Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Serebral anevrizma nedir?

    Anevrizma bir kan damarının duvarında genişleme ya da balonlaşma yapmasına ve ince duvarlı bir kabarcık veya kesecik meydana gelmesine neden olan zayıf bir bölgedir. Anevrizmalar vücudun herhangi bir yerindeki damarların hepsinde meydana gelebilirler. Serebral anevrizmalar beyindeki damarlarda oluşan anevrizmalardır. Anevrizmalar bazen o kadar zayıf noktalara sahip olurlar ki buralardan tıpkı balonların patlaması gibi yırtılır ve kanarlar.

    Anevrizma: Kan damarlarında ince duvarlı bir kabarcık veya balonlaşma oluşmasına neden olan damar duvarlarındaki zayıflıklardır.

    Serebral: Beyin ile ilgili

    Stent: Damar içerisine yerleştirilen özel olarak tasarlanmış, genişleyebilen bir tüptür. Stent bir yapı iskelesi gibi damar duvarına bir destek oluşturur. Geniş boyunlu anevrizmalarda stentler anevrizma boynuna koili içerisinde tutabilmek amacıyla yerleştirilirler. Aynı zamanda, içine stent konulmuş olan bir damarda içerisinden kanın geçmesini ve akmaya devam etmesini de sağlarlar.

    Bir Anevrizma İçin Risk Faktörleri Nelerdir?

    Anevrizmalar sıklıkla 35-60 yaş arasındaki insanlarda fakat daha sıklıkla kadınlarda ortaya çıkmaktadır. Anevrizmalar sıklıkla infeksiyonlardan, beyin damarlarına hasar veren ilaçların kullanılmasından (amfetamin veya kokain) veya beyinde olan bir yaralanmadan dolayı oluşurlar. Nadir durumlarda anevrizmalar bazı damar hastalıklarına bağlı olarak, örneğin fibromüsküler displazi denilen bir rahatsızlığa bağlı da olabilirler. Yine aynı zamanda anevrizma oluşumuna bir eğilim ailede de var olabilir.

    Bir Anevrizmanın Semptomları Nelerdir?

    Küçük ve yırtılmamış bir anevrizmanın sıklıkla bir semptomu da yoktur. Daha büyük anevrizmalar yandaş oluşumlara baskı oluşturmaya başlarlar ve bölgesel ağrılar ile baş ağrıları ortaya çıkar. Anevrizma büyüdükçe beyine olan baskılar artacağından hasta görme problemleri, kol veya bacaklarda his kaybı, güç kaybı, hafıza problemleri, konuşma problemleri veya nöbetler ile karşı karşıya kalabilir.

    Amfetaminler: Merkezi sinir sistemi uyaranlarıdırlar. Enerjiyi artırır ve iştahı azaltırlar. Narkolepsi ve bazı depresyon formlarının tedavilerinde kullanılmışlardır.

    Kokain: Kakao bitkisinin yapraklarından üretilen ve bazı beyin kimyasallarının hızla ancak kısa bir süre için aktivitesini artıran güçlü bir uyarandır. Etkileri arasında öfori, yerinde duramama, heyecan veya iyi hissetme vardır.

    Fibromüsküler Displazi: Sıklıkla FMD diye bilinen fibromüsküler displazi bir veya daha fazla arterin duvarlarında anormal hücrelerin büyümesine neden olur. Sonuçta daralmalar (stenoz) oluşur. Eğer arterde kan akımını azaltmaya yetecek kadar daralma meydana gelirse anevrizma gelişebilir.

    Tüm Anevrizmalar Aynı Mıdır?

    Anevrizmalar değişik ölçülerde olabilirler.

    10 mm.den küçük anevrizmalar küçük olarak değerlendirilirler.

    10-20 mm arasında olanlar büyük anevrizmalar olarak değerlendirilirler

    20 mm.den büyük anevrizmalar dev anevrizmalar olarak adlandırılırlar.

    Anevrizmalar şekil olarak da değişiklikler gösterirler. Bazı örnekler vermek gerekirse:

    -Sakküler (çanta gibi) dar boyunlu anevrizmalar. Bunlar berry anevrizmaları olarak da bilinirler çünkü bunlar bir arterin kenarından büyüyen kirazlar gibi görüntü verirler; Dar anevrizma boynu kirazın sapı gibi görünür.

    – Geniş boyunlu sakküler anevrizmalar. Bu tür anevrizmalarda boyun kısmı en az 4 mm geniştir veya anevrizma başlangıç noktasından tepesine kadar olan uzunluğun en az yarısı kadar genişliğe sahiptir.

    – Fuziform (İğ şekilli) anevrizmalar: Kesin bir boyunları yoktur.

    Son olarak anevrizmalar yerleşim olarak da beynin farklı bölgelerinde oluşabilirler. Çoğunlukla beynin derinlerindeki merkeze yakın, bazen biraz önde gözlere yakın (anteriyor dolaşım) veya hafifçe başın arka (posteriyor dolaşım) bölgesine doğru oluşurlar. Bazı insanlarda birden fazla anevrizma beynin farklı bölgelerinde görülebilir.

    Anevrizmaların boyutları, şekilleri ve yerleşimleri ne kadar yırtılma ve kanamaya meyilli olacakları konusunda etkilidirler. Anevrizmalar küçük ve daha düzenli bir yapı gösterdiklerinde kanamaya daha az eğilimlidirler.

    Anevrizma Rüptürü (Yırtılması) Nedir?

    Anevrizmalardan konuşurken yırtılmış veya yırtılmamış terimlerini duyuyor olabilirsiniz. Yırtılma tıpkı bir balonun patlamasında olduğu gibi anevrizmanın ince duvarlı kısmından yırtılarak açılmasıdır ve bu da kanın komşuluğundaki yakın alana dağılmasına neden olur. Bu şekildeki bir kanamaya hemoraji denilir.

    – Serebral bir anevrizmadan kanın bu şekilde beyin içerisinde dağılmasına hemorajik inme denir. Bu son derece ciddi durumun bulguları kol veya bacak güçsüzlüğü veya felci, konuşmada veya anlamada problemlerin ortaya çıkması, görme bozuklukları veya nöbetler tarzında olabilir.

    – Hemorajik bir inmeyi takiben beyinde kalıcı bir hasar veya ölüm riski mevcuttur ancak yine de bazı hastalar son derece hafif bulgularla da bu durumu atlatabilirler. Eğer yırtılmış bir anevrizma tedavi edilmezse her zaman devam eden yeniden bir kanama riski mevcut olacaktır.

    Bir anevrizma kanadığı zaman kalıcı nörolojik problemlerin oluşma riski vardır. Bazı insanlarda hafif etkiler olabilir. Eğer yırtılmış anevrizma tedavi edilmezse devam eden yeniden kanama riski her zaman olacaktır.

    Hemorajik inme: Kanın serebral bir damardan doğrudan beyin içerisine geçmesi.

    Rüptür: Bir dokunun yırtılması

    Bir anevrizmanın rüptürüne neden olabilen bazı risk faktörleri aşağıdaki gibidir:

    – Büyük anevrizma

    – Yüksek kan basıncı

    – Sigara içimi

    – Aşırı alkol tüketiyor olmak

    – Aile Hikayesi

    – Madde bağımlılığı

    Serebral Bir Anevrizmanın Bulguları Nelerdir?

    Küçük, yırtılmamış bir anevrizma genellikle semptom vermez.

    Daha büyük, yırtılmamış anevrizmalar genişledikçe yakınlarındaki beyin alanlarına veya sinirlere giderek artan bir bası yapmaya başlarlar. Bu bası lokal (mevzii) ağrılara veya baş ağrılarına yol açar. Yine anevrizmanın beynin neresinde olduğuna ve hangi alanlara bası yapmaya başladığına bağlı olarak hastalarda görme ile ilgili problemler, kol veya bacaklarda his kayıpları, kuvvet kayıpları, hafıza problemleri, konuşma problemleri veya nöbetler ortaya çıkabilir.

    Eğer bir anevrizma yırtılırsa kişi genellikle ani, ve yaşayanların tarifiyle “hayatlarındaki en kötü baş ağrısı!” şeklinde başağrısı hisseder. Baş ağrısına bulantı, kusma, ense sertliği, bulanık ya da çift görme, ışığa hassasiyet veya duyuların kaybı eşlik edebilir.

    Geniş Boyunlu Anevrizma Nedir?

    Geniş boyunlu anevrizma (anevrizmanın tabanındaki açıklıkta) en az 4mm genişliğinde boynu olan veya anevrizmanın en yüksek tepesine olan uzunluğun en az iki katı kadar genişliğe sahip boynu olan anevrizmalardır.

    Bir Anevrizma Nasıl Teşhis Edilir?

    Serebral anevrizmaların tanısında bilgisayarlı tomografik anjiyografi denilen bir test kullanılır. Bu test beyin içerisindeki serebral kan damarlarını ortaya koyar. Hasta kayan bir masa üzerinde yatar ve büyük bir yüzüğe benzeyen bilgisayarlı tarayıcıya doğru hareket eder. Röntgende damarların daha iyi görülebilmesi için damardan bir boya maddesi verilir. Kan damarlarının bir seri röntgen görüntüsü anormallikleri, örneğin kan damarında bir anevrizma gibi, ortaya çıkarabilmek adına alınır.

    İkinci bir görüntüleme yöntemi ise Manyetik Rezonans Anjiyografidir. Hastalar bir manyetik rezonans tarayıcı içerisine doğru hareket eden bir masa üzerinde yatarlar ve kan damarları bir anevrizmanın varlığını araştırmak üzere görüntülenirler. Bu iki tarama testinin ikisi de serebral anevrizmaların 3-5 mm.den büyük olanlarının pek çoğunu tanımada son derece faydalıdırlar.

    En güvenilir test ise tanısal serebral anjiyogramdır. Bu test doktorun beyin içerisindeki damarlara ve kan akımına doğrudan bakmasına olanak verir. Bu testte hasta bir röntgen masasında yatar durumdadır. Bacakta bulunan bir kan damarından küçük bir damar yolu kateteri yerleştirilir ve bo-yunda bulunan ve beyine giden her iki boyun damarına kadar ilerletilir. Damarların röntgende güzel görüntülenebilmeleri için kontrast bir boya röntgen filmleri çekilmeden önce kateterden enjekte edilir.

    Kompüterize Tomografik Anjiyografi: X ışınları kullanan ve vücudun belli bölgelerinin görüntülerini değişik açılardan alarak yeniden kesitsel görüntü haline getiren tanı koydurucu bir testtir.

    Manyetik Rezonans Anjiyografi: Radyo dalgaları ve manyetik alanın kullanıldığı, vücudun iç dokularının bilgisayarda yeniden oluşturulduğu bir işlemdir.

    Boya bir kateterden verildiği için bu test diğerlerine göre konforu biraz daha az ve biraz daha invazif (girişimsel) bir testtir. Ancak, serebral anevrizmaların tüm boyut ve tiplerdeki anevrizmalarının yakalanmasında ve tanımlanmasında en güvenilir yöntemdir. Herhangi bir tedavi planlanmadan önce tanısal serebral anjiyogram tedaviye giden yol haritasının hazırlanması amacıyla mutlaka gerçekleştirilecektir.

    Eğer Bir Anevrizma Oluşmuşsa Diğerleri de Oluşur Mu?

    Bir anevrizmanın varlığı %15-20 oranında bir ya da daha fazla sayıda anevrizma olma olasılığını artırmaktadır.

    Yırtılmamış Bir Anevrizmanın Semptomları Nelerdir?

    Küçük anevrizmaların genellikle semptomları yoktur. Anevrizma büyüdükçe, baş ağrılarına veya lokalize (mevzii) ağrılara neden olur. Eğer bir anevrizma çok büyürse normal beyin dokusu veya yandaş sinirlere bası yapabilir. Bu bası görmede zorluklara, kol veya bacaklarda his ve kuvvet kayıplarına, hafıza ve konuşma problemlerine veya nöbetlere yol açabilir.

    Ne Tedaviler Var?

    Günümüzde serebral beyin anevrizmaları için temel olarak üç çeşit tedavi yöntemi mevcuttur: ilaçlar, nörocerrahi veya nörovasküler girişim. Her kişi için önerilecek tedavi yöntemi pek çok faktöre bağlıdır. Bunlar arasında anevrizmanın boyutları, yapısı ve yerleşimi, anevrizmanın yırtılmış veya yırtılmamış olması ve hastanın kendi durumu sayılabilir.

    Kontrast Boya (X-ray Boyası): X ışınları (Röntgen) altında opak olan ve vücudun iç yapılarının görünmesini sağlayan madde.

    Tanısal Serebral Anjiyogram: Beyin damarlarıyla ilgili anormallikleri ortaya çıkarmak amacıyla yapılan bir testtir. Anevrizma varlığını ortaya çıkarmak amacıyla da kullanılır. Bu test kasıktan damara yerleştirilen bir tüpün (kateter) rehberliğinde boyun damarlarına kon trast (boya) verilmesi ve kan akımının gözlenmesi ile gerçekleştirilir.

    Medikal Tedavi:

    Anevrizmaların tümü girişimsel tedavi gerektirmezler. Eğer bir anevrizma küçük, yırtılmamış ve bulgu vermiyorsa hekim girişim yerine yüksek kan basıncı gibi risk faktörlerini azaltmaya yönelik bir ilaç tedavisi verebilir. Düzenli kontroller kan basıncının ve diğer medikal durumların kontrolu açısından gerekli olacaktır.

    Nörocerrahi:

    Bir anevrizmayı tamir etmek amacıyla yapılan nörocerrahi kafatasında bir aralık oluşturmak, beyinin dokularını nazikçe aralayarak anevrizmayı ortaya çıkarmak ve anevrizma boynuna bir klip koymaktan ibarettir. Klip anevrizma boynuna bası yaparak onu kapatır ve kan akımının anevrizma içerisine girmesini önler.

    Cerrahi sırasında hastaya genel anestezi uygulanır. Eğer cerrahi sırasında veya sonrasında herhangi bir komplikasyon olmamışsa hastaların çoğu hastanede 4-6 gün kadar kalır ve birkaç hafta veya ay içerisinde tamamen iyileşmiş olur.

    Nörovasküler Girişim:

    Nörovasküler girişim anevrizmaya vücutta bir damar içerisinden ulaşmayı ve içine kan girmesini engellemek üzere anevrizma içerisinin bir materyal ile doldurulmasını ifade etmektedir.

    Nörovasküler girişim sırasında hasta bir röntgen masasında yatmakta ve floroskop denilen bir makine ile görüntüler alınmaktadır. Özel bir boya damar içerisindeki mikro kateterlerden verilmek suretiyle doktorun anevrizmayı görmesi sağlanır ve tıbbi araçlar kafatası açılmadan bu anevrizmaya yönlendirilir.

    Eğer işlemden sonra herhangi bir yan etki veya komplikasyon yok ise hastalar hastanede bir ya da iki gün kadar kalırlar ve bir hafta içerisinde tamamen iyileşmiş olurlar.

    Koil Embolizasyon İşlemi

    Bu yöntem bir tür nörovasküler girişim uygulamasıdır. Anevrizmanın içerisini doldurmak için kullanılan değişik materyaller vardır. En sık kullanılanları koillerdir- uzun çok ince, kıvrılmış tel huzmeleri, gitar teline benzerler ancak telefon kabloları gibi esnektirler.

    Bir koil embolizasyon işleminde hekim bunlardan birkaç tanesini doluncaya kadar bir bir anevrizma içerisine yerleştirir. Bu koiller anevrizma içerisinde kalırlar ve etraflarında kan pıhtılaşarak içeriyi doldurur ve böylece anevrizma içerisine artık daha fazla kan giremez. Vücudun doğal bir tepkisi nedeniyle bu koiller etrafında emboli oluştuğundan işleme koil embolizasyon adı verilmektedir.

    Bu işlemde hekim hastanın iç uyluk bölgesinde minik bir kesi veya iğne girişimi ile bacağa giden büyük damara bir tüp (kateter) yerleştirir. Bu tüp bir kateter kılıfıdır. Daha sonra bu kılıf içerisinden ince bir kılavuz tel ilerletilir. Bu tel metal olduğundan hekim bu teli röntgen ekranından (floroskopi) görebilir ve bunu beyine ve oradaki anevrizmaya kadar yönlendirebilir.

  • Bel fıtığı nedir? Cerrahi ve cerrahi dışı tedavisi nasıldır?

    Bel fıtığı nedir? Cerrahi ve cerrahi dışı tedavisi nasıldır?

    Omurga, “omur” adı verilen ve birbirine bağlı bir dizi kemikten yapılmıştır. Disk, bir omuru diğerine bağlayan güçlü bağ dokularının bir birleşimidir ve omurlar arasında bir yastık gibi görev yapar. Disk, “anulus fibrosus” adı verilen ve sert bir dış katman ile “nükleus pulposus” adı verilen jelimsi bir çekirdekten oluşmuştur. Yaşlandıkça, diskin merkezi su içeriğini kaybetmeye başlayabilir ve disk, bir yastık olarak daha az etkili hale gelir. Bu durum, diskin merkez bölümünün, dış katmandaki bir çatlaktan dışarı doğru çıkmasına, yer değiştirmesine (fıtıklaşmış veya yırtılmış disk olarak adlandırılır) neden olabilir. Disk fıtıklarının çoğu bel omurgasının alttaki iki diskinde meydana gelir, bu da bel hizasında veya belin hemen altına denk düşer.

    Fıtıklaşmış bir disk, omurgadaki sinirler üzerine baskı yapabilir ve ağrıya, uyuşmaya, karıncalanmaya veya “siyatik” olarak adlandırılan, bacak güçsüzlüğüne neden olabilir. Siyatik, insanların %1–2 sini etkiler ve bu durum genellikle 30–50 yaş arasında meydana gelir.

    Bacak ağrısı görülmeksizin tek başına sırt ağrısının disk fıtığından ziyade pek çok sebebi olmasına karşın, disk fıtığı sırt ağrısına da neden olabilmektedir.

    TEDAVİSİ NEDİR?
    Ani gelişen bel fıtıklı hastaların çoğu (%80–90), cerrahi olmaksızın iyileşecektir. Sağlık uzmanınız tedaviye genellikle cerrahi olmayan yöntemlerle başlayacaktır. Tedavinin tamamlanmasının ardından ağrı sizi hâlâ normal yaşayışınızdan alıkoyuyorsa, sağlık uzmanınız cerrahiyi önerebilir.

    Cerrahi ile bacak gücünüz normale dönmeyebileceği halde, cerrahi, bacağınızın daha da güçsüzleşmesini engelleyecek ve bacak ağrınızı da rahatlatacaktır. Cerrahi genellikle bacak ağrısının geçmesi için önerilir (başarı oranı %90’dan fazladır); sırt (bel) ağrısının rahatlamasında daha az etkilidir.

    CERRAHİ OLMAYAN TEDAVİ
    Sağlık uzmanınız, kısa dönemli dinlenme, şişkinliği azaltmak için anti-enflamatuar ilaçlar, ağrıyı kontrol etmek için ağrı kesiciler, fizik tedavi, egzersiz veya epidural steroid enjeksiyonu içeren, cerrahi olmayan tedaviler yazabilir. Dinlenmeniz söylenirse yatakta ne kadar kalmanız gerektiğine dair talimatlara uyun. Çok fazla yatak istirahatı sonucunda eklemleriniz sertleşebilir ve kaslarınız zayıflayabilir, bu da ağrıyı azaltmada yardımı olacak aktiviteleri yapmayı zorlaştıracaktır. Tedaviniz devam ederken çalışmaya devam edip etmemeniz gerektiği konusunu sağlık uzmanınıza sorunuz.

    Sağlık uzmanınız, belinize ek bir yük bindirmeden günlük yaşamınızdaki aktiviteleri yapmanız için bir hemşire veya fizyoterapistin yardımıyla eğitim ve tedaviye başlayabilir.

    Cerrahi olmayan tedavinin amaçları, sinirin ve diskin rahatsızlığını azaltmak ile beraber, omurgasını koruması ve tüm işlevini arttırması için hastanın fiziksel durumunu iyileştirmektir. Bu, bel fıtığı olan hastaların çoğunda, çok sayıda tedavi programını bir araya getiren organize bir bakım programı ile başarılabilmektedir.

    Sağlık uzmanınızın vereceği ilk tedavilerin bazısı ultrasound, elektrik uyarım, sıcak, soğuk ve elle yapılan “manual” tedaviler gibi birtakım tedavileri içerir; bunlar ağrınızı ve kas spazmlarınızı azaltmak ve bir egzersiz programına başlamanızı kolaylaştırmak içindir. Traksiyon, bazı hastaların ağrısını sınırlı oranda hafifletebilir. Bazen bel fıtığını iyileştirmede yardımı olmayacağı halde, doktorunuz bel ağrınızı rahatlatmak için tedavinin başlangıcında bir bel korsesi (yumuşak, esnek sırt desteği) verebilir. Manipulasyon, özelliği olmayan bir bel ağrısını rahatlatabilir ancak bel fıtığı olan çoğu vakada manipulasyondan uzak durulmalıdır.

    Öncelikle, bel ağrınızı veya bacaktaki belirtileri azaltmak için öğrendiğiniz egzersizler, yumuşak germeler veya vücut duruşunuzda değişiklikler yapmak olabilir. Ağrınız daha az olduğunda, esnekliği, kuvveti, dayanıklılığı arttırmak ve daha normal bir yaşam şekline dönebilmeyi sağlamak için daha zorlu egzersizler kullanılabilecektir.

    Egzersiz talimatı hemen başlatılmalı ve iyileşme ilerlerken, iyileşmenin derecesine göre uyarlanabilmelidir. Bir ev egzersiz programı ve germe programını öğrenmek ve buna devam etmek, tedavinin önemli bir kısmıdır.

    İLAÇLAR VE AĞRI TEDAVİSİ
    Ağrıyı kontrol etmek için kullanılan ilaçlar, analjezikler –ağrı kesiciler- olarak adlandırılır. Çoğu ağrı, aspirin, ibuprofen, naproksen veya asetaminofen gibi reçetesiz ilaçlarla tedavi edilebilir. Çok sık olmamakla beraber, doktor bazen kas gevşetici yazabilir. Süregelen ciddi ağrınız varsa, doktor kısa bir dönem kullanmanız için narkotik ilaçlar yazabilmektedir. Ancak sadece ihtiyaç duyduğunuz miktarda ilaç almanız gerekir, çünkü daha fazla ilaç almak daha çabuk iyileşmenizi sağlamaz, kabızlık ve uyku hali gibi birtakım istenmeyen yan etkilere neden olabilir ve bağımlılıkla sonuçlanabilir.

    Tüm ilaçlar, sadece belirtildiği şekilde alınmalıdır. Almakta olduğunuz herhangi tür bir ilacı –reçetesiz satılanlar dâhil- doktora söylediğinizden emin olun ve eğer doktorunuz size ilaç yazarsa, bu ilacın sizde nasıl etki gösterdiğini ona bildirin.

    Nonsteroidal anti-enflamatuar ilaçlar (NSAID), ağrıyı hafifletirler ve disk fıtığı sonucunda meydana gelen şişme ve enflamasyonu azaltmaları için de kullanılırlar. Bu ilaçlar arasında, aspirin, ibuprofen, naproksen ve çok çeşitli reçeteli ilaç yer almaktadır. Doktorunuz size anti enflamatuar ilaçlar verirse, mide rahatsızlığı veya mide kanaması gibi yan etkileri dikkatle takip etmelisiniz. Reçeteli veya reçetesiz NSAID’lerin uzun süreli kullanımı, herhangi bir olası problemin gelişmesi nedeniyle doktorunuz tarafından takip edilmelidir.

    Anti enflamatuar etkili başka ilaçlar da vardır. Kortikosteroid ilaçlar – ağızdan veya enjeksiyonla- çok güçlü anti enflamatuar etkileri nedeniyle daha ciddi bel ve bacak ağrısı için bazen reçete edilirler. NSAID’ler gibi, kortikosteroidlerin de yan etkileri olabilir. Bu ilaçların riskleri ve yararları konusunu doktorunuzla konuşmanız gerekir.

    Epidural enjeksiyonlar veya “bloklar”, ciddi bacak ağrınızın olduğu durumda önerilebilir. Bunlar, epidural alana (omurga sinirleri çevresindeki alan) yapılan kortikosteroid enjeksiyonlarıdır ve bu tekniğin özel eğitimini almış bir doktor tarafından uygulanmalıdır. İlk enjeksiyonun ardından, ileri bir tarihte bir veya iki enjeksiyon daha yapılabilir. Bu, kapsamlı rehabilitasyon ve tedavi programının bir parçası olarak yapılmalıdır. Enjeksiyonun amacı, sinir ve diskin enflamasyonunu azaltmaktır.

    Tetik nokta enjeksiyonları, ağrılı yumuşak dokulara veya omurga boyunca uzanan kaslara veya leğen kemiğinin üst kısmındaki kaslara lokal anestetiklerin (bazen kortikosteroidlerle birlikte), doğrudan enjeksiyonudur. Bazen ağrı kontrolü için işe yarasalar da, fıtıklaşmış bir diski iyileştirmede yardımcı olamazlar.

    CERRAHİ TEDAVİ
    Cerrahinin amacı, fıtıklaşmış bir diskin, ağrı ve güçsüzlük belirtilerine neden olacak şekilde sinirler üzerine baskı yapmasını ve rahatsızlık vermesini durdurmaktır. En yaygın görülen işlem, “disektomi” veya fıtıklaşmış diskin bir parçasının çıkarıldığı “kısmi disektomi”dir. Diski net olarak görebilmek için bazen diskin arkasındaki kemik olan laminanın küçük bir parçasını almak gerekebilir. Kemiğin küçük ölçekli (hemi-laminotomi) veya daha büyük ölçüde (hemi-laminektomi) çıkarılması söz konusu olabilir. Bazı cerrahlar bazı vakalarda endoskop veya mikroskop kullanırlar.

    Disektomi, lokal, spinal veya genel anestezi altında yapılabilir. Hasta, ameliyat masasına yüzüstü yatar, genellikle diz çökme pozisyonundadır. Fıtıklaşmış diskin üzerindeki ciltte küçük bir kesi yapılır ve omurga üzerindeki kaslar kemikten geriye çekilir. Cerrahın sıkışmış siniri görebilmesi için küçük bir miktar kemik çıkarılabilir. Fıtıklaşmış disk ve herhangi gevşek bir parça, sinir üzerindeki baskıları ortadan kalkana dek çıkarılır, alınır. Sinirin üzerindeki baskının tamamen ortadan kalktığından emin olmak için kemik dikenleri (osteofitler) de temizlenir. Genellikle çok az kanama olur.

    CERRAHİDEN SONRA DURUMUM NE OLUR?
    Eğer temel belirtiniz bel ağrısından ziyade bacak ağrısı ise, cerrahiden iyi sonuçlar bekleyebilirsiniz. Cerrahiden önce doktorunuz, fıtıklaşmış olan diskin sinire baskı yapıp ağrıya yol açtığından emin olmak için bir inceleme ve testler yapacaktır. Fizik muayenede, siyatiği ve olası kas zayıflığını, uyuşukluğu veya refleks değişiklikleri gösteren pozitif bir “düz bacak kaldırma” testi bulunmalıdır. Sinir sıkışmasını açıkça gösteren bir görüntüleme testi (manyetik rezonans görüntüleme [MRI], bilgisayarlı tomografi [BT] veya myelografi) de ilave testler arasında yer alabilir. Eğer bu testlerin tümü sizin için pozitif çıkıyorsa ve doktorunuz sinir sıkışması olduğundan eminse, cerrahi sonrası bacak ağrınızdan belirgin ölçüde kurtulma olasılığınız yaklaşık %90’dır. Her gününüzün ağrısız geçmesini beklememeniz gerektiği halde, ağrınızı kontrol altında tutabilir ve oldukça normal bir yaşam şekline devam edebilirsiniz.

    Hastaların çoğunun disektomi sonrası komplikasyonları olmayacaktır; ancak biraz kanamanız, enfeksiyon, omurga siniri köklerinin koruyucu kılıfında (dura mater) yırtıklar veya sinir yaralanması olabilir. Diskin tekrar yırtılması ve semptomlara neden olması da mümkündür. Bu durum hastaların yaklaşık %5’inde görülmektedir.

    Cerrahi sonrası aktivitelerinizdeki kısıtlamalarla ilgili öneriler almak için doktorunuzla görüşün. Anesteziden çıktıktan hemen sonra yataktan kalkıp biraz yürümek genellikle iyi bir fikirdir. Hastaların çoğu, cerrahiden bir süre sonra 24 saat içinde eve giderler.

    Eve gittiğinizde, ilk dört hafta boyunca otomobil kullanmaktan, uzun süre oturmaktan, aşırı yük kaldırmaktan ve eğilmekten sakınmalısınız. Bazı hastalar cerrahi sonrası gözetim altında bir rehabilitasyon programından yararlanacaklardır. Rahatsızlığınızın tekrarını önlemek amacıyla sırtınızı güçlendirmek için egzersiz yapıp yapmayacağınızı doktorunuza danışmalısınız.

    ACİL CERRAHİYE İHTİYACIM OLUR MU?
    Çok nadiren, büyük bir disk fıtığı idrar torbası ve bağırsağı kontrol eden sinirleri sıkıştırabilir ve bu da idrar torbası veya bağırsak kontrolünün kaybına neden olur. Bu durum genellikle kasıklarda veya üreme organlarına ait bölgede uyuşma ve karıncalanma ile beraber olup, bel fıtığı nedeniyle acil cerrahiye ihtiyaç duyduğunuz çok az durumdan biridir. Böyle bir durum meydana gelirse, hemen doktorunuzu arayın.

  • Beyin tümörü nedir?

    Beyin tümörü nedir?

    Beyin tümörü, beyindeki hücrelerin anormal veya kontrolsüz büyümesi olarak tanımlanır. Tümörler, iyi huylu (kanser yapıcı olmayan) veya kötü huylu (kanser yapıcı) olabilirler. Beyinde yerleştiklerinden, iyi huylu bir tümör bile tehlikeli olabilir. Beyin, kafatası ile çevrilidir. Bu, tümörün büyürken normal beyin dokularına basınç uygulamaya başlaması demektir. Bu durum da iltihaba ve beyin şişmesine neden olabilir. Bu nedenle her iki tip tümörün de mümkün olduğunca çabuk tedavi edilmesi çok önemlidir.

    Bir tümör, beynin kendisinden kaynaklanmışsa birincil beyin tümörü olarak adlandırılır. Bazen kanser beyne akciğer veya göğüs gibi başka alanlardan yayılabilir. O zaman bu tip tümörler, ikincil (veya metastatik) beyin tümörü olarak adlandırılır. Diğer kanserlerle karşılaştırıldığında beyin tümörleri nispeten az görülmektedir; ancak yerleşimleri ve bazen agresif yapılarından ötürü tehlikeli oldukları düşünülmektedir.

    Beyin Tümörlerinin Olası Belirtileri
    Beyin tümörleri sıklıkla normal beyin dokusuna hücum eder veya baskı yaparlar ve belirtiler de o basınç nedeniyle ortaya çıkar. Beyin tümörünün yerleşim yerine göre kişide farklı tipte belirtiler oluşabilir. Ancak, zihinsel hastalıklar dâhil başka hastalıklar da bu belirtilere neden olmaktadır. Herhangi bir durumda bu belirtilerden birini veya daha fazlasını yaşarsanız, vakit kaybetmeden doktorunuzu aramalısınız.

    Baş ağrısı, özellikle:

    -yakın zamanda başlayan yeni bir ağrı
    -devamlı bir ağrı

    -uyanınca daha kötü olan bir ağrı

    Kusma, özellikle sabahları daha şiddetliyse
    Kişilikte veya davranışta değişiklikler
    Zihinsel becerilerde düşüş:
    -hafıza kaybı

    -hesap yapma becerisinde bozulma

    -yargılamada bozulma

    Yeni başlayan nöbetler
    Nörolojik değişiklikler:
    -görme problemleri (çift görüş, azalmış görüş)

    -duyma kaybı

    -bir vücut alanında his azalması veya güçsüzlük

    -konuşma zorlukları

    -koordinasyonda azalma, sarsaklık

    Güçsüzlük, uyuşukluk/rehavet, uyanıklığın azalması
    Dil problemleri, yutma güçlüğü, hıçkırıklar
    Bozulmuş koku duyusu
    Kontrolsüz veya işlev bozukluğu olan hareketler, el titremesi
    Menopozdan önce adet kanamalarının kesilmesi
    Yüz felci
    Gözde anormallikler:
    -farklı büyüklüklerde göz bebekleri

    -kontrolsüz hareket

    -gözkapağı düşmesi

    Sersemlik/kafa karışıklığı, alışılmadık veya garip davranış
    Solunumda geçici durma

    Beynin Fonksiyonel Coğrafyası
    Beynin farklı alanları, farklı fonksiyonları kontrol eder. Beyin tümörünün belirtileri, etkilenen beyin alanına bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

    Sol temporal lob: İşitme, görme, koku alma, anlayış, gördüğünü veya duyduğunu hatırlama, kelimeleri tanıma, kişilik, davranış ve cinsel davranış.

    Beyin sapı: Nefes alıp verme, kalp hızı, sindirim, uyanıklık seviyesi, uyku, terleme, kan basıncı, vücut sıcaklığı ve denge.

    Beyincik: Denge, duruş, kol ve bacakları kapsayan koordinasyon ve refleks hareketler için hafıza.

    Sağ temporal lob: İşitme, koku alma, organize olma, görülen veya işitilene yoğunlaşma, müzikal tonların tanınması, müzik sesleri ve konuşma içermeyen bilgi (örneğin, çizimler). Uzun dönemli hafıza, kişilik, davranış ve cinsel davranış.

    Oksipital lob: Görüleni ve görsel imgeleri net olarak yorumlama. Okuma ve yazma, cisimleri bulma, renkleri tanıma, kelimeleri tanıma, nesneleri çizme ve bir cismin hareket edip etmediğini anlama.

    Parietal lob: Görme ve dokunma duyusu. Anlayış için farklı duyulardan giren verilerin düzenlenmesi, vücudun duysal kontrolü, yazı yazma, matematik ve dil. Vücudun pozisyonlanması, nesnelerin tutulması ve işitsel ve işitsel olmayan hafıza.

    Frontal lob: Bilinçlilik ve dış uyaranlara cevaplar gibi yüksek zihinsel işlevler, kişilik. Yutma, salya, ses çıkarma, çiğneme, yüz ifadeleri ve eller, kollar, gövde, kalça, bacaklar ve ayaklar için motor koordinasyon.

    Beyin Tümörlerinin Özellikleri
    Beyin tümörleri, iki ana sınıfta toplanır: gliomlar ve gliom olmayanlar. Aşağıda, çok çeşitli beyin tümörü tipleri anlatılmaktadır ve tümörünüz hakkında size verilen bilgiyi netleştirmeye yardımcı olabilir.

    Gliomlar

    Birincil beyin tümörlerinin yaklaşık %46’sı ve birincil omurilik tümörlerinin %23’ü gliomlardır; başka bir deyişle, glial hücrelerden büyürler. Beyin içinde gliomlar genellikle serebrumun yarım kürelerinde meydana gelirler ancak diğer alanları da, özellikle optik sinir, beyin sapı ve özellikle çocuklarda beyinciği etkilerler. Glial hücreler farklı çeşitte olduklarından, gliomlar da birkaç gruba ayrılırlar.

    Astrositomlar
    Tüm birincil beyin tümörlerinin %17sini oluşturan, en sık görülen gliom tipidir.
    Merkezi sinir sisteminde herhangi bir yerde meydana gelebilir. Tedavi genellikle cerrahi ve ışın tedavisi ve bazen de kemoterapiyi içerir.
    Düşük dereceli astrositomlar nispeten yavaş büyür ve cerrahi ile tümör tamamen çıkarılabilir.
    Yüksek dereceli asrositomlar, düşük dereceli olanlardan daha hızlı büyürler ve genellikle, cerrahi, ışın ve kemoterapinin bir kombinasyonu ile tedavi edilirler.

    Çok Şekilli Glioblastomlar
    Yüksek dereceli astrositomların bir diğer adı da glioblastomlardır. Yakındaki dokulara hızla hücum ederler ve çok agresif hücreler içerirler.

    Erişkinleri etkileyen en yaygın birincil beyin tümörlerindendirler ve bazen çocukları da etkilerler.

    Tipik olarak, cerrahi ardından, tek başına veya kemoterapi ile kombine edilmiş ışın tedavisi ile tedavi edilirler.

    Beyin Sapı Gliomları
    Beyin sapında yerleşmiş olan bu tümörler, çocukluk tümörlerinin %20’sini, erişkin tümörlerinin de yaklaşık %5’ini oluşturur.
    En çok, 3-10 yaş arasındaki çocukları etkiler ve çok düşük dereceli astrositomlardan daha hızlı büyüyen çok şekilli glioblastomlara dek değişiklik gösterir.
    Beyin sapı gliomları için genellikle cerrahi kullanılmaz; çünkü beyin sapı çok hassastır. Işın tedavisi bazen belirtileri azaltmada yardımcı olur ve tümör büyümesini yavaşlatarak hastanın ömrünü uzatır.
    Beyin sapı gliomları eşit oranda tehlikelidir; ancak düşük dereceli tümörlerin azalma/hafifleme periyotları çok uzun olabilir.

    Oligodendrogliomlar
    Nispeten nadirdirler; tüm gliomların %5ini temsil ederler ve en çok genç erişkinlerde beynin serebral yarımkürelerinde meydana gelirler.
    Düşük dereceli tümörler, cerrahi ile tedavi edilir. Yüksek dereceli tümörlere, cerrahinin ardından ışın tedavisi uygulanır; buna bazen kemoterapi de eklenir. Işın tedavisine orta düzeyde duyarlıdırlar.

    Ependimomlar
    Erişkin intrakranyal gliomların yaklaşık %5ini, merkezi sinir sistemindeki çocukluk tümörlerinin de %10unu oluştururlar.
    Oluşum oranları 5 yaşında ve 34 yaşında en yüksek düzeydedir.
    %85 civarı kanser yapmaz; çoğu sınırlandırılmıştır, yavaş büyüyen düşük dereceli tümörlerdir.
    Genellikle sadece ışın tedavisi uygulanır; bazılarının cerrahi olarak tamamen çıkarılması gerektiği halde, tamamen çıkarılamayanlara ışın tedavisi uygulanır.
    Gliom Olmayanlar
    Medullablastomlar veya Primitif Nöroektodermal Tümörler
    Çocukluktaki tüm beyin tümörlerinin %25ten fazlasını temsil ederler. Erişkinlere göre, çocuklarda daha çok meydana gelirler.
    Beynin alt kısmında (beyincik) başlarlar ve omurga veya vücudun diğer kısımlarına yayılırlar.
    Genellikle cerrahi ve ışın tedavisi ile temizlenirler.
    Hızlı büyüyen tümörlerdir; ancak ışın tedavisine ve kemoterapiye çok hassastırlar.

    Meningiomlar
    Tüm birincil beyin tümörlerinin %27sidir ve erkeklere oranla kadınları daha çok etkileme eğilimindedir.
    Büyürken komşu beyin dokularını sıkıştırır; genellikle iyi huyludur ancak hayatı tehdit edebilir.
    Bazıları yavaş yavaş büyür; ancak bazıları da daha hızlı büyürler veya ani büyüme atakları yaparlar.
    Tekrarlayıp tekrarlamayacağı tahmin edilemez, düzenli takip ve taramalar önemlidir.

    Schwannomlar
    Genellikle iyi huyludurlar ve mümkünse cerrahi olarak çıkarılırlar.
    Sıkça rastlanan bir tipi (vestibular schwannom veya akustik nöroma olarak bilinir), sekizinci kafa sinirini etkiler. Bu sinir, denge ve işitme için önemli sinir hücreleri içermektedir. Bu tip, beynin bir veya iki tarafında büyüyebilir.

    Metastatik Beyin Tümörleri
    Akciğerler veya göğüs gibi, vücudun diğer kısımlarından gelen kanser hücreleri, kan yoluyla beyne ulaşabilir ve ikincil veya metastatik bir tümör oluşturmaya başlar. Metastatik beyin tümörleri gerçekte, birincil beyin tümörlerinden daha yaygındır. Tedavide genellikle cerrahi ve/veya ışın tedavisi kullanılır.

    Beyin Tümörlerinin Teşhisi
    Sizde beyin tümörü belirtileri varsa, doktor bazı testler yapmak isteyecektir. Beyin içindeki anormalliklerin tipini ve yerleşimini saptamak için kullanılan gelişmiş birkaç diyagnostik işlem bulunmaktadır.

    Merkezi Sinir Sistemi Tümörlerini Etkileyen Tahmini Etmenler
    Histoloji (hücre tipi)

    Hastanın yaşı

    Tümörün yerleşimi

    Fonksiyonel nörolojik durum

    Daha az önemli etmenler:
    Metastatik yayılım

    Tümör rezeksiyonunun büyüklüğü (cerrahi uygulanan hastalarda)

    Nörolojik Değerlendirme
    Hastaların ilk nörolojik değerlendirmeleri genellikle bir nörolog veya sinir cerrahı tarafından yapılır.
    Değerlendirmeyi yapan kişi, azalmış zihinsel işlev (örn. konsantre olamama, hatırlamada yetersizlik, aritmetik işlemleri veya basit işleri gerçekleştirememe), güçsüzlük, hissizlik, kas tonusunda yetersizlik, reflekslerde değişiklik ve görmede değişikliklerin işaretlerini arayacaktır.

    Görüntüleme
    Beynin anatomisini incelemek için, hastalara manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya bilgisayarlı tomografi (BT) uygulanacaktır.
    Tümörün özelliklerini daha iyi anlayabilmek için(Hızlı mı büyüyor? Sabit mi duruyor? Normal dokuya hücum etti mi? vb.), manyetik rezonans spektrometresi (MRS) ve pozitron emisyon tomografi (PET) gibi ilave taramalar da yapılabilir.

    Bu taramalar daha sonra her bir hasta için en uygun tedaviyi belirlemek amacıyla kullanılır.
    Biyopsi
    Eğer taramalardan net bir teşhis yapılamıyorsa, tümörün tipini tam olarak belirlemek için bir biyopsi yapılabilir.

    Lokal anestezi uygulandıktan sonra, tümörün küçük bir parçasını almak için kafatasındaki küçük bir delikten uzun bir iğne sokulur.

    Tümör örneği, tümörün tipini ve ne kadar agresif olabileceğini belirlemek için değerlendirilir.

    Biyopsiden elde edilen bilgi daha sonra, hasta için en uygun tedavinin ne olduğunu tespit etmek için kullanılır.

    Beyin tümörlerinin derecelendirilmesinde iki temel etken dikkate alınır: tümörü yapan hücrelerin türleri ve tümörün büyüme hızı. Ayrıca, hastanın yaşı da önemlidir; hasta ne kadar genç ise, hastalığın seyri o kadar iyidir. Daha az olarak, kanserli hücre türünün, büyüme hızının ya da hastanın yaşı kadar önemli olmasa da, çıkarılan dokunun miktarı da bir etkendir.

    Cerrahi düşünülüyorken, tümörün yerleşimi önemlidir; çünkü bazı alanların, yaşam kalitesi, yaşam beklentisi ve tedavi tipi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Genel sağlığın ve fiziksel durumun iyi oluşu, sonuçları öngörmede büyük rol oynar; daha genç hastalar daha iyi seyre sahiptirler.

    Beyin Tümörlerinin Tedavisi
    Eğer beyin tümörü kötü huylu ise, tedavi gereklidir. Burada, bazı tedavi seçenekleri sıralanmaktadır. Ayrıca, birçok klinik çalışma, hastaların yeni deneysel tedavilere ulaşmalarını sağlar.

    Cerrahi
    Tümör kütlesini ortadan kaldırmanın en doğrudan yolu, birincil tümörün cerrahi olarak çıkarılmasıdır.
    Cerrah, genellikle bir kranyotomi yapacaktır. Bu operasyonda, beyne ulaşmak için bir parça kafa kemiğinin çıkarılmasıyla kafatası boşluğuna girilir. Çıkarılan kemik, cerrahi işlemin sonunda tekrar yerine takılır.

    Işın Tedavisi
    Işın tedavisi, kanserli çoğu beyin tümöründe başrol oynar.
    İyi huylu tümörler de büyümelerinin kontrol edilmesi için ışın gerektirebilirler.

    Cerrahi sonrası ışın
    Tümörün bütünü cerrahi olarak çıkarılmış gözükse de, çevresindeki beyin dokusunda mikroskopik tümör hücreleri kalır ve bunlar başka bir yere yayılabilir veya yeni bir beyin tümörü oluşturabilirler.
    Cerrahi kazıma sonrası uygulanan ışının amacı, kalan tümörün büyüklüğünü azaltmak, büyümesini durdurmak veya her ikisidir.

    Eğer tümörün tamamı güvenli bir şekilde çıkarılamazsa, çoğunlukla cerrahi sonrası ışın önerilir.

    Cerrahi uygun olmadığında ışın
    Cerrahi ile ulaşılamayan veya ışına özellikle cevap verdiği düşünülen niteliklere sahip tümörler için cerrahi yerine ışın kullanılabilir.

    Brakiterapi
    Tümörlere seçici olarak yüksek dozda ışın verme yöntemidir.
    Çoğunlukla metal taneler veya çubuklar şeklinde olan bağımsız radyoaktif kaynaklar, tümör veya tümör çukuru içine ya da yakınına yerleştirilir.
    Çoğunlukla bilgisayar yardımıyla radyoaktif kaynağı tam olarak yerleştirmek, sağlıklı dokunun ışına daha az maruz kalmasını ve tümörün aldığı ışının dozunun en yüksek düzeyde olmasını sağlar.
    Brakiterapi, cerrahi ve/veya kemoterapi ile bir arada kullanılabilir.

    Işın ve Kemoterapi
    Kemoterapiyi ışın tedavisi ile beraber kullanmak, yüksek düzeyli tümörü olan bazı hastalar için yararlıdır.
    Kemoterapi, bir veya daha fazla ilacı içerebilir ve döngüsel olarak verilmektedir (örneğin, 3 hafta boyunca günde bir kez, ardından, yeni hücreler yapmak için 1 haftalık dinlenme dönemi ).
    Kemoterapi, ağızdan, damardan, başka bir infüzyon yöntemiyle veya doğrudan beyne yerleştirilmiş bir tabaka şeklinde uygulanabilir.
    Gamma Bıçağı (Sterotaktik ışın tedavisi)
    Gamma bıçağı gerçekte, yüksek derecede odaklanmış, eni dar olan kobalt gamma ışını demetleridir.
    Cerrahiye karşı bir seçenek olan bu uygulama, bir kesiye gerek kalmadan, doğrudan beyin anormalliklerini tahrip eder.
    İyi ve kötü huylu tümörleri, metastatik tümörleri ve diğer vasküler yapı bozukluklarını tedavi etmek için kullanılmaktadır.
    Hastalarda yan etkiler daha azdır ve konvansiyonel cerrahiye göre iyileşme süresi daha kısadır.
    Cerrahi tipik olarak 30 dakika ve 3 saat arasında sürer ve hastaların çoğu aynı gün eve dönebilir.

    Tedavinin Yan Etkileri
    Beyin tümörü tedavisinin yan etkileri olabilir. Bazen yan etkiler ani olur veya birkaç gün içinde gelişebilir. Yan etkilerin ciddiyeti ilacın dozu veya tedavinin uzunluğu ile ilgili olabilir.

    Kemoterapi
    Kemoterapi ilaçları, hızlı büyüyen hücreleri öldürmek için yapılmıştır. Ancak, bu ilaçlar tüm vücutta dolaştıklarından, normal, sağlıklı hücreleri de etkileyebilirler. Sağlıklı dokunun hasarı, yan etkilere neden olur.

    Kemoterapiye yaşlı hastaların daha az iyi tahammül edip edemeyebilecekleri belirsizdir. Yaşlı hastaların kullandığı birçok ilaç ve başka tıbbi sorunlar gibi bazı durumlar, kanser tedavisini zorlaştırabilir. Ancak, bir çalışmaya göre, tıbbi komplikasyonları olmayan yaşlı kanser hastaları, genç hastalarla aynı seviyede toksisite ve fayda sağlayabilirler.

    Kemoterapi hızlı büyüyen hücreleri hedeflediğinden, saç kökleri, kemik iliği ve mide hücreleri gibi hızlı bölünen normal hücreler de etkilenir. Yan etki olarak, kellik, mide bulantısı, kusma ve ishal ortaya çıkar.
    Kemoterapi ayrıca, anemiye bağlı güçsüzlük, ateş ve enfeksiyona neden olur; çünkü bağışıklık sistemi ilaçlar nedeniyle zayıflamıştır.

    Işın Tedavisi
    Beyin tümörü için ışın tedavisinin yan etkileri, tümörün çevresindeki normal beyin dokusuna ışınımın yaptığı etkiyle ortaya çıkar.

    Işın tedavisinin ilk uygulamasından kısa bir süre sonra hastalarda baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, uyku hali, ateş ortaya çıkabilir ve tümörle ilişkili nörolojik belirtiler kötüleşebilir. Bu belirtiler, tedavi ilerlerken gitgide daha hafif hale gelmelidir.
    Işın tedavisine başladıktan sonraki birkaç hafta ile birkaç ay içinde belirtiler kötüleşebilir. Bu belirtiler, tümörün ilerlediğini gösterebilir. Nedenin tümör mü yoksa tedavi mi olduğunu saptamak için bu belirtileri bir süre boyunca gözlemlemek gereklidir.
    Işın tedavisinin özelliğine bağlı olarak, tedaviden aylar veya yıllar sonra geç dönem ışın etkileri gelişebilir. Yaşadığınız herhangi bir belirtinin bir kaydını almak veya bir günlük tutmak iyi olur; böylece belirtileri doktorla konuşabilirsiniz.

    Cerrrahi ve Diğer Tedaviler
    Cerrahi ve ışın, tümör çevresindeki beynin ödemine (şişlik) neden olabilir.
    Şişlik, çevreleyen beyin dokularında basınca yol açar ve baş ağrısı, uykusuzluk ve başka ciddi sorunlar yaratır.

    Bu sorunları önlemek için doktorunuz steroidler yazabilir.
    Kortikosteroid adıyla da bilinen bu steroidler, vücutta doğal olarak oluşan hormonlardır ve vücut geliştiricilerin kullandıkları “anabolik steroidler” den farklıdırlar.
    Steroidler, çoğu tümör tipinin hücrelerini öldürmek için pek az çalışır; ancak, baş ağrısı gibi bazı belirtileri hafifletebilir ve cerrahi veya ışın tedavisiyle ortaya çıkabilen daha fazla şişliği önler.

    Yan Etkilere Karşı Yapılabilecekler

    Yan Etki
    Destekleyici Bakım

    Kansızlık
    Kırmızı kan hücreleri oluşturan ajanlar

    Kellik (kalıcı veya geçici)
    Peruklar, türban, başlıklar, şapkalar

    Kan pıhtıları
    Kan incelticiler

    Kabızlık
    Yoğun lifli gıdalar, sıvı alımını arttırmak, laksatifler, gaita yumuşatıcılar

    İshal
    Düşük lifli gıdalar, yüksek proteinli besinler, sıvı alımını arttırmak, baharatlı veya bağırsakları rahatsız eden besinlerden kaçınmak, antidiyare ilaçları

    Ağız kuruluğu
    Şekersiz sakız, buz cipsleri

    Yorgunluk
    Enerjiyi korumak, işleri devretmek, sık sık kısa dinlenme aralıkları vermek, etkinlikleri öncelik sırasına koymak, iyi bir beslenme, yeterli kalori almak (Her gün, 450gr başına ortalama 15 kalori. Kilo kaybediyorsanız buna 500 daha ekleyin), günde en az 8 bardak su içmek, ek vitamin gerekli olabilir.

    Ateş/enfeksiyon
    Ateş için asetaminofen veya ibuprofen; enfeksiyon için antibiyotikler.

    İştah kaybı
    Daha küçük öğünler, beslenme ekleri, iştah arttırıcılar

    Ağız yaraları
    Alkolden (alkol içeren ağız temizleme suları dâhil), tütünden, tuzlu, şekerli, çok sıcak ve çok soğuk besinlerden uzak durmak

    Mide bulantısı veya kusma
    Antiemetikler

  • Migren nedir?

    Migren nedir?

    Baş ağrısı en sık görülen ağrı nedenidir. Hemen herkes başağrısı tecrübesi yaşar. Herhangi bir yılda çoğu insan en az bir kez baş ağrısı çeker. Çoğu kişi için ise baş ağrıları tekrarlayıcı ve anlamlı bir problemdir.

    MİGREN BAŞ AĞRISI ÖZELLİKLERİ

    Tipik migren baş ağrısı özellikleri şunlardır;

    ciddi zonklayıcı ağrı
    bulantı ve bazen kusma
    ışık ses ve kokulara hassasiyet
    Migren ağrısı başın bir yanında veya tüm başı etkileyebilir. Baş ağrısı erişkinlerde tipik olarak 4-72 saat sürerken çocuklarda saatlerce sürebilir. Fiziksel aktivite, yürüme ve eğilme v.b , ağrıyı kötüleştirebilir.

    Migren baş ağrısı sıklığı kişisel değişkenlik gösterir, bazen bir ayda defalarca veya yılda 1-2 kez veya daha nadir olabilir.

    Genellikle ataklar arasında baş ağrısı olmaz. Bazı kişilerde baş ağrısı ataklarından saatler veya günler önce uyarıcı bulgular görülebilir. Bunlar heyecan veya yoğun enerji, tatlılara karşı istek, halsizlik, irritabilite veya depresyon şeklinde görülebilir.

    MİGREN TİPLERİ

    Migren baş ağrıları avralı ve avrasız olmak üzere iki gruba ayrılır. Avra migren baş ağrısı öncesi ve sırasında kaybolan görsel veya duyusal rahatsızlıktır. Avra bir saat önce başlayıp 15-60 dakika sürer ve baş ağrısı başlayınca biter. Tipik olarak avralar her iki gözü etkiler ancak tek gözü etkileyebilir

    Migren avrası aşağıdaki bulguları kapsar :
    Işık çakmaları ve ışık huzmeleri,
    kapalı gözle bile görülen zigzag çizgiler veya yıldızlar gibi geometrik paternlerde ışık çakmaları (genellikle beyaz, fakat renkli olabilir)
    yavaş yayılan kör noktalar veya görme alanında bulanıklaşma
    yüz veya kollarda uyuşma, karıncalanma
    konuşma ve kelime bulmada zorlanma .
    Migren baş ağrısı olan çoğu kişide avra olmayabilir. Bazı kişilerde migren atakları bazen avralı bazende avrasız olabilir. Çok az sayıda kişide baş ağrısının eşlik etmediği avra olabilir. Bunlara migren eşdeğeri adı verilir.

    RİSK FAKTÖRLERİ
    Migren her yaşta insanı etkileyebilir ancak en sık 20-50 yaş arasında sıktır. Ailede görülme sıklığı fazladır. Etkilenen kişilerin %75 inde aile öyküsü vardır

    Kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden 2 kat fazladır. 50 yaş üstü kadınlarda migren baş ağrısı sıklığı şiddeti azalır. Bazen menopoz sonrası kaybolabilir.

    NEDENLERİ

    Migren başağrılarının kesin nedeni bilinmemektedir. Araştırıcılar ; beyinde seratonin ve endorfin düzeylerinde değişikliğin rolü olabildiğince inanmaktadırlar. Seratonin ( bir nörotransmiterdir) trigeminal sinir yolları ile iletilen ağrıyı düzenleyen bir beyin kimyasalıdır. Trigeminal sinirler ise yüz , göz, burun, sinüsler kan damarları ve beyin kılıflarından kaynaklanan ağrılar için temel yollardır. Endorfinlr ise beyin ve spind hord tarafından üretilen doğal ağrı giderici kimyasalardır.

    TETİKLEYİCİLER

    Çoğu zaman migren baş ağrılarının açık bir nedeni yoktur ancak yorgunluk, besinler, çevresel faktörler, hafif kafa travması, hormonal faktörler ve ilaçlar ağrıları tetikleyebilir.

    Migren baş ağrısını tetikleyen faktörler;

    +Diyetle ilgili etkenler

    -Aşırı yemek yada uzun süre aç kalmak

    – Bazı besinler migren baş ağrılarını tetikleyebilir. Bunlar; alkol, fermente-morine yiyecekler, yapay tatlandırıcılar (asportome gibi), monosodyum glutomat (asya yiyeceklerinin sık kullanılan toz katkı maddesi), kafein, kafein yoğunluğu, çikolata, eski peynirler, nitratlar ve nitritler (sosis gibi yiyeceklerde bulunurlar), fındık ve meyve suları.

    +Çevresel etkenler
    – İklim ve yükseklik değişimi, parlak ışıklara maruziyet, sigara, kuvvetli kokular ve gürültü migren baş ağrılarını tetikleyebilir

    +Hormonal etkenler
    Çoğu kadında östrojen ve progesterone düzeylerindeki değişikliklerin migren baş ağrılarını tetiklediği gözlenmiştir. Özellikle, hemen menstrüasyon öncesi veya sırasında migren baş ağrısı eğilimi izlenir .doğum kontrol hapları ve hormon replasman tedavisi migren baş ağrılarını kötüleştirebilir. Gebelik sırasında migren baş ağrılarında azalma çoğu kadın tarafından bildirilmektedir. Ayrıca menopozu takiben migren baş ağrılarının düzeldiği çoğu kadın tarafından bildirilmiştir.

    +İlaçlar
    Bazı kardiyovasküler ilaçlar migren baş ağrılarını kötüleştirebilir.

    +Fiziksel Faktörle
    Uyku alışkanlığında değişiklik, çok yada az uyuma migren baş ağrılarını tetikleyebilir. Ağır fiziksel zorlanma, yorgunluk, akut kafa travması da tetikleyebilir

    +Duyusal etkenler
    Parlak ışıklar, duman, güçlü kokular ve yüksek gürültü migreni başlatabilir.

    +Stres
    Stres veya stresin geçmesi(haftasonu veya yolculuk) migren baş ağrısına neden olabilir.

    TANI

    Eğer migren baş ağrılarınız varsa veya ailenizde migren öyküsü varsa, sağlık danışmanınız sizin fizik muayene, medical öykü ve semptomlarınıza dayanarak koyar.

    Eğer olağanüstü veya şiddetli migren – tipi baş ağrılarınız varsa veya baş ağrılarınız ve nöroloğu semptomlarınız kötüye gidiyorsa, diğer ağrı nedenlerini dışlamak üzere bazı testler önerilebilinir. Bunlar kan testleri, beyin görüntüleme çalışmaları (homputerize tomografi veya magnetik rezonans), göz muayenesi ve diğer branşlarla konsültasyon olabilir.

    Doktorunuz migren günlüğü tutmanızı isteyebilir migren baş ağrısının başladığı zaman, ne kadar sürdüğü, ağrı miktarı, öncesinde olan semptomlar, sonrasında veya sırasında olan semptomlar ve ağrının nasıl geçtiği kaydedilmelidir. Ayrıca tak öncesi 24 saatteki tetikleyiciler, ilaçlar ve stres düzeyiniz not edilmelidir. Bu bilgiler tedavi planı ve tedaviye cevabınız değerlendirmede önemlidir.

    TEDAVİ
    Migren için etkili tedavide 3 genel alan vardır;

    Migren tetikleyicilerden kaçınmak
    Migren baş ağrısı olduğunda akut tedavi
    Koruyucu tedavi
    Çoğu migren baş ağrısının tanımlanabilen tetikleyicisi olmasa da bunlar ayırt edilmeye çalışılmalı ve kaçınılmalıdır. Bu sayede migren ağrılarından korunma ve tedavi mümkün olur.

    AKUT ATAK TEDAVİSİ
    Migren baş ağrısı tedavisinde en önemli faktör hızlı davranmaktır. Aşağıdaki yaklaşımlar ağrı ve diğer semptomları azaltmada yardımcı olabilir.

    İlaçlar: Çok sayıda ilaç, ağrıyı azaltabilir ve migren ataklarını kısaltabilir. Hafif – orta şiddetli migren ağrılarında sıradan ağrı kesiciler ( aspirin, asetominofen, ibuprofen ve naproksen) iyileşme sağlar. Ağrı kesiciler gerekli olunca kullanılmalıdır. Herhangi bir ağrı kesici haftada 2 den fazla alınmamalıdır. Aşırı dozda alınan ağrı kesiciler; etkinliğini kaybeder, kronik günlük baş ağrılarına neden olurlar, mide veya bağırsak ağrılarına veya kanamalarına, ülserlere veya ciddi böbrek veya karaciğer hasarına neden olurlar. Eğer günlük ağrı kesici dozunu arttırmanız gerekiyorsa doktorunuza danışın.

    Eğer klasik ağrı kesiciler akut migren ağrılarınız iyileştirmiyorsa; doktorunuz daha kuvvetli ilaçlar reçete edebilir. Bunlar:

    -Analjezikler(ağrı ilaçları)- tek veya kombine

    -Seratonin agonistleri(triptonlar) Beyinde ağrı mesajlarını seratonin düzenler, kafa derisinde şişmiş kan damarlarını büzer ve ağrıya neden olan maddelerin salınımını engeller.

    Örnekleri: Sumatripton (Imigren), zolmitripton(zomig), eletripton( relpax) v.b

    Triptonlar akut baş ağrılarında en etkin ilaçlardır ve düşük yan etkisi riski vardır. Yan etkileri; göğüs ve/ veya boyunda basınç, ağrı, bulantı, sersemli, çok nadir kalp krizidir. Buı nedenle koroner arter hastalığı olanlar veya riski olanlar kullanmamalıdır.

    Bulantı kesici ilaçlar: Migrene eşlik eden bulantı ve hatta ağrı içinde yararlıdırlar.

    Tüm ilaçların istenmeyen yan etkileri olabilir. Doktorunuzun yönlendirmesi çok sayıda ilaç veya dozlarını denemeyle sizin için en iyisi bulunabilir. Yararları , yan etkileri ve risklerini doktorunuzla konuşun.

    “Dikkat: Eğer hamile veya emziriyorsanız bazı ilaçlar önerilmez. Bazıları çocuklara verilmez. Doktorunuz doğru ilacı önerebilir”

    Dinlenme ve uyku: Migren baş ağrısı başlayınca sessiz veya karanlık bir odada dinlenme veya kestirmek atağın şiddetini azaltır ve süresini kısaltır.

    Fiziksel teknikler: Boyun veya başa buz torbası koymak ağrıyı kesebilir. Bazı kişilerde baş, bayun ve omuz kaslarına masaj yararlı olabilir.

    Destek gruplar: Bir terapist stres ve ağrı ile baş etme teknikleri öğretebilir

    MİGREN KORUNMASI
    Eğer şiddetli veya sık migren ataklarınız oluyorsa koruyucu tedavi gerekebilir.

    İlaçlar: Bunlar günlük olarak ağrıdan bağımsız olarak alınır. Akut migren atak ilaçları ile kombine verilebilirler. Birkaç hafta ile bir iki ayda ancak sonuç verirler

    Antidepresanlar: Trisiklik antidepresanlar ( Amitriptilin v.b) migren ataklarını önleyebilirler.

    Antihipertansif ve kardiyovasküler ilaçlar: Beta blokerler (propronolol, atenolol), kalsiyum kanal blokerleri (verapamil) migren ağrılarının sıklık, şiddet ve süresini azaltabilirler

    Antikonvulzonlar: Sodyum valproat, gabapentri ve topiromate migren ağrılarını önleyebilir.

    Botox infeksiyonları: Alın ve kafatası kaslarına botulinum toksin infeksiyonları ile migren baş ağrılarını sıklığı, şiddeti ve süresi azalabilir. Enfeksiyon sonrası 3-4 ay süren geçici iyilik hali olur. Yararının devam etmesi için 3-4 ayda bir enfeksiyonların tekrarlanması gereklidir.

    Diğer maddeler: Yüksek doz magnezyum ve riboflavin ( B2 vitamini) ağrı sıklığı, şiddet ve süresini azaltabilir. Başka ilaç alırken bunları kullanmak için mutlaka doktorunuza danışın.

    Biyofeedback: Kas biyofeedback terapileri farklı durumlarda kasların gerilimi hakkında bilgi sağlar ve gevşeme sağlar.Baş ağrısına eşlik eden kas gerginliğini azaltma metodları gösterilir.

    Kognitif davranış tedavisi: Tipik baş ağrısı tetikleyicilerinden haberdar olmanızı ve kaygı ve strese karşı tepkinizi azaltmada yardımcı olur.Baş ağrılarınızın sayı ve yoğunluğu azalabilir.

    Gevşeme eğitimi: Kas gevşemesi, solunum egzersizleri ve mental- düşüncel hayal etme (sakinleştirici görüntüler hayal etmeye yardımcı terapi) içerir. Bu şekilde baş ağrısı sıklığı ve yoğunlu azabilir.

    KİŞİSEL BAKIM
    Koruyucu ilaçlardan bağımzsız olarak, yaşam tarzında değişiklikler de migren atak sayı ve şiddetini azaltabilir.

    Günlük rutinin-düzenin sağlanamsı: Düzensiz uyku ve yemek alışkanlıkları migren baş ağrısını tetikleyebilir. Aşırı uyku veya çok az uyku migren ağrılarını tetikleyebilir
    Düzenli egzersiz: Düzenli aerobik egzsersizi haftada 3 kez enaz 30 dakika gerilimi azaltır ve baş ağrısı sıklık ve şiddetini azaltır. Yüzme, yürüyüş ve bisiklet de seçilebilir.
    Östrojnin etkilerinin azatılması: Migreni olan kadınlar; aile öyküsünde inme, yüksek kan basıncı veya damarsal hastalık öyküsü varsa östrojen içeren ilaçlardan(doğum kontrol ilaçları ve hormon replosman tedavisi) kaçınmalıdır.

  • Boyun fıtığında modern tedavi

    Boyun fıtığı nedir ?

    Boyun kemikleri arasındaki kıkırdak yapının, zorlanma, kaza, ağır kaldırma, ofis yaşamındaki hareketsizlikler gibi nedenlerle zamanla bütünlüğünün bozularak dışarı çıkması ve omiriliğe baskı yapmasıdır.

    Belirtiler
    Boyun ağrısı sonrasında kürek kemiğine vuran ağrı, kollarda ağrı, güçsüzlük ve uyuşma, ilerleyen zamanlarda yürüme zorluğu hatta felç durumu da olabilir.

    Hangi hastalara ameliyat gerekir?
    Kola vuran ağrıyla birlikte güçsüzlük, uyuşma, cisimleri kaldıramama, yanmalar, parmaklarda tutmama, idrar zorluğu, yürüme zorluğu olan durumlarda ameliyat gerekir.

    Ameliyat şekli nedir?
    Tüm boyun fıtıkları artık sadece mikrocerrahi ve endoskopik cerrahi ile yapılmaktadır.

    Ameliyatta platin kullanımı
    Tüm dünyada boyun fıtığı ameliyatlarında bütün tetkikler tamamlandıktan sonra bir daha fıtık oluşmaması için 20-65 yaş arası hastalarda bölgeye boyun hareketlerinin kısıtlanmaması için silikon yastık yada disk protezleri konur.Ülkemizde bu yaş sınır 20-45’dir.45 yaş üzeri fıtık oluşumunda bölgeye kemik füzyon yapılmaktadır.

    Ameliyat sonrası
    Ehil ellerde yapılan operasyonlarda başarı oranı %100’dür.Ameliyattan bir saat sonra ayağa kalkar; ameliyattan sonraki gün taburcu olabilir.Ömür boyu tekrar etmez. Son derece başarılı bir ameliyattır.
    Boyun fıtığı ameliyatları mikrocerrahi yöntemi ile başarıyla yapılmaktadır.Hasta rahatlıkla işine dönmekte ve hareket kısıtlaması olmadan normal insanlar gibi yaşayabilmektedir.

  • Bel fıtığı modern tedavisi

    BEL FITIĞINDA AMELİYAT ŞEKİLLERİ

    Bel fıtığında ne zaman ameliyat gerekir?

    Her bel fıtığı hastasında ameliyat gerekmez.Her 100 bel fıtığı hastasının ancak yüzde 2-3 arası ameliyat gerektirecek hastadır,diğerleri alternatif tedavilerle düzelir.Eğer ağrı bacağa yayılmaya başlamışsa,güçsüzlük varsa,uyuşukluk varsa,ilaçlardan fayda görememişse,idrar yada büyük abdest kaçırma varsa,hasta işini yapamaz ve ayağa kalakamz yürüyemez olmuşsa ameliyat gerekir.

    Ameliyat şekilleri nedir?

    1- açık cerrahi

    2- mikrocerrahi

    3- mikroendoskopik cerrahi

    4- IDET(intradiskal elektrokoaguloterapi)halka arsında lazer olarak bilinene tedavi

    5- Nukleoplasti

    Bu ameliyat şekillerinden hangisi daha iyi?

    Açık cerrahi artık günümüzde terkedilmiştir.Bel fıtığı hastaları gerekli tetkikl ve muayene sonrası hangi yöntemden fayda görecekse oana göre hazırlanıp hastalar ameliyat sonrası hemen işine dönmekte ve rahatlıkla ömür boyu çalışabilmektedir.Genç hastalarda mikrocerrahi ve lazer(IDET) , endoskopi cerrahi arasında tercih yapılır.Avrupada ve Amerikada endoskopik cerrah,i denen ve TV lerde boy boy reklamı yapılan ameliyat 10 yıldır terk edilmiş bir yöntemdir,çünkü başarısı çok düşük olmuş ve tüm hastalarda fıtık tekrar etmişti,r onun için mikrocerrahi ve lazer tedeavisi yapılmaktadır.

    Ameliyat sonrası iyileşme

    Mikrocerrahi sonrası hasta 3-4 saat sonra ayağa kalakmakta ,1 gün sonra dışarı çıkmakta ve 1 hafta sonra işine dönmektedir.Ameliyat sonrası hastalar normal insanların yaptığı her işi yapabilmekte ve günlük aktivitelerine dönmektedir.

    IDET yani lazer tedavisinde hasta ameliyattan hemen sonra ayağa kalkmakta, hemen taburcu olmakta ve işine dönmektedir.

  • Bel ağrısı ve bel fıtığı

    Bel ağrısı ve bel fıtığı

    Bel ağrısının nedenleri:

    Duruş bozuklukları

    Yumuşak dokularda zorlanma

    Bel fıtıkları

    Kireçlenmeler

    Bel kaymaları

    Tümörler

    İltihabi ve mikrobik hastalıklar

    Kemik hastalıkları

    Kırıklar

    Tanı:

    Bel ağrısı yakınması ile başvuran hastanın öncelikle klinik muayenesinin yapılması gerekir. Bel ağrısına ilave bacak ağrısı yakınması olması, duyu kusuru, kuvvet kaybı, adaleler de incelme olması tetkik edilmeyi gerektirir.

    Omurga ve sinir sistemi hastalıklarında en yaygın ve güvenilir olarak kullanılan tetkik yöntemi MR görüntüleme yöntemidir. MR tetkikine ilaveten Bilgisayarlı Tomografi, EMG (sinir ve kas dokularının elektriksel aktivitesini ölçer) yapılabilir.

    Tedavi: Yapılan tetkikler sonucu, koyulan tanıya göre tedavi planlanır.

    Mekanik Bel Ağrısı: Belin uygun kullanılmamasına bağlı bel ağrısıdır. Uygun ilaçlar, 1-2 günlük istirahat, egzersiz uygun tedavi yöntemidir. Mekanik bel ağrısı süreğen olursa fizik tedavisi uygun olur.

    Omurga Kırığı: Kırığın dercesine göre, ilaç istirahat, korse uygulaması, kifoplasti(kırık omurganın içerisine kemik çimentosu injeksiyonu), stabilizasyon(vida ile omurganın tespiti) yapılabilir.

    Bel Kayması: Kayma derecesine göre tedavi planlanır. İlaç tedavisi, egzersiz, fizik tedavisi, korse uygulamaları yeterli olmazsa stabilizasyon tedavisi yapılabilir.

    İltihabi Hastalıklar: İltihaba neden olan mikroorganizmaya göre tedavi planlanır.

    Omurga tümörü: Tümörün özelliklerine göre tedavi planlanır. Tümörün çıkarılması, gerekirse radyoterapi ve kemoterapi ilave edilir.

    Bel Fıtığı: İki omurga arasındaki kıkırdak dokunun taşarak omuriliği ve/veya omurilikten çıkan sinir köklerini sıkıştırmasıdır. Bel fıtıklarının tevdisinde de başlangıçta mekanik bel ağrısı tedavisinde uygulanan yöntemler uygulanır.

    Cerrahi tedavi gerektiren durumlar:

    -Dayanılmaz bel ve bacak ağrısı,

    -Adalede incelme,

    -Kuvvet kaybı

    -İdrar kaçırma (acil ameliyat gerektirir)

    -Uzun süreli tedavi yapılan ve yanıt alınamayan vakalar.

    Bel Fıtığında Uygulanan Tedavi Yöntemleri:

    Basit Diskektomi: Genel anestezi altında belin ortasına 5-6 cm’lik cilt kesisi ile cerrah omurgaya ulaşır. Kemik üzerinde bir pencere açarak sinir dokusunun yanından hasarlı diskteki jölemsi kıkırdak dokuyu çıkartır.
    Diskin %30’unun çıkarılması yeterlidir. Çıkan diskin yerine bir şey konulmasına gerek yoktur. Yeniden disk oluşma şansı %3-5 dir. Anestezinin neden olduğu riskler, sinir kopması, enfeksiyon, kan toplanması, geç dönemde yapışıklık oluşması ve sakat kalma korkusu bel fıtığı ameliyatının en önemli sorunlarıdır. Bütün bu komplikasyonların oluşum yüzdesi %2’den azdır.

    Mikrodiskektomi: Genel anestezi altında 2cm lik bir kesi yapılır. Aynı yöntemle mikroskop yardımıyla kıkırdak dokusu çıkartılır. Nüks oranı basit diskektomiye göre daha azdır. Girişim sırasında daha az doku etkilendiğinden iyileşme daha çabuk olur. Hastanede yatış süresi bir gün ya da daha azdır.

    Endoskopik Mikrodiskektomi: Bu işlemde kesi mikrodiskektomideki kadardır. Cerrah röntgen kılavuzluğunda deriden yolladığı bir kılavuz yardımı ile hasarlı diski dışarıya çıkarmaya çalışır. Bu yöntem de de hastanede kalış süresi kısadır. Nüks biraz daha yüksektir.

    Lazer Nükleoplasti:Lazer yakarak ve buharlaştırarak diski çıkartma esnasında kullanılır. Bu yakma esnasında sinir dokusu da zarar görebilir. Her bel fıtığı vakasına uygulanmaz. Hasta lokal anestezi ile opere edilir. 1 saatlik istirahatten sonra aynı gün taburcu edilir. Kısıtlı vakada ve iyi ellerde uygulanmalıdır.

    BEL AĞRILARININ YÖNETİMİ

    Bel ağrısının nedenleri:

    Duruş bozuklukları

    Yumuşak dokularda zorlanma

    Bel fıtıkları

    Kireçlenmeler

    Bel kaymaları

    Tümörler

    İltihabi ve mikrobik hastalıklar

    Kemik hastalıkları

    Kırıklar

    Tanı:

    Bel ağrısı yakınması ile başvuran hastanın öncelikle klinik muayenesinin yapılması gerekir. Bel ağrısına ilave bacak ağrısı yakınması olması, duyu kusuru, kuvvet kaybı, adaleler de incelme olması tetkik edilmeyi gerektirir.

    Omurga ve sinir sistemi hastalıklarında en yaygın ve güvenilir olarak kullanılan tetkik yöntemi MR görüntüleme yöntemidir. MR tetkikine ilaveten Bilgisayarlı Tomografi, EMG (sinir ve kas dokularının elektriksel aktivitesini ölçer) yapılabilir.

    Tedavi: Yapılan tetkikler sonucu, koyulan tanıya göre tedavi planlanır.

    Mekanik Bel Ağrısı: Belin uygun kullanılmamasına bağlı bel ağrısıdır. Uygun ilaçlar, 1-2 günlük istirahat, egzersiz uygun tedavi yöntemidir. Mekanik bel ağrısı süreğen olursa fizik tedavisi uygun olur.

    Omurga Kırığı: Kırığın dercesine göre, ilaç istirahat, korse uygulaması, kifoplasti(kırık omurganın içerisine kemik çimentosu injeksiyonu), stabilizasyon(vida ile omurganın tespiti) yapılabilir.

    Bel Kayması: Kayma derecesine göre tedavi planlanır. İlaç tedavisi, egzersiz, fizik tedavisi, korse uygulamaları yeterli olmazsa stabilizasyon tedavisi yapılabilir.

    İltihabi Hastalıklar: İltihaba neden olan mikroorganizmaya göre tedavi planlanır.

    Omurga tümörü: Tümörün özelliklerine göre tedavi planlanır. Tümörün çıkarılması, gerekirse radyoterapi ve kemoterapi ilave edilir.

    Bel Fıtığı: İki omurga arasındaki kıkırdak dokunun taşarak omuriliği ve/veya omurilikten çıkan sinir köklerini sıkıştırmasıdır. Bel fıtıklarının tevdisinde de başlangıçta mekanik bel ağrısı tedavisinde uygulanan yöntemler uygulanır.

    Cerrahi tedavi gerektiren durumlar:

    -Dayanılmaz bel ve bacak ağrısı,

    -Adalede incelme,

    -Kuvvet kaybı

    -İdrar kaçırma (acil ameliyat gerektirir)

    -Uzun süreli tedavi yapılan ve yanıt alınamayan vakalar.

    Bel Fıtığında Uygulanan Tedavi Yöntemleri:

    Basit Diskektomi: Genel anestezi altında belin ortasına 5-6 cm’lik cilt kesisi ile cerrah omurgaya ulaşır. Kemik üzerinde bir pencere açarak sinir dokusunun yanından hasarlı diskteki jölemsi kıkırdak dokuyu çıkartır.
    Diskin %30’unun çıkarılması yeterlidir. Çıkan diskin yerine bir şey konulmasına gerek yoktur. Yeniden disk oluşma şansı %3-5 dir. Anestezinin neden olduğu riskler, sinir kopması, enfeksiyon, kan toplanması, geç dönemde yapışıklık oluşması ve sakat kalma korkusu bel fıtığı ameliyatının en önemli sorunlarıdır. Bütün bu komplikasyonların oluşum yüzdesi %2’den azdır.

    Mikrodiskektomi: Genel anestezi altında 2cm lik bir kesi yapılır. Aynı yöntemle mikroskop yardımıyla kıkırdak dokusu çıkartılır. Nüks oranı basit diskektomiye göre daha azdır. Girişim sırasında daha az doku etkilendiğinden iyileşme daha çabuk olur. Hastanede yatış süresi bir gün ya da daha azdır.

    Endoskopik Mikrodiskektomi: Bu işlemde kesi mikrodiskektomideki kadardır. Cerrah röntgen kılavuzluğunda deriden yolladığı bir kılavuz yardımı ile hasarlı diski dışarıya çıkarmaya çalışır. Bu yöntem de de hastanede kalış süresi kısadır. Nüks biraz daha yüksektir.

    Lazer Nükleoplasti:Lazer yakarak ve buharlaştırarak diski çıkartma esnasında kullanılır. Bu yakma esnasında sinir dokusu da zarar görebilir. Her bel fıtığı vakasına uygulanmaz. Hasta lokal anestezi ile opere edilir. 1 saatlik istirahatten sonra aynı gün taburcu edilir. Kısıtlı vakada ve iyi ellerde uygulanmalıdır.

  • Ağrısız, kesisiz omurga ameliyatları gerçekten hayal mi?

    MIS (minimal invasive spine) nedir; minimal invasiv omurga cerrahisi’nin ingilizce kısaltılmışıdır. Toplumda endoskopik disk veya laserle yapılan disk ameliyatları diyede kimilerimizce yanlış-doğru adlandırılmaktadır. Omurgaya bu şekilde olan yaklaşımlarda cilt kesisi yaklaşık 1 cm dir, ameliyat esnasında kullanılan tubuler retraktörlerin veya ekartörün çapı 18 mm dir, ve bu delikten bir endoskopta sokulduğu için bu yöntemler minimal invasivdir. Şehir efsanesi haline gelen MIS cerrahisi, ağrısız, kansız yapılan bir ameliyatın tarifidir toplumda. MIS cerrahisi bir hayal değil, gerçektir. Bu cerrahi tarzı nadir bu işe gönül vermiş bazı kliniklerde yapılmaktadır.

    Tubuler retraktörler, kasları ve yumuşak dokuyu birbirinden ayırdığı için bu dokulara daha az zarar verilir, bu dokularda daha az travma olur. Sonuç olarak daha az ağrı hissedilir. Bu tüpler içinden yapılan ameliyatlarda özelleştirilmiş ameliyat ekipmanları ve mikroskopik veya endoskopik görüntüleme kullanılır. Endoskoplar, ışık kaynağı ve kamerası olan ince tüplerdir. Cerrahi sahadaki retraktörler içinden ameliyat sahasına sokulurlar. Bu şekilde cerraha, cerrahi sahayı veya operasyonun yapılacağı bölgeyi monitörden izleme olanağı sunar.

    MIS cerrahisinin hastaya faydaları:

    Çoğu hastanın omurga cerrahisi sonrası aktif çalışma yaşamına dönme süresi uzun olmakla beraber, sportif aktivitelerini gerçekleştirebilme beklentilerini aylar sonraya ertelerler. Tüm bunlara ilaveten yaşlı hastalar (cerrahi açıdan riskli olan grup), obez, travma veya deformite gibi kompleks spinal problemi olan hastalarda “sen ameliyattan fayda görmessin” şeklindeki ithamlarla ameliyattan soğutulmaktadır. MIS cerrahisi, çoğu hastanın yüksek beklentilerini karşılar.

    MIS cerrahisi sayesinde;

    1-Kaslar ve yumuşak dokular korunur
    2-Ameliyat sonrası enfeksiyon riski düşüktür
    3-Çoğu MIS cerrahilerinde hasta günübirlik yatırılır
    4-Kanama riski daha azdır
    5-Ameliyat sonrası ağrı şikayetleri daha azdır
    6-Hastanede kalış süresi daha azdır
    7-Unutmayın ki kozmetik olarak küçük insizyonlar hastalar açısından tercih edilendir
    8-İyileşme hızlıdır
    9-Hastaların gündelik işlerine dönmeleri daha hızlıdır.

    MIS ile tedavi

    Çok yakın zaman kadar tüm omurga ameliyatları açık cerrahi şeklinde yapılmaktaydı. Teknolojik ilerlemeye omurga cerrahiside ayak uydurdu, Cerrahi el aletlerindeki gelişmeler, cerrahi teknik ve görüntüleme rehberliğindeki cerrahi (image-guided surgery)tekniklerdeki ilerlemeler, bioteknoloji ve implantlardaki teknolojik gelişmeler MIS’in güveninirliğini ve etkinliğini omurga cerrahisinde arttırmaktadır. MIS aşağıdaki durumlara uygulanabilir:

    1-Boyun veya bel fıtığı
    2-Dejeneratif skolyoz
    3-Boyunda veya belde dar kanal
    4-Bel kaymalarında

    MIS prosedurleri ve teknikleri, birçok spinal problemi çözmede güvenilir ve etkili yöntemlerdir. Bu yöntemler oldukça teknik konular olduğundan, MIS cerrahi eğitimini almış ve yeterince vaka yaparak tecrübe etmiş cerrahlar tarafından uygulanması hastalar açısından faydalıdır.

  • Bel fıtığı ve gerçekler

    Bel fıtığı ve gerçekler

    Belimizde L1- L5 olarak adlandırılan 5 adet omurumuz vardır. Bu omurların arasında disk adı verilen iki farklı tabakadan oluşan yapı mevcuttur. Disk adı verilen yapının dış tabakası olan Annulus Fibrosus serttir, oysa iç tabaka olan Nucleus Pulposus daha yumuşak ve jelatinöz kıvamdadır. Omurlar arasında bulunan disklerin görevi üzerlerine binen yükü dağıtmak ve bir nevi şok absorbe edici olarak çalışmaktır. Harekete katkısı ve yük taşıma özelliğinin yanında omurganın diğer kısımları gibi omurilik ve sinir köklerine koruyuculuk görevide yapar.

    Çeşitli nedenlerle; öne doğru eğilerek ağır kaldırmak, postür bozukluğu, ailesel yatkınlık, bel ve karın kaslarının yeterince güçlü olmaması ve ilerleyen yaşla birlikte dış tabaka olan annulus fibrosus’un yıpranması gibi nedenlerle iç tabaka olan nucleus pulposus’un dış tabakayı iterek veya dış tabakada oluşan yırtıktan çıkarak arkaya doğru yer değiştirmesi sonucu omurilik ve bacaklara giden sinirlere bası yapması sonucu disk hernisi-bel fıtığı dediğimiz durum oluşur.

    Bel Fıtığı Bulguları:

    1. Tipik olarak bel fıtığı olan hastalarda bel ağrısı ve çok yüksek oranda buna eşlik eden bacak ağrısı bulunmalıdır. Bacak ağrısı bel fıtığı için o kadar önemli bir bulgudur ki bacak ağrısı olmadan sadece bel ağrısı ile prezente olan bel fıtığı oranı %1′ dir

    2. Bacakta ve ayakta uyuşma ve/veya kuvvetsizlik

    3. Nadiren büyük orta hat fıtıklarında aniden gelişen heriki bacakta güçsüzlük, idrar- gaita sorunları ve seksüel disfonksiyon (Çok nadir görülür ve acil cerrahi girişim gerektirir- İlk 24 saat içerisinde-)

    Biz Beyin Cerrahları için asıl önemli olan sıkışan sinir düzeyine göre uyluk ve/veya ayakta gelişen güçsüzlüktür.

    Ameliyat kararı vermemizi etkileyen en önemli faktör güçsüzlük olup olmamasıdır.

    Tedavi:

    İlaç tedavisi ve kısa süreli yatak istirahati

    Fizik Tedavi

    Cerrahi

    Bel Fıtığı hastalarının %85-90’ı 1. ve 2. tedaviler ile rahatlar ve cerrahi girişime gerek kalmaz.

    Bu tedaviler ile rahatlamayan özellikle de güç kaybı artan veya azalmayan hastalar Ya da muayene bulguları normal olduğu halde diğer tedavilerle ağrıları geçmeyen hastalar için cerrahi girişim gereklidir.

    Cerrahi tedavi seçenekleri;

    –Açık Diskektomi: Eskiden uygulanan bir cerrahi şeklidir, günümüzde terkedilmiştir.

    –İntradiskal Girişimler: Halk arasında Lazerle, iğne ile, kapalı ameliyat olarak bilinen ve disk içine bir iğne ile girilerek lazer,radyofrekans dalgalar vb ile nucleus pulposus da küçük parçalanmalar yaratarak buradaki basıncı bir miktar düşürmeye yarayan girişimlerdir.. Bel fıtıklarının sadece %5’i bu girişime uygundur ve fayda görebilir. Bu girişime uygun hastaların ilaç tedavisi ve Fizik tedavi ile düzelebilecek hastalar olduğu düşünülür.

    — Mikrodiskektomi: Günümüzde Dünyanın her ülkesinde bel fıtığı cerrahisinde altın standart olarak kabul edilir. Çok küçük bir insizyonla fıtık olan bölgeye ulaşılır ve mikroskop yardımıyla fıtıklaşan disk materyali çıkartılır. Operasyon deneyimli ellerde yaklaşık 20-30 dk sürer ve hasta aynı gün veya ertesi sabah taburcu edilebilir, cilt yüzeyinde dikiş bulunmaz. Mikroskop kullanımı oluşabilecek riskleri ortadan kaldırır.

    Bel fıtığı ameliyatlarından sonra %5 oranında nüks yani fıtığın tekrarlaması görülebilir.. Bu riski daha da azaltmak için kilolu hastaların kilo vermesi, operasyondan bir ay sonra doktorunuzun önereceği egzersizleri yapmaya başlamanızı ve postürünüze özen göstermenizi öneririm..

    Doç.Dr.Volkan Aydın

    Beyin Omurilik Sinir Cerrahisi Uzmanı

  • Bel sağlığı  için dikkat gereken hususlar

    Bel sağlığı için dikkat gereken hususlar

    Bel sağlığı için tavsiyeler

    Bel sağlığı için tavsiyeler
    Bel fıtığı veya başka sebebe bağlı bel rahatsızlığı bulunan herkesin günlük yaşamda dikkat etmesi gerekenler.

    Bel sağlığını korumak için, çok ağır yükleri kaldırmayı denemeyin, kaldırılacaksa da mutlaka dizleri kırarak yani çömelerek yerden alın. Belden eğilerek kaldırmamaya özen gösterin. Hiçbir şeyi uzanarak almayın. Mesela telefon çaldığında veya raftan kitap alırken uzanmayın. Daima cisimlere yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın alın.
    1- Herhangi bir ağırlığı taşımanız gerekirse yükü vücudunuza simetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın.
    2- Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken belinizin eğik değil de dik pozisyonda olmasına dikkat edin.
    3- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyiniz. Kaldırmak zorundaysanız başkalarından yardım isteyin.
    4- Hafif dahi olsa yerden bir cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın. Belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.
    5- Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayın, yanına iyice yaklaşınız ve öyle alın. Bir cismi yerden alırken de önce onu bedeninize doğru yaklaştırıp sonra yükseltin.
    6- Bir eşyayı taşırken de onu gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.
    7- İki kişi iseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın bir ucunu asla bırakmayın.
    8- Bir cismi kaldırmadan önce onun ne derecede ağır olduğunu tahmin etmeye çalışın, ondan sonra yaklaşın. Kaldırma işlemine geçmeden önce cismi hafifçe yoklayarak bir kez de test edin ve ağırlığı hakkında tam bir fikir edindikten sonra kaldırın.
    9- Cisimleri bedeninizle değil de önce beyninizle kaldırdığınızı unutmayın. Bunun için ağır bir yükü mutlaka kaldırmanız gerekiyorsa, haltercilerin yaptığı gibi çok iyi konsantre olun. Kaldırırken yavaş ve temkinli hareket edin, ani hareketlerden kaçının. Adalelerinize ani yük bindirmeyin. Kaldırma esnasında karın kaslarınızı kasarak bütün kas gruplarınızı aynı anda çalıştırın. Karın ve sırt adalelerinizin kasılması omurganızı destekler.
    10- Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın. Hele bu yükü başınızdan yukarı kaldırmayı denemeniz tam bir felaket olabilir.
    11- Ayakta iken belinizi sağa veya sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayın.
    12- Yük elinizde iken dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.
    13- Beliniz geriye doğru eğilmiş vaziyetteyken sırtınıza ağırlık yüklemeyin. Mutlaka yüklemeniz gerekiyorsa dizleriniz biraz kırılmalı ve vücudunuz öne doğru hafif eğik olmalı.
    14- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek veya iterek tek başınıza götürmeyin.
    15- Bir cismi taşırken ayaklarınızın yere sağlam basması gerekir. Her iki ayağınız arasındaki mesafe de yaklaşık omuz genişliğinde olmalı ve ayak uçlarınız dışa bakmalı.
    16- Sandalye veya koltukta otururken dik bir pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getirin. Bu esnada diz eklemlerinizin kalça eklemlerinden daha yüksekte bulunmasında, ayak tabanlarının yere temas ederken düz konumda olmasında ve yere rahatça basmasında yarar vardır. Otururken zaman zaman pozisyon değiştirmeniz de iyi olur.
    17- Yumuşak, alçak ve derin koltuklarda oturmayın. Stabil olmayan bozuk koltukların ve yumuşak iskemlelerin belinizi tehdit ettiğini unutmayın. Kol konacak sandalye ve koltukları tercih edin.
    18- Sandalyede otururken ayaklarınızın altına bir basamak çekerseniz daha rahat edersiniz.
    19- Abdest alırken, dişlerinizi fırçalarken ya da elinizi, yüzünüzü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyin; belinizi olabildiğince dik tutmaya gayret edin. Bu yüzden evinizdeki lavaboların mümkünse biraz daha yüksekçe yapılmasını sağlayın.
    20- Her gün ez az 15 dakika yürüyün. Yürüme mesafesini giderek artırın.