Kategori: Çocuk Cerrahisi

  • Çocuklarda kabızlık ile işeme bozuklukları arasındaki ilişki

    Kabızlık nedir?

    Kabızlık çocuklarda çok sık rastlanan yakınmalardan olmakla beraber ailelerin gözünden kaçan bir durumdur. Genelde karın ağrısı, iştahsızlık, gelişme geriliği, gaita yapmada zorlanma, ağrılı defakasyon (gaita yapma), sert gaita yapma, popoda ağrı veya kanama şikayetleriyle hekime başvuru sıktır.

    Kabızlık en sık hangi dönemde görülür?

    Genelde bebeklerde anne sütünden ek gıdaya geçişte, 2-4 yaş arasında ise tuvalet eğitiminden sonra sık olmakla beraber her yaşta görülebilinen kronik (uzun süre devam eden) bir süreçtir.

    Kabızlık ve işeme bozukluğu beraber görülürmü?

    İşeme bozuklukları ve kronik fonksiyonel kabızlık arasında yakın fizyolojik bir ilişki vardır. Kronik fonksiyonel kabızlık ile çocuk cerrahlarına başvuran hastalarda tabloya işeme bozukluklarının da eşlik ediyor olması çok sık görülen bir durumdur. Kronik fonksiyonel kabızlıkta içi gayta ile dolu, genişlemiş rektumun (kalın bağırsak) mesaneye (idrar torbası) bası yaparak hem dolma hem de boşalma fonksiyonlarını bozduğu ve bunun da üriner inkontinans (idrar kaçırma), idrar yolu enfeksiyonları gibi tablolara yol açmaktadır.

    Kabızlık ve işeme bozukluğu beraberliğinde nasıl bir klinik işe karşılaşırsınız?

    Kronik fonksiyonel kabızlık ve işeme bozuklukları birbirlerinin etiyolojisine (neden-sebep) önemli yer tutan iki hastalıktır ve eğer bir hastada ikisi birden varsa hasta daha karmaşık ve uzun bir tedavi sürecine gereksinim duyar. İşeme bozukluğu olan hastalarında başvuru yakınmaları gündüz idrar kaçırma, ani sıkışma hissi, küçük miktarlarda sık sık işeme, yatak ıslatma ve idrar yolu infeksiyonudur. İşeme bozukluğu olan çocukların %90’ında aynı zamanda Kronik fonksiyonel kabızlık eşlik eder.

    Kabızlık Tanısı nasıl konur?

    Kronik fonksiyonel kabızlık tanısı için; şikayet başlangıcı, fizik muayene, direkt grafi yeterlidir.

    Kabızlık tedavi edilirse işeme bozukluklarıda düzelirmi?

    Kronik fonksiyonel kabızlık tedavisinin işeme bozukluklarının düzeltilmesi üzerindeki etkinliğini gösteren çalışmalar literatürde vardır. Örnek olarak; kronik kabızlığı ve enkoprezisi (gaita kaçırması) bulunan hastalarını 12 aylık kabızlık tedavisi sonrası yeniden değerlendirmiş ve kronik kabızlık tedavisinde başarı sağladığı hastaların % 89’unda gündüz, % 63’ünde gece işeme bozukluğunun düzeldiğini belirtilmiştir.

    Kabızlık ve işeme bozukluğu olan çocuğumu nasıl ve kimler tedavi edebilir? Gastrointestinal (mide-bağırsak) ve üriner (boşaltım) sistemin fizyopatolojisi konusunda uzman olan hekimler tarafından tedavi verilmesi daha uygundur. Çocuk cerrahları bu konuda iyi eğitim alan hekim gruplarındandır.

    Kabızlık ve işeme bozukluğu olan çocuğuma hekim ilaç tedavisi verdi. Bu tedavi yeterli olurmu? Verilen ilaç tedavisi şikayetleri geçici olarak düzeltebilir. Varolan problemler yanlış öğrenilen bir davranış bozukluğu, beslenme problemi sonucunda ortaya çıkan ve kronik (süregelen) bir süreç olduğundan tedavi ve takip süresi 3 ay-1 yıl arasında değişmektedir.

  • Çocuklardaki kasık fıtığı genetik olabilir!

    Çocuklardaki kasık fıtığı; oluşumu, tipi ve tedavi tekniği olarak yetişkinlerdeki kasık fıtığından farklılık gösterir. Çocuklarda görülen kasık fıtığının oluşumu, erişkinlerdeki gibi kendini zorlamak sebebiyle oluşmaz, daha çok genetiktir. Çocukluk çağında kasıkta fark edilen ve zaman zaman ortaya çıkıp kaybolan şişlik, akla öncelikle kasık fıtığını getirmelidir. Genellikle ağlama, öksürme ve ıkınma gibi hareketlerle kasık bölgesinde ortaya çıkan ve elle itildiğinde kaybolan bir şişlik şeklinde belirti verir. Bazen kesede, bağırsak ve gazın sıkışmasıyla ağrı, huzursuzluk ve kusmaya neden olabilir. Dikkatli ve yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen fıtığa da boğulmuş fıtık denir. Sıkışan bağırsağın veya yumurtalığın kanlanması durup, kangrene neden olabilir. Bu durumda karın ağrısı, karında şişkinlik, dışarı çıkamama ve kusma gibi sorunlar ortaya çıkar bu da çocuğun genel durumunu bozar. Boğulmuş fıtık, çocuğun hayati tehlikesini arttıran ve acilen cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur.

    En kısa sürede ameliyat şart

    Fıtığın ameliyat dışında bir tedavisi olmayıp, korse ve fıtık bağı gibi araçların da çocuk fıtığı tedavisine yararı yoktur. Kasık fıtığı, kanaldan geçen organların sıkışarak boğulması ve kangren olma riski nedeni ile tanı konulduktan sonra uygun olan en kısa zamanda cerrahi müdahale gerektirir. Aksi takdirde fıtığın içine giren bağırsak boğulma riski nedeniyle acil ameliyat gerektirebilir. Çocuklarda, özellikle bebeklerde acil ameliyatların riski normal şartlarda yapılan ameliyatların riskinden çok daha fazladır.

    Kasık fıtığı ameliyatı olan çocuk aynı gün taburcu edilebilir

    Kasık fıtığı, acil bir durum olmadan, tanı konulduktan hemen sonra uygun şartlar altında, deneyimli uzmanlar tarafından ameliyat edilirse tekrar oluşma olasılığı çok düşüktür. Fıtık ameliyatı “günübirlik cerrahi” olarak uygulandığı için çocuğun hastanede yatmasına gerek olmayıp, aynı gün taburcu edilebilir. Bu ameliyattaki temel prensip, açık kalan kasık kanalının kapatılarak karın içiyle olan iştirakin ortadan kaldırılmasıdır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili ağrı kesiciler yapıldığı için ameliyat sonrasında çocuğu rahatsız edecek kadar ağrı olmaz. Ameliyat sonrasında aşırı şişlik, kızarıklık, ağrı, ateş, bulantı ve kusma gibi belirtiler varsa; yaradan kan, iltihap geliyorsa mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.

  • Çocuklarda taş hastalıklarının nedeni araştırılmalı!

    Çocuklarda taş hastalıkları yetişkinlere göre farklı!

    Çocuk yaş grubunda üriner sistem taş hastalığı yetişkinlere göre farklılık gösterir. Üriner taş saptanan çocuklarda tıkanıklık ve enfeksiyon gibi akut problemlerin olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Tıkanıklık veya enfeksiyon varsa önce üriner sistemdeki birikmiş kan ve enfeksiyona neden olabilecek sıvıların boşaltılması ile rahatlama sağlanmalıdır.

    Taşların tedavisi lazerle mümkün.

    Erişkinlere uygulanan vücut dışı ses dalgaları ile taş kırma (ESWL) yöntemi artık çocuklardaki taş hastalıklarında da uygulanabilmektedir. Bu şekilde kırılamayan taşlara ise endoskopik yani ameliyat kesisine gerek olmayan yöntemle yerleştirilen ince aletlerle taş, lazerle parçalanarak çıkarılmaktadır. Üriner sistem taş hastalıkları bulunan çocukların ailesinde yaygın taş hastalığı varsa ve çocukta taş oluşumu tekrarlıyorsa, bu hastaların genetik açıdan mutlaka kontrol edilmesi gerekir.

    Doktorun deneyimi önemli

    Çocuklarda böbrek daha hareketli ve küçük, idrar kanalı ince ve özellikle üst üreter duvarı zayıf olduğu için taş, çocuk girişimleri konusunda deneyimli olan hekimler tarafından yapılmalıdır. Aksi takdirde, hayati risk taşıyan ciddi sorunlar görülebilir.

    Taş oluşumuna karşı günde 2 litre su

    Taşların oluşmasını önlemede en önemli faktör alınan sıvı miktarıdır. Bünyesi taş oluşturmaya yatkın çocuklar, günde en az 2 litre su içmediğinde idrar miktarı azalacak, yeteri idrar daha yoğun bir duruma gelecek ve idrardaki taş oluşturan maddelerin çökmesi ile yeni taşlar oluşacaktır.

  • Havuz sistitleri çocukların tatil sevincini gölgelemesin!

    Sistit adı verilen mesane enfeksiyonunun en sık görülen etkeni, % 80-90 oranında koli basilidir. Koli basili bakterileri kalın bağırsakta bol miktarda bulunmaktadır. Bunlar bazı risk faktörlerinin varlığında mesaneye ulaşır ve sistite yol açar. Kız çocukları, anatomik yapıları nedeniyle daha sık sistit sorunu yaşar. Özellikle tatil bölgelerinde kalabalık ortamlarda kirli havuzlar önemli bir sistit nedenidir. Sağlık için gerekli şartlara sahip ve hijyenik kurallara uygunluğundan emin olunan havuzlara girilmelidir. Bunun dışında; özellikle kız çocuklarında genital temizliğin doğru yapılmaması,

    İdrar yolu tıkanıklıkları ve taşlar, banyo köpükleri ve şampuanlar ile işeme bozuklukları da sistite yol açan faktörlerdir.

    Ağrı ve yanma sistit göstergesi olabilir

    İdrar yaparken yanma ve ağrı,

    Sık idrar yapma,

    İdrar miktarının az olması,

    Aniden gelen acil idrar yapma hissi,

    Kötü kokulu, koyu ve bulanık idrar,

    Kasıkta ve göbek altında ağrı,

    İdrarın damla damla yapılması ve bu sırada hissedilen şiddetli ağrı,

    İdrarda kan görülmesi,

    Tuvalete yetişemeden idrar kaçırma

    Sistit tedavi edilmezse böbrekler zarar görebilir

    İdrar yolu enfeksiyonu tanısı konulduktan sonra sorun, bakteriyel bir enfeksiyon olduğu için uygun antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. Bol sıvı alımı da mekanik temizlik yaparak tedavinin etkinliğini artırır. Hastalığın etkin tedavisi, üriner sistemde oluşabilecek sorunları en aza indirir. İdrar yollarında sistite neden olan bir idrar yolu hastalığı şüphesi varsa sorun mutlaka doğru tanı ile tespit edilerek uygun tedavi yolu belirlenmelidir. Çünkü sistit ve altta yatan neden tedavi edilmediğinde, böbrekler ciddi şekilde zarar görebilir.

    Çocukları sistitten korumak mümkün

    Çocukların günde en az 2 litre su içmesi sağlanmalıdır. Su, bakterilerin mesaneye tutunmasını engeller ve dışarı atılmasını sağlar.

    Kahve, koyu çay gibi içecekler ve acılı, baharatlı yiyeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Bunların mesane üzerine uyarıcı etkileri vardır.

    Çocukların günde en az 4 kez idrar yapması sağlanmalıdır.

    Özellikle kız çocuklarında banyo süresi çok uzatılmamalı ve tahriş edici özelliğe sahip köpüklü sabun ve şampuan kullanılmamalıdır.

    Kabızlığa karşı önlemler alınmalıdır.

    Tuvaletten sonra kız çocuklarında genital bölge temizliği önden arkaya doğru olmalıdır.

    Çocuklara dar sıkı pantolonlar ve pamuklu olmayan iç çamaşırları giydirilmemelidir.

    Özellikle yaz tatillerinde sık rastlanılan havuz sistiti riskini azaltmak için kalabalık ve kirli havuzlara girmekten kaçınılmalıdır.

  • İdrar kaçırma psikolojik sorunlara yol açar

    Gece uykuda idrar kaçıran bazı çocuklarda görülen psikolojik sorunlar hastalığın nedeni değil, sonucudur. İdrar kaçırma psikolojik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkmaz. Ancak seyri, zamanla hasta ve ailesinde psikolojik sorunlara yol açabilir. Yıllarca gece uykuda altını ıslatan çocukların yaklaşık %10-15’inde idrar kaçırmanın yarattığı kronik stres sonucu; özgüvende azalma, içe kapanma, utanç duygusu, aşağılık kompleksi, depresyon ve davranış bozuklukları görülmektedir. Çocuk, idrar kaçırma kaygısı nedeniyle arkadaşını evine davet edememekte, gece akraba ya da arkadaşlarında kalamamakta, okulda da “arkadaşlarım duyar” kaygısı yaşamaktadır. Kıyafetleri sürekli idrar koktuğu için arkadaşlarının yanına oturmak istememesi de travmayı artırmaktadır. Doğuştan, gece uykuda altını ıslatan çocuklarda %5-10 oranında psikolojik problemler gelişirken, sonradan gece altını ıslatmaya başlayan çocuklarda bu oran, %10-20’ye çıkmaktadır. İdrar kaçırma sonucu gelişen bu psikolojik problemler kızlara göre erkek çocuklarında daha sık görülür.

    Cinsellikte korkuya neden olabilir

    İdrar kaçıran ya da altını ıslatan çocuklar, erişkin yaşa geldiklerinde cinsellikle ilgili herhangi bir sorun yaşamamaktadır. Ancak gece ya da gündüz idrar kaçıran bazı çocuklar, işeme yolu ile cinsel fonksiyonu özdeşleştirerek, cinselliğe dair bazı korku ve kaygılar yaşayabilir. Ailelerin önemli bir bölümü, idrar kaçırma sorunlarında kullanılan tedavi ve özellikle ilaçların, bu çocuklarda kısırlığa neden olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle de sorunu gizleyerek tedaviyi reddetmektedir. Bu tamamen yanlış bir inanıştır ve idrar kaçırma sorunu zamanında, doğru ve etkin bir şekilde tedavi edilmelidir.

    Gündüz alt ıslatma mutlaka tedavi gerektirir

    Gece uykuda altını ıslatan çocukların %15’i, kendiliğinden iyileşme şansına sahiptir. Uzun yıllar tedavi edilmezse bile böbreklere ciddi bir zararı yoktur. Ancak tedavinin gecikmesi, psikolojik problemleri beraberinde getirir. İdrar kaçırma sorunu bu alanda deneyimli uzmanlar tarafından doğru yaklaşımla tedavi edilmezse, çocuğun psikolojisi ve okul başarısı olumsuz etkilenir. Gündüz uyanıkken altını ıslatan çocuklarda ise durum çok daha ciddidir. Bu sorun kendiliğinden geçmez ve mutlaka nedeni bulunup doğru şekilde tedavi edilmesi gerekir. Tedavide geç kalınması, her iki böbrekte de geri dönüşümü olmayan ciddi hasarlara neden olabilir.

    Alt ıslatma genetik

    Gece uykuda altını ıslatma, erkek çocuklarında kızlara göre 2 kat daha fazladır. Gündüz uyanıkken altını ıslatma ise kız çocuklarında erkeklerin 2 katıdır. Hem anne hem baba küçükken ileri yaşlara kadar uykuda alt ıslatma sorunu yaşamışsa, çocukların % 75-80’inde bu sorun ortaya çıkar. Anne ya da babadan herhangi biri bu sorunu yaşamışsa, çocuklarda da bunun görülme riski % 40-45’tir.

    İlaç ve alarm tedavisi uygulanır

    Uykuda altını ıslatan çocuklar 6 yaşından itibaren; ödüllendirme ve alarm cihazı gibi davranış terapileri ile idrar yapımını azaltan ya da mesaneyi genişleten ilaçlarla %80-90 oranlarında başarıyla tedavi edilebilmektedir. Gece idrar üretimi normal olup mesanesi gelişmeyen çocuklarda alarm tedavisi, gece idrar üretimi fazla olduğu için uykuda işeyen çocuklarda ilaç tedavisi daha başarılıdır. Gündüz idrar kaçırmada tedavinin amacı, bu kaçırmayı ve böbreklerin zarar görmesini önlemektir. Uykuda ya da uyanıkken idrar kaçırma sorunu, deneyimli çocuk cerrahisi ve çocuk ürolojisi uzmanları tarafından tedavi edilmelidir.

    Ceza vermek yerine doktora götürün

    Çocuklarda alt ıslatma sorunu çocuğun tembelliğine bağlanarak, ceza ve dayakla üstesinden gelinebilecek bir durum değildir. ABD, İngiltere, Fransa ve Singapur gibi gelişmiş ülkelerde bile ceza oranı çok fazladır. Bu ülkelerde gece uykuda altını ıslatan çocukların %20-30’una ceza verilmektedir. Türkiye’de ise bu çocukların % 50-60’ı genel, % 35’i ise ağır cezalar almaktadır. Tamamen somut organik nedenlerle gelişen bu hastalıkta çocuklar suçlanmamalıdır. Aileler çocuklarına ceza vermek yerine bir uzmana başvurmalıdır.

  • Göbek fıtığı tedavisi

    Gebeliğin ilk haftalarında karın duvarı açıktır ve 10. haftaya dek olan zamanda bağırsaklar rahim içinde bulunan sıvı (amniyon sıvısı) içinde yüzerler. Karın yukarıdan, aşağıdan ve yanlardan gelen katların ortada birleşmesi ile kapanır.

    Çocuklarda Göbek Fıtığı:Doğumdan sonra göbek kanalının tam olarak kapanmaması sonucu oluşur. Anne karnındaki bebek, göbekten çıkan ve anneye uzanan damarlar ile yaşamını sürdürür. Doğumdan bir süre sonra düşen göbek kordonu içinde yer alan bu damarların geçebilmesi için karın duvarında bir açıklık vardır. Birçok yeni doğan bebekte bu açıklıktan karın içi organlar dışarı çıkarak, göbekte bir şişlik oluştururlar. Bu durum Umblikal herni (göbek fıtığı) olarak anılır. Çocuklarda %25-50 oranında gözlenir. Kız ve erkek bebeklerde eşit sıklıkta görülür, yüksek ailevi yatkınlık vardır. Prematürelerde ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde daha sık görülürler. Genellikle 3 yaşına kadar %90’ı tedavi gerektirmeden kendiliğinden düzelir. Göbek fıtığı olan bebeklerde ilk iki yaş içinde bir tedaviye gerek yoktur. Herni dışarıdaki şişlik zamanla büyüse bile, karın duvarının gelişimi ile büyük olasılıkla kendiliğinden iyileşir. Özellikle çapı 1 cm’den küçük defektlerin kendiliğinde kapanma olasılığı daha yüksek ve erkendir. İki yaşına gelen çocukta hala göbek fıtığı var ise hekime başvurulmalıdır.

    Çocuklarda Epigastrik Herni: Karın kaslarını orta hatta birleştiren linea alba adı verilen sağlam fasya dokusundaki küçük defektlerden kaynaklanır. Göbekle göğüs arasında ve orta hatta yer alırlar. Görülme sıklığı %5’dir. Ikınma, öksürme ve aşırı fiziksel aktiviteler sırasında kendini belli eder. Genellikle tek, bazen birden çok sayıda olabilir. Tedavi seçenekleri çocuğun yaşına göre ve problemin büyüklüğüne göre değişir. Göbek fıtığının yıllar içinde kapanması gibi bir süreç epigastrik hernide beklenmez. Eğer açıklık çok küçükse çocuk büyüdükçe daha az belirgin hale gelebilir. Ciddi komplikasyonlar nadirdir. Küçük fıtıkların içinde yağ dokusu sıkışabilir, kızarıklık ve ağrı yapar. Büyük açıklığın içine nadir olarak bağırsak girip sıkışabilir, böyle bir durumda acil ameliyat gerekir. Sorun olmadığı durumlarda en uygun ameliyat yaşı 1-1,5 yaş civarındadır.

    Paraumblikal Herni: Göbeğin biraz üstünde ve göbeğe çok yakın yer alan bir fıtıktır. Bazen göbek fıtığı ile birlikte olabilir. Umblikal herniden farkı fıtık kesesinin deri altına yapışık olmamasıdır. Bu nedenle yalnızca fasya defektinin kapatılması yeterlidir. Kendi kendine yok olma olasılığı yoktur, bu nedenle tanı konduktan sonra operasyon yapılması uygundur.

    Bu hastalıkların ameliyatı planlı ve günübirlik ameliyat olarak yapılır. Operasyon genel anestezi altında yapılır. Cerrahi tedavi, göbek fıtıklarında göbek altından yapılan yarımay (smile) bir insizyonla, diğer fıtıklarda ise fıtığın olduğu bölgenin üzerinden yapılan düz (transvers) veya dik (vertikal) insizyonla fıtık kesesi bulunup eksize edildikten sonra sağlam olan fasya dokusu emilebilir dikişlerle kapatılır. Hastalar aynı gün taburcu edilirler.

  • Tırnak batması tedavisi ve nedenleri

    Tırnak batması toplumda %20 sıklıkla görülen ve yaşam kalitesini bozan bir hastalıktır ve genellşkle tırnak katlantısının tırnağın iki yanındaki yumuşak doku içerisine dönmesi sonucu ayak başparmağında ağrı, kızarıklık, hassasiyet ve ilerleyen dönemlerde akıntı ve granülasyon dokusu gelişerek seyreden bir sorundur. Sıklıkla ayak başparmağı tırnaklarında tek taraflı veya iki taraflı olarak görülür. Yani, tırnak kenarlardaki deri katlantılarına batarak inflamasyona ve ödeme neden olur. Tırnak çevresinde şişme, kızarıklık, sıcaklık artışı ve ağrı meydana gelir. Bazı hastalarda enfeksiyona bağlı kötü kokulu akıntı gelişebilir. Zamanla kenar dokularda ödem artarak tırnak üzerini tamamen kaplar ve tırnağın daha fazla batmasına yol açar. Bu olayın üzerine enfeksiyon gelişirse şikayetler gittikçe dayanılmaz bir hal alır.

    Tırnak batması nedenleri nelerdir?

    Tırnak yatağının dar ve tırnağın buna göre büyük olması

    Ucu dar ayakkabı giyimi

    Genetik olarak tırnakların ince ve düz olması

    Aşırı kilo alma

    Ayak tırnaklarının kısa, yuvarlak ya da “V” şekilde dar kesilmesi (yanlış kesilmesi)

    Ayak başparmağında tırnağın önündeki dokunun, tırnağın büyümesine engel olacak şekilde fazla olması da tırnak batmasına neden olmaktadır. Özellikle kilo artışlarında bu daha sık görülmektedir.

    Vitamin eksikliği: Özellikle A vitamin eksikliği.

    **Tırnak batmasına yatkın bir ayakta bu etkenlerle tırnak kenarında oluşan basınç tırnağın cilde zarar vermesine yol açar. Sonrasında bakteri ve mantar enfeksiyonlarının eklenmesi ve granülasyon dokusunun oluşmasıyla tipik tırnak batması görüntüsü tamamlanır. Granülasyon dokusu epitelle çevrilir. Böylece apse drenajı engellenir. Doku gittikçe şişer ve dış etkilere karşı daha kolay yaralanabilir hale gelir. Bu kısır döngü böyle devam eder

  • Rektal prolapsus (makat sarkması) tedavisi

    Rektal prolapsus rektum duvarının tam kat veya sadece mukozasının anal kanaldan aşağı ve dışarıya doğru sarkmasıdır, erken ve ileri yaşlarda görülür. Erken yaş grubu prolapsusların çoğu, 5 yaştan küçük çocuklardır. Kızlar ve erkekler eşit olarak etkilenmiştir. Çıkma derecesine göre üç evredir; Evre 1: mukozal prolapsus. Evre 2: rektumun veya rektosigmoid bileşkenin içiöe geçmesi. Evre 3: gerçek rektal prolapsus.

    Rektal prolapsusda altta yatan neden henüz tam olarak netlik kazanmamıştır. Ancak neden olarak en çok kabızlık suçlanmıştır. Beraberinde anatomik nedenlerde(rektovezikal/ rektovajinal ya da douglas poşu, uzamış sigmoid kolon, zayıf internal sfinkter ve şekilsiz anüs, pelvik döşeme defekti) olabilir. Özellikle yenidoğan ve çocuklarda pelvis ve sakrumun dik pozisyonu, rektum ile sakrum arasındaki bağların yokluğu veya gevşekliği, eşlik eden nörolojik hastalıklar, geçirilmiş cerrahi girişimler, paraziter hastalıklar, kronik öksürük ve büyüme gibi birçok neden sıralanmaktadır. Rektal prolapsusta dışkı kaçırma prolapsus nedeniyle pudental sinirdeki gerilmeye bağlı olarak gelişen nöropatik bir durumdur. Kaçırma daha önce düşünüldüğü gibi anal sfinkterin prolapsus nedeni ile mekanik gerilmesine bağlı değildir. Yani rektal prolapsusta birçok olay neden mi yoksa sonuç mu olduğu tartışmalara açıktır.

    Tedavide basamak basamak ilerlenmelidir. İlk olarak varsa altta yatan nedenler belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalıdır. Parazit varlığı, kabızlık, ishal, beslenme bozukluğu gibi nedenler tedavi edilmeli, çocuğa düzenli bir tuvalet eğitimi kazandırılmalıdır. Beslenmenin düzelmesi ve kilo alımıyla rektal prolapsusun düzeldiği bilinmektedir. Aile dışarı çıkan barsak kısmının redükte edilmesi yönünden aydınlatılmalıdır.

    Rektal prolapsus 5 yaş altındaki çocuklarda iyi seyirli olup, alınabilecek yukarıdaki “Redüksiyon (dışarı sarkan barsak parçasının yerine konması)” ve “Tıbbi Tedavi” sonrası kendi kendine düzelebilmektedir. Rektal prolapsus yukarıda anlatılan önlemlerle düzelmiyorsa ve tekrarlıyorsa yapılacak işlem “Enjeksiyon Tedavisi (Skleroterapi)” ve “Cerrahi Tedavi Yöntemler” dir.

  • Perianal apse(anüs çveresinde) nedir ve tedavisi

    Perianal (anüs çevresinde) abse, çocukluk çağında yaygın olarak karşılaşılan bir hastalıktır. Büyük çocuklarda ise sıklıkla altta yatan immün yetmezlik, kolonopati vb. altta yatan faktörlerle ilişkili olma ihtimali yüksektir. Özellikle 6 ayın altında görülmesi halinde de araştırılması gerekir ancak bu yaş grubunda altta yatan faktörlerle ilişki oldukça nadirdir. İki yaşın altında hastaların çok büyük bir çoğunluğu erkektir.

    Lezyon anüs çevresinde öncelikle eritemli bir kabarıklık olarak başlayıp daha sonra kızarıklık, şişkinlik ve lezyonun merkezinde yumuşak, beyaz bir bölge oluşur. Erişkin hastalarda perianal abse sıklıkla anüs içindeki salgı bezlerinde oluşan akut bir enfeksiyonu takiben meydana gelirken, çocuklarda anal kriptlerdeki (girintiler) doğumsal anomalilerin, abse ve fistül oluşumuna yol açtığı, özellikle bir yaşından küçük bebeklerde sıklıkla anal kript iltihabının apse oluşumunu tetiklediği bildirilmiştir. Ayrıca anne karnındaki dönemde, androjen fazlalığının veya hamilelik döneminde androjen-östrojen seviyelerindeki dengesizliğin anormal ve kalın anal kript oluşumuna yol açtığı ve bunun da perianal abse ve fistül oluşumunu tetiklediği de iddia edilmiştir.

    Perianal apsesi olan hastalrın yaklaşık %50’sinde altta yatan bir neden vardır. Bir yaşından küçük bebeklerde; imperfore anüs veya Hirschsprung hastalığına bağlı rektal dilatasyon veya miyotomi uygulanan hastalar, sitotoksik kemoterapi, ağır kombine immün yetmezlik, siklik nötropeni, hiper Ig-M sendromu, Schwachman-Diamond sendromu, otoimmün nötropeni ve glukojen depo hastalığı, Tip Ib gibi konjenital ve akkiz nötropenik tablolardır. Bir yaşından büyük çocuklarda gözlenen faktörler ise; HIV infeksiyonu, Crohn ve ülseratif kolit gibi inflamatuar barsak hastalıklar, diabetik ketoasidoz, septik granulomatozis ve yüksek doz kortikosteroid ile tedavi edilen juvenil poliartrit, nadir olarak enterobius vermikularis enfeksiyonu, cinsel taciz veya granulomatöz enfeksiyon gibi sebeplerdir.

    Klinik olarak perianal abseli hastaların çoğunda lokal semptomların yanısıra nadiren huzursuzluk ve ateş eşlik eder. Fizik incelemede ise lokal hassasiyet ve kızarıklık dışında bulgu ve eşlik eden patoloji saptanmaz. Kan değerleri nadiren değişkenlik gösterir.

    Perianal apsenin klasik tedavi yöntemi, apsenin insizyon ve drenajı ile eşlik etmesi muhtemel fistül yönünden inceleme ve gerektiğinde fistülotomi veya fistülektomidir. Ancak bazı yazarlar anal sfinkterin zedelenme riskinden ötürü altta yatan fistül açısından detaylı inceleme yapılmasını önermezler. Ancak karşıt görüş olarak bazı yazarlarda dikkatli ve hassas bir yöntemle fistülün araştırılması ve gerektiğinde fistülotomi veya fistülektomi yapılarak tedavi edilmesinin hastalığın tekrarlama riskini ciddi olarak azalttığını iddia etmektedirler. Özellikle iki yaşın altındaki olgularda fistül oluşma riskinin daha yüksek olduğu ve ameliyat öncesi dönemde antibiyotik kullanımının bu riski anlamlı olarak azaltmadığı belirtilmektedir.

    Perianal abse cerrahi olarak drene edilirken alınan kültür materyalinde başlıca E.Coli, Staf Aureus, Klepsiella türleri ve Bacteriodes Fragilis gibi mikroorganizmalar ürer.

  • Penis eğrilikleri tedavisi

    Çocukluk çağındaki penis eğrilikleri (kurvatürler) doğumsaldır. Anne karnında penis gelişimindeki anormallikten ortaya çıkar. Görülme sıklığı 1000 canlı doğumda 2’dir. Çoğunlukla hipospadias (idrar deliğinin normalden daha aşağıda olması) hastalığı ile birliktedir. Hipospadias ile birlikte olunca daha erken tespit edilir. Hipospadias olmadan olan penis eğrilikleri daha zor fark edilirler, bu hastalığa “chordee without hypospadias(hipospadias olmadan kordi) denir. Bunlar erişkin yaşa gelinceye kadar fark edilemeyebilirler.

    Çoğu kurvatür hafif derecede ve klinik olarak anlamsızdır. Bunların % 50’si Ventral (öne doğru), % 25’i lateral (sağa veya sola, sol daha sık) eğrilik, % 20’si öne ve yanlara birlikte ve % 5’i de dorsal (geriye doğru) eğrilik şeklindedir. Bu hastalar, genellikle ergenlik çağa geldiklerinde ereksiyon sırasında penisteki eğriliğin farkına varmaya başlarlar. Eğriliğin derecesi çok önemlidir. Yaklaşık 30 dereceye kadar olan penis eğrilikleri genellikle bulgu vermez ve tedavi edilmeleri gerekmeyebilir. Ancak 30 dereceden daha fazla olan eğrilikler cinsel ilişkiye girmede zorlanma ve cinsel ilişki esnasında ağrıya yol açabilirler. İleri derecede eğriliği olan hastalarda cinsel ilişki esnasında penis kırılmaları görülebileceği gibi hastada psikolojik rahatsızlıklara da yol açabilir. Bazı hastalar eğriliğin derecesi düşük olsa da sadece kozmetik nedenle doktora başvururlar. Penis sertleşmiş iken eğriliği tam yandan görecek şekilde çekilecek fotoğraf tanıda çok önemlidir.

    Ameliyatta penis kökü bir lastikle boğulur, penis cildi sünnet hattından kesilerek köküne kadar soyulur. Daha sonra penis suni yolla erekte edilerek eğriliğin yeri ve şiddeti belirlenir. Yine eğriliğin yeri ve şiddetine göre değişen çeşitli ameliyat teknikleri uygulanabilir. En sık kullanılan eğriliğin aksi istikametteki erektil dokuya bükme dikişleri atmak yöntemidir. Ancak gerektiği takdirde vücudun başka yerlerinden alınacak dokular (deri, damar) da kullanılabilir. Gereken işlemler yapıldıktan sonra eğriliğin düzelip düzelmediği kontrol edilir. İstenen düzelme sağlandıysa eğer hasta sünnetsizse sünnet işlemi yapılır, sünnetliyse penis cildi uygun şekilde kapatılarak işleme son verilir. Ağır derecede kordisi olan (ileri derecede eğrilik) ve üretranın kısa olduğu hastalarda üretranın ortadan ikiye kesilmesi gerekebilir. Bu durumda işeme deliğinin normal yerine getirilmesi için vücudun farklı yerlerinden (kol veya uyluk derisi, ağız içinden, mesaneden, testis torbasındaki fasyalardan) doku alınması gerekebilir. Mümkünse yeni bir üretral kanal oluşturularak üretral kateter konur ve operasyon tamamlanır. Dokunun olgunlaşmasının gerektiği ya da kanalın ağzının normal yerden çok uzak olduğu olgularda alınan doku penise yerleştirilerek olgunlaşma beklenir, asıl düzeltme işlemi ise daha sonraki bir tarihe (yaklaşık 6 ay sonrasına) ertelenebilir. Ameliyatın başarı şansı yaklaşık %90’dır.