Kategori: Çocuk Gelişim Uzmanı

  • Disleksi-diskalkuli-disgrafi

    Disleksi-diskalkuli-disgrafi

    Kişinin zekasının normal veya normalin üstünde olmasına rağmen , yaşı , zekası ve verilen eğitime göre beklenen düzeyde öğrenememesi durumudur. Beyin görüntüleme tekniklerinin çalışmalarına göre dislektik olan bireyler , bilgiyi farklı bir biçimde işliyorlar. Sıralama yapma, okuma- yazma ve bilgiyi organize etme vb. Konularda çeşitli sorunlar yaşıyorlar.

    Öğrenme güçlüğü

    Okuma güçlüğü(disleksi)

    Matematik güçlüğü(diskalkuli)

    Yazmada güçlük(disgrafi) olmak üzere alt başlıklardan oluşmaktadır.

    Özel öğrenme güçlüğü genel olarak birey okula başladığı zamanlarda anlaşılmaktadır. Bunun en belirgin özellikleri de şöyledir;

    . (b-d) – ( p-q) harflerini (6-9) – (4-7) 5 rakamını ters yöne doğru yazma sayılarını ters algılama ve yazma

    .Okurken harf veya kelime atlama yada okurken harf veya kelime değiştirme

    . Yazım hataları ve düzensiz yazı yazma

    . Çarpım tablosunu ve saati ezberleyememe vb.

    . Dürtüseldir, planlamada zorluk yasar

    . Yeni bilgileri öğrenmede yavaştır, zorluk yaşar

    . Verilen komutları algılamada ve uygulamada sorun yaşar

    Okul Öncesi zamanlarda ise;

    . Gec konuşma

    . Yeterli kelime bilgisi oluşturamama

    .Sağ – sol karıştırma

    . Küçük kas gelişiminde gerilik ( düğme ilikleyememe, ayakkabı bağlayamama, kaşık , kalem tutmamada zorluk) vb.

    Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda sorun olan alanlara yönelik birebir özel eğitim alması gereklidir.

  • Özgül öğrenme güçlüğü (öğrenme bozuklukları)

    Öğrenme, insanın hayata gözünü açtığı andan itibaren başlayıp hayatı son bulana dek devam eden kişiden kişiye ve kişinin gelişimsel düzeyine göre farklılık gösteren kompleks bir süreçtir.(Korkmazlar,2011).

    Kişinin etrafındaki kişi ve olaylarla etkileşime girmesi sonucu onun hayatında belirli oranda oluşan davranım değişiklikleri öğrenme adını alır(Gür,2013).

    İlk öğrenme güçlüğü vakası, 1896 yılında Dr. Morgan tarafından “ konjenital kelime körlüğü” tanısıyla yayınlanmıştır. Morgan, 14 yaşındaki Percy’nin yaşıtları kadar sağlıklı olduğu halde hiçbir sözcüğü doğru okuyamadığını ve hatasız yazamadığını belirlemiştir. Bu vakanın adını bile “Percy” yerine “precy” diye yazdığını, ama 785.852.017’yi hemen okuyabildiğini, aritmetikte bir sorunu olmadığını bildirmiştir. Morgan bu durumun, yazılı ve basılı sözcükleri görsel hafızada depolayamamaktan kaynaklanabileceğini ileri sürmüştür (Akt. Korkmazlar, 2011).

    1920’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde Dr.Samuel Orton ve arkadaşları fiziksel açıdan hiçbir problemi olmayan ve zihinsel açıdan da normal olarak değerlendirildikleri halde okuma yazma öğreniminde zorluk yaşayan çocuklarla çalışmışlar ve bu durumu “Strephosymbolia” şeklinde adlandırmışlardır. (Akt. Korkmazlar, 2016).

    “Döndürülmüş Semboller” ve ya “ayna hayali” olarak tercüme edilen bu kavrama aşağıdaki şekil örnek olarak gösterilebilir. (Korkmazlar,2011)

    1900lü yılların ikinci çeyreğinde araştırmacılar tarafından öğrenme güçlüğü vakalarının insan vücudunun yönetim merkezi olan beynin tahribatından kaynaklanabileceği ve nörolojik problem olabileceği öne sürülmüştür. Normalden çok da farklı görünmeyen bu çocukların beynindeki tahribatın hafif seviyede olduğu öngörülüp bu durum için “minimal beyin hasarı” (minimal brain damage ) tanısı ifade edilmeye başlanmıştır(Clements 1973, Silver, 1993, Akt. Korkmazlar, 2011).

    Ancak ilerleyen araştırmalarda beyin tahribatı ispat edilemediği sebebiyle MSS işlevlerindeki bozukluğun öğrenme güçlüğüne zemin hazırladığı görüşü ağır basmış ve “Minimal Beyin Disfonksiyonu-MBD” terimi kullanılmıştır. Clements’in 1966 da MBD için yaptığı tanım da MSS işlevlerindeki farklılık ile fark edilip zeka seviyesi normal veya normalin üzerinde olan çocuklarda öğrenme ve/ve ya davranış problemleri şeklindedir(Akt. Korkmazlar, 2011).

    Nörolojik temelli birçok problem için bu terim uzun süre kullanılmıştır. Hiperaktivite, dikkat problemi, dürtüsellik, okuldaki sıkıntılar, duygusal problemler(Korkmazlar,2011).

    TANIM

    Özel Eğitim alanında Samuel Kirk bu tanımlamayı ilk kez yapan kişidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1962 yılında ilk defa Özgül Öğrenme Güçlüğü kavramını kullanmıştır(Çalış S, Karaca D.T, Karaca O,Yiğit G, 2018).

    Amerika Birleşik Devletleri’ndeki özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar için hazırlanmış kanunlarda öğrenme güçlükleri sözlü ve/ ve ya yazılı dilin kullanımı ve anlaşılmasını içeren ruhsal süreçlerdeki bir bozukluktur denmektedir(Akt. Korkmazlar, 2011).

    Öğrenme en öz haliyle bilginin edinilmesi olarak düşünülürse bilginin edinilmesi sürecinde zorlukların yaşandığı durumlar öğrenme güçlüğü olarak adlandırılabilir(Gür,2013).

    SINIFLANDIRMA

    DSM V Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabında Özgül Öğrenme Güçlüğü üç alt başlık şeklinde belirtilmiştir.

    • Kişinin akranlarından anlamlı şekilde farklı okuması; sözcüklerin yanlış-eksik okunması, yavaş ve takılarak okuma, okuduğu kısmı anlama (disleksi)

    • Kişinin anlatımının yazılı olduğu durumlarda akranlarından anlamlı derecede farklılık göstermesi; kelimeler, harfler arasındaki düzensiz boşluklar, harflerin yanlış yazılması, noktalama işaretlerinin yanlışlığı, (disgrafi)

    • Kişinin matematik becerilerinde akranlarından anlamlı düzeyde farklı olması; sayıların algılanmasındaki farklılıklar, aritmetik ezber problemleri (diskalkuli) American Psychiatric Association,2013)

    NEDENLERİ

    Beyin Hasarı : Bebeğin dünyaya geliş yolculuğunu kapsayan süreçlerde olaşabilecek etmenler

    Kalıtımsal etmenler: Araştırmacılardan bazıları öğrenme bozukluğu tanısı almış genç ve çocukların %25-60 ‘ında kalıtımsal etmenlerin olduğunu vurgulamıştır(Korkmazlar,2011).

    Nörolojik işlevlerde bozukluklar : Araştırmacılardan bazıları birden fazla alandaki fonksiyonel bozukluğun öğrenme güçlüğünü etkilediğini ve öğrenim sürecinin de 4 aşamayla açıklanabileceğini öne sürmüşlerdir(Altuntaş,2010).

    a. Giriş (input) aşaması, gelen bilgi ve uyarıların duyu organları ile beyine girip algılanmasıdır. Bunlar görsel, işitsel, mekânsal, dokunsal problemlerine sebep olabilir. Harfler ters şekilde (b-d, 6-9, u-n gibi) anlaşılabilir. Bütün kelime ters algılanılabilir. (koç değil çok ve değil ev gibi) Yönleri karıştırma sık görülmektedir(Korkmazlar,2011)

    b. İşlem (entegrasyon) aşaması: Gelen uyaranların kayıt edilmesi, düzenlenmesi, anlaşılması ve işleme koyulup yorumlanmasıdır. Bu aşamada sıralama, soyutlama ve düzenlenme meydana gelir. Öğrenme bozukluğu olan bireylerde ise belirtilen işlemlerin herhangi birinde ve/ve ya hepsinde problem görülmektedir. Gün, ay ve yıl kavramları ile seslerin alfabedeki sıralarının karıştırılması gözlemlenmektedir.

    c. Bellek (depolama) aşaması: Anlaşılan bilginin yeniden kullanılmak üzere depolandığı aşamadır. Öğrenme bozukluğu vakalarında kısa süreli bellek bozukluğuna sık rastlanır. Kısa süreli işitsel-görsel bellek bozuklukları genel olarak birlikte kendisini gösterir.

    d.Çıkış (output) aşaması: Bilginin ileti olarak beyin tarafından vücudun çeşitli bölümlerine (dil, motor faaliyet, hücre, kas vb.) gönderilmesidir. Kişide öğrenme bozukluğu varsa sözel olarak kendisini ifade etme, okuma, yazı yazma, bisiklet kullanma ve top oynama gibi etkinliklerde zorlanır.

    Hemisferler arası iletişim problemleri: Sol serebral dil işlevlerindeki problem disleksiye neden olabilir. Lakin sağ hemisfer işlevleri de yer-yön, sıralama, zaman kavramı, non-verbal iletişim) okuma-yazma öğrenimi noktasında benzer derecede önemlidir (Korkmazlar, 2011).

    Fonolojik fonksiyonlardaki sıkıntılar: Dil sisteminde en temel, en küçük yapı taşı fonem (ses)dir. Sözcüğün tanınıp, anlaşılması beynin fonolojik kısmında gerçekleşen kelimeyi seslerine ayırma işlemiyle mümkün olmaktadır. (Örnek: k…e…d…i…kedi). İfade edici dil kullanılırken bu durum kendiliğinden gerçekleşir. Okuma ve konuşma eylemleri fonolojik sürece bağlı olmakla birlikte konuşmanın doğal, okumanın ise sonradan öğrenilir olması ayırt edici önemli bir özelliktir. Harflerin seslere dönüşme işlemi okuma olarak adlandırılmakta, dislektik bireyler fonolojik işlevlerdeki problem nedeniyle bunu yapmakta güçlük çekmektedirler.(Demir,2005)

    Algısal problemler: Öğrenme güçlüğüne sahip bireylerde genel olarak duyu organlarında sıkıntı yoktur. Ancak bu bireyler uyaranların algılanması, tanımlanması ve bunları uygun tepkilerin gösterilmesinde güçlük yaşarlar.(Görsel, işitsel, dokunsal vb ). Benzer harflerin şekillerini(b,p ve d harflerinin karıştırılması) karıştırabilir, ters şekilde (3 yerine E yazılması) yazabilirler (Demir,2005). İşitsel algılamada ise duydukları benzer kelimeleri(çaba-çapa gibi) farklı ifade edebilirler(Altuntaş,2010).

    A tipik Beyin Asimetrisi: Öğrenme güçlüğünün sebepleriyle alakalı çalışmalarda sağ/sol beyin işlevleri, baskınlık, el baskınlığı ilişkileri de incelenmektedir. İddialardan biri de solak olup sağ hemisferi fazla gelişen bireylerin, bu bölgelerdeki kısıtlandırılmış yeteneklerinin çok gelişmesi sonucu öğrenme bozukluğu olmasına rağmen bu bireylerin üstün yetenekler göstermesidir.

    Metakognitif gecikme: Bir takım araştırmacılar bilişsel becerilerdeki olgunlaşma gecikmesinin özgül öğrenme güçlüğüne etken olabileceğinin öne sürmüşlerdir.

    SEMPTOMLAR

    Her çocuğun kendine ait özellikleri olduğu bilinse de özgül öğrenme güçlüğü tanılı çocukların genelinde aşağıdaki belirtileri görmek mümkündür.

    Zekâ dereceleri normal ya da normalin üstündedir.

    Bazılarında hiperaktivite eşlik ederken bazı durumlarda hipoaktive görülebilir.

    Dikkat süreleri kısa olmakla birlikte çabuk dağılır.

    Yönleri ayırt edemez, aradıkları yeri bulmakta zorlanırlar.

    Motorsal eş güdümleri ve el-göz eşgüdümleri zayıftır. Sakar hareketler sergileyebilirler.

    Görsel algı sıkıntıları vardır. Görsel figür-zemin ayrımında zorlanırlar ( harfleri ve satırları atlama)

    İşitsel algı problemleri görülür.

    Harflerin bazılarını ayrıştırmada güçlük çekerler. (b-d-p)

    Düzen/düzenleme sıkıntıları vardır.

    Akademik becerilerde bozukluk görülmesi sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.

    Okumayı güç öğrenilmesi, yavaş ve/veya hatalı okuma görülür.

    Okuduklarını anlama noktasında zorlanırlar.

    Yazım zorlukları yaşarlar. Noktalama ve imla kuralları yanlışları yaparlar. Matematik öğrenim zorlukları, çarpım tablosunu öğrenmede güçlük görülür.

    Eşyaları dağınıktırlar ve zamanı yönetimleri kötüdür.

    Aldıkları yönergeleri unutup hatırlayamazlar.

    Bazılarında dil gelişiminde gecikme olmakla birlikte kendilerini ifade etmede güçlük yaşarlar.

    Saati kolay öğrenemezler.

    Sosyal-duygusal davranış problemleri görülür. Düşünmeden davranma(dürtüsellik-impulsivite) özellikleri vardır. Arkadaşlarıyla geçinme ve iletişim sorunları ile karşılaşırlar. Değişikliğe kolay uyum sağlayamazlar(Akt. Korkmazlar, 2011).

    TANI YÖNTEMLERİ

    Psikiyatrik değerlendirme: Psikopatoloji durumunun varlığının incelenmesi, gün yüzüne çıkarılması gerekir.

    Tıbbi değerlendirme: Kişinin öğrenim kabiliyetini etkileyen tıbbi kaynaklı etmenlerin var olup olmadığı incelenmelidir.

    Psiko-pedagojik değerlendirme: Nöropsikolojik, zihinsel ve akademik becerilerin incelendiği değerlendirmedir. Çocuğun sürekli çevresinde olan kişilerle (anne, baba, öğretmen) görüşmeler yapılır. Bireyin güçlü ve zayıf taraflarının da ortaya çıkmasını sağlayan çeşitli testlerle kişinin durumu saptanır. Bunlardan en sık kullanılanları: WÇZÖ (Wisc-R çocuklar için zekâ ölçeği), Bender-Gestalt Görsel-Motor Algı Testi, Peabody Resim-Kelime Testi, Frostig Gelişimsel Görsel Algı Testi’dir.

    Ailenin değerlendirilmesi: Ailenin tutum, davranış ve beklentilerinin; eşler arasındaki ve/ve ya aile içindeki sorunların çocuğun akademik durumuna olumsuz etkisinin incelenmesini ifade eder(Korkmazlar,2011)

    Günümüzde ruh sağlığı hastalıkları sınıflandırması yapılan DSM V kitabına göre psikiyatri hekimleri tarafından tanı koyulmaktadır. Buna göre özgül öğrenme güçlüğü tanısının koyulabilmesi için bazı şartlar gereklidir. Bunlardan en önemlisi durumun düzeltilmesi için gerekli müdahaleler yapıldığı halde problemin en az 6 aydır sürmesi ve aşağıdaki belirtilerden en az birinin var olması gerekir:

    Kişinin sesli okuma esnasında çok fazla gayret sarf etmesi, kelimeleri takılarak ve doğru olmayan biçimde okuması,

    Okuduğu metni anlamakta güçlük çekmesi,

    Sözcükleri okurken ve/ve ya yazarken harflerde değişiklik yapması (sesli ve/ve ya sessiz harfleri atlama, olmayan harfleri ekleme)

    Anlatımın yazılı olduğu hallerde yazma düzeninin kötü olması, yazdıklarının anlaşılmasının zor olması,

    Aritmetik işlemleri yaparken güçlük çekmesi, sayılar arasındaki büyük-küçük kavramlarının ayırt edilmesinde sıkıntı yaşaması,

    Aritmetik akıl yürütme yapabilme yeteneğinin yetersiz olması, işlemleri uygulamakta zorlanması( DSM V Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı).

    ERKEN TANI

    Tıbbi olarak değerlendirilen tüm hastalık ve sorunlarda olduğu gibi erken tanı özgül öğrenme güçlüğü için de oldukça elzemdir. Okul öncesi dönemi kapsayan (kreş, anaokulu ve gündüz bakımevi) süreçte bakım veren, anne, baba, büyükanne, öğretmen tarafından akranlara oranla anlamlı farklılıklar tespit edilebilir. Gelişimin çok hızlı olduğu bu dönem atlanmamalıdır. İhtiyaç ve problem dâhilinde gerekli yönlendirmeler yapılıp müdahale ve/veya terapiye oldukça erken dönemlerde başlanılmalıdır (Altuntaş 2010,Demir 2005, Doğan 2012, Korkmazlar 2011).

    Özgül öğrenme bozukluğuna sahip bireylerle bir gerçekleştirilen bir araştırma sonucuna göre sadece %6,6’lık tanıların doğru olduğu bunun yanında %16,7 oranında ise bireylere normal dendiği ve/ve ya yanlış tanı konduğu belirtilmiştir. İstatiksel olarak ise tanının konduğu yaş (7;11) ve durumun fark edildiği yaş (6;9) arasındaki fark anlamlı bulunmuştur(p<0.005).(Korkmazlar,2011).

    TERAPİ YAKLAŞIMLARI

    Kephart Algısal-Motor Programı

    Kephart öğrenmenin temelinde motor becerilerin olduğunu savunmaktadır. Bu yaklaşım ile özgül öğrenme bozukluğu olan bireylerin, küçük kas, büyük kas, görsel-işitsel bellek ve beden algısının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Orta hattı izleme, gördüğünü kopya etme, el göz eşgüdümü, yön takibi görsel beceri etkinlikleri; denge tahtası, trambolin, yürüme çubuğu gibi büyük kas-denge etkinlikleri bu programda örnek olarak verilebilir(Reynolds ve Janzen, 2007, Akt. Korkmazlar, 2011).

    Getman’ın Eğitim Programı:

    Getman’a göre algı kavramı belirli gelişim aşamalarından geçer. Önce doğuştan gelen refleksler, (yakalama, moro refleksi, tonik ense refleksi vb.), büyük kas gelişimi(emekleme, yürüme), küçük kas gelişimi, el-göz koordinasyonu, göz motor gelişimi, konuşma-duyma eşgüdümü ile algısal gelişim aşamaları tamamlanır. Sonrasında kognitif ve soyut işlemlerin gelişmesi ile bilişsel olgunluğa erişilir. Getman’ın eğitim programı çoğunlukla genel eşgüdüm, el-göz eşgüdümü, denge, göz hareketleri, şekil algısı, görsel hafıza etkinlikleri içerir (Akt: Doğan, 2012).

    Frostig Görsel Algı Eğitim Programı:

    Dr. Marianne Frostig tarafından geliştirilen program algılama yetersizliklerin geliştirilmesine yönelik etkinlikler içerir. Program görsel-algıya önem verir. Algısal becerilerin kendiliğinden gerçekleşebilmesi sürekli tekrar ile mümkün olmaktadır. Frostig okuma becerisinin kazanılması için yalnızca sembollerin ayrımının yapılmasının yeterli olmadığını, harf-ses ilişkisi arasında bağlantı kurulmasının da gerekli olduğunu savunur. Kişinin okuduğunu anlaması görsel ve işitsel semboller ve bunların anlamsal çağrışımları ile gerçekleşir (Frostig, 1972, Akt. Korkmazlar, 2016).

    Algılamanın sağlanması için elzem olan başka bir beceri de dikkat becerisidir. Bireyin algıladığı şeye reaksiyon göstermesi dikkatini ona yöneltebilmesi ile mümkündür. Örneğin “b” harfinin şeklinin öğrenilmesi harfin biçim ve çizgilerinin ne yönde yapıldığına dikkatini verme ile kazanılır. Özgül öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin dikkat becerilerinin geliştirilmesi bu kazanımlar için olumlu olacaktır.

    Oyun şeklinde yönetilen Frostig eğitim yaklaşımında çocuklara önce sözel yönergeler verilir, yönergeyi alan çocukların görsel-motor faaliyetleri yapması beklenir. Bu şekilde dil becerileri, algılama becerileri ve motor becerilerinin geliştirilmesi çalışmaları birleştirilerek verilmektedir.

    Hazırlık çalışmasıyla başlanan eğitimde vücut kavramı, beden imajı, göz takibi ve çeşitli vücut hareketlerini geliştirmeyi hedefleyen etkinlikler yer alır(Doğan,2012).

    Duyulara Dayanan Eğitim:

    Bedensel, görsel, işitsel duyulara dayanan eğitimsel programdır. Çocuğun harfi görmesi, adını duyması, ifade edip parmağı ile üstünden gitmesi ve söyleyerek yazması gerekir. Okuma-yazma öğretimi bu şekilde birlikte verilir (Gearheart 1986, Jones 1991, Myers ve Hammill 1976, Shepherd ve Uhry, 1993, Akt: Korkmazlar,2016).

    Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı:

    Piaget çocuğun 2-6 ay arasında sese tepki göstermesi gerektiğini, 6 ay civarında ses çıkarmayı bırakmışsa işitsel alışverişte sorun olduğunun düşünülmesi gerektiğini söyler. Her çocuk belirli bir sıraya, aşamaya göre öğrenir. 60 aylık bir çocuğun 12 resimden 9 tanesinde aynı ve farklı durumları algılamalıdır. Bu becerinin yapılamaması öğrenme güçlüğü açısından risk anlamına gelmektedir(Gang 1983; Akt: Korkmazlar, 2016).

    Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğrenme Güçlüğü Destek Eğitim Programı

    Program, zihinsel bir problemi olmayan ancak akranlarına oranla onlardan anlamlı şekilde okuma-yazma veya matematik becerilerde düşük başarı sergileyen özgül öğrenme güçlüğüne sahip bireylerin genel özelliklerine göre hazırlanmıştır.

    Program ile :

    1. Öğrenmeye hazır bulunuşluk seviyelerinin artırılması

    2.Okuma ve yazma becerilerinin artırılması

    3. Matematiksel kavramların günlük yaşamda kullanılması,

    4. Mukayese, problem çözme, akıl yürütme vb. becerilerin artırılması amaçlanmıştır(MEB,2008)

    DİSLEKSİ

    Kelimelerin doğru tanınmaması ve ya akıcılığının bozuk olması, ifade edilme aşamasında güçlük çekilmesi durumları disleksi ile adlandırılmaktadır(DSM V Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı,2013).

    Disleksi, köken olarak nörobiyolojik olan özel bir öğrenme engelidir. Kelimeleri doğru ve / veya akıcı tanıma ve zayıf yazım belirtileri ile karakterizedir(International Dyslexia Association,2012) .

    KLİNİK GöRÜNÜMÜ

    Pek çok özellik bakımından değerlendirildiğinde akranlarıyla aynı gibi görünen özelliklere sahiptirler.

    Zekâ düzeyleri normal ve/ve ya üstündür.

    Nörolojik hastalıkları yoktur.

    Sosyo-kültürel çevreleri, aile yapıları, okul-eğitim faktörleri açısından dezavantajları yoktur.

    Ancak okumanın öğrenilmesi, yazmanın öğrenilmesi ve ya her ikisinin birden öğrenilmesi noktasında güçlük çekmektedirler. Sınıflandırma ve/ve ya ayrım yapma dediğimiz temel zihinsel beceriler onlar için karmaşık olabilmektedir. Üst-Alt, Sol-Sağ, b-d-p harfleri dislektikler tarafında karıştırılabilmekte ve birbiri yerine kullanılabilmektedir.

    “Derin Disleksi” denen aynı anlamsal gruptan sözcükleri birbiri yerine okuyup yazabilirler. (çatal/kaşık, halı/kilim, teyze/amca gibi.) Sözcüklerde bazı sesleri atlayabilir, sesleri birbiri yerine kullanabilirler.(para-pra, ile-eli gibi). Harfler gibi hecelerin de atlanması, birbiri yerine okunması durumları da karşımıza çıkabilmektedir. Bunların yanı sıra dislektikler kelime gruplarını ters dönmüş şekilde yazıp ters gördükleri için okuyamayabilirler. “Her çocuk özeldir” filminde olduğu gibi tutulan ayna ile her şey normale dönüp okuma gerçekleşebilmektir(Her Çocuk Özeldir, Aamir Khan, 2007). Okuduğunu anlama ve anlatma, noktalama işaretlerini kullanma karşılaştıkları diğer güçlükler olarak belirtilebilir. Her çocuğun birbirinden ayrı olduğu unutulmamalı, her dislektik bireyin bu belirtileri göstermesi beklenmemelidir(Korkmazlar,2011)

    GÖRÜLME SIKLIĞI

    Her toplumda görülme sıklığı farklı olmasına rağmen özgül öğrenme güçlüğü olan kişilerin %80’inini dislektikler kapsamaktadır(Fielding-Barnsley, 2000:Akt. Altuntaş,2010). Genel olarak, okul yaşındaki çocuklar arasında disleksi %10 oranında çıkmaktadır. Farklı ülkelerde ise; İspanya %3-4, İngiltere ve İskoçya %5, İskandinav ülkeleri %10, A.B.D. %4-15 ve Kanada %10-16 oranında disleksili bireyler barındırmaktadır. (Bingöl, 2003)

    Ülkemizdeki bu rakam Bingöl tarafından yapılan araştırmada okul çağı çocuklarının %2’sinin dislektik olduğu şeklinde bulunmuştur(Bingöl,2003). Dağılım cinsiyete göre farklılaşmakla birlikte disleksiye kızlara nazaran erkeklerde 4-6 kat daha fazla rastlanmaktadır.(Fielding-Barnsley, 2000: Akt.Altuntaş,2010).

    SINIFLANDIRMA

    Literatürde disleksinin sınıflandırılmasıyla alakalı en fazla kullanılan üç temel sınıflandırma vardır. Bunlar kişilerde karşılaşılan sorun ve bu durumun sebebine göre ayrılmıştır.

    1. Hemisfer İşlevlerine Göre Sınıflandırma

    Dislektik kişiler hemisfer fonksiyonlarına göre L-tipi ve P-tipi olmak üzere ikiye ayrılır. Buradaki temel nokta kişinin sağ hemisfer kaynaklı mı yoksa sol hemisferden kaynaklı mı sorun yaşıyor olmasıdır. Dislektik bireylerin yaklaşık %65’i L-tipi ve ya P-tipi dislektik olarak tanılanmaktadır(Strien, 1997:Akt Doğan,2010).

    a. L-Tipi Disleksi

    L-tipi disleksi, sağ hemisferin az sol hemisferin fazla gelişmesiyle ilgilidir. Bu çocuklar, okuma öğreniminin ilk adımından itibaren sol hemisfer stratejilerini kullanmaya çalışır; okuma becerisinin, sağ hemisferin yardımını gerektiren ilk basamağını es geçerler. L-tipi dislektikler, okuma öğrenimi sürecinin ilk anından itibaren zorluk yaşarlar. Hızlı ama hatalı okurlar (Strien, 1997:Akt. Altuntaş,2010).

    b. P Tipi Disleksi

    P-tipi disleksi L-tipinin aksine sağ hemisferin daha fazla sol hemisferin ise az gelişmesiyle ilgilidir. Okumayı öğrenme aşamasında değil de ilerledikten sonra problemler yaşamaya başlarlar. Bunun sebebi ise yapılması gereken hemisfer değiştirme işlemini yapamamalarıdır. L-tipi dislektiklerin aksine P-tipi dislektik bireyler yavaş okur ama doğru okurlar (Strien, 1997:Akt. Altuntaş,2010).

    2. Gelişimsel ve sonradan edinilmiş disleksi

    a. Gelişimsel Disleksi

    Rastlanmış beyin hasarı olmadığı halde okumayı öğrenme esnasında beliren, yeterli eğitim ve çevre olmasına karşılık gelişen ve çocukluk döneminden itibaren yaşanan, biyolojik temelli bir zorluk olarak ifade edilmektedir (Bingöl, 2003).

    b. Sonradan Edinilmiş Disleksi

    Okumayı öğrenmiş ancak beynin hasara uğraması sonucu zihinsel işlevlerin zarar görmesi ve ya yok olması sonucu görülen okuma güçlüğüdür(Gustafson ve Samuelson, 1999:Akt. Altuntaş,2010).

    3. Algısal Temelli Sınıflandırmalar

    Algısal problemlerden olan bu grupta görsel, işitsel ve karma disleksi olmak üzere 3 alt başlık yer alır.

    • Görsel Disleksi

    Görsel algılamada karşılan problemler okumayı öğrenmeyi negatif etkiler. Bu gruptaki kişiler görsel ayrımlaştırma zorluklar yaşar. Bu sebeple yazılışı benzeyen harf ve kelimeleri karıştırırlar. Verilen harflerden sözcük üretmek, görsel hafıza kullanmak, hızlı okumak, yapboz yapmakta güçlük çekerler(Johnson ve Myklebust, 1967: Akt. Altuntaş,2010).

    • İşitsel Disleksi

    Okuma becerisi görsel sembollere dayanmasına rağmen birçok işitsel nokta okumanın öğreniminde oldukça önemlidir. Bu gruptakiler fonetik analizlerde güçlük çekerler. Okunuşu birbirine yakın harf ve sözcükleri ayırt edemezler. İşitsel çıkarım yapamazlar. Duydukları sözcüklerde bulunan sesleri belirlemekte zorlanırlar. İşitsel hafıza sorunları olan bu bireylerin harfin sesini ve ya bir sözcüğün okunuşunu unutmaları karşılaşılabilen bir olaydır. (Johnson ve Myklebust, 1967: Akt. Altuntaş,2010).

    • Karma Disleksi

    Hem görsel dislektiklerin hem de işitsel dislektiklerin yaşadığı yaşarlar. Hem harflerin hem sözcüklerin yazımı hem de harflerin seslerini hatırlamada zorlanırlar(Sarıpınar,2006).

    TEDAVİ

    ÖZEL EĞİTİM

    Özgül öğrenme güçlüklerinin tedavisinde genel olarak özel eğitim uygulaması faaliyettedir. Bu programda her öğrenci için o öğrencenin performansına uygun o öğrenciye özel Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP) hazırlanmalıdır.

    Özel eğitime ihtiyaç duyan bireylere yönelik hazırlanan program bireyin, ailesinin ve öğretmeninin ihtiyaçlarını içerir.

    Bireyin o zamanki performansı, kısa dönemli hedefler, uzun dönemli hedefler, süre, uygulanacak yöntemler programın içinde barındırması gereken temel unsurlar olarak söylenebilir(Altuntaş,2010).

    Güçlüğe sahip öğrencinin durumuna göre akranlarıyla aynı sınıfta yer alacağı en az kısıtlayıcı ortam olarak değerlendirilen kaynaştırma uygulaması da ülkemizde faaliyette bulunan yöntemlerden birisidir.

    PASS TEORİSİ

    J.P.Das’a göre disleksi ve diğer okuma güçlüklerinin bilişsel süreçlerde yaşanan problemlerle yakından ilgisi vardır. Öğrenme güçlüklerinin tedavisinde de Pass teorisinin yararlı olacağını ileri sürmektedir.(Das,2009)

    Rus nöropsikolog ve tıp doktoru Luria’nın beynin işlevleriyle alakalı yaptığı incelemeler ve bugüne dek yapılan beyin görüntüleme çalışmalarının bulguları Pass teorisinin temellerini ortaya koymaktadır. PASS teorisi, günümüzde var olan geleneksel zeka teorilerine bir alternatif olması amacıyla ortaya atılmıştır. Teori, bilginin zekâ testlerinde ortaya çıkan durağan bir yetenek değil de bilginin harmanlanıp işlenmesiyle ilgili hareketli bir süreç olduğunu iddia etmektedir.

    PASS teorisi zekayı; Planlama (planning), Dikkat (attention), Eşzamanlı (simultaneous) ve Ardıl (successive) işlemleme olarak 4 zihinsel sürece dayandırmaktadır.

    Planlama(planning): Planlama sürecinin yönetimi Frontal lobumuzdadır. Bir problemin çözümüne ilişkin çözüm önerileri, bir etkinliğin sürdürülebilmesi, yakınını kaybetmiş birine ne söylenmesi gerektiği vb. konulara ilişkin kararlar vermemiz gerektiğinde kullandığımız süreçler planlama süreçleridir.

    Dikkat(attention): Beynin Frontal lobu ve korteksin alt bölümleri tarafından yönetildiği düşünülen bireyden istenen uyanıklık düzeyi ve uyarıcıya odaklanmasından sorumlu kognitif süreçler bütünü olarak açıklanabilir.

    Eş zamanlı işlemleme(simultaneous): Beynin arka bölümündeki parietal ve oksitipal loblarla alakalı olan süreç farklı şekilde gelen uyaranların gruplandırılması, bir bütün haline getirilmesini kapsar.

    Ardıl işlemleme(successive processing) : Gelen uyaranların tek tek ve sırasına göre işlemlenmesini içeren süreçtir. demokrasi kavramını tanımlamak için konuya ilişkin bilgilerin bir araya getirilip aktarılması eş zamanlı işlemleme(simultaneous), kitaptaki demokrasi tanımının kelimesi kelimesine ezberlenmesi ise ardıl işlemleme(successive processing) sürecine örnektir(Akademi Disleksi, Saraç,2014)

    PREP EĞİTİMİ

    Okuma güçlüğünün Pass teorisinde yer alan eş zamanlı işlemleme ve ardıl işlemleme (successive processing) süreçlerinden kaynaklandığını savunan program bu iki süreç üzerine kurulmuş ve okumanın güçlendirilmesi hedef alınmıştır.

    PREP, okuma eğitimi almasına rağmen kronolojik yaşından beklenen seviyede okuma yapamayan çocuklara uygundur. Bu sebeple 2. Sınıf ve sonrasında yer alan çocuklara uygulamaya başlanacak şekilde hazırlanmıştır.

    PREP, 4 adet Ardıl İşlemleme (successive processing) ve 4 adet Eşzamanlı İşlemleme (simultaneous) etkinliği içermektedir. Her etkinlik için hem okuma becerisinin gerekli olmadığı Global çalışmalar hem de okumayla ilişkili stratejilerin yer aldığı Köprü çalışmaları bulunmaktadır. Bu çalışmalar da kendi içinde üç zorluk derecesine göre ayrılmıştır. Bu şekilde öğrencinin hem o alanda strateji üretmeyi öğrenmesi hem de her etkinlikte kendisine uygun seviyeden başlayarak ilerleyebilmesi hedeflenmektedir.

    PREP eğitimcinin yapmasını gerekeni net ve açık olarak belirterek standardı tutturmayı ve öğrencilerin verilen yönergeyi tam anlamıyla kavradığından emin olunmasını hedef edinmiştir.(Akademi Disleksi,2018)

    ÖNERİ

    Okuldaki ders esnasında tahtaya yazılan ifadeleri deftere geçirmekte zorlanma yaşanabilir. Bunun için notların yazılı, büyük puntolu ve renkli şekilde verilmesi daha fazla işe yarayacaktır.

    Yaptıkları olumsuzluk ve yanlışları görmeyip yapılan olumlu davranışlar olumlu olarak pekiştirilmeli, birey bolca övülmeli özgüven anlamında desteklenmelidir.

    Çok uzun ve karmaşıklık içeren cümleleri aklında tutma ve uygulamaya geçirme aşamasında zorlanabilirler. Bunun yerine daha kısa ve net cümleler kullanılmalı, istenen davranış için komutlar aynı anda en fazla iki tane verilmelidir.

    Öğretim süreci görsellerle desteklenmeli, ödev ve sorumluluklarını içeren resimler hatırlatma amacıyla odasına ya da sürekli görebileceği yerlere asılmalı ve bol tekrar yapılmalıdır.

    Uyum ve koordineli bir şekilde oluşturulan gruplara dahil edilmesi deneyim ve akran öğretimi konularında onlara fayda sağlayabilmektedir.

    Konuların materyallerle desteklenmesi, çocukla birlikte materyal çalışmaları yapılması yaşayarak öğrenme açısından deneyim kazandırabilir, unutkanlık problemini azaltabilir.

    Yapboz, sıralama, yerleştirme içeren oyunlarla görsel bellek düzeyine katkı sağlanabilir.

    Kelime sayıları şeklinde bir oyunla işitsel-zihinsel bellek kapasitesi artırılabilir.(siyah kalem-iki kelime, annenin saçındaki toka-üç kelime)

    Okumayı kolaylaştırmak amacıyla sadece okuması istenen cümle açıkta bırakılıp diğer kısımlar kapatılarak odaklanma ve doğru okuma yüzdesi artırılabilir(Green ve Reid,2017).

    KAYNAKÇA

    Altuntaş F. (2010) Sınıf Öğretmenlerinin Disleksiye İlişkin Bilgileri Ve Dislektik Öğrencilere Yönelik Çalışmaları, Yüksek Lisans Tezi.

    Akademi Disleksi,2018 , https://www.turkceprep.com/sayfa/pass-teorisi/, 01.12.2018 tarihinde erişilmiştir.

    Akademi Disleksi,2018, https://www.turkceprep.com/sayfa/prep-nedir/, 01.12.2018 tarihinde erişilmiştir.

    American Psychiatric Association (2013). Diagnostic and Statictical Manual of Mental Disorders (Fourth edition).

    Bingöl A, (2003), Ankara’daki İlkokul 2. Ve 4. Sınıf Öğrencilerinde Gelişimsel Disleksi Oranı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası Cilt 56, Sayı 2, S. 67-82

    Çalış S, Karaca D.T, Karaca O,Yiğit G, (2018), Disleksi Özgül Öğrenme Güçlüğü, 1.basım, İstanbul.

    Das J.P,(2009), Reading Difficulties and Dyslexia An Interpretation For Teachers

    Demir, B. (2005). Okulöncesi ve ilköğretim birinci sınıfa devam eden öğrencilerde özel öğrenme güçlüğünün belirlenmesi. (Yayımlanmış yüksek lisans tezi). Marmara Üniversitesi, İstanbul.

    Green S. , Reid G. (2017), Disleksi ile Başa Çıkmak İçin 100 Pratik Öneri, Arkadaş Yayınevi,Ankara

    Gür,G (2013), Disleksili Bireylerde Erken Tanı Konmasının Önemi Ve Disleksi Eğitimlerinde Yurt İçi Ve Yurt Dışı Uygulamaların İncelenmesi Ve Karşılaştırılması, Yüksek Lisans Tezi

    International Dyslexia Association, (2012) https://dyslexiaida.org/definition-of-dyslexia , 29.11.2018 tarihinde erişilmiştir.

    Khan A, (2007), Her Çocuk Özeldir, Hindistan.

    Milli Eğitim Bakanlığı, (2008), Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezi Özel Öğrenme Güçlüğü Destek Eğitim Programı, Ankara

    Korkmazlar, Ü.(2011) Ben Hasta Değilim: Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarının Psikososyal Yönü, Güncellenmiş İkici Baskı, 182-196

    Korkmazlar, Ü. (2016) Farklı Gelişen Çocuklar, Güncellenmiş 3.basım, 105-119

    Saraç S.(2014), Okuma Güçlükleri ve Disleksi, Psikoloji Çalışmaları /Studies in Psychology

    34-1 (2014) 71-77

    Sarıpınar E.G. , (2006) , “Özgül Öğrenme Güçlüğü: Okuma Güçlüğünde Akademik Beceri Ve Duyusal-Motor İşlevleri Değerlendirme Testlerinin Kullanılabilirliği”, yayımlanmamış Yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara

  • Ergen anne babası olmak

    Ergenlik dönemi (buluğ çağı) 10-11 yaşlarında arasında başlayaran dalgalanmaların yoğun görüldüğü zor bir dönemdir. Bu dönem hem ergen için hem de ergenin ailesi için zorlu bir süreçtir. Aile ergeni anlamakta güçlük çekerken, ergen anlaşılma duygusunu tam olarak yaşayamadığını düşünür. Ebeveyn bu dönemde, çocuğunu iyi tanır ve bu dönem özelliklerini bilirse ebeveyn-ergen çatışmaları o denli az olacaktır.

    ERGENLİK NEDİR?(Adolescence)

    ERGENLİK DÖNEMİ: Erinlik ile başlayıp yetişkinliğe kadar süren hızlı bedensel, zihinsel, sosyal değişiklikleri kapsayan, çocuklukla yetişkinlik arasında bir geçiş dönemidir. Bu dönem, doğduğu andan itibaren sürekli gelişim içinde olan bireyin en önemli ve en uzun gelişim dönemidir.

    Gençliğe adım atan bireyler ne isterler?

    * Fark edilmek
    * Özel olmak
    * Takdir edilmek
    * Saygı duyulmak
    * Hatırlanmak isterler.

    Ergenlerde hangi kaygılar görülür?

    * Sağlıkla ilgili kaygılar
    * Kişilik-benlik oluşumu ile ilgili kaygılar
    * Aile ve ev yaşamı ile ilgili kaygılar
    * Sosyal ilişkilere yönelik kaygılar
    * Okulla ilgili kaygılar
    * Meslek seçimi ile ilgili kaygılar

    Ergenlik döneminde ne gibi değişiklikler oluyor?

    * Fiziksel Değişimler
    * Zihinsel Değişimler
    * Duygusal ve Sosyal Değişimler

    Ben Merkezci Düşünce Biçimi

    * Dünyaya kendileri açısından bakar ve tepki verirler. (“Ben her şeyle başaçıkabilirim, bana bir şey olmaz” vb.)

    * Bazı yaşantıların sadece kendilerine ait olduğunu düşünürler. (“Anne, sen aşık olmanın ne demek olduğunu bilemezsin” vb.)

    * Ben merkezci düşünce özellikleri 11 yaşında başlar, 13-14 yaşlarında doruk noktasına ulaşır, 20-21 yaşlarında kaybolur.

    Kimlik Gelişimi

    * Ben kimim?
    * Nasıl bir yetişkin olacağım?
    * Toplum içindeki yerim nedir?
    * Hangi mesleği seçmeliyim?
    * Politik, dini, cinsel tercihim ne? vb. sorular sorarlar

    Ergen bu süreç boyunca, içinde bulunduğu çevre koşullarından, ailesinden, arkadaşlarından, öğretmenlerinden ve genel olarak toplumdan etkilenir. Kimliğini kazanması için ergenin başlangıçta bir yetişkin modele ihtiyacı vardır. …

    Arkadaşlık ve karşı cins arkadaşlığı

    * Arkadaşlık kurma, arkadaşlığı sürdürme
    * Gruba ait olma, kabul görme
    * İletişim becerilerini kazanma
    * Kendini tanıma, farkındalık kazanma
    * Olumlu benlik algısı
    * Empati
    * Sosyal onay
    * Bağlanma

    Ergen bu dönemde ailesinden yavaş yavaş kopar ve kendisi gibi düşünen ve kendisini anlayabilen arkadaşlarına yönelir. Arkadaşlık ve karşı cins arkadaşlığı sürecini yaşarken de yukarıda belirtilen kazanımları elde etmeye başlar….

    Duygusal ve Sosyal Gelişimde Hangi Özellikler Görülür?

    * Bağımsızlaşma, özerklik kurma. Topluma, özellikle yetişkinlere baş kaldırma isteği
    * Statü sahibi olmak
    * Risk alma, gizlilik, uçları yaşama, yasak olana özenme
    * Rest çekme
    * Aşırı hassasiyet ve alınganlık
    * Asabi davranışlar, çabuk sinirlenme, inatçılık, sabırsızlık
    * Aldırmazlık, boş vermişlik, dağınıklık, unutkanlık

    * Güvensizlik ve yetersizlik duyguları, kararsızlık, huzursuzluk
    * Hayal kurma, gündüz rüyaları
    * Argo konuşmalar
    * İlgilerde çeşitlenme
    * Eğer genç anne-babası, öğretmeni ve yakın çevresindeki diğer yetişkinler tarafından sürekli eleştiriliyor ve yargılanıyorsa, “anlaşılmadığına” dair inancı pekişir ve onlardan uzaklaşır.
    * Kendini anlayış ve hoşgörü bulabileceği, kendini yakın hissettiği en yakın gruba yönelir

    Ergenliğin sonlanması

    Ergenliğin sonlarına gelinen bu dönemde, ergenin gelişim görevlerini tamamlayarak bu davranışları göstermesi beklenebilir.

    * Dengeliliğin artması
    * Problemleri karşılama yöntemleri
    * Yetişkinlerin müdahalelerinde azalma
    * Duygusal sakinliğin artması

    * Gerçekçiliğin artması
    * Topluma karşı sorumlu bir davranış kazanmayı istemek ve buna ulaşmak
    * Kişinin kendi fizik yapısını, erkek ya da kadın cinsel rolünü kabul etmesi bu role uygun davranış geliştirmesi
    * Ana babasından ve diğer yetişkinlerden duygusal olarak kopup bağımsızlığını kazanması
    * Bir meslek seçebilmesi

    * Toplumsal yetişkin bir birey olabilmek için gerekli bilgi ve yetenekleri kazanması
    * Duygusal bağımsızlığı kazanma ve kendisi ile ilgili önemli kararları kendi başına verebilmesi

    “DÜNYADA ERGEN OLMAKTAN DAHA ZOR BİRŞEY VARSA O DA ERGENİN ANNE BABASI OLMAKTIR.”

    Anne baba – ergen çatışması

    “Fırtına ve stres” kavramlarıyla karakterize edilen ergenlik, kaçınılmaz duygusal çatışma ve çelişkiler dönemi olarak değerlendirilmektedir. Bağımsızlık kazanma duygusal anlamda evden ve aileden bağımsızlıktır. “Bana küçük bir çocukmuşum gibi davranıyorsunuz” cümlesi ergenlerden sık sık işitilen yakınmadır.

    Genç gücü ele geçirmeye, ebeveyn de denetimi yitirmemeye çabaladıkça çatışma ve gerginlikler kaçınılmaz olarak yaşanmaktadır. Ergenlerin bağımsızlaşma amacıyla yaptıkları girişimler sıkıntı (stres) yaratabilir ve aileye üzüntü yaşatabilir.

    Ancak bağımsızlık ergenlik döneminde kazanılması gereken önemli yetkinliklerden biridir. Gencin yaşantısını bir yetişkin olarak sürdürebilmesi gerekli yaşam becerilerini kazanıp kendini gerçekleştirmesi için gereklidir. Ebeveynler ve ergenler için engebeli, duygu, düşünce ve davranışlar açısından iniş-çıkışlı geçen bu dönemde sıkıntılar yaşanması normaldir. Bu durum aileler için bir alarm niteliğinde olmamalıdır.

    Ergenlik döneminde genç sosyal çevrenin arkadaş gruplarının etkisi altında olsa da aile en temel ve güvenilir kaynaktır. Bu sürecin sonunda gencin kendi ayakları üzerinde durabilen sağlıklı bir yetişkin olmasında anne baba tutumları önem taşımaktadır.

    BASKICI TUTUM

    Anne baba, çocuk üzerinde güç kullanarak istediğini zorla yaptırır.

    Baskıcı tutum yöntemleri:

    * Aşırı koruma
    * Kontrol etme
    * Sürekli akıl verme
    * Bağırma
    * Tehdit etme
    * Sevgiyi esirgeme
    * Ceza
    Baskıcı tutumlar ergende korku çekinme sorumsuzluk ve bencillik gibi duygulara yol açabilir.

    TAVİZKAR TUTUM

    Çocuk, anne baba üzerinde güç kullanarak istediğini zorla yaptırmak ister.

    Çocukların kullandığı yöntemler:
    * Tutturma
    * Duygu sömürüsü
    * Şantaj
    * Anne-baba çaresiz kalıp çocuğun isteklerine boyun eğer.

    Tavizkar tutum da ergende bencillik, sorumsuzluk, doyumsuzluk gibi davranışlara yol açabilir.

    İLGİSİZ TUTUM

    Anne baba çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarını yok sayar, ihtiyaçlarıyla yeterince ilgilenmez.
    İlgisiz tutum yöntemleri:
    * Anne baba çocukla yeterli ve kaliteli iletişim kurmaz.
    * Çocuğu yetiştirirken neredeyse hiç yöntem kullanmaz.

    YETKİN TUTUM

    Bu tutumlar içinde en sağlıklı tutum yetkin tutumdur. Anne baba olumlu ve uygun iletişim ve disiplin yöntemlerini kullanarak çocuğu yetiştirir.

    Yetkin tutum yöntemleri:
    * Anne-baba-çocuk birbirleri üzerinde güç kullanmazlar.
    * Birbirlerinin istek ve ihtiyaçlarına ilgisiz kalmazlar.
    * Anne baba gücünü çocuğu güçlendirmek ve desteklemek için kullanır.
    * Ailedeki herkesin duygu, düşünceleri dinlenir.
    * Çocuğun bir birey olduğu kabul edilir.
    * Çocuğun sorumluluk alabileceğine güvenilir.
    * Çocuk sorun çözmeyi öğrenir.
    * Kendine ve çevresine güvenir.
    * Anne-baba çocuğa uygun sınırlar koyarak çocuğu korur.
    * Çocuğa güven ve destek vererek onun kendine olan güvenini artırır.

    Ergenle iletişim

    * İletişim karşılıklı bilgi üretme aktarma ve anlamlandırma sürecidir.
    * Ergenlik döneminde ebeveyn–ergen ilişkisinde iletişimi koparmamak ön koşuldur.

    İYİ BİR İLETİŞİM İÇİN…..

    Etkin dinleyin:
    * Dikkatli dinleyin, dinlediğinizi belli edin. Bu şekilde kendisini önemli hissedip kabul edildiği duygusunu yaşayacaktır.
    * Empati kurmaya çalışın.
    * Açık ve net cümlelerle sorunu dile getirin ne yapması gerektiğini söylemeyin.
    * Uzun nutuklar yerine kısa konuşmaları tercih edin.
    * Dinlerken başka şeylerle ilgilenmeyin göz teması kurun.

    İletişimde etkin dinlemenin önemi:
    * Ergenin olumsuz duygularının kabulünü sağlar.
    * Ergenin duygularını ifade etmesine yardımcı olur.
    * Yetişkin ile ergen arasında sıcak bir ilişki kurulmasını sağlar.
    * Sorunların çözümlenmesini sağlar.
    * Ergenlerin anne babaların düşüncelerine değer vermelerine yardımcı olur.
    * Ergenin bireysel farkındalık sağlamasına yardımcı olur.

    AİLELER ERGENİ NASIL DESTEKLEYEBİLİR?

    Çocuklarının yetişkinliğe sağlıklı bir geçiş yapabilmeleri için, ailelerin dikkat etmeleri gereken bazı hususlar önem taşımaktadır:
    * Çocuklara sevgi ve güven dolu bir ev ortamı sunmak,
    * Çocuklara yaşlarına uygun bağımsızlıklar vermek, özgürlükler tanımak,
    * Çocukların kendilerine güven duyabileceği fırsatlar yaratmak,
    * Kazanılması istenen davranışlar için çocuklara örnek ve rehber olmak,
    * Sınırlar ve özgürlükleri hakkında çocuğa bilgi vererek, disiplin anlayışı kazandırmak,
    * Çocukları ergenlik dönemi özellikleri hakkında bilgilendirmek,
    * Hazırlıklara erken başlamak, çocuklarını ve kendilerini ergenlik dönemine hazırlamada aileler için en iyi yoldur.

    BU DÖNEMDE ERGENE YAPILABİLECEK EN ETKİN YARDIM…….

    Onun sevildiğini,anlaşıldığını,kabul edildiğini,fark edildiğini,gerekli olduğunu,önemli olduğunu,ona bağımsızlık ve sorumluluk verildiğini fark ettirebilmektir.

  • ”bedenim bana özel” mahremiyet

    “Mahremiyet’’… Çocukların kendisinin ve diğer insanların özel alanının farkına varması, sosyal hayatın içinde kendi özel alanını koruması, diğer insanların özeline saygı duyması, kendisi ile çevresi arasında sağlıklı sınırlar koymasıdır….

    MAHREMİYET EĞİTİMİ NASIL VERİLMELİDİR

    ÖZEL ALANI TANIMA: DOKUNULMASI YASAK OLAN YERLERİM

    Vücudun kişiye özel olan bölgeleri, bu bölgelerin gizlenmesi gerektiği çocuğa iki-üç yaşından itibaren yavaş yavaş anlatılmalıdır. Bu alanın başkalarından gizlenmesi ve anne-baba ve doktorlar dışında bu bölgeye kimsenin dokunmaması gerektiği çocuğa öğretilmelidir.

    Cinsel organlar, çocuk sorduğunda anne-baba üzerinden değil, çocuğun kendi cinsel organları ya da kitaplar üzerinden öğretilmelidir. Çocuklar üç yaşından itibaren vücutlarının belli bölgelerine dokunulmasından rahatsızlık duymaya başlamalıdır. Özellikle genital bölgelere dokunulması çocukta ani tepkiye neden olmalıdır. Bu bilincin kazandırılması için üç yaşından itibaren çocukların genital bölgelerine temas azaltılmalıdır.

    Eş, dost ve akrabalar tarafından çocuk, cinsel organlarına dokunularak, öperek, vurarak sevilmemelidir. BAŞKALARININ ÖNÜNDE ÇOCUĞUN KIYAFETİNİN DEĞİŞTİRİLMEMESİ DAHA KÜÇÜK diye düşünerek çocuğu iç çamaşırına varıncaya kadar başkalarının önünde soyup giydirmek doğru değildir. Tabi ki anne-babanın da çocuğun görmeyeceği bir alanda giyinip-soyunması da çocuğun bütüncül bir mahremiyet duygusu geliştirmesi açısından önemlidir.

    ÇOCUĞUMUZA BANYO YAPTIRIKEN

    Özellikle üç yaşından sonra çocuğu iç çamaşırı ile yıkamak, iç çamaşırı çıkarırken ve temizlerken gözleri kısarak ya da başı hafif yana çevirerek o alana saygı gösterdiğimizi hissettirmek çocuklarda mahremiyet duygusunun gelişmesine katkı sağlayacaktır. Çocukların beş-altı yaşından sonra banyoda kendi mahrem alanlarını kendi temizlemelerine fırsat tanımak da hem sorumluluk hem mahremiyet duygusunun gelişimi açısından sağlıklı olacaktır. Anne babanın da çocuklarını banyo yaptırırken ölçülü bir kıyafetleri olması gerekmektedir.

    ÇOCUKLARIN CİNSEL ORGANINI SEVGİ OBJESİ YAPMAMA

    Küçük çocukları cinsel organlarına dokunarak, onları konu yaparak sevmek doğru değildir. Çünkü bu durum, onların özel alanlarının ihlalidir. Çocuk bu şekilde başkalarının özel alanlarının kullanılarak onlara şaka yapılabileceği inancını taşır. Ayrıca çocukları cinsel organlarını konu ederek sevmek, onları kendilerini kötü niyetli yabancılardan korumak konusunda etkisiz kılabilir. Çocuk, bir başkası özel alanına dokunmak istediğinde bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğunun ayrımını yapamayabilir. Çocuğun cinsel organlarını şaka konusu yapmak, göstermesini istemek, onlara dokunmaya çalışmak çocuğun cinsel kimlik gelişimi açısından oldukça sakıncalıdır.

    ÇOCUĞUN ANNE BABAYLA YATAĞININ AYRILMASI

    İki yaşla birlikte çocuk yavaş yavaş bağımsızlığını kazanır ve kendi başına yemek yemeye, yolda kendi başına yürümek istemeye başlar. Bu dönem gelişim olarak da çocuğun odasının ayrılabileceği bir zamandır. Genel olarak 3-4 yaşına kadar bu sorun çözülmelidir. Çocuğun anne babasının özel ilişkisine şahit olması sakıncalıdır.

    ODANIZA İZİN ALARAK GİRMESİNİ ÖĞRETMEK

    Çocuklara dört-beş yaştan itibaren anne-babanın odası kapalı ise odaya kapıyı çalarak ve izin alarak girmesi gerektiği öğretilmelidir. Çocuğun odasına girerken kapısının çalınması çocuğa iyi bir model oluşturacaktır.

    TELEVİZYONDAKİ SAHNELERE MÜDAHALE

    Örneğin bir televizyon sahnesinde arkadaşlarının özel alanına şaka amaçlı dokunan kişiye seslice kızılabilir.
    “İnsanların özel yerlerine dokunulması hoş bir davranış değildir” gibi cümlelerle tepki belli edilebilir. Çünkü çocuklar anne-babaların kendilerine değil de başkalarına verdikleri tepkiler yoluyla daha kolay öğrenmektedirler. Çocuklar bu dönemde daha çok taklit yoluyla öğrendikleri için televizyondaki gördüğü sahneleri arkadaşlarının üzerinde deneyebilir. İzlenilen TV programlarının içeriğine dikkat etmek gereklidir. Çocuğunun TV’deki sahneyi taklit ettiğini gören anne-baba, çocuğuna aşırı tepki göstermeden, gülmeden bunun hoş-doğru bir davranış olmadığını söyleyebilir.

    İZİN VERİRSEM DOKUNABİLİRSİN

    Bu bilincin oluşturulması için anne baba, çocuğunun vücudunu hoyratça kullanmaktan kaçınmalıdır. Ebeveynlerin çocuklarını öperken “Seni öpebilir miyim?” diye izin istemeleri bu bilincin oluşmasında etkilidir. Çocuğun güçsüz bedeninin, herkes tarafından izinsiz kullanılmasının çocukların kendi bedenlerini koruma refleksini kıracağı unutulmamalıdır.

    BEDENİM BANA AİTTİR

    Daha bebekliğinden itibaren kendisini rahatlıkla yetişkinlerin eline bırakan bebeğin, ilerleyen yıllarda kendi bedeninin farkına varması ve çevresindeki yetişkinlerden ayrı bir birey olduğunu hissetmesi gerekir. Anne-babalar, çocukları 3 yaşından itibaren çocuklarına vücudunun kendisine ait olduğu bilincini vermelidir. Bu bilincin oluşturulmasında en temel faktör anne-babaların çocuklarının bedenleri ile yapacakları bir eylemde çocuklarının onayını alma yönünde eğilim göstermektir. Örneğin, terlemiş bir çocuğun atleti izin alınmadan aniden çıkartılmamalı, altını ıslatmış bir çocuğun pantolonu kızgınlıkla ve öfkeyle değil, çocuktan izin alınarak çıkartılmalıdır. Çocuk zamanla kendisinden izin alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve rahatsız olur.

    FİZİKSEL BASKIYA DİRENME

    Küçük yaştaki çocuklar kendi güçsüzlüklerini ve çaresizliklerini büyüklerin gücünü keşfettikçe anlarlar. Anne-babalar ve akrabalar, çocuklarına olan sevgi gösterileri sırasında çocuklara kendi güçsüzlüklerini hissettirecek kadar büyük ve orantısız güç kullanmaktan kaçınmalıdırlar. Anne-babalar, çocuğuna kendisine güç uygulandığında karşılık verilmesi gerektiğini öğretmelidirler. Bunun için bazen çocuğun istemediği bazı durumlarda gösterdiği tepki, güç gösterisi ile kırılmamalı, çocuğun direncinin işe yaradığı bizzat yaşayarak gösterilmelidir.

    VÜCUDUM GÖRÜLMEMELİ

    Çocuklar yürümeye başladığı andan itibaren, çırılçıplak olarak ortada bırakılmamalıdır. Çocuk, hatırlayabildiği en küçük yaşlardan itibaren kendisini genital bölgeleri giyinik olarak hatırlamalıdır. Özellikle üç yaşından itibaren çocuklar çırılçıplak olarak ev içinde veya ev dışında bulunmamalı, giysilerini kendisinin giyip çıkartmasına izin verilmelidir. Kendisini başkalarının yanında çıplak olarak görmeye alışkın olmayan bir çocuk, elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyacaktır.

    TUVALETTE BENDEN BAŞKASI OLMAMALI

    Bazı anne babalar, çeşitli nedenlerle ya çocukları ile birlikte tuvalete girmekte veya tuvaletin kapısını aralık bırakmaktadır.
    Bu davranış çocuğun temel davranış refleksi kazanmasına engel olmaktadır. Her ne sebeple olursa olsun dört yaşına gelen bir çocuk, tuvaletin “özel” bir mekan olduğunu öğrenmeli, tuvalet ihtiyacını gideren birisinin başkaları tarafından görülmesinin uygun olmayacağını bilmelidir. Çocuk genital bölgelerinin görülmesinden rahatsızlık duymamaya, kendisini tuvalette iken gören birisine tepki vermemeye alışmamalıdır.

    SOYUNMA VE GİYİNMEDE YANLIZLIK

    Çocuğun üç yaşından itibaren genital bölgelerinin başkaları tarafından görülmesinden adım adım uzaklaşması gerekir. Bu bağlamda çocukların elbiseleri herkesin içerisinde değiştirilmemelidir. Çocuklar mümkünse elbiselerini kendileri ve kimsenin görmediği bir ortamda değiştirmelidir. Eğer çocuk kendisi elbiselerini değiştiremiyorsa, anne ile ayrı bir odaya gidilerek elbiseler değiştirilmelidir.

    İZİN VERİRSEM KABUL EDİLİRSİN

    Anne-baba için çocuk ne kadar büyürse büyüsün çocuktur. O yüzden anne-baba, çocuğunun odasına girerken izin alınması gerektiğini düşünmez. Ancak, çocuk dört yaşına girdiğinden itibaren “izin verirsem kabul edilirsin” ilkesi hayata geçirilmelidir. Anne-baba, çocuğun odasına girerken izin istemeli, her şeye rağmen onun çıplak vücudu ile karşılaşıldığında özür dilenip kapı kapatılmalıdır. Bu davranış kalıbı hem çocuğun kişiliğine saygıyı, hem de çocuğun rahatsız olduğu bir durumda itiraz edebilme becerisi kazandırılması açısından önemlidir.

    İLKOKULLA BİRLİKTE ÖZEL MEKAN TANIMLAMA

    İlkokul dönemi ile birlikte çocuklar için evde bir cekmece yada sepet belirlenip, çocuğa özel eşyalarını buraya koyabileceği söylenebilir. Çocuğun bu özel alanını anne-babanın izin alarak kullanması çocuğun özel alan düşüncesini pekiştirir

  • Kardeş kıskançlığı belirtileri ve çözüm önerileri

    Çocuğum kardeşini kıskanıyor, aralarındaki ilişkiyi nasıl kurabilirim?

    Kardeş kıskançlığı doğal bir süreçtir. Bizim için sorun olan ise bu duygunun rahatsız edecek düzeyde dozunun yüksek olmasıdır. Kardeş kıskançlığı, evin hakimi olan çocuğun bir anda güçlerini başka bir çocukla paylaşması durumunda ortaya çıkan bir olgudur.

    Kardeş kıskançlığında en büyük sorumluluk aileye düşmektedir. Kıskançlığın dozunu ayarlayacak olan ailedir.

    Yeni bir kardeş dünyaya gelmeden çocuğa açıklamak

    Doğumdan önce 5.-6. Aylarda çocuğa bir kardeşinin olacağını açıklamak gerekir. Eğer küçük yaş bir çocuk ise bu açıklama hikayelerle desteklenebilir. Hikayede kardeşi olduğunda hayatında olacak güzelliklere dikkat çekilebilir.

    Çocuğun hayatında bir yenilik yapılacağında doğumdan önce yapmak

    Bebek dünyaya geldiğinde, çocuğun hayatında çok değişiklik yapmamaya dikkat edilmelidir. Yapılacak olan değişikliklerde ise mutlaka çocuğunda fikri sorulmalıdır. Hatta kardeşinin odasını dizayn ederken onun da fikri sorularak destekte bulunması, kendini önemli hissedip özgüven kazanması açısından önem taşır.

    Bebekle ilgilenildiği gibi çocukla da ilgilenmek

    Anne bebekle ilgilendiğinde mutlaka baba da çocuk ile ilgilenmeli. Onun kendilerine ihtiyacı olduğunu, tek başına tuvaletini yapamadığını, yemeğini yiyemediğini, oysa çocuğun bunu yaptığını, kahraman olduğunu ona aşılamak gerekir. Bu sayede çocuk kendini daha güçlü hisseder ve hem sorumluluk bilincini kazanır hem de kardeşine olan güç savaşını azaltır.

    Çocuğun her istediğini almamak

    Kardeşi olan bir çocuğa her istediğini alıp onu başından savmaya çalışmak yanlış bir tutumdur. Bu ‘’Kardeşin olacak ve biz çok üzgünüz ne olur bizi affet’’ demenin başka bir yoludur. Ona kardeş yaptığı için suçlu olan aile değil ve çocuk bunu er ya da geç kabul etmek zorundadır.

    Ne zaman yardım almalıyım?

    Kardeş kıskançlığı basit bir olgu gibi görülse de dışavurumları çok şiddetli olabilir. Özellikle kardeşe zarar verme, saldırma, cimcikleme gibi durumlarda mutlaka yardım almak gerekir. Genelde çocuklar anne babalarının yanında kardeşini seviyor gibi görünür ve onlar yokken zarar vermeye çalışır. Burada amacı aslında zarar vermekten ziyade, içindeki öfkeyi dışarıya vurmaktır.

    Bunlara ek olarak, regresyon (gerileme) durumlarında (alt ıslatma, ayakta sallanmak isteme, tırnak yeme, parmak emme vs.) mutlaka bir uzmana başvurup, temeldeki kardeş kıskançlığı problemini ortadan kaldırmak gerekir.

    Kardeş kıskançlığını çözmede ne gibi bir yöntem izleniyor?

    Kardeş kıskançlığı ve öfke probleminde en etkili yöntem oyun terapisidir. Burada amaç, sorunun kaynağına inip, çocuğun oyun yolu ile kendisini ifade etmesini sağlayıp sorunu çözmektir.

    Selin ŞİT

    Çocuk Gelişim Uzmanı

  • Akıl ve zeka oyunu

    Akıl ve Zeka Oyunları; çocukların ve yetişkinlerin strateji geliştirme, planlama, mantık yürütme-mantıksal bütünleme, görsel-uzamsal düşünme, dikkat – konsantrasyon, hafıza ve bellek alanlarında gelişimini sağlar.

    Aynı zamanda ileriyi görme, planlama ve sabır, sebat, kararlılık, karar verme, yenilgiyi hazmetme, rekabet gibi davranışları destekler. Akıl oyunları zevkli oyunlar ve zihinsel aktiviteler ile çocuklarımızı düşünmeye sevk eder, onların problem çözme becerilerinin artırmak ve farklı düşünebilmelerini sağlamaya yardımcı olur.

    Akıl ve Zeka Oyunlarının Faydaları

    1- Harfler, sayılar, renkler gibi kavramları daha kolay öğrenmelerini sağlar
    2- Planlı hareket etmeyi öğretir, planlı hareket etmenin önemini kavratır,
    3- Doğru ve çabuk düşünebilmeyi ve karar verebilmeyigeliştirir,
    4- Kendini ve yeteneklerini daha iyi tanımasını sağlar,
    5- Belirli bir konuya odaklanma alışkanlığı kazandırır,
    6- Merak duygusunu geliştirerek araştırmalar yapmaya yönlendirir,
    7- Düşünen, sorgulayan ve çözümleyen bireylerin yetişmesini sağlayarak etkin düşüncelerin daha özgürce sunulabildiği bir ortam hazırlar,
    8- Başarısızlıklar karşısında yılmamayı, başarı için sistemli ve disiplinli bir çalışmanın gerektiğini gösterir,
    9- Kuralları anlamayı, kurallara uymayı öğretir

  • Farklıyım, farklısın, farklı….

    OTİZM

    Annecim babacım, öğretmenim, sevdiklerim ben aslında sizi anlıyorum benimle ilgili fikirlerinizi tahmin edebiliyorum ama şunu bilmenizi istiyorum ki BEN EKSİK YA DA HASTA DEĞİLİM… sadece farklıyım senden ondan ya da kardeşimden.

    Bir çok yeteneğim var aslında bir çok detayı görebilirim. Sizlerin hiç dikkat etmediği önemsemediği şeyler benim hayatımı kaplıyor olabilir, mesela renkler, sesler, şekiller, ışıklar… Sizlerden farklı düşünüyorum ama beni biraz tanır, biraz bana yönelirseniz aslında yeteneğimin ve üstün olan özelliklerimi görecek ve buda beni rahatlatacaktır. Böylece belki daha size bağlı daha sakin daha sosyal olabilirim.

    Bazı huylarım bazı takıntılarım, seslerim seni rahatsız mı ediyor etmesin lütfen çünkü bazen rahatlamam gerekiyor, bana sadece sevgini ver hep yanımda ol beni asla senden ayrı bırakma bana güven emin ol ki bu sevmediğin huylarım da bitecek bir gün… beklide belkideee bitmeyecek ben geleceği planlamakta zorlanıyorum ama şunu biliyorum ki bana sevgini sabrını verirsen ben daha huzurlu daha sağlıklı gelişeceğim.

    Aslında en çok ne istiyorum biliyo musun benimle oyna, benimle oynayın. Sizinle oyun aynamak istemiyıor gibi görünebilirim ama değil ben seninle sevdiklerimle oynamak istiyorum ama bana öğret belemeyebilirim çok geç anlayabilirim.

    Bana yardım et.

    Özrlü, engelli, otistik, deli vb diuyecekler ne olur aldırma çünkü sen üzülürsen ben daha çok üzülürüm sana hissettirmiyorum belki ama sen benim için çook önemlisin ve senin üzülmen senin kederli olman beni daha da geriletiyor ve strese sokuyor.

    BİR OTİZMLİ ÇOCUK OLSAM BUNLARI SÖYLERDİM VE BİR UZMAN OALRAK EMİNİK Kİ BUNLARI SÖYLÜYORLAR. LÜTFEN ÖZEL EĞİTİM, TERAPİLER, DOKTORLAR, UZMANLAR BUNUN SONU YOK VE EĞİTİM VE SAĞLIK PROBLEMLERİNİ TABİ Kİ ASLA AKSATMAYACAĞIZ AMA EN ÇOK AMA EN ÇOOOOK ANNE BABAYA İHTİYACI VAR VE ANNE BABA SEVGİSİ, İLGİSİ, OYUNU İLE GELİŞECEKLER……

  • Masturbasyon

    Cinsel zevk amacı ile cinsel organı kendi kendine uyarmaktır. Aslında bazı çocuklar bebeklik döneminde cinsel organları ile oynamaya başlarlar. Bu kimi zaman ilkel bir güdü olarak başlar, kimi zaman da bir iki yaşlarında bedenini tanırken cinsel organını da tanır ve onu uyardığında haz aldığını fark ederek yinelemek ister. Gelişimin bir parçası olarak kabul edilmekle beraber dikkat edilmeli gerekli yönlendirmeler yapılmalı, tedbirler alınmalıdır. Özellikle diğer etkinliklere sık sık tercih ediyorsa sorun olduğu akıla gelmelidir.

    Masturbasyon Nedeneleri

    • Bebeklik döneminde çok uzun süre yalnız başına bırakılma
    • Meme emmemiş ya da emzik verilmemiş çocuklarda uyarılma eksikliğini kendi kendini uyararak doldurmaya çalışma (kendi kendini kusturma da, uyarılma eksikliğine bağlanabilir)
    • Yeni bir kardeşin doğumu veya aile içinde çocuğu tedirgin, mutsuz eden, kaygı veren durumlar,
    • Bağırsak kurtlarının ve solucanların anüs ve çevresinde kaşıntı yapması sonucu dokunmaların, kaşıntıların çocukta haz yaratması,
    • İlgi azlığı,
    • Çocuğa çok dar ve önden cepli pantolonlar giydirmek
    • Çocuğun uzun süre dar karanlık, gizli yerlerde tek başına bırakılması,
    • Bilen arkadaş veya yetişkin tarafından bu davranışa alıştırılması,
    • Bebeklikten itibaren temizlik sırasında çocuğun cinsel organıyla gereğinden fazla oynamak, zaman harcamak, sıklıkla öpme okşama vb durumlar.

    Anne baba ve diğer yetişkinlerin masturbasyona gösterecekleri tepki çok önemlidir. Çünkü çocuk bu tepkilerden mesaj alacaktır. Korkutup yıldırmalar davranışı ortadan kaldırmaz. Çocuk bunun sonucu olarak kötü, iğrenç bir şey yaptığını düşünür ve suçluluk duyabilir.

    Önlemek İçin Neler Yapılabilir ?

    • Çocuk evde ya da okulda hoşuna gidecek aynı zamanda kendini değerli mutlu hissedeceği sosyal faaliyetlere yönlendirilmelidir. Yalnız başına uzun süre denetimsiz bırakılmamalıdır.

    • Çocuğa her yaşta cinsel konular hakkında bilgi verilmeli, soruları cevapsız kalmamalıdır. (yaşına uygun cevaplarla soruları karşılıksız kalmamalı)

    • Çocuk fiziksel olarak aşırı olmamak kaydı ile yoracak aktivitelere yönlendirilmelidir.

    • Uyandığından yataktan kaldırılmalı akşamda aynı şekilde uyku saatinde yatmalı, yatağında karanlıkta tek bırakılmamalıdır.

    • Uygun tuvalet ve temizlik alışkanlığı verilmeli

    • Kaşıntı, parazitler için gerekli tedbir alınmalıdır

    *** davranış ortaya çıktığında çocuk dikkatle gözlenmeli, problemin nedeni saptanmaya çalışılmalıdır. Nedene yönelik uygun tedbirlerle problem daha kolay ve hızlı ortadan kalkabilir.

    *** masturbasyon yapan çocuğu korkutmamalı, cinsel organını kaybedeceği söylenmemeli, fiziksel ceza verilmemelidir.

  • Kardeş ilişkileri

    Bir kardeşe sahip olmak çocukları diğer insanları fark etmeleri konusunda daha etkin yapar. Basit anlamda kardeşine eş sayılabilecek bir yaştaki başka biriyle etkileşim içine girmek, çocuğunuzun iletişim becerilerinin gelişmesine yardımcı olur ve ileriki, hayatında hem sosyal ilişkileri bakımından, hem de başka insanların değişik bakış açılarını anlaması bakımından gelişmiş bir kapasiteye sahip olmasına yardımcı olur. Bazı çocuklar kardeşleri söz konusu olduğunda toleranslı davranırken bazıları daha çelişik duygular taşıyabilir. En kötüsü de yeni gelen kardeşlerine düşman kesilmeleridir. Bu tepkiler dünyanın her yerinde, her zaman bu şekilde gerçekleşebilir.

    Kendilerini düşmanları olarak gören ağabeylere, ablalara sahip bebekler endişe hissetmeye çok daha meyilli olup, ergenliğe ulaştıklarında daha agresif ve mutsuz tutumlar sergileyebilirler. Bunun dışında ailelerinde diğer kardeşe daha çok ilgi gösterildiğini anlayan kardeşler anne baba için zor bir çocuk olmaya devam ederler. Bu nedenle kardeşleri birbirleri ile tanıştırırken iyi bir başlangıç yapmalarını sağlamak gerçekten önemlidir. Onlara bilinçli bir şekilde ayrı ayrı ilgi göstermeyi başardığınız sürece oluşabilecek olumsuzlukları en aza indirgemek çok kolay olur.

    Aileleri geniş olan çocuklar genelde daha kolay arkadaş edinir ve başka insanları tolere etme konusunda daha duyarlı davranırlar. Tek çocuk olanlar ise başarılı olmaya meyilli ve hayal güçleri daha geniş olabilir ancak sürekli yetişkinler ile etkileşim içinde olduklarından kendi yaşıtlarına göre olgun görünür ve yaşıtlarıyla sohbete girmeyip hayali arkadaşlarıyla vakit geçirmek isteyebilirler. Tek çocuğun, iki ya da birkaç kardeş olanın birçok avantajı – dezavantajı olabilir ancak burada ebeveynlerin sağlıklı, tutarlı, adil tutumları çok önemlidir

  • Blender bebekler

    “Blender Bebek” ifadesi ilk bakışta size tuhaf gelebilir, ama yavaş yavaş literatüre girmeye başlayan bir kavram oldu. Pek, nedir blender bebek ?

    Bebeklerin ek gıda dönemine geçmesi ile birlikte, anne sütü ya da mamanın yanında hayatlarına ek besinler de girmeye başlar. Anne babalar ilk 6 ay sadece sıvı ile beslenen çocuklarının beslenmede zorlanmamaları düşüncesi ile, ek gıda döneminde de her gıdayı mümkün olduğunca pütürsüz hale getirmeye çalışır.

    Sabah kahvaltısı ve diğer ana ve ara öğünlerde çocuğun yediği tüm besinler blender ile öğütülür. Bu, çocuğun kolay beslenmesi için yapılırken, ileriki zamanlarda aslında beslenme ve yemek alışkanlığı için ne kadar olumsuz bir davranış olduğu fark edilemez.

    Tüm yiyecekleri blender yardımı ile öğütülen ve nerdeyse sıvı ve pürüzsüz hale getirildiğinde, çocuk yiyeceklerin ayrı ayrı tadını da alamaz, bu nedenle damak tadı oluşumu da olumsuz etkilenir.

    Bunun yanında blender bebek olmanın başka olumsuz yönleri de vardır, işte birkaçı:

    Sürekli olarak blender ile öğütülen yiyecekler yiyen çocuklar, pütürlü yiyecekleri yemeyi öğrenmekte zorlanırlar.

    Bu nedenle yutma fonksiyonu kullanılmaz ve yutmayı öğrenemeyen çocuk, zamanla yutmayı unutur hale gelebilir.

    Çocuk pütürlü yiyeceklerle karşılaştığında ya da yutması için zorlandığında yiyecekler boğazına takılabilir, nefes borusuna kaçabilir, kusabilir

    Çocuk kreşe başladığında ya da farklı sosyal ortamlara girdiğinde yemek yemek sorun olabiliyor.

    Çiğneme faaliyeti beyne tokluk hissinin gitmesini ve çocuğun yemeye son vermesini sağlar. Ancak sürekli pütürsüz ve öğütülmüş sıvı ile beslenen çocuklarda çiğneme olmadığı için doyma hissi de daha az olmaktadır.

    Doyma hissi azalan çocuklar obezite riski ile karşı karşıya kalabilir.

    Çiğneme hareketi dişlerin ve çene kemiklerinin gelişimi için de oldukça önemlidir.

    Bazı durumlarda çocuklar 3-4 yaşına gelse de katı ve pütürlü yiyecekler yemekte zorlanabiliyorlar. Bu nedenle blender kullanımı ek gıdaya geçiş döneminde kısa süreli de olsa kullanılabilir, ancak 7-8 aydan sonra azaltılmalı ve en geç 1 yaşında çocuğun hayatından tamamen çıkarılmalıdır.