe duyarlar. Artık çocukları genç olmuş ve daha çok aile dışında ve arkadaşları ile zaman geçirmek istiyor. Ailede en çok duyulan ses iyi arkadaş ve kötü arkadaş kavramlarıdır. Çocukluk çağında aile ve çevre etkileriyle iyi bir kişilik oturtulduysa fazlaca bir sorun yaşanmayabilir. Çocukta iyi bir kişilik yerleşimine paralel olarak arkadaş seçimi de uygun şekilde olacaktır. Anne babanın fazlaca endişelenmemesi gerekir. Ayrıca dış hayatla ilgili deneyim çocuğun büyümesine ve gelişimine uygun olarak kazandırılmış mıdır? bu da önem kazanmaktadır.
Gençlerin en çok duyduğu söz '' sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum '' dur. Bu çağda aile ve genç ön yargılı olmadan doğru davranış biçimlerinde iletişimlerini sağlıklı tutmalıdır. Gencin arkadaşları ile yaşadığı olumlu ve olumsuz yaşantıları da ailesi ile paylaşabilmesi gerekir. Burada aile kısmen yol gösterici olabilir. Genç belki de olumsuz davranışı olan kişilerle de iletişim içindedir. Ancak burada önemli olan gencin kendisini bu tip kişilere ve guruplara kendisini kaptırmayıp; kendisini kendisinin yönettiğini ailesine gösterebilmesidir. Genç otokontrol sahibi olup çevrenin verdiği zararlardan emin olmalıdır. Ailesi ile paylaşım içinde olmalı, aileye ait olduğu duygusunu yitirmemelidir. Aile burada baskıcı, yargılayıcı tavır içinde olmamalıdır ki genç doğrusunu da yanlışını da anlatabilsin. Genç suçlanmadan sorunlar aşılabilsin. Burada ailenin özen göstereceği bir konuda ses tonu kullanımıdır. Yüksek ve çatışmacı bir ses tonu kullanımıda iletişimi olumsuz etkileyecektir.
Anne babalar, genci çevrenin olumsuz etkilerinden korumak için özeline girmemeli, ancak gerekli konular konuşularak çözümleme yoluna gidilmelidir. Bu şekilde gencin kendine olan güvenini kaybetmesine sebebiyet vermemiş oluruz. Gence kendini rahat ve huzurlu hissedebileceği bir ortam hazırlamalıyız. Bu ortamda sorumlulukların olmadığı bir ortam değildir. Aile yaşına uygun olan sorumluluklar vererek büyütmelidir, çocuğunu…Odasını ya da kendisine ait olan kısmı toplamayı bilerek büyümelidir ve gençlik çağında da devam ederek, belki bazı ilavelerle sürdürülmelidir.
Anne- baba model olmayı gençlik çağında da devam ettirerek, davranışları ile örnek olmalıdır. İletişimde emir cümleleri kurmak, gencin tersini yapma isteğini uyandırır. Bu nedenle ailenin, gencin birşeyler bildiğini kabul ettiğini göstermesi ve onun düşüncelerini önemsemesi özgüven gelişimini güçlendirir. Aile ve genç deneyimlerini, isteklerini karşılıklı olarak ortaya koyarak platform oluştururlarsa genç kendine uygun olanı seçer ve hayata geçirir. Olumlu ve olumsuz özellikleriyle kendisi yaşayarak öğrenir.
Genci çevrenin kötü özellikleriyle korkutmak, onun kendine olan güveninin zedelenmesine sebep olur. Bu durum gencin hayatında önemli bir husustur. Gencin okulda notları düşük olabilir, ancak kendine olan güveni kaybetmesi yaşam okulunda başarısızlığı meydana getireceği için önem kazanmaktadır.
Ayrıca belirsizlik güven duygusunun kaybedilmesine neden olur, bu nedenle genç, yaşamındaki belirsizlikleri ortadan kaldırmalıdır ki ailesi O na yeterince güven duysun.
Ailede yaşanabilen çatışmalarda, aile bireylerinin neyi nasıl söyleyeceğine ilişkin belki bilgi yetersizliğinden belki yaşam şartlarının güçlüğünden kaynaklanan iletişim sorunu dikkati çeker. Aile günü güç şartlarda geçirmiştir, akşam biraraya gelindiğinde tahammülsüzlükler olabilir. Bu durumda aile bireyleri iyi niyetlerini bozmadan birbirini anlamaya çalışmalı, empati yapmalıdır. Aile bireylerinin birbirlerini değerli hissetmesini sağlaması gerekir. Bu da paylaşımın yeterli olduğunun bir işaretidir. Gencin kendini değersiz hissetme nedenleri aile ile yeterince iletişim kuramama, gencin durumu yanlış algılaması, beklentisini yüksek tutmasıdır.
Aile içinde güvenin tesis edilebilmesi için duygu ve düşüncelerin açık ve net şekilde açıklanabildiği bir ortam yaratılmalıdır. Bu da baskıcı olmamak, düşüncelere saygılı olmak, eleştiriye açık olmakla mümkün olur. Kişi kendi düşüncelerini zorlayarak karşı tarafa kabul ettirmemelidir.Kendisine gelen elştirileri de yapıcı olduğunu ve kendisindeki eksikleri tamamlama için bir fırsat olarak görürse ailede demokratik bir ortam yakalanmış demektir. Ailede baskıcı bir ortamın olması nelere sebebiyet verir? Yalancılık, iki yüzlülük, saklı olarak yapılan davranışlara, küsmelere…Baskı ile bir davranışı yapmaya itilen genç, görünürde istenen yapılıyormuş gibi davranır, ancak sonuç bölümüne gelindiğinde gerçek ortaya çıkıpta aileden tepki görürse mutlu olur. Çünkü, kendi isteğini gerçekleştirmiştir ve aileden gelen baskıya boyun eğmemiştir. Pasif agresif tepki geliştirmiştir.
Anne ve baba çocukluktan itibaren gence doğru model olmalı, yalandan kaçınmalı, dürüstlük konusunda örnek yaşantı sergilemelidirler. Yanlış davranışlar karşısında kızıp, bağırmakla aileler soruna doğru yaklaşım gösteremezler, ya da uzun uzun dürüstlüğü anlatmak genci olumsuz davranışından uzaklaştırmaz.Doğruyu söylemek önemlidir, ancak; her doğru olan durumlar her yerde söylenmez. Bu gibi durumlarda susup, gerçeği saklamak, belki başka bir çözüm yolu bulmak gerekebilir. Sakınca doğurabilecek durumlarda dikkatli olunmalıdır.
Yalanla elde edilen başarı ve mutluluk kısa sürer. Dürüstlükle uzun süren, devam edildiği sürece başarı ve mutluluk getiren süreç yaşanır.Onurlu ve belli bir kararlılıkla yaşanan hayat çok önemlidir. Dedikodu tarzını benimsemekte, iletişimde olumsuzlukların yaşanmasına neden olur. Biraz hayal gücü ile gerçekler saptırılır, olmayan durumlar varmış ya da olmuş gibi gösterilir.Bu nedenle gençler konuşmalarına dikkat etmeli ve kendilerini üzecek durumlardan kaçınmalıdır. Aksi halde genç kendine ve çevresindkilere zarar vermiş olur.
Okul hayatı herkes için unutulmaz, tatlı, acı anılarla geçer. Okul yaşamı sadece derslerden ve öğretmenlerden ibaret değildir. Okul, çocukların ve gençlerin aynı zamanda sosyalleşerek derslerin yükünü hafiflettiği, bazı kurallara uyumun gerektiği, sosyal yaşamın tam kendisidir. Çocuk veya genç bireyselleşme çabası içindedir. Burada bazen aileye, arkadaşlara bağlılık sorun olarak önümüze çıkabilir.Mümkün olduğunca aileler, çocuklarını bireyselleştirebilecek çaba içinde olmalıdırlar. Hedef, önceleri büyük tutulmadan erişilebilir özellikte olmalıdır ki çocuğun, gencin kendine güven duyması desteklensin. Ayrıca da, çocuklar kendilerine ait problemleri kendileri çözebilir yeterlikte olmalı; aile buna fırsat vermelidir. Sınıflarda, kendini çekingen hisseden çocuklar, önce çevrelerinde olup bitenleri izleyebilecek şekilde pozisyon almalıdırlar. Telaşlanmadan ve arkadaşım olmayacak mı? paniği yaşamadan, önce güleryüzle çevrelerine POZİTİF elektrik yaymalıdır. Öğrenci, bakımlı, saçları düzgün şekilde taranmış, kılık kıyafeti kendine önem verdiğini gösteren tarzda olmalıdır ki; başkaları da size önem versin.İletişim ve ilişki kurma, sadece konuşma ile olmaz, burada beden dili çok şeyler söyleyecektir. Belki de konuşmanın bile önüne geçecektir. Bu nedenle, karşıdan gelebilecek uyaranlara karşı öğrenci hazır olmalıdır. Belki bir gülücük gelecektir, belki bir göz göze gelmek olacaktır. İçinizden kendiniz hakkında güzel şeyler düşünüp, iyi yaptıklarınızı hatırlayın. Bunlar sizi yüreklendirecektir. Herkesin farklı olduğunu düşünüp, hep iletişim için karşı taraftan beklenti halinde olunmamalıdır. Zaten, sınıflarda her özellikte öğrenci olduğu için atılgan öğrenciler, çekingen olanların işini kolaylaştırabilir. Öğrenci aynı gün içinde herkesle arkadaş olmak zorunda hissetmemelidir,kendini…Bu onda stres yaratır, hatta olan stresini daha da artırır. Karşı tarafı anlamak, kendinizi önce anlatmaktan kazançlı olabilir. Öğrenci, duruma göre strateji geliştirmeyi deneme-yanılma yoluyla öğrenmelidir. Bazen, bu durum ailenin çocuğuna kıyamamasından dolayı biraz vahim geçebilir. Ancak, sorunların çözümü, için öğrenci kendi haline bırakılsa ve ''sen bunları aşabilecek kapasitedesin, sana güveniyorum.'' şeklinde kararlı ifadeler öğrenciyi yüreklendirecek ve bu durumu başardığı için kendine olan güveni sağlamlaşacaktır. Tabii ki okul hayatın kendisi değil; ancak örneklemidir. Bu nedenle, öğrencilerimizi gelecek hayatlarına hazırlamak için duygularımıza yenik düşmeden, onu güçlendirici ifadeler kullanmak çok önemlidir. Okul sonrası, hayat, İLETİŞİM ve İLİŞKİ KURMA dır. İletişim gücünün geliştirilmesi, çocuğumuz için sadece okulda gerekli değildir. İş hayatında diğer kişilere kendimizi iyi ifade edebilmek başarımızı, geleceği iyi planlamamızı, yaşamımıza yön verebilmemizi kolaylaştırır, pek çok kapının bize açılmasını sağlar. Yaşadığımız sorunların hafifletilmesinde çevre oluşturabilir, duygusal yönden kendimizi daha iyi hissederek yaşama bağlılığımızı artırabiliriz. Üzüntü, keder paylaşıldıkça azalır, sevinçler ise paylaşıldıkça artar. Çocuk, büyüyüp, erişkin bir insan olduğunda kuracağı aile hayatının da temelinde iletişim ve ilişki kurma vardır. Eş seçiminde iyi bir iletişim, eşlerin birbirlerini daha iyi tanıması ve sağlam evlilik temellerinin atılması demektir. Toplumun en küçük biriminin aile olduğunu düşünürsek önemini çok daha iyi kavrayabiliriz. Ayrıca, kendimizi başkasının yerine koyarak, yani EMPATİ kurmakta bir tür ilişki kurabilme yeteneğidir. Etkili bir iletişim kurma daha rahat arkadaş edinip, sosyal çevrenin geliştirilmesine destek olur. Tüm gelişimlerin birbirleri ile ilişkili oldğu düşünüldüğünde sosyal yönden gelişen çocuk, duygusal, fiziksel, psiko-motor, bilişsel, dil yönlerinden de gelişir.
Biliyorum, hepiniz, çocuklarımızın 3 ay tatil yaptığında çalıştınız. Herkes, öğretmenler de 3 ay tatil yapıyor, zannediyor; ama yanılıyorlar. Okula hazırlık, plan, programların hazırlanması, seminerler, sınavlar derken aslında çok ta dinlenmiş, başlamadınız yeni eğitim ve öğretim yılına… Ancak, sevgili yavrularınızın, öğrencilerinizin ışıldayan ,sizlerden birşeyler öğrenmek için sevinçle bakan gözleri tüm yorgunluğunuzu unutturdu. Ağlayan, annelerinin kucağından sizlere gelen öğrenciler,babaların aman kızım, aman oğlum diyen; onlara kıyamayan sesleri… İşte sizler onların bu zor günlerinde anne ve baba olmak zorunda oluyorsunuz. Aslında bu bir zorunluluk değil! SEVGİ işi. Önce,her şeyden, eğitim ve öğretimden önce onların kalplerini fethetmelisiniz. Sadece çocuklar mı? Hayır! Ebeveynlerde size güvenmeli ve gönül rahatlığı içinde yavrularını emanet edebilmeliler. Çünkü,çocuklarımız en değerli varlıklarımızdır. Onların yerine başka bir seçenek koyamayız. Bu meslek sevilmeden yapılmaz, karşınızda enerji dolu birçok yavru… Onları kendi çocuklarımız yerine koyup, hem derslerimize zevk ve renk katmalıdır ki güçlükleri eritelim. Sınıfta duygusal iletişim, beden dilinden anlama çok önemli. Önce, çocukları hazır hale getirmelidir. Buna, eğitimde HAZIRBULUNUŞLUK denir. Öğretmen olarak, programı uygulamak ve belli bir düzeni tutturmak zorundasınız.Ancak, öğrenci ve mümkün olabildiği ölçüde ailesi ile iyi bir iletişim birçok sorunu çözecektir. Bunların dışında çocukların dikkatini çeken, onların konuşma ihtiyaçlarını karşılayan, dil gelişimine destek olan tekerlemeler önemlidir. Dikkat toplamak için,bilişsel gelişimi desteklemek için bilmeceler sorulabilir. Parmak oyunları da küçük kasların gelişimini destekler, ilgi çeken bir etkinliktir.Dikkati belli bir konuya çekmek için, öncesinde yararlanılabilir. Kıpır kıpır olan çocuklar, enerjilerini biraz boşaltmış olurlar. Sizlere örnekler sunmak istiyorum: PARMAK OYUNLARI DEDEMİN GÖZLÜKLERİ Dedem gözlüklerini kaybetmiş (ellerle gözlük yapılır, göze takılıyormuş gibi yapılır. ) Aramış, taramış bir de bakmış (arıyormuş gibi yapılır.) Başının üstünde değilmiymiş (yine elle gözlük işareti yapılarak, göze takılır.) ÖRDEK AİLESİ Bu baba ördek (baş parmak gösterilir.) Bu da anne ördek (diğer eldeki baş parmak gösterilir.) Bunlar da yavruları (elin diğer parmakları gösterilir.) Vak vak diyorlar (iki el üst üste konur gaga yapılır.) Derede yüzüyorlar (yüzme hareketi yapılır. ) Bir balık görünce yakalayıp, yiyorlar ( yeme hareketi yapılır. ) HİNDİ 1 küçük 2 küçük 3 küçük hindi 4 küçük 5 küçük hindi 6 küçük hindi 7 küçük 8 küçük 9 küçük hindi hindiler bitti, evlerine gitti, ellerini yıkadı, yemeğini yedi, dişlerini fırçaladı, yatağına yattı, uyudu.( sayılar sınıftaki öğrenci sayısı kadar sayılır, parmaklar kapatılarak yapılır. ) TEKERLEME ÖRNEKLERİ-4 ARABA Arabam dört teker Üstünde yük çeker Ağlasam duyar mı? Kornaya basar mı? Ağlama, bağlama Bu oyundan çıkma SAYILAR Bir, iki, üç, dört, beş. Altı, yedi, sekiz, dokuz, on. Git komşunun damına kon Sarı limon AYŞE Oooooo, bir şey duydum, kulağıma koydum. Kulağımdan çıkarıp altın tasa koydum, Altın tas, tahtaya bas, tahta çürük çivi tutmaz. Ayşe annesinin sözünden hiç çıkmaz. BİLMECE ÖRNEKLERİ -Dumanı tüter, isterse gider Balık değildir, denizde yüzer ( gemi ) -Çarşıdan aldım, bir tane Eve geldim ,bin tane ( NAR ) -Dallarıyla okşar, kucaklar ( AĞAÇ ) -Dizi dizi odalar birbirini kovalar ( TREN) -Rengi yoktur, sesi var, buluttan anası var ( YAĞMUR ) -Sağken yerinden ayrılmaz, öldükten sonra gezer (YAPRAK )
Çocuk nedir? sorusunun cevabını hocamız insan yavrusudur diye vermişti. Onu hiç unutamam.Tüm canlıların yavruları anne ve babaları için çok önem taşımaktadır. Belgesellerde ya da ilginiz varsa ilgili dergilerde aile hayatlarına büyük yer verilir. Yavruyu beslemek, onu üşütmemek, hayata hazırlamak için ard arda gelen değişik süreçlerin nasıl geçirildiğini az çok biliriz. Ençok rastladığımız kedi yavrularını annenin nasıl sahip çıkıp,yanlarına kimseyi yaklaştırmak istemeyip, köşe bucak sakladığına şahit olmuşuzdur. Biraz daha büyüyünce de aşamalı olarak serbest bıraktığını yaşamışızdır. Çocuk denen varlık, bizim geleceğimizdir. Sadece ailemiz olarak bireysel değer taşımayıp, yurdumuz ve tüm insanlık için çok büyük değer taşımaktadır. Dünyamız küçüldü, iletişim ve ulaşım araçlarının hızı ve etkin kullanımı ile her yere ulaşabilip, değer üretebiliyoruz. Bunlardan da tüm insanlık olarak faydalanabiliyoruz. Globalleşen dünyada pekçok şeye rahatlıkla ulaşabilme şansımız var. Teknolojinin gelişimi ile birlikte, insanlar sanal olarak pekçok bilgiye ulaşabiliyor, işlerini rahatlıkla planlayabiliyorlar, ancak, çocuklarının ruhuna inebilme ve çocuğunun her gelişim aşamasındaki ihtiyaçlarını farkedebilme, bu ihtiyaçlara uygun şekilde davranabilme, günlük hayatlarını planlama, temel ihtiyaçlarının neler olduğunu, önceliklerin neler olduğunu, yeterince ilgi gösterme, ya da çocuğu aşırı ilgi merkezi yapma noktasında yanlışların olduğunu farkedemiyoruz. Çocuğumuz en iyi okullarda okusun,yüksek başarılar elde etsin şeklinde aşırı bir şartlanma ile neleri kaçırdığımızın farkında olamıyoruz. Her yaşın ya da gelişim düzeyinin ihtiyaçları farklıdır, çocuğumuz uygun şekilde besleniyor mu? Tek yönlü mü besleniyor, beslenmenin sadece beslenme amaçlı olmaması gerektiği, bunun bir ritüelinin de olabileceği aklımıza geliyor mu? ailenin bir arada olmasının önemi, beslenme sırasında günlük paylaşımların konuşulması, yemekte uygulamalı olarak görgü kurallarının kazandırılması, çocuğun tanınması, anne-babanın model olma durumu, yemekte ses tonunun ayarlanması gerektiği, sağlıklı beslenme alışkanlığının kazandırılması, ailelerin bilinçli olması, obeziteden, kalp-damar hastalıklarından olabildiğince korunma, aile bireylerinin doğru iletişimle ruh sağlıklarının korunması, bazı hususların problem haline gelmeden basit iletişimle pas geçer gibi halledilmesi, aile bireylerinin kendilerini bir bütünün parçası olarak hissedebilmeleri ve sorumlulukların paylaşımı, bireylerin birbirlerini tamamlayıcı çalışma içinde olmaları, ekip olarak hissedebilme, birey olarak ta ayrıcalıkların olduğu,günlük yaşamla ilgili bilgilerin edinilmesi, deneyimlere yer verilmesi, temizlik alışkanlıklarının yaşanması, besin özellikleri, pişirme özelliklerinin irdelenmesi, yarar ve zararların konuşulması, çocukların ve arkadaşlarının doğru beslenmeye teşfik edilmesi, gibi hususların görüşülmesi, aile, çocuk, okul iletişiminin sağlıklı bir şekilde kurulması için toplumun en küçük parçası olarak yapılabilecekler hususlarının görüşülebilmesi gibi konular hemen aklımıza gelenlerdir. Belki, çocuk ve arkadaşlarının beslenmesi konusu ilginç gelebilir.Beslenmenin toplumsal yanının da olduğu hatırımızdan çıkmamalıdır. Hep gözden kaçırılır, çocuğun, gencin arkadaşlarının beslenmesi de etkileşim açısından önemlidir. Belki çocuğunuz okul çağında ise arkadaşları ile birlikte benzer beslenme yapması önemlidir. Örneğin, çocuk arkadaşları meyva getirmiyorsa, tüketmiyorsa, yada kantinde bulunmuyorsa ki genelde bulunmuyor, meyva yemek istemeyecektir. Bu nedenle veli-okul-çocuk birlikte işbirliği içinde olmalıdır. Okul kantininde ayran, süt, su tüketimi teşfik edilebilir, gazlı içecekler için önlem alınabilir. Yaşları küçük olan çocuklar yemekte matematik bile öğrenebilirler, bazı kavramlar öğretilebilir, şekil, yumuşak-sert, uzun-kısa, tatlı-ekşi, tuzlu-tuzsuz, içinde-dışında, kenarında-köşesinde, renk kavramları, bitki özellikleri gibi Burada sadece beslenme ile ilgili ilk aklımıza gelenlere yer verdim, her ailenin ortak özellikleri olsa da, aileyi oluşturan bireyler ve etkileşim tarzları farklı olmaktadır,her aile kendine özgü bir yapı taşımakta, geçmişten gelen çocukluk özellikleri ve aile yapıları ile farklılıklar ve belki de sorunlar taşımaktadır.Parçalanmış aile, engelli çocuğu olan aile, ikiz, üçüz ailesi olabilir, aileden uzakta çalışan ebeveyni olan aile olabilir, ailede kayıpları olan aile olabilir, her türlü olanakları iyi; ancak iletişim yanlışları olan aile olabilir, anne-baba dan birinin ya da ikisinin dominant olduğu,sorun yaşanabilen aile olabilir, aile çekirdek ya da büyük aile olup, her iki türde de sorun yaşayanlar olabilir. Gün boyu stresini yönetemeyen bir aile bireyinin etkilediği aile olabilir, toplumsal olarak cinsiyet rollerinin yanlış ya da abartılı tanımlanan bir ailede yetişmiş bireylerin etkilediği aile olabilir. Tek, çok çocuk olarak; çocuk olarak kaçıncı sırada yetiştiği önemli olan ailede büyüyen ebeveynlerden oluşmuş aile olabilir. Anne cinsiyet olarak ailede ezik olarak büyümüş ve bunların etkilerini yaşıyor olabilir, ya da eşler arasında eğitim ve yaş farkını belirli olarak yaşayan aileler, ailede süreğen hastalığı olanlar olabilir, kötü alışkanlığı olanlar, ekonomik sorun yaşayanlar ya da ekonomik durumu çok iyi olanlar olabilir. Örnekleri çoğaltmamız mümkün Çocuk, gelişimsel olarak önemli olan bazı kritik dönemlerden geçiyordur. Bu dönemin zararsız atlatılması ve belki de kaçırılmadan değerlendirilmesi gerekir