Kategori: Çocuk Cerrahisi

  • Çocuklarda apandisit

    Apandiks ve apandisit nedir: Kalın barsağın başlangıç yeri olan çekumda bulunan ve ucu kör sonlanan, ortalama 7-12 cm uzunluğunda barsak çıkıntısına apandiks denir. Bu dokunun iltihaplanması apandisitolarak adlandırılır. Apandiks kalın barsağın devamı gibidir ancak yoğun lenfoid doku içerir. Bu yüzden iltihaplandığında dar kanalı tıkanır ve patlamaya kadar giden iltihap süreci başlar.

    Şikayetler:apandisit olan hastanın en önemli şikayeti karın ağrısıdır. Ağrı devamlı ve kesintisizdir, genelde karın sağ alt tarafında yoğun olarak hissedilir, ancak yaygın da olabilir. Bulantı ve iştahsızlık genellikle olur. Kusma başlangıçta birkaç defa olur ve çoğunlukla devam etmez. Çok yüksek olmayan ateş ve halsizlik olabilir. Eğer apandisit akut dönemde tespit edilemez atlanırsa hasta ishal gibi sıvı kaka yapmaya ve yaygın karın ağrıları çekmeye başlar ve bu durumda gastroenteritle daha çok karışır. İltihap karın içine yayılmamış, patlamış apandiks etrafı dokularca sarılmışsa, karın sağ alt kısımda sürekli ağrı, ateş, iştahsızlık gibi şikayetler devamlı olarak görülür.

    Apandisitin tanısı:Apandisitin tanısında muayene bulguları çok önemlidir. Muayenede karın sağ alt kısmındaki hassasiyet ve eli bastırıp çekince ağrının artması önemli bulgudur. Hastada apandisitten şüpheleniliyorsa, kan tahlili, idrar tahlili, karın ultrasonu ve karın röntgen filmi istenir. Ultrason net sonuç vermemişse ayırıcı tanı için karın bilgisayarlı tomografisi veya MR çektirmek gerekebilir. Bu görüntüleme yöntemleriyle iltihaplanmış apandiks ve varsa abse odaklarının gösterilmesi amaçlanır. Apandiksin karın içinde yerleşimi çocuklar arasında çok farlılık gösterebildiğinden ve karın ağrısı çocuklarda çok sık görülen bir şikayet olduğundan apandisitin tanısında günümüzde hala zorluklar yaşanmaktadır. Muayene bulgusu çok önemli olduğunda bu çocukların mutlaka çocuk cerrahı tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Akut apandisit:apandisit şikayetleri başladıktan itibaren genellikle ilk 24 saat akut dönemdir, yani iltihap karı içine yayılmamış, apandiks etrafında lokalize kalmıştır. Bu süre değişebilir, şikayetler başladıktan kısa süre sonda apandiks patlayıp karın içine iltihabın yayıldığı veya daha uzun süre lokalize kaldığı durumlar da görülebilir.

    Perfore (patlamış) apandisit:apandiks iltihabı ilerleyip kanalı tıkanırsa, daha uç kısım içindeki pürülan (iltihaplı) sıvı ile dolar ve şişer, sonra açılarak iltihap karın içine yayılır. Buna apandiks perforasyonu veya patlaması denir. Bu durumda enfeksiyonun şiddeti artar ve hasta hemen tedaviye alınmazsa hızla septik şok girer ve hayatını kaybetmeye kadar ilerleyebilir. Bazen de apandiks perfore olur ancak iltihap karın içine yayılmadan çevre dokular tarafından sarılır ve enfeksiyon lokalize hale getirilir. O bölgede yoğun enflamasyon, yapışıklıklar ve abse görülebilir. Perfore apandisitte ameliyat sonrası tedavi uzar ve komplikasyonlar daha sık görülür.

    Tedavisi:apandisit tanısı konulunca tedavisi ameliyattır. İltihaplı apandiks bulunup kalın barsağa giriş yerinden bağlanıp kesilerek çıkarılır ve çevredeki iltihap yıkanarak temizlenir. Enfeksiyonun ağır olduğu perfore apandisit durmalarda kuvvetli antibiyotik tedavisi ile enfeksiyon baskılanıp ameliyatın ertelendiği tedavi yaklaşımları da vardır. Ameliyat açık ve laparoskopik (kapalı) olarak yapılabilir:

    Açık ameliyat: Karın sağ alt tarafından 5 cm kadar yatay bir kesi ile karın içine girilerek apandiks bulunur, bağlanarak çıkarılır. Uzun yıllardır uygulanan klasik bir yöntemdir. Kolay ve hızlı uygulanması ve çok bilinen bir ameliyat olması avantajdır. Ancak cilt ve fasya (karın zarı) kesisinin büyüklüğü önemli dezavantajdır, hem iyileşme hem de estetik sonuçları daha kötüdür.

    Laparoskopik (kapalı) ameliyat: Laparoskopik ameliyat göbek deliğinden girilen kamera ve karın alt yan kısımdan girilen bir veya iki çalışma kanalı yardımı ile yapılır. Çocuklarda kamera ve çalışma kanallarının çapı 5 veya 3mm dir. Apandiks çevre dokulardan serbestleştirilerek bağlanır ve çıkarılır. Sonuçta hem çok daha az yara izi kalır, iyileşme daha hızlıdır. Ayrıca karın içi kamera ile incelenerek iltihap, abse odakları daha iyi temizlenir. Günümüzde apandektomi ameliyatı çocuklarda her yaşta, laparoskopik olarak uygulanabilmektedir.

    Ameliyat sonrası: Akut apandisitte ameliyat sonrası bir gün antibiyotik tedavisi yeterlidir, perfore olanlarda ise 10 güne kadar tedavi gerekir. Beslenme akut hastalarda ameliyattan 6 saat sonra başlanabilir, perfore de ise bir gün sonra veya barsak hareketleri başlayınca verilebilir. Hastalarda egzersiz kısıtlaması laparoskopik ameliyatta 3 hafta yeterlidir, açık ameliyatta ise 6 hafta kadar yoğun egzersizden kaçınılmalıdır.

    Komplikasyonlar: Apandektomi sonrası erken ve geç dönemde bazı komplikasyonlar görülebilir ve perfore apandisitlerde bunlar daha sık görülür. Erken dönemde yara yeri enfeksiyonu, karın içi abse oluşumu, barsakta tıkanıklık oluşması (ileus) görülebilir. Geç dönemde de barsak tıkanıklıkları (ileus) görülebilir. Tedavisi için tekrar ameliyat gerekebilir.

  • Çocuklarda gece altını ıslatma sorunu (enüresis nokturna)

    Enüresis, istenmeyen yer ve zamanda gerçekleşen fizyolojik işemedir. Bir hastalıktan ziyade bir semtomdur. Normal gelişimleri sırasında çocuklar, genellikle 2-3 yaşları arasında mesane (sidik torbası) kontrolünü kazanmaya başlar. Gece idrar kontrolü ise genellikle üçüncü ya da dördüncü yıllar arasında tamamlarlar. Doğuştan ya da kazanılmış santral sinir sistemi hastalığı olmayan 5 yaşın üzerindeki çocuklarda istemsiz olarak uykuda gece altını ıslatma enurezis nokturna (EN) olarak tanımlanır. Genel olarak bu çocukların %60’ı erkek %40’ı kızdır.

    Enurezis nokturna primer ve sekonder olarak sınıflandırılmaktadır. Primer enurezis nokturnalı bir çocuk doğumdan bu yana hiç kuru kalmazken, sekonder enurezis nokturnada en az altı aylık bir kuruluk dönemi sonrasında yakınmalar tekrar başlamaktadır. Görülme sıklığı 5 yaşta %15-20, 7 yaşlarında ise %10 civarındadır. Yılda ortalama %15 oranında düzelme olasılığı vardır. Kendiliğinden düzelme genellikle 14-16 yaş civarında olmaktadır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte bu sorun %99 oranında biter, ancak hastaların %1’inde 17 yaşından sonra da şikayetler devam eder.

    Bu bozukluğun nedeni tam olarak belli değildir. Derin uyuma sonucu idrar kontrolünün kaybolması, üzerinde en çok durulan konudur. Gece altını ıslatan çocukların yaklaşık %70- 75’inin geceleri altını ıslatan birinci derecede akrabası vardır. Ailede enurezis nokturna öyküsü varsa ailelerin, çocuklarındaki enurezisi önemsemediği, kendiliğinden geçmesini bekledikleri, bu nedenle başvuru yaşının geciktiği görülmüştür. Hastalar 5 yaşından büyükse tedavi başlanmalıdır. Tedaviye başlamadan önce üriner sisteme ait organik bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır. Tedavi basamak basamak ilerlemelidir.

    Basamak Tedavi: Motivasyon Tedavisi, davranış psikoterapisidir.

    Basamak Tedavi: Alarm tedavisi.

    Basamak Tedavi: Medikal (ilaç) tedavisidir, bazen alarm tedavisi atlanarak direkt olarak ilaç tedavisinede başlanabilir. Başarısı %90’dır, tedavi 6 ay sürer, ilaç kesildikten sonra tekrarlama olasılığı %60’dır.

  • Yenidoğan sünneti yararlı mıdır?

    Yenidoğan sünneti yararlı mıdır?

    Doğumu takip eden ilk 28 günlük süreçte yapılan sünnete yenidoğan sünneti adı verilir. Dünyada bazı toplumlarda dini inanışlara gereği, bazı toplumlarda ise bebekleri idrar yolu ve penis enfeksiyonlarından korumak amacıyla sıkça yapılır hale gelmiştir. Yine bizim ülkemizde olduğu pek çok Müslüman toplumda hem tıbbi nedenler, hem dini nedenler hem de pratiklik gözlenerek sıkça yapılmaktadır.

    Yenidoğan Bebeğin Sünneti Kim Tarafından Yapılmalıdır?

    Yenidoğan bir bebeğe sünnet yada herhangi bir cerrahi girişim yapılacağı zaman yenidoğan bebeğin fizyolojisini, anotomisini, bebekte oluşan cerrahi travmaya verebileceği yanıtı bilen, bu konuda oluşacak herhangi bir sorunda durumu düzeltme konusunda eğitimli olan bir çocuk cerrahı tarafından yapılmalıdır. Özetle yenidoğan bir bebeğe sünnet mutlaka çocuk cerrahi uzmanınca yapılmalıdır.

    Yenidoğan Sünneti Nasıl Yapılır?

    Sünnet, hem genel anestezi hem de lokal anestezi ile yapılabilmektedir. Yenidoğan sünnetlerinde çoğunlukla lokal anestezi tercih edilmektedir. Her sünnet gibi yenidoğan sünnetleri de uygun ameliyathane şartlarında steril aletlerle yapılmalıdır.yaklaşık 12-20 dakika süren bir cerrahi işlemle dikişli olarak yapılması en idealidir. Burada kullanılan dikişlerin daha sonra alınması gerekmemektedir ve kendiliğinden kaybolur. Yenidoğan

    Döneminde Sünnetin Avantajları Nelerdir?

    Yenidoğan döneminde sünnet tıbbi nedenlerden ziyade avantajları olduğu için tercih edilmektedir. Çoğunlukla genel anestezi uygulamasına gerek kalmadan lokal anestezi ile yapılabilmektedir. Yenidoğan sünnetlerinden sonraki iyileşme dönemi daha hızlı olmaktadır.

    Enfeksiyon riski düşüktür. Kanama riski düşüktür. Sünnetli çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu daha az görülür. Yenidoğan döneminde yapılan sünnetlerde psikolojik travma oluşmaz.

    Hangi Durumlarda Yenidağan Bebeğe Sünnet Yapılmaz?

    Tıbbi bilimsel gerekçelerle yenidoğan sünneti her bebeğe yapılamayabilir. Bebeğin ilave sistemik hastalığı varsa Premature ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde Genel sağlık durumu bozuksa Penise ait anomaliler varsa Sarılıkla ilgili değerleri çok yüksekse

    Sünnetten Sonra Bakım Nasıl Olmalıdır ?

    Yenidoğan sünneti sonrası bakım daha zahmetsiz olup çoğunlukla tekrarlayan pansumanlara gerek duyulmaz. Dikiş alınmaz. Yara yeri ilelerleyen aylardaki bebeklere göre daha hızlı iyileşir. Bebeğin harekleri nispeten daha zayıf olacağından korumak daha kolay olur.

    Sünnetten sonra bebeğinizin alt bezini bağlayabilirsiniz. Yine sünnetten sadece 2 gün sonra bebeğinize banyo yaptırabilirsiniz. Doktorunuz kişiye özel bakım konusunda ayrıntılı bilgi verecektir.

  • Sünnet yaşı

    Sünnet yaşı

    Sünnet yaşı olarak herhangi bir fikir birliği yoktur. Doğru olanı sünnetin zamanlaması planlanırken, bir çocuk cerrahi uzmanına muayene ettirilip çocuğun sünnet olmasına engel bir durumun var olup olmadığının belirlenmesi, kaygı ve korkularının psikolojik durumunun da gözetilerek en uygun zamanın belirlenmesidir.

    Sünnete seçmeli bir cerrahi işlem gözüyle bakıldığında çocuğun geçirmek zorunda olduğu endişe verici ve ne olursa olsun canının yanmasına yol açacak bu işlemin onun en az sıkıntı çekeceği ve anılarında yer almayacağı bir yaşta yapılması önemlidir. Sünnet hangi yaşta yapılmalı Çocuğun cinsel organını keşfettiği bir dönemde bu bölgeye uyutulmadan ağrılı bir girişim yapılması, ileride geri dönüşü çok zor olabilecek, psikoseksüel ve psikolojik sorunlara yol açabilir.

    Bu nedenle 2 -6 yaş arasında lokal anestezi ile sünnet yapılmaktan kaçınılmalıdır. Özetle ideal sünnet yaşı belirlenirken sünnetin lokal anesteziyle mi yoksa genel anesteziyle mi yapışacağı önem kazanmaktadır.

    Lokal anesteİyle yapılması planlanan sünnetlerin erken çocukluk döneminde terihen ilk 2 aylık süreçte daha kolay ve zahmetsiz yapılabildiği bebek büyüdükçe lokal anesteziyle sünnetin zor ve zahmetli olacağı göz önüne alınmalıdır. 2 ila 6 yaş arasında yapılan sünnetlerde genel durumu uygun olan çocuklarda mutlaka genel anestestezi tercih edilmelidir.

  • Bebeklerde reflü

    Bebeklerde reflü

    Bebeklerde beslenme sonrası kusma oldukça sık görülür. Halk arasında fazlasını çıkardı diye tabir edilen bu durum çoğu aileleri haklı olarak tedirgin eder. Bu bir hastalık mıdır? Doktora götürmeme gerek var mı? Ne kadar sürecek? Ne zaman tedirgin olmalıyım? Önlemek için neler yapmalıyım? Soruları peşisıra akla gelir. Bu kusmalar çoğu kez fizyolojik bazen de patolojik olan reflü sebebiyledir. Halk arasında mide reflüsü yada bizlerin söylemiyle gastroözefagial reflü…

    Gastroözefagial reflü mide ile yemek borusu arası yer alan kapakçığın yetersiz çalışması sonucu- açık kalması sonucu- mide içeriğinin istemsiz olarak yemek borusuna geri kaçışıdır. Yemek borusuna kaçan bu içerik yenilen katı ve sıvı gıdalar olabildiği gibi mide, safra ve pankreas sıvısı da olabilir. Reflü fizyolojik olarak yaşamın ilk 2 ayında sık olarak görülür ve kendiliğinden geçer. Bu bebekler ağız kenarından sızıntısı olan gayet huzurlu ve mutlu bebeklerdir.

    Sağlıklı olan bebeklerin ve çocukların bir çoğunda normalde fizyolojik olarak gözüken bu reflü, 1/300-1000 oranında GASTROÖZEFAGİAL REFLÜ HASTALIĞI OLARAK yani vücudumuzda belirti vererek kendini belli eder.

    Bebeklik çağında kusmanın en önemli nedeni mide reflüsüdür (gastroözofageal reflü). Başlangıçta normal (fizyolojik) olan reflüye bağlı kusmanın 6-12 ay arasında azalarak geçmesi beklenir. Ancak 2 yaşından sonra devam eden reflü araştırılmalıdır.

    Mide Reflüsü Nedir?

    Yediğimiz besinler yemek borusu yolu ile mideye oradan da oniki parmak bağırsağına geçer. Midenin girişinde ve çıkışında, kasların kalınlaşması ile oluşan kapıcıklar (sfinkter) vardır.

    Bu kapıcıklar, sindirim işlemi sırasında gelen besinlerin mide içinde kalmasını sağlar. Yemek borusu ile mide arasında bulunan kapıcık (gastroözofageal sfinkter), mide içeriğinin yemek borusuna doğru geriye kaçmasını engeller. Bebeklik çağında görülen reflünün en önemli nedeni, henüz bu yapının oluşmamış olmasıdır.

    Bebeklerde Reflü Bulguları Nelerdir?

    • Bebeklerde reflü ye bağlı olarak oluşan kusma, beslendikten hemen ya da bir süre sonra ve genellikle ağızdan taşar tarzda olur. Bebeklerde emilen süt ya da mama peynirimsi görünümde ve ekşimsi bir kokudadır.

    • Bebek ne kadar küçükse kusmaya bağlı olarak ortaya çıkabilecek sorunlar da o kadar tehlikelidir. Genellikle sırtüstü yatan bebeklerde olmak üzere, kusma sırasında mamanın bir kısmı soluk borusuna kaçabilir. Öksürük, solunum sıkıntısı ve morarama ile kendini gösteren akciğer enfeksiyonu tablosu ortaya çıkabilir. Aspirasyon pnömonisi olarak da bilinen bu tablo hastanede yatırılarak tedavi edilmeyi gerektirir. Genellikle yenidoğan bebeklerde olmak üzere, soluk borusuna kaçan mamanın burayı tümüyle tıkaması durumunda, eğer çok kısa süre içinde girişimde bulunulmazsa ani bebek ölümü oluşabilir (Ani bebek ölümü sendromu).

    • Uzun süre kusan çocuklarda eğer gerekli önlemler zamanında alınmayacak olursa gerekli kalori gereksinimi karşılanamayacağından çocukta yaşıtlarına göre büyüme ve gelişmede gerilik ortaya çıkabilir.

    • Mide reflüsü olan her hastada kusma olmayabilir. Mide içeriği yemek borusunun bir kısmına ya da ağız içine kadar gelip orada kalabilir. Özellikle geceleri görülen bu durum yineleyen orta kulak iltihabı, ağız kokusu ve dişlerde erken çürümeye neden olabilir.

    • Daha büyük çocuklarda ise geğirme, göğüste yanma hissi, yemeğe karşı isteksizlik, kusma, hıçkırık, yiyeceklerin ağza gelmesi ve geviş getirme hareketleri, öğürme ve kronik öksürüktür. Daha nadir olarak hırıltı, boğaz ağrısı-yanması, ses kısıklığı, tekrarlayan pnömoni atakları, astım krizlerinin şiddetlenmesi ve yemek borusunda daralmaya bağlı yutma güçlüğü olmasıdır.

    • Küçük çocuklarda reflü sinir yollarını etkileyerek solunum tutma, kalp hızında yavaşlama gibi acil bakım gerektiren durumlara neden olabilir.

    Bebeklerde Reflü Ne Zaman Dek Normal Kabul Edilmelidir?

    İlk altı ay içinde reflüye bağlı olarak oluşan kusmaların azalması, bir yaşına dek ise uygulanan destekleyici tedaviye yanıt vermesi beklenir. Ancak, eğer bebeğin kusmaları ilk bir iki ay içinde azalmak yerine artıyorsa o zaman mide çıkışında olabilecek doğumsal darlık açısından araştırılmalıdır.

    Bebeklerde Reflü Tanısı:

    Beslendikten bir süre sonra ağızdan taşar tarzda gelen ve midede beklediği için peynirimsi bir görünümde olan kusma reflüye bağlı olarak oluşan bir kusmadır. Eğer koruyucu önlemler ve tedavi ile bir yanıt alınamazsa, o zaman reflünün varlığını ve derecesini tanımlamak için belli başlı görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır. Gastroözofageal reflü hastalığının tanısında kullanılan birçok test vardır. Bu testlerin sıralaması ve gerekliliği doktorun görüşüne ve hastanın durumuna göre seçilir.

    1. Akciğer Grafisi: Kusmaya bağlı akciğerlerde zatürre gelişimi olup olmadığını görmek için kullanılır.

    2. Özofagus-Mide-Duodenum Grafisi (ÖMD): Çocuğa ağızdan içirilen bir ilaç ile yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağına geçiş görüntülenir. Bu sırada bebeğin ayakları yukarı kaldırılarak ya da midesine bastırılarak yemek borusuna kaçış olup olmadığına bakılır. Eğer sadece yemek borusunun alt kısmına bir kaçış varsa hafif, yemek borusunun orta kısmına kadar bir kaçış varsa orta ve eğer ağıza kadar kaçış var ise ağır tipte mide reflüsünden bahsedilir. Ayrıca yemek borusu, mide veya ince bağırsaklarda bir takılma/tıkanma olup olmadığı bu filmlerle görülebilir.

    3. Reflü Sintigrafisi: Aynen mide filminde olduğu gibi, bebeğe içinde özel bir madde bulunan mama içirilir. Ardından bebek yatırılarak mamanın yemek borusuna geçip geçmediği gözlenir. Bu yöntem ile ağır tipteki reflülerde akciğerlere kaçış olup olmadığı da saptanabilir.

    4. Endoskopi: Endoskopi yapılarak yemek borusu mide ve bağırsakların iç kısmı incelenir. Bu ince bükülebilir ışık kaynağı bulunan bir kamera sistemidir. Reflünün yemek borusunda herhangi bir yapısal değişiklik yapıp yapmadığı araştırılır.

    5. 24 Saatlik Ph Metre: Yemek borusundaki asiditeyi ölçmek için geliştirilmiş ince bir tüp şeklinde bir alettir 12-24 saat boyunca tüm pH değerlerini kaydederek bir bilgisayar programına aktarır. Kesin tanı koydurucu yöntemdir.

    6. İntraluminal Empedans Ölçümleri: Yemek borusuna geri gelen mide içeriğinin tamamını kaydeder. Çocuğunuz ağlarken, eğilirken, öksürürken, öğürürken ve kusarken tüm yemek borusuna geri gelenleri kaydeder. Asidik olup olmadığını, ne kadar süreyle özofagusta kaldığını kaydeder. Asit reflülerin asit olmayanlardan ayırt edilmesini sağlamak için pH metre ile birlikte yapılması uygundur.

    Mide reflüsü tedavisi başlıca iki bölümden oluşur:

    1. Koruyucu Tedavi:

    Çocuğun kusmasını önlemeye yöneliktir. Burada dikkat edilmesi gereken konular başlıca şunlardır:

    • Öncelikle bebek sık aralıklarla ve azar azar beslenmelidir.

    • Bebek beslenirken ağlamamasına özen gösterilmelidir. Beslenirken ağlayan bebek hava yutar ve bu da kusmayı kolaylaştırır.

    • Bebekler beslendikten sonra hemen yatırılmamalı, bir süre kucakta dik tutularak beklenmelidir.

    • Kusan bebeklerin sırtüstü yatırılmaları doğru değildir. Yaklaşık olarak 45 derecelik bir açıyla yatırılmaları ve yan tarafına doğru yatırılması daha doğrudur.

    Bunun için ya bebeğin başının altına yastık konabilir ya da bu amaçla üretilmiş olan ana kucağı kullanılabilir. Günümüzde pek çok çocuk mağazasında bu amaçla üretilmiş bebekler için reflü yatağı, reflü yastığı bulunabilmekte. Ben hastalarıma bir seçenek olarakta bebeklerini beslenme sonrası puset koltuğunda bekletmeyi önermekteyim.

    2. Mama Ve İlaç Tedavisi:

    Koruyucu tedavi uygulanmasına karşın kusmaya devam eden bebeklere uygulanır.

    • Anne sütü ve anne sütü yerine geçen mamaların kıvamı suludur. Midede bulunan içerik ne denli yoğun ise geriye doğru kaçış da o denli az olacaktır. Kusan bebeklerde bu amaçla üretilmiş olan antireflü mamalar kullanılabilir.

    • Midenin içeriği asit yapıdadır. Bunun yemek borusuna zarar vermesini önlemek amacıyla anti asit özelliği olan şurupların kullanılması yararlıdır.

    • Mide ve bağırsak hareketlerini hızlandıracak bazı ilaçların kullanılması midenin daha erken boşalmasını, dolayısı ile de reflüyü önleyecektir.

    • Hastaların %90’ında yukarıdaki bu iki tedavi yöntemi yeterlidir.

    3. Reflü Ameliyatı

    Mide reflüsü olan bebeklerin çok büyük bir çoğunluğu uygulanan tedavi yöntemlerine yanıt verir.

    • İlaç tedavisinin başarısız olması veya ciddi komplikasyonların geliştiği hastalarda ameliyat gereklidir.

    • Ancak, kimi zaman yemek borusu ile midenin birleştiği noktada anatomik yapıda anormallik olması reflünün izlem sırasında kaybolmasını engeller. Bu hastalarda da reflünün ileride oluşabilecek olumsuz etkilerini önlemek amacıyla cerrahi tedavi uygulanması gerekebilir.

    • Doğumsal olarak beyin-sinir sistemi anormalliği olan bebeklerde görülen reflü genellikle koruyucu önlemler ile mama ve ilaç tedavisine yanıt vermez. Bu bebeklerde cerrahi tedavi daha erken yaşlarda uygulanmalıdır.

    Reflü cerrahisinin amacı alt özofagusdan yiyeceklerin mideye geçişine izin verirken aynı zamanda alt özofagus basıncını da arttırmaktır. Bunun için midenin üst kısmı yemek borusunun alt kısmına sarılır, böylece yiyecekler mideye geçtikten sonra tekrar yemek borusuna geri dönmez. Günümüzde bu ameliyat pek çok çocuk cerrahı tarafından kapalı yöntemle (laparoskopik) olarak yapılmaktadır.

  • Bebekler ve yabancı cisimleri yutma durumları hakkında

    Bebekler ve yabancı cisimleri yutma durumları hakkında

    Özofagusta ve sindirim sisteminde yabancı cisimler | Küçük çocuklar yapılarındaki meraklılık ve araştırma özelliklerinden dolayı her türlü yabancı cismi ağızlarına götürmeye ve yutmaya eğilimlidir. Ayrıca diş sayısı ve yapılarının yetersiz olması besinleri çiğnemeden daha büyük lokmalar halinde yutmalarına yol açar. Ağızlarında bir şeyler olmasına rağmen konuşmaya, gülmeye, koşmaya ve oynamaya devam edebilirler.

    Küçük parçalı oyuncakların parçaları, kalem ucu, çengelli iğne ve toplu iğne yiyecek dışında yemek borularına en sık kaçan maddelerdir. Yutulan cisim en sık metal paradır ve hastaların büyük çoğunluğu erkek ve okul öncesi çocuklardır (%50’si 2 yaşından küçüktür).

    Piller Ve Mıknatıs Parçaları Bağırsak Delinmelerine Neden Olabilir

    Sindirim sistemine kaçan yutulan cisimlerin çok büyük kısmı ise çocuğa zarar vermeden bağırsaklar yoluyla atılır. Özellikle zehirlenmeye ve bir yerde takılmaya neden olabilecek yabancı cisimler tanımlanmalı ve erken çıkartma işlemi yapılmalıdır.

    Çocuklar genellikle oyuncak parçaları, metal para, çivi, vida, pil gibi maddeler yutarlar. Yutulan katı yabancı cisimlerin çok büyük kısmı yemek borusunun başlangıç kısmına takılır. Yemek borusunu geçip mideye ulaşan cisimlerin %95’i genellikle sorunsuz olarak kendiliğinden çıkarlar. Nadiren uzun/geniş cisimler mide çıkışında, ince bağırsak kalın bağırsak birleşim yerinde ya da anal kanalda takılabilirler.

    Sindirim sisteminde takılan cisimlerin ise kimyasal ya da mekanik yollarla sıkıntı yaratma riskleri vardır. Özellikle piller ve mıknatıs parçaları bağırsak delinmeleri gibi önemli sorunlar yaratabilirler, bu nedenle acilen çıkarılmalıdırlar. Yabancı cisim yutma sıklığı %4’lere kadar varan yükseklikte saptanırken, en sık metal para yutma olayıyla karşılaşılır. Bu durum 6 ay ile 4 yaş arası çocuklarda sık olarak görülmektedir.

    Klinik:

    Yemek borusunda takılan yabancı cisimlerde, yutma güçlüğü, yemeği reddetme, aşırı salya oluşması, kilo kaybı, kusma, göğüs ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük, açıklanamayan ateş ve bilinç değişikliklerine kadar varan bulgular saptanır. Çocuğun muayenesinde bir şey saptanamayabilir, en önemli tanı aracı şüphelenmektir, özellikle oynarken ani morarma, öksürme, solunum sıkıntısı gibi öyküler önemlidir.

    Yabancı Cisim Yutma Tanı:

    Akciğer ve direkt karın grafileri ile tanı %85 konur. Klinik şüphe var, grafilerde yabancı cisim yoksa baryumlu grafiler, bilgisayarlı tomografi veya endoskopi ile tanı konabilir.

    Direkt grafiler sonunda hastaların;

    %4’ü hastaneye gelmeden yabancı cismi çıkartmış olur

    %40 midede

    %26 özofagusta

    %19 ince barsaklarda

    %12 duodenumda

    %2 rektumda saptanır.

    Yabancı Cisim Yutma Tedavi:

    Tedavi planı yutulan cismin tipine, büyüklüğüne ve yerleşim yerine göre yapılır.

    Hangi hastalara endoskopi yapılmalıdır:

    Özofagusta takılı kalan cisimlerde (özellikle piller)

    Mide ve oniki parmak barsağında ise

    Cisim 4 cm’den büyük ve 2 cm’den genişse

    Zehirli madde içeriyorsa

    Midede 2 haftadan daha uzun süre kalmışsa

    Duodenumda (oniki parmak barsağında) 1 haftadan uzun süre kalmışsa

    İnce barsaklara geçen yuvarlak hatlı yabancı cisimler (madeni para, oyuncak parçası vb) sıklıkla 4-5 gün içinde çıkarlar, atılmaları gecikse bile haftalar boyu takip edilmelerinde hiçbir sakınca yoktur. İğne veya vida gibi batıcı özellikteki cisimlerin bir noktada 5-7 günden daha uzun süre kalması (yer değiştirmeden) hastanın bir şikayeti olmasa bile ameliyatla çıkartılması gerekir. Tedavi yöntemleri;

    İzlem: Metal paraların %40’ı genellikle 1-5 saat içinde mideye düşer. Bu nedenle özofagoskopi imkanı olmayan hastanelerde 1-24 saat beklenebilir.

    Endoskopi (Özofagoskopi): Tedavide altın standarttır. Yabancı cisim yutma öyküsü ile başvuran hastaya hastane koşullarında anestezi altında girişim yapılır. Işıklı bir kamera sitemiyle çocuğun solunum yolları veya yemek borusu incelenip özel cihazlarla yabancı cisim çıkarılır. Rigid veya fleksibl adı verilen iki tür endoskopik alet vardır ve her ikisininde yabancı cisimlerde başarı şansı aynıdır.

    Bu oran %76-98’dir. Erken tanı almış ve yabancı cismi çıkarılmış çocuklar hemen taburcu olabilirken, geç başvuran hastalarda ya da sisteme hasar veren yabancı cisim olgularında uzun süreli hastane yatışı ve tedaviler gerekebilir.

    Balon tekniği ile çıkartma: Foley veya Fogarty isimli kateterler yemek borusuna yerleştirilir, balonu şişirilir ve daha sonra geri doğru çekilerek para çıkartılır.

    Bujinaj yöntemi

    Farmakolojik ajanlar: Papain, kimotripsin, glukagon ve nifedipin gibi ajanlar kullanılır. Başarı şansları düşüktür.

    DİSK PİLLER

    İşitme cihazları, saat, oyuncaklar, anahtarlıklar, hesap makinaları, fotoğraf makinaları, uzaktan kumanda pilleri.

    Kimyasal bileşimlerine göre piller;Boyutları 6,8-23 mm arasında değişir

    Mangenez

    Çinko

    Gümüşoksit,

    Lityum (daha büyük çaplı ve yüksek voltu olmalarına rağmen en az travmatik olan pillerdir)

    Civa oksit (en sık parçalanan ancak zehirleme yapması nadir)

    Bu piller mide asidinin etkisiyle parçalanırlar, ülserasyon ve perforasyona yol açabilirler. Bu nedenle bu çocuklara antiasit tedavi başlanmalı ve piller gastroskopi ile çıkartılmalı.

    Eğer pil mideyi geçmişse radyolojik olarak takip edilmeli, pilin kabuğunun çatladığını gösteren bulgular ortaya çıkarsa ameliyat ile çıkartılmalıdır.

    Dış kabuğu çatlamadan kolona ulaşan piller kolonoskopla çıkartılabilir veya lavman yapılabilir.

    Yutulan pil yemek borusunu geçmişse başka bir komplikasyona yol açmadan vücuttan çıkma olasılığı çok yüksektir (%78 ilk 72 saatte çıkar).

    Pillerin %5-6’sı 1-2 hafta içinde çıkar, bu sürenin çapla ilgisi yoktur.

    Yalnız çapları 15-23 mm arasında olan piller yemek borusu ve midede takılabilirler. Yemek borusunu zedeleyen piller genelde 20-23 mm’den büyük boyutlu pillerdir.

    Pilin zarar vermesi için dolu veya boş olmasının bir önemi yoktur.

    Takipler haftada 1 veya 2 grafi ile birlikte olur

    Hangi durumlarda endoskopi veya ameliyat gerekli?

    Pil yemek borusuna takılmışsa (4 saatte yanık, 6 saatte perforasyon yapabilir)

    Mideyi 15 mm’den büyükse ve 48 saat içinde terketmiyorsa

    Diafram altına inmiş fakat karın ağrısı, kusma ve kanlı kaka yapma şikayeti varsa

    Akciğer ve karın grafisinde perforasyon bulguları varsa

    Parçalanan pillerin üçte ikisi civa pilleridir ve bunların zarar mekanizması 3 şekilde olur:

    Pilden sızan elektrolitler

    Civa zehirlenmesi

    Basıya bağlı nekroz

  • Kabızlık geçiren bebekler ve çocuklar

    Kabızlık geçiren bebekler ve çocuklar

    Bebek ve çocuklarda kabızlık; kaka yapmamak olarak bilinse de sadece dışkılama aralığının uzaması demek değildir. Her bebek ve çocuğun alışık olduğu bir dışkılama düzeni vardır. Yeme alışkanlığı ve yaşa bağlı olarak değişiklik gösteren bu düzenin bozulması ve ardından ortaya çıkan bulguların toplamı kabızlık olarak tanımlanır. Kısaca iki aydan uzun süreli olarak geç (seyrek) dışkılama, güç dışkılama ve sert dışkılama kronik kabızlık olarak adlandırılmaktadır.

    Bağırsak yapısındaki sorunlar, doğuştan gelen anatomik sorunlar, ailesel bağırsak yavaşlığı ve yanlış gıda seçimi, süt tüketiminin abartmak, sürekli katı gıda ile beslemek ,ihtiyaç halinde tuvalete gitmemek, çocukların acıdan korkması çocuklardaki kabızlığın temel nedenlerini oluşturur. Anne sütü ile beslenen bebekler doğumdan sonraki ilk günlerde, günde 7-10 kez, daha sonra da 5-7 kez kaka yapabilirler. Dışkılama sayısı daha az olabileceği gibi daha çok da olabilir.

    Bu dönemde kaka sulu ve yumuşaktır. Ancak, özellikle anne sütü alan bebeklerin, kimi zaman bir haftaya dek uzanan sürelerde kaka yapmamasının doğal olduğu bilinmelidir. Bebeklerde, aşırı ya da safralı kusma, belirgin karın şişliği (abdominal distansiyon) ve gelişmede duraklama ya da gerileme olmadığı sürece, bu durum olağan olarak kabul edilmeli ve herhangi bir tedavi ya da girişim uygulanmamalıdır. Katı gıdalarla beslenmeye geçildikten sonra dışkı koyulaşıp katılaşmaya başlar.

    Aynı zamanda dışkılama sayısı da azalır. Okul çağında bir çocukta günde 1-3 olan dışkılama sayısı, ergenlik döneminde erişkinlerde görülen sıklığa ulaşır. Kabızlık; sert ve ağrılı dışkılamaya, anüste yırtık/çatlak oluşmasına (anal fissür), dışkıda kan görülmesine, dışkılama gereksimi olduğunda saklanma ve dışkılamayı ertelemeye, özellikle yemeklerden sonra karın ağrısına, düzensiz beslenmeye ve tuvalet alışkanlığının bozulmasına sebep olabilir. .

    Aslında bu sorunlar her ne kadar kabızlığın sonucu olsa da, aynı zamanda bir çocukta kabızlığın başlamasının nedeni de olabilir. Örneğin, anüste herhangi bir nedenle oluşan yırtık, dışkılama sırasında ağrıya yol açacağından çocuğun kakasını tutmasına ve bir süre sonra da kabızlığın oluşmasına neden olabilir. Uzun süren ve uygulanan tedavilere karşın yineleyen kabızlıkta, çocukta bazı davranış bozukluklarının ortaya çıkabilir.

    Sonuç olarak kabızlık için yapılabilecek en uygun tanımlama, dışkılama alışkanlığının değişmesi ve buna bağlı olarak yukarıda bahsedilen bulguların ortaya çıkmasıdır.

    Çocuklarda kabızlığın neden olduğu sıkıntılar:

    1. Dışkılama aralığının uzun olması: Olağan dışkılama sıklığının değişmesidir. Örneğin günde 1 kez kaka yapan bir çocuğun dışkılama sıklığının 3-4 güne çıkması.

    2. Dışkılama niteliğinin değişmesi: Dışkının olağan kıvamını yitirip daha sert bir hale dönüşmesidir. Bu durum genellikle beslenme düzeninin değişmesine bağlı olarak değişir.

    3. Zorlanarak ve ağrılı dışkılama: Dışkılama sırasında çocuğun kendini zorlaması, ağlaması ya da ağrı hissetmesidir. Bu çocuklarda genellikle birlikte anal fissür (yırtık) da bulunur.

    4. Karın ağrısı: Yemeklerden kısa bir süre sonra (yaklaşık 10 dakika gibi) gastrokolik refleks başlar ve bağırsaklar hareketlenmeye başlar. Bu da dışkılama gereksinimine yol açar. Devam eden kabızlık durumlarında ise bu barsak hareketleri kramp tarzında karın ağrısı olarak kendini gösterir.

    5. Dışkıda kan görülmesi: Sertleşen dışkının anüste yırtık oluşturmasına bağlı olarak ortaya çıkan durumdur. Dışkıya bulaşmış taze kan şeklinde görülür.

    6. Dışkı bekletme (saklama): Kabızlığın hem nedeni olabilir, hem de sonucunda ortaya çıkabilir. En önemli nedeni dışkılama sırasında ağrının oluşabileceği korkusudur. Bir süre sonra alışkanlık haline dönüşebilir. Tedavide en zor çözümlenen sorunlardan biridir. Beklemiş dışkı bağırsağın son kısmında sertleşmiş bir şekilde kalır ve kaldıkça daha fazla suyu emilerek daha sert bir hal alır. Çocuk daha sonra azar azar kaka kaçırmaya başlar ve bu durum kilot kirlenmesi “fekal inkontinans” olarak adlandırılır. İlerlemiş kabızlığın bir bulgusudur.

    7. Kabızlık her çocukta benzer bulgular vermez. Yakınmaların şiddeti ve etkileri çocuktan çocuğa değişir. Bu çocuklarla iletişim kurmak kolay olmayabilir. Bu nedenle, çocuklarda kabızlığın tedavisinde doğrudan genel kuralları uygulamanın yararı olmaz.

    Her çocukta, o çocuğa özgü bulgulardan yola çıkılarak “çoklu yaklaşım” içeren tedavi yöntemleri uygulanmalıdır. Günümüzde çağdaş tedavinin geldiği nokta da budur: Her hastaya bilinen standart tedaviyi uygulama yerine her hasta için ona özgü tedavi yöntemlerini uygulama!

    8. Ancak, çocuklarda kabızlık tedavisinin uzun soluklu ve sabır isteyen bir süreç olduğu hem hekim hem de anne, baba ve büyükler tarafından akılda tutulmalıdır.

    Yanıt alınamıyor ya da yakınmalar geçti diyerek tedavinin kesilmesi bulguların ilkinden daha yoğun olarak ortaya çıkmasına neden olabilir. İçinde lif içeren gıdaların daha bakın olduğu beslenme ve düzenli tuvalet alışkanlığı kabızlık tedavisinde olmazsa olmazdır. • Beş yaş altındaki olguların %50’si bir yıl içinde, %60-75’ i ise iki yıl içinde düzeliyor. Okul çağı çocuk olguların üçte birinde ergenlik dönemine değin uzadığı bilinmektedir. Kronik kabızlığı olan hastaları araştırmak gerekli mi?

    • Olguların %95’ i fonksiyonel (idiyopatik) nedenlidir (organik nedenlerin araştırılması gereken olgular, yaklaşık 20 olguda bir). Bunlarda yapısal, endokrin veya metabolik sorun yoktur

    • Olguların %5’i ise organik nedenlidir. Bunlar; o Yenidoğan ve erken bebeklik yaşında başlayan kabızlık öyküsü varsa o Mekonyumun geç çıkması o İnce çapta dışkı, dışkıda kan, anal sifinkterin sıkı olması, tuşede rektumun boş olması o büyüme gelişme geriliği varsa o Karında distansiyon, ileus, safralı kusma o Alt ekstremite refleks ve tonusunda azalma, anal refleks zayıflığı, pilonidal gamze, kremaster refleksi alınmaması o Anterior yerleşimli anüs

    Tedavi: Amaç biriken topakların giderilmesi ve yeniden birikmenin önlenmesidir. Fonksiyonel kabızlığın tedavisi uzundur ve relapslar sıktır. Doktorlar kabızlık çeken çocuğu tedavi ederken aile ile yakın iş birliği içinde olmalıdır. Bu amaçla çok sayıda barsak içerisinde kütle arttırıcı, barsak hareketlerini arttırıcı ve kayganlaştırıcı çok sayıda ilaç kullanılmaktadır. Hekimin bu konudaki tecrübesi çok önemli, birçok hekim sonuçlarından en memnun kaldığı ilaçları kullanmaktadır. Bebek ve çocukların kabızlık tedavileri nasıl olmalıdır?

    1. Beslenmeyle ilgili bilgilenme önemlidir. Genel kural olarak posalı sebze ve meyvelerin bolca tüketilmesi, bakkal ve marketten alınan poşetli gıdaların tüketilmesinin sınırlandırılması gerekir.

    2. Tuvalet eğitimi. Barsakların döngüsel ritmini yakalabilmesi için çocuğun günün uygun saatlerde tuvalete oturtulması. Çocuğun çömelerek değilde oturarak tuvalet yapma olanağının sağlanması (klozet ve yaşa göre lazımlık kullanımı). Klozette adaptör, ayakların yere basması için basamak kullanımı. Yine tuvalette vakit geçirme alışkanlığı açısından tv, oyuncak vs ilgisini çekebilecek objeler bulundurma

    3. Varsa anal fissürün tedavi edilmesi ve önlemlerin alınması.

    4. Birikmiş olan kakanın hazır lavmanlar yardımıyla boşaltılması

    5. Yeni olusan kakanın bağırsak içinde sertleşmesini önlemek için gerekli ve yeterli kaka yumuşatıcı ilaç takviyesi. Tedavinin ana noktası gerekli tedavinin yeterince sürdürülmesidir. İlalar kullanılmakta iken çocuğun yada bebeğin kabızlığının geçtiği anlamına gelmemektedir.

    Aileler uzun süren bu tedaviye sabırla devam etmelidir. Mutlaka yapılacak ilaç azaltmaları yada kesilmesinin zamanlaması doktor tarafından verilmelidir. Biz hastalarımıza kabızlık tedavisinde kullandığımız yumuşatıcıları çoğunlukla 1.5 – 2 yıl süreyle kullanmak zorunda kalmaktayız. Çoğunlukla ilaçlarımızı azaltarak aşamalı olarak kesmekteyiz.

    Sonuç olarak:

    • Kronik kabızlık nedeniyle başvuruların çoğu, fonksiyonel (idiyopatik) kabızlık oluyor

    •Organik nedenli kabızlıkta nedene yönelik tanısal incelemeler ve tedavi gerekir

    • Kabızlık tedavilerinin etkinliğinin kanıtları zayıftır, tedavi büyük oranda klinik deneyime dayanır

    • Çocukluk çağı kabızlığı aylar ve yıllar boyu tedavi gerektiren uzun süreli bir sorundur

  • Çocuklarda alt ıslatma(üriner inkontinans)

    Çocuklar ve ergenlik çağa girişte altını ıslatma sorunu azımsanmayacak sıklıkta görülür. Bunların nedenleri altta yatan belirli hastalık veya psikolojik etkenler de olmakla birlikte daha çok genetik ve ailesel nedenlerden kaynaklandığını görmekteyiz.

    Çocuklarda 3 yaşını doldurmuş olmaları ile gündüz alt ıslatma hemen hemen tamamen sona erer. Bunun devamı altta yatan hastalık açısından araştırılması gereken önemli bir durumdur.

    Çocuk yaş grubunda sıkça görülen akşamları alt ıslatma(enürezis) sorunu daha çok ailesel olarak genetik faktörlere bağlı olabilmekte bu nedenle de çok fazla tetkik edilmeye ihtiyaç duyulmaz.

    Ancak gündüz alt ıslatma(üriner inkontinans) altta yatan kabızlık ,idrar yolu enfeksiyonu, mesane,idrar kanalı veya böbrek anomalileri,işeme fonksiyon bozuklukları gibi olası pek çok hastalık yönünden ileri tetkik ve tedavi edilmelidir.

    Tıbbi yönden altta yatan başka bir hastalık tespit edilmediğinde daima ilk tercih aileyi bilinçlendirme,sıvı alımında düzenleme ve ödül sistemi ile başarı eğer sabır gösterilirse yeterli gelmektedir.Buna rağmen dirençli olgularda ancak medikal tedavi seçenekleri gündeme getirilebilir.

    Alt ıslatma tedavisi sabır gerektiren ;ancak mümkün olan bir rahatsızlıktır.

  • Yenidoğan sünneti, vazgeçilmez mi moda mı?

    Sünnet, ülkemizde çocuk yaş grubunda en yaygın olarak uygulanan cerrahi girişimdir. Çoğunlukla sosyal bazen de tıbbi gereklilikle sünnet yapılır. Sünnet uygulamasının ameliyathane koşullarında bu konuda eğitimli bir hekim tarafından uygulanması gerekliliği artık tartışma konusu olmaktan çıkmış, ve mevzuatımızda yapılan değişikliklerle de bu konunun kuralları belirlenmiştir.

    Gözlemimize göre sünnet konusunda aileler tarafından en çok merak edilen nokta, uygun sünnet yaşının ne olduğu ve yenidoğan sünnetinin en iyisi olup olmadığıdır. Çoğunlukla ailelerin sosyal medya ve internet üzerinden elde ettikleri bilgilerle yenidoğan döneminde bebeğin ağrı duymadığı ve herhangi bir anestetik ilaca ihtiyaç olmaksızın sünnet işlemi yapılabileceği gibi bir kanaate sahip oldukları görülmektedir. Bebeklik döneminde yapılan sünnetlerde genel anestezi olmaksızın sünnetin rahatlıkla yapılabileceği ve yara iyileşmesinin hızlı , kozmetik olarak tatmin edici olduğu ve bebeklerin sünnet sonrası yara bakımının büyük çocuklara göre daha kolay olduğu bir gerçektir. Yenidoğan bebeğin ağrı duymadığı konusu ise bilimsel gerçeklerle örtüşmemektedir. Bebekler ağrı duyarlar ve ağrılı uyarana reaksiyon gösterirler. Bu yüzden yenidoğan dönemi sünnetleri de lokal anestetik dediğimiz bölgesel uyuşturma sağlayan ilaçlar kullanılarak yapılmaktadır. Öte yandan bebeğin ilk ayı yeni geldiği dünyaya adaptasyon, emme problemleri, bazen yenidoğan sarılığı gibi medikal izlem gerektiren sorunlarla geçebilmektedir. Bu sebeplerle bebeğin doğar doğmaz sünnet yapılması uygulamasının herhangi bir avantajı olmadığını düşünmekteyim ve erken dönem lokal anestezi ile sünnet isteyen ailelere bebeğin ilk ayı geçtikten sonra 5 ayının sonuna kadar sünneti önermekteyim. Bu aydan sonra ise bebek oldukça hareketlenmeye başladığından genel anestezi altında sünnet daha sağlıklı olmaktadır. Çocuklarda psikolojik yönden 2-6 yaş arası sünnetlerin sakıncalı olabileceği konusunda ise uygun işlem öncesi hazırlık ve genel anestezi uygulaması sayesinde artık böyle bir sakıncalı periyodun olmadığını düşünüyorum ve genel anestezi ile olması koşulu ile her yaşta sünneti ailelere öneriyorum.

    Sonuç olarak, yenidoğan dönemi (0-30 gün) geçtikten sonra 5 ayın sonuna dek , sadece penis etrafını uyuşturarak yapılan erken sünnetin , bakımı kolay, yara iyileşmesi hızlı, kozmetik sonuçları memnuniyet vericidir. Genel anestezi gerektirmez. Bu dönem geçtikten sonra ise genel anestezi altında her yaşta sünnet uygulanabilir.

  • Bitik-fimozis

    Halk arasında Bitik olarak adlandırılan, Tıbbi olarak da Fimozis terimi kullanılan rahatsızlık Erkek Bebek ve Çocuklarda sık gördüğümüz bir durumdur.

    Bitik olarak tanımlanan durumda çocukların sünnet derisinin uç kısmında darlık olması nedeniyle, sünnet derisinin hiç sıyrılamaması bazende çocuğun işemesini bile engelliyecek kadar ileri aşamada olmasıdır.

    Yeni Doğan döneminde ilk 1 aylık süreçte bitiklik işemede zorluk oluşturmuyorsa normal olarak kabul edilebilmekle birlikte ilerleyen dönemde devam etmesi hem sünnet derisi altında kir birikintilerine, hem de ballanit diye adlandırılan; o bölgenin enfeksiyonuna neden olmaktadır.

    Bitiğin sünnet öncesinde açılması işlemi dışında yapılması, yani açmaya çalışılarak zorlanması halinde o bölgede oluşabilecek ani ödem, kanama ve yırtıkların oluşturabileceği sorunlar nedeniyle acil sünnet gereksinimi gerekebilmektedir.

    Bitik mutlaka Çocuk Cerrahisi Uzmanları tarafından değerlendirilip, gerekli tedavi seçeneklerinin düzenlemesinin yapılması gereken bir rahatsızlıktır.