Kategori: Biyolog

  • Obezite ile mücadele; mora biorezonans ve quantum manyetik analizörle yapılan terapi ve check-up

    Modern hayatın hızlı akışkanlığı,özellikle büyük şehirlerde iş hayatındaki insanların öğle yemeklerinde pek seçeneklerinin olmaması, karı-koca çalışan kişilerin geç saatte eve gelmeleri nedeni ile eskiden olduğu gibi nizami (çorba,ana yemek,pilav,tatlı,meyve gibi) yemek hazırlayacak derman ve sabra sahip olmaması ve benzeri onlarca etmen FAST-FOOD tarzı beslenmeyi başat kılınca OBEZİTE Batı gibi bizi de esir almaya başladı…

    Ancak öte yandan yanlış ve kötü beslenme alışkanlığı dışında şayet’’diyet yapmanıza rağmen kilo veremiyorsanız, su bile içseniz yarıyorsa,sporda attığınız terler boşa gidiyorsa…’’başka ciddi bir sorununuz var demektir; ENDOKRİN SİSTEM DÜZENSİZLİĞİ; yani hormonal dengesizlik.

    Bunun başlıca sebep ve belirtileri şunlardır;

    +İnsülin hormonunuz yüksektir: İnsülin pankreas bezindeki beta hücrelerinden salınır. Karbon hidrat ağırlıklı bir beslenme rejiminiz varsa kanda insülin hormonu sürekli optimal yani uygun düzeyin üzerindedir; dolayısı ile doygunluk hissi kısalır,acıkma ataklar şeklini alır.

    Belirtileri; Sık acıkma,sabah yorgun kalkma, öğleden sonrası bu histe artış, sabırsız öfkeli olma, enerjide düşme, yemekten sonra uyku basması, konsantrasyonda düşme, beynin alfa dalga düzeyinde düşme, kıvrak ve analitik düşünmede gerileme, horlama,uyku düzensizliği, sık gece idrarı, gece ağız kuruluğu,gece atıştırma ihtiyacı

    +Reaktif hipoglisemi durumundasınızdır; Fazla karbonhidrat ve nişastalı yiyecekler, şekerli besinler, aşırı kafein,stres ve ailede şeker hastalığı varlığı

    Belirtileri: Şekerli gıdalara aşırı düşkünlük,öğleden sonra başağrısı,zor uyuma,kötü rüya görme,öğleden sonra şeker,kahve isteme,sık baş dönmesi,yemek gecikince elde titreme ve çarpıntı

    +Tiroid bozukluğunuz vardır: Tiroid yetmezliği metabolizmanızı yavaşlatmıştır.

    Belirtileri; Kolay yorulma, enerji azlığı, kısa süreli hafızada gerileme, yavaş hareket, üşüme, terlemede azalma, kuru deri, kaşıntı,deri renginin sarılaşması, tırnaklarda kırılma, saç ve kaş dökülmesi, depresyon

    +Polikistik over sendromunuz vardır; Kadınlarda kilo almanın başlıca sebebidir. Yumurtalık kisti, tüylenme ve adet bozukluğu ile karakterizedir.

    Belirtileri; Adet düzensizliği,yüzde aşırı tüylenme, erkek tipi saç dökülmesi(başın ardından), yağlı cilt ve sivilceler

    +Hormonlarınız fazla & kalsiyum düşüktür. Prolaktin süt salgı hormonu fazla buna karşın Ca++ düzeyi düşükse ciddi sorun var demektir.

    Belirtileri; Adet düzensizliği, ani süt gelme durumu, tüylenme

    Şayet sizde de bu belirtiler varsa vakit yitirmemeniz gerekir, konu basit bir şişmanlık sorunu değildir!

    QMRA(KUANTUM MANYETİK REZONANS ANALYZER)Cihazı ile Tiroid (TSH, FT4, PROLAKTİN), Açlık ve tokluk kan şekeri, şeker yükleme testi(OGTT), kanda insülin, kan yağları, total kolesterol, trigliserit, LDH, HDL kolesterol, Karaciğer testleri (SGOT, SGPT, GGT, ALKELEN FOSFATAZ), Kanda ürik asit ölçümü, kortizol, ACTH(Cushing sendromu denen hipofizin fazla çalışması şüphesi için), kanda kalsiyum, magnezyum, selenyum ölçümü, insülin ve leptin ölçümü, FSH,LH,TESTESTERON ölçümü ve tam sistem check-up’ı yapılmalıdır.

    Pozitif sonuçlarla karşılaşılması halinde Andulasyon terapi, FOTON TERAPİ, MORA NOVA BİOREZONANS TERAPİ cihazları ile bu değerler yeniden optimal düzeye getirilmelidir. Yukarda anılan düzensizlilerde derhal en yakın hastaneye başvurunuz, tetkik öncesi ilaç almayın, aç olun, uykunuzu alın, 1 gün önce alkol ve sigara kullanmayın.

  • Optogenetik; proteinlerde sıkışmış kişilik; anılarımız gerçek mi?

    Bu yazıya konu olan ilginç hikaye 2014 yılında A.B.D ,M.I.T Üniversitesi’nde doktora öğrencisi iki gençle başlıyor; (Steve RAMİNEZ 24 yaşında ve Xu LIU 34 yaşında…) Bu ikilinin amacı tek bir,belirli anıyı taşıyan beyin hücresinin saptanıp, izole edilerek, bu anı boşaltılıp yerine yapay yeni bir anının yüklenip yüklenemeyeceğini görmekti…

    İki genç bilim insanı, gerçekten de söz konusu hücreyi izole ettikten sonra, başka bir fareden izole edilen’’elektroşok yeme anısını’’ patchclambing yöntemi ile bu hücreye yamıyorlar. Sonuç; inanılmaz biçimde fareye verilen bu ekli hücre işini yapmaya koyulunca farecik üst üste elektroşok yemiş gibi kıvranmaya başlıyor!

    2015 yılı mart ayı başında, Paris Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi’ndeki uzmanlar ((Karim BENCHANANE ve ekibi) fare beynine yerleştirilen elektrotlarla farenin kafesteki işaretli bazı yerleri belleğinin neresine kazıdığını tespit ediyor. Fare uyurkense bu hücreye işaretli bölğe dışında ödül bulacağı başka bir yerin bilgisi yükleniyor. Ve;BİNGO! Fare uyanır uyanmaz eliyle koymuş gibi ödülü buluyor…

    Bu iki araştırma OPTOGENETİK denen yeni bir alanın müjdecisidir. Bu ise bir anlamda beynin şalterlerinin bulunduğunu anlamını taşıyor. Yöntemin Parkinson ve Alzheimer de işe yarayacağı umut ediliyor.

    Boston Üniversitesi’nden nörolog Howard EICHEBAUM ve Kanada’lı nörolog Seena JOSSELY depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi alanlarda yöntemi sınamaya başladılar bile…

    Kısaca kişiyi kişi yapan anıların belirli protein dizileri şeklinde kodlandığı bir kez daha kanıtlanmış oldu. DNA sarmalının gizine çözen Franchis CRICK’in ‘’ŞAŞIRTAN VARSAYIM’’ adlı kitabının temel savı da bu yöndedir.

    Ancak A.B.D, Northwest Üniversitesi Psikoloji bölümündeki bir araştırmada insanların aslında hiç yaşamadıkları olaylara ait anılar İCAT ETTİKLERİ de gösterildi. Yani,kısaca, bu proteinlerin anıları tetikleme mekanizması aslında değişken, karmaşık bir mekanizmadır. Hatıralar belirli bir tür protein şeklinde kodlanıyor. Anı her göz önüne geldiğinde bu proteinler harekete geçiyor. (Bu proteinler yok olunca ise anı uçup gidiyor!)

    Bazense anılar bozuluyor. Çünki zamanın kirletici etkisi, hayal gücü, inançlar,duyu organlarının OPTİMAL olanın altında ve üstü sınırında iş görememesi gibi sebeplerden dolayı bu proteinler de değişime uğruyor.

    Bu konu üzerine daha kapsamlı bir yazıyı bundan sonraki makalemizde ele alacağız.

  • Organik beyin sendromu, qeeg, neuroguide veri tabanı, nöroterapi veya müslüman mahallesinde salyangoz satanlar

    Kafanıza sert bir darbe aldığınızda, beyin ile kafatası arasındaki hareket farkı şiddet yaratır ve bu da travmatik beyin hasarıyla sonuçlanır (TBH). Frontal ve temporal bölgeler çürüklere ve eziklere karşı daha hassastır. Darbe anındaki zarara ek olarak, beynin kafatasına çarpıp geri gelmesinden kaynaklanan bir zedelenme meydana gelir ve ileride de bir probleme neden olabilir. Beyaz ve gri madde arasındaki sınırdaki bozulma aksonal kırılmalara neden olabilir.

    Organik Beyin Sendromu terimi ya da DSM-IV’de ifade edildiği gibi çarpma neticesi olan bozukluklar terimi, 12 ay ve daha sonrasında bazen de hasardan yıllar sonra süren rezidüel semptomların (kalıntı belirtiler) sınıflandırılması açısından tanımlanmıştır. Hafif kafa travmaları her ne kadar tehlikesiz olarak düşünülse de, insanların önemli bir kısmı, MRI ve CT taramalarda herhangibir anormallik görünmese de haftalar ya da aylar bazen de hasardan yıllar sonra süren şikayetler rapor etmişlerdir.

    Organik Beyin Sendromundaki problemlerin özü, Dikkat Eksikliği, Uyum Zorluğu ve Ruhdurumu Bozukluklarıdır. Buna ek olarak bu problemlerden yakınanlar sık sık, hafıza ve sosyalizasyon problemleri, sık sık başağrıları ve kişilik değişiklikleri rapor etmişlerdir.

    Hastalar;

    Dikkat Eksikliği, zihinsel kuvveti muhafaza etmekte zorluk.

    Yorgunluk, bitkinlik

    Dürtüsellik, sinirlilik

    Çabuk hayal kırıklığına uğrama

    Mizaç patlamaları ve ruhdurumu değişiklikleri

    Öğrenme ve Hafıza problemleri

    Planlamada ve problem çözmede bozulma

    İnatçılık, sabit düşünce

    İnisiyatif alamama

    Düşünce ve hareket arasında bozulma

    İletişim zorlukları

    Sosyal olarak uygunsuz davranışlar sergileme

    İçgörünün olmaması ve “ben” odaklı olma

    Kendi farkındalığında problem yaşama

    Dengede bozulma

    Baş dönmesi ve baş ağrıları

    Kişilik değişimlerinden şikayetçidir.

    Bu kronik semptomlara rağmen, CT scan ve MRI gibi sık kullanılan klasik görüntülü testlerde, beyinde anormallik olduğuna dair herhangi bir kanıt olmayabilir. Sonuç olarak bu kişi “öfkeli, çabuk kızan” ya da duygudurumu problemi ve/veya öfke problemi yaşayan bir kişi olarak ya da kişilik bozukluğu veya psikolojik bir problemi var diye sınıflandırılabilir.

    ORGANİK BEYİN SENDROMUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

    KANTİTATİF EEG (QEEG)

    QEEG, beyindeki elektriksel aktivitenin istatistiksel değerlendirilmesidir. Emprik, objektif ve hafif travmatik beyin hasarı ve organik beyin sendromu (kafa travması) ile ilintili beyin işlev bozukluğunun çeşitli nörofizyolojik patternlerinde yüksek oranda bir hassasiyetle teşhis ve ayırt etme özelliği gösterildiği için, Organik Beyin Sendromunun değerlendirmesinde özellikle uygundur.

    Yakın zamanda yayınlanmış bilimsel literatür çalışmalarının tekrar gözden geçirilmesinde, QEEG’nin diğer görsel tekniklere kıyasla hafif travmatik beyin hasarı ve organik beyin sendromu (kafa travması) ile ilintili beyin işlev bozukluğunun tespitinde çok daha başarılı olduğunu teyit etmektedir.

    Beyin Hasarı olasılık indeksi, istatistiksel olasılıkla kişide hafif travmatik beyin hasarı olup olmadığını söyler. Organik beyin sendromuna bağlı belirtilerin organik temelli olduğuna dair sonucu destekleyen ilave kanıtlar da verir. 1990 yılından beri QEEG ile ilgili 34.000’den fazla araştırma yayınlanmıştır. Bu araştırmalarda herhangibir olumsuz sonuç alınmamıştır. QEEG’nin klinikte kullanımı ile ilgili bir tek olumsuz kritik alan araştırma 1997 yılında Nöroloji Akademisinden Newer tarafından yayınlanmıştır.

    O araştırmada belirtilen düşünceler, Klinik EEG ve Klinik Nörobilim Birliği tarafından belirsiz ve yalnızca şüpheye dayalı ve destekleyici kanıtlar olmadığı gerekçesiyle itimat edilmedi ve etraflı bir şekilde yeniden gözden geçirilmesi dahi yapılmadan çürütüldü.

    DİKKAT DEĞİŞKENLERİ TESTİ (T.O.V.A)

    Dikkat Değişkenleri testi (T.O.V.A) bilgisayar aracılığıyla yapılan kesintisiz performans testidir. Teste katılanların, ellerindeki düğmeye bilgisayarda hedefi gördükleri zaman basmaları , hedefi görmedikleri zaman da kendilerini tutmaları istenilen bir testtir. Puanlar, standardize puanlamalar çıkarabilmesi için uygun yaşa göre karşılaştırılır ve dikkatin dört değişkenine göre faydalı ve objektif bilgi verir.

    * Dikkat ve konsantre olabilme ve zihinsel gayreti muhafaza etmek
    * Dürtü kontrolü
    * Reaksiyon zamanı
    * İlginin başka tarafa kayması (yanıtlarda değişkenlik)

    T.O.V.A ,dikkat sistemindeki bozulmanın derecesini ölçen, objektif, başlı başına ve emprik bir ölçümdür.

    ORGANİK BEYİN SENDROMU (KAFA TRAVMASI) TEDAVİSİ

    Klinik EEG ve Nörobilim dergisinin 2004 yılı Ekim sayısındaki araştırma, QEEG’nin, organik beyin sendromunun değerlendirilmesinde en hassas görsel araç olduğu ve Nöroterapinin de organik beyin sendromunda en ümit verici tedavi olduğu sonucuna varmıştır.

    İLAÇ, DANIŞMANLIK VE KOGNİTİF TERAPİ

    İlaç, geçici olarak sıkıntılara yardım edebilir ve danışmanlık bazı insanlara dürtü ve öfke kontrolünü anlamalarında yardımcı olabilir. Ancak literatürde, ilacın veya kognitif terapinin, organik beyin sendromunda bilişsel problemleri veya konsantrasyonu etkili bir şekilde iyileştirdiğine dair herhangibir kanıt yoktur.

    NÖROTERAPİ

    Dikkat problemi ve hafif travmatik beyin hasarı olan kişilerde yavaş beyin dalgası aktivitesi ve koherans anormallikleri daha fazladır. Nöroterapi (EEG Biofeedback) operant şartlanma yöntemiyle hastalara, beyin dalgası aktivitesinde daha fazla normal patternler üretmeleri için görsel / işitsel ödüller verilir. 1970’li yıllardan beri çalışmalar gösteriyor ki, nöroterapi ile hastalar disfonksiyonel beyin dalgası paternlerini normalize ederek beyinlerinde normal fonksiyonun gelişmesine yardımcı olmayı öğrenebilirler. Nöroterapideki en son gelişme de düzeltilmesi gereken spesifik beyin dalgası paternlerini QEEG kullanımıyla tespit edebilmektir.

    Nöroterapi aynı zamanda organik beyin sendromu olmayan kişilerde zihinsel performansı artırmak ve konsantrasyonu geliştirmek için de kullanılabilir

    3D (ÜÇ BOYUTLU) BRAIN MAPPING (BEYİN HARİTALAMASI)

    Üç boyutlu beyin haritalama tekniği ilk kez 1994’te uygulanmıştır. Psikiyatrik hastalıklarda 3D (üç boyutlu) Beyin Görüntüleme Yöntemleri son yıllarda giderek önem kazanmaktadır.

    3D Beyin Haritalaması önce EEG çekimi ile başlar. Daha sonra QEEG (Kantitatif EEG) programı ile beynin 1-40 Hz aralığında yer alan beyin dalgaları analiz edilir. Program, yakınması olmayan ve nöropsikiyatrik testleri normal sonuç veren kişilerin yer aldığı bir veritabanı ile çekimi yapılan kişinin verilerini karşılaştırır.

    Beynin dalga frekansları ölçülür ve ardından 3D Beyin Haritalama uygulamasına geçilir. Sinir hücrelerinin aktivitesi ve sinir iletileri S-LORETA ile üç boyutlu olarak görüntülenir. Bu çekimlerin bir arada yapılması hem EEG hem MEG (Magnetoensefalaografi) imkanı sağlarken hem de 3D Beyin Haritalama görüntüleri elde edilir.

    3D Beyin Haritalama (Brain Mapping), beynin görüntüsünü verirken, beynin çalışma özelliklerini, kanlanmasını, kan akımını, simetrisini, beynin bozulmuş fonksiyonlarını ve fonksiyonu bozulmuş beyin alanlarını 3D (üç boyutlu) olarak analiz eder.

    Çocuklarda 3D Beyin Haritalama tekniğinin kullanıldığı alanlar, öncelikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Disleksi, Gelişim Gerilikleri, Otizm, Asperger Sendromu olmakla birlikte, bu uygulama giderek daha fazla tanıda kullanılmaya başlanmıştır.

    Gençlerde ve yetişkinlerde görülen nöropsikiyatrik hastalıklardan özellikle Depresyon, Panik Atak, Uyuşturucu Kullanımı, Anoreksiya ve Bulimia Nervosa, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Şizofreni, Bipolar Bozukluk, Alzheimer Hastalığı, Demanslar, Anevrizmalar, Kafa Travmaları, Beyin Kanamaları ve İnmelerde 3D Beyin Haritalama son derece aydınlatıci bir degerlendirme yontemidir.

    3D Beyin Haritalama Yöntemi “tanı koyma, tanıyı güçlendirme, tedavi sonuçlarını ölçme ve değerlendirmede” şu anda elimizde bulunan gelişmiş teknolojik yöntemlerden birisidir. Pek çok psikiyatrik hastalıkta tedavi öncesi ve sonrası 3D görüntüler karsılaştırılır ve tedavi sonuçları kantitatif olarak değerlendirilebilir. Böylece ruhsal hastalıklarda uygun tedaviyi seçme, tedavinin devamı ya da sonlandırılmasında doğru kararlar alınmasını sağlar.

    NEUROGUIDE Beyin dalgası veri tabanı Türk normlarına uygunmudur

    Dikkat ve davranış sorunu olan 6-17 yaş grubu 275 çocuk ve ergende beyin dalgaları kayıtlamasıyla Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) teşhisi konmasına yarayan beyin dalgası veri tabanı, FDA (Amerikan ulusal besin ve ilaç birliği) tarafından onay almıştır.

    DEHB teşhisi sırasında diğer verilerle birlikte doktorların daha doğru teşhis koymasına büyük yardımı olacak bu yöntemi, ABD’nin Georgia eyaletinden ‘Neuropsychiatric EEG-Based Assessment Aid (NEBA) Health’ geliştirdi.

    1998’de New York Üniversitesi tarafından geliştirilen FDA onaylı NxLink Nörometrik normatif veri tabanının, multi-disipliner tıbbi muayeneler yoluyla fonksiyonunun normal olduğu onaylanmış, yaşları 6-90 arasında değişen 650 kişiden alınan EEG kayıt larıyla DEHB, öğrenme zorluğu, kafa travması, şizofreni, depresyon, bipolar bozukluk, Alzheimer hastalığı, damarsal bunama, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi rahatsızlıkları yüzde 90’ın üzerinde doğrulukla ayırt edilebiliyor.

    Maryland Üniversitesi bilimadamları tarafından FDA onaylı Neuroguide veri tabanı, yaşları 2-83 yaş arasında değişen 775 kişiden alınan EEG kayıtlarıyla yüzde 90-94 doğrulukla kafa travması ve öğrenme zorluğunu ayırt edebiliyor.

    CNS (Central Nervous System) grubundan bilimadamları, FDA onaylı r (referans) EEG veri tabanı geliştirdiler ve psikiyatrik ilaçları (anti-depresanlar, stimulanlar,antiepileptik, beta blokerler ve benzo grubu) kişinin beyin dalgalarıyla karşılaştırdıklarında kişiye uygun hangi ilacın çalışacağını yüzde 75-80 doğrulukla tespit ediyor.

    r-EEG veri bankası, ABD’de 17 sene süren bilimsel ve objektif araştırmalar sonucu geliştirilmiş.1600 hasta, 13 bin ilaç tedavisi, ve 6 aydan fazla takip içeren bir çalışma geri planında bulunur. Bu yönü ile de çok değerli bir veri tabanıdır. Beyin dalgası kayıtlaması olan EEG’yi nörometrik veri tabanında analiz eden bu yöntemlerin;

    1- Birçok hastalığın erken teşhisi,

    2- Anormal beyin davranışlarının niceliksel değerlendirmesi (Neurofeedback tedavi protokollarının seçiminde kullanılması),

    3- Zaman içerisinde anormallik derecesinde görülen değişikliklerin izlenmesi,

    4- Birtakım rahatsızlıkların bilgisayar destekli ayırt edici teşhislerinin yanı sıra normal ve anormal EEG’nin ayırt edilmesi,

    5- Tedaviye verilecek yanıtın tahmin edilmesi (İlaçlar, neurofeedback)

    6- Tedavi sonuçlarının niceliksel olarak tahmin edilmesi alanlarında büyük klinik başarıya sahip olduğu gösterildi. Ama kim için ?Elbette ki
    Amerikan halkı veya hastaları için…

    Nitekim daha geçenlerde Türkiye Havayolu Pilotları Derneği (TALP A) tarafından düzenlenen 4. Pilotlar Çalıştayı’na da bu konu damgasını vurdu. Çalıştaya katılan Psikolog Afife Solak Uzel, “İnsan psikoloji durağan değil dinamik. Pilotlara yılda bir kere yapılan sağlık muayenelerine ve psikolojik testlere, özelikle kişilik testlerinin ve stresle başa çıkma becerilerini ölçen testlerin de eklenmesi gerekir” dedi.

    ‘YEREL KÜLTÜRE UYARLANMALI ’

    Pilot adayı seçimlerindeki psikolojik testlerin Türkçe’ye ve Türk kültürüne adapte edilmesi gerektiğine vurgu yapan Uzel, “Ülkemizde uygulanan psikoteknik testlerin çoğu İngilizce. Artık kendi milli testlerimizi yapmamız gerekiyor. Aksi takdirde bu testlerin hiçbir geçerliliği olmuyor. Kendi dilimizde bile aynı kelimelere farklı anlamlar yüklerken, başka bir dilde uygulanan testi tam olarak algılayıp doğru cevaplamak mümkün olmasa gerek. Sadece test de yeterli değil. Testten önce ve sonra birer görüşme yapılmalı” diye konuştu.

    Biz de Psikolog sayın Afife hocaya tamamen katılıyoruz.

    Peki ama ülkemizde bizim normlarımıza yönelik veri tabanı var mıdır? ELBETTE! Bunun için öncelikle nöropsikolojik test nedir,kriterleri nedire bakmak gerek;

    Nörospikolojik test nedir?

    Nöropsikolojik testler, zihinsel ve psikolojik süreçleri beyin yapı ve süreçleriyle ilişkilendirerek ölçen psikometrik araçlardır.

    Hangi nöropsikolojik testlerin bilimsel değeri vardır? Hangi testler ölçme ve değerlendirmede kullanılmalıdır?

    Toplumsal ve kültürel özellikler göz önüne alınarak uyarlanmış olanlar,

    Güvenirliği ülkemizde yapılan araştırmalarla ortaya konmuş olanlar,

    Hangi zihinsel ve psikolojik süreçleri ölçtüğü yani geçerliği ülkemizde yapılan araştırmalarla ortaya konmuş olanlar,

    Yaş ve eğitim grupları için norm değerleri araştırmalarla ortaya konmuş olanlar.

    BİLNOT Bataryası nedir?

    BİLNOT’un açılımı “Bilişsel Potansiyeller için Nöropsikolojik Test Bataryası”dır. Psikometri alanında “Batarya” terimi, belirli bir amaca yönelik olarak bir araya getirilmiş testler topluluğunu belirtir. Bataryaların bir kısmı karmaşık işlevlerin değişik yönlerini ölçer (yönetici işlevler gibi), bazıları da beyin işlevlerini taramak amacıyla oluşturulmuştur.

    BİLNOT Bataryası beyin işlevlerini taramak amacıyla oluşturulmuştur. Bu amaç bağlamında, Batarya, temel zihinsel/psikolojik işlevlerin de taranmasını sağlamaktadır.

    BİLNOT Bataryası nasıl oluşturulmuştur?

    Batarya bir TÜBİTAK projesi kapsamında geliştirilmiştir (TÜBİTAK – TBAG/Ü, Proje No 17-2). Bu projede BİLNOT testleri 2623 yetişkin üzerinde incelenmiştir.

    BİLNOT Bataryası testleri üzerinde kapsamlı AR-GE çalışmaları yapılmıştır.

    Testlerin güvenirlik ve geçerlik çalışmaları yapılmıştır.

    Test puanlarının yaş ve eğitim düzeylerine göre norm değerleri belirlenmiştir. BİLNOT Bataryasında bireyin aldığı puanlar, kendi yaş ve eğitim düzeyindeki kişilerden hesaplanmış olan norm değerlerle karşılaştırılmaktadır.

    İçerdiği testler üzerinde ülkemizde 200’e yakın araştırma yapılmıştır. Araştırmaların yetişkinler üzerinde olanları 2004 yılında yayımlanan bir kitapta yer almış, bu kitabın kısa süre önce geliştirilmiş 3. baskısı yayımlanmıştır.

    BİLNOT testleri ile çocuk üzerinde yapılan araştırmalar iki ciltten oluşan bir başka eserde, 2011 yılında yayımlanmıştır. AR-GE çalışmaları 351 çocuk üzerinde gerçekleştirilmiştir.

    Ülkemizde, bu kapsamda çalışılmış olan herhangi bir başka nöropsikolojik veya psikolojik test grubu bulunmamaktadır.

    BİLNOT Bataryasının tıpsal uygulamalarda kullanımı

    BİLNOT Bataryasının içerdiği nöropsikolojik testler zihinsel/psikolojik işlevlerin etkilendiği ve bunların incelenmesinin gerekli olduğu tüm psikiyatrik ve nörolojik bozuklukları, psikolojik sorunları ölçme ve değerlendirmede kullanılmaktadır.

    Sağlık alanında BİLNOT testlerinden aşağıdaki şekillerde yararlanılmaktadır.

    Tanılamaya yardımcı araçlar olarak

    Bozukluk veya hastalığın seyrinin izlenmesinde

    Tedavinin etkililiğini değerlendirmede

    Rehabilitasyon programlarını planlanma ve/veya geliştirmede

    Aşağıda psikiyatrik, nörolojik veya psikolojik bozuklukların değerlendirilmesinde BİLNOT testleri kullanılmaktadır.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu

    Şizofreni

    Majör depresyon

    Demans türleri

    Kaygı bozuklukları

    Uyku bozuklukları

    Nörolojik ihmal sendromu

    Özgül öğrenme bozukluğu

    BİLNOT Bataryasının sağlıklı bireylerde kullanımı

    BİLNOT Bataryasının içerdiği nöropsikolojik testler, bütün diğer psikometrik araçlar gibi, ölçme ve değerlendirme amaçlarıyla kullanılır.

    Bu bakımdan BİLNOT testleri bilimsel araştırmalarda, AR-GE çalışmalarında, tez ve projelerde zihinsel/psikolojik süreçleri beyin atıflı olarak ölçmede kullanmaktadır.

    Yani kısaca Nöroterapi için Neuroguide veri tabanını kullanmak tamamen Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzemektedir. Kurumumuzda bu nedenle Türkiye’de ilk ve tek olacak biçimde tüm QEEG yorumları kendi uzmanlarımız aracılığı ile kendi normlarımıza dayanarak yapılmaktadır.

  • Otizm rehberi

    Çocuğunuzda aynı yaştaki diğer çocukların davranışlarından farklı davranışlar gözlüyorsanız kaygılanabilirsiniz. Bu davranışların otizm belirtisi olabileceğini düşünüyorsanız otizmin ne olduğunu, sizi ve ailenizi ne şekilde etkileyeceğini bilmek isteyebilirsiniz. Otizm, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlardan kaynaklandığı sanılmaktadır.

    Sizin hatanız değil!

    Otizme neler yol açar?

    Bugün için bu soruya verilebilecek en doğru yanıt Otizme nelerin yol açtığı bilinmiyor yanıtı olacaktır.Otizmin anne-babadan kalıtım yoluyla geçmiş olabileceğinden kuşkulanılmaktadır. Dolayısıyla, bu yönde pek çok araştırma yapılmaktadır. Ancak, henüz otizmin geni bulunabilmiş değildir. Otizmin çevresel faktörlerle tetiklendiği düşünülmektedir.

    Otizme her çeşit toplumda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Dolayısıyla, bu özelliklerin hiç birinin otizmle ilişkili olmadığı kabul edilmektedir. Öyleyse, otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla ilişkisi yoktur.

    Yalnız değilsiniz!

    Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve her 150 çocuktan birini etkilediği kabul edilmektedir. Ayrıca, otizmin erkeklerdeki yaygınlığı, kızlardan üç-dört kat fazladır. Otizm tanısı alan çocukların çoğunda değişik derecelerde öğrenme güçlüğü ve zeka geriliği de görülür. Otizm, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda adı çok sık duyulan bir özel eğitim kategorisidir.

    Otizm terimi, zaman içinde yerini, otizm spektrum bozuklukları (ASD – autism spectrum disorders) terimine bırakmıştır. Otizm spektrum bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklarla (pervasive developmental disorders – PDD) eşanlamlı olup, ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik anlamında kullanılmaktadır.

    Otizm ise, bu şemsiye altında yer alan kategorilerden yalnızca biridir. Otizm spektrum bozukluğu kavramı ile ilişkili belli başlı olgular şöyle sıralanabilir

    Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak; nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir.

    Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir.

    Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyo-ekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.

    Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır; ancak, buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir.

    Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500’de bir olduğu kabul edilirken, son verilere göre, otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 150 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan dört kat fazladır.

    Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür. Ayrıca, zeka testlerinde, belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir.

    OTİZMİN ÇEŞİTLERİ :

    Otizm ile ilgili birçok bozukluk “Yaygın Gelişimsel Bozukluk” adı altında toplanmıştır. Bu gruba giren ve otizimle benzerlik gösteren bazı rahatsızlıkların özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

    *Otistik Bozukluk: Sosyal ilişki, iletişim ve hayali oyunlar kurma konularındaki bozukluklar görülür. Bu bozukluklar ilk üç yaş içerisinde ortaya çıkar. Basmakalıp davranışlar,ilgiler ve aktiviteler görülür.

    *Asperger Sendromu: Sosyal iletişimde bozukluklar, kısıtlı ilgi alanları ve faaliyetler gösterirler. Monoton ve mekanik olmamakla beraber dil gelişiminde gecikme olmaması, test edildiği zaman ortadan yükseğe kadar uzanabilen zeka düzeyi bulgularıyla karakterize edilir.

    *Rett Sendromu: İlerleyen bir bozukluktur. Çocuk ilk yıllarda normal bir gelişim gösterir. 1-4 yaşlarından itibaren kazandığı pek çok beceri geriler, ellerinin amacına uygun olarak kullanımı giderek yerini tekrarlayan el hareketlerine bırakır. Bu güne kadar yalnızca kız çocuklarında görülmüştür.

    *Başka Şekilde Adlandırılamayan Yaygın Zeka Gelişim Bozuklukları: Bu tanı çocuğa belli bir teşhis konulamadığı fakat pek çok konuda gelişim bozukluğu gösterdiği zaman konulur.

    OTİZMİN BELİRTİLERİ

    Eğer çocuğunuz:

     Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,

     İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,

     Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,

     Parmağıyla ile istediği şeyi göstermiyorsa,

     Oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa,

     Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,

     Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,

     Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,

     Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,

     aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,

     Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa,

     Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,

     Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa,

    otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

    Otizmin belirtileri nelerdir?

    Otizm, üç alanda sorunlarla kendini gösterir. Bu alanlar ve bu alanların her birinde gözlenebilecek belirtiler aşağıda yer almaktadır.

    A. Sosyal İlişkilerde Güçlük

    1. Başkalarıyla göz teması kurmakta zorlanmak

    2. Arkadaşlık ilişkileri geliştirememek

    3. Pek çok şeyi başkalarıyla birlikte değil de kendi başına yapmayı yeğlemek

    4. Çevredeki kişilerin yaptıklarıyla ilgilenmemek; onlar kendisiyle ilgilendiğinde ise kayıtsız kalmak

    B. İletişim Zorlukları

    1. Dil ve konuşma gelişiminde akranlarının gerisinde olmak ya da hiç konuşmamak

    2. Başkalarıyla sohbet başlatmada ve sürdürmede zorlanmak

    3. Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz zamanlarda söylemek

    4. Çevresinde bulunan aynı yaşlardaki çocukların oynadığı oyunlara ilgi göstermemek

    C. İlgi ve Davranış Takıntıları

    1. Bazı sıra dışı konulara karşı aşırı ilgi duymak; örneğin, asansörlerin nasıl çalıştığı

    2. Günlük yaşamdaki düzen değişikliklerine katlanamamak; örneğin, eşyaların yerinin değişmesi

    3. Sıra dışı beden hareketleri yapmak; örneğin, sallanmak ya da çırpınmak

    4. Bazı nesnelerle sıra dışı hareketler yapmak; örneğin, nesneleri döndürmek ya da sıraya dizmek.

    Amerikan Psikiyatri Birliği, otizm spektrum bozukluğu içinde yer alan otizm tanısı için, çocuğun yukarıda sıralanan 12 belirtiden en az altısına sahip olmasını ve bu belirtilerden en az ikisinin sosyal etkileşim sorunları kategorisinden, en az birer tanesinin ise diğer iki

    kategoriden (iletişim sorunları ve sınırlı/yinelenen ilgi ve davranışlar) gelmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, bu belirtilerden en az birinin 36 aydan önce varlığı da aranmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu şemsiyesi altında yer alan diğer kategoriler için daha farklı ölçütler söz konusudur. Örneğin, Asperger sendromu tanısı için, iletişim sorunları alanında herhangi bir belirti görülmemesi gerekmektedir

    Aşağıda, her bir belirtiye ilişkin ayrıntılar yer almaktadır.

    A. Sosyal Etkileşim Sorunları

    1. Sosyal etkileşim için gerekli sözel olmayan davranışlarda yetersizlik:

    Sıra dışı göz kontağı özellikleri: Göz kontağı hiç kurmamak, çok kısa süreli kurmak ya da alışılmadık biçimde kurmak. Örneğin, birden bire gözlerini karşısındakinin gözlerine dikmek ve kaçırmak.

    Jest ve mimik kullanımında sınırlılık: Konuşurken çok az jest ve mimik kullanmak.

    Başkalarına yaklaşmada sıra dışı özellikler: Sosyal ortamların gerektirdiği uzaklıkları ayarlayamamak; başkalarına fazla yakın ya da uzak durmak.

    Ses kullanımında sıra dışılık: Konuşurken alışılmadık ses kalitesi ve vurgu özellikleri göstermek.

    2. Yaşa uygun akran ilişkileri geliştirememek:

    Arkadaşlık kurmakta zorlanmak: Çok az sayıda arkadaşa sahip olmak ya da hiç arkadaş edinememek.

    Akranlarla etkileşimde bulunmamak: Kendi yaşıtlarıyla oynamada, konuşmada vb. çok isteksiz davranmak; örneğin, yalnızca kendisinden çok küçük ya da büyük kişilerle etkileşmek.

    Yalnızca özel ilgilere dayalı ilişkiler geliştirmek: Belli kişilerle, yalnızca belli ilgilere dayalı olarak (örneğin, favori konularda) etkileşimde bulunmak.

    Grup içinde etkileşimde bulunurken zorlanmak: Örneğin, işbirliğine dayalı oyunların kurallarına uymakta zorlanmak.

    3. Başkalarıyla zevk, başarı ya da ilgi paylaşımında sınırlılık:

    Yalnızlığı yeğlemek: Başkalarının genellikle aile üyeleriyle ya da arkadaşlarıyla birlikte yaptığı pek çok şeyi (örneğin; TV izlemek, yemek yemek, oyun oynamak vb.) yalnız başına yapmayı yeğlemek.

    Belli olay ya da durumlara başkalarının dikkatini çekme çabası göstermemek: Örneğin; şaşırtıcı bir durum karşısında başkalarına işaret etmemek, bir şey başardığında başkalarıyla paylaşmamak vb.

    Sözel övgü karşısında tepki vermemek: Başkalarının kendisine yönelttiği övgü sözleri ya da sözel onaylamalar karşısında çok az tepki vermek ya da hiç tepki vermemek. Örneğin, hoşnutluk belirtisi göstermemek.

    4. Sosyal-duygusal davranışlarda sınırlılık:

    Başkalarının ilgisi karşısında tepkisiz kalmak: Birileri kendisine seslendiğinde ya da kendisiyle etkileşmek istediğinde tepki vermemek, duymuyormuş ya da fark etmiyormuş gibi davranmak.

    Başkalarının yaptıklarına karşı ilgisizlik: Ortama birinin girmesi, ortamdan birinin çıkması, birinin konuşmaya başlaması gibi, başka çocukların çok ilgisini çeken bazı olaylar karşısında ilgisiz kalmak; böyle durumlarda, gülümseme gibi hoşnutluk ya da ağlama gibi hoşnutsuzluk ifadeleri göstermemek.

    Başkalarının duygularını anlamada yetersizlik: Üzülen, ağlayan, kızan, sevinen vb. kişiler karşısında duyarsız davranmak; örneğin, üzgün birini rahatlatma çabası göstermemek.

    B. İletişim Sorunları

    5. Dil gelişiminde gecikme:

    İki yaşından büyük olup da tek bir sözcük bile söylememek.

    Üç yaşından büyük olup da iki sözcüklük basit ifadeler (örneğin, ‘baba git’) kullanmamak.

    Konuşmaya başladıktan sonra basit bir dilbilgisi yapısı kullanmak ya da belli yanlışları tekrarlamaya devam etmek.

    6. Karşılıklı konuşmada zorluk:

    Karşılıklı konuşma başlatmada, sürdürmede ve sonlandırmada önemli sorunlar göstermek: Örneğin, bir kez konuşmaya başlayınca, konuşmayı uzun bir monolog şeklinde sürdürmek ve karşısındakilerin yorumlarını göz ardı etmek.

    Konuşma konularında seçicilik: Kendi favori konuları dışındaki konularda çok zor ve isteksiz olarak konuşmak.

    7. Sıra dışı ya da yinelenen dil kullanmak:

    Başkalarının kendisine söylediklerini yinelemek.

    Televizyondan duyduklarını ya da kitaplardan okuduklarını, ilişkisiz zamanlarda ve bağlam dışı olarak yinelemek.

    Kendisinin uydurduğu ya da yalnızca kendisine anlam ifade eden sözleri yinelemek.

    Aşırı resmilik ve didaktiklik gibi konuşma özellikleri göstermek.

    8. Gelişimsel düzeye uygun olmayan oyun:

    Senaryolu oyunlarda sınırlılık: Oyuncaklarla evcilik, okulculuk, doktorculuk vb. hayali oyunlar oynamamak.

    Sembolik oyunlarda sınırlılık: Bir nesneyi başka bir nesne olarak (örneğin, küpü mikrofon olarak) kullanarak oyun oynamamak.

    Oyuncaklarla alışılmadık biçimlerde oynamak: Örneğin; topu zıplatmak yerine sürekli olarak bir eliyle vurmak, Legoları birbirine takıp bir şeyler yapmak yerine sıraya dizmek vb.

    Sosyal oyunlara ilgisizlik: Küçük yaşlardayken, ‘ce-e’ vb. sosyal oyunlara karşı ilgi göstermemek.

    C. Sınırlı/Yinelenen İlgi ve Davranışlar

    9. Sınırlı alanda, yoğun ve sıra dışı ilgilere sahip olmak:

    İlgi takıntıları: Bazı konulara karşı aşırı ilgi duymak ve başka konuları dışlayarak sürekli o konularla ilgili konuşmak, okumak, ilgilenmek vb. istemek.

    Bazı sıra dışı konulara aşırı ilgi duymak: Örneğin; astrofizik, uçak kazaları ya da sulama sistemleri.

    İlgi duyduğu konularla ilgili ince ayrıntıları anımsamak: Kendi favori konularındaki en ince ayrıntıları bile ezbere bilmek.

    10. Belli düzen ve rutinlere ilişkin aşırı ısrarcılık:

    Belli etkinlikleri her zaman belli bir sırayla yapmak istemek: Örneğin, arabanın kapılarını hep aynı sırayla kapatmak.

    Günlük rutinlerde değişiklik olmamasını istemek: Örneğin, eve gelirken hep aynı güzergahı izlemek ya da eve geldiğinde önce televizyonu açıp sonra tuvalete gitmek.

    Günlük yaşamdaki değişiklikler karşısında aşırı tepki göstermek: En ufak bir değişiklik karşısında aşırı kaygılanmak ya da öfke nöbeti yaşamak.

    Değişiklikleri daha kolay kabullenebilmek için, meydana gelecek değişikliklerle ilgili önceden bilgi sahibi olmaya gereksinim duymak.

    11. Yinelenen (kendini uyarıcı) davranışlar:

    Sıra dışı beden hareketleri: Örneğin; parmak ucunda yürümek, çok yavaş yürümek, kendi ekseni etrafında dönmek, durduğu yerde sallanmak, farklı bir beden duruşuna sahip olmak vb.

    Sıra dışı el hareketleri: Örneğin; ellerini sallamak, parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirmek, ellerini farklı biçimlerde tutmak vb.

    12. Nesnelerle ilgili sıra dışı ilgiler ve takıntılar:

    Nesneleri sıra dışı amaçlarla kullanmak: Örneğin, oyuncak arabanın tekerleklerini çevirmek ya da oyuncak bebeğin gözlerini-açıp kapamak vb. davranışları tekrar tekrar yapmak.

    Nesnelerin duyusal özellikleriyle aşırı ilgilenmek: Örneğin, eline aldığı her nesneyi koklamak ya da gözlerinin önünde tutarak ve evirip-çevirerek incelemek.

    Hareket eden nesnelere aşırı ilgi göstermek: Örneğin; tekerlek ya da pervane gibi dönen nesnelere, akan su ya da yanıp sönen ışık gibi hızlı hareket eden görüntülere uzun sürelerle bakmak.

    Nesne takıntıları: Bazı sıra dışı nesneleri (örneğin, bir silgi ya da küçük bir zincir parçası) elinden bırakmak ya da gözünün önünden ayırmak istememek.

    TANILAMA SÜRECİ

    Otizmin tanısı nasıl ve kimler tarafından konur?

    Tanı koyabilecek kişiler, yalnızca konunun uzmanı olan doktorlardır. Otizmli çocukların dış görünümleri diğer çocuklardan farklı değildir; ancak, davranışları farklıdır. Tanı, uzmanlar tarafından çocuğun gözlenmesi, gelişim testleri yapılması ve anne-babalara çocuğun gelişimi hakkında sorular sorulmasıyla konur. Otizmin tanısı 12 aylıktan itibaren konabilir. Erken yaşta tanı konması, bir an önce eğitimin başlaması açısından önemlidir.

    Ülkemizde otizm tanısı koyabilecek uzmanlar çocuk ruh hastalıkları uzmanları ve çocuk nörologlarıdır.

    1.Çocuk ruh hastalıkları uzmanı: Çocuk ruh hastalıkları uzmanı, çocuk ruh sağlığını değerlendiren, tanılayan ve tedavi eden doktordur. Çocuğunuzu gözler, sizinle görüşme yapar, tanı ölçütlerine göre çocuğunuzu değerlendirir, tıbbi muayenesini yapar ve tanısını koyar. Gerekirse tıbbi tetkik ve ilaç tedavisi önerir. İlaç, eğitime destek ve istenmeyen hareketleri kontrol altına almak amacıyla verilir. Otizmin ilaçla tedavisi henüz mümkün değildir.

    Değişiklikleri takip edebilmesi, gerekli düzenlemeleri yapabilmesi için düzenli aralıklarla (yılda bir ya da iki kez) çocuğunuzu çocuk ruh hastalıkları uzmanına götürmelisiniz.

    2. Çocuk nörologu: Çocuk nörologu çocuklardaki beyin ve sinir sistemi sorunlarının uzmanıdır. Çocuk nörologu da otizme ilişkin değerlendirme yapabilir. Ayrıca, çocuğunuzda otizmle ilişkili olabilecek bazı hastalıkların (sara nöbetleri gibi) olduğu ya da otizm dışında başka sorunların varlığı düşünülürse, çocuk nörologu tarafından bazı tıbbi tetkikler (MR, BT, EEG vb.) ve tedaviler de yapılabilir. Ancak, bütün otizmli çocukların yalnızca dörtte birinde bu tür sorunlar görülür. Dolayısıyla, doktor tarafından mutlaka ihtiyaç olduğu söylenmediğinde, bu tetkiklerle kendinizi ve çocuğunuzu maddi ve manevi olarak yıpratmayın.Eğer çocuğunuz otizm tanısı alırsa, Özürlü Sağlık Kurulu Raporu çıkartmanız gerekir.

    Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almak için ne yapmalısınız?

    Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almak için, Özürlü Sağlık Kurulu bulunan bir hastaneye başvurmalısınız. Özürlü Sağlık Kurulu; iç hastalıkları, genel cerrahi, göz hastalıkları, kulak-burun-boğaz, nöroloji veya ruh hastalıkları uzmanlarından oluşur.

    OTİZM YELPAZESİNDE YER ALAN HER ÇOCUĞUN BİLMENİZİ

    İSTEYECEĞİ 10 ŞEY

    1) Ben “otizm”i olan bir çocuğum. “Otistik” değilim. Otizm karakterimin sadece bir bölümüdür. Beni tek başına tanımlayacak bir kavram değil. Siz düşünceleri, duyguları, yetenekleri olan bir birey misiniz yoksa sadece şişman, gözlüklü ya da sakar bir kişi mi?

    2) Duyusal algılarım bozuktur. Gündelik yaşam içerisinde sizin çoğunlukla fark etmediğiniz kokular, sesler, tatlar, görüntüler, temaslar benim için çok rahatsız edici olabilir. Yaşadığım çevre benim için genellikle tehdit edici bir ortamdır. İçine kapalı ya da kavgacı görünebilirim ama aslında bu kendimi koruduğum anlamına gelir.Sıradan bir market alışverişi benim için tam bir kabus olabilir.

    Seslere karşı aşırı hassas olduğumu bir düşünün. Aynı anda konuşan onlarca insan, günün indirimli ürününü tekrar tekrar anons eden mekanik bir ses, kasadaki işlem sesleri, alışveriş arabalarının tekerleklerinin çıkardığı gıcırtılı ses vb. Bu uyaranları beynim filtre edebilir ama bu ciddi anlamda aşırı yüklenmedir benim için.

    Koku alma duyum da aşırı hassas olabilir. Kasap reyonundaki etler taze olmayabilir, yanımızdan geçen adam o gün duş alamamış olabilir, kasa sırasında önümüzde duran bebeğin bezi kirlenmiş olabilir… Bunlar benim için oldukça tiksindiricidir.

    En yoğun kullandığım görme duyum aşırı uyarana maruz kalmış olabilir. Örneğin aşırı parlak floresan ışıkları mekanı sürekli titreşiyor gibi göstererek gözlerimi rahatsız edebilir. Camların yansıttığı parlak ışık, tavanda dönen fan, etrafımda sürekli hareket eden insanlar odaklanmam ve baş etmem gereken şeylerdir. Tüm bunlar denge duyumu etkiler ve vücudumun konumunu bile algılayamaz hale gelebilirim.

    3) “Yapmam” (Yapmamayı seçiyorum) ve “ Yapamam” (Yapmayı beceremiyorum) arasındaki farkı dikkate almayı unutmayın. Komutlarınızı dinlemediğimi sanmayın. Sizi anlamıyor olabilirim. Bana diğer odadan seslendiğinizde duyduğum sadece “^/^’(/(%&’(+&’((‘” olabilir. Bunun yerine yanıma gelin ve basit kelimeler seçerek benimle direkt konuşun. “Lütfen kitabını masana bırak. Şimdi öğle yemeği yeme zamanı.” gibi. Bu şekilde benden ne istediğinizi ve sonrasında ne olacağını bana net bir şekilde söylemiş olursunuz. Böylece uyum göstermek benim için daha kolaylaşır.

    4) Somut düşünürüm. Dili sadece sözcüklerin anlamına göre yorumlarım. “Koşturmayı bırak” yerine “Arkandan atlı mı kovalıyor” derseniz aklım karışır. “Çantada keklik” demek yerine “Bunu yapmak senin için çok kolay” demelisiniz. Deyimler, kinayeler, imalar benim için anlamsız ve akıl karıştırıcıdır.

    5) Sınırlı sözcük dağarcığıma karşı anlayışlı olun. Duygularımı tarif etmek için doğru kelimeleri bilmiyorsam ihtiyaç duyduğum şeyi size anlatmak benim için oldukça zorlaşabilir. Acıkmış, incinmiş, korkmuş, aklı karışmış olabilirim ve bu duygularımı size aktaracak kelimeleri bilmiyor olabilirim. Vücut dilime ve rahatsızlık duyduğumda gösterdiğim tepkilere dikkat edin.

    Bir de bunun tam tersini düşünelim. Yaşımın çok ilerisinde bir düzeyde adeta küçük bir profesör gibi konuşuyor olabilirim. Bu türde konuşmalar dildeki eksiğimi telafi edebilmek için çevremde yaşananlarda, izlediklerimden, okuduklarımdan ezberlediğim replikler olabilir. Buna “ekolali” denir. Kullandığım kelimeleri ya da içeriklerini anlamıyor olsam da size yanıt vermek zorunda olduğumda buna başvurabilirim.
    Dil benim için çok zor olduğundan görsel odaklıyımdır. Bana söylemek yerine yapmam gereken bir şeyi bana gösterin. Ve bunu defalarca tekrarlamaya da hazırlıklı olun. Aynı şeyi sürekli tekrarlamak öğrenmemi sağlar.

    6) Otizmin benim tüm yönlerimi algılamanıza engel olmasına izin vermeyin. Yapamadıklarım yerine yapabildiklerime odaklanın ve bunlar üzerinde bir şeyler inşa etmeye çalışın. Diğer tüm insanlar gibi yeterli olmadığımı ve sürekli düzeltildiğim ortamlarda öğrenemem. Ne kadar “yapıcı” olsa da bir eleştiriyle karşılaşacağımı bilmek beni yeni bir şey denemekten alı koyar. Güçlü yönlerimi keşfedin. Bir şeyi yapmak için bir çok farklı yöntem olduğunu da unutmayın.

    7) Sosyalleşme konusunda bana yardım edin. Dışarıdan bakıldığında parktaki çocuklarla oynamak istemediğimi düşünebilirsiniz. Oysa bazen bunu nasıl yapacağımı –yani onlarla nasıl konuşmaya başlayıp oyunlarına katılabileceğimi- bilmiyor olabilirim. Diğer çocukları beni oyunlarına davet etme konusunda cesaretlendirmek işe yarayabilir.

    8) Öfke nöbetlerimi tetikleyen şeyleri bulmaya çalışın. Önceliği buna verin. Kriz, patlama, öfke nöbeti… Bunu nasıl adlandırırsanız adlandırın unutmayın ki bunu yaşamak benim için çok daha korkutucudur. Duyularımdan biri aşırı yüklendiğinde böyle durumlar ortaya çıkar. Eğer öfke nöbetlerimin sebebini bulursanız onları önleyebilirsiniz.

    9) Lütfen beni koşulsuzca sevin. “Keşke şöyle olsaydı…” “Keşke bunu yapabilseydi…” türünde düşünceleri kafanızdan uzaklaştırın. Siz ailenizin tüm beklentilerini karşılayabildiniz mi? Otizm benim seçimim değil. Unutmayın bu durumu ben yaşıyorum, siz değil. Sizin desteğiniz olmadan başarılı ve bağımsız bir hayat sürmem uzak bir ihtimal. Desteğiniz ve rehberliğinizle olasılık o kadar yüksek ki… Söz veriyorum, ben buna değerim!

    10) Sabır, sabır, sabır… Otizme bir eksiklik olarak değil, farklı bir yetenek olarak bakmaya çalışın. Evet sohbet sırasında gözlerinize bakmıyor olabilirim. Ama yalan söylemediğimi, oyunlarda hile yapmadığımı, arkadaşlarımla dalga geçmediğimi, insanlara önyargılarla yaklaşmadığımı hiç fark etmediniz mi? Evet belki bir sonraki Michael Jordan olamayabilirim ama detaycı bakış açım ve olağanüstü odaklanma kapasitemle bir sonraki Einstein, Mozart ya da Van Gogh olabilirim. Günümüzde bu kişilerin de otizmli olduğu düşünülüyor.

    Siz dayanağım olmazsanız bunu başaramam. Benim arkadaşım, öğretmenim, avukatım olun. Ne kadar yol alabildiğimi göreceksiniz.

    Eğitim

    Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrenciler yalnızca Türkiye’de değil dünyanın hemen her yerinde, özel eğitim çabalarından en az yararlanan özel gereksinimli öğrenci grubunu oluşturmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak özel eğitim öğretmenleri, temel düzeyde genel ve özel eğitim bilgi ve becerisine sahip olmalıdırlar (ör., bireyselleştirme, sınıf yönetimi, etkili öğretim vb.).

    Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak özel eğitim öğretmenlerinin sahip olmaları gereken özel nitelikler ise şunlardır:

    (a) otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerin özellikleri ve gereksinimleri,

    (b) sosyal etkileşim becerisi kazandırma yöntemleri (ör., sosyal öyküler, videoyla model olma vb.),

    (c) iletişim becerisi kazandırma yöntemleri (ör., PECS, repliklerle iletişim öğretimi vb.),

    (d) bağımsız yaşam becerisi kazandırma yöntemleri (ör., etkinlik çizelgeleri, toplum temelli öğretim vb.),

    (e) duyusal ve çevresel düzenlemeler (ör., görsel stratejiler, rutinler vb.),

    (f) olumlu davranışsal destek.

    Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilere, özellikle de Asperger sendromlular dışında kalan gruba yönelik eğitim çalışmaları, çok farklı biçim ve içeriklerde çalışmayı gerektirebilmektedir. Örneğin, pek çok çocuk, çok erken yaşta, bire-bir, yoğun ve kesintisiz davranışsal eğitim aldığında en hızlı ilerlemeyi gösterebilmektedir. Ya da, grup içinde çok yoğun bire-bir davranışsal eğitim verilmesi gerekebilmektedir. Tüm bu özellikler, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak öğretmenlerin çok özel donanımlara sahip olmalarını gerektirmektedir.

    Türkiye’de ise otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilere öğretmen ya da uzman yetiştirmeye yönelik bir lisans ya da lisansüstü programı yoktur. Dolayısıyla, zihin engellilerin öğretmenleri, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle de çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Ancak, yukarıda belirtildiği gibi, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerin eğitim gereksinimleri, diğer özel eğitim gruplarının gereksinimlerinden farklılaşmaktadır. Bu nedenle, zihin engelliler öğretmenleri, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışırken önemli sorunlarla karşılaşmaktadırlar.

    EĞİTİM YÖNTEMLERİNE GİRİŞ

    Otizmli çocuklara erken yaşta, tercihen üç yaştan önce tanı konması büyük önem taşır. Çünkü otizmli bir çocuk özel eğitim almaya ne kadar erken başlarsa, o kadar hızlı ilerleyebilir. Otizmli çocuklara haftada en az 20 saat, tercihen 35-40 saat süreyle ve otizmli çocuklar için özel olarak hazırlanmış eğitim programlarıyla özel eğitim verilmesi gerekir.

    Özel eğitimin yanı sıra özel eğitime destek olarak verilen terapilerin en önemlileri dil-konuşma terapisi ve uğraşı terapisidi. ABD ve Kanada gibi pek çok gelişmiş ülkede, otizm başta olmak üzere çeşitli özür grubundan çocuklara destek hizmet vermek üzere okullarda dil-konuşma terapistleri ve uğraşı terapistleri görevlendirilmektedir. Bu terapilerin finansmanı ise devlet ya da eyalet tarafından karşılanmaktadır.

    Dil-konuşma terapistleri ve uğraşı terapistleri, çocuklara terapi hizmeti sunmanın yanı sıra, öğretmenlere ve ailelere de danışmanlık hizmeti sunarlar. Dil-konuşma terapistleri otizmli çocuklarda dil ve iletişim becerilerini geliştirmek için çeşitli terapiler uygularlar. Bu terapilerin temel hedefi, otizmli çocukların içinde bulundukları tüm ortamlarda iletişim kurmalarını sağlayacak iletişim becerilerini onlara kazandırmaktır.

    Bu amaçla, hem kendilerine yöneltilen konuşmaları daha iyi anlamaları, hem kendilerini daha anlaşılır şekilde ifade etmeleri, hem de karşılıklı konuşma başlatma ve sürdürme becerilerini kazanmaları sağlanmaya çalışılır. Dil-konuşma terapistlerinin otizmli çocuklarla sıklıkla kullandıkları yöntemlerin bazıları (örneğin, fırsat öğretimi) ilerleyen bölümlerde tanıtılmaktadır.

    Uğraşı terapistleri ise, otizmli çocukların günlük yaşam becerilerini, toplumsal becerilerini ve uyumsal davranışlarını geliştirmek ve davranış sorunlarını azaltmak amacıyla çeşitli terapiler yürütürler. Uğraşı terapistlerinin otizmli çocuklarda en sık uyguladıkları yöntem ‘duyusal bütünleştirme terapisidir’. Bu yönteme ilişkin ayrıntılı bilgileri ‘Terapi Yöntemleri’ bölümünde bulabilirsiniz.

    Otizmli çocuklarda özel eğitimin yanı sıra bazı terapi ve psikiyatrik tedavi yöntemlerine de başvurulabilir. Ancak, farklı terapi ve tedavi yöntemlerine başvurulması, özel eğitime olan ihtiyacı azaltmaz. Bu nedenle, ne tür bir terapi ya da tedavi alırsa alsın otizmli her çocuğun mutlaka ve öncelikle özel eğitim alması gerekir. Diğer yöntemler, özel eğitime yardımcı olabilir ama hiç biri özel eğitimin yerini alamaz.

    Yöntemlerin Seçilmesi Ve Değerlendirilmesi

    Otizm alanında kullanılan eğitim, terapi ve tedavi yöntemleri çok çeşitlidir ve her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir. Tohum Otizm Vakfı web sitesinde bu yöntemlerin en bilinenlerine ve yaygın olarak kullanılanlarına yer verilmiştir.

    Bir eğitim, terapi ya da tedavi yönteminin yararları, bilimsel araştırma sonuçlarıyla ortaya konmalıdır. Ancak, bir yöntemle ilgili yapılan her bilimsel araştırma, o yöntemin işe yaradığını ya da yaramadığını gösteremez. Bir bilimsel araştırmanın sonuçlarının bir yöntemin etkilerini gösterebilmesi için o araştırmanın iki özelliği taşıması gerekir:

    1. Araştırma ‘deneysel’ olmalıdır.*
    2. Araştırma ‘hakemli bilimsel dergi’de makale olarak yayımlanmış olmalıdır.**

    * Deneysel araştırmalar, deneysel kontrol sağlanarak yürütülen ve neden-sonuç ilişkisi kurmaya olanak veren araştırmalardır.
    ** Hakemli bilimsel dergiler, her makalenin yayımlanması için birden fazla uzmanın hakemliğine başvuran bilimsel dergilerdir.

    Uygulamalı Davranış Analizi

    Uygulamalı davranış analizi (ABA: Applied BehaviorAnalysis), davranışsal yöntem olarak da bilinmektedir. Bu yöntem, birey davranışlarını ve bu davranışlarla ilişkili çevresel özellikleri objektif olarak analiz etmeye dayalıdır. Pek çok davranışın çevre tarafından bir şekilde ödüllendirildiği ya da cezalandırıldığı düşünülmektedir.

    Dolayısıyla, çeşitli ödül mekanizmaları ve çok gerektiğinde bazı caydırıcı mekanizmalar kullanılarak uygun davranışlar artırılmaya, uygun olmayan davranışlar ise azaltılmaya çalışılmaktadır. Otizmli bireylerde artırılması hedeflenen davranışlara örnek olarak taklit becerileri, oyun becerileri, sosyal beceriler, iletişim becerileri ve özbakım becerileri; azaltılması hedeflenen davranışlara örnek olarak ise öfke nöbetleri ve kendini uyarıcı (sterotipik) davranışlar verilebilir.

    Uygulamalı davranış analizinde bireye kazandırılmak istenen ya da bireyde azaltılmak istenen davranışlar sistemli bir gözlem ve kayıt tutmayla belirlenir. Daha sonra bu davranışlara müdahalede bulunulur ve aynı gözlem ve kayıt tutma yöntemleriyle müdahalenin etkililiği değerlendirilir. Normal gelişim gösteren çocuklar öğrendikleri bir davranışı birden fazla ortamda uygulayabilirken (genellerken), otizmli çocuklara bu becerileri genelleyebilme; bir başka deyişle, farklı ortamlarda kullanabilme becerileri de öğretilir.

    Uygulamalı davranış analizinde, otizmli çocuklarda görülen problem davranışların azaltılması ile ilgili özel programlar hazırlanır. Bu yöntemde, davranışın nedeni kişilerde değil, kişinin çevreyle etkileşiminde görülür. Bu nedenle, problem davranış azaltılmaya çalışılırken öncelikli olarak davranış öncesi, davranış ve davranış sonrası durumların ya da olayların gözlenmesi gerekir. Daha sonra ise davranışa zemin hazırlayan durumlar ortadan kaldırılır, azaltılmak istenen davranış ortaya çıktığında görmezden gelinir ya da caydırılır (örneğin, çocukpuan kaybeder) ve problem davranışa alternatif olarak artırılmak istenen davranışlar etkili şekilde ödüllendirilir.

    Otizmli çocuklara yönelik uygulamalı davranış analizi çalışmalarında:

    ► Çocuğun uyanık olduğu her an,

    ► Çocuğun bütün davranışlarını hedef alan,

    ► Çocuğun yaşamının geçtiği tüm çevrelerde,

    ► Çocuğun yaşamındaki tüm önemli kişiler tarafından,

    ► Haftada 20-40 saat uygulanan olabildiğince erken yaşta başlatılan eğitim hedeflenir.

    Uygulamalı davranış analizinin otizmli çocuklar için nihai hedefi, bu çocukların akranlarıyla birlikte kaynaştırma programlarına devam edebilecek düzeye gelmeleridir.

    Uygulamalı davranış analizi otizmde uygulanan diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında, başarısını deneysel araştırmalarla bilimsel olarak gösterebilen tek yöntem olarak dikkat çekmektedir. Örneğin, Lovaas ve meslektaşları tarafından yürütülen deneysel çalışmalarda, iki yıl süreyle uygulamalı davranış analizine dayalı eğitim alan çocukların %90’a yakınında çok önemli zekâ ve sosyal gelişim kazançları görülmüştür. Dahası, bu çocukların yarısına yakınının zekâ ve uyum açısından normal gelişim gösteren çocuklardan önemli bir farkları kalmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, belirtilen gelişmelerin ergenlik döneminde de korunduğu saptanmıştır. Deney grubundaki çocuklarla aynı özellikleri taşıyor olup böyle bir eğitim alma şansı olmayan çocuklardan oluşan kontrol grubunda bu gelişmelerin hiçbiri gözlenememiştir.

    Uygulamalı davranış analizinde çeşitli teknikler yer alır ve bu teknikler otizmli bireylerin eğitiminde çok çeşitli şekillerde kullanılır. Ayrıca, bu tekniklerin farklı şekillerde bir araya getirilmesiyle de çeşitli uygulamalar geliştirilmiştir. Bu uygulamaların belli başlıları ilerleyen bölümlerde kısaca açıklanmaktadır.

    Lovaas yöntemi olarak da bilinen ayrık denemelerle öğretim (DTT: Discrete Trial Teaching), bire bir öğretim oturumunda art arda pek çok öğretim sunumu yapılmasıdır. Bu sunumlarda çocuğa bir soru, komut ya da araç yöneltilir; karşılığında çocuktan bir tepki beklenir; doğru tepkiler ödüllendirilir; yanlış tepkiler ise düzeltilir. Bu sistemle otizmli çocuklara tüm gelişim alanlarından beceriler kazandırılabilir.

    Ayrık denemelerle öğretimin daha sistematik biçimi olan yanlışsız öğretimde ise öğretim sırasında çeşitli ipuçları kullanılır. Böylece, çocuğun yanlış yapma olasılığı en aza indirilir. Çocuk ipuçları yardımıyla belli davranışları yapar hale geldikten sonra bu ipuçları yavaş yavaş ortadan kaldırılır.

    Ayrık denemelerle öğretimin otizmli çocuklar için kritik beceri alanları olan taklit, eşleme ve sınıflama, alıcı dil, oyun, özbakım vb. becerilerin kazandırılmasındaki etkililiği çeşitli deneysel araştırmalarla gösterilmiştir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    b. Erken Yoğun Davranışsal Eğitim

    Erken yoğun davranışsal eğitim (EIBI: Early Intensive Behavioral Intervention) 40 yılı aşkın bir s üre önce Lovaas’ın öncülüğünde UCLA’de (Los Angeles’daki California Üniversitesi) başlatılan ve çok çeşitli deneysel araştırmalarla desteklenen bir uygulamadır. Uygulama olabildiğince erken yaşta ve bire bir öğretimle başlatılır ve haftada 20-40 saat olarak yürütülür. Uygulamada önceleri ayrık denemelerle öğretim tekniği kullanılırken giderek başka teknikler ve grup eğitimi de işin içine katılır. Uygulama çoğunlukla her çocuğun kendi evinde yürütülür. Ayrıca, tüm gelişim alanlarını kapsayan bir müfredat izlenir.

    Yapılan araştırmalarda bu tür eğitim alan çocukların yarısına yakınının tüm alanlarda çok büyük ilerleme gösterdiği ve eğitimlerinin geri kalanını kaynaştırma ortamlarında akranlarıyla birlikte sürdürebildiği görülmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    c. Etkinlik Çizelgeleriyle Öğretim

    Etkinlik çizelgeleriyle öğretimde (activity schedules), çocuğa öğretilecek beceri küçük basamaklara bölünür ve bu basamakları gösteren bir görsel çizelge (örneğin, fotoğrafı defter) hazırlanır. Daha sonra ise çocuğun bu çizelgeyi takip ederek (örneğin, defterin sayfalarını çevirerek), her bir basamağı yapması sağlanır. Basamakları yapabilmesi için çocuğa fiziksel yardım sunulur. Örneğin, çocuğun arkasında durulup elinin üzerinden tutularak defterin sayfasını çevirip fotoğrafta gördüğü şekilde aracı tutması sağlanır. Öğretim sırasında kullanılan ipuçlarının sistematik olarak sunulmasında ve ortadan kaldırılmasında ise yanlışsız öğretim tekniklerinden yararlanılır.

    Etkinlik çizelgeleriyle öğretim otizmli çocukların başkalarından bağımsız olarak çeşitli becerileri, özellikle de özbakım, günlük yaşam ve serbest zaman becerilerini yerine getirebilmelerini sağlamada çok etkilidir. Çocuğun özelliklerine göre çizelge olarak, tek sayfalı ya da çok sayfalı yazılı ya da görsel materyaller kullanılabileceği gibi, bilgisayar gibi teknolojik araçlar da kullanılabilir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    d. Replik Silikleştirmeyle Öğretim

    ya da dinlemesi ve tekrarlaması sağlanarak otizmli çocuğa sosyal ortamlara uygun sözel iletişim becerileri ve karşılıklı konuşma becerileri kazandırılır. Örneğin, bir çocuğun repliği öğle yemeği sırasında yanında oturan arkadaşına sabah neler yaptığına ilişkin sorulacak bir sorudan; bir başka çocuğunki ise birinin yanından ayrılırken “görüşürüz” demekten oluşabilir. Yazılı ya da sözlü olarak sunulan replik modelleri zamanla ortadan kaldırılır.

    Böylece, çocuk herhengi bir yardım olmaksızın o ifadeyi uygun zamanlarda kullanır hale gelir. Bu sistemin etkililiğini gösteren çeşitli deneysel araştırmalar mevcuttur.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    e. Videoyla Model Olma

    Videoyla model olma (video modeling) uygulamasında, çocuğun model alması istenen becerilerin yerine getirilişi videodan çocuğa gösterilir. Videodaki görüntü bir başka çocuğa ya da yetişkine ait olabileceği gibi, çocuğun kendisine de ait olabilir. Çocuk öğrenmesi planlanan becerileri; örneğin, çiftlik hayvanlarıyla hayali oyun oynama becerilerini videodan izler. İzlerken önünde aynı araçlar bulunur. Çocuğa görüş alanının dışından sunulan fiziksel yönlendirmelerle çocuğun videoda izlediklerinin aynısını yapması sağlanır. Örneğin, çocuğun ellerinin üzerinden tutularak ekranda gördüğü hayvanları hoplatma davranışı yaptırılır. Çocuğa sunulan yardım sistematik olarak ortadan kaldırılır ve öğretim sırasında çeşitli ödüllendirme sistemleri kullanılır.

    Videoyla model olmanın sosyal, iletişimsel, oyun, özbakım ve günlük yaşam becerilerinin kazandırılmasında etkili olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    f. Fırsat Öğretimi

    Fırsat öğretimi (incidental teach’mg), iletişim becerilerinin geliştirilmesi amacıyla kullanılan biryöntemdir. Fırsat öğretimi uygulamaları için çocuğun iletişim girişiminde bulunmasına zemin hazırlayacak bir çevresel düzenleme yapılır. Örneğin, çocuğun görebileceği ama ulaşamayacağı bir yere çocuğun çok sevdiği bir oyuncak konur.

    Çocuk oyuncağa uzanma girişiminde bulunduğunda ise çocuğun oyuncağı istemek için sözel ya da jestsel bir iletişimsel davranış yapması cesaretlendirilir. Çocuğun iletişimsel çabaları, çocuğun istediği yerine getirilerek ödüllendirilir. Giderek çocuktan daha gelişmiş iletişimsel davranışlar beklenir ve gerektiğinde çocuğa model olunur.

    Yapılan deneysel araştırmalar fırsat öğretiminin özellikle küçük yaşlardaki çocuklarda etkili olduğunu ve kazanılan iletişim becerilerinin genellenme olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.

    Temel tepki öğretimi (PRT: Pivotal Response Training) adıyla bilinen teknik de fırsat öğretiminin bir uyarlaması olup otizmli çocuklarla yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    g. İşlevsel Değerlendirme ve Analiz

    İşlevsel değerlendirmeye analiz, geleneksel davranış yönetimi sistemlerine bir alternatif olarak geliştirilmiştir. Uygulamanın amacı, davranış sorunlarının işlevlerini belirleyerek aynı işlevlere yönelik uygun davranışlar kazandırmaktır. Davranış sorunlarının temel işlevlerinin başkalarının ilgisini elde etmek, nesne ya da etkinlik fırsatı elde etmek, istenmeyen etkinliklerden kaçmak ya da duyusal haz elde etmek olduğu kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalar otizmli çocuklarda sık rastlanan öfke nöbetlerinin genellikle ilk üç işleve hizmet ettiğini; kendini uyarıcı davranışların ise esas olarak duyusal haz elde etme işlevine sahip olduğunu göstermektedir. Bu işlevlere yönelik uygun davranışların kazandırılmasında, başta ödüllendirme olmak üzere davranış artırmaya yönelik teknikler (örneğin, şekil verme ve zincirleme) kullanılmaktadır.

    Uygulamanın etkililiğine ilişkin çeşitli deneysel araştırma bulguları söz konusudur.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

    h. PECS

    PECS (Picture Exchange Communication System/Resim Değiş Tokuşuna Dayalı İletişim Sistemi), Amerikalı psikolog Andy Bondy ve konuşma terapisti Lori Frost tarafından geliştirilmiş olan bir alternatif iletişim sistemidir. PECS’de çocuğa, istediği bir nesneyi ya da etkinliği elde etmek için, o nesnenin ya da etkinliğin resmini karşısındakine vermesi öğretilir. PECS konuşamayan ya da konuşmayı işlevsel olarak kullanamayan herotizmli çocuğa öğretilebilir.

    PECS öğretimi altı aşamaya ayrılmıştır. İlk başta gereksinimini tek bir resimle anlatan çocuk, zamanla değişik resimleri ayırt etmeyi ve resimlerle cümleler kurmayı öğrenir. Resimler ve cümleler taşınır bir cırtcırtlı klasöre konur. Bunun amacı, çocuğun istediği zaman, istediği yerde yeni bir cümle kurarak iletişime geçmesine fırsat vermektir. PECS sistemi arkadaşlarla etkileşimde bulunma, sırasını bekleme ve oyun oynama becerilerini geliştirmek amacıyla da kullanılır.

    Yapılan araştırmalar PECS öğrenen çocukların önemli bir bölümünün işlevsel iletişim kurabildiklerini; bu çocukların bir bölümünde resimlerle iletişimin yanı sıra konuşmanın da geliştiğini; davranış sorunlarının ise azaldığını göstermektedir. Öte yandan, PECS’in belirli bir evresinde takılan ya da PECS’ten yeterince yararlanamayan otizmli çocuklarda bulunmaktadır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    i. Sözel Davranış

    Sözel davranış (VB: Verbal Behavior/AVB: Applied Verbal Behavior) yöntemi, Skinner’ın 1957 yılında dil gelişimine ilişkin yazmış olduğu “Sözel Davranış” başlıklı kuramsal kitapta öne sürdüğü görüşlerin otizmli çocuklara iletişim becerileri kazandırmak amacıyla kullanılmasıdır. Bu yöntemde çocuklara işlevsel iletişim becerileri kazandırmak amacıyla çeşitli davranışsal uygulamalar yapılır. Bu uygulamalarda öncelikle istek bildirme (mand) ve isimlendirme/betimleme (tact) becerilerini kazandırmak hedeflenir. Daha sonra ise daha üst düzey iletişim becerilerini kazandırmak için planlama yapılır.

    Sözel davranış yönteminde alıcı dil becerilerinin belli bir düzeye gelmesi beklenmeksizin, ifade edici dil becerileri üzerinde çalışılmaya başlanır. Bu yöntemde her zaman için işlev biçimden daha önemli görülür. Dolayısıyla, ilk basamak olan istek bildirme öğretimi sırasında çocuğun gerçek bir istek bildirme bağlamında konuşma, jest, işaret ya da herhangi bir başka yolla istek bildirmesi ve isteğine ulaşması sağlanır. Bu öğretimi, diğer dil becerilerinin öğretimi izler.

    Sözel davranış öğretiminde, her bir kavrama ilişkin olarak çocuğun aşağıda sıralanan becerileri yerine getirmesi sağlanmaya çalışılır:

    • Su içmek istediğinde su istemesi,

    • Sorulduğunda suyu göstermesi,

    • Ne içtiği sorulduğunda “su” demesi,

    • “Elini neyle yıkarsın?” diye sorulduğunda yanıtlaması.

    Bu yöntem oldukça mantıklı görünmekle ve alandaki önemli uzmanlar tarafından önerilmekle birlikte, otizmli çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin yayımlanmış bilimsel araştırma bulgusu sınırlıdır. Ayrıca, bu yöntemin ayrı bir yöntem olmayıp uygulamalı davranış analizi içindeki teknikleri yeni bir harmanlamayla kullandığı yönünde görüşler de öne sürülmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    TEACCH

    TEACCH (Treatment and Education ofAutistic and Related Communication Handicapped) ıgyo’li yıllarda Eric Schopler tarafından ABD’nin Kuzey Karolayna eyaletinde geliştirilmiş olan ve yapılandırılmış öğretim olarak da bilinen biryöntemdir. Programda otizmli çocuğun becerileri, ilgi alanları ve gereksinimleri temel alınır. Bu yöntemde, çocuğun çevreye uyması değil, çevrenin çocuğa uyması amaçlanır. Dolayısıyla, fiziksel ortam özel olarak yapılandırılır, etkinlikler tahmin edilebilir şekilde düzenlenir, takip edilebilecek görsel planlar hazırlanılır ve yapılandırılmış çalışma alanları kullanılır. Çocuklar kendilerine ait çalışma köşelerinde görsel planlarını takip ederek belli becerileri yerine getirirler. Böylece başkalarına bağımlılıkları en aza indirilmeye çalışılır.

    Tüm dünyada ve Türkiye’de yaygın olarak kullanılmasına karşın TEACCH’in otizmli çocuklar üzerindeki etkilerini gösteren araştırmaların çoğu betimsel nitelikte olup, deneysel araştırma özelliği göstermez. Dolayısıyla, TEACCH’in başka yöntemlere kıyasla etkilerini gösteren deneysel araştırmalara gereksinim vardır.

    İlişki – Temelli Yöntemler

    İlişki-temelli (relationship-based) yöntemler, çocuklarda duygusal gelişimi ve bağlanmayı ön planda tutan yöntemlerdir. Bu yöntemler içinde en popüler olanlar Floortime (DIR) ve RDI’dır. Bu yöntemlerde çocukla serbest oyun ortamlarında sosyal etkileşimlerde bulunmak esastır. Böylece çocuğun sosyal etkileşimlerde bulunma becerilerini geliştirmek ve bu becerilerden keyif almasını sağlamak hedeflenir.

    Etkileşimler sırasında çocuğun liderliği izlenir ve çocuğun her yaptığının derin bir anlamı olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, çocuğun yaptıkları engellenmez ya da kesintiye uğratılmaz; tam tersine, çocuğun yaptıklarına benzer şeyler yaparak çocukla etkileşimde bulunmaya çalışılır. Floortime’dan farklı olarak RDI’da dinamik zekayı geliştiren etkinliklerin de yer aldığı öne sürülmektedir. Ancak, bu etkinliklerin nasıl yapıldığı kaynaklardan tam olarak anlaşılamamaktadır.

    Otizmdeki en temel yetersizlik alanlarından biri sosyal etkileşim olduğu için, ilişki-temelli yöntemler uygulamacılara ve ailelere çekici gelebilmektedir. Ancak, bu uygulamaların etkilerini gösteren çalışmalar vaka örneklerinin ya da betimsel çalışmaların ötesine geçmemektedir. Dolayısıyla, etkileri deneysel araştırmalarla gösterilmedikçe, bu yöntemleri bilimsel dayanaklı kabul etmek olanaksızdır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır

    Sosyal Öyküler

    Sosyal öyküler (socialstories), eğitimci Carol Gray tarafından çocukların eğitiminde kullanılmak üzere 1991 yılında geliştirilmiştir. Sosyal öyküler hazırlanırken, okuma-yazma bilen çocuklarda basit cümlelerden, okuma-yazma bilmeyen çocuklarda da resimlerden yararlanılarak öyküler hazırlanır. Hazırlanan öyküler çocuklara sosyal ortamlarda ne yapmaları gerektiğini anlatır. Sosyal öyküler ile belli sosyal becerileri öğrenen çocuk öykünün sahibi olmalıdır; yani öykü onun için yazılmış olmalıdır.

    Bu öykülerin çoğu sosyal davranışın içindeki “nasıl”ı ve bazı “neden”leri açıklamaktadır. Her öykü, çocuğun anlamakta güçlük çektiği durum hakkında ayrıntılı bilgi vererek başlar. Sonra öykünün nerede geçtiği, kimlerin olduğu, çekilen zorluğun doğası ve gerçek yaşamda ne olduğu öyküye dahil edilir. “Genelde” ya da “yapmayı, etmeyi deneyeceğim” sözleri cümlelerde kesin sözler yerine tercih edilir. Bunun sebebi hata veya istisnaya da yer vermektir. Çünkü otizmli çocuk kendisine söyleneni anladıktan sonra kuralda yapılacak bir değişikliği ya da uyarlamayı kabul etmekte çok zorlanır.

    Sosyal öykülerin otizmli çocuk davranışları üzerindeki etkilerini gösteren deneysel araştırma bulguları yeterli düzeydeydin

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır

    Kolaylaştırılmış İletişim

    Yardımlı iletişim olarak da bilinen kolaylaştırılmış iletişim (FC: Facilitated Communication), sözel iletişim kuramayan otizmli çocuklarla kullanılan bir alternatif iletişim yöntemidir. Bu yöntem, çocuğun mesajının, biryardımcınm fiziksel desteğiyle yazılı hale getirilmesidir. Yardımcı, çocuğun elinden ya da bileğinden tutarak çocuğun klavye üzerinde yazı yazmasına yardımcı olur. Bazı sistemlerde çocuğun yazdıkları sözlü hale dönüşür. Bu yöntemin kullanılabilmesi için otizmli çocuğun okuma-yazma bilmesi gerekir. Yardımcının çocukla doğrudan kontağı olduğu için, istemeden de olsa iletişimi etkileyebileceği, çocuğu kendi doğrultusunda yönlendirebileceği, bu iletişim yönteminin şiddetle eleştirilmesine neden olmuştur. Yapılan araştırmalarda, çocuğu tanımayan yardımcıların desteğiyle anlamlı cümleler üretilemediğini göstermektedir. Dolayısıyla, yazılan mesajların çocuktan çok yardımcıya ait olduğu düşünülmektedir.

    1994 yılında Amerikan Psikologlar Birliği bu yöntemin bilimsel olmadığı yönünde bir görüş yayımlamıştır. Günümüzde, bu konuda daha fazla araştırma yapılmasına gerek olmadığı çünkü yapılan araştırmaların yöntemin etkisizliğini göstermede ikna edici olduğu kabul edilmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Duyusal Bütünleştirme Terapisi

    Duyusal bütünleştirme (SI: Sensory Integration) terapisi, otizmli çocuklarda duyu organlarının sağladığı bilgileri algılama, işleme ve anlamlandırma yeteneğinde bazı sorunlar olduğunu varsayar. Dolayısıyla, bu sorunları gidererek ve duyusal bütünleştirme yeteneğini geliştirerek zihinsel işlevleri artırıp, davranış sorunlarını azaltmayı hedefler.

    Genellikle uğraşı terapistleri tarafından yürütülen duyusal bütünleştirme etkinlikleri arasında; vücudu fırçalamak, dizleri ve dirsekleri sıkıştırmak, hamakta sallanmak vb. sayılabilir. Birde, duyu diyeti adı verilen uygulamalar söz konusudur. Duyu diyetine örnek olarak vücut çorabı ya da ağırlıklı yelek giymek verilebilir.

    Duyusal bütünleştirme otizm alanında 1970’lerden bu yana yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, henüz yeterli bilimsel dayanağa sahip değildir. Yapılan kapsamlı bir araştırma derlemesi, ikna edici deneysel araştırma bulgusu eksikliğine işaret etmektedir (Baranek, 2002).

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir

    İşitsel Bütünleştirme Terapisi

    İşitsel bütünleştirme terapisi (AİT: Auditoıy Integration Training) ıgöo’lı yıllarda Berard tarafından Fransa’da geliştirilmiş olup, daha sonraları Tomatis, Earobics, Fast for Words gibi isimlerle de uygulanmaya başlamıştır. İşitsel bütünleştirme terapisinin başında çocuğun hangi frekanslara karşı aşırı hassas olduğu belirlenir ve terapi seanslarında bu frekanslardan arındırılmış olan müzikler çocuğa kulaklıklardan dinletilir. Bu yöntemin bazı seslere ilişkin aşırı hassasiyeti ve davranış sorunlarını azalttığı yönünde araştırmalar olduğu gibi, işe yaramadığı ya da davranış sorunlarını artırdığı yönünde de araştırmalar vardır.

    Altı deneysel araştırmanın verilerini tekrar inceleyerek 2006 yılında bir sistematik derleme çalışması yürüten Sinha ve arkadaşları, bu araştırmalarda çeşitli yöntemsel sorunlar olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Dolayısıyla, işitsel bütünleştirme terapisinin otizmli çocuklar üzerindeki etkilerinin henüz bilimsel temele dayanmadığına karar vermişlerdir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da

    Müzik Ve Dans Terapisi

    Müzik terapisi birlikte şarkı söyleme, enstrüman çalma ve müziğe dansla eşlik etme etkinlikleri aracılığıyla sertifikalı terapistler tarafından uygulanan terapi yöntemidir. Otizmli çocuklarda müzik terapisinden umulan yararlar şöyle sıralanabilir:

    Duygusal bağ kurma: Müzik terapisinde yer alan etkinliklerin çocuğun terapistle

    ve başkalarıyla duygusal bağ geliştirmesine yardımcı olması beklenir.

    Sözel ve bedensel dilin kullanımını artırma: Müziğin iletişim isteklerini artırması beklenir.

    Davranış sorunlarını azaltma: Enstrüman kullanımı ve dans sırasında çocuğa

    görsel, dokunsal ve işitsel uyaranlar birlikte ulaşır. Bu uyarılmanın çocuğun ince

    ve kaba devinsel gelişimini artırabileceği, kendisinin farkına varmasını

    kolaylaştırabileceği ve uygun olmayan davranışlarını azaltabileceği düşünülür.

    Başarı duygusunu yaşatma: Enstrüman çalmak, şarkı söylemek ya da dans etmek çocuğun başarı duygusu yaşamasını sağlayabilir.

    Müzik terapisinin otizmli çocuklar üzerindeki etkilerini gösteren çalışmaların çoğu deneysel olmayan çalışmalardır. Ancak, müzik terapisinin olumlu etkileri bir meta-analizi (yayımlanmış çalışmaların verilerinin yeniden analizi) araştırmasıyla da gösterilmiştir

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

    Sanat Terapisi

    Sanat terapisinde; resim, seramik, heykel vb. plastik sanatların bireyin kendini ifade etmesine aracılık ederek bireyin duygusal olarak rahatlamasını sağlaması hedeflenir. Diğer bir deyişle, sanat terapisi, bireyin başka yollarla ifade edemediği duygu ve düşüncelerinin sanatsal üretimlerle açığa çıkmasını sağlamaya çalışır.

    Sanat şemsiyesi altındaki herhangi bir terapi yönteminin ana amacı, estetik yönün yaşanması ve ortaya çıkabilmesi için güvenli ve yargılamayan bir ortamın oluşturulmasıdır. Sanatsal etkinliğin doğası, etkin şekilde bir nesne ile uğraşmayı, risk almayı ve bireyin kendini ifade etmesini içermektedir.

    Sanat yapılırken; şekillerin ve hacmin bilişsel gelişime; renklerin, kokuların ve dokuların duyulara; genel sürecin ise fiziksel koordinasyona yararı olduğu varsayılır. Böylece, hem estetik farkındalığın, hem de çeşitli becerilerin gelişmesi beklenir. Sanatın, çocuğu cesaretlendirerek, onu teşvik ederek iletişim yolunu açacağı umut edilir.

    Otizmli çocuklarda sanat terapisinin etkilerini araştıran araştırmalara ihtiyaç vardır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Drama Terapisi

    Drama terapisinde amaç, sahne sanatlarında yer alan rol oynama, öykü anlatma vb. etkinlikleri kullanarak kişilerin duygusal gelişimlerine ve kendilerini ifade etmelerine katkıda bulunmaktır. Drama terapisi sırasında uygun olmayan davranışlar da çeşitli yaratıcı hareketlere dönüştürülmeye çalışılır. Terapiden beklenen yararlardan biri de bireyin yaratıcı kapasitesine ulaşmasına yardım etmektir. Bazı oyun yöntemleriyle nesneleri araç olarak kullanarak, insanlarla ilişki kurmak geliştirilmeye çalışılır.

    Otizmli çocuklarda drama terapisinin etkilerini araştıran araştırmalara ihtiyaç vardır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Yunuslarla Terapi

    Yunuslarla etkileşim terapisi (DAT: Dolphin-Assisted Therapy) olarak da bilinen yunuslarla terapi; ABD, İsrail, Rusya ve Meksika başta olmak üzere pek çok ülkede ve Türkiye’de yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu amaçla açılan terapi merkezlerinin sayısı hızla artmaktadır. Bu merkezlerde otizmli çocuklar önce iskeleden, daha sonra ise suyun içine girerek yunuslarla etkileşmektedir.

    Yunuslarla terapinin çeşitli engel grubundan çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğu yönünde çeşitli araştırmalar vardır ve bunların bir bölümü deneysel araştırma olarak yürütülmüştür. Ancak uzmanlar, bu araştırmaların tümünde çok ciddi yöntemsel hatalar olduğu hususunda birleşmektedir. Dolayısıyla, bilimsel çevrelerde, yunuslarla terapinin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkilerini gösteren güvenilir deneysel araştırma bulgusu olmadığı görüşü ağırlıklıdır.

    Yukarıda belirtilen hususlara ek olarak, yunuslarla yürütülen terapi çalışmaları çevreci örgütlerin de tepkisini çekmektedir. Pek çok çevreci örgüt, yunuslar üzerinden bu şekilde para kazanılmasına şiddetle karşı çıkmakta ve yunusların özgürlüklerine kavuşturulması için kampanyalar yürütmektedir.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Ata Binme Terapisi

    Ata binme terapisi (hippoterapi), başta Almanya olmak üzere pek çok ülkede, çeşitli engel grubundan çocuklarla yaygın olarak kullanılmaktadır. Ata binme terapisinin temel hedefi binicilik becerileri kazandırmak değil, ata binmenin sağlayacağı duyusal ve devinsel girdilerden yararlanılmasını sağlamaktır. Ata binme terapisinin yöneldiği en yaygın engel grubu serebral palsili çocuklardır.

    Öte yandan, otizmli çocuklarla yürütülen ata binme terapisi çalışmaları da hızla yaygınlaşmaktadır. Ancak, yayımlanan araştırmaların neredeyse hiçbirinde otizmli çocuklaryer almamıştır.

    Serebral palsili çocuklarla yürütülen çalışmaların sonuçları ise, bazı devinsel becerilerde olumlu etkiler görüldüğü yönündedir. Ancak, daha kontrollü deneysel araştırmalara ihtiyaç olduğu da bir gerçektir.

    Sonuç olarak, ata binme terapisi adı altında yapılan etkinliklerin otizmli çocuklarda, hobi ötesinde bir yararı olduğunu öne sürmek olanaksızdır.

    Yöntemin Değerlendirmesi:

    Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

    Psikiyatrik Tedavi Yöntemleri

    Otizmli çocukların aşırı hareketlilik, öfke nöbetleri ve takıntılar gibi davranış sorunlarını azaltmada ve dikkatlerini artırmada çeşitli psikiyatrik ilaçlardan yararlanılır. İlaç tedavisine ilişkin olarak çocuğu değerlendiren, ilaç tedavisine karar veren ve bu tedaviyi uygulayan hekimler, çocuk ruh sağlığı uzmanları ve çocuk nörologlarıdır. Bu ilaçların hangilerinin, hangi dozajlarda kullanılması gerektiği büyük önem taşır. Bu nedenle, kullanılan ilaçların etkilerinin ve yan etkilerinin uzman doktorlar tarafından çok yakından takip edilmesi gerekir. Dolayısıyla, ilaç tedavisi gören çocuklar yılda bir ya da iki kez kontrole götürülmelidir.

    Psikiyatrik ilaçların yukarıda belirtilen davranışlar üzerindeki bazı olumlu etkilerini gösteren araştırma bulguları vardır. Bu konuda daha fazla bilgi için bazı Amerikan Pediat

  • Otizm/mikrobiyom/bağırsak florası ve medikil-bentonit

    İnsan vücudunda çoğu kez yanlış varsayıldığı üzere,sadece bir bulaşma halinde değil; normal koşullarda da milyonlarca mikrop barınmaktadır. O kadar ki, bunların sayısı kendi hücre sayımızdan bile fazladır. Bu mikroplar doğal olarak vücuda belirli’’kapılardan’’ girerler; vücut savunma sistemi ile meşakkatli mücadeleleri sırasında da yine belirli’’ kervansaraylarda’’ konaklarlar. Sindirim sistemi bunların başında gelip çok sayıda ve çeşitte konakçıyı barındırır.

    2007 yılında CALTEC(California Institute of Tecnology)’den nörolog Paul PATTERSON, otizm çalışmalarında hamileliği sırasında uzun süreli-yüksek ateşli hastalık geçirmiş annelerde çocuğun otistik olma olasılığının anlamlı bir biçimde yüksek olduğunu göstermişti. Doğrudan bir sebep sonuç ilişkisinin olup olmadığının araştırıldığı bir çalışmada, araştırmacı hamile farelere uzun süreli ve yüksek ateş yapacak mikrobu kontrollü biçimde verir.

    Sonuç; bu farelerden doğan yavrular otizm skalasında hareketler sergiler. (Sınırlı sosyal ilişki,tekrarlayan davranışlar…) Araştırma derinleştirilince bu yavrularda ‘’AŞIRI GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU=LEAKY INTESTINE’’saptanır. İlginç olan ise otistiklerin% 80’inden fazlasında sebep ve tedavisi bilinmeyen bu hastalık mevcuttur.

    Yine CALTEC’den Sarkis MAZMANIAN ve Elain HSIAO bu çalışmayı bir adım ileri götürüp florayı çeşitli eleklerden geçirince iki sınıf bakteri yakalarlar; ‘’clostridia’’ ve ‘’bacteroidia’’(‘’helicobacter pylori de araştırılmaya muhtaç bir etmendir)

    Mazmanian,her ne kadar fare&insan mikrobiyomlarında birebir örtüşme olamayacağını bilse de, biraz bilimsel merak,biraz da bazı buluşların ortaya çıkmasındaki tesadüf ve şans faktörünü zorlamak adına ikinci adımı atıyor; fareleri bu bakteriler yönünden ‘’temizliyor’’! Sonuç ise inanılmaz; farelerdeki otistik davranışlar hızla düzeliyor!

    Bu çok ciddi,üzerinde gereğince durulmamış, önemli bir çalışmadır. Ancak,elbette, basit bir sebep-sonuç ilişkisini kapsamaz.(Bağırsak florasını temizle…otizmi tedavi et!…gibi) Otizmin genetik temelleri ve diğer etmenler bu çalışmada dışarıda tutulmuştur.

    İrlanda da, CORK Üniversitesinde nörolog John CRYAN, yine bir gurup farenin vücudundan tüm mikropları elemine ediyor. Sonuç; bu farelerde diğerlerine nazaran %70 oranda anksiyete bozukluğu ve depresyon gelişiyor. MİKROBİYOM dediğimiz vücudun doğal konuğu bu mikroplar farelere geri verilince ise bu kez depresyon ve anksiyetenin gerilediği görülüyor.

    ABD,LOS ANGELES UCLA’da yapılan bir çalışmada ise probiyotiklerin ve özellikle YOĞURT’un sakinleştirici, uyku getirici yönü araştırılırken günde 3 öğün yoğurt yiyen deneğin MR sonuçlarında yemeyen deneğe göre kendisine gösterilen korkunç-irrite edici resimlere gösterdiği beyin tepkisinin anlamlı biçimde daha normale yakın olduğu, yani probiyotiklerin beyin tepkilerini olağanüstü hızla tetiklediği gösteriliyor.

    QEEG ile karşılaştırmalı yapılan BENTONİT çalışması bu bilgiler de eklenirse kontrollü deneysel çalışmalarla bu alanda ufuk açacak olanaklara sahip diye düşünüyoruz.

    (17.02.2014 Scientific American,’’Innovation in the microbiom adlı yazı önemli bir kaynaktır.)