Kategori: Bütüncül Tıp

  • Kronik yorgunluk sendromu tanısı

    Şimdi işin biraz kötü tarafına geldik maalesef ki kronik yorgunluk sendromunun ortaya koyacak bir görüntüleme yöntemi ya da bir kan testi yok ve bu sendromda görülen birçok şikâyet başka hastalıklarda da görülebilir. Bu yüzden kişin semptomları ile beraber bu semptomları oluşturan etkenleri ve patofizyolojiyi gözden geçirmek ve altta hangi neden yatıyorsa ona yönelmek en doğru yoldur.

    Size burada bir bilgi daha vereceğim kronik yorgunluk sendromu kayıtlarda bir düzensizlik (disorder) olarak geçmektedir. Her ne kadar bu kelime Türkçe ye çevrilirken hastalık diye çevrilse de bu direk doğru değildir. Çünkü hastalık tanımı, düzensizlik tanımından biraz farklıdır. Düzensizlik, hastalıkta hem tanı hem de tedavi vardır (literatürün kabul ettiği). Ama düzensizlikte literatürün kabul ettiği net bir tanı ya da net bir tedavi yoktur.
    Bu sendromun tanısını koyarken çoğu şikâyet, fibromiyaljiden de vardır ve genelde hastalara fibromiyalji tanısı koyulur ama kronik yorgunluk sendromu tek bir hastalıktan ziyade aslında sistematik bir çok hastalığın bütünüdür diyebiliriz. Ayrıca çağımızda lyme tanısı ile aynı kefeye konsa da aslında birçok farklılıkları vardır.

    Patofizyolojik olarak mitokondriyal sorunlar özellikle aminoasit ve nitrojen matebolizması başta olmak üzere lipit mekanizması ve karbonhidrat metabolizmasındaki sorunlar çalışmalar ile ortaya konulmuştur, bağırsak florası sorunları çalışmalarla ortaya konulmuştur.
    -Kişin şikâyetleri
    -Kullandığı ilaçlar
    -Hayat tarzı uyku, stres, beslenme
    -Ruhsal durumu kişinin tanısında oldukça büyük önem taşımaktadır.
    Eğer yukarıda saydığımız semptomlardan kronik yorgunluk sendromu olduğunuzu düşünüyorsanız bu konuda yetkin bir doktora görünmenizde fayda var çünkü tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi sonuçlar alınır, ilerledikçe iyileşme oranı da düşmektedir.

    BAZI GÖRÜŞLER KRONİK YORGUNLUK SENDROMUNU 4 ALT DALA AYIRMAKTADIR;

    1-Kronik yorgunluk ve immün, disfonksiyon (CFIDS) bu grupta diğer şikâyetlerle beraber laboratuvardan net olarak kan beyaz kürelerin düşüşü ve NK hücrelerinin düşüşü saptanmıştır.

    2-Myaljik ensefolamyelit (ME) şikâyetlerde nörolojik sorunlar daha ağır basmaktadır. Birçok kişi benim de yukarıda belirttiğim gibi kronik yorgunluk sendormunu ve miyaljik, ensefalomyeliti aynı hastalık olarak görmektedir ama birçok kesim de bu şekilde ayırmaktadır.

    3-Adrenal yorgunluk (azalmış ya da disfonksiyonel) , kortizol laboratuvar testleriyle ortaya konulabilir. Uyku bozuklukları stres gibi birçok neden adrenal yorgunluğa neden olabilir. Sadece bu konuyla alakalı ayrıntılı bir yazım olacak.

    4-Postural taşikardik sendrom (POTS) düşük tansiyon ve düşük nabız ile seyreden kardiyovasküler sorunlar olmaktadır, ve bu sonunda postural hipotansiyona neden olmaktadır. Postural, hipotansıyonda yatarken normalken ayağa kalktığınızda tansiyon düşer.

    ***Birçok görüş mitokondriyal, disfonksiyonu kronik yorgunluğun temel nedeni olarak görmektedir ve buna göre tanı yöntemleri geliştirmeye çalışmaktadırlar.

    BAĞIRSAK FLORASI VE KRONİK YORGUNLUK SENDROMU

    Yapılan bir çalışmada kronik yorgunluk sendromu olan kişilerinin çoğunda irritable bağırsak sendromu görülmüş ve çalışmada ikisi aynı anda olan ve olmayan kronik yorgunluk sendromu hastaları ayrı ayrı incelenmiş. Ve iki hastalık arsındaki bağlantı da incelenmiş.
    Kronik yorgunluk sendromu olan 50 hasta ile 50 sağlıklı kişinin gaita örnekleri ve kan değerleri karşılaştırılmış.
    Gaita analizleri yapıldığında bazı flora bakterilerinin kronik yorgunluk sendromu ile bağlantılı olduğu gösterilmiş. Bunlar;
    1- Faecalibacterium
    2- Roseburria
    3- Dorea
    4- Coprococcus
    5- Clostridıum
    6- Ruminococcus
    7- Coprobacillus dur.

    Diğer türlerde de IBS ile eşlik edip etmemesine göre değişkenlik görülmüş. IBS ve kronik yorgunluk sendromu beraber olan hastalarda alistipes seviyelerinin arttığı faecalibacterıum seviyelerinin azaldığı görülmüş bağırsak florasında.
    IBS olmadan olan kronik yorgunluk sendromunda ise bazı bacteriodes seviyelerinde artış, bacteiodes, vulgatus seviyesinde azalma görülmüş.
    Antiinflamatuar bakteri suslarında azalma ve proinflmatuar bakteri suslarında artma görülmüş benzer bir gaita analizi çalışmasında. Yani bağırsak florası ile bu hastalıklar arasında ciddi bir bağlantı vardır.

    Gaita analizlerine bakılarak kişinin ileride kronik yorgunluk sendromu geçirip geçirmeyeceğine dair fikir vermek mümkün olabilir demektedir bazı görüşler. Bunlarla alakalı laboratuvar testleri kullanılmaya başlanmıştır.

    Buradan çıkaracağımız sonuç bağırsak florası dengesizlikleri muhtemel kronik yorgunluğun altındaki en önemli nedenlerden biri olabilir. Ama bu floral denge neden bozuluyor ona odaklanmak gene en önemlisi olabilir. Yani beslenme yanlışları kronik toksisite stres gibi nedenler.

    KRONİK YORUNLUK TEDAVİSİ

    Adım adım kronik yorgunluk tedavisinde neler yapabileceğimizden bahsedeceğiz.
    Kişilerin tedavisinde temel mantık her kronik hastalıkta olduğu gibi alttaki nedenlere odaklanmaktır. Bu nedenler kişiden kişiye farklılık gösterebilir ve bir kişide en önde odaklanılması gereken neden diğerinde çok daha arka sıralarda yer alabilir. Ama temel olarak size adım adım bahsedelim bakalım neler yapmalıyız? Aslında size sayacağım bu sırayı benim diğer bütün yazılarımda da görebilirsiniz çünkü tüm kronik hastalıklara yaklaşım bu sırayla olmalıdır benim görüşünce. Ve bu değişiklikleri yaparken de patofizyolojik ve sistematik olarak birçok sistemi göz önünde bulundurmaktayım.
    1-Diyet düzenlenmesi
    2-Toksinlerden arınmak
    3-Kronik stres yönetimi
    4-Hayat tarzı değişiklikleri
    5-İnflamasyona odaklanmak
    6-Mikroplara odaklanmak
    7-Eksik vitamin ve mineralleri tamamlamak
    8- Ruhsal sisteme odaklanmak ruhsal ve bedensel travmaları çözümlemek
    9- Duygusal ve düşünce sel toksinlerden kurtulmak

    İyileşme zaman alabilir ve bu yol zorlu bir yoldur ama güzel sonuçlara ulaşmanız emek verirseniz mümkün.

    1-DİYET DÜZENLENMESİ

    Doğru beslenme tüm kronik hastalıklarda en önemli adımlardan biridir. Doğru diyet size hem iyileşmeniz için gerekli enzim ,mineral, fitokimyasal ve vitaminleri sunan hem de size zarar veren ve inflamasyona neden olan gıdalardan uzak bir diyettir. Sağlıklı biri hayat için bağırsak floramızı da destekleyecek şekilde ve sindirim sorunlarına neden olmayacak şekilde beslenmeliyiz.
    Hastalarımda ve kendimde kronik hastalıkları yenerken en çok sonuç aldığım şey bitki ağırlıklı beslenmedir. Yapılan birçok çalışma da göstermiştir ki bitki ağırlıklı bir beslenme sağlıklı bir bağırsak mikrobiyatası için elzemdir. Beslenmenizde neredeyse tabağınızın yarısını sebzeler ve yeşillikler oluşturmalıdır.
    Kronik yorgunluk sendromunda beslenme
    Bir grafik üzerinde olacak:

    Başlık günlük bir beslenme değil mi nasıl olmalı?

    • %40 Sebzeler
    • %15 Meyveler
    • %15 Hayvansal gıdalar
    • %10 Baklagiller
    • %10 Glutensiz tahıllar
    • %10 Yağlı tohumlar

    Bu oranlar kişiden kişiye değişebilir bunu özellikle belirtmeliyim, bu yüzdeler kabataslak verilen oranlardır ve çoğu hastada dağılımı konusunda değişiklik gösteriyor ama en büyük çoğunluğa odaklanırsanız dünyada en çok kişiyi tedavi eden ve her türlü hastalıkta başarı oranı bilimsel çalışmalarla da ortaya konulan “bitki bazlı beslenme “de oranlar bu şekildedir. Ve yıllardır hastalarımda mucizevi sonuçları bu şekilde almaktayım.

    Hayvansal gıda tercihlerimiz serbest gezen organik yumurtalar balıklar ve merada otlanan hayvanların etleri olabilir ama bu da beslenmemizde temeli değil sadece maksimum %20lik bir kısmı oluşturmalıdır.
    Meyveler baklagiller glutensiz tahıllar, yağlı tohumlar ise beslenmenizde hayvansal gıdalardan önde olmalıdır.
    Gıda intoleransları burada belki de en çok dikkat edilmesi gereken noktalardan biri olabilir çünkü neredeyse tüm kronik hastalıkların altında intolerans tablosu bulunmaktadır.
    Bir müddet gluten ve süt ürünlerinizi hayatınızdan çıkarmanızı ve eliminasyon diyeti yapmanızı öneririm. Eliminasyon diyeti ile alakalı ayrıntılı yazı paylaşacağım.
    Uzun süreli açlıkların bu tip hastalara uygun olmadığı özellikle belirtilmektedir. Enerji metabolizmasındaki bozukluklardan dolayı o yüzden intermittan fasting ve açlıklar hastaların metabolizmaları düzeltilmeden asla ama asla önerilmez bu hastalarda.

    Yeterli su tüketimi sağlıklı bir hücresel fonksiyon ve detoksifikasyon için olmazsa olmazdır. Toplumda ki hastalıkların bir kısmı yeterli su tüketimi sağlandığında ciddi oranda azalabilir. Burada dikkat etmek istediğim bir konu var sebze ve meyvelerdeki su normal sudan daha etkin ve enerjiktir hücre içinde. Kronik susuzluk vakalarında genelde sebze suları içmelerini ve meyve su seklinde değil yiyerek bunu direk yemelerini söylüyorum.

    2-TOKSİNLERDEN ARINMAK

    Detoksifikasyon ile alakalı ayrıntılı bir yazımız olacak ama burada kısaca bahsedelim. Vücut normalde kendi detoksifikasyonunu kendi her gün her an yapmaktadır ama kronik toksin yükümüz artarsa ve detoksifikasyon sistemlerin çalışmasını önleyen sistematik bazı durumlar oluşursa( enfeksiyon vitamin mineral eksiklikleri stres vb.) toksinleri yeteri kadar atamayacağız ve vücudumuzda biriken toksinler dokulara giderek buralarda hasar oluşturarak birçok hastalık ve semptoma yol açacaklardır.
    Detoksifikasyonun birinci kuralı çevresel toksinleri azaltmaktır. Maruz kaldığımız her türlü kimyasalı elemine etmektir. Toksinler vücudumuza ağız yoluyla, nefes yoluyla ya da cildimizden temas yoluyla gelmektedir. İlk basamak toksinlerden uzaklaşmak ve hayatımzıdaki tüm toksin etkenlerden uzaklaşmak olmalıdır. İleri vakalarda medikal detoks şeklinde gerekli vitamin ve mineralleri başlayarak kişinin detoksifikasyon sistemlerini desteklemek ve detoksun 3 fazını desteklemek önemlidir.

    3-KRONİK STRESS YÖNETİMİ

    Stres hastalıklar için adeta bir paradoks gibidir. Stres hastalıklara neden olur hastalıklar stresse. En sonunda da olan size olur. Vücut HPA hipotalamus, pituer adrenal aksı bozulur, adrenal yorgunluk oluşur. Bu konuyla alakalı da ayrıntılı bir yazımız olacak burada yapılacak ilk şey strese neden olan etkenleri ortadan kaldırmak olacaktır. Bu işyerinizde bir sorun olabilir evinizde bir sorun olabilir ya da birçok dış etken olabilir. Biliyorum kolay değil bu söylediğim ama stres devam ettiği sürece iyileşmenin gerçekleşmesi pek mümkün değil.

    Şimdi size bahsedeceklerim stresle başa çıkma tavsiyeleri;

    -Sağlıklı uyku hem stresle başa çıkmak için önemlidir ama aynı zamanda kronik yorgunluk sendromu tedavisinde en önemli yerlerden birini almaktadır. Kaliteli ve yeterli uyku birçok semptomu azaltabilir, sağlıklı çalışan bir bağışıklık sistemi için elzemdir. Karanlık ama tamamen zifiri karanlık, sessiz, teknolojik aletlerden uzak-uygun sıcaklıkta bir oda uykuya dalmak ve uykunun devamlılığını saplamak için önemlidir.
    Bazen belirli bir süre melatonin takviyesi göz önünde bulundurulabilir
    -Kafanıza takılan ya da sizi strese sokan bir durumla karşılaştığınız anda ortamdan uzaklasın ve en az 15 dakika acık havada yürüyüş yapın. Döndüğünüzde strese neden olacak sorunun o kadar da büyük bir sorun olmadığını ya da bu stresle başa çıkabileceğinizi fark etme olasılığınız büyük.
    -Gün içinde yaptığınız 10-15 dakikalık meditasyon ve nefes egzersizi molaları, yoga molaları oldukça faydalıdır
    -Aynı anda birçok işi yapmayı bırakın. Bu sizi çok fazla strese sokacaktır. Her seferinde bir işi hallederek ilerlemek daha sağlıklı olacaktır.
    -Hayatımızla alakalı en büyük sorunlardan biri sanırım “meli, malı “ eki olabilir. Yani kendimize sürekli sunu yapmalıyım bunu yapmalıyım bu böyle olmalı bu şekilde olmalı seklinde kurduğumuz cümleler aslında oldukça sağlıksızdır. Hedeflerimiz olabilir ve bunlar için caba gösterebiliriz ama kendimizi belirli kalıplara sokmak ve bunlara delice odaklanmak belki de çevresel streslerden daha fazla etkilemektedir bizleri.

    4-HAYAT TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ

    Biz hareket etmek için yaratılmış varlıklarken zamanla hepimiz kapalı duvarlar ardındaki işlere mahkum olduk buna ben de dâhil maalesef. O yüzden hareketimizi arttırmak bir lüks değil bir gereklilik bizim için. İşyerinde çalışırken bile ara ara kalkıp hareket etmeniz, mümkünse açık havada hareket etmeniz oldukça önemlidir. Hareket etmek kan akısını arttırır ve bu detoksifikasyonunuzun düzgün olması hücrelerin oksijenlenmesi için oldukça önemlidir. Hareket etmek vücudunuzda daha mutlu hissetmenizi sağlayacak endorfinleri salgılatır, bağışıklığınızı yükseltir.
    Ama burada dikkat etmeniz gereken çok önemli bir şey var kronik yorgunluk sendromunda sizi zorlayacak hareketler ve fazla egzersiz şikâyetlerinizi oldukça arttırabilir. O yüzden basit hareketlerle başlamak hatta spor olarak yoga pilates ve çok hafif tempolu yürüyüşleri denemek ve spor sürelerini kısa sürelerden başlayıp giderek arttırmak oldukça önemlidir.
    Uyku saatlerinizi düzgün aralıklarda tutmak yasam tarzı değişikliklerinden belki de en önemlisidir. Hastalarıma dediğim gibi saat 22.00, 24.00 arasında uyumanız önerilir.
    Ekran ve bilgisayar karısındaki süreleri kısa tutmanız oldukça önemlidir. Teknolojik aletlerin yaydığı frekans ve bozucu alan hastalıklarınızı oldukça etkileyecektir.
    Olabildiği kadar doğaya çıkmanız önemlidir. Özellikle deniz kenarı, şelale kenarı orman gibi alanlarda bulunmak sizleri bolca negatif iyonlara maruz bırakacaktır. Bu negatif iyonlar sağlığınız için oldukça önemlidir. Bir başka yazımızda bu konudan da ayrıntılı bahsedeceğiz.

    5-İNFLAMASYONA ODAKLANMAK

    Burada kronik inflamasyonun hemen hemen tüm hastalıkların altındaki temel nedenlerden biri olduğundan bahsetmekte fayda var. Bu konuyla alakalı oldukça ayrıntılı bir yazım olacak. Ama özellikle size bahsetmek istediğim burada kısaca bu inflamasyonun altında da diğer saydığımız maddeler bulunmaktadır aslında beslenme stres uyku toksinler vb.

    6-MİKROPLARA ODAKLANMAK

    Mikrop teorileri tıp tarihinin gerek akut gerek ise kronik hastalıklarda kafasını en çok karıştıran ve nerdeyse de en çok araştırmaların yapıldığı konulardan biri olmuştur. Akut hastalıklarda altta bir mikrop virüs bakteri parazit olduğu hemen kabul görse de kronik hastalıklara yaklaşımda yıllardır hep geri planda tutulmuştur. Ben yıllardır bu konu üzerinde oldukça araştırıyor ve okuyorum çünkü kendi kronik hastalığım olan lupusu iyileştirmek için oldukça çalışmış ve araştırmış olduğum için ilk gündeme yoğun şekilde geldiği yıllardan beri bu konunun yakın takipçisiyim.
    Öncelikle şunu belirteyim kronik hastalıkların altında mikropların yattığı teorisi hala tartışılmakta ve çalışmalar her gecen gün artmaktadır. Ama en son çalışmalar artık bize net göstermektedir ki vücudumuzda mikroplar artık sanıldığı gibi bizlere direk saldırıp hastalık yaratmamaktadır yani doku ve hücrelerde çoğalıp bağışıklığı etkileyen diğer nedenler nedeniyle 8stres eksiklikler beslenme vb. ) bağışıklık düştüğünde saldırıya geçmektedirler ve çoğalarak semptomlar oluşturmaktadırlar. Çoğu immün sistemin yeterli çalışırken bile hücre içinde sorunlara yol açıp mitokondriyal disfonksiyonlara neden olabilir EBV, HHV6 gibi çoğu ise direk immün sistem baskılanmasını kendi yapmaktadır. Üzerine en çok çalışmalar yapılan virüslerimiz EBV yani (EBSTEİN BARR) virüsüdür. Onun dışında diğer herpetik aile virüsleri hakkında da çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Onun dışında streptekok gibi bakteriler ve bartonella babesisa gibi parazitlerin ve birçok mikrobun çalışmaları her gecen gün artmaktadır. Kronik hastalıkları olan insanlarda bu mikropları saptamak oldukça zordur ve çalışmaları en çok zorlayan kısım da sanırım budur. Ama her gecen gün artık saptanamayan mikroplar adıyla kronik hastalıklar altındaki en büyük sorunların mikroplar olduğu görüşü yaygınlaşmaktadır. Antibiyotikler ve antiviral, antiparaziter ajanların hepsi bu mikroplara etki edememektedir çünkü bu türlerin adaptasyonu oldukça gelişmiştir. Bilimsel literatürdeki birçok çalışmayı da alttaki kaynakça link kısmına bırakmaktayım. Bu mikropların tedavisi de immün sistemi toparlayarak bu mikropları elemine etmek olacaktır ama bu oldukça uzun bir yol olabilir. Onlara karsı agresif bir savaştan ziyade zamanla yavaş yavaş vücuttan temizlemek akılcı olan yol gibi görünmektedir. Kronik yorgunluk sendromunda şüpheli mikroplar EBV Iyme bakteri-q fever bakteri ,CMV HHV6, enterovirus, parvovirus B19 şeklindedir
    -Bu mikropların elemine edilmesinde naturopatların sıklıkla tercih ettiği ajanlar fitoterapik ajanları kullanmak mikroplara karsı benim en sevdiğim yöntem.

    7-EKSİK VİTAMİN VE MİNERALLERİ TAMAMLAMAK
    İşte burada en önemli noktalardan biri kişinin eksiklerine laboratuvar tahlilleri kadar semptomlarına hakim olarak da yaklaşmak çünkü vitamin ve mineral eksikliklerinde çoğu zaman kan ve diğer laboratuvar tahlilleri bize fonksiyonel eksiklikleri göstermekten aciz. Hem laboratuvar tahlilleri hem de kişinin semptomları göz önünde bulundurularak tedavi planlanmalıdır ve gerekli eksiklikler önce beslenme ile destek olunmalı beslenmenin eksik kaldığı yerde gerekli supplementler başlanmalıdır.
    -Bir sonraki bölümümüz kronik yorgunluk sendromunda eksiklikler ve supplementler konusunda size bilgi verecek.
    8 ve 9. Maddelerle alakalı ayrıntılı bir bölüm gelecek ama sunu belirtmek gerekir ki kişi ruhsal sisteme odaklanmadığında ve bedenini yoran ve yıpratan duygusal ve düşünce sel toksinlerden arınmadıkça hastalıklarından tam anlamıyla kurtulamaz. Bazı hastalarda bu 2 madde daha önce saydığımız tüm nedenlerden daha önemlidir.

    Kronik yorgunlukta kişiye bütüncül bir pencereden yaklaştığınızda
    Ayrıca bu sistemlere dokunmak için kullanabileceğimiz tamamlayıcı tıp yöntemleri ve diğer bazı yöntemler bulunmaktadır.
    -Akupunktur
    -Homeopati
    -Nöral terapi
    -Ozon tedavi
    -Nefes egzersizleri
    -Yoga
    -Reiki
    -Masaj
    -Hamam sauna
    -Aromaterapi
    -PEMF tedavileri (pulsed, electomagnetic field machines )
    bunların kişiye, ihtiyacına göre eklenmesi tedaviye oldukça faydalı olmaktadır.
    -Psikoterapi bilişsel davranış terapisinin kronik yorgunluk tedavisindeki etkinliği birçok çalışma ile ortaya konmuştur.

    Ama kişinin temelde altta yatan sorunlarına odaklanılması ve hangi yol yolak bozuk ise ona yönelmesi, bununla beraber yasam tarzında değişiklikler yapılması gerekmektedir. Bu da kişiden kişiye farklılık gösterilmektedir peki kronik yorgunluk sendromunda

    Kullanabileceğimiz, supplementler ve fitoterapik ajanlar nelerdir?

    1-KEDİOTU (VALERİAN)
    600-900 mg kedi otu ekstratı % 0.4 valerinik asit seklinde standartize edilmiş yatmadan 1 saat önce kullanılabilir. Daha iyi bir uyku uyumanızı sağlar ve yorgunluğu azaltır etkisi için en az 2 ay kullanmanız gerekir.

    2-MEYAN KÖKÜ EKSTRATI
    Düşük tansiyon durumlarında enerjinizi arttırmak için ve adrenal sisteme destek vermek için kullanılabilir. İçindeki antiinflamtuar bileşikler sodyum seviyesini kanda yükseltir ve tansiyonun artmasına neden olur. Günde 500 mg 2-3 kez kullanılabilir.

    3-SİBİRYA GİNSENG
    Yorgunluğa yardım edebilir adrenal sistemi destekleyebilir yapılan bir çalışmada orta seviyedeki yorgunluk yasayan kişilerden 4 ay boyunca düzenli Sibirya ginsengi kullanan vakaların plaseboya göre daha az yorgunluk yaşadığı görülmüştür. Ama ileri derece yorgunlukta etkinliği görülmemiştir maalesef 400 500 mg standartize ekstra kullanılabilir. Diyabet ve yüksek tansiyonlu hastalarda kullanımda dikkat edilmelidir. Aksam saatlerinde kullanılması önerilmez uykuya etki edebileceği için.

    PANAX GİNSENG (AMERİCAN GİNSENG)
    Günde 100 -200 mg iki kez alınabilir. Diyabet ve Yüksek tansiyonda dikkatli kullanmak gerekebilir. İmmün sistemi oldukça desteklediği birkaç çalışmadan gösterilmiştir.

    4-GİNKO
    Konsantrasyon ve farkındalığı arttırabilir beyinde kan akısını arttırır antioksidan etkisi sayesinde kasları oksitadtif zarardan korur ve kas ağrılarını azaltabilir 80-120 mg günde iki kez kullanılabilir standartize edilmiş %24 flavonoids ve %6-%7 terpen, lakton içeren tentür olmalıdır.

    5-KOENZİM Q10
    Kronik yorgunluk sendromunda yeterli ATP üretiminde sıkıntı olabilir. ATP üretimi sıkıntılıysa da oldukça yorgun hissedersiniz ve koenzim q10 daha çok ATP üretmenizi destekler coq10 ATP üretim de görev alır. Aynı zamanda bir antioksidandır ve bağışıklığı ve kasları destekler. Yapılan bir çalışmada 155 hastaya koenzim q10 kullandırılmış ve bu hastaların egzersiz yapma yetenek ve güçlerinin arttığı
    görülmüş. Yukarıda bahsettiğimiz üzere egzersiz kronik yorgunluk sendromlu hastalar için tam bir kabus olabilir, koenzim q 10 üzerine bu konuda başka çalışmalar da var ve hepsinin temeli enerji üretimi üzerine yani ATP şart azizim. Günlük 100 mg kullanım olarak başlanabilir gerekliyse doktorunuzla beraber doz artısı yapabilirsiniz.

    6-ESANSİYEL YAĞ ASİTLERİ
    Kronik yorgunluk sendromu olan hastalarda esansiyel yağ asitleri oldukça düşük bulunmuş,
    Bu konuda çalışmaları olan grup 3 supplement üzerine balık yağı, evening primrose oil ve keten tohumu yağı. Önerilen doz kullanımı ya 2 gram balık yağı ile 2 gram keten tohumu yağı kombini ya da 2 gram balık yağı ile 2 gram evening primrose oil kombini şeklindedir.

    7-MELATONİN
    Uyku kalitesini arttırabilir ve antioksidan etkisi nedeniyle oldukça faydalı olabilir. Kronik yorgunluk üzerine kullanımı ile alakalı net çalışmalar henüz yoktur.Günde 3 mg kullanılabilir yatmadan önce

    8-ALTIN KÖK (RHODİOLA ROSEA)
    Yapılan bir çalışmada vardiyalı çalışan doktorların bilişsel ve düşünce kabiliyetlerinde yüksek etkinlik sağladığı gösterilmiştir.100-200 mg günde 2-3 kez alınabilir. Etki için en az 2 ay kullanılması önerilir. Adrenal sistemi dengelemede ve enerji üretiminde görev alır. Ashwaganda gibi bir adaptojen olduğu için güvenle kullanılabilir. Oldukça sevdiğim ama zor bulunan diğer bir fitoterapik ajan maalesef.

    9-SCHİSANDRA BERRY
    Antioksidan ve antiinflamatuardı. Diyabet hastaları tedavisinde bile kullanılabilir. Adrenal yorgunluğa özellikle iyi gelebilir. Günde 500-1000 mg ekstra 2 kez kullanılabilir.

    10-KORDİSEPS MANTARI (CORDYCEPS SİNENSİ)
    Tablet formları daha yaygın bulunmaktadır günde bir iki kez 80 mg içilebilir ama dozla alakalı net bir görüş yoktur. Adrenal sistemi oldukça desteklemektedir.

    11-NADH
    Yapılan bir çalışmada günlük 10 mg nadh kullanımı plaseboya karşı şikâyetleri ciddi oranda azaltmış. Seratonin dengesinde de faydalı olduğu düşünülmektedir. Günde 20 mg güne 1 kez kullanılabilir.

    12-MAGNEZYUM
    Kronik yorgunluk sendromunda yaşanan semptomların çoğunun nedeni magnezyum eksikliği olabilir yapılan çalışmalarda ise magnezyumun plaseboya üstünlüğü birçok kez ortaya konmuş ayrıca kronik yorgunluğa en çok esik eden hastalıklardan biri de fibromiyalji olduğu için magnezyum formlarından malat formunu göz önünde bulundurmakta fayda var. Özellikle malat formunu önermekteyim

    13- L KARNİTİN
    Kas metabolizmasındaki ve hücresel enerji metabolizmasındaki görevi önemlidir. Eksikliği enerji düşüklüğü ve yorgunluk yapabilir kas ağrıları yapabilir. Yapılan çalışmalarda kronik yorgunluk hastalarının serum asetil karnitin seviyelerinin oldukça düşük olduğunu bulmuştur. Asetil karnitin, l karnitin oranından da ciddi bir artma görülmüştür. L karnitin suplementasyonu kronik yorgunluk sendromu olan hastalarda faydalı olabilir. 500 mg günde 1-3 kez alınabilir.

    14-L GLUTAMİN
    Bağırsak florasını yapılandırmak ve kortizol seviyelerini dengelemek için kullanılıabilir.

    15- FOLİK ASİT
    Serum folat seviyesi aslında serobrospinal sıvıdaki folat seviyesinin bir göstergesi olabilir. Ve düşük folat seviyeleri ve folat eksikliği beyin fonksiyonlarında sorun yapabilir. Depresyona etki edebilir

    16-B12
    Birçok yolakta önemli görevi bulunmaktadır kronik yorgunlukta ki etkinliğinin eritrosit anormalilerini önlemesi olarak görülmüş. Hidroksikobalamin ya da metilkobalamin kullanımı uygundur siyanokbalamin kullanmayınız.

    17-DİĞER B VİTAMİNLERİ
    Kronik yorgunluk sendromu olan hastaların kanında düşük oranda riboflavin, tiamin, pridoksin bulunmuş ve bunları takviye etmenin hastaların şikâyetlerini rahatlatmakta etkili olabileceği ortaya sürülmüştür.

    18-C VİTAMİNİ
    C vitamini eksikliği yorgunluk depresyona neden olabilir. İmmün sistemi desteklemek ve eritrosit anormalilerini düzenlediği için C vitamin desteklerinin kronik yorgunluk sendromunda faydalı olduğu düşünülmektedir. Çalışmalardaki dozlar genelde iv dozlar 15 gr ve günlük 1-3 gram oral C vitamini dozlarıdır. Ayrıca adrenal sistemi de desteklemektedir C vitamini.

    19-SODYUM (TUZ)
    Kronik yorgunluğu olan hastaların bir kısmında nörolojik hipotansiyon görülmektedir bunun temel nedeni de tuz ( SODYUM ) tüketiminin toplumda çok fazla kısıtlanmasıdır. Bu vakaların tuz tüketimlerini belirli ölçüde arttırmaları faydalı olmaktadır.

    20-ÇİNKO
    Çinko eksikliği immün sistem düşüklüğü yapabilir yorgunluk ve kas ağrılarına neden olabilir ve toplumda oldukça yaygındır. Çinko supplementasyonu kas kordinasyonun sağlanmasında ve ağrıların giderilmesinde magnezyum ile beraber göz önünde bulundurmalıdır.

    21-L TRİPTOFAN
    Yapılan çalışmalarda kandaki l triptofan seviyelerinin kronik yorgunluk sendromu hastalarında %80lere varan oranda düştüğü gözlenmiş. Triptofan seviyelerinin düşüşü beyin seratonin seviyelerinin azalmasına neden olur triptofan seratoninin öncüsüdür ve bu da duygu durum sorunlarına neden olabilir. Düşük tirptofan seviyeleri depresyona neden olabilir. Triptofan suplemantasyonunun kronik yorgunluk sendromlarında etkili olup olmayacağı henüz net ortaya konmamıştır ama triptofandan zengin spirullina gibi kaynaklarla beslenmek oldukça faydalı olabilir.

    22-DHEA
    Adrenal bezlerden salgılanan temelde ve az oranda da yumurtalık ve testislerden salgılanan bir hormondur. Ve daha vücutta diğer steroid hormonlara çevrilir östrojen ve progesteron gibi. Duygu durum halinizde ve uyku kalitenizde de rol oynar. Çalışmalar gösteriyor ki kornik yorgunluk sendromu olan hastalarda dhea seviyeleri abnormallik göstermektedir. Dhea takviyeleri labaratuar tahlilleri ile net eksinlik tanısı konulmadan asla önerilmez. Ve dhea takviye kullanımı mutlaka bir doktor tarafından takip edilmelidir.

    23-SİNDİRİM ENZİMLERİ

    Sindirimi düzenlemek ve temel sorunları çözerken sindirime destek vermek amaçlı kullanılabilir

    24 -BETA KAROTEN

    Antioksidan etkisinden dolayı kullanılabilir

    25- ASHWAGANDA

    İşte benim gözdeme geldik. Açıkçası kendisi Türkiye de üretilmiyor ve temin edilmesi zor bir takviye ama en güzel sonuçları veren de kendisi çünkü o bir adaptojen yani böbrek üstü bezleri onarırken vücudu yormuyor. Anksiyete ve yorgunlukta oldukça etkilidir. Yapılan bir çalışmada günlük 250 mg ashwaganda kullanılır kronik yorgunluk sendromu olan haftalarda enerji seviyelerini %79 oranında arttırmış!

    26- D RİBOZ

    Hücrelerdeki enerji metabolizması için kullanılabilir. Günde 2-3 kez 5 gr kullanılabilir.

    27- 5 HTP

    Anksiyete semptomları için ve seratonin dengesi için kullanılabilir. Uyku kalitesini düzeltir ve ayrıca seratonin seviyesi arttıkça ağrının da azalması olasıdır.100 mg günde 2-3 kez alınabilir.

    28- OREGANO OİL (KEKİK YAĞI)

    Antimikrobiyal ajan olarak oldukça etkilidir. 1 ay kullanıp ara ara kesilmesinde fayda vardır. 500 mg günde 3-4 kez kullanılabilir.

    29- D VİTAMİNİ

    Vitamin D eksikliği ciddi yorgunluk ve immün sistem sorunlarına yol açabilir. Kan D vitamini seviyesini 60-80 civarında tutmakta fayda vardır.

    30- PROBİYOTİK

    Doğru suşlar içeren probiyotikler bağırsak florasına destek verebilir. Bu konudaki araştırmalara hala devam etmektedir.

    GELENEKSEL ÇİN TIBBINA GÖRE

    Kronik yorgunluk sendromu nedenleri geleneksel Çin tıbbına göre şu şekildedir
    -Uyku yin eksikliği
    -Böbrek yin eksikliği
    -Böbrek yang eksikliği
    -Öz eksikliği. Bunlara Çin tıbbı tedavileri şeklinde odaklanmak da hastalara faydalı olabilir. Maalesef henüz bu konuda bir tecrübem bulunmadığı için sizlere daha fazla ayrıntı veremeyeceğim ama denenebilir neden olmasın?

    AYUVERDAYA GÖRE

    Ayuverdik yaklaşımda sindirim sistemini düzenlemek ve kronik toksinlerden arınmak yatar bu sendromda.
    Ayuverdik ajanlar ashwaganda, amla, ,bala ,triphala, lomatium kullanılabilir. Kendileri bazen benim en sevdiğim fitoterapik ajanlar olabilyorlar ve kişiyi toksinlerden temizlemek her zaman ilk yaklaşım açım olmaktadır ayuverdadaki gibi.
    Unutulmamalıdır ki kronik yorgunluk sendromu ile alakalı yoğun çalışmalar hala devam etmektedir bu sendroma tam olarak neyin neden olduğu ve tam nasıl tedavi edileceği çoğu zaman büyük bir sis perdesi. Ama bütünsel yaklaşımla kişinin semptomlarına ve patofizyolojiye odaklandığınızda çok güzel sonuçlar görülmektedir, bizzat birçok hastam hayatlarına yeniden kavuşmuştur ama unutmamak gerekir ki kişiye göre semptomlar ve tedaviler değişmektedir, alınan sonuçlarda kişisel farklılık göstermektedir.

    Sendromsuz enerjik günleriniz olsun.

  • Kronik yorgunluk sendromu ( chronic fatique syndrome )

    • Kronik yorgunluk sendromu beyini ve vücutta birçok organı ve fonksiyonu etkileyen bir hastalıktır. Günlük aktivitelerinizi yapamayacak ve işlerinizi tamamlayamayacak kadar olan yorgunluk halidir. size burada yorgun bir iş temposu sonrası yorgunluktan ya da bir fiziksel aktivite sonrası yorgunluktan bahsetmiyorum kronik yorgunluk sendromunda günlerce haftalarca yatsanız bile hala yorgun hissedebilirsiniz, ve sıklığı giderek artmakta olan bir sendrom kendisi maalesef ve bu sendromda yorgunlukla beraber birçok semptom görülebilir. Kronik yorgunluk sendromu vücutta birçok sistemi etkileyen bir sendromdur dünya genelinde 20 milyondan fazla insanın bu sendromu yaşadığı kaydedilmiştir. İlk resmi tanısını 1980 yılında almıştır ve o günden bu güne kaydedilen rakam sayısı ise 200 milyon üzerindedir ve her geçen gün artmaktadır.
    • Bu sendromda tek bir etken yoktur diğer tüm kronik hastalıklar gibi nedenler bütünüdür aslında ve çoğu zamanda bir neden sendroma neden olurken aynı neden sendromun sonucu olarak da karsımıza çıkabilir.
    • Genelde grip gibi baslar .Şikâyetlerinizi başta tam da bir soğuk algınlığı geçiriyor gibi tarif edebilirsiniz, zamanla bu şikayetler giderek artar ve kalıcı olmaya başlar.
    • Ve bu sendromun altında birçok besinsel eksiklik bulunmaktadır yazımın ilerleyen kısımlarında bunlara yer vereceğim.
    • Kronik yorgunluk sendromu sıradan kısa süreli bir yorgunluk hali değildir en az 6 aydır bu şekilde hissediyor olmanız lazım ama eğer yorgunluğunuz her gün olmaya başlamış ise bu yönde kötüleşme ihtimaliniz de yüksek o yüzden 6 ay beklemeyerek hayat tarzınızı ve şikâyetlerinizi gözden geçirmekte fayda var, genelde 3 aydan uzun süren yorgunluklarda doktora başvurmanız önermekteyim.
    • Kronik yorgunluk sendromunda dinlenme ve uyku fayda etmez saatlerce uyusanız bile dinlenmiş kalkamazsınız.
    • Fiziksel aktiviteler ve sporlar şikâyetlerinizi daha da arttırabilir. Ertesi gün hatta efor sonrası keyifsizlik diye adlandırılan bir durumla karşılaşabilirsiniz.
    • Bir diğer adı miyaljik encephalomyelitis (ME )dir. Tıbbi terim olarak kronik yorgunluk sendromu ME/CFS şeklinde geçer.
    • Kronik yorgunluk sendromu döngüler halinde olabilir. İyi ve kötü günler olabilir ama iyi günler de normal bir şekilde değil kötü günlere nazaran daha iyi günlerdir.
    • En sık 40-50 yaslarda kadınlarda görülür ama çocuklar ve erkeklerde de görülme sıklığı çoktur.
    • Genelde çoğu vaka orta seviyede rahatsızlıklar gösterir ama her 4 vakadan biri ağır derecede kronik yorgunluk sendromu yasamaktadır

    KRONİK YORGUNLUK SENDROMU NEDENLERİ

    Alttaki nedenler henüz tam olarak tam bilinmese de bu sendromda birçok sistem etkilendiği için ortaya net bir şey koymak da maalesef zordur. En çok şüphelenilen nedenleri size sıralayalım
    1- İmmün sistem sorunları
    2- Mitokondriyle enerji üretimi sorunları
    3- Beyin anormalileri
    4- Kan basıncı sorunları
    5- Enfeksiyon EBV, lyme bacteria, CMV, HHV6, enterovirus, parvovirus B19 alttaki en sık ve en şüphelenilen nedendir.
    6- Genetik yatkınlık
    7- Adrenal yorgunluk
    8- Seratonn, kortizol dengesizlikleri
    9- Düşük NK hücre sendromu
    10- Fibromiyalji
    11- Gıda intoleransları
    12- Disbiyozis
    13- Kronik toksisite ve detoksifikasyon sorunları
    14- Uyku sorunları
    15- Tiroid ve diğer hormon dengesizlikleri
    16- Psikojenik biyolojik disfonksiyon

    KRONİK YORGUNLUK SENDROMU SEMPTOMLARI

    Semptomları sıralarken ve tanı koymamız için iki ana gruba ayırmakta fayda var. Bunlar ana semptomlar ve diğer semptomlardır. Tanı koyarken ana semptomları barındırmalı ve diğer semptomlardan en az 1,2 tanesini bulundurmalısınız.

    ANA SEMPTOMLAR

    1-Yorgunluk
    • Birçok günlük işi yapacak gücü bulamama
    • Uyuma ve dinlenme sonrası yorgunluğumuzun geçmemesi
    • Yorgunluk, halinin 6 ay ve daha uzun sürmesi(Yorgunluk halinin şiddeti kişiden kişiye değişebilir)
    2-Efor sonrası keyifsizlik halsizlik
    • Fiziksel ya da mental bir efor sonrası oluşan semptomlar.
    • Kişinin şikayetleri efor sonrası daha da artabilir belirttiğimiz gibi bu efor mental bir efor da olabilir.
    • Uzun süreli okuma zihinsel aktiviteler sonrası yorgunluk halsizlik

    3-Uyku sorunları
    • Uykuya dalmakta zorlanma
    • Uyuduktan sonra sık sık uyanma
    • Saatlerce uyusanız bile uykunuzu almış ve dinlenmiş olarak kalkmama gibi sorunlar olabilir.

    DİĞER SEMPTOMLAR

    1-Kas ağrıları, eklem ağrıları; Ağrılar genelde sızlama ya da künt ağrı şeklinde tarifler ama aynı zamanda batma yanma karıncalanma bıçak saplar gibi basınç hissi gibi ağrılar da olabilir.
    1- Düşünmede ve odaklanmada zorlanma, basit problemleri bile çözmekte zorlanma günlük hayatta
    2- Ortostatik intolerans, yatar pozisyondan ayakta pozisyona geçtiğinizde oluşan baş dönmesi, halsizlik, görüntü bulanıklığı semptomların yaşanması
    3- Hafıza sorunları
    4- Depresyon
    5- Boğaz ağrısı
    6- Baş ağrısı
    7- Baş dönmesi
    8- İleri derece yorgunluk, ayakta durduğunuzda şikâyetlerin artması
    9- Işığa hassasiyet
    10- Sıcağa ve soğuğa hassasiyet
    11- Genişlemiş lenf nodları
    12- Anksiyete, panik atak
    13- Grip benzeri semptomlar
    14- Kulak çınlaması
    15- Saç kaybı
    16- Kilo problemleri
    17- Göğüs ağrısı
    18- Nöbetler
    19- Premenstrual sendrom
    20- Kas spazmları
    21- Kaşıntılar-vücutta kırmızılıklar
    22- Cümleleri yanlış kurma kelimeleri yanlış söyleme
    23- Görsel bozukluklar
    24- Paralizi
    25- Çarpıntı
    26- Seksüel yetersizlik, cinsel istek azalması
    27- Beyin sisi
    28- Huzursuz bağırsak
    29- Gece terlemesi
    30- Bulantı, kusma
    31- Nefes darlığı
    32- Kronik kuru öksürük
    33- Gıda alerjileri
    34- Kimyasal hassasiyet

    Saydığımız gibi ana semptomların olması ve diğer semptomlardan en az 1 ya da fazlasının olması sizi kronik yorgunluk sendromuna doğru götürür. Bu şikâyetlerin bu sendrom tanısını alması için 6 ay yaşanmış olması lazım tekrar belirtelim ama siz siz olun şikâyetler 3 aydan fazla sürüyorsa bu konuda yetkin bir doktora başvurun.

    KRONİK YORGUNLUK SENDROMU RİSK FAKTÖRLERİ

    Herkes kronik yorgunluk sendromuna yakalanabilir tam olanların nedenleri net olarak hala bilinmemektedir ama sıklıkla bir
    enfeksiyon sonrası semptomlar kalıcı kalmakta ve etkisini devam ettirmektedir enfeksiyon geçse bile. Hadi gelin risk faktörlerine bakalım.
    1- Yaş; 30-50 yas arası daha yüksek risktedir. Ayrıca 13-15 yaş arası da görülme sıklığı artmaktadır.
    2- Cinsiyet, kadınlarda erkeklere göre görülme sıklığı 4 kat daha fazladır.
    3- Genetik yatkınlık genelde aynı ailedeki bireylerde birinde varsa diğerlerinde de olma olasılığı yüksektir özellikle genetik anormallerin olduğu ailelerde bu risk daha da yüksektir.
    4- Bazı hastalıklar
    -Fibromiyalji
    -Huzursuz bağırsak sendromu
    -Çoklu kimyasal hassasiyeti
    -Temporamandibular hastalıklar
    -İnterstisyel sistit
    -Kafa sarsıntısı sonrası sendrom
    -Kronik pelvik ağrısı
    -Kronik prostat
    -Gerilim tipi bas ağrısı
    5-Stress
    6-Toksitite
    7-Enfeksiyonlar
    8-Diyetsel hatalar
    9- Vitamin ve mineral eksiklikleri

  • Gıda intoleranslarında tedavi nasıl olmalı?

    Gıda intoleranslarını tedavi ederken temelde sindirim sisteminin genel işleyiş mekanizmasına odaklanmakta fayda var. Kronik toksisite ve stres mutlaka çözülmeli. Burada intolerans için neler yapabileceğimizden bahsedeceğiz.

    1-Mide Asidini Güçlendirmeliyiz

    Eğer mide asidiniz yeterli değil ise gıdalar doğru oranda sindirilemeyecektir, yeterli asit olmazsa mide pilor kapağı doğru zamanda açılmaz. Bağırsaklara gecen gıdalı karışımın asitlik oranı yeterli olmaz ise bağırsaklara da salınacak pankreatik enzimler, safra salgılanamaz ( çünkü alkali olan bu enzimlerin salgılanmasını mideden bağırsağa gecen salgının asidik olması uyarır ) Sonuç olarak bağırsak PHI bozulur, bağırsak florası bozulur, gıdalar sindirilemez ve sonuç geçirgen bağırsak ve gıda intoleansları ve immün yanıtlar! Bir mide asidi nelere neden oluyor değil mi? Sizlere sürekli tekrarlıyorum sağlıklı bir hayat için doğru şekilde mide asidi şart!
    Mide asidini nasıl arttırabiliriz şeklinde bir yazım olacak ama kısaca önerilerden bahsedersek:

    Limonlu su

    Elma sirkesi ( maya intoleransına ve orana dikkat etmek önemlidir )

    Kereviz sapı suyu

    Doğru nefes alma

    Taze zencefil kullan

    Nane ve maydonoz ( ayrıca diğer yeşillikler )

    Çiğnemek

    Yemek sırasında sıvı tüketmemek

    Yemek öncesinde ve sonrasında (tercihen 1 saat, en az 30 dakika ) sıvı tüketmemek

    2-Eliminasyon Diyeti Yapmalıyız

    Öncelikle sunu belirtmek istiyorum, eliminasyon diyeti hem semptomlarınızı takip etmek acısından hem de hastalığınızı takip etmek acısından yapılabilir. Yani intolerans bulguları veriyorsanız kendi kendinize adım adım bir eliminasyon diyeti yaparak sonuca ulaşabilirsiniz. Ama kronik bir hastalığınız var ise ve bunun altındaki intoleransları saptamak ve kronik inflamasyonu tedavi etmek istiyorsanız bu konuda yetkin bir doktordan yardım almalısınız. Çünkü eliminasyon sürecinde bağırsaklarda ve vücutta belirli gıdaların yarattığı stresi ortadan kaldırıp aynı anda detoksifikasyona ve inflamasyona odaklanarak tedavi oluşturulmalı ki sorunlar kökten geçebilsin.
    Öncelikle şunu da belirtmek isterim sizlerde inflamasyona neden olacak gıdaların hepsi hayatınız boyunca diyetinizde olmamalı zaten!
    Bunlar;

    Paketli ve işlenmiş gıdalar

    Boya ve gıda katkı maddeleri içeren gıdalar

    İşlenmiş şeker içeren her türlü gıda

    Gdolu ürünler ( soya-mısır-tavuk )

    Palm ve kanola yağı içeren ürünler

    ELİMİNASYON DİYETİ NASIL YAPILIR?

    Gıda intoleransı yanıtı gözlemlemek için en iyi yöntemin eliminasyon diyeti olduğundan bahsetmiştik. Bu belki biraz uzun bir yol olabilir ama bu diyeti yaptığınıza değecek.

    Adım adım nasıl yapacağız?

    Bir ay boyunca ne yediğinizi ve ne kadar yediğinizi yazınız. İleri derece intolerans bulgusu veriyorsanız yemekleri nasıl pişirdiğinizi de yazınız. Ayrıca ertesi gün ve o hafta boyunca nasıl hissettiğinizi, tüm semptomlarınızı not ediniz.

    Sonrasında gıdalarınızdan şüphelendiğiniz gıdaları 4 hafta süre ile tek tek çıkararak semptomlarınızdaki yanıtları gözlemleyiniz. Bu süreçteki tüm gelişmeleri not ediniz.

    Eğer yanıtlarınız ileri derece ise hassasiyetiniz olduğunu düşündüğünüz gıdayı hayatınızdan tamamen çıkarmanızda fayda var.

    Eğer şikayetleriniz hafif ve orta seviyede ise eliminasyon yaptıktan belirli bir süre sonra ( 1 ay gibi ) gıdaları az az vücudunuza yeniden tanıtabilirsiniz. Her çıkardığınız gıdayı birkaç gün arayla tek tek vücuda tanıtmanızda fayda var hangisinin ne yanıt vereceğini daha net görebilmek adına. Vücuda yeniden tanıtma döneminde gıdayı aldığınız saati ve zamanı not etmenizde fayda var çünkü semptomlar bazen birkaç saat içinde bazen ise gün içinde gelebiliyor demiştik yukarıda hatırlarsanız.

    Gıdayı vücudunuza yeniden tanıttığınızda yeniden semtomlar veriyor ise bu gıdaya karsı intoleransınız devam ediyor demektir. Eğer yanıtınız yani semptomunuz ciddi ise gıdayı çok uzun bir süre diyetinizden çıkarmanızda fayda var.

    Bir gıdayı tanıttıktan sonra semptom yasadınız diyelim, diğer bir gıdayı tanıtmadan önce daha önceki gıdanın oluşturduğu semptomların geçmesini bekleyiniz. Yeni bir gıda tanıtmadan en az 2 gün semptomsuz olmanız daha doğru bir yanıt almanızı sağlayacaktır.

    Bu eliminasyon dönemini şüphelendiğiniz tüm gıdalara karsı uygulayabilirsiniz.

    Not:Bu süreçte en önemli şeyin bu intoleransların oluşmasına neden olan sindirim sistemleri sorunları, kronik toksisite sorunlarını, inflamasyonu çözmek olduğunu tekrardan hatırlatmak isterim. Bu sorunları çözmezseniz sürekli yeni intoleranslar geliştirmeniz olasıdır.

    3-Gerekliyse Sindirim Sorunları Düzelene Kadar Bir Müddet Sindirim Enzimleri Kullanılabilir

    Özellikle mide asidini desteklemek için BETAİN HCL, onu dışında pankreatik enzimler içeren toplu sindirim enzimleri tercih edilebilir. Bitkisel bir beslenme ile birçok enzimatik sistemin daha aktif olduğunu yıllardır çok net gözlemliyorum. Hastalarıma direk enzim başlamadan bir müddet beslenme ve bazı fitoterapik ajanlarla destek olup gerekirse enzim eklemenin daha doğru bir yol olduğunu düşünüyorum.
    Sindirim enzimi seçerken proteaz ( proteinleri sindiren ) , lipaz ( yağları sindiren ) , amilaz ( karbonhidratları sindiren ) enzimler içermesine dikkat edin.

    4- İntoleranslara Karşı İnflamasyon Oluşmasını Önlemek, İntolerans Yanıtı Azaltmak Ve Bağırsakları Onarmak İçin Bazı Supplementler Kullanılabilir

    *Kuersetin; Bağırsaklardaki inflamasyonu azaltır. Günde 500-1000 mg kullanılabilir. Doğal olarak quercetin içeren gıdalar, elma, yaban mersini, ahududu, brokoli, üzüm, biber, kırmızı soğan.
    *C vitamini; İnflamasyonu azaltır. Böbrek üstü bezlere ve Karaciğere destek verir. Antihistaminik olarak görev yapar. Günde 500 mg- 3 gr arası kullanılabilir.
    *B 5 vitamini; Stres ve inflamason yönetiminde önemlidir. Günde 500-1000 mg kullanılabilir. Adrenal sistemi düzenlemek acısından önemlidir.
    *Nane yağı; Bağırsakları rahatlatır ve inflamasyonu azaltır. Nane yağı mide asidini de artmasını sağlayacak uyarılar oluşturabilir. Nane yağı içeren kapsüller oldukça faydalı olabilir.
    *Keten tohumu yağı; İnflamasyonu azaltır. Günde 1-2 yemek kaşığı kullanılabilir.
    *Bromelain; Ananasın içinde bulunan bir enzim olan bromelain aynı zamanda kuersetin etkinliğini arttırabilir. Bromelain özellikle solunumsal semptom veren alerjilerde öne çıkmaktadır. Ananas alerjisi olan kişilerin bromelain supplementinden uzak durması gerekmektedir.
    *Milk thistle; Karaciğer fonksiyonlarına yardım eder.
    *L Glutamin; Bağırsak onarımında önemlidir. İnflamasyonu azaltır ve stresi azaltır. Kanser hastalarında bile bağırsakları onarmak için kullanılmıştır. Günde 5 gr kullanılabilir.
    *İnülin; Prebiyotik olarak kullanılabilir yalnız inülin kendisi de hassasiyet oluşturabilir o yüzden dikkatli kullanılmasında fayda var.
    *Aleo vera jel; Bağırsak florasını düzenlemede, lümeni toparlamada oldukça önemli yeri vardır. Yıllarca mucize bitki olarak anılmıştır.
    *Probiyotik; Probiyotikler sorunlar başladığında kullanıldığı anda direk şikâyetleri daha da kötüleştirebilir. Şöyle düşünün; sindirim sistemi bozuk bir yapıdayken siz sağlıklı bir flora desteği yapabilir misiniz? hayır! O yüzden öncelikle sindirim sistemi arındırılmalı ve eliminasyon yapılmalıdır. Gerekli detoksifikasyon yapıldıktan sonra probiyotik başlanmalıdır.
    *Omega 3; Omega 3 inflamasyon yanıtını azaltmak için kullanılabilir. En az 1000 mg EPA+DHA içermesine dikkat ediniz günlük omega 3 alımınızın. İleri kronik vakalarda bu oran 3000 mg EPA+DHA oranına çıkabilir.
    *D Vitamini; D vitamini eksikliği intolerans ve alerji tablosuna yol açabilir. D vitamini değerlerini 60-80 arasında tutmakta fayda var. Bunun için de güneşlenme ve gerekirse supplementasyon önemlidir.
    *Kürkümin;İnflamasyonu azaltmak için kullanılabilir
    *Zencefil;Mide asidini arttırmak için ve inflamsyonu azaltmak için ayrıca da zararlı patojenleri temizlemek için kullanılabilir. Zencefil çayı ya da zencefil suyu tüketilebilir.
    *Çinko;Çinko eksikliği ciddi immün düşüklük yapabilir. Lenfatik kanalları etkileyebilir. İnflamasyonu arttırabilir.15 mg çinko idealdir.
    *Magnezyum; Adrenal sisteme destek olmak için ve ayrıca sinirsel uyarı için önemlidir.
    *Meyan kökü; Adrenal sisteme destek olmak için oldukça önemlidir. Ayrıca inflamasyonu ve bağırsak florasındaki flora oluşumunu olumlu yönde etkilediği birçok çalışma ile gösterilmiştir.2 hafta aralıklarla cay olarak ya da tentür olarak tüketilebilir.
    *B6 Vitamini; Adrenal sistemi desteklemek ve histamin yanıtında önemlidir.
    *Koenzim Q10; Mitokondriyi ve adrenal yanıtı desteklemek acısından oldukça önemlidir.
    *Isırgan otu; Alerji altındaki inflamasyona faydalıdır. Alerji semptomlarını da azaltabilir.
    *Havuç ve salata suyu; İçindeki antiallerjenik bileşikler bileşikler intolerans ve alerji tablolarında oldukça etkilidir.

    5-Kronik Enfeksiyonları Tedavi Et

    Burada ise sindirim sistemi üzerine odaklanarak flora bozukluklarını tedavi etmek büyük önem taşımaktadır. Florada bozukluk oluşturacak

    H.pylori

    Mayalar

    Diğer zararlı bakterileri elemine etmek doğru bir yol olacaktır. Bunu yaparken gerçekten çok gerekli olmadığı sürece antibiyotikler tercih edilmemesi taraftarıyım. Uygun fitoterapik ajanlarla ve mide asidini toparladıkça sistem kendi dengesini bulacaktır.

    Burada kullanabileceğiniz ajanlar kekik yağı, Hindistan cevizi yağı, susam yağı gibi ajanlar olabilir.

    6-Bağırsak Florasını Yeniden Yapılandır

    Bağırsak florası ile alerjiler arasında oldukça büyük bir bağlantı vardır.Çok sık antibiyotik kullanma

    Kimyasal içeriklere maruziyet

    İşlenmiş gıda tüketimi

    Çocukken mama ile beslenme, anne sütü emememe

    Sterilize ortamlarda çok uzun süre geçirmek

    Bağırsak sağlığı için önemli gıdaları tüketmeme

    gibi sorunlar sonucu bağırsak floranız bozulmaktadır. Bağırsak florandaki bakterilerin üstünlüğüne göre alerjiye yatkın da olabilirsin, alerjiden korunabilirsin de. Çağımızda çok fazla alerjik çocuk ve hasta olmasının nedenleri yukarıda saydığımız nedenlerdir.
    Yapılan çalışmada bağırsak floranızdaki “Laktobacilli, Sacharomyces boulardii, Bacillus coagulans, L.acidophilus “ bakterilerinin gıda intoleranslarını azaltmakta önemli payı bulunmaktadır.
    Bağırsak florasını yapılandırmak deyince hemen herkes ilk probiyotiklere sarılmaktadır. Bu doğru bir seçenek değildir. Yani ilk yapılması gereken şey değildir. Öncelikle beslenmenizi bağırsak floranıza en iyi gelen beslenme şekli olan, bol lif içeren bitkisel ağırlıklı bir beslenme olarak değiştirmekte fayda var. Bunun üzerine sayısız çalışma bulunmaktadır. Öncelikle eliminasyonu yapıp bağırsaklarımızı yıpratan gıdaları uzaklaştırdıktan sonra yeniden yapılandıracak gıdalara ağırlık vermeliyiz. Bunun için bol sebze-bol meyve, baklagiller, glütensiz tahıllar, yağlı tohumlar, belirli oranda hayvansal gıdalar tüketebilir (intoleransınızın olduğunu düşündüğünüz gıdaları tüketmiyoruz).

    Bu dönemde bağırsak florasını yapılandırmak için fermente edilmiş gıdalar da kullanılabilir. Ev yapımı turşular, kefir, kombucha tüketilebilir. Yalnız tekrar dikkatinizi çekmek isterim çoğu zaman fermente edilmiş gıdalar da size intolerans oluşturabilir(mayalı gıdalar-süt ürünleri içeren gıdalar ). O yüzden kullanırken dikkatli olmanızı öneririm.

    Dirençli nişasta bağırsak floranızın yapılanmasında oldukça önemlidir; peki nelerde olur? Muz ve patates evet yanlış duymadınız muz ve patates dedim! Yıllarca bu gıdalardan uzak durmanızı söylediler değil mi? yapılan birkaç çalışmada bu gıdaların bağırsak florasının yapılanmasında oldukça önemli yere sahip olduğunu gösteriyor.

    Hastalarımda bu iki gıdayı kısıtlamıyor ve oldukça da kullandırıyorum; ben kendim de bu iki gıdayı bolca tüketiyorum ve bilin bakalım ne oluyor? Sağlıktan başka bir şey değil! Kan şekeri yükselmesi falan da olmuyor! (doğru zamanda doğru kombinle yemek bu işin anahtarı). Bunu ben değil bilim söylüyor! Sadece patatesin kızartması asla değil, fırınlanmış ya da haşlanmış olarak tüketmeye dikkat edin! Ve meyveleri her zaman aç karnına tüketmeye dikkat! Dirençli nişasta aynı zamanda baklagillerde de bulunmaktadır.
    Bağırsak florasını yapılandırmak için aynı zamanda polisakkaritlere ihtiyacınız vardır. Bunlar için de en güzel kaynaklar soğan, kabak, aleo vera jel gibi seçeneklerdir.
    En son olarak da uygun bir eliminasyon ve arınma sonrası bağırsak florası için probiyotik takviyeler düşünülebilir.

    7- Adrenal Sisteme Odaklan

    Alerji ya da intoleranstan bahsederken adrenal sisteme mutlaka odaklanmak gerekir. Vücudun düzgün histamin yanıtı verebilmesi ve kronik inflamasyonu çözebilmeniz için sağlıklı çalışan bir aderanal sistem olmalıdır. Adrenal sistem ile alakalı çok ayrıntılı bir yazım olacak. (ADRENAL = BÖBREK ÜSTÜ BEZ )
    Vücudun stres yanıtını düzeltmek ve gerekirse supplement ve fitoterapik ajanlar kullanmak önemlidir.

    8-Ruhsal Sisteme Odaklanın

    Alerjileke reaksiyonlar bilinçaltının kendini koruma girişimleri olarak yer alır bütüncül yaklaşımda. Zihin bir tehdit olduğunu düşündüğünde hipotalamus ve retiküloendotelyal sistemi aktive eder ve sonuçta da antikorlar aktive olur.
    Bilinçaltına yönelmek ve zihnimizi meşgul eden tehditleti keşfetmek alerjik yanıtlarda önemli olabilir. Gerekirse profesyonel bir yardım ile psikoterapi almak, homeopati bu konularda faydalı olabilir.

    9-Diğer Öneriler

    Lenfatik masaj ve lenfatik sisteme odaklanmak toksinlerin atılımı ve yanıtların azalması için önemlidir. Lenfatik sistem aynı zamanda bağışıklık yanıtını regüle eder çünkü.

    Duşlarda önce sıcak sonra en son çıkmadan soğuk suya maruziyet histamin yanıtını düzenler vücutta.

    Böbrek üstü bölgesine masaj yapmak alerjik yanıtları toparlamada ve adrenal sisteme destek vermede önemli olabilir.

    Sonuç Olarak;

    Gıda intoleransları ve alerjileri aynı şeyler değillerdir ama birbirinden ayırmak da zordur. Tedavi kısmındaki adımları takip etmeniz size intoleranslarınızdan kurtulmak konusunda yardımcı olabilir. Ama ciddi semptomlarınız var ise ve kronik bir hastalığınız var ise profesyonel bir yardım almanızı öneririm.

  • Peki, gıda intoleransları neden oluşur?

    Genel nedenlere bakarsak;

    Yanlış beslenme; İşlenmiş şekerler, işlenmiş ürünler, yüksek oranda hayvansal gıda, alkol tüketiminin çok olması ve beslenmemizde taze sebze, meyvelerin az olması gıda intoleransına yol açabilir. Bu tarz bir yanlış beslenme bağırsak, kan bariyerini bozabilir, proteinlerin kana geçmesine neden olabilir. Buna da yanıt olarak antikorlar üretilir vücutta dolasan ve lenf nodları tıkanabilir. Bunun sonucunda birçok kronik hastalığın zemini oluşmuş olur.

    Aynı gıdaların özellikle glüten gibi alerjen olabilen gıdaların çok yoğun ve sık tüketilmesi de bağırsaklarda stresse yol açarak intolerans tablosuna yol açabilir.

    Yaşlanmak; Yaşlandıkça sindirim sistemindeki bazı gıdaları sindiren enzimler azalabilir (örneğin, laktoz intoleransında laktaz azalması gibi)

    Kronik toksisite bağırsak duvarını ve florasını etkileyerek ayrıca mide asidi ve enzimlerine etki ederek (ve daha birçok mekanizmaya) intolerans tablosuna neden olabilir.

    Kronik stres; Sürekli strese maruz kalmak mide enzimlerinden başlayarak tüm sindirim sisteminizi etkileyen bir tablodur.

    ***Sürekli sizlerle paylaştığım gibi gıda intoleransları birçok hastalığın altında bulunmaktadır. Gıda intoleransları “LEAKY GUT” yani geçirgen bağırsakla oldukça bağlantılıdır. Uzun süreli gıda intoleranslarına maruz kalmak geçirgen bağırsağa neden olacak ve bu da inflamasyonun daha da büyümesine neden olacaktır. Geçirgen bağırsak ile kana gecen proteinler immün reaksiyonları uyaracaktır ve oto immün durumlar bile oluşabilir. Hatta oto immünite patogenizinde temelde bu adımlar vardır.

    GIDA İNTOLERANSLARI İLE BAĞLANTILI OLDUĞU DÜŞÜNÜLEN HASTALIKLAR

    Egzama

    Akne

    Migren

    Sedef hastalığı

    Astım

    Baş ağrıları

    Kilo alma

    Duygu durum sorunları, anksiyete, depresyon

    İrritabl bağırsak sendromu

    Hiperaktivite

    Öğrenme zorlukları

    Eklem ağrıları

    İnsomnia

    Kulak enfeksiyonları

    Sinüzit

    Çocuklarda yatak ıslatma

    Post nazal akıntı

    Fibromiyalji

    Kronik yorgunluk

    Oto immün hastalıklar

    Bu hastalıklar bağlantısı çalışmalarla ortaya konulmuş hastalıklardır ama bütüncül bir hekim olarak kronik her hastalığın altında bir gıda intolerans tablosu bulunabilir diye düşünüp hastayı ona göre değerlendirmenin önemini vurgulamak istiyorum.

    EN SIK GÖRÜLEN GIDA İNTOLERANSLARI

    Süt ve süt ürünleri

    Gluten

    Yumurta

    Maya-aminler

    Soya

    Fıstık-fındık-badem, ceviz, kaju

    Kabuklu deniz ürünleri

    Kafein

    Salisilatlar

    Foodmaps

    Yapay Früktoz içerikli gıdalar

    Aspartam

    Msg (monosodyumglutamat )

    Gıda boyaları

    Sülfitler

    ***Listede fark ettiğiniz üzere en sık gıda alerjileri yapan gıdalar ile en sık gıda intoleransları yapan gıdalar neredeyse tamamen aynı, bu yüzden de alerji mi intolerans mı saptamak için beslemenizde iyi bir detektif olmanız gerekecek. İntoleranslar sindirim sistemini ve alttaki sorunları tedavi ettikten sonra yok olabilir ama alerjiler hayatınız boyunca sizinle beraber. Yanıtınızın şiddeti azalabilir ama bu gıdaların alerji yanıtı oluşturduğunu düşünüyorsanız hayatınızdan çıkarmakta fayda var.
    Bu intolerans tablolarını biraz ayrıntılı açıklamak gerekirse;
    ***Süt ürünlerindeki yanıt daha çok sütte görülmekle beraber süt ürünleri yani peynir, yoğurt, kefir gibi gıdalarda da görülebilir. Temel nedeni sütün içerisindeki laktoz şekerini vücutta sindiren laktaz enzimindeki sorunlardır(eksiklik, fonksiyon bozukluğu ). Dünyadaki insanların %65’inin laktozu sindirmekte sorunları olduğu düşünülmektedir. Bu ciddi bir rakamdır. Laktoz miktarı süt fermente edildikçe oldukça azalır yani peynir ve yoğurt ya da kefire dönüştükçe ama yine de tamamen yok olmaz. Ayrıca laktoz dışında süt içerisinde bulunan bazı protein yapıları da intolerans tablosu oluşturabilir ve bu protein yapıları fermente edilmek ile kaybolmazlar. Yani bazı kişiler hayatlarından sadece sütü çıkararak rahat etseler de birçok kişinin süt ürünlerinin tamamına karsı intoleransı oluşabilir. Özellikle oto immün hastalıkları bulunan tüm kişilere süt ürünlerinin her türlüsünü hayatlarından çıkarmasını önermekteyim.
    ***Gluten arpa buğday gibi tahıllarda bulunan bir proteindir. Gluten intoleransı karsımıza ilk çölyak hastalığı ile çıkmıştır. Çölyakta glutene karsı oto immün bir yanıt vardır. Son yıllarda artık net ortaya konuldu ki çöl yak dışında da glüten de intoleransa sebep olabilir. Hatta veriler çölyak olmayan gluten intoleransının dünyada %15’leri bulan rakamlara sahip olduğunu savunuyor. Otoimmün bir hastalığınız var ise glutenden tamamen uzak durmanızda fayda var.
    ***Yumurta intoleransı da toplumda sık görülmektedir ve en sık şişkinlik şikâyetleri ile karsımıza çıkar. Özellikle yumurta beyazına karsı yanıt daha yüksektir. Yumurta tüketiminin temel sorunu daha çok yumurtayı çok ve sık tüketmekle alakalıdır. Basta bir müddet kesip sonra haftada birkaç gün kullanım seklinde sokulduğunda genelde yanıt oluşturmaz.
    ***Maya intoleransının altında aslında vücudun aminlere karşı yanıtı vardır. Aminler bakteriler tarafından üretilen; fermantasyon ve gıdaların uzun süre beklemeleri sonucu oluşan proteinlerdir. Bunlardan biri de sizlerin de çok sık duyduğu histamindir. Histamin vücutta bağışıklık sisteminde, sinir siteminde ve sindirim sisteminde görev alan bir yapıdır. Alerjenlere karşı inflamatuar bir yanıt oluşumunda görev alır; Bu da kasıntılara, hapşırmalara neden olur. Histamin sağlıklı kişilerde yani intoleransı olmayan kişilerde kolaylıkla metabolize olur. Ama “diamin oksidaz (DAO ) ve n-metil transferaz “ eksikliğinde ve fonksiyonel bozukluğunda ki bu enzimler histamini yıkıp ortadan kaldıran enzimlerdir; histamin ortamda birikir ve intolerans yanıtlarının oluşmasına ve artmasına neden olur. Ayrıca kronik inflamasyonu tetikler. Histamin dışında mayalanma sürecinde oluşan başka yapılar da kişilerde intolerans yanıtını uyarabilir. O yüzden mayalı ürünlere oldukça dikkat etmek gereklidir ki çoğu mayalı ürün sağlıklı da olsa dikkatli yaklaşılmalıdır. Klinikte o kadar sık maya intoleransı ile karşılaşmaktayım ki, hatta gözlemlerime göre ve birçok uzman görüşe göre toplumda oldukça yoğun bir maya intoleransı olduğunu söylemeliyim.
    ***Soya protein yapısı nedeniyle hem alerji hem de intolerans oluşturabilir. Alerjiler genelde çocuklarda görülmektedir. Soya ürünlerine karsı benim güvenim GMO yani genetiği modifiye edilmiş ürünler olması nedeniyle çok yok. Genel olarak soya ürünleri tüketmenizi özellikle önermem.
    ***Çiğ kuruyemişler sıklıkla alerji ve intolerans yapabilir. Fıstık alerjisi gibi durumlar hayati tehlike bile oluşturabilir anafilaksiye neden olarak. Toplumun ortalama %1inde alerji görülmektedir. İntolerans hakkında net bir data yoktur. Ama hastalarıma da söylediğim gibi bu gıdaları tüketirken kendinizi yakından takip ediniz.
    ***Kabuklu deniz ürünleri alerji olarak oranları %5lere kadar çıkmaktadır. İntolerans sıklığı ile alakalı net bir data yoktur. Genelde sindirim sistemlerindeki enzimleri sorun olan hastalarda daha çok intolerans olarak karsıma çıkmaktadır. Genelde alerji tablosu değilse sindirim toparlandığında şikâyetler de geçmektedir. Ama alerji durumu hayati tehlike yaratabilir dikkatli olunuz.
    ***Kafein adenozin reseptörünü bloke ederek etki eden uyarıcı bir kimyasaldır. Kahvede, yeşil çayda, enerji içeceklerinde vb. bulunur. Toplumda çoğu insan kafeini belirli oranlara kadar rahatça sindirip metabolize edebilmektedir ama neredeyse toplumun yarısında ise intolerans görülmektedir. Bunun nedeninin bazı insanlarda olan kafeini metabolize etmekteki genetik bir defekt olduğu düşünülmektedir ve bazı çalışmalarla da ortaya konulmuştur. Yani kafeini sindiremiyor ya da kafeine karsı semptomlar yasıyorsanız genetik olarak kafeine intoleransınız olabilir.
    ***Salisiltlar bitkiler tarafından çevresel böceklere ve toksinlere karsı kendilerini korumak amaçlı üretilen bir kimyasaldır. Yani bitkiler böcekler gelip onlara zarar vermesin diye salislat üretip kendilerini koruyorlar. Salisilatlar antiinflamtuar ajanlardır ve birçok gıdada bulunabilir meyve, sebze, bal, çaylar, kahve, kuruyemişler, baharatlar gibi. Salisilatlar aynı zamanda kimyasal olarak bazı gıdalarda koruyucu olarak kullanılabilir, bazı ilaçlarda olabilir. Salisilatların yüksek oranda tüketilmesi genelde intolerans tablosuna neden olur ve salisilat içeren gıdaları hayatımızdan tamamen çıkarmak imkansızdır. Çünkü birçok bitkisel kaynakta mevcutlar. Ama yoğun oranda salisilat içeren gıdaları hayatımızdan çıkararak eliminasyon ile etkilerini gözlemleyebilir; mesela salisilat içeren ilaçlar, kahve, baharatlar, portakal, üzüm gibi.
    ***Foodmaps; Fermente olabilen oligosakkarit ve disakkaritlerdir, monosakkarit, poliollerdir. Bunlar karbonhidrat çeşitleridir ve vücutta bağırsaklarda çok kolay fermente olabilirler. foodmap intoleransında bağırsaklar bu karbonhidratları sindirmekte zorlanır ve sonuç olarak emilmesinde de zorluk yaşanır. Sonrasında bağırsak florasındak bakteriler bunları kolaylıkla fermente edebilirler. Bu fermentayon sonucunda da gaz ve şişkinlik oluşur karında.
    Bu tarz hastalarda low foodmap diyeti yapılabilir. Yalnız bu diyetin kısa süreli yapılması önemlidir çünkü uzun vadede bu şekilde beslenme bağırsak florasını olumsuz etkilemektedir.
    ***Yapay früktoz içerikli gıdalar kola, meyve suları, paketli gıdalar içerisinde bulunan yapay früktoz şekerinin malabsorbsiyonu seklinde görülür. Ciddi olarak kronik hastalıklarla da bağlantılıdır. Früktoz malabsorbsiyonunda früktoz kana emilemez ve bağırsak bakterileri tarafından fermente edilir. Ve bağırsak sorunlarına neden olur.
    ***Aspartam bir tatlandırıcı olarak birçok paket ürünün içinde bulunmaktadır. Aspartam intoleransı bulunan kişiler ile anksiyete ve depresyon gibi hastalıklar arasında bağlantı kurulmuştur. Her şekilde beslenmenizden tamamen çıkarılması gerekir
    ***MSG (monosodyumglutamat) gıdalara tat vermek amaçlı ve tatlandırıcıların baharatların etkisini arttırmak amaçlı kullanılan bir kimyasaldır. Birçok hastalıkla bağlantısı vardır. İntolerans oluşturan kimyasallardan birisidir. Her şekilde beslenmeden tamamen çıkarılması gerekmektedir.
    ***Gıda boyaları birçok gıda boyasının insanlarda hassasiyet ve semptom oluşturduğu gösterilmiştir.
    ***Sülfitler birçok ilaç ve paketli gıdada koruyucu olarak kullanılan kimyasallardır. Kurutulmuş meyvelere, şaraplara kadar birçok gıdaya eklenebilir. Beklemiş peynirlerde doğal olarak kendiliğinden oluşur. Birçok kişinin sülfitlere karsı hassasiyeti bulunmaktadır. Sülfitler genel olarak solunumsal reaksiyonlar verseler de birçok intolerans semptomuna neden olabilirler.

  • Gıda alerjileri ve gıda intoleransları

    Şimdi hepinizin kafasını karıştıran ve merak ettiğiniz bir konuyu anlatıyorum. Nedir bu sürekli bahsedilen intolerans ve alerji denilen şeyler? Neler yapılmalı? Bu yazımla aklınızdaki birçok soruyu cevaplamış olabilirim umarım.
    ***Öncelikle gıda intoleransı ve gıda alerjisi aynı şey demek değildir
    ***Gıda alerjileri immün sistem yanıtıdır. Belirli yapılardaki proteinlere karsı vücudunuzun geliştirdiği immün sistem yanıtıdır. Bu proteinleri vücudunuz yabancı olarak algılar ve onlara karsı immün yanıt ile adeta savaş açar. Bazı durumlarda anafilaksi tablolarında hayatı tehdit edebilir.
    ***Gıda intoleransları ise daha çok sindirim sistemi sorunlarıdır. Sindirim sisteminde oluşan bir stresse bağlı olarak ya da bir enzim yapı eksikliğine bağlı olarak gelişir.
    Peki, sindirim sistemindeki bu sorunlar nelerdir?

    Yediğiniz gıdalardaki yapıları yeterli şekilde parçalayamamak, sindirememek (Sindirim enzimlerinin eksik olması ya da aktif olamaması; mesela laktoz intoleransı, süt ürünleri içerisindeki laktoz şekerini sindirecek laktaz enzimi eksikliğinde oluşur.)

    Gıdalardaki bir maddeye kimyasal yanıt ( gıda katkı maddelerine, MSG, sülfitlere, boya maddelerine )

    Gıdalardaki bulunan bazı doğal yapılara ve proteinlere hassasiyet olabilir ( kafeine mesela ya da bruksel lahanası soğan gibi gıdalardaki doğal şekerlere, glüten vs.)

    NOT: Burada ufak bir not düşmek istiyorum. Literatüre yeni yeni giren çalışmalar artık intoleranslarında birer immün sistem yanıtı olduğunu gösterecek bulgular ortaya koymaktadır ama henüz net olarak kabul görmüş değildir.
    NOT:İkinci önemli notumuz ise intoleranslar uzun süre devam ettiği anda bağışıklık sistemini bağırsaklar üzerinden sürekli uyaracağından uzun vadede immün bir yanıt oluşturmaktadırlar yani basta immün bir yanıt değil iken sonradan bağışıklık sistemi de devreye girmektedir.
    NOT:Gıda alerjilerinde genelde IgE yanıtı hakimdir. Ama IgE yanıtı olmayan alerji durumları da mevcuttur; Mesela çölyak hastalığı.

    GIDA HİPERSENSİTİVİTESİ = GIDA İNTOLERANSI VE GIDA ALERJİLERİNİN GENEL ADI OLABİLİR

    Genel olarak Ig yanıtlarına göre ayırırsak:

    IgE Aracılı: Tüm sistemi etkileyen alerjik yanıtlar

    IgE Olmadan: Daha çok bağırsak düzleminde oluşan yanıtlar ve bağırsağı etkileyen sonuçlar. Sonrasında sistemi etkiler.

    IgG Aracılı: Gıda intoleranslarının altındaki temel neden olduğu düşünülmektedir. Sürekli gıdaya maruz kalınma sonucu oluşan reaksiyonlar olabilir. Sistematik sorunlara yol açabilir.

    ***Gıda alerjiler hayatı tehlike edecek şekilde karsınıza çıkabilir (anafilaksi) ama intoleranslar daha çok kronik bir zeminde yavaş yavaş etki ederler. Ve intolerans oluşumu her gecen sene git gide artmaktadır. Bunu altındaki nedenlerden birinin de gene kronik toksisite, yanlış beslenme, sedanter yaşam olduğu düşünülmektedir.
    ***Endüstriyel toplumlardaki insanların %20den fazlasında artık gıda intoleransları görüldüğü ortaya konmuştur. Ailede birinde alerjik hastalığı olan kişilerin ( alerjiler, astım, egzama vb. ) alerji geliştirme olasılığı %40 daha fazladır. Eğer iki aile bireyinde alerjik bir hastalık var ise bu oranın %80lere kadar çıktığı ortaya konulmaktadır.
    ***Yapılan bir çalışmada erişkinlerde görülen gıda alerjilerinin %45inin 18 yasından sonra çıktıyı ortaya konulmuştur. Bu da yukarıda bahsettiğimiz gibi benim nazarımda yanlış beslenme, sedanter yaşam ve kronik toksisite sonucudur.
    ***İşin en kötü yanlarından biri gıda intoleranslarını tespit etmek hem zordur hem de tespit etseniz bile bu intoleransın neden olduğu toksisiteyi ve alttaki sorunları, sindirim sorunlarını çözmeye odaklanmamak toplumda yapılan en büyük hatalardan biri olmaktadır.
    Peki bizde intolerans olduğunu nasıl anlayacağız? Ne gibi şikâyetler oluşur intolerans ya da alerji durumunda?

    ***Gıda intoleransları ve gıda allerijleri benzer semptomlar verirler bu yüzden bunları ayırmak oldukça zor olabilir. Bu semptomlar;

    İshal

    Kabızlık

    Anksiyete hali

    Şişkinlik

    Karında gaz sürekli

    Titreme

    Kızarıklar

    Ciltte yanma hissi

    Çarpıntı

    Baş ağrıları

    Bulantı

    Ödem

    Yorgunluk

    Karın ağrısı

    Burun akıntısı

    Asit reflüsü

    Mide yanmaları

    Nefes alma sorunları

    Kasıntı gibi semptomlar olabilir.

    Gıda alerjilerinde ise basit durumlarda yukarıdaki semptomlar görülebilir ama ileri durumlarda yaşanan şikâyetler ise su şekildedir;

    Nefes almakta zorlanma

    Kaşıntı

    Kurdeşen

    Baş dönmesi

    Hipotansiyon

    Anafilaksi şeklinde karşımıza çıkabilir.

    ***Semptomlar gıdayı yedikten birkaç saat sonra başlayabilir ya da 24-48 saati bulabilir başlaması. Hatta bazı durumlarda birkaç gün sonra bile semptom verebilir, bu yüzden de saptaması zor olmaktadır. Hatta çoğu kişi 2 gün sonra gelen şikâyetlerin bir alerji ya da intolerans tablosu olabileceğini anlayamadığı için alerjiler, intoleranslar çoğu zaman göz ardı edilmektedir.
    ***Alerji vakalarının %5i çok hızlı reaksiyon gösterebilir ( 0-30 dk. İçin de ) ve anafilaksiye kadar giden tablo ile ölüme bile neden olabilir. Alerji vakalarının %95i ise 30 dakikadan daha geç semptomlar verir, hatta 4 günü bile bulabilir. Burada daha çok hayati tehlike oluşturmayan ama sistemi stresse sokan yanıtlar ve semptomlar oluşur.
    ***Kan tahlilleri ya da biofeedback testleri bize intoleranslar konusunda fikir verebilir ama çoğu testte bu bilgiler yanıltıcı olabilir, en iyi yanıtı bedeniniz bilir. Hastalarımda da bu tahlillerin bazılarını kullanıyorum (onlara maddi yük olmayacak şekilde muayene ücretine dâhil, kliniğimde kendim yapıyorum.) Ama aynı zamanda bir eliminasyon diyeti ile hastamızla beraber semtpomları yakından takip ediyoruz ve bu sayede intoleransımız olan gıdaları daha kolay tespit edebiliyoruz. Her zaman söylediğim gibi semptomlar her zaman en önemlisidir, birçok testten üstündür gözümde. Ama bu demek değildir ki testlerin hepsi anlamsız. İntoleranslar söz konusu olduğu anda eliminasyon diyetlerini ve soncularının en kötü yanı bunlarda da net bir şey anlayamama ihtimalimizin olması. Çünkü intoleranslardaki semptomlar günler içinde gelişebilir ve gözden kaçabilir. Bazen küçük fark edilmeyecek semptomlar verebilir baslarda. O yüzden testlerle eliminasyon diyetini bir müddet kombinlemek daha olumlu sonuçlar almanıza fayda verebilir.
    ***Eliminasyondaki mantık; intolerans olduğunu düşündüğümüz gıdaları beslenmemizden çıkarıyoruz. Belirli bir süre (1-2 ay) bu gıdaları tüketmiyoruz ve sonrasında düşük oranda bu gıdaları yeniden beslenmemize sokarak vücudumuzun yanıtını gözlemliyoruz. Gıdaya karşı hala semptom veriyorsak (yukarıda saydığımız semptomlardan) intoleransımız var demektir. Tabi bu sürede kişinin sindirim sistemi için uygun bir beslenme düzenlenmelidir ve gerekirse supplementer destekler gerekirse başka yöntemler ile altta yatan başka sorunlar var ise çözmek doğru bir yaklaşım olacaktır. Alt kısımlarda adım adım eliminasyondan bahsedeceğiz.
    Buradan sonra da size hem sık görülen gıda alerjilerinden hem de en sık görülen gıda intoleranslarından ve de bunlara karşı neler yapılabileceğinden bahsedeceğim.

    Alerjiye neden olan gıdaya alerjen denmektedir. Ve en sık alerjen olarak anılan gıdalar bunlardır:

    Süt ve ürünleri

    Yumurta

    Balık

    Kabuklu deniz ürünleri

    Fıstık

    Gluten

    Soya

    Mısır

    Maya

    Nightshades ailesi ( domates, patates, biber, patlıcan )

    Her türlü kabuklu yemiş ağacı türevi = Badem, fındık, kaju, ceviz, antepfıstığı, brezilya cevizi vb.

    Çikolata

    Çilek

    şeklindedir.

    ***Gıda alerjisi daha öncede belirttiğimiz gibi immün bir yanıttır ve alerjiniz olduğunu gözlemlediğiniz bir gıdayı hayatınızdan tamamen çıkarmanız gerekmektedir. Alerjiler daha çok kan testleriyle tanı koyulabilir. Sindirim sisteminizi düzeltmenize rağmen geçmeyen sorunlarınız var ise gıdalara karşı; Bu da bu gıdaya alerjiniz olduğunu düşündürebilir.

    Şimdi buradan sonra daha çok gıda intoleranslarından bahsedeceğiz…
    Gıda intoleransları yukarıda da bahsettiğimiz gibi immün bir yanıttan ziyade sindirim sistemindeki bozukluklarla alakalıdır.

  • Polikistik over tedavisi

    Tedaviye yaklaşırken hastalık tanısını değil hastayı tedavi etmek cok daha doğru bir yaklaşımdır.
    Hastanın tüm labaratuar tahlilleri değerlendirilmeli ve altta yatan tüm metabolik bozukluklara odaklanılmalı.
    İnsülin direnci birçok polikistik hastasının nedenidir ama tüm polikistik over sendromlu hastalarda insülin direnci bulunmamaktadır.Buyüzden yukarıda labaratuar tahlillerinde saydığım tahliller ayrıntılı incelenerek kişi insülin dirençli polikistik over sendromu mu yoksa insülin dirençsiz polikistik over sendromu mu bakılmalıdır.
    İnsülin direnci elendikten sonra adrenal sisteme odaklanılmalıdır.
    ***Polikistik over sendromunu tedavi ederken ben karaciğer-adrenal sistem-bagırsaklar-lenfatik sistem çok fazla göz önünde bulundururum.Bu sistemlerde oluşan hastalıklar Birçok metabolik sorunlara yol açarak karsımıza en sonunda polikistik over olarak gelmektedir. Polikistik overde sadece yumurtalıklara ve belirli parametrelere odaklanmak aslında oldukça yanlıştır .Ve sonuç olarak polikistik over sendromu tedavisi yok denilmektedir. Yıllardır birçok hastamda hem infertilitenin yok oldıugunu hem yumurtalıklarda kistlerin yok olduğunu hem labaratuar hem de klinik olarak hastaların tamamen iyileştiğini gayet görmekteyin. Hastaya bir bütün olarak bakmak ve alttaki tüm metabolik sorunları çözmek önemlidir.
    ***Aynı zamanda hastayı sadece bir beden olarak görmekten öte ruhsal ve zihinsel sistemine de odaklanmak kalıcı ve gerçek tedaviyi ortaya koyar.

    Not : birçok polikisik over hastasına tedavi olarak doğum kontrol hapları ve metformin reçete edilmektedir.Bunlar tedavi edici değil semptomlara yönelik ilaçlardır. Sadece metfformini ciddi insülin direnci olan vakalarda tercih etmekteyim ama doğum kontrol haplarının kullanımını hiç önermemekteyim. Doğum kontrol hapı sayesinde olduğunuz kanamalar vücudunuzun doğal kanamaları değildir. Altta hala polikistik overe neden olan tüm sorunlar devam ederken siz olayı maskeliyorsunuz bu haplarla sadece.

    Kronik toksitite mutlaka göz önünde bulundurulmalı ve gerekirse detoks mekanizmalarını desteklemek önemlidir.
    Vitamin ve mineral eksiklikleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
    Ayrıca kişinin doğum kotnrol hapları kullanmış ve bunları bırakmış olması bize ilaç sonrası hormonal değişikliğe bağlı olan durumlar pcos semptomlarını düşündürelbilir. Bu durumda bu tablo incelenmeli ve elenmelidir tedavi için.
    Diyet ve beslenme polikistik over tedavisinde belki de en önemlisidir

    Adrenal stress Birçok polikistik over sendromunun altındaki saptanamayan neden olmuştur hep.

    ADRENAL PCOS

    Vücut stresse girdiğinde Hipotalamus ACTH hormonu salgılar. Bunun sonucunda böbrek üstü bezlerden kortizol , adrenalin ,nöradrenalin ayrıca aynı zamanda DHEA, DHEA-S , ANDROSTENEDİON salgılanır.( cevre dokularda testesterona çevrilebilir ) Buyüzdendir ki kronik stress hem vücutta androjen hormon fazlalığına hem de polikistik over sendromuna neden olabilmektedir .Kronik stress uzun vadede aynı zamanda hem bağırsak florası sorunlarına, insülin direncinei karaciğer sorunları gibi birçok sorunlara neden olacak ve vücut kısır bir döngüye girecektir.
    Acth’ın adrenal androjenleri uyarmasının nedeni bu androjenler stressin uzun vadeli etkilerinden beyini korurlar.( kortizol ve adrenalin etkilerinden ). Ama kötü bir yanı vardır. Acth ın salgıladığı kortizol ilke acth arasında bir negatif feedback vardır , yani kortizol cok artarsa acth baskılanır ama bu androjen hormonlarla acth arasında negatif bir feedback yoktur. Yani androjen hormon salınması arttıkça acth baskılanmayavaktır. Ayrıca kronik stresse bağlı yanıtlar uzun vadede bu iletişim de de (HPA AKS İLETİŞİMİ ) sorun oluşturacak ve vücudun stresse normal yanıtında da bozukluklar oluşacaktır.
    Sonuc olarak kornik stress durumlarında androjen hormon fazlalığı oluşacaktır.Bu da polikistik over ve semptomları demektir.


    DOĞUM KONROL HAPI SONRASI SEMPTOMLARI-PCOS

    Doğum kontrol hapı kullananlar bıraktıktan sonra ilaç yoksunluğuna bağlı kanamalar yasayabilir.Bu kanamalar gerçek adet kanamaları değildir.
    BU dönemde çoğu kadın yanlış bir şekilde polikistik over tanısı almaktadır.Tanı koyarken bu durum kesinlikle göz önünde bulunudurulmalıdır.
    Doğum kontrol ilacını bıraktıktan sonra kısa dönem infertilite bile görülebilir.
    Doğum kontrol ilacını bırakma sonrasında yaşanan smeptomlar 1-2 sene içinde kendiliğinden normale dönebilir.
    Bu dönemde yaşanan semptomlar bütünsel bir şekilde ele alınmalıdır. Genelde androjen fazlalığı görülür ve buna yönelik bir tedavi olusturullmalıdır.
    Çinko suplementi oldukça faydalı olabilir bu dönemde.
    Doğum kontrol ilaçları sonrası sendromu ile alakalı cok daha ayrıntılı bir yazı yazacağım 
    Not : hiçbirzaman doğum kontrol ilaçları kullanılmamasını önermemekteyim. Bununla alakalı cok daha ayrıntılı bir yazım olacaktır.

    KİLO VE POLİKİSTİK OVER

    Kilo verme çoğu polikistik over sendromunda semptomların ve laboratuar bulgularının düzelmesinde oldukça önemlidir.
    Yapılan birçok çalışmada kilo verdikçe hastaların testesteron seviyelerinin normale döndüğü , SHBG seviyelerinin arttığı , Serum insülin seviyelerinin normale döndüğü görülmüştür.
    Kilo verme sonrası aksayan ovulasyonların gerçekleştiği ve overlerdeki polikistik görünümün düzeldiği görülmektedir.
    Bu durum tüm polikistik over sendromu hastaları için geçerli olmayabilir.Özellikle düşük kiloda olup gene de polikistik over sendromu yasayan birçok hasta bulunmaktadır.Ama insülin direnci olan cogu vakada kilo en önemli unsurlardan biridir.
    Şimdi size önemli bir detaydan daha bahsetmek istiyorum. Çok düşük beden yag kitlesi ve fazla egzersiz yapmak , az kalorili beslenmek de insülin direncine ve polikistik overe neden olabilir. Evet doğru duydunuz. Obezite gibi çok yüksek yağ kitlesine sahip olmak gibi tam tersi olarak cok düşük yağ kitlesine sahip olmak da polikistik overe nedne olabilir. AŞırı vücudu stresse sokacak egzersizler ve aşırı derecede uzun süreli kalori kısıtlamaları da polikistik over sendromu nedenleri arasındadır.

    1- BESLENME

    ***beslenmeden tüm rafine işlenmiş gıdalar çıkarılmalıdır!
    ***kızartma yöntemi ile yapılan gıdalar asla tüketilmemelidir.
    ***Glutenli ürünler tüketimi inflamasyona neden olabilir.Birçok soruna neden olduğu artık günümüzde yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Polikisitk over sendromunda glütensiz beslenmenin oldukça faydalı olduğunu belitmekteyim.
    *** sürekli karışınıza glisemik indeksi düşük bir diyet ile beslenin diye öneriler çıkmaktadır polkistik overde , buraya hem katılıyor hem katılmıyorum. GLisemik indeksi yüksek olan tahıl grupları , işlenmiş gıdalar abur cuburlari hamur işleri polikisitk overde asla önermediğim şeylerdir.Ama meyveler polikistik overde belki de en önemli komponentlerden biridir. Yıllardır polkistik over olarak baktığım hasta sayısı oldukça fazladır ve hepsinde de bitki bazlı, bol sebze ve bol meyve içeren diyetle mükemmel sonuç alıyoruz. Burada amaç direk glisemik indekse odaklanmak değil ; genelleme yapmaktan ziyade direk gıdalara birebir odaklanmak lazımdır.
    Ketojenik diyetler polikisitik over sendormunda başlangıçta etkili bile görünse de birçok fonksiyonel tıp hekimi ve otoriteler üreme sistemi sağlığı için asla uzun vadede bu diyeti önermemektedirler. Uzun vadede (2-3 aydan fazla ) bu diyetler daha farklı sorunlara yol açabilir.Ketojenik diyeti cok savunan Amerikada bir fonksiyonel tıp hekimi ile görüşmemde bile kendisi poliksitik overli hastalara özellikle ketojenik diyeti çok tercih etmediğini belirtmişti. Düşük karbonhidratlı beslenme uzun vadede üreme sistemi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir .AMa burada üstüne basa basa tekrar etmek istiyorum. Karbonhidrattan kastımız asla rafine işlenmiş gıdalar, çok fazla tahıllar , Hamur işleri , yapay şekerler gibi şeyler değil.T amamen organik sebze ve meyvelerden bahsediyorum karbonhidrat derken ! bu noktanın üzerinde özellikle durmanızı istiyorum ! karbonhidrat kaynağımız birinci sırada sebzeler sonra meyveler sonra baklagiller ve sonrasında glütensiz tahıllar olacak. Aşağıda kaynakça kısmına bu konuyla alakalı çalışma linklerini de bırakmaktayım ; işlenmemiş bütünsel karbonhidratlar insülin direncini iyileştirebilir. Ama işlenmiş rafine gıdalar ve tahıllar tam ters etki göstermektedir.

    ***trans yağlar ve zararlı yağların hepsi beslenmeden çıkarılmalıdır.( yağlar ile alakalı ayrıntılı yazı için “YAĞLAR” konulu yazımı okuyunuz. ) .Ama sağlıklı yağlar ( zeytinyağı-avakado-hindistan cevizi yağı-tereyağı –sadeyağ-çiğ kuruyemişler) beslenmemizin bir parçası olmalıdır.

    ***kişinin intolerans gösterdiği gıdalar cogunlukla birçok inflamatuar parametreyi uyarabilir.Bir eleminasyon diyeti ile intoleransınız olduğu gıdaları gözlemleyiniz.Ben muayahanemde hem bazı testleri göz önünde bulunduruyorum hem de kişiye eleminasyon diyeti yaptırıyorum ve oldukça güzel sonuçlar almaktayız.

    ***Süt ve ürünlerini beslenmenizden çıkarmanız polikistik over sendromunda oldukça faydalı olmaktadır. Süt ürünlerinin hepsi ıgf-1 içerir .İnsüline benzer yapısı olan bu hormon insülin direncindeki olağan şüphelileri oynamaktadır. Ayrıca süt ürünlerini kesmek androjen hormonların üretiminin azalmasındaki pozitif etkisi çalışmalar ile gösterilmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz üzere androjen hormonlar polikistik overdeki temel sorunlar arasındadır.

    ***Alkol tüketimini azaltın ya da mümkün ise kesin.alkol karaciğer detoksifikasyon parametrelerinin çoğuna zarar vermektedir.Özellikle hormonların detoksifikasyonu için karaciğer oldukça önemlidir.Alkol sürekli tüketimi homonların metabolize olmasını önleyebilir.Ayrıca alkol tüketimi insülin direnci olusumunda da önemlidir.ALkolu kesmek karaciğerin üzerindeki yükü azaltmak adına oldukça önemlidir.

    ***Kafeini azaltın ya da mümkünse kesin .Polikistik sendromun altında odaklanılması gereken noktalar arasında adrenal sistem oldugundan bahsetmiştik. Kafein böbrek üstü bezler için oldukça stimulandır. Kafein aynı zamanda östrojen seviyeleri ve metabolizması konusunda oldukça önemlidir. Fazla kafein tüketimi vücutta östrojen metabolizmasını bozabilir. Kahve aynı zamanda b vitaminlerinin seviyesini vücutta azaltır ( atılım ve işlenmesi ile ) ve polikistik over sendromunda b vitaminleri oldukça önemlidir.Kahvenin infertilite ile bağlantısı olduğunu gösteren calsıma sayısı da oldukça fazladır.

    ***BÜTÜNSEL bitki bazlı antiinflamatuvar bir beslenme polikistik over sendromlu hastalarımda en güzel sonucu aldığım beslenme türüdür.
    Başlangıc dönemde olabildiği kadar çiğ gıdalar agırlıklı beslenirken pişmiş gıda oranını zamanla gittikçe arttırmaktayım.
    Kalori sayımı yapmayı asla önermiyorum çünkü ben hastalarımla makrolar kadar mikrobesin değerlerine de odaklanıyorum.
    ama kabataslak bakarsanız beslenmenizde aldıgınız kalorilerin büyük çogunlugunun sabah öğünlerinde olması polikistik over sendromunda faydalı olabilir.

    ***Kale,ıspanak,kara lahana gibi koyu yaprakları sebzeler ve tüm yeşillikler sağlıklı demir ve kalsiyum kaynakları için beslenmenizin en önemli parçası olmalıdır.

    ***Beslenmede AGEs ( advanced glycation and products ) içeren gıdaları azaltmak polikistik over sendromunda insülin direncinle oldukça faydalı olabilir.AGEs içeren gıdalar = işlenmiş gıdalar ! Hayvansal işlenmiş gıdalar !

    ***hayvansal gıdalar polikisitk over sendormunda yüksek oranda tüketilmemelidir. Harvardda infertilite üzerine yapılan bir çalışmada ( asagı linkini bırakıyorum ) ; kadınların proteinlerini hayvansal kaynaklar yerine bitkisel kaynaklardan aldığında infertilitenin düzelme sansının daha yüksek olduğunu belirtmiştir. Hayvansal protein kaynakları arasında en kaliteli protein kaynağı gene yumurtadır ( sağlık acısından ) ama o da belirli sınırlar içerisinde tüketilmelidir.
    ***Mevsiminde deniz balıkları tercşh edilebilir , kırmızı et yenilebilir ama tavuk etinden tamamen uzak durmanızı önermekteyim.( gerçekten nasıl yetiştirildiğini bildiğiniz organik gezen köy tavuğu bulabilirseniz nadir tüketilebilir)
    ***Baharatlar özellikle tarçın ve zerdeçal , çörek otu , kırmızı biber polikistik over sendromunda oldukça faydalıdır.

    ***Konvensiyonel yetiştirilen etlerden uzak durun , ( Hayvanları büyütmek amaçlı hormon kullanımı yaygındır.) Merada otlanan doğal hayvan etleri tercih ediniz, bu konu oldukça önemlidir.
    Not : demir eksikliği ve demir fazlalığı her iki durumda polikistik over sendromuna hem neden olabilir hem sonucu olarak görülebilir. Bu durumda bazen demir eksikliği olan hastalara direk demir ilaçları başlandığında vücutta bulunan inflamasyondan dolayı bu demirin emilimi ve kullanımı pek olmayacak ve demir depoları yükselmeyeceği gibi ortada bir demir toksititesi oluşacak. Oyüzden önce antiinflamatuar bir diyetle ve gerekirse bazı suplementlerle önce kronik inflamasyon tedavi edilmelidir ve sonrasında gerekirse demir ilaçları kullanılabilir. Cogu hastamda demir ilacına hiç gerek duymadan demir yüksek gıdalarla hem demir seviyeleri yükseliyor hem de demir eksikliği semptomları ortadan kalkıyor. İlk seçenek herzaman beslenme ile demir kaynakları olmalı ve polikistik over sendromlu hastalar hemen demir ilacına başlatılmamalıdır.

    ***keten tohumu-chia-susam gibi omega 3 ve fitoöstrojen kaynakları polikistik overde oldukça faydalıdır.
    ***özellikle fitoöstrojen tüketimi adet dönemi zamanında yasadıgınız birçok semptomun azalmasını sağlayabilir.Çünkü bu dönemdeki sorun östrojen dominansı dedğimiz östrojenin progesteron ile karşılanamadığı tablodur.Fİtööstrojen tüketimi bu sekilde östrojen dalgalanmalrını azaltabilir ve birçok semptoma care olabilir.

    ***Polikistilk over tedavisinde hastanın durumuna ve altta yatan soruna göre birçok suplement ve fitoterapik ajan kullanılabilir.Bunları sizlere aktarıyorum:

    2- SUPPLEMENTLER ve FİTOTERAPİK AJANLAR

    D VİTAMİNİ = d vitamini seviyeleri insülin direncinde oldukça önemlidir.Birçok çalışma d vitaminin bazı durumlarda metformine bile sütün olduğunu ortaya koymuştur.D vitamini seviyelerinin 60-80 civarı olmasını istemekteyim.D vitamininde yükleme dozlar yerine günlük dozları uygun görmekteyim.
    MAGNEZYUM = Düşük magnezyum seviyeleri insülin direnci ve birçok metabolik semptomla bağlantılıdır. Günlük 200-300 mg elemental magnezyum polikistik overdeki insülin direncinde oldukça faydalı olabilir.Daha yüksek dozlar için doktorunuza başvurunuz.
    KROM = Kromi insülin ve kan sekeri düzenlemede esansiyel olan mineraller arasındadır. Yapılan bir çalışmada polikistik over sendromlu kadınlarda günlük 200 mcg krom minerali kullanımı kan sekeri düzenlenmesinde oldukça önemli olduğunu ortaya koymuştur.polikistik overli hastalarda ayrıca Serbest testesteron seviyesinin krom suplementları sonrası azaldığı gösterilmiştir.200-600 mcg yemeklerden sonra kullanılabilir.
    OMEGA 3 = kronik inflamasyon tedavisinde ve birçok hastalıkta omega 3 ün yeri büyüktür.Yapılan bir çalışmada günlük 3 gr omega 3 alan kadınların testesteron seviyelerinde belirgin bir düşüş saptanmış 8 haftada;ve adet düzenleri placeboya göre oldukça daha düzenli hale gelmiştir.
    B VİTAMİNLERİ = b vitamini eksiklikleri polikistik over sendromundaki semptomların cogunda önemlidir.Özellikle b2-b3-b5-b6-b8-b9-b12 kilo kontrolünde , tiroid fonksiyonlarında , hormonal dengede ve mitokondriyal fonksiyonlarda, hormonların detoksifikasyonunda önemlidir.
    B6 BİTAMİNİ = Seratonin ve dopamin salgılanmasında ve duygudurum değişikliklerinde önemlidir.
    ÇİNKO = Çinko birçok metabolik basamakta oldukça önemli esansiyel bir mineraldir.Çinko eksikliği iştah açılması yapabilir.Çimko eksikliği tad ve koku kaybına nedne olabilir.Daha yoğun tada sahip yiyeceklere , tuza cok ihtiyaç duyuyorsanız çinko eksikliğni göz önünde bulundurunuz.Tiroid hormonlarında ve insülin hormonunun aktivasyonunda oldukça önemlidir. Polikistik overde foliküllerin gelişimi için ve düzgün menstural döngü için oldukça önemlidir.Akne tedavisind eoldukca önemlidir.kilo vermede önemlidir.İnsülin direncinde önemlidir.polikistik over sendromunda günlük 15-30 mg dozlar kullanılabilir.Polikisitk over sendromuna görülen depresyonda olukça etkili olabilir.Çinko eksikliği depresyona neden olmaktadır.
    PROİBİYOTİKLER = İnflamasyonun baskılanmasında , testesteron ve östrojen dengesinde oldukça önemlidirler. Polikistik over sendromu ile bagırsal floarsı arasında da oldukça güçlü bir bağlantı vardır.Özellikle lactobacillus , bifıdobacterıum içeren probiyotikler oldukça etkilidirler.
    COENZYME Q10 = enerji üretimi ve karbonhidrat metabolizması için oldukça önemlidir.Yapılan bir çalışmada düşük yağlı beslenen kişilerde coenzyme q10 kullanımının kilo kaybını iki katına cıkardıgı ortaya koyulmuştur.
    ALPHA LİPOİC ACİD = Kan şekeri dengelemede oldukça önemlidir.&oo mg günlük doz kullanılabilir.
    N ASETİL SİSTEİN ( NAC ) = insülin direncinde ve karaciğer detoksifikasyonunda oldukça önemlidir.
    GLUTAMİNE = Şeker düşkünlüğünde faydalı olabilir.Kas yapımında oldukça önemlidir.
    AGNUS CASTUS (VİTEX-CHASTETREE BERRY ) = hipofizin düzgün calsıması ve fonksiyonu için oldukça önemlidir. HİPOFİZ BEZİNDEN LH SALGISININ DÜZGÜN SALINMASINI SAĞLAYARAK ; ÖSTROJEN VE ANDROJEN SEVİYELERİNİ AZALTIR , DOĞAL PROGESTERON SALGISINI ARTTIRIR ve böylece yumurtalıklarda dengeyı sağlar.Etki etmesi birkaç ayı bulabilir buyüzden en az 3-6 ay kullanılmalıdır etkiyi görmek için.Ader düzensizliklerinde , Aknede kullanılabilir.Günlük 40-60 mg arası kullanılabilir.
    BLACK COHOS (CİMİCİFUGA RACEMOSA ) = lh seviyelerini düşürmekte önemli olabilir.Premenstral semtpomlarda oldukça etkili olabilir.
    SAW PALMETTO ( SERENOA REPENS ) = çalışmalar gösteriyor ki saw palmetto antiandrojen etki gösteriyor.Eğer androjen fazlalığı smeptomları yasıyorsanız kullanmayı düşünmelisiniz.Testesteron seviyesini düşürdüğü çalışmalarla gösterilmiştir.(testesteeronu ; dihidrotestesterona dönüşümünü de bloke eder-5 alpha reduktaz enzimini bloke ederek)
    MELATONİN = Bazı polikistik over sendromlu hastalar uyku sorunları da yasayabilir.Uyku düzeni sağlanana kadar ya da şiddetli insomnia vakalarında belirlki süre melatonin takviyesi kullanılabilir.Ben tercihen 3-6 mg lık dil altı melatonin formlarını kullanıyorum.
    MİLK THİSTLE ( SİLYBUM MARİANUM ) = Karaciğer için oldukça önemli bir suplementtir.Karaciğerin yenilenmesinde ve detoksifikasyonda önemlidir.Yukarıda bahsettiğim gibi karaciğer polikistik overda alsında en merkez rolü oynuyor.Vücuttaki fazla östrojeni temizlemede ve insülin direncinde faydası bulunmuştur.
    ISIRGAN OTU( ÜRTİCA DİOCİA) = Kökü SHBG oranını arttırır. Bu sayede serbest testesteron oranı azalır. Yaprakları ayrıca oldukça etkilidir , insülin direncinde ,
    DONG QUAI = Hromon seviyelerinin normale dönmesinde önemlidir.BAğısıklık sistemini güçlendirir.Uterusu güçlendirir ve adet ağrılarında etkili olabilir.
    AHUDUDU YAPRAĞI ( RUBUS İDAEUS ) = KADIN üreme sistemini birçok seviyede güçlendirir.Ağır menstural kanamalarda etkili olabilir.Demir bakımından zengindir , uterusu güçlendirir.Doğurganlıgı arttırabilir.
    EVENİNG PRİMROSE ( OENTHERA BİENNİS ) = hormonları dengelemekte oldukça önemlidir.Östrojen ve progesteron denegsizliğinde faydalı olabilir.Pcosta görülen kolesterol yüksekliğinde etkili olabilir.
    KETEN TOHUMU (LİNUM USİTATİSSİMUM ) = SHBG seviyelerini arttırır , androjen seviyelerini azaltır ve östrojeni metabolize edilmesinde önemlidir. Omega 3 ten zengindir. İçeriğindeki lignanlar sayesinde fitoöstrojen olarak da davranırlar.Aynı zamanda oldukça faydalı lif kaynagıdırç.Polikistik over sendromlu hastalarıma keten tohumunu beslenmelerine katmalarını mutlaka söylüyorum.
    BEYAZ ŞAKAYIK (PEAONİA LACTİFLORA ) = Progesteron seviyelerini artırdığı ve testesteron seviyelerini azalttığı gösterilmiştir.Karaciğeri sakinleştirir.Adet düzensizliğinde önemlidir.
    NANE ( MENTHA CORDİFOLİA ) = ANdrojen seviyelerini ve serbest testesteron seviyesini düşürdüğü çalışmalarca gösterilmiştir.Çay olarak özellikle tüketilebilir.Özellikle akne ve kıllanma vakalarında kullanılabilir.
    GURMAR BİTKİSİ ( GYMNEMA SLYVESTERE) = bitkisel metformin olarak da gecen bu bitki yüzyıllardır ayuverdik tıpta kullanılmaktadır.İnsülin seviyesi kontrolüne ve karbonhidrat sermelerinde önemli olabilir.
    RED CLOVER = Fitoöstrojenik etki gösterir.akne tedavisinde oldukça önemlidir.Kanın temizlenmesinde (detoksifikasyonda ) oldukça önemlidir.
    TARÇIN = iNsülin direncine olumlu etkisinden dolayı polikistik over sendromunda oldukça faydalıdır.Adet döngülerinin düzenli olmasında da etkilidir.Adet kanamaları fazla olan kadınlarda kanamaların azalmasını sağlayabilir.Adet sancısını azaltabilir.
    MEYAN KÖKÜ = Stress yönetiminde oldukça önemlidir.Fazla testeronu düşürmede kısmen etkilidir.Akne ve kıllanmada oldukça faydalı olabilir.Suplement ya da cay tüketebilirsiniz.Meyan kökü adrenal sistem söz konusu olduğunda oldukça etkildiri.Hipotansiyon vakalarında da fauydalı olabilir.
    İNOSİTOL = İnositol karsımıza myo-inositol ya da d-chro insoritol olarak çıkabilir.ALdıgınız takciyeler bunlardan birini barındırabilir.EN uygunu myo-inositol / d-chiro-inositol oranı 40/1 olanlardır.İnositol takviyesinin amh seviyeşerini düşürdüğü ve over hacımini doğum kontrol haplarından daha etkili şeklide küçülttüğü gösterilmiştir.Yumurta kalitesini arttırdığı gösterilmiştir.Bazı çalışmalar metforminden bile daha etkili olduğunu göstermektedir hatta.Depresyon ve panik atakta etkli olabilir.500-2000 mg arası dozlarda kullanılabilir.doz ayarlaması mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır.
    BERBERİNE = insülin direncine etkisi nedeniyle polikistik over sendromlu hastalarda oldukça faydalı olabilir.Özelikle insülin direnci tanısını kesinleştiridiğimiz polikistik over hastalarında kullanılmalıdır.500 mg berberine günde 2-3 kez alınablir.
    ASHWAGANDA = Adrenal sistem kaynaklı( kronik stress ) polikisitk over sendromlarında oldukça önemlidir.Hpa onarımında önemli bir adaptojendir.Kortizol seviyelerini düzeltmede etkili olabilir.Kolestertol seviyelerine olumlu etkisi çalışmalarla belirtilmişitir.Kilo vermede oldukça önemli olabilir.ANksiyete ve stress üzerine etkisi en önemli etkileridir.
    • L-THEANİNE = Yeşil çay ve bazı mantarlarda doğal olarak bulunan bir aminoasittir.Beyin bariyerini geçer ve bazı nörotransmitterlerle yarışabilir.Sakinleşmeyi sağlar ve odaklanmada önemlidir.Polikistik over sendromunda adet dönemindeki sorunlarda tercihe dilebilir.stress kaynaklı düzensizliklerde tercihe dilebilir.
    KARAHİNDİBA = Karaciğeri detoksife eder , Hormonlaırn temizlenmesinde oldukça önemlidir.Bu hormon temizliği nedeniyle karahindibanın SHBG üretimini uyardığı ile alakalı bri ki çalışma mevcuttur.SHBG artması demek ortamdaki serbest testesteronun bağlanarak uzaklasıtırılması demektir.Testesteron fazlalığı polikisitk overdeki en önemli semptomlardan biridir.
    MACA KÖKÜ = Hormonları dengelemede ve kortizolu dengelemede oldukça önemlidir.FErtiliteyi arrttırmak için yıllarca kullanılmış bir bitkidir.Depresyonda da faydalı olabilir.
    HOLY BASİL(tulsi ) = insülin direncinde faydalı olabilir, Kortizol seviyelerinde etkilidir , Kilo vermede etkili olabilir.Antiandrojenşk etkisi de vardır.
    TRİBULUS TERRESTRİS = ovulasyonu stimıle edebilir , adet döngülerinin düzgün işlemesinde önemlidir.Over kistlerini azalttığını gösteren calısmalar vardır.

    3-EGZERSİZ

    Eğer mucize bir yöntem arıyorsanız polikistik over sendromunda bu EGZERSİZDİR! Polikisitk over sendromu hastalarımda ve kendimde en hızlı ve güzel yanıtı egzersizle kombinlediğimde tedaviyi aldım.Egzersiz bir seçenek değil bir zorunluluktur ! Haftalık rutininiz olması oldukça önemlidir.
    Hastalarıma genelde sevdikleri spor türüyle ilgilenmelerini öneriyorum.Bu egzersizin devamlılığı acısından oldukça önemli olmakla beraber sevdiğiniz sporu yapmak hormonal dengeniz acısından da oldukça önemlidir.
    Bazı vakalarda HIIT(HİGH İNTENSE INTERVAL TRAİNİG ) antremanlar seklinde adlandırdığımız antremanlar daha etkili olabilir. Bu antreman tipiyle alakalı da uzun bir yazım olacak.Ama polikistik over sendromunuz adrenal sistem kaynaklı ise HIIT antremanlar sizin için uygun olmayabilir.Daha cok nefes egzersizleri içeren yoga-yürüyüş-pilates gibi egzersizler daha uygun olabilir.

    4-YOGA

    Birçok çalışma gösrtermiş ki basta yoga ve diğer sporlar AMH ,LH ,TESTESTERONE seviyelerinde düşme sağlamıştır. Düzenli yoga yapmak insülin direncinde düzelme ve kardiyovasküler hastalıklarda azalma sağlamıştır. Stress seviyeleri üzerine olumlu etkisi de oldukça önemlidir.
    Yogayı birçok hastalık için günlük rutininize almanızı önermekteyim ama özellikle hormonal bozukluklarda etkisi oldukça belirgindir. Haftada 2-3 kez yoga egzersizi polikistik over sendromu tedavisinde oldukça faydalı olmaktadır.

    5-KİLO VERME

    Beden-kütle indeksi (BMI ) fazla olan ve insülin direnci olan polikistik overli kadınlarda kilo vermek birçok semptomun düzelmesini sağlayabilir. Normal beden kütle indeksi 18.5-24.9 arasındadır.
    Bu hastalarda kilo verirken detoksifikasyon parametrelerini desteklemek ve antiinflamatuar bir diyetle kilo vermesini sağlamak cok önemlidir.Yukarıda bahsettiğim beslenme kısmı antiinflamatuar bir diyettir. 10 kilo ve daha fazla kilo verecek ve veren hastalarda medikal anlamda detok desteği gerekebilir ( gerekli suplementler ve fitoterapik ajanlarla amaç faz1-faz2-faz3 seklinde gerçeklesen karaciğerin detoksifikasyon parametreleri ve atılım yollarını desteklemektir. )

    6- UYKU

    Uykudan sürekli her hastalıkta bahsediyoruz en önemli ayrıntılardan biri diye ama yıllardır gözlemlediğim hastaların çoğu bunun ciddiyetinin farkında değil.
    Uyku sadece bedensel dinlenmek anlamında değildir , hormonlarınız düzgün işlemesi için , detoksifikasyon paremetrelerinizin düzgün çalışması ,mitokondrilerinizin çalışması ve daha binlerce şey için gerekli ve önemlidir.MELATONİN hormonu karaciğer detoksifikasyonu ve mitokondrileriniz için elzemdir ve gece 12yi geçtiğiniz her saatte bu hormon salgısı giderek azalmaktadır.Günde 7-8 saat uyku uyumanız ve uykuya başlama saatiniz gece 12yi geçmemelidir .En ideali aksam 10 civarı uykuya dalmanızdır.

    7-STRESS SEVİYESİNİ DÜZELT

    Düzenli kronik stress HPA (HİPOTALAMUS-PİTUER-ADRENAL) aksını bozar ve bunun sonucunda birçok hormanal dengesizlik ve inflamasyon sonucu oluşur.Kronik stress yönetimi de kişilerin farkında olduğu ama yeterince üzerinde durmadığı bir alan aynı uyku gibi. Çoğu hastama belirtiyorum eğer stress sorunumuzu çözemezsek pek yol alamayız. Meditasyonlar, nefes egzersizleri , belirli kitaplar,eğitimler,yoga hastalarıma en önerdiğim noktalar bu konuda. Stress herzaman hayatımızda olacak önemli olan bizim nasıl başa cıktıgımız.
    Bazı çalışmalar meditasyonun kortizol seviyelerini düşürdüğü ve insülin direncinde bile faydalı olduğunu ortaya koymuştur.

    8-KİMYASALLARDAN ARIN

    Endokrin bozucular vücudunuzun doğal hormon işleyişini bozan kimyasal ajanlardır.Bu konuda cok daha ayrıntılı bir yazı yazacağım.Ama genel olarak evde kullandığınız
    *temizlik malzemeleri
    *plastikler
    *kişisel bakım malzemeleri
    *çamaşır , bulaşık deterjanları
    *parfümler ve kokular
    *paketli gıdalar
    *koserve gıdalar
    gibi birçok seyin hormon bozucu ajan olabileceğini ve barındırabileceğini biliyor musunuz?
    Bazı endrokrin bozuculara örnek verirsek = DİOXİNS , BÖCEK İLAÇLARI , BPA , GLİSOL ESTERLERİ , FTALATLAR..Bununla alakalı cok ayrıntılı bir yazım olacaktır.

    9-HORMON REPLASMAN TERAPİLERİ

    Özellikle progesteron hormon replasmanı ( bio-identical ) denenebilir ama hormon replesman tedavileri hiçbirzaman polikistik overde ilk tercihim olmamaktadır. Çok ciddi komplike vakalarda öne alınmalıdır.

    10-HOMEOPATİ

    Homeopati temel felsefesi “benzer benzeri tedavi eder” seklinde olan bir tamamlayıcı tıp yöntemidir.Homeopatide amaç kişinin yaşam enerjisini aktif etmek ve semptomları değil bütüncül tıptaki gibi kişiyi tedavi etmektir. Homeopati tek basına ya da diğer bütüncül bakış acısıyla beraber tedavide değerlendirilebilir.

    Polikistik over sendromu yönetilmesi ve tadavi olunması zor bir hastalık değildir , ama zaman gerektirir.kişinin iyileşme ve düzelme belirtilerini görmesi 6 ayı bulabilir.Alttaki nedenin ne olduğunu bilmek burada oldukça önemlidir.
    Ama polikistik over sendromu bir kader değildir , konrtol altına alınabilir ve tamamen düzelebilir.

    Mutlu , huzurlu günler dilerim…

  • Polikistik over tanı

    En sık kullanılan tanı kriteri çizelgesi (Rotterdam kriterleri)

    1- USG görüntüsünde
    -Overlerde 12 ve daha fazla folikül görünmesi
    -Overlerin boyutunun artması ( 10ml üstü)

    2- Androjen hormonlarına baglı
    -Kanda androjen hormonların yükselmesi
    -Androjen hormon yükselmesine bağlı semptomlar görülmesi = akne , kıllanma , sac kaybı gibi

    3-Menstural düzensizlikler
    -Adet düzensizliği ( adet görmeme ya da adet sürelerinin düzenli olmaması
    -Adet miktarında değişiklikler
    -Ovulasyonun olmaması ( oligo olulasyon ya da anovulasyon )
    ***Bu üç maddedn 2sini barındırıyorsanız genelde polikistik over sendromu tanısı alabilirsiniz.Ama hasta cok ayrıntılı değerlendirilmeli ve sadece bu kriterlere bakılmamalıdır.

    Not : Ayrıca Androgen Excess And Pcos Society Guidelines’ ta polikisitk over sendromunun androjen fazlalığına bağlı olduğu belrtilmiş ve buna bağlı kriterler ortaya konulmuştur. Tanı bu 3 kriteri birden barındırmalıdır. (son zamanlarda en cok kabul gören tanı kriterleridir)

    Bunlar :
    1-hiperandrogenisim (klinik ya da labaratuar olarak hiper androjenizim tanısı )
    2-overlerin disfonksiyonu ya da polikistik over ( 25 ve daha fazla folikül bulunması overlerde ; over hacminin 10 ml den fazla olması )
    3-Diğer androjen yüksekliklerinin elenmesi

    ***Hasta aşağıda sayacağım tüm parametreler acısından ayrıntılı değerlendirilmelidir.
    ***Polikistik over sendromu tanısı koymak için spesifik bir test yok. Bİrçok hormon ve semptom , aile öyküsü ,fiziksel muayane , labaratuar ve görüntüleme yöntemleri birlikte değerlendirilerek tanı koyulmalıdır.
    ***testler değerlendirilirken bazı testler diğer nedenleri elemek için bakılır.adrenal ve over tümörleri , adrenal hiperplazi gibi nedenler elenmelidir.

    FİZİK MUAYENE

    Vücutta kıllanma , akne ve sac dökülmesi değerlendirilir. tansiyon ölcülmeli ve hipertansiyon var mı bakılmalıdır.
    Kişinin kilosu ölçülür.
    BMI endeksine bakılır .( Body-mass index )
    Pelvik fizik muayane yapılabilir.

    AİLE HİKAYESİ

    Polikistik over sendromu genetik yatkınlık gösterir. Buyüzden anne , kardeş ya da diğer yakın kadın akrabalarda polikistik over sendromu var mı sorgulanabilir. Aile bireylerinden birinde pcos var ise diğerlerinde de olma olaslıgı % 40 civarındadır.

    LABORATUVAR

    1- FSH =Hipofizden salınan bu hormon yumurtalıklardaki yumurtanın olgunlaşmasını sağlar. Polikistik over sendromunda laboratuvar sonucu normal ya da düşük olacaktır.
    2- LH =Hipofizden salınan bu hormon ovulasyonu sağlar , yani yumurtanın yumurtalıklardan salınımını uyarır.Polikistik over sendromunda muhtemelen yükselecektir

    Not : önceden lh/ fsh oranı 3 ve daha fazla olması polikistik over sendromu için bir tanı parametresi olarak kabul ediliyordu ama artık bu oransal değerlendirmenin pek doğru olmadığı belirlendi.Gene de bu değerlendirme tanı koymak için değil ama bir fikir edinmek için bakılabilir.
    Not : FSh ve lh seviyeleri adet döngüsünün basında 5-20 mIU/ml civarında seyreder. Çoğu kadın adet döngülerinin ilk yarısında eşit oranlarda fsh lh barındırır.Lh seviyesi ovulasyondan ( yumurtlama) bir gün önce 25-40 seviyelerine kadar çıkar.ovulasyon sonrasında normal seviyelerine doğru döner.Fsh ve lh oranları norml aralık olan 5-20 mIU/ml arasında olsa da yukarıda bahsettiğim gibi çoğu pcos lu kadında bu lh fsh’tan oldukça fazladır.BU bir tanı değildir ama yönlendirmesi acısından önemlidir.Yani fsh ve lh değerlerinin normal aralıkta olması polikistik over tanısını elemez.

    3- PROGESTERON = ovulasyondan sonra corpus luteumdan salgılanır.Uterusu gebeliğe hazırlar.Düşük seviye progesteron ovulasyonun olmadığının göstergesidir. ( genelde infertilite testlerinde oldugu gibi ovulasyonun olması gereken günden 7 gün sonra progesteron seviyelerine bakılır. Porgesteron seviyeleri 14 ng /ml den yüksek ise ovulasyon muhtemelen olmamıstır.)

    4- TESTESTERONE = Polkistik over sendromunda seviyeleri genelde yüksektir. Akne , kıllanma ,adet düzensizlikleri gibi birçok semptomdan sorumludur .Ama kan testeleriniz normal gelebilir ve bu semptomları ve polikistik over sendormunu yasıyor olabilrisiniz gene de.
    Not : yüksek testesteron seviyeleri yumurtalıklarda testesteron salgılayan over tümörlerinden kaynaklı olabilir; mutlaka elemine edilmelidir.

    ***total testesteron seviyesi =normalde 6.0-86 ng/dl arasındadır.Polikistik overde biraz artabilir.Total testesteron seviyesi 40 ng/ dl üzeri değerler yakından takip edilmelidir.
    ***serbest testesteron seviyesi = normalde 0.7-3.6 pg / ml arasındadır.Serbest testesteron seviyesi pcosta artabilir.

    5- DHEA-s (DEHİDROEPİANDESTERONE sülfat) =adrenal bezlerden salınan bir androjendir.Polikistik over sendromunda çoğunlukla artacaktır. Normal seviyeleri 35-430 ug/ dl arasındadır.Polikistik over sendormunda 200 üstü değerler şüpheli değerlendirilmelidir.
    Not : yüksek dhea seviyeleri böbrek üstü bezlerden androjen salgılayan tümör belrtisi olabilir.mutlaka elemine edilmelidir.
    6- ANDROSTENEDİONE =Overler ve adrenal bezler tarafından üretilen bir hormondur. normal seviyeleri 0.7-3.1 ng/ ml arasındadır.Polikistik over sendromunda muhtemelen artacaktır.
    7- ÖSTROJEN ( estradiol ) =Genelde yumurtalıklar tarafından sentezlenen ve az miktarda da adrenal bezlerden sentezlenen bir hormondur. Seviyesi artacak ya da azalacaktır. Polikistik overli cogu kadında östrojen seviyeleri normal aralığı olan 25-575 pg/ml arasındadır ; ama aslında olması gerekenden daha düşüktür.( yani normal aralıkra da olsa o anda siklüste olması gereken aralıktan daha düşüktür )
    8- SHBG ( SEX HORMONE BİNDİNG GLOBULİNE ) = azalmış olabilir. Fazla testesteron üretimini elemek için bakılır.Eğer ortamdaki shbg oranları azalıyorsa testesteron üretimi artmış olabilir ( shbg-testesteron ile bağlanır )

    9- HCG = gebelik için bakılır
    10- AMH ( ANTİ MÜLLERİAN HORMONE )=Overlerin ( yumurtalıkların ) çalışma kapasitesini gösteren bir testtir.(foliküllerin prematur olarak gelişmesini önler amh , Ama amh seviyeleri çok yüksek olduğunda bu süreç durur ve yumurtanın olgunlaşması aksar ) Polikistik over sendromunda genelde amh seviyeleri artacaktır.Son çalışmalar pcos tanısında amh seviyelerinin önemli bir yeri olduğunu belirtmektedir.Ve pcos hastalarını takip ederken de bir takip paramatresi olarak kullanılabilir.
    *** amh seviyeleri 5 ng/ ml üstü yüksek olarak kabul edilir.
    ***amh seviyeleri 3.5-5.0 ng / ml üst seviye sınırdır.
    ***amh normal seviyeleri 0.7-3.5 ng/ml dir
    ***amh sveşyeleri 0.3-0.7 arası alt seviye sınırıdır.
    ***amh seviyeleri = 0.3 ng/ml altı düşüktür.

    Not : özellikle 35 yaş üstü kadınlarda amh sveiyeleri pcos tanısı için oldukça önemlidir.35 yaş üstü usg de polikistik görüntüler sıklıkla görülmez ve burada amh bize oldukça faydalı olabilir.
    11- TSH , T3,T4 = tiroid sorunlarını elemek için bakılır.Birçok tiroid hastalığı ve hormon dengesizliği tiroid hormonlarındaki polikistik overe benzer smeptomlar oluşturmaktadır.
    12- KORTİZOL = cushing sendormunu elemek için ( 24 saatlik idrar serbest kortizolu bakılmalı ). cushing sendormunda yüksek olur. Ayrıca cushing sendromu olmasa bile yüksek kolesterol seviyeleri kilo alımına , hipertansiyona , şeker yüksekliğine , osteoporzise , cilt sorunlarına neden olabilir.
    13- PROLAKTİN =hipofizden salgılanan ve süt üretimini kontrol eden bir hormondur .yüksek seviyelerde salgılanması kadınlarda adet görmemeye neden olabilir. Buyüzden bu test hiperprolaktinemiyayı elemek için bakılır. Mr ( manyetik rezonans ) ile prolaktinoma adı verilen bir tümör var mı bakılır ve aynı zamanda hipotroidizm de hiperprolaktinoma yapabileceği için elenmesi gereklidir. Polikistik ovcer sendromunda genelde 25 ng/ ml den az seyreder seviyeleri. Bazı kadınlarda prolaktin seviyeleri polikistik over sendromunda artabilir , genelde 25-40 ng/ml arasında seyreder bu artış.

    14- 17-HİDROKSİPROGESTERONE =konjenital adrenal hiperplaziyi elemek için bakılır.

    15- IGF-1 = fazla büyüme hormonu var mı elemek için ( akromegali )

    16- HDL , LDL , TOTAL KOLESTEROL , TRİGLİSERİTLER = pcos ile artan kardiyovasküler riski değerlendirmek için bakılır.Polikistik over sendromu olan kadınların çoğunda lipit profili ile alakalı metobolik sorunlar olabilir.Kalp hastalıklarına yatkınlıkları yüksektir.

    17- AÇLIK KAN SEKERİ VE HBA1C VE AÇLIK İNSÜLİN= pcos ile baglantılı insülin direncini değerlendirmek için bakılır. Polikistik over sendromu olan kadınlarda insülin direnci ve diyabete yatkınlık odlukça yüksektir.
    Ayrıca ben hastanın durumunu değerlendirmek için bu tahlillere bakmaktayım.

    18- Homosistein

    19- Magnezyum

    20- Çinko

    21- Selenyum

    22- D vitamini

    23- B12 vitamini

    24- İdrarda spot iyot

    25- Spot iyot/ kreatinin

    26- Histamin

    27- Folik asit

    28- Hemogram

    29- Demir , ferritin

    30- Ggt ,ast,alt

    31- Crp , sedim

    32- BAZI VAKALARDA AGIR METAL PANELLERİ İSTENEBİLİR.

    Not : oral kontraseptif kullanırken ( doğum kontrol hapları ) bakılan test soncuları doğruyu yansıtmayacaktır. Özellikle androjen hormon sonuçları oldukça etkilenecektir .Polikistik over tanısı için labaratuar tahlili yapıldığında kişiye oral kontraseptif kullanıp kullanmadığı mutlaka sorulmalıdır. Doktorunuza mutlaka oral kontraseptif kullanıyorsanız belirtiniz. EN doğru labaratuar sonuçları için kişi en az 3 ay oral kontraseptif kullanmamış olmalıdır.

    GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ

    ***TRANSVAGİNAL YA DA ABDOMİNAL USG ile yumurtalıklar değerlendirilr. Transvaginal usg cok daha doğru sonuçlar vermektedir.
    ***polikistik over hastalarında overler ( yumurtalıklar ) genelde 2-3 katı daha büyük olabilirler.
    *** her bir over ayrı ayrı değerlendirilir ve her bir overde 12 den fazla yumurtalık kisti olup olmadığı bakılır.(2-9mm arası kistler vesaire)
    ***genelde kistler yumurtalıklarda dizilmiş olarak bulunurlar.
    ***foliküller genelde küçük ve olgunlasmamıs olarak görülebilirler.
    *** görüntüleme yöntemleri % 90 oranında semptomları anlamada yardımcı olurlar. Ama tek basına anlamlı olmayabilirler. Görüntüsel olarak usg uyumlu iken labaratuar ve semptom olarak kişi herhangi bir semptom vermeyebilir. Ama bu vakalar herzaman yakından takip edilmelidir.
    Polikistik over tanısı almak için labaratuar-klinik-görüntüleme beraber değerlendirilmelidir.
    Sadece usg de çıkan sonuçlar polikistik görünüm olarak değerlendirilir ve direk sendrom tanısı almazlar.
    Not : polikistik over görünümü özellikle genç kadınlarda ( ergenliğe yeni girmiş ) sık sık görülmektedir. Buyüzden adet görmeye başlamadan 8 yıl sonraya kadarki dönemde usg de görülen polikistik over görünümü çok anlamlı olmayabilir.
    Not : ” İnternational Evidence-Based Guidelines For Pcos” , polikistik over sendromu tansıında polikistik over görğnümüün bir tanı kriteri olmaması gerektiğin, belirtmiştir: Poliksiitk over görünümünün her 3 kadından 1 inde görüldüğü ortaya konulmuştur.

  • Polikistik over sendromu nedir ? Nedenleri nelerdir

    Polikistik over sendromu genetik, hormonal, metabolik ve üreme sistemini etkileyen bir sendromdur. Dünyada kadınların %10’unda görülen, hatta bazı kaynaklara göre her 5 kadından 1’inde görülen bir sendromdur. Doğurganlık çağındaki kadınlarda infertilitenin en sık nedenidir.
    14-44 yaş arası her kadın polikistik over sendromu yaşayabilir. Genelde kadınların çoğu 20-30 yaşlarında tanı alırlar.
    Kişilerde hormonal dengesizliklere bağlı olarak birçok semptom gelişebilir. Ayrıca birçok hastalık komplikasyonu ve riski bulunmaktadır. Aşağıda sırasıyla bunlardan bahsedeceğim.

    Polikistik overde en sık karşılaşılan tablo insülin direncidir. Ama her polikistik over hastasında insülin direnci olacak diye bir kural yoktur. Aşağıda ayrıntılı olarak bunu göreceksiniz. O yüzden polikistik over sendromuna yaklaşırken kesinlikle insülin direnci bunun nedeni sadece ona odaklanalım gibi yaklaşımlar çok basit yaklaşımlardır.

    Ayrıca her polikistik over görünümü polikistik over sendromu demek değildir. Araştırmalar gösteriyor ki dünyadaki kadınların %25’inde polikistik over görünümü mevcut ve bunların sadece %5-10 arası polikistik over sendronuna sahip.

    Androjen hormonların fazlalığı bir diğer altta yatan neden hem de asıl sorunlardan biridir polikistik over sendromunda. Bu tabloya neden olan androjen hormonlar testesteron – androstenedion temelde olmak üzere aynı zamanda, dihidrotestesteron, DHEA ve DHEA-S’dir. Bu androjen hormonların fazlalığı ile alakalı geçmişte her zaman overler (yumurtalıklar) suçlansa da polikisitik over sendromlu hastaların %20-30’unda bu androjen fazlalığının sorumlusu ADRENAL BEZLERDİR. Adrenal bezler vücuttaki DHEA- S ‘in tamamını ve DHEA’nın ise %80’ini üretir. Dolaşımdaki testesteronun %25’ini, andrestenedionun ise %50’sini üretir. Bu yüzden adrenal sistem sorunları polikistik over sendromuna neden olmaktadır ve adrenal polikistik over sendromu tanımı yeni yeni bilimsel literatüre girmeye başlamıştır.

    İnsülin direnci overlerin TESTESTERON üretimini arttırırken , HPA (hipotalamıs-pituer-adrenal) aks bozuklukları adrenal sistemden DHEA, DHEA-S ve androstenedion salınımına neden olur. Bu adrenal sistemden salınan hormonlar çevre dokularda testesterona çevrilebilir. Adrenal sistem kaynaklı oluşan bu tablo insülin direncinden ve yumurtalıklardan bağımsız olarak gerçekleşir.
    Ayrıca kronik stress durumuna kortizol salgılanır (kortizon ve progesteron ikisi de pregnenolone dan üretilir). Stres durumunda kortizol çok üretilecek ve progesteron üretimi azalacaktır. Bu da östrojen dominansı dediğimiz östrojen baskınlığına neden olacaktır. Polikistik over sendromunda görülen semptomların büyük bir kısmı da östrojen dominansı kaynaklıdır.

    YUKARIDA BELİRTTİĞİM GİBİ İNSÜLİN DİRENCİ POLİKİSTİK OVER SENDROMUNUN TEK NEDENİ DEĞİL, OLABİLECEK NEDENLERİNDEN SADECE BİRİDİR.

    En sık adet düzensizliği şeklinde kendini gösteren bu sendromda aslında her bir semptom bize bozuk olan sistemler hakkında bilgi verebilir, yönlendirebilir.

    Polikistik over sendromu KARACİĞER-TİROİD-ADRENAL-BAĞIRSAKLAR-OVERLAR-LENFATİK SİSTEM kaynaklı oluşabilecek sorunlar şeklinde hepsini kapsayan bir sendromdur. Birçok kişisinin sandığının aksine sorun overleriniz (yumurtalıklarınız) değildir. Yumurtalıklarınız sistemde bozuk olan hormonlara yanıt olarak değişirler. Ve polikistik over sendromunun asıl altta yatan nedenlerine odaklanmak lazımdır. Bunların en önemlilerinden biri kronik toksisitedir, sedanter yaşam, kronik strestir.

    Nedenleri;

    Kronik Toksisite

    İnsülin Direnci

    Kronik İnflamasyon

    Genetik

    Androjen Fazlalığı

    HPA Aks Bozuklukları

    Kronik Stres

    Bağırsak Florası Sorunları

    Karaciğer Detoksifikasyon Mekanizması Sorunları

    Lenfatik Sistem Sorunları

    Tiroid Metabolizması Sorunları

    Bu sorunların mekanizmalarındaki bozukluklar çoğunlukla domino tasları gibi ilerlerler. Bir sistem bozulduğunda diğer sistemler de etkilenmeye baslar. Bu yüzden bütüncül tıp bakış acısı hastalğı değil hastayı tedavi etmeyi amaçlar.

    Genelde polikistik over sendromu kendini ergenliğe girdiğinde göstermeye ve belli etmeye baslar ama hastada tam bir sendrom oluşması ve bunu farketmesi yılları alabilir.
    Her polikisitk over sendromu hastası bireyseldir. Her birinde çok farklı semptomlar bütünü görülebilir. Oluşabilecek semptomlara bakarsak :

    1-Adet düzensizlikleri -adet görememe ( en sık karşılaşılan )
    2-Akne
    3-Kıllanma ( çene-yüz-vücutta-bacaklarda )
    4-Saç dökülmesi ( erkek tipi )
    5-Acanthosis nigricans = cildin kararması ( özellikle boyun , iç bacak , göğüs altı , parmak aralarında )
    6-Kilo alma
    7-Duygudurum dalgalanmaları
    8-Over kistleri – polikistik over
    9-Adet sancıları
    10-Kronik yorgunluk
    11-Pelvik ağrı
    12-Çok ağrılı adet döngüleri gecirmek

    ***Adet düzensizliklerinde adet günleri arası 35 günden fazla olabilir ya da adet sayısı yılda 12den az olacak sekilde ( ileri derece bazı hastalarda hatta yılda bir iki kez bile) görülebilir.
    ***Adetler oldukça şiddetli ya da kanamaların cok az olduğu adetler olabilir.
    ***Adet döngü süresi açısından 21-35 gün normal olarak algılanır. hatta dünyadaki kadınların sadece %15-20si 28 günde bir adet görmektedir düzenli olarak; geri kalanlar 21-35 günde bir şeklindedir döngüleri. Polikistik over sendromunda adet düzensizliği var diyebilmemiz için 35 günden daha uzun süren döngüler olmalıdır.Ya da adet döndülerinizin dengesinin her aydan her aya farklı olması gereklidir.
    ***Androjen hormon yüksekliğine bağlı olarak görülen semptomlar = akne , kıllanma , erkek tipi saç dökülmeleri vs.
    ***Overlerda kist görününümü polikistik over sendromundaki en önemli bulgulardan biri olsa da her polikistik over tablsou polikistik over sendromu demek değildir. Dünyadaki kadınların %5-15 arası overlerinde polikistik over hakimdir (hiçbir semptom oluşturmaksızın). Aşağıda tanı parametlerienden bahsettiğimizde de göreceksiniz. Polikistik over görünümü asla tek basına tanı koydurmaz.

    Polikistik over sendromu birçok riski de beraberinde getirir. Hastalarda birçok hastalığa yatkınlık olabilir.

    1-Kolesterol ve trigliserit yüksekliği
    2-İnfertilite
    3-Kardiyovasküler hastalık riski
    4-Obezite
    5-Pre diyabet-tip 2 diyabet ( diyabet riski 7 kat artmaktadır )
    6- Hipertansiyon
    7- Uyku apnesi
    8-Endometrial kanser
    9-Meme kanseri
    10-Duygudurum hastalıkları
    11-Depresyon
    12-Estasyonel diyabet –hipertansiyon ( gebelik sırasında )
    13-Düşük riski
    14-Premature doğum riski
    15-Metabolik sendrom
    16-Non alkolik steatohepatitis ( alkolik olmayan karaciğer yağlanması )
    17-Yeme bozuklukları
    18-Anormal uterus kanaması
    19-Kronik baş ağrıları

    Bazı kısımları anlayabilmeniz adına ufak bilgiler;

    Not : Her ay overleriniz sperm tarafından döllenilmek için bir yumurtanızı serbest bırakır. Buna ovulasyon denir. Burada temelde hipofizden salgılanan FSH VE LH hormonları görev alır. Fsh overleri folikülleri geliştirmesi için stimule eder. Bunlar yumurtalarınızdır. Lh ise bu yumurtanın salınmasını uyarır yumurtalıktan uterusa doğru yola çıkar.
    Not : Üreme organlarınız östrojen ve progesteron üretirler temelde ,bunun yanında düşük oranda da androjen hormonlar üretirler.
    Not : Polikist anlamı birden cok kist demektir.
    Not : Yumurtalıklarınızda polikist diye aktarılanlar aslında olgunlasmamıs yumurtalar barındıran birden cok kisttir .Buradaki yumurtalar ovulasyonu tetikleyecek kadar olgunlaşamamışlardır.

  • Sıbo ne demektir?

    ”Small Intestine Bacteria Overgrowth” yani ”İnce Bağırsakta Aşırı Bakteri Büyümesi ve Üremesi” olarak adlandırabiliriz.

    Belirtileri Nelerdir?

    Karın ağrısı, kramp

    Karında şişlik, gaz, bazen bağırsak sesleri, abdominal gerginlik

    Kilo kaybı, kilo alamama

    Kabızlık veya ishal

    Bulantı ve kusma

    Malnutrisyon

    Vitamin ve mineral eksiklikleri

    Egzamalar

    Akne

    Diğer cilt hastalıkları, döküntüleri

    Yorgunluk

    Depresyon

    Diyabet

    Eklem ağrıları

    Fibromiyalji

    Nöromüsküler bozukluklar

    IBS

    Otoimmün hastalıklar

    Hassas bağırsak sendromu

    Huzursuz bacak sendromu

    Şeklinde kendini gösterir ve de yukarıda saydıklarım gibi birçok hastalığın altındaki nedendir.

    Benim ve birçok fonksiyonel bütüncül yaklaşan hekimin gözünde sibo bir tanı değil durumlar bütünüdür. Yani, altta yatan ve birbirine bağlı olan birçok mekanizmalar bütünü.

    Öncelikle siboya nasıl tanı konuyor anlatayım.

    Sibo tanısı için iki farklı test bulunmaktadır;
    1-Nefes Testi
    2-Bakteri Kültürü Testi

    NEFES TESTİ

    İki farklı çeşittedir;
    1-Hidrojen gazını ölçen nefes testleri
    2-Metan gazını ölçen nefes testleri

    İki testin de kliniksel olarak benim nazarımda çok değeri yok. Neden derseniz, yanlış sonuç çok. Yakın zamandaki beslenmenize, o günkü stress durumunuza göre sonuçlar değişir.

    ►Ayrıca hidrojen gazını ölçen test hidrojen gazı üreten bakteriler çoğalırsa bağırsakta o zaman pozitif verir ki biz bu durumda da ‘SIBO D’ tanısı koyuyoruz.’D’ harfi (Diarrhea) yani ishalden gelmektedir.
    ►Metan gazı testi de metan gazı üreten bakteriler çoğalırsa pozitif sonuç verir. Buna da ‘SIBO C’ diyoruz. ‘C’ harfi (Constipation) yani kabızlıktan geliyor.
    Şimdi şöyle bir soru olabilir o zaman kabız ise metan gazlı, ishal ise hidrojen gazlı test yapalım. Malesef o da olmuyor çünkü sibo da genelde bir tablo ağır olsa da tablo bakterilerin çoğalmasına göre günlük değişebiliyor. Yani, kabız ve ishal karışık bir tablo görülebiliyor ki çoğunlukla böyledir.

    BAKTERİ KÜLTÜRÜ TESTİ

    ►Diğer testimiz ise bakteri kültürü testiydi o zaman onu yapalım? Malesef bu testimiz de güvenilir sonuç vermiyor. Hem invaziv olması (endoskopi ve kültür alımı) hem de endoskopi sırasında ağız-boğaz-yemek borusu-mide floralarından da geçildiği için buralardan kontaminasyon nedeniyle sonuçlar güvenilir değil. Ayrıca birçok bakteri de vücut içinde yaşarken vücut dışında üretilemiyor bu yüzden de kültür sonuçları doğru sonuçlar vermiyor.

    Peki, tanıyı nasıl koyacağız?

    1-MUAYENE
    2-HİKAYE

    yani hastanın klinik durumu ve doktorun gözlemleri ile. Bütüncül bakan bir doktor size bu durum konusunda yardımcı olabilir.

    SIBO temelde sindirim sistemindeki birçok aksamanın bütünüdür. Size bazı mekanizmalardan bahsedeceğim ki, sibonun tedavisini anlayabilelim.

    SIBO’nun Altındaki Bozuk Mekanizmalar

    1.Sindirim ağızda başlar, yeteri kadar çiğnemezseniz hem alt basamaklardaki sindirim için mekanik bir öğütme yeterli olmamış hem de çiğneme işlemiyle uyarılan alt tabakalardaki sindirim işlemleri başlatılmamış olur.

    2.Mide asidi ve en önemlisi!!! çünkü herşey hem de herşey burada başlıyor ve çoğu sorun hastalık buradan kaynaklanıyor.

    ►Mide asidi pH ortalama 3 civarıdır. İnce bağırsaktaki deudenum pH 9; jejunum ve ileum pH 7-8 civarıdır. Mide asidi yeterli ise sindirim bitince plorik valv açılır ve besinler ince bağırsağa geçer ama pH yeterli değilse pilor açılmaz gıdalar uzun süre midede bekler. Burada aynı zamanda sindirilemeyen patojenik bakteriler de üremeye başlar (çünkü mide asidinin bir diğer görevi de besinle alınan patojenik bakterileri yok etmektir) pilor kapağı er ya da geç açılır ve besinler deudenuma gecer
    ►Normal sartlarda bu geçen besin yığınının pH ı 3 ve altında olmalı ki pankreas salgıları salgılanabilsin. (pH 3 altında olduğunda pankreas bikarbonat ve kemotripsin amilaz lipaz salgılar) aynı zamanda safra kesesi de uyarılır ve safra salgılanır. Şimdi tekrar söylüyorum bu uyarıların olup bu enzimlerin salgılanabilmesi için mide asidi pH ı 3 ve altında olmalıdır! Ama mide asidi yeterli değilse ne olacak? Bu enzimler de salgılanamayacak. Neden bu enzimlerin salgılanması önemli? Safra ve bikarbonat alkalidir. Mideden gelen asidik pH ile bu salgılar birleşince alkalik bir ortam oluşur ve deudenum pH ı 9 larda tutulur. Ama bu enzimler salgılanamayınca deudenum pH ı asidik kalacaktır. pH istediğimiz ayarda olmayacaktır. Peki bu neden önemli? Çünkü ince bağırsaktaki bakterilerin sağlıklı üremesi ve çoğalması için bağırsak pH ı alkali seviyede kalmalıdır. Bu pH dengesi bozulduğunda patojen bakterilerin üremesi başlayacaktır.

    MİDE ASİDİ SIBO’DA EN ÖNEMLİ UNSURDUR!

    SIBO’da nedenleri oldukca iyi anlayın ki nedenleri çözerek doğru sonuca ulaşalım.

    Mide Asidini Azaltan Nedenler

    1.Stres; ama öyle sadece psikolojik stres demek değil bu; vücudunuz fiziksel ve ruhsal birçok uyaranı stres olarak algılıyor. Uykusuz kaldıysanız=stress, aç kaldıysanız(olması gerekenden fazla)=stress, biriyle tartıştıysanız =stress, yaşanılan fiziksel ya da ruhsal travmalar=stress… Yani vücudumuzun stres olarak algılayacağı uyaranlardan uzak duruyoruz. Yaşamımızdaki streslerle başa çıkmaya çalışıyoruz. Her zaman bir stres faktörü olacak ama önemli olan bizim onunla nasıl başa çıktığımız.

    2.PPI ve antiasit ilaçlar; artık kullandığınız bu tarz mide ilaçlarınının size iyilik değil aksine kötülük yaptığını öğrenmiş olmalısınız.

    3.Karaciğer Toksisitesi ve Fazla Yağ Tüketimi= Hayda! Burada da mı çıktı? Peki, neden? Mekanizma ne? Safra karaciğerde hepatositler tarafından üretilir, karaciğerin bununla beraber binlerce görevi vardır ve toksinlerin eleminasyonu bunların başında gelir. Ama karaciğerimizin de bir kapasitesi vardır ve onun bile gücü bir yere kadar. Eğer toksin yükümüz fazla ise hayati olarak önce bununla ilgilenmek isteyecek ve safra üretimine ayrılan enerji azalacaktır. Burada safra azalması yukarıda okuduklarınızdan anlayacağınız üzere istemediğimiz bir şey. Ayrıca safra üretimi azalınca karaciğer mideyi uyarıyor. Gıdaların sindirimi için midenin daha fazla çalışması gerektiğini söylüyor çünkü yeterli safra olmayacak, sen çok çalış ki gıdalar sindirilsin diyor mideye. Başta mide daha çok asit salgılıyor, daha çok çalısıyor ama zamanla fazla çalışmadan mide glandları (asitleri sentezleyip salgılayan yerler) zarar görüyor ve zamanla mide asidi yeterli sentezlenemiyor.

    ►Bir çalışmada okuduğum bir fizyoloji de oldukça ilgimi çekmişti; Fazla yağ tüketimi yukarıda saydığım mekanizmalara neden oluyor. Yani, hem karaciğere yük oluşturuyor, hem lenfatik sistem tıkanıyor (kandaki oksijen oranı da azalıyor), hem de bağırsaklara geçen fazla yağlı bileşikler patojen bakterilerin üremesi için ortam oluşturuyor. Yağ ağırlıklı beslenme size başlangıçta kilo verdirebilir; kan şekerini düzenliyor gibi görünebilir ama uzun vadede mekanizmal birçok bozukluklara neden olmaktadır. Bu yağ tüketmeyin demek değil. Sağlıklı yağlar avokado, zeytinyağı, çiğ kuruyemişler vesaire tüketilebilir ama beslenmemizin temelini bunlar asla oluşturmamalı.

    4.İlerleyen yaş ile atrofij gastrit oluşabilmekte ve bu da mide asidinin azalmasına neden olabilmektedir.

    5.MMC: Yani Migrating Motor Complex yani, göç edici motor kompleks. MMC hareketleri bağırsak hareketleridir. Mide ve bağırsakların boşaltılmasını sağlar. MMC hareketleri aç olduğunuzda temizlik hareketlerini yapar. Yemek aralarında ve geceleri olur bu hareketler ve ortalama 90 dakikada bir tekrarlar kendini. Yani bizim MMC hareketlerini yapabilmemiz için aç olmamız lazım. Şimdi burada önemli bir noktanın altını çiziyorum. Bu çoğu zaman uzun süreli açlık olarak algılanıyor ama burada her zaman dediğim gibi ne yediğiniz çok önemli. Mesela meyve ve sebzeler özellikle çiğ formdaysa 20 dakika ile maksimum 45 dakika arasında sindiriliyor. Ama bir et yediğinizde, ağır bir yemek yediğinizde, peynir vesaire tükettğinizde, hayvansal gıda yoğun tükettiğinizde bu süre 3 saatten başlayıp 6 saate kadar sürüyor. Yani ağır yemekler hayvansal gıdalar yendiğinde ben bu açlık sürelerini 5-6 saat tutulması taraftarıyım ama sebze ve meyve ağırlıklı bir öğünde değil. Ayrıca adrenal yorgunluk var ise kortizol ve adrenalin salınımında dengesizliklerden dolayı uzun süreli açlık önermiyorum ve de zaten bu durumlarda uzun süreli açlıklar (adrenal yorgunlukta) fazla adrenalin salgılayarak bağırsaklarda harabiyete de neden olabileceği için MMC hareketleri düzgün olamıyor. Çünkü MMC hareketlerini incebağırsaktan salınan motilin düzenler ve ince bağırsak fazla adrenalinle harap olduğunda bu gene mümkün değildir. Yani burada da yine adrenal sistem devreye girdi.

    ►Ama sağlıklı MMC hareketler için et, baklagil, ağır yağlı yemekler, hayvansal gıdalar yendiğinde 5 saat başka bir şey tüketilmemesi idealdir.

    ►Sebze ve meyve tüketiminde (ki çiğ formuysa hatta) bu süreler oldukça kısaltılabilir.

    ►Fiziksel hareketsizlik MMC’yi etkiler. Bol bol hareket etmek lazım. Ağır yemekler sonrası hafif yürüyüşler sindirminize yardımcı olabilir.

    ►Ayrıca incebağırsakta pH alkalik iken motilin salınır ve MMC uyarılır ama ince bağırsak pH ı asidik ise MMC yine aksayacaktır. Burada da bir paradoksa giriyoruz yine (burada da mide asidi işin içine girdi)

    ►İncebağırsaklardan MMC hareketi ile kalınbağırsağa gidemeyecek gıdalar ince bağırsakta anormal bakteri üretimi için besi ortamı oluşturur. O yüzden ne yediğinize dikkat ki, yağlı ve yoğun proteinli gıdalar en kaliteli besi ortamlarıdır kötü bakteriler için.

    6. İleocekal kapak sorunları

    İleocekal kapak besinlerin kalın bağırsaktan incebağırsağa geri kaçmasını önleyen ve tek yöne açılan bir kapaktır. Ama kalınbağırsak basıncı arttığında (yeteri kadar sindirilmeyen gıdalar fermantasyonla bağırsak basıncını arttırır) ileocekal kapak geri açılacak ve incebağırsakta bakteri fazlalaşması oluşacak; çünkü kalınbağırsaktaki bakteriler ince bağırsağa geçecek.

    ***İmmün yanıtın bozulmasının da SIBO’ya neden olduğu ile alakalı çok çalışma var ama ben burada gene bir paradokstan bahsedeceğim. Çünkü incebağırsakta bakteri fazlalaşması bağırsakta inflamasyona neden olmakta ve bu da incebağırsak lumeninde tahribata neden olmaktadır (özellikle de toksin salgılayarak bağırsak duvarına zarar veren bakteriler, klebsiella gibi toksik mukopolisakkarit salgılayan bakteriler). Bozulan bağırsak lumeninin immün yanıtı da bozulmaktadır. Bunun tam tersi olarak bağırsağın immün yanıtı bozulduğunda da incebağırsakta fazla bakteri üremesine engel olunamamaktadır. Burada yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar gibi bir durum oluşmaktadır.

    Otoimmün yanıtın baskın olduğu bir vücutta SIBO oluşma olasılığı yüksektir.

    SIBO ile Sıkı Bağlantılı Olan Hastalıklar

    IBS

    Leaky Gut

    Hashimato

    Chron

    Ulseratif Kolit

    Çölyak

    SLE’dir.

    7. Pankreas ve safra sıvılarının azalması da SİBO’yu tetiklemektedir (pankreas ve safra hastalıkları).

    Evet, o kadar anlattık tek tek altta yatan mekanizmaları…

    Peki ne yapacağız?

    -Önce altta yatan nedenleri tespit edeceğiz. Neden ne ise onu direkt düzelteceğiz.
    2-Vitamin ve mineral eksiklerini yerine koyacağız (hem eksikleri tamamlamak için çünkü bağırsak emilimi bozuk olacağı için ciddi eksiklikler olabilir, hem de arınma mekanizması için ihtiyacımız olduğundan, bağışıklığı arttırmak için)
    3-İntoleranslara göre diyeti düzenleyeceğiz (biofeedback ile bakıyoruz-ya da kan tahlili ile)
    4-Fermente gıdaları keseceğiz (çünkü SİBO’da zaten kalınbağırsakta oluşan fazla fermantasyon ve gaz basıncı vardır, ayrıca mayalı gıdaların oluşturacağı pH dengesini ve daha fazla bakteri istemeyiz)
    5-Kemik suyu kesilmesi (histamin yüksekliğinden dolayı, lenfatik sistemi tıkamasından dolayı, içerdiği protein bileşiklerine immün sistemin yanıt vermesinden dolayı kesilir)
    6-Bağırsak lümenini onaracak tedaviler uygulayacağız (beslenme, fitoterapi, glutamin vs.)
    7-Mide asidini düzenleyeceğiz (Bknz: mide sindirimi için öneriler ve mide kuralları postu)
    8-Gerekli mekanizmalar düzenlendikten sonra, bağırsak temizlendikten sonra bazı vakalarda uygun probiyotik desteği (çok dikkat)
    9-Hareket berekettir (MMC için düzenli egzersiz)
    10-Bazı vakalarda iyot (gerekli mekanizmalar ayarlandıktan sonra)
    11-Patojen bakteriler için fitoterapik destekler
    ►Karaciğer detoksu
    ►Lenfatik çalıştırılması
    ►Az yağlı beslenme
    SIBO tedavisi zaman ve önem gerektirir. Bütüncül bakan bir hekim kontrolünde olmalıdır.