Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Bel fıtığında yanlış yaklaşımlar

    İnsanların büyük bir kısmı hastalıkları konusunda maalesef yeterli bilince sahip değiller. Ağrı içinde kıvranırken doktora gitmeyi tercih etmiyorlar da hiçbir bilimsel temele dayanmayan birtakım yöntemlere başvuruyorlar. Beline bal, incir, balık bağlatan hastalardan tutun da, cildini tehlikeli şekilde kestiren, yaktıran, sülük koyan veya bilinçsizce çektiren hastalara kadar yüzlerce bilim dışı uygulamaya şahit olmaktayız.
    Hatta ağrısı geçsin diye belinden iğne ile iplik geçirten hastalara bile rastlamaktayız.

    Halbuki, bel fıtığı tek çeşit değildir ve hastalığın değişik safhalarında farklı tedavi metodlarını uygulamak gerekmektedir. Neticede basit bir tedavi ile iyileşmesi mümkün iken, bilinçsizce yapılan uygulamalar sonucu ameliyatlık hale gelmiş hastalarla sık sık karşılaşmaktayız.

    Bu konu ciddi bir problemdir. Ancak problemin çözümünde başta biz doktorlar olmak üzere herkese önemli görevler düşmektedir. Eğitim kurumları ve medyanın halkın bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi noktasında daha aktif bir tavır ortaya koyması gerekmektedir.

    Teşhis ve tedavi metodlarının dev adımlarla ilerlediği yirmibirinci yüzyılda, tıbbi tedaviye müracaat etmek yerine belden iğne ile iplik geçirtmek gibi bilim dışı yöntemlere başvurulduğunu görmek büyük bir çelişki oluşturmaktadır.

    Böylesine büyük bir bel fıtığı bulunan hasta bilim dışı yöntemlerle zaman kaybederse bazen dönüşü olmayan bozukluklar ortaya çıkabilir.

  • Bel fıtığı kimlerde görülür?

    Toplumun çeşitli kesimlerinde bel rahatsızlığı o kadar yaygındır ki, birçok ülkede yapılan istatistiklere göre doktora müracaat nedeni olarak bel ağrısı soğuk algınlığından sonra ikinci sırayı almaktadır. İnsanların yaklaşık % 80’i hayatları boyunca en az bir defa bel ağrısı ile karşılaşmaktadırlar.

    Bel rahatsızlığına her yaş grubunda rastlamak mümkündür, fakat bel fıtığı orta yaşlarda daha sık görülür. Hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, daha çok oturarak çalışmak, şişmanlık, ağır şeyler kaldırmak, mücadele sporları, bilinçsiz spor yapmak, yanlış oturuş ve duruş alışkanlığı, mesleğini sevmeme, huzursuz bir ortamda ve stres içinde yaşama, sigara ve alkol kullanma, uzun süre otomobil sürme, bedensel faaliyetlere ısınmadan başlamak birer risk faktörüdür. Bu risk faktörleri bir insanın günlük yaşantısında ne kadar çoksa o kişinin bel fıtığına yakalanma ihtimali de o kadar yüksektir. Hele bir de genetik olarak yatkınlık varsa bel fıtığıyla tanışmak sürpriz sayılmamalıdır.

    Uygun olmayan sandalyelerin üzerinde her gün saatlerce süren bir ofis hayatına mahkûm insanlar bel fıtığının müstakbel adaylarıdırlar.

    Bel fıtığı orta yaşlı insanlarda daha sık görülür.

  • Bel fıtığının ters tarafta olması

    Bel fıtığı hastalarında şikayetler genellikle fıtığın olduğu tarafta görülür. Fakat bazı hastalar vardır ki, bel fıtığı bir tarafta olduğu halde şikâyetleri karşı taraftadır. Meselâ, yapılan tetkikler neticesinde diskin sağ tarafa doğru fıtıklaştığı net olarak tesbit edilir fakat hastanın ağrı, uyuşma, his kaybı gibi belirti ve bulguları sol bacağındadır. Tabi ki, bunun tersi de sözkonusu olabilir.

    Böyle bir klinik tablo yine sinir elemanlarının sıkışması sonucu ortaya çıkar. Disk sağ veya sol taraftan kanala doğru taşarak sinirleri itmekte ve karşı tarafta sıkıştırmaktadır. Fıtıklaşan diskin karşı tarafındaki faset eklemi normalden büyükse veya karşı taraftaki kemik yapının yüzeyinde düzensizlikler varsa sinirler o tarafta daha kolay basıya maruz kalmaktadır (Şekil C ve D). Böylece hastanın şikâyetleri karşı tarafta ortaya çıkmaktadır. Ancak doktor, tedavisini fıtıklaşan diske göre planlamakta ve operasyon sözkonusu ise bunu fıtıklaşan taraftan gerçekleştirmektedir. Neticede fıtıklaşan disk boşaltıldığında hastanın karşı tarafta olan şikâyetleri de sona ermektedir.

    Bel fıtığının ters tarafta bulunmasına günlük hekimlik pratiğimiz esnasında çok nadir rastlamaktayız. Konunun bilimsel izahı mümkün olduğundan karşılaştığımız tablo biz doktorları hiç şaşırtmamakta ve yaptığımız açıklamalar neticesinde hasta da ağrısının ve diğer şikayetlerinin manyetik rezonans ve/veya bilgisayarlı tomografi raporuna göre neden ters tarafta olduğunu öğrenip endişeden kurtulmaktadır.

    Şekil A’da fıtıklaşan disk ve hastanın şikayetleri aynı taraftadır. Şekil B’de ise fıtıklaşan disk solda, hastanın şikayetleri sağdadır. Şekil C’de fıtıklaşan diskin karşı tarafındaki faset eklemi normalden daha büyüktür (hipertrofik). Şekil D’de karşı taraftaki kemik yapıda düzensizlik görülmektedir. Böylece sinir elemanları karşı tarafta daha kolay sıkışmaktadır (Şekil C ve D).

  • Bel fıtığının belirtileri

    Bel ve bacak ağrısı en belirgin şikâyettir. Fakat bazen bel veya bacak ağrısından sadece biri de bulunabilir. Hareket kısıtlılığı, topallayarak yürüme, vücudun bir tarafa doğru çarpılması gözlemlenebilir. Ağrıyla birlikte bacaklarda uyuşma, karıncalanma, hastalık ilerledikçe kuvvet kaybı ve incelme (atrofi) görülebilir. Sinirlere genişçe basan fıtıklarda cinsel fonksiyonlar olumsuz etkilenebilir.

    Bazen orta hattan omurilik kanalına doğru uzanarak sinirleri sıkıştıran büyük bel fıtıklarında ağrının yanında idrar ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi rahatsızlıklar ile bacaklarda felce doğru gidiş, süvari yaması tarzında (oturak civarında) duyu kaybı ve cinsel fonksiyon bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu klinik tabloya kauda ekuina sendromu adı verilir. Omurilik kanalı dar olan hastalarda küçük orta hat fıtıkları bile benzer şikayetlere yol açabilir. Hastalığın bu derecede ilerlemesine müsaade edilmemeli, zamanında müdahale ile uygun bir tedavi gerçekleştirilmelidir.

    Bel fıtığında bel ve bacak ağrısı öksürmekle, yürümekle, iş yapmakla ve ayakta kalmakla artarken sert yatakta yatmakla azalabilir.

    Gelişmiş bir bel fıtığı sinir kökünü sıkıştırdığı için hasta ağrısını azaltmak üzere vücudunu yana doğru eğmektedir.

    Nadiren de olsa, ani ilerleyen böyle büyük hacimli orta hat bel fıtıklarında ağrıyla birlikte bacaklarda felç gelişebilir. Hasta idrar ve büyük abdestini
    altına kaçırabilir. Oturak civarında eyer tarzında duyu kaybı oluşabilir. Cinsel fonksiyonlar kaybolabilir (kauda ekuina sendromu).

  • Bel fıtığı nasıl oluşur ?

    Bel Fıtığı Nasıl Oluşur
    Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pekçok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar. Çünkü öyle insan vardır ki 120 kg. kaldırır, hiçbir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg. kaldırır, bel fıtığı olur.

    Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir. Kâinatta hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmamış olması gibi diskin beslenmesi de belirli bir plan ve program dahilinde gerçekleşmektedir. Belirli maddeler diskin belirli yerlerinden geçmektedir. Ancak yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar da azalır ve yaklaşık sekiz yaşından sonra hiç görülmezler. Bu yaştan sonra diskin beslenmesi diffüzyonla olur. Disklerin ihtiva ettiği su oranı da çocuk yaştan itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir ceninin diskinde su oranı % 90 iken, çocuklarda bu oran % 80’e, yetişkinlerde ise % 50-60’a düşer. Neticede disk de giderek küçülür ve yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler ve disk üzerine uygulanan mekanik kuvvetlerin yaptığı dejenerasyon eşlik eder. Diske giren oksijen ve besin miktarı giderek azalırken metabolizma artıklarının atılması zorlaşır. Disk zamanla elastikiyetini yitirir, artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olur. Diskin içinde bulunan ve tamir görevi üstlenen destek hücrelerinin sayısı da yaş ilerledikçe azalır. Tamir olayı zayıflar. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur. Yani zemin hazır hale geldikten sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki bu, hafif bir cismi kaldırmak veya sadece öksürmek de olabilir.

    Bazı ailelerin tüm fertlerinde kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nisbeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay bel fıtığına yakalanmaktadırlar. Öyle aileler vardır ki, dede, baba ve çeşitli yakın akrabaları bel fıtığından ameliyat etmişizdir. Yani kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik yönünün olduğu da söylenebilir.

    Damarlardaki hastalıklar, şeker hastalığı ve sigara kullanımı, diske gelen kan akımının miktar ve kalitesini, dolayısıyla onun beslenmesini olumsuz yönde etkileyerek dejenerasyonu hızlandırırlar.

    Bel fıtığının oluşumunda rol oynayan dış faktörlerin başında günlük aktiviteler esnasında ortaya konan bilinçsiz hareketler gelmektedir. Eğilerek veya uzanarak bir yük kaldırdığımızda belde bulunan diskler üzerine binen yük simetrik değil, asimetrik olmaktadır. Böyle bir durumda bel fıtığının nasıl kolayca teşekkül edebileceğini aşağıdaki şekiller sade bir tarzda izah etmektedir. .

    1. Diskin dış kısmını oluşturan lifler 30 derecelik açı ile sıralanırlar ve içerideki nükleus denen kısmın çeşitli kuvvetlerin etkisiyle dışarıya doğru taşmasını engellerler. Yani bu lifler bel fıtığının gelişmesine ciddi bir engel teşkil ederler.

    2. Yük diskin üzerine simetrik uygulandığında diskin iç ve dış kısımlarını meydana getiren yapılar bariz şekilde deforme olur. Fakat bu deformasyon simetrik olduğundan bel fıtığı kolayca gelişemez.

    3. Yük diskin üzerine asimetrik binerse, yükün uygulandığı tarafta komşu iki omur kemiği birbirine yaklaşır, aradaki mesafe daralır ve diskin kapsül kısmı deforme olarak dışarıya doğru taşar.

    4. Diskin içindeki nükleus denen kısım ise maruz kaldığı basıncın etkisiyle karşı kenara doğru gitme eğilimindedir. Halbuki karşı kenarın dış kısmını oluşturan lifler bu pozisyonda gerilmiş ve zayıf düşmüşlerdir. Bu durumda asimetrik olarak uygulanan yük nükleusun karşı taraftan dışarıya taşmasını, yani bel fıtığı teşekkülünü kolayca gerçekleştirecektir.

    Omurgaya yandan baktığımızda (sagital plan) fıtıklaşan ve yer değiştiren disk materyalinin farklı yerleşimleri görülmektedir.

    Bel fıtığının yatay (horizontal) planda değişik yerleşimleri görülmektedir.
    Fıtıklaşan disk, omurilik kanalına doğru ilerleyebileceği gibi (B, C, D), omurilik kanalını terkeden sinirlerin içerisinden geçtiği yanlardaki foramen denilen delikler yönünde de
    gelişme gösterebilir (E). Hatta foramenlerin dışına kadar da uzanabilir (F).

  • Bel fıtığı nedir?

    Bel Fıtığı
    Belimizde 5 adet omur kemiği vardır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur. Disk, özel bir bağ dokusu organıdır ve omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder.
    Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuşak bir bölüm, bunun dışında anulus fibrozus adı verilen daha sert bir fibröz tabaka, omur kemiklerine bakan yüzlerde ise her iki tarafta son-plak olarak adlandırılan kıkırdak yapılar vardır. Dıştaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuşak kısmın dışarıya doğru taşmasına fıtıklaşma denir. Fıtıklaşan yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı (spinal kanal) içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder .
    Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.


    Omur kemiklerine yandan bakışta normal disk ve omurilik kanalının içine fıtıklaşmış disk görülmektedir.

    Manyetik rezonans fotoğrafında gelişmiş bir bel fıtığı ok ile gösterilmektedir.

    Bel fıtığı gelişirken şekil A’da görüldüğü gibi anulus fibrozus dış liflerinin bir kısmı henüz yırtılmamış ve disk materyalinin tamamı diskin içerisinde ise buna kapsamı içerisinde (contained) disk denir. Ancak şekil B’deki gibi anulus fibrozus liflerinin tamamı bütünlüğünü yitirmiş ve disk içindeki materyal anulusun dışına taşmış ise buna da kapsamı ışarıya çıkmış (uncontained) disk adı verilir.

    Bel fıtığının gelişimi ve değişik tipleri izlenmektedir. Nadiren rastladığımız dura içine fıtıklaşma disk materyalinin dura denen kalın zarı delerek omurilik kanalının içine girmesiyle oluşur. Fıtıklaşan diskin posterior longitudinal ligament, peridural membran ve sinir köküyle olan ilişkisinin şekline göre fıtıklaşma; subligamentöz, ekstraligamentöz, submembranöz, transmembranöz veya intraradiküler olarak adlandırılır. Ayrıca ekstrüzyonveya sekestrasyon tarzında fıtıklaşmalarda disk materyali kafa veya kuyruk
    sokumu yönünde yer değiştirebilir. Bu durumda kranial / kaudal uzanımlı ekstürüde bel fıtığından, kranial / kaudal yönde göç etmiş sekestre bel fıtığından veya göç etmemiş sekestre bel fıtığından söz edilebilir.

  • Boyun ağrısı ve kollara yayılan ağrıya dikkat !

    Boyun ağrısı ve kollara yayılan ağrıya dikkat !

    Öncelikle boyun fıtığının ne olduğunu tarif etmemiz gerekirse 7 tane boyun omurunu bir arada tutmaya yarayan omurlar arasındaki kıkırdak doku bulunduğu normal konumdan taşarak omuriliğin kendisine veya buradan çıkmakta olan kollara giden sinirleri sıkıştırması ile oluşmaktadır.

    Boyun fıtığı neden olmaktadır sorusunun cevabında ise; ilk sırada geçirilmiş olan travmalar gelmektedir. Özellikle trafik kazaları ön plandadır. Bazen arabaların tampon tampona küçük dokunmaları sırasında bile sürücülerin boyunlarında oluşan öne ve arkaya git-gel haraketleri daha sonra ileride boyun fıtığına neden olabilmektedir. Ayrıca duruş ve oturuş bozukluklarına bağlı olarak veya boynun aşırı derecede haraketsiz kalmasını gerektiren mesleklerde de meslek hastalığı olarak ortaya çıkabilmektedir. Özellikle direk sebep olmasa da bir elde ağır bir nesneyi uzun süre taşımak boyun postürünü bozarak boyun fıtığına zemin hazırlayabilir.

    Boyun fıtığında ilk belirti; zaman zaman ortaya çıkan boyun ağrısı ile başlayarak daha sonra devamlı ve şiddetli bir hal alıp boyun haraketlerini kısıtlayacak kadar şiddetli olabilir. Daha sonra ise; taraf seçmeye başlayarak sağ veya sol kola ya da her iki kola yayılan ağrılar, kollardaki değişik bölgelerde uyuşukluklar ortaya çıkar. Daha ileri safha da ise; kollarda kuvvetsizlik nedeni ile kol ve ellerin kullanımında aksamalar başlar. Hastalar bazı eşyaları tutmakta zorlanarak sık sık düşürmeye başlarlar. Ayrıca boyun haraketleri sırasında elektirik çarpmasına benzer hisler olabilir.Tüm boyun ağrılarının boyun fıtığından neden olduğunu söyleyemeyiz. Adalelerin spazmı, kireçlenmeler,kemik erimesi,stres,soğuğa maruz kalmak gibi nedenlerde boyun ağrısı yapabilir.

    Biraz önce belirtiğimiz şikayetleri olanların hadisenin fazla uzamadan başvurması gereken doktor ise; beyin ve sinir cerrahi uzmanı veya fizik tedavi uzmanıdır. Doktora gidildikten sonra yapılması gereken şey, iyi bir nörolojik muayeneyi takiben teşhisin kesinleşmesine yönelik tektiklerin bir an önce yapılmasıdır. Bunlar basit boyun filmi, tomografi, boyun MRG’si ve bunların yetmediği durumlarda da EMG tektikinin yapılarak teşhisin oluşturulması gerekir. Günümüzdeki en önemli tanı aracı MRG olamakla birlikte hastanın şikayetlerine ve hikayesine bağlı olarak özellikle travma ve kemik dokudan kaynaklanan bir rahatsızlığın ayırt edilmesi gerektiği durumlarda basit film ve tomografi bize oldukça faydalı olmaktadır. EMG dediğimiz tektik ise; bize sinir ve onda bir hasar olup olmadığını gösterir.

    Peki, teşhis koyuldui nasıl tedavi edilir aşamasında yapılan muayene ve tektiklerde ameliyat bulgularının olmadığı hastalarda ilaç tedavisinine başlanır. Buradaki amaç boyundaki adale spazmını kaldırmak sureti ile ağrıyı azaltmak ve boyun haraketlerini rahatlatmak sıkışan sinirlerin etrafındaki bölgede oluşan ödemi kaldırmak sureti ile orada bir rahatlık sağlanarak ağrının geçmesi ni kolaylaştırmaktadır. İlaç tedavisi hastaların büyük bir bölümünde genellikle şikayetleri ortadan kaldırır. Boyun adalelerindeki spazma bağlı olarak veya başka nedenle boyun, duruş şekli bozularak düzleşmenin olduğu hastalarda ilaç tedavisine ayrıca boynu ideal pozisyonda tutmayı sağlayacak boyun korsesi kullanımıda önerilir.

    İlaç tedavisinin kısmen faydalı olduğu ancak yeterince ağrısı geçmeyerek şikayetleri devam eden hastalarda fizik tedavide devreye sokulabilir. Fizik tedavi , fizik tedavi uzmanının değerlendirlmesini takiben 10 veya 15 seansta uygulanabilir.

    Muayene ve tektiklerinde ameliyat bulguları mevcut olan hastalarda ise; cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Uygulanacak olan cerrahi tedavi ameliyatı yapacak olan beyin ve sinir cerrahi uzmanı tarafından hastanın değerlendirilmesi sonucu yapılır. Genellikle birçok merkezde uygulanmkata olan cerrahi yöntem mikroskobik olarak fıtığın olduğu omurlar arasındaki dışarıya doğru taşmak sureti ile omurilik ve kola giden siniri sıkıştıran kıkırdak dokunun temizlenerek basının ortadan kaldırılması ve boyun postüründe de bozukluklar var ise; bu aralığa cage denilen metaryelin yerleştirilmesini içeren bir uygulamadır.

    İlaç tedavisi, fizik tedavisi ya da ilaç tedavisinde şikayetleri geçen hastalarda dikkat edilmesi gerekenlere değinmek istersek, hastaların boyun adalelerini güçlenditrecek ve omurgaya destek olmasını sağlayacak boyun haraket egzersizleri yapmaları gerektiğini söyleyebiliriz. Ayrıca yüzme gibi; sportif aktiviteleride eklemek gerekmektedir. Çalışma şartları, boyun anatomik duruşuna uygun şekilde dizayn edilmeli, soğuk ve rutubetli ortamlarda boyun korunmalı özellikle klimalı ortamlarda dikkat edilmelidir. Bayanlarda ıslak saçların boyuna teması olmaması için kurutulmalıdır.

  • Dar kanal (spinal stenoz) hastalarında x-stop uygulaması

    DAR KANAL (SPİNAL STENOZ) HASTALARINDA X-STOP UYGULAMASI- Yeni Minimal İnvaziv Girişim

    Lomber Dar Kanal; Omurganın içinde Omurilik ve bacağa giden sinirlerin bulunduğu bölgenin (kanal), kemik veya burayı çevreleyen bağ dokusunun kireçlenmesi, büyümesi veya sertleşmesi sonucunda omurilik ve/veya sinirlerin sıkışması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Normalde bel bölgesinde tanımladığımız bu alanın (kanal) çapı 15-25 mm arasındadır, fakat Dar Kanal hastalarında bu çap 5-10 mm ye kadar düşer. Kanal Darlığı doğuştan veya kazanılmış olabilir. En sık görülen yukarıda bahsettiğim nedenlere bağlı gelişen kazanılmış dar kanaldır. Sıklıkla 50 ve üstü yaşlarda görülür. Kadınlarda erkeklere oranla biraz daha sık görülür.

    Bel ve bacaklarda ağrı, uyuşmalar, kramp görülebilir. Hastalar sıklıkla yürümekle veya ayakta durmakla ortaya çıkan ve durarak dinlenmelerini gerektiren bacaklarda ağrı, uyuşma ve kramplardan yakınırlar.

    Dar Kanal, ABD’ de 50 yaş ve üzeri hastalarda gerçekleştirilen bel cerrahisinin en sık nedenidir. Omurga kanal darlığının en belirgin bulguları bel ağrısı ve yürürken veya ayakta dururken ortaya çıkan bacaklarda ağrı ve güçsüzlüktür. Hastalar genellikle rahatlamak amacıyla yürürken öne doğru eğilir ve sıklıkla oturmakla rahatlarlar. Hareketleri kısıtlanan hastalarda buna bağlı olarak obesite ve psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkmaya başlar.

    Tedavide; Daha önceleri kanal darlığı ameliyatlarında omurga kanalı iki taraflı açılır veya omurganın arka kemiği olduğu gibi alınırdı. Bu hastalarda zamanla omurga statiğinde bozulma olduğu gözlendi ve vidalar ve platinle omurga tespit edilmeye başlandı.

    Fakat bu tip ameliyatlar büyük ameliyatlar olduğu için hastanın toparlanması ve normal yaşama dönmesi oldukça geç olmaktadır.

    Günümüzde bu sorunun çok basit bir şekilde ortadan kalkmasını sağlayan İnterspinöz Distraksiyon Cihazları ( X-STOP)geliştirilmiş ve ABD’de yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaklaşık 5-10 dk lık bir girişimle darlığın olduğu bölgeye yerleştirilen bu cihaz sayesinde kemik alınmasına, vida ve platine gerek kalmadan, Hiçbir risk olmadan dar olan kanal rahatlatılmaktadır.. Hastalar yaklaşık 3-4 saat sonra yürüyerek taburcu olabilmektedirler.

    Bu girişim için ideal hastalar:

    1. 50 yaş ve üstü hastalar

    2. Öne doğru eğildiklerinde ağrılarında azalma olan hastalar

    3. Bir veya iki seviyede darlık tespit edilen hastalar

    Doç.Dr.Volkan Aydın

  • Bel fıtığında ameliyat son çare ama…

    Bel fıtığında ameliyat son çare ama…

    Ağrıyla kendini belli eden, günlük hayatı çekilmez hale getirip, yaşam kalitesini düşüren bel fıtığı, ameliyat yerine pekçok yöntemle tedavi edilebiliyor. Fizik tedavi yöntemleri bel fıtığı hastalarını rahatlatıyor. Ancak,ameliyat gerektiren ve hastaların geç kalmaması gereken bazı durumlar var…

    Bel fıtığının ameliyatla tedavisi tüm dünyada son çare olarak görülüyor. Ancak; “kuvvet kaybı,şiddetli ağrı, MR görüntülerinde saptanan ciddi büyüklükte disk parçalarının varlığı gibi durumlarda ameliyat ilk ve tek çare olabiliyor.

    Doç. Dr. Volkan Aydın, “bazı yanlış anlamalar sonucunda, bel fıtığından dolayı ameliyat olması gereken hastaların en son çare olarak ameliyat olmak gerekliymiş diye düşünerek, ameliyat olması gerekli olduğu halde, geç kaldıklarını ve günümüz koşullarında hiç olmaması gereken ayak felci, idrar kaçırma, cinsel güç kaybı gibi kusurların geliştiğini belirtti.

    Uzmanlara göre, zamanında müdahale edilmeyen hastalarda kalıcı kayıpların gelişmesi kaçınılmaz. Bel fıtığında ameliyat çözümü ile ilgili görüş aldığımız Doç. Dr. Volkan Aydın şöyle diyor:

    “Tabiî ki her bel fıtığı hastası bu durumda değildir ve bel fıtığı hastalarının %85-90’ı ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebilir. Gerekli durumlarda ise hasta doktorunun önerileri doğrultusunda ameliyat kararını vermekten korkmamalıdır. Günümüzde bel fıtığı ameliyatları, artık tüm dünyada bel ve boyun fıtığı cerrahi tedavisinde altın Standard olarak kabul edilen mikrodiskektomi tekniğiyle, deneyimli ellerde 15-30 dk süren riskleri minimum olan bir ameliyattır.” Bu ameliyattan sonra hastalar 4 saat sonra ayağa kalkabilmekte ve aynı gün akşamı veya ertesi sabah taburcu olabilmektedir.

    Mikrodiskektomi (mikrocerrahi) tekniğinde; Sadece 2-2,5 cm’ lik bir kesi sonrası mikroskop altında ameliyat bölgesindeki sinirler 20-30 kat büyütülerek, sinirlere zarar verme riski olmaksızın sinirlere bası yapan fıtık parçası çıkartılmakta ve cilt yüzeyinde dikiş bulunmayan hasta birkaç saat içinde ayağa kalkabilmekte, istediği zaman banyo yapabilmektedir.

    Gelişen teknoloji ve deneyim sonrası bel fıtığı ameliyatından sonra sakat kalırım, normale dönemem korkusu terk edilmeli ve özellikle gereken durumlarda ameliyat için geç kalınmamalıdır.

    Tekrarlamak gerekirse; Hastaların asıl korkması gereken, teknoloji ve cerrahi tekniklerdeki bu ilerlemeye rağmen, ameliyat olması gerektiği halde, çeşitli korkulardan dolayı, karar vermede geç kalarak; ayak felci, idrar kaçırma, cinsel güç kaybı gibi kusurların gelişmesine neden olmaktır…

  • Gebelerde bel ağrısı ve bel fıtığı

    Gebelerde bel ağrısı ve bel fıtığı

    Gebelerde, ne sıklıkla bel ağrısı bel fıtığı görülür?

    Gebelerin yaklaşık olarak yarısında bel ağrısı görülmektedir. Ortalama olarak her 5 gebeden 1’inde bu yakınmalar şiddetlidir. Ağrıların büyük çoğunluğu ilk 3 aydan sonra görülmektedir. Gebeler de bel fıtığı riski bir miktar artmaktadır. Daha önemlisi bel fıtığı olduğu halde yaşamlarını rahatlıkla sürdürebilen kişilerin; gebeliğe bağlı olarak bu sıkıntılarının artış göstermesidir. Bu açıdan bel fıtığı olan anne adaylarının takibi önemlidir.

    Gebelik ve bel ağrısı?

    Gebelerde birçok fizyolojik değişikler olmaktadır. Bizi ilgilendiren kısmı ise omurga sistemini üzerindeki etkileridir. Gebelikle birlikte bedensel gücünde ve hareket kabiliyetinde birçok değişiklikler olmaktadır. Gebelerin, boyun, sırt, bel ve kalça ağrıları açısından dikkatle izlenmeleri gerekmektedir. Bu sayede öncelikli tedbirler alınabilir. Bu sıkıntıların en aza indirilmesi annenin, doğum ve sonrasında daha rahat bir yaşam sürmesine, dolayısıyla bebeği ve ailesiyle ilişkilerinin, daha sağlıklı kurulmasına fırsat verir.

    Gebelikte bel ağrı bel fıtığı nedenleri?

    Bel ağrısının birçok değişik nedene bağlanabilmektedir. Gebelikle birlikte, postür değişikliği, bel kavsinin artışı (lomber lordoz artışı), kilo alımı, hormonlar bu nedenlerden başlıca olanlardır.

    Gebelikte, aşırı kilo alımı gibi etki göstererek, bel fıtığı ve bel ağrısı oluşumunu tetiklemektedir. Gebelik süresince aşırı kilo alınımını engellemek gerekmektedir. Diyetisyen ve kadın doğum uzmanının önerileri doğrultusunda, protein yoğunluklu sebze ve meyve destekli diet uygulanmalı; aşırı kilo alımına neden olabilecek tatlı gibi karbonhidrat içeren yiyeceklere dikkat edilmelidir.

    Gebelikteki kilo alımı ile birlikte ağırlık merkezi değişecektir, böylelikle omurga üzerindeki bunun dağılımı ve dengesi değişecektir. Bu da bel ağrısı ve bel fıtığının agreve olması şeklinde karşımıza çıkar. Aşırı yük binmesi ile diskin ve eklemlerin üzerindeki dengeli dağılım bozulacaktır. Böylece fıtıklaşma oluşumu gerçekleşebilecektir. Bel ağrısı ve kalçadan bacağa doğru yayılan ağrı olarak tariflediğimiz siyatik bacak ağrısı ortaya çıkacaktır.

    Bebeğin büyümesi doğumun gerçekleşebilmesi için vücut kendi tedbirlerini alır. Bazı hormonlar aracılığıyla, kaslarda, eklemlerde ve bağ dokularda gevşeme sağlayarak hem bebeğin büyümesine hem de doğumun gerçekleşmesine izin verir. Bu durum, bel-bacak, sırt ve kalça ağrısının da karşımıza çıkmasına neden olmaktadır.

    Bel fıtığında, gebelerde, artan hormonların (Östrogen, Progesteron, Relaksin) etkisi de olmaktadır. Kaslarda ve eklemlerde gevşeme oluşturmaktadır. Eklemlerdeki gevşeme sırt, bel ve kalça ağrısı; kaslardaki gevşeme ayak da şişlik dolayısıyla bacak ağrısı, uyuşma ve hareket kabiliyetinin zorluğu olarak karşımıza çıkabilir.

    Tedavi nasıldır ve ne zaman cerrahi?

    Gebelerde ki bel fıtığına cerrahi çok nadiren uygulanmaktadır. Genellikle istirahat, ilaçla tedavi ve fizik tedavi önerilmektedir. Korse oluşturacağı basınç etkisinden dolayı önerilmez. Ağrı ve kas gevşetici ilaçların bebeğe ve anneye zararlı olmaması önemlidir. Kısa süreli ve en hızlı olarak vücuttan atılan ilaçlar seçilmelidir. Kadın doğum uzmanının önerileri dikkate alınmalıdır.

    Basit egzersizler yapılabilir ancak yoğun sıcak uygulama, traksiyonlar ya da tens (Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) önerilmez. Lokal soğuk uygulamalar yapılabilir. Yüzme en iyi spor ve en etkin egzersiz sayılabilir. Yüzme ile bütün kas grupları dengeli bir şekilde çalışmış olurlar. Egzersizler, rutin ve düzenli olarak her gün uygulanmalıdır. Su masajı ve istirahat; etkili olabilecek ve kolay uygulanabilecek tedavi yöntemlerindendir. Uzun süreli oturmalar ve bel desteksiz oturuşlarda, omurga sistemindeki yükü artırıcı etkisinden dolayı önerilmemektedir.

    Hangi görüntüleme yöntemleri uygulanır? Hangi hastaya cerrahi uygulanır?

    Genellikle cerrahi önerilmez; yukarıdaki öneriler ile hastanın durumunda gelişme sağlanır. Fakat ileri derecede bel fıtığı olduğunda, dayanılamaz ağrılar, kuvvet kaybı ya da diğer nörolojik kayıpların (mesane-barsak problemleri) söz konusu olduğu durumlarda mikrodiskektomi yöntemi ile cerrahi girişim uygulanmaktadır. Magnetik Rezonans (MR) ile tanı konulup, epidural ya da genel anestesi altında yapılacak cerrahi girişimlerin sonuçları olumludur. Gebeliğin herhangi bir döneminde bu girişimler kontraendike değildir. Anne ve bebek için güvenilirdir. Tanı için en ideal görüntüleme yöntemi Magnetik Rezonans’tır . MR’ da radyasyon söz konusu olmadığı için bebeğe ya da anneye zararı olmamaktadır. Radyasyon etkisinden dolayı Bilgisayarlı tomoğrafi veya röntgen çekimi uygun değildir.

    Bel fıtığı olan gebede doğum nasıl gerçekleştirilir?

    Hafif derecede bel fıtığı olan gebeler normal doğum yapabilir. İlere derece bel fıtığı olan gebelerde ise doğumun sezeryan ile gerçekleştirilmesi önerilmektedir.