Kategori: Çocuk Cerrahisi

  • Parafimozis (sünnet derisinin penis başını boğması) nedir ve tedavileri

    Parafimozis sünnet yapılırken alınan fazla derinin, penis başının arkasına kadar geri çekildikten sonra tekrar eski pozisyonuna getirilememesi ve penis kafasının yani glansın sıkışarak kan dolaşımının bozulmasıdır. Bu sıkışma ve dolaşım bozukluğu, penis başının nekrozuna neden olacak kadar şiddetli olabilir. Fimozisle karşılaştırıldığında daha akut ve acil bir durumdur.

    Çoğu kez aile bireylerinden birinin temizlik amacıyla veya iyi niyetli sağlık görevlisinin penisi muayenesi sonrası ya da idrar kesesine sonda ile işlem sonrasında, sünnet derisini doğal pozisyonuna getirmemesinden oluşur.

    Tedavisi, genel anestezi altında derinin eski pozisyonuna getirilmesidir. Şişlik glans (penis başı) üzerindeki cildin redüksiyonuna yeteri kadar zorluk çıkarabileceğinden, parafimozis’i açmak için şişliği azaltma amaçlı, cilde hafif baskı yapılabilir. Baskı yapılmadan önce sahaya kısa süreli buz uygulaması ağrı kesici etkisi açısından faydalı olabilir. Şişlik azaldıktan sonra başparmakla penis başı itilirken, cilt diğer parmaklarla çekilir. Parafimozis sonrası sünnet derisini geriye çekemeyecek ölçüde ödem oluşabilir, bu durumda daha ileri cerrahi tekniklerden faydalanmak gerekir.

    Ağır olaylarda, bir cerrahi müdahale ile bir Çocuk Cerrahı tarafından glansın serbest kalabilmesi için sünnet derisine küçük kesi yapılabilir. Bu başarısız olursa, acil cerrahi sünnet ihtiyaç duyulacaktır.

  • Over torsiyonu (yumurtalık dönmesi) nedir ve tedavisi

    Yumurtalıklar normalde bir ucu karın yan duvarına diğer ucu ise serbest halde dururlar. Bu bağ içerisinden kan damarları geçer. Eğer yumurtalık herhangi bir şekilde bu bağ etrafında döner ise kan akımında azalma olur ya da akım tamamen durabilir. İşte bu durum over torsiyonu olarak adlandırılır. Genellikle kist ya da başka bir sebebe bağlı olarak büyümüş olan yumurtalıklarda ortaya çıkar ancak çok nadiren tüp ve etrafındaki dokularda aşırı bir spazm ya da aşırı genişlemiş yani varisleşmiş damarlara bağlı olarak normal boyutlardaki yumurtalıklarda da görülebilmektedir. Tüplerin aşırı uzun olması gibi bazı doğuştan gelen nedenler de torsiyona yol açabilmektedir. Over torsiyonu hemen her zaman tek taraflıdır ve daha çok sağda görülür. Teşhis edilir edilmez acil şartlarda vakit kaybedilmeden ameliyata alınmalıdır.

    Over torsiyonunda tanı genelde hastanın muayenesi ve ağrının şiddeti ile klinik olarak kuşkulanılmasıyla konur. Ayırıcı tanıda akut apandisitten, dış gebeliğe kadar pek çok durum dikkate alınmalıdır. Tanı için en kolay ve uygun tanı yöntemi ultrasonografidir. Ultrasonografide normalden büyük, kistik bir yumurtalık görülmesi önemlidir. Doppler ultrasonografi bulguları dolaşımın etkilenme derecesine ve torisyonun süresine bağlıdır. En ileri formunda dopplerde hiç kan akımı izlenemez.

    Over tosiyonun tedavisi cerrahidir, tanı konduktan sonra acil koşullarda açık (laparotomi) ya da kapalı cerrahi yöntem (laparoskopi) tedavi edilmelidir. Erken dönemde fark edilip ameliyat alındığında kalıcı hasar olmaz. Öncelikle dönen yumurtalık düzeltilir, dokunun durumuna göre çıkartılıp çıkartılmamasına karar verilir. Ancak ihmal edilmiş ya da geç kalınmış olgularda kan akımı uzun süre kesildiğinde over dokusunda nekroz meydana gelir. Yani bu dokular canlılığını kaybeder. Böyle bir durumda yumurtalığın alınması gerekir. Günümüzde, sağlam kalan dokunun hormon salgılama işlevinden yararlanmak amacıyla yumurtalığın yerinde bırakılması tercih edilmektedir. Ancak, eğer kitle varsa çıkarılmalıdır. Kız çocuklarda, özellikle sağ tarafta oluşan ağrılarda mutlaka yumurtalıklar ile ilgili sorun olup olmadığı da araştırılmalıdır.

  • Meatal stenoz nedir ve tedavileri nelerdir

    Sünnet edilmiş hastaların yaklaşık %9-10’unda görülebilen kazanılmış bir hastalıktır. Eğer bu darlık 5 Fr (yaklaşık 2 mm) ve altında kabul edilecek olursa sünnet edilmişlerde bu oran %20’lere bile çıkabilir. Meatal stenozlu çocuklar, tipik olarak ince ve yukarı doğru işeme, idrarı gerekli hedefe yönlendirememe, nadir olarak idrar yaparken yanma hissi, acil, sık ve uzamış süreyle idrar yapma gibi şikayetlerle başvururlar. Ayrıca zaman zaman külotta kan lekeleride görülebilir.

    Nasıl ve Neden oluşur:

    Henüz tuvalet eğitimi almamış çocuklarda idrar çıkış deliği (mea) sürekli olarak idrarla temas halindedir. Bu durum, nemli ve ıslak beze sürtünmeye bağlı olarak mekanik travmaya ve amonyak dermatiti ile meada inflamasyona neden olur. Üretranın uç kısmında hassas epitel tabakasının kaybı, daha sonra meanın, ön yüzünde epitelyal tabakanın birleşmesine yol açarak, penis başında dar bir açıklık şeklinde kalmasına neden olur. Sünnetsiz çocuklarda bu durum çok nadir olduğu için, sünnetin meatal stenoz için en önemli faktör olduğuna inanılmaktadır.

    Meatal Stenozun Diğer Nedenleri:

    Geçirilmiş hipospadias ameliyatları

    Travma

    Uzamış kateterizasyon

    Balanitis xerotica obliterans (BXO): Glans penise beyazımsı renk değişikliği ve kuru bir görünüm veren sıra dışı bir durum. Bu hastaların en az %20’sinde meatal stenoz görülür.

    Meatal stenozun tedavisi cerrahidir (meatotomi ve meatoplasti). Cerrahi sonrası prognoz mükemmeldir. İdrar akışının yönü cerrahi sonrası düzelir. Bu ameliyatlarda mortalite yoktur, ancak çok nadiren de olsa kanama, enfeksiyon ve meanın tekrar daralması (nüks) görülbilir. Ameliyattan sonrada şikayetler devam ediyorsa (idrar yapmada ağrı veya kesik kesik idrar yapma gibi), altta yatan bir işeme disfonksiyonu akılda tutulmalıdır. Böyle bir durumda metotomi ve meatoplasti bu şikayetleri geriletmez.

  • Karın ağrısı ve tedavisi

    Karın ağrısı, çocuklarda sık karşılaşılan bir yakınmadır. Çocukluk dönemindeki karın ağrıları sindirim sistemi kaynaklı olabileceği gibi, diğer sistemlere bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Karın ağrıları, ağrının lokalizasyonu, eşlik eden bulgular ve altta yatan nedenler açısından iyi incelenmelidir. Çocuklardan ağrının lokalizasyonu ve niteliği hakkında bilgi almak oldukça zordur. Bu nedenle doğru tanıya gidebilmek için klinik ve laboratuvar ipuçlarını uygun şekilde değerlendirmek, tedavinin medikal ya da cerrahi olarak yönlendirilmesi ve gereksiz tetkiklerin önüne geçilmesi açısından büyük önem taşır. Karın ağrılarının çoğunda altta yatan nedenler iyi klinik seyirli olmasına rağmen, öncelikli olarak akut batın tablosunun dışlanması yaşamsal önem arz eder.

    Yineleyen karın ağrıları, organik bir patoloji saptanmazsa, fonksiyonel karın ağrısı olarak değerlendirilmelidir. Fonksiyonel karın ağrılarının, çocukluk çağında % 55-96 arasında görüldüğü bildirilmiştir. Fonksiyonel karın ağrıları iyi huylu bir sorun olmasına rağmen, çocuklar ve aileler kaygı içindedirler.

    Akut (ani başlayan) karın ağrısı ile başvuran çocukların büyük kısmında cerrahi tedaviye gerek yoktur. Çocukluk dönemi akut karın ağrılarında % 4-7 oranında cerrahi gerektiren bir durum söz konusudur. Akut karın ağrısı olan çocuklarda en sık rastlanan cerrahi durum akut apandisittir ve acil ameliyat gerektirir.

    Acil ve genel pediatri polikliniklerine yapılan başvurular beraber değerlendirildiğinde üst solunum yolu enfeksiyonu % 38, fonksiyonel karın ağrısı % 32,7, akut gastroenterit % 12,5 ve idrar yolu infeksiyonu % 8,9 oranında saptanmıştır. Akut apendisit ise %4-7 saptanmıştır.

  • Kabızlık (konstipasyon) tanı ve tedavisi

    Konstipasyon (kabızlık) çocuk hekimlerinin ve çocuk cerrahlarının oldukça sık karşılaştığı sorunlardan biridir. Kabızlık normal dışkılama olayının yapılamayışı veya yetersiz oluşu sonucu sert ve seyrek dışkılama durumudur. Diğer bir tanımlama haftada 3 defadan az dışkılama, kitlenin sert olması, dışkılamanın ağrılı olması ve isteğe bağlı dışkı tutmadır. Tanımı yapılırken dışkılama sayısından çok, dışkı kıvamı ve dışkının su içerik yüzdesi önemlidir. Kabızlık ya kısa süreli ve geçici, ya da kronik olur. Bir aydan uzun süren kabızlık kronik kabızlık olarak değerlendirilir. Kronik kabızlık, aileler için, ciddi bir hastalığın semptomu olabileceği endişesini yaratabilir.

    Konstipasyon organik veya fonksiyonel nedenlidir. Çocukların çok küçük bir bölümünde kabızlık organik nedenlere bağlıdır. Yenidoğan dönemi sonrasında kabızlığın en sık nedeni (%90-95) fonksiyonel kabızlıktır. Fonksiyonel kabızlık “idiopatik (nedeni bilinmeyen) konstipasyon”, “fekal retansiyon” ve “fekal withholding” (dışkı tutma) olarak da adlandırılır. Çoğu kez kabızlık iyi tedavi edilmezse veya yanlış tedavi edilirse kronik kabızlığın nedeni olabilir. Kabızlığı olan çocukların yaklaşık %96’sında neden fonksiyonel kabızlık olarak saptanmıştır. Organik nedenli konstipasyonda tedavi çoğu kez cerrahi iken, fonksiyonel konstipasyonlu çocukta medikal tedavi çoğu kez yeterlidir. Fonksiyonel konstipasyonlu olgunun tedavisinde genel yaklaşım ilk olarak fekal birikimlerin olup olmadığını saptamaktır. Fekalom varsa dışkı boşaltımı tedavisi verilebileceği gibi ilaçla başalmasının mümkün olmadığı durumlarda muayenehane veya ameliyathane şartlarında rektal tuşe ile fekalomların boşaltılması gerekebilir. Daha sonra fekalom oluşmasını engellemek ve düzenli defekasyonu sağlamak için idame tedaviyi başlatmak, aile eğitimini sağlamak ve yakın izlem ile tedaviyi düzenli bir şekilde sürdürmek gerekir. Kabızlık tedavisi uzun sürelidir. Genellikle 6-24 ay süreyle hastaların takip ve tedavisi önerilir.

  • İnvaginasyon(invajinasyon) yani bağırsakların iç içe geçmesi durumu

    Yanlış olarak “bağırsak düğümlenmesi” olarak da bilinen invajinasyon, bağırsakların iç içe geçmesi demektir. Aslında günlük yaşamda bağırsaklar birbirinin içine girer ve çıkar. Eğer giren bağırsak geri çıkamazsa, o zaman invajinasyon bulguları ortaya çıkar. En sık olarak süt çocukluğu döneminde (6 ay-1 yaş) görülür. İlkbahar ve sonbahar gibi mevsim değişimlerinde daha sıktır. Bu yaştaki çocuklarda invajinasyon, ince bağırsağın son kısmının (ileum) kalın bağırsağın ilk kısmının (çekum) içine girmesi ile oluşur (ileo-çekal invajinasyon). İshal gibi nedenlerle bağırsak hareketlerinin artması invajinasyona neden olabilir. Rotavirus salgınlarında daha sık olarak görülmesinin nedeni de budur. İnce bağırsağın son kısmı lenf dokusundan zengindir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonu gibi genel sistemik enfeksiyonlarda burada bulunan lenf dokusu da şişer. Kalınlaşan bu doku, herhangi bir nedenle iç-içe girmiş olan bağırsağın geri çıkmasını engeller. Eğer bağırsak içinde polip varsa bu da aynı şekilde invajinasyona neden olabilir. İki yaşın üzerindeki çocuklarda ise, bağırsaktan köken alan lenfoma (lenf kanseri) invajinasyon nedenlerinden biridir. İnvaginasyon ilk olarak kusmayla başlar. Başlangıçta çocuğun yediklerini içeren kusma bir süre sonra sarı-yeşil bir renk alır. Bu durum bağırsak tıkanıklığının bulgusudur. Tıkanıklık, bağırsakların geriye doğru şişmesine neden olur.

    Bu da karında şişlik (distansiyon) olarak görülür. Zaman geçtikçe iç-içe geçen bağırsağın iç duvarında oluşan ödem, buradan kanamaya neden olur. İnvajinasyonda anüsten kan gelmesinin nedeni budur. “Çilek jölesi” şeklinde kanama olarak tanımlanan bu durum invajinasyonun en tipik bulgusudur. İnvaginasyon saptanan hastalar hastaneye yatırılarak damar yolu açılır ve serum tedavisi ile antibiyotik tedavisine başlanır. Sonuç olarak hastalığın esas tedavisi acil şartlarda girişimsel yöntemler ve cerrahidir.

    Tedavi Seçenekleri:

    Hidrostatik-Serum (İzotonik) İle Redüksiyon: Ultrasonografi eşliğinde baryum veya izotonik sıvının (serum fizyolojik) makat yoluyla barsaklara en fazla 1,5 metre yüksekten 150 mm/Hg basınç altında verilerek içiçe girmiş barsakların açılması yöntemidir. Gecikmiş ve genel durumu bozuk hastalarda uygulanmamalıdır. En fazla iki ya da üç kez tekrarlanabilir. Başarı oranı %50-90 arasındadır. Açılma olmazsa açık cerrahi tekniğe geçilmelidir. Hastalığın redüksiyon sonrası tekrarlama olasılığı %2-20’dir ve nüksler çoğunlukla ilk 72 saatte olur.

    Pnömotik (hava ile) redüksiyon: Yine makat yoluyla havanın barsaklara verilerek içiçe geçmiş barsakların açılması işlemidir. Bebeklerde 80 mm/Hg, büyük çocuklarda 110-120 mm/Hg’yı aşmamalıdır. Başarı şansı %75-90’dır. Hastalığın redüksiyon sonrası tekrarlama olasılığı %2-20’dir ve nüksler çoğunlukla ilk 72 saatte olur.

    Cerrahi Tedavi:

    Lapasroskopik Redüksiyon: Barsakların laparoskopi yardımıyla açılma işlemidir. Eğer şartlar uygunsa ameliyat sonrası dönem açık cerrahiye göre hem daha rahat geçmekte hem de kozmetik sonuçlar daha iyi olmaktadır.

    Açık Cerrahi: Yukarıdaki tedavi seçenekleri başarısız olduğunda ya da hastalar bu seçeneklere uygun olmadığı durumlarda tercih edilmelidir. Açık cerrahide eğer barsakların dolaşımı bozulmamışsa ve invaginasyona sebep olacak bir doğumsal anomali söz konusu değilse elle barsakların açılması (manuel redüksiyon) yeterlidir. Süreç uzamış ve barsak dolaşımı bozuksa ameliyat sırasında barsakların bir kısmı çıkartılabilir (segmental rezeksiyon) veya barsağın ucu karın duvarına ağızlaştırılabilir (stoma yapılması).

  • Hirschsprung(konjenital agangliyonik megakolon) hastalığı nedir, tedavi süreçleri?

    Hirschsprung hastalığı ya da “konjenital agangliyonik megakolon”, bağırsakların gevşemesini sağlayan sinir hücrelerinin yokluğu ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Bağırsaklar kasılıp gevşeyerek hareket ederler. Bu hastalıkta gevşemeyi sağlayan hücreler olmadığından, bağırsağın etkilenmiş kısmı kasılı kalır. Oluşan tıkanıklık dışkının aşağı doğru geçmesini engeller. Bu şekilde ortaya çıkan barsak tıkanıklığı ancak cerrahi yöntemle, içinde sinir hücresi olmayan bağırsağın çıkarılıp yerine normal bağırsağın getirilmesiyle tedavi edilebilir. Hastaların %70-75’inde “aganglionik segment” anüsün hemen üzerindeki 5-15 cm’lik bağırsak kısmını içerir. Geri kalan hastalarda ise agangliyonik alan kalın bağırsağın daha yukarı kısımlarına dek uzanabilir. Ender olarak tüm kalın bağırsak aganlionik olabilir. İnce ve kalın bağırsakların tümünde ganglion hücresinin olmaması ise, yaşamla bağdaşmayan bir durumdur.

    Tedavide ana ilke, içinde hücre bulunmayan agangliyonik kesimi devre dışı bırakıp yerine içinde hücre bulunan gangliyonik kesimi getirmektir. Bir başka deyişle, ameliyatta agangliyonik kesim çıkarılır ve bunu yerine daha yukarıda bulunan gangliyonik kesim getirilip anüs ya da hemen üzerindeki bağırsağa bağlanır (pull-through işlemi).

    Cerrahi işlem; çocuğun yaşına, agangliyonik segmentin uzunluğuna ve bulgulara bağlı olmak üzere tek, iki ya da üç aşamalı olarak gerçekleştirilir. Günümüzde değişen teknolojik olanaklar ve yoğun bakım koşulları ile bu ameliyatlar genellikle tek ya da iki evreli olarak gerçekleştirilmektedir. Hirschsprung hastalığındaki tedavi seçenekleri:

    Üç evreli yöntem:İlk tanımlanan ve günümüzde de kullanılan bir yöntemdir. Buna göre, ilk evrede kalın bağırsağın içinde ganglion hücresi olan kısmı geçici olarak karın duvarına ağızlaştırılır. Kolostomi olarak adlandırılan bu yöntem ile genişlemiş olan bağırsak segmentinin dinlendirilmesi ve çocuğun dışkısını rahatça çıkarması amaçlanır. İkinci evrede ise; değişik yöntemler uygulanarak içinde hücre olmayan aganglionik bağırsak çıkarılır ya da devre dışı bırakılır ve yerine içinde hücre bulunan ganglionik bağırsak çekilir. Üçüncü evrede kolostomi kapatılarak tedavi tamamlanmış olur.

    İki evreli ameliyatlar: İlk evrede kalın bağırsağın içinde ganglion hücresi olan kısmı geçici olarak karın duvarına ağızlaştırılır. İkinci evrede ise; değişik yöntemler uygulanarak içinde hücre olmayan aganglionik bağırsak çıkarılır ya da devre dışı bırakılır ve yerine içinde hücre bulunan daha önce dışarı ağızlaştırılmış olan kolostomi ucu aşağı çekilir.

    Tek evreli ameliyatlar: Açık cerrahi yöntem ya da kapalı (laparoskopik) olarak yapılabilir. Her iki yöntemde de ameliyat sırasında ganglion hücrelerinin olduğu bağırsak dokusu hızlı olarak yapılan patolojik inceleme (frozen) ile tanımlanır ve bu bölge aşağıya anüse kadar çekilerek ameliyat tamamlanmış olur.

    Primer Transanal Pull_Through (Primer TEP):Son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanan yeni bir yöntemdir. Hastanın karnı hiç açılmadan doğrudan anüsten girilerek, agangliyonik bağırsağı buradan dışarıya çekmek ve gangliyonik bağırsağın anüse bağlanması şeklindedir. Diğer yöntemler ile kıyaslandığında karın içine girilmemiş ve karın duvarında iz kalmamış olması bir üstünlük olarak kabul edilse de, bu yöntemin uzun döneme ilişkin sonuçları henüz bilinmemektedir.

    Bu hastalarda sonucun başarısı hastanın anatomik yapısına, varsa eşlik eden diğer hastalıklarına ve aile-hasta uyumuna (kolostominin yıkanması, genişletme programına uyum) bağlıdır.

    Ameliyatın süresi normal şartlar altında 2-5 saat arasında olup başarı şansı ise hastadan hastaya, aganliyonik olan barsağın uzunluğuna ve hastada görülen ek anomalilerin varlığı ve şiddetine göre değişmekle birlikte yaklaşık %90’dır. Ameliyatta sonra hasta klinikte yaklaşık 2-7 gün arasında izlenir. Bu süre içerisinde hasta ağızdan beslenemeyebilir ve total parenteral beslenme (TPN) uygulanabilir.

    İyileşme süresinde ve uzun dönemde Hirschsprung Hastalığı olan Çocuklarda karşılaşılabilecek sorunlar:

    Kronik kabızlık:

    Opere edilen hastaların yaklaşık %6-10’unda kronik kabızlık başa bela bir sorun olarak devam edebilir. Ayrıca bu çocuklar dışkılama sırasında kullanılan kasları nasıl idare edeceklerini bilemediklerinden tuvalet eğitimi daha uzun sürebilir. Yıllar geçtikçe bu sorunlar daha da azalır. Bu hastalarda uzun yıllar hem ağızdan dışkı yumuşatıcılar hem de rektal lavmanlar kullanılabilir.

    Bu hastalarda kabızlığın en sık sebebi anal sfinkter akalazyasıdır ki (dışkılamayı sağlayan kasın kasılı kalması) bu durum dilatasyon ve sfinkterotimiden fayda görür. Buna rağmen devam ediyorsa ikinci bir ameliyat gerekebilir.

    Enterokolit:

    Hastaların yaklaşık %12-58’inde görülür.

    Çocuklar özellikle ameliyattan sonraki bir yıl içinde bağırsak enfeksiyonu (enterokolit) geçirme riski altındadır.

    Tedavisinde damardan sıvı ve antibiyotik tedavisi ile rektal lavmanlar uygulanır.

    Enterokolit semptom ve belirtilerinden haberdar olun ve aşağıda belirtilenlerden biri gözlendiğinde mutlaka doktorunuza başvurun:

    İshal

    Kanlı dışkılama

    Ateş

    Karın şişliği

    Safralı veya safrasız kusma

    Enkopresis (Kilota dışkı kaçırma, kilot kirletme):

    Hastaların yaklaşık %12’sinde görülür. Kronik kabızlığa ve dışkının barsaklarda birikmesine bağlıdır. Özellikle Duhamel ameliyatına özgü olarak rektumda fekalom denilen taşlaşmış gaita parçaları bulunabilir.

    Tedavisi kronik kabızlıkta olduğu gibidir.

    Diğer uzun dönem sorunları:

    Hirschsprung hastalığı nedeniyle opere olan erkek hastaların yaklaşık %10’unda primer infertilite (kısırlık), ereksiyon bozuklukları, azoospermi ve psikoseksüel sorunlar görülebilmektedir.

  • Nedir bu hipospadias?

    Hipospadias, çocuğun idrar yaptığı deliğin penisin ucunda değil de altında olmasıdır. Bu delik ile penis ucu arasındaki bölgede idrar kanalı tam olarak oluşmamıştır. İdrar deliğinin yerleşimine göre farklı farklı sınıflandırılabilir. Penisin baş kısmında yer alan, normal idrar deliğinin olması gereken yere çok yakın olan bu olgulara “glanüler hipospadias” denilir. Penis baş kısmı ile penis gövdesi uç kesimi arasındaki olanlara “koronal hipospadias” denir. Her iki durum genel olarak “distal hipospadias” tanımlaması içinde yer alır. Çocuklarda en sık karşılaşılan ve cerrahi başarı oranının en yüksek olduğu grup bu gruptur. Daha aşağı yerleşimli hipospadiaslar da vardır, idrar deliğinin yerleşimi penis gövdesinin ortasında olanlara “midpenil hipospadias” (orta düzeyde hipospadais), penis orta kesimi ile torbaların birleştiği bölgede hatta anüse yakın perine dediğimiz bölgede yerleşenler ise “proksimal hipospadias” olarak adlandırılırlar ve cerrahi tedavileri daha zordur. Bu hastaların çoğunda penis eğriliğide mevcuttur ve bu durumun da ameliyatla birlikte düzeltilmesi gereklidir. Her 300 erkek çocuğundan birinde görülen hipospadiasın tek tedavisi cerrahidir.

    Cerrahi tedavide tanımlanmış yaklaşık 500 çeşit ameliyat bulunmaktadır. Temel amaç üretra denilen idrar deliğinin penisin ucuna getirilmesidir. Temel olarak dikişle idrar kanalını oluşturduktan sonra üzerine bir katman olarak yama getirilmesi dokuyu daha sağlamlaştırır. Ameliyatta penis kökü bir lastikle boğulur ve penis derisi köküne kadar soyulur. Daha sonra penise suni ereksiyon yaptırılır. Bu şekilde kordi adı verilen penis eğriliğinin varlığı araştırılır. Penisteki eğrilik mutlaka düzeltilmelidir. Daha sonra yeni oluşturulacak idrar deliğinin yeri belirlenir ve mevcut dokular kullanılarak 6/0, 7/0 ve 8/0 gibi emilebilen dikişlerle yeni üretra oluşturulur. Hipospadiasın ağırlık derecesine göre beraberinde sünnet de yapılabilir, ya da sünnet derisi yama olarak kullanılabilir. Ancak ameliyatla sünnetin birlikte yapılmaması görüşü doğru değildir, aksine beraberinde sünnet yapılması çocuğu ikinci bir ameliyattan kurtaracaktır. Ameliyatın durumuna ve hastalığınızın derecesine göre idrar sondası takılabilir, bu sonda ortalama 3-7 gün kalır. İdrar deliğinin normal yere göre çok uzakta olduğu proksimal hipospadiaslı hastalarla, ağır derecede kordisi olan ve üretranın kısa olduğu hastalarda işeme deliğinin normal yerine getirilmesi için vücudun farklı yerlerinden (kol veya uyluk derisi, ağız içinden, mesaneden, testis torbasındaki fasyalardan) doku alınması gerekebilir. Her üç durumda da mümkünse yeni bir üretral kanal oluşturularak üretral kateter konur ve operasyon tamamlanır. Dokunun olgunlaşmasının gerektiği ya da kanalın ağzının normal yerden çok uzak olduğu olgularda alınan doku penise yerleştirilerek olgunlaşma beklenir, asıl düzeltme işlemi ise daha sonraki bir tarihe (yaklaşık 6 ay sonrasına) ertelenebilir. İdrar sondası yerine drenaj amaçlı göbek altına sistostomi kateteri de konulabilir. Ameliyatların başarı şansı idrar deliğinin yerleşim yerine göre ve penis eğriliğinin derecesine bağlı olarak %60-98 arasında değişir.

  • Gömük penis buried

    İlk olarak 1919’da penis cildinin retraksiyonunda, penisin karın, uyluk ve skrotum cildiyle aynı seviyede olduğu, penis gövdesinin normal olmasına rağmen penisin görülememesi olarak tanımlanmıştır. Başka bir tanımlamada yaş gruplamasına göre penis gerginken kabul edilen ortalama uzunluk ve çapta olmasına rağmen, penisin görüntüsel olarak küçük olması durumudur.

    Penis uzunluğu ile ilgili patolojilerde buried penis teriminin yanı sıra gizli (hidden), gizlenmiş (concealed), tuzaklanmış (trapped) veya ağ (webbed) penis gibi farklı terminolojiler kullanılmaktadır. Bu gruplamalarda altta yatan nedenler farklı olmasına rağmen temelde penis gelişimi normal, yalnızca görüntüsel olarak küçük penis mevcuttur. Penis gelişimi normal olmasına rağmen aileler için oldukça tedirgin edici bir durumdur. Bu nedenle tamamen farklı bir durum olan ve penis gelişiminin yetersiz olduğu mikropenis ile ayırımının iyi yapılması gerekmektedir.

    Fizik muayenede suprapubik yağ dokusuna (göbeğin altında ve penisin hemen üzerindeki yağlı doku) bastırıldığında penis cildi aşağı doğru kayıyor, penis gövdesi ortaya çıkıyor ve penis uzunluğu yaşlara göre ortalama ve standart sapma aralığında bulunuyorsa penis gövdesi buna rağmen küçük kalıyor ve standart sapmaların altında ölçülüyorsa mikropenis olarak adlandırılır.

    Altta yatan neden daha önceleri obezite, çocukların iriliği ve sünnet derisinin yeterli kesilmemesi olarak düşünülmüş olsa da aslında bu durum fasyalar (penisi sarmalayan penis ile deri arasında yer alan doku) arasındaki yetersiz bağlantılardan kaynaklanmaktadır.

    Tedavi edilmesi gerekliliği tartışmalıdır. Tedavinin gereksiz olduğunu savunan doktorlar bu hastalığın özellikle çocukluk çağında görülüyor olması ve erişkin dönemde çok az hastanın bu şikayetle doktora başvurmasını gerekçe göstermektedirler. Çocukların ileri yaşlarda kilo vermeleri ve penis boyunun yaşla birlikte artması ile bu hastalığın ortadan kalktığı iddia edilmektedir. Karşıt görüş ise olguların psikolojik ve sosyal gelişimlerinin daha kötü olduğunu ve erken cerrahinin bu olumsuzlukları önlediğini ileri sürmektedir. Çocuklarda cerrahi gereklilik; rekürren balanit, sekonder fimozis, işeme esnasında penis kontrolünün sağlanamaması, üriner akışı sağlayamama, sosyal mahcubiyet ve aile endişesi gibi durumlardır.

    Genellikle çocuk cerrahları ve ürologlar tarafından iyi huylu bir patoloji olarak değerlendirilmesine rağmen aileler ve ileri yaştaki hastalar için endişe verici bir durumdur ve ciddi psikolojik problemlere yol açabilmektedir.Polikliniğe başvuran hastalar dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Aile ve hastalara, penis gelişiminin normal olduğu yalnızca görüntüsel bozukluk olduğu yönünde bilgi verilmelidir. Altta yatan nedene göre tedavi seçenekleri anlatılmalı ve aile ile birlikte karar alınarak tedavi yöntemleri planlanmalıdır. Yani tedavisinin amacı, aile ve kişide oluşabilecek psikososyal baskıyı ve ileride oluşabilecek depresyon ve özgüven eksikliği gibi psikolojik rahatsızlıkları ortadan kaldırmanın yanı sıra tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, balanit, cilt yapışıklıkları, işeme bozukluları, penisin elle tutulamaması gibi durumların da ortadan kaldırılmasıdır.

  • Yenidoğan göbek fıtığı!

    Doğumdan sonra göbek kanalının tam olarak kapanmaması sonucu göbek fıtığı oluşur. Anne karnındaki bebek, göbekten çıkan ve anneye uzanan damarlar ile yaşamını sürdürür. Doğumdan bir süre sonra düşen göbek kordonu içinde yer alan bu damarların geçebilmesi için karın duvarında bir açıklık vardır. Bir çok yeni doğan bebekte bu açıklıktan karın içi organlar dışarı çıkarak, göbekte bir şişlik oluştururlar. Bu durum göbek fıtığı olarak anılır. Göbek fıtığı genellikle göbek bağı düştükten sonra görülmeye başlar. Bu durum çocuklarda %25-50 oranında gözlenir. Kız ve erkek bebeklerde eşit sıklıkta görülür, yüksek ailevi yatkınlık vardır. Prematürelerde ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde daha sık görülürler. Genellikle 3 yaşına kadar %90’ı tedavi gerektirmeden kendiliğinden düzelir. Göbek fıtığı olan bebeklerde ilk iki yaş içinde bir tedaviye gerek yoktur. Karın dışındaki şişlik zamanla büyüse bile, karın duvarının gelişimi ile büyük olasılıkla kendiliğinden iyileşir. Özellikle çapı 1 cm’den küçük defektlerin kendiliğinde kapanma olasılığı daha yüksek ve erkendir. Göbeğe bozuk para yapıştırmak veya göbek bağı bağlamak gibi yöntemlerin iyileşme olasılığını yükseltmediği gibi, deri de nekroz ve flaster allerjisi yapma gibi zararları olabileceği için uygulanmaması gereklidir. İki yaşına gelen çocukta hala göbek fıtığı var ise hekime başvurulmalıdır.

    Ne zaman ameliyat?

    Kızlarda 3 yaşına, erkeklerde 4 yaşına kadar geçmemişse

    Bir kez bile boğulma oluşmuşsa

    Çapı 1,5-2 cm ve üzerinde ise düzeltilmelidir.