Boyun fıtıklarının tedavisinde üç türlü tedavi yöntemi kullanılmaktadır.
* İlaç Tedavisi: Günümüzde her eczanede hap veya iğne şeklinde olabildiği gibi kremlerle de ağrıların ve kasılmaların tedavi edilmesi mümkündür. Zaten boyun fıtıklarının 96% gibi büyük bir oranı cerrahiye gerek duymadan bu tür tedavilerle rahatlıkla toparlanabilirler.
* Fizik / Egzersiz ve Terapi: Fizik tedavi terapisi kapsamında her türlü masaj, fizik egzersiz, akupunktur, TENS tedavisi, ultraviyole, manyetik yatak tedavisi gibi sayabileceğimiz birçok rahatlatıcı tedaviye ek yöntemler vardır. Bu yöntemlere ilaç tedavisiyle birlikte hastanın yaşam konforunu arttıran bir takım özel egzersiz ve tedavilerle desteklenir.
* Cerrahi Yöntem: Günümüzde bizim hastanemizde yapıldığı gibi mikrocerrahi yöntemiyle diskektomi (altın standart) omuriliğe mevcut basıların mikroskop altında ciltten 1-1.5 cm kadar kesi ile girilerek temizlenmesi yöntemiyle hastalarımızı aynı gün 5-6 saatte taburcu edilebilmektedir. Bir hafta kadar boyunluk tedavisiyle normal yaşam tarzlarına aynen devam etmelerinde bir kusur olmamaktadır.
Önlemek / Azaltmak için önerileriniz nelerdir?
* Hayatlarında mutlaka su sporlarının yer almasını sağlamalılar. * Bel-boyun fıtığı hastalarımıza ameliyat öncesinde ve sonrasında yüzme tedavisi uygulanmaktadır. * Kilo omuriliğin baş düşmanı olduğu için öncelikle diyet, kontrollü ve stressiz yaşam tavsiyelerimizdir.
Kafa tabanından itibaren 7 adet omur kemiğinden oluşur. Her omur cisminin ortasında, beynin devamı olan omurilik bulunur. Vücudun çeşitli yerlerinden beyine dönen duyular veya beyinden vücuda dağılan emirler omurilik içinde seyreder. Boyun bölgesinde her omur cismi hizasından çıkan sinirlerde kola ve sırta yayılarak, bu bölgelerin duyu ve hareketini sağlar.
Omurgalar arası yastıkçık dediğimiz disk dokusunun dış kısmı (anulus fibrosus) ve iç kısmı (nucleus pulposus ) bulunur. Jelatin kıvamındaki iç kısmın , daha kuvvetli bir bağ dokusundan oluşan dış kısmı yırtarak omurilik ve sinirlere bası yapması sonucu boyun fıtığı ortaya çıkar.
Sebepleri nelerdir?
Burada dikkat edilmesi gereken ve bel fıtığından başlıca fark, sadece sinirlere değil omuriliğin kendisinede baskı olması sonucu vücudun tamamında kısmi veya tam kuvvetsizlik oluşmasıdır. Omurilik ilk bel omuru hizasında sonlandığından ve alt bel omurları içinde sadece ayağa giden sinirler bulunduğundan , bel fıtığında belirli sinirin dağıldığı alanda felçler görülür.
Boyun fıtığını tetikleyen unsurlar nelerdir?
Hayat tarzımızdaki birtakım yanlış uygulamalar önce boyun ağrısı, kaslarda tutulma ile kendini gösteriyor ve daha sonra dramatik olarak, fıtık olarak karşımıza çıkabiliyor. Bunları kısaca örneklemek gerekirse;
* TV karşısında uyuyakalma * Klima altında uzun süre kalmak * Saçları kurutmadan ıslak vaziyette dışarı çıkmak * Dengesiz bir şekilde omuzda/sırtta yük taşımak * Pencere açık vaziyette seyahat etmek * Uzun süre bilgisayar ya da masa başında çalışmak
Çalışılan iş kolunun etkisi var mı? Hangi iş kollarında daha sık görülmektedir?
Her tür hastalığın işle ilgili olduğu gibi boyun fıtığının da masa başı çalışanlar, ağır kaldıranlar ve sürekli travmaya maruz kalanlarda sık görülmektedir.
Op. Dr. E. Onur Kulaksızoğlu Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı
Beyin yerleşim olarak sıvı bir boşluk içerisinde etrafında oldukça güçlü ve sağlam bir zar tabakasıyla çevrilidir. Bu güçlü ve sağlam zar tabakasının dışında yine kafa kemikleriyle daha korunaklı halde bulunur. Yani beyin kapalı bir kutunun içerisinde sabit basınçlı dengeli halde bulunur. Günlük her insanda beyin omurilik sıvısı dediğimiz bu sıvı ortalama 400-500 cc. yapılır ve emilir. Yani bu sıvı kendi içerisinde devir-daim yapar. Bu dengeli boşlukta beyin beyincik beyin sapı omurilik organlarımız birbiriyle ilişkili olarak sabit durur. Kafa travmalarında her ne şekilde olursa olsun örneğin sert bir cisimle vurma, çarpışma, düşme, trafik kazası, kesici delici aletle yaralanma, ateşli silahla yaralanma gibi durumlarda kafa içerisinde beyin ve ilişkili organlarda ve beyin omurilik sıvısındaki bu denge bozulur. Bu denge travmanın şekline şiddetine travmanın yerine göre farklılıklar gösterir. Örneğin basit bir kafa travmasından sonra sadece birkaç gün devam eden başağrısı dışında bulgu görülmezken ciddi bir kafa travmasından sonra ölümler olabilir.
1. Kafa travmalarını üç şekilde basit orta ve ağır düzeyde olmak üzere sınıflandırabiliriz. Bize başvuran kafa travmalı her hastaya mutlaka görüntüleme yöntemlerine başvuruyoruz. İlk etapta bilgisayarlı beyin tomografi çekip sonucunu hemen değerlendirebiliyoruz. Tomografi sonucuna göre normal olarak gördüğümüz durumlarda önerilerde bulunarak hastalarımızın ilk müdahalelerini yaptıktan sonra evlerine yollayabiliriz. Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda kafa travmalarından sonra daha tedbirli olmak gerekir. Takipleri hastanede olması daha uygun olur. Kafa kemiklerinde kırık çatlak olduğu durumlarda eğer beyine bası yapan parçalı yoksa yine takip ediyoruz. Bazı küçük kanamalar eğer kişinin nörolojik durumu iyiyse ve beyine bası yapmıyorsa yine takip ediyoruz.Cerrahi müdahale yaptığımız durumlar; kafa içerisinde beyine bası oluşturan parçalı kırıklar, beyin zarının üstünde kafa kemiği ile beyin zarı arasındaki bası yapan kanamalar, beyin zarı altındaki kanamalar beyin içerisindeki kanamalar ve delici kesici alet yaralanmalarındaki beyin hasarları ,ateşli silahla oluşan yaralanmalardır.
Ameliyat etmemizin birinci amacı beyin üzerindeki ve içerideki basıncı azaltmak, baskıyı kaldırmak ve oluşan hasarı en aza indirgemeye çalışmaktır. Özellikle ateşli silahla yaralanmalarda travma şekli çok farklı olabilir. Yakın atış, uzak atış, silahın cinsi, kafatasına giriş yeri çıkışı varsa çıkış yeri çok önemlidir. Oluşturduğu hasar bunlara göre değişir. Tanjansiyel değimiz çarplazlayan ateşli silah yaralanmalarında yaşam şansı yok denecek kadar azdır. Merminin beyin tabanındaki damar yapısını parçalaması durumunda beyin sapı dediğimiz hayati organı hasara uğratması durumunda yaşamla bağdaşmaz. Diğer durumlarda mermi aynı taraftan girip çıktıysa örneğin kafatasının sağ yarısından girip aynı yerden yakın bir yerden çıktıysa yaşam şansı daha yüksektir. Beynin sol yarımküresi baskın yarımküredir. Sol yarımküre konuşma ve anlama merkezinin kontrolünü sağ kol ve bacağımızın kontrolünü sağlar. Bu yüzden sol yarımkürede oluşan hasarlarda daha ciddi sekeller bırakır. Beynin sağ yarımküresi de sol kol ve bacağımızın kontrolünü sağlar. Bu bölgede oluşan hasarlarda konuşma ve anlama genelde etkilenmez ama sol kol ve bacak felç olabilir.
Hasarın şiddetine yerine göre yaptığımız cerrahi müdahale değişir.Ateşli silahla yaralanmalarda oluşan beyin hasarı merminin trasesi boyunca oluşan kanamadır. Genelde girişi deliğindeki tüm kemik parçaları beyinin içerisine sürüklenir beyin zarı yırtılır ve bir yanma etkisiyle birlikte parçalıyıcı etki oluşturarak hasar oluşturur. Öncelikle mermi giriş deliğinin etrafı geniş bir şekilde kemiklerle beraber açılır. Basıncı düşürmek için çoğu zaman hayati tehdit eden durumlarda bu kemiği yerine koymadan karın boşluğuna ciltaltına koyup hayati tehlikeyi atlattıktan sonra tekrar kemiği yerine koyabiliyoruz. Beyin zarı açıldıktan sonra hasarlı beyin dokusu kanama ile birlikte temizlenir. Basıncı azaltmak için bazen beyin zarı da açık bırakılabilinir veya sentetik yamalarla geniş kapatılır. Oluşan hasarı normal beyin dokusuna zarar vermeden onardıktan sonra kafa içerisindeki basıncı düşürmeye yönelik işlemler yaparız.
2. Ateşli silah yaralanması veya başka sebeplerle oluşan travmalarda hasarın şiddetine göre farklı bulgular ortaya çıkabilir. Hekimler arasında bu nörolojik durumlarda kullanılan çeşitli skalalar vardır. Derecelendirmeler yapılır. Muayene sırasında hastanın göz açmasına konuşup konuşmamasına ve komutlara uyup uymamasına göre ağır koma durumundan normal her işlevi yapan hastaya kadar sınıflandırılır. Hastanın hastaneye başvurduğu sıradaki durumu ilerisi için yol göstericidir. Ağır komadaki ve solunumu yeterli olmayan, koma halinde olup kısmen solunumu olan, orta ağır durumda olan hastalar yoğun bakım ünitelerinde takip edilir. Hastaya ameliyat yapılsın veya yapılmasın nörolojik tablo ile birlikte bilgisayarlı beyin tomografisi beyin MRG ile birlikte kafa içi basıncı normal seviyelerde tutmak önemlidir. Bu basıncı düşürmek için cerrahi dışı yollarla ilaçlarla kontrol sağlanmaya çalışılır. Beyin fonksiyonlarını en aza indirmek için uyutucu ilaçlar vermek de bu basıncı düşürmeye yöneliktir. Çünkü dışarıdan uyarı alan beyin daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar ve kafa içi basıncı yüksebilir. Bu yüzden kontrollü uyutup kontrollü uyandırarak basınç dengesi sağlanmaya çalışılır. Bu süreçte ağır komadaki hastalar zaten dışarıya tepki veremeyeceği için uyutucu ilaçlar verilmez. Ama hafif komadaki hastalar kademeli olarak uyandırılırlar.
3.Ameliyatın başarısını etkileyen faktörlerin ilki travmanın beyin üzerinde yaratmış olduğu tahribatın şiddeti ve yeridir. Tahribat çok yüksekse cerrahi müdahale yapılsa bile hastanın fayda görmesi zordur.Hafif ve orta şiddetteki yaralanmalar ameliyattan ciddi fayda görürler. Beyinde hasar oluşturduğu yer de çok önemlidir. Biz cerrahların ilk yaptığı işlem beyin üzerindeki baskıyı kaldırmaktır. Hasarlı beyin dokusunu düzeltme gibi bir şansımız yoktur. Bazı yaralanmalarda kalıcı veya geçici felçler, konuşma bozuklukları, anlama bozuklukları, duyusal kusurlar(görme, işitme,tat alma vb.) ortaya çıkabilir. Özellikle ateşli silah yaralanmlarında bu tahribatlar çok yüksek düzeyde olabilir. Örneğin mermi kol ve bacak kontrolünü sağlayan beyin dokusundan geçmişse ve hasara uğratmışsa bizim ameliyatla bu beyin dokusunu canlandırma gibi şansımız yoktur.
4- Ateşli silahla veya travmalarla oluşan beyin hasarlarında ilk müdahale yaşamsal fonksiyonları geri getirmeye yöneliktir. Yoğun bakım sürecinde enfeksiyon, araya giren başka sebebler ek hastalıklar da hastayı tehdit edebilir. Kafa içi basıncı normal seviyelere dönen hasta hayati tehlikeyi atlattıktan sonra ek sorunlar çıkmaz ise yoğun bakımdan çıkabilir. Bu süreç hastadan hastaya travmadan travmaya göre değişir. Bazı hastalar 3-5 gün bazı hastalar aylarca hatta yıllarca yoğun bakımda takip edilirler. Hastanın bilinci açık komutlara uyuyorsa bundan sonraki nörolojik tablonun durumuna göre tedavi yönlendirilir. Örneğin kol ve bacak kuvvetsizliği felç gelişen kişilerde bu süreç fizik tedavi rehabilitasyon sürecidir.
5- Felç bazı kişilerde kalıcı olabilir bazı kişilerde düzelmesi aylar yıllar sürebilir. İki yıllık süreçte düzelme olmazsa artık düzelmeyeceği anlamına gelir. Konuşma ve anlamanın bozulması da aynı şekilde destek tedavisi ile kontrol altına almaya çalışılır. Ancak çoğu hastada kalıcı sekeller maalesef ömür boyu devam eder.
1.Beyin tümörü nedir, iyi huylu ve kötü huylu beyin tümörünün özellikleri nelerdir?
Kafatası boşluğu içerisinde gelişen ve beyne yerleşen, anormal şekilde çoğalan beyne baskı uygulayan her türlü tümöre beyin tümörü diyoruz. Bu tümörler iyi huylu ve kötü huylu olabilirler. İyi huylu beyin tümörleri kanserli hücreler içermezler, genellikle yavaş ve sinsi büyürler, çevrelerindeki dokuları istila etmezler. Ancak beynin hassas bölgelerine bası yaparak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilirler.İyi huylu tümörler bazen yerleşimine göre hayatı tehdit edebilirler, çok nadirde olsa iyi huylu bir beyin tümörü kötü huylu tümöre dönüşebilir. Kötü huylu tümörler kanserli hücreler içerir.Daha ciddi ve sık olarak olarak hayatı tehdit ederler, hızlı büyürler ve çevrelerindeki sağlıklı beyin dokusunu istila ederler.Kötü huylu tümörler beynin kendisinden kaynaklanabileceği gibi uzak organlardaki kanserli hücrelerin beyine yayılımı sonucu da olabilir. Beyine yayılmış kansere metastaz denir.
2. Birincil(primer) ve ikincil(sekonder) beyin tümörleri nelerdir?
Birincil beyin tümörü beynin kendisinden kaynaklanan tümörlerdir.Hücre tiplerine ve yerleşimlerine göre adlandırılır. En sık görülen birincil beyin tümörü gliomalardır.Bunlar glial hücre dediğimiz hücrelerden başlar ve birçok türü vardır.Örneğin ’astrositomlar’ astrosit denilen hücrelerden çoğalır.Yetişkinlerde beyinde, çocuklarda sıklıkla beyin sapı ve beyincikte ortaya çıkar. Biz bu tümörleri tipine göre derecelendiririz. Düşük dereceli grade1 ve2, yüksek dereceli grade 3 ve 4 olarak. Grade 3 anaplastik grade4 glioblastome multiforme olarak bilinir. Bir diğer tümör türü ependimoma dediğimiz tümörlerdir. Bu tümörler beyincik ve omurilikte daha sık görülür. Çocuklar ve genç erişkinlerde sıktır. Diğer bir tümör türü oligodendrogliomalardır.Bunlar genellikle beyine yerleşir.En sık orta yaşı erişkinlerde görülür. Glial hücrelerden kaynaklanmayan tümörler de vardır. Medullablastom genellikle beyincik içinde ortaya çıkar, çocuklarda en sık görülen beyin tümörüdür. Bir diğer tümör türü menengiomlardır. Bunlar iyi huylu tümörlerdir,genellikle yavaş büyürler.Schwannoma denilen bir diğer tümör türü işitme sinirinden ortaya çıkar,diğer bir adı da akustik norinomdur, erişkinlerde denge ve işitme problemleriyle ortaya çıkar. Yerleşim yeri ve tipine göre yine hipofiz adenomları , kranyofarengioma, germ hücreli tümörler, pineal bölge tümörleri de vardır.
İkincil beyin tümörleri vücudun başka yerinden beyine yayılır. Özellikle akciğer ve meme kanserlerinin beyine yayılımını sık görmekteyiz.
3.Beyin tümörlerinin görülme sıklığı nedir?
Beyin tümörlerinin görülme sıklığı 100 bin kişide 4 ile 5 arasındadır. Kansere bağlı ölümlerin yüzde 3’ünü primer beyin tümörleri oluşturur. Ancak diğer kanser türlerinin sinir sistemini tutmasına bağlı oluşan bozukluklarda yaklaşık bu oranın 10 katı kadar ölüm ortaya çıkar. Erkelerde kadınlara oranla daha sıktır. ABD’de 300 milyonluk nüfusta her yıl yaklaşık 24000 primer beyin tümörü tanısı konmaktadır. Ülkemizde de buna paralel olduğu söylenmektedir. Çocuklarda lösemi ve lenfomanın ardından en sık primer beyin tümörleri görülür.Çocukluk çağında kötü huylu tümörlerin yüzde 20-25’ini beyin tümörleri oluşturmaktadır.Primer beyin tümörleri içinde en sık görülen gliomlardır, bunu menengiomalar izler.
4.Beyin tümörü için kimler risk altındadır?
Beyin tümörlerinin kesin nedeni bilinmemektedir. Ancak bazı kişilerde risk faktörleri ön plana çıkar.Erkek olmak,ırk, yaş, aile öyküsü, radyasyon, formaldehit, vinil klorür,akrilonitril bunlar arasındadır.Özellikle erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülür.Ancak iyi huylu menegiomlar kadınlarda daha sıktır. Beyaz ırkta daha sık görülür. Yaş olarak en sık 60-70 li yaşlarda daha sık görülür , çocuklarda en sık görülen ikinci kanser türü. Ailesinde beyin tümörü olanlarda tam olarak bilinmemekle beraber olma olasılığı daha yüksek. Bazı tümörler embriyonal ve doğumsaldır.Radyasyon ve sanayi çalışanlarında risk fazladır.Bazı kimyasallara maruz kalmış kişilerin riski fazladır.Özellikle plastik yapımında kullanılan vinil klorur, tekstil yapımında kullanılan akrilonitrile bağlı risk fazladır. Cep telefonu ile beyin tümörü ilişkisi halen araştırılıyor. Çalışmalarda net bir sonuç alınamadı. Yine kafa travması geçiren kişilerde ilişki tam belli değil.
5.Beyin tümörünün belirtileri nelerdir?
Beyin tümörünün belirtileri tümörün boyutu, yeri ve türüne göre değişir. Beyini baskıya uğratan bir tümörde en sık görülen genel belirtiler başağrısı, bulantı ve kusma, konuşma görme ve işitmede değişiklikler, yürüyüş bozukluğu, dengesizlik, kişilik ve yetenek değişiklikleri, konsantrasyon bozukluğu, duygudurum bozukluğu, hafıza ile ilgili sorunlar, nöbet ve havale geçirme, kol ve bacaklarda seyirme uyuşma ve güçsüzlüklerdir.Baş ağrısı en sık ve en erken görülen belirtidir, genellikle şiddetlidir. Sürekli olabilir, seyrek olarak da başlangıç evresinde nöbetler halinde gelir. Bazı kişilerde hafif nöbetler biçimde gittikçe şiddetlenerek seyreder. Genellikle beyincik tümörlerinde, öteki bölgelerdekine oranla daha erken ve şiddetlidir. Bu tümörlerde belirtiler genellikle ani ve çok şiddetli baş ağnsı ile başlar. Kafaiçi basınç artmasına bağlı kusma yemeklerle ilgili değildir; bulantı görülmez, fışkırma biçimindedir.Baş dönmesi baş hareketleri ile uyarılan beyincik ve işitme siniri tümörlerinde görülür. Başka bölge tümörlerinde gözlenen geçici bilinç bozukluğu, baygınlık ve ani fenalaşma gibi yakınmalar hasta tarafından yanlışlıkla baş dönmesi olarak tanımlanabilir.
6.Beyin tümörleri nasıl teşhis edilir?
Öncelikle belirli şikayetle doktora başvuran hastaya iyi bir fizik muayene ve nörolojik muayene yapılmalıdır. Nörolojik muayenede hastanın kas gücü, koordinasyonu, refleksleri, sinir ve duyu muayeneleri yapılmalıdır. Bu muayeneler yapıldıktan sonra görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Bazı tümörler normal röntgende görülebilir. Ancak günümüzde teknolojik gelişmelerle birlikte tanı yöntemleri de arttı. BT(bilgisayarlı beyin tomografisi) ile özellikle tümörün yeri ilaç verilerek boyutu hakkında bilgi sahibi olunur. Diğer bir tanı yöntemi esas olan MRG(manyetik rezonans görüntüleme)dir. MRG ile tümörün yeri, natürü, çevresel ödemi, ,iyi kötü huylu olup olmadığı hakkında bilgi sahibi olunabiliyor. Bazı tümörlerde damarlarla ilişkisini görmek ve ayırıcı tanı açısından anjiografi de yapılabiliyor. Kuşku duyulan bir beyin tümörüne biyopsi yapılarak doku örneği incelenir ve tanı kesinleştirilebilir. Alınan doku örneğinin yeterli miktarda ve tanıya varmak için uygun olması gereklidir. Patoloji doktoru alınan materyali mikroskop altında inceler.Biyopsi beyin tümörü teşhisinin en kesin yöntemidir. Biyopsi kafatasından açılan bir delikle iğneyle girip milimetrik boyutta bir parçanın alınmasıdır. Biyopsi yapmak için çeşitli yöntemler geliştirlmiştir. Stereotaktik biyopsi bir görüntüleme cihazı ile BT MRG eşliğinde yapılır.
7.Beyin tümörlerinde tedavi yöntemleri nelerdir?
Günümüzde beyin tümörlerinde çeşitli tedavi seçenekleri vardır. Tümörün tipi ve evresine göre hastalar cerrahi, radyoterapi veya kemoterapi ile tedavi edilebilirler. Bazı hastalarda bu tedavilerin hepsi beraber yapılır. Ayrıca hastalığın herhangi bir aşamasında tedavinin yan etkilerini hafifletmek, duygusal sorunlarını azaltmak, kanser ağrısı ve diğer belirtileri kontrol etmek için de tedavi gerekir. Bu tür tedaviye destekleyici tedavi veya palyatif bakım denir. Beyin tümörleri mutlaka birden fazla doktordan ve bölümden görüş alınarak tedavi edilmelidir. Multidisipliner yaklaşım dediğimiz bu yaklaşımda beyin cerrahı, medikal onkolog, radyasyon onkoloğu, patolog, radyoloji doktorları hastayı bir bütün olarak ele almalıdır. Günümüzde bu hastalık grubu için onkoloji konseyleri oluşturulmakta ve farklı görüşler birleştirilip hasta için en uygun kararı vermektedir. Ancak kötü huylu gliomalarda bugüne değin uygulanan tüm tedavi girişimleri sonuçsuz kalmıştır ve bunlar ölümcül kabul edilirler.
Cerrahi: Bu tedavi yönteminde amaç tümörün çıkarılmasıdır. Cerrahi genel anestezi altında yapılır. Mikrocerrahi dediğimiz yöntemle özel mikroskop cihazıyla bu ameliyatları kranyotomi dediğimiz tümörün yerleşimine göre kemik kaldırma yöntemi ile yapmaktayız. Mikrocerrahi yöntemde amaç normal beyin dokusuna az zarar vermek ve tümörü mümkün olduğunca çıkarmaktır. Tümörün yerleşimine ve tipine göre bazen tamamını çıkarmak mümkün olmasa da bir kısım tümörü çıkarmak da ek tedavileri kolaylaştırmakta ve tekrarlamısını en aza indirgemektedir. Özellikle ulaşılması zor tam tanısını almamış beyin tümörlerinde nöronavigasyon işlemi ile çevre beyin dokusuna zarar vermeden tümörün yeri saptanarak çıkarılabilmekte ve patolojik tanısı konulabilmektedir. Günümüzde beyin sapı dahil her bölgeye cerrahi girişim yapılabilmektedir. Ancak bazı tümör tipleri yerleşimine göre cerrahi girişim mümkün olmayabilir. Normal beyin dokusuna zarar verip hayati tehlike yaratmamak gerektiğinde radyoterapi ve kemoterapi devreye girmektedir.
Radyoterapi(ışın tedavisi): Amaç yüksek dozda ışın vererek tümör hücrelerini öldürmektir. Radyasyonda x ışınları, gama ışınları veya proton kullanılır. Sağlıklı beyin dokusuna kalıcı zarar vermeden, yüksek dozda ışın verilmesi günümüzde de oldukça güç bir teknik sorunudur. Bugünkü bilgilerimize göre, sinir dokusunun ışınıma dayanma gücü, toplam dozu parçalar halinde artırarak uygulama yöntemine elverişsizdir. Bu koşullarda uygulanabilecek olası seçeneklerden biri hiperbarik oksijen tedavisi ile ışınlama, öteki ise ışına duyarsızlaştırıcı maddelerin de ışınımla birlikte verilmesidir. Radyasyon tedavisi cerrahi tedavisinden sonra yapılabilir veya ameliyat olamayan hastalarda direkt yapılabilir.Radyoterapi tümörün büyüklüğüne tipine ve hastanın yaşına göre değişir. Sağlıklı beyin dokusuna zarar vermemek için gerekli önlemler fraksiyonlama, hiperfraksiyon sterotaktik radyoterapi, üç boyutlu konformal radyoterapi, proton ışın radyasyon tedavisidir.
Kemoterapi: Kanserli hücreleri öldürmek için ilaç kullanımıdır. İlaçlar ağızdan veya enjeksiyon yoluyla verilebilir.Kemoterapi döneminde nadiren hastanede kalmak gerekir. Yetişkinlerde cerrahi ve radyoterapi sonrası kemoterapi gerekebilir.
Destekleyici bakım tedavisi: Hastalığın herhangi bir aşamasında beyin tümörlü hastalar sorunlarını azaltmak konforlu yaşamak, yaşam kalitesini arttırmak için destekleyici bakım tedavisi alırlar. İlaç olarak steroidler, antikonvulzan dediğimiz nöbet havale ilaçları bunlardan bazılarıdır. Ayrıca bazı tümörler felç yaratabileceğinden fizyoterapistler hastaların gücünü ve dengesini tekrar eski haline getirmeye çalışırlar. Konuşma terapistleri, uğraşı terapistleri hastanın ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olurlar.
8.Tedavinin yan etkileri nelerdir?
Cerrahi sonrası sağlıklı dokularda da bazen hasar oluşabileceğinden istenmeyen yan etkiler görülebilir. Bu yan etkiler tümörün yerine tipine göre değişir. Yan etkiler her kişi için aynı olmayabilir. Oluşan yan etkileri ortadan kaldırmak da ayrı bir tedavi gerektirir. En sık görülen durum başağrısıdır. Birkaç gün sürebilir. İlaçla kontrol altına alınır. Yorgunluk halsizlik olabilir. Ameliyat sonrası beyindeki ödemi azaltmak için steroid ilaçlar verilir. Nöbet havale gelişebilir. Bu durumlar da ilaçla kontrol altına alınır. Enfeksiyon bulguları ortaya çıkabilir. Yine ilaçla tedavisi mümkündür. Bazen cerrahi sonrası konuşamama, güçsüzlük gelişebilir. Bu durmda fizik tedavi, konuşma terapisi ya da iş uğraşı tedavisi gerekebilir. Rayoterapi sonrası en sık bulantı, halsizlik yorgunluk, geçici saç dökülmeleri cilt kuruluğu lekeler ortaya çıkabilir. Bu durumlarda gerekli ilaç tedavileri verilir.Kemoterapi ile birlikte verilirse yan etkiler daha kötü olabilir. Özellikle çocuklarda radyasyon hipofiz bezine ve beynin diğer alanlarına zarar verebilir. Bu yüzden çocuklarda kemoterapi radyoterapiden daha fazla kullanılır.
9.Beyin tümörlü hastalarda tedavi sonrası süreç nedir?
Düzenli takip beyin tümörlü hastalarda önemlidir. Düzenli nörolojik muayene yapılmalı ve belirli aralıklarla BT ve MRG ile kontroller yapılmalıdır. Bu hastalıkla yaşamak kolay değildir. Bazı hastalar hastalığının vermiş olduğu duygusallıkla başa çıkmada desteğe ihtiyaç duyarlar. Hasta aileleri bilinçlendirilmeli ve paylaşımlar arttırılmalıdır. Beyin tümörlerinin gidişi çoğunlukla kötü olduğu ve ölümle sonlandığı halde beklenen yaşam süreci her zaman belirgin değildir. Kötü huylu gliomlarda, cerrahi ve ışın tedavisindeki gelişmelere, yeni kemoterapatik ilaçların kullanımına ve birleşik tedavilere karşın, sürecin sonu kötüdür; bu olgular en geç iki yıl içinde ölümle sonlanır. Tek başına cerrahi tedavi 3-6 aylık bir yaşam süresi sağlar, ışın tedavisinin eklenmesi süreyi 3-4 ay daha uzatır; bu iki tedaviye ilaç tedavisinin eklenmesiyle gerçekleşen üçlü tedavi ortalama yaşam süresini 12 ay ya da daha çok uzatabilir. Kötü huylu gliyom olgularında birinci yılın sonunda hastaların yalnızca yüzde 20’si; 24′üncü ayın sonunda ise yalnızca yüzde 10′u yaşar. Gelecekte yeni yöntemlerin bulunması ve/ya da var olanların geliştirilmesiyle daha iyi sonuçlar elde edilmesi umulmaktadır.
Endoskopik cerrahi artık tüm cerrahi alanlarda yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. Diğer cerrahi dallarda kullanımı daha eskidir. Mide ve safra kesesi cerrahisinde, çoğu kadın doğum ameliyatlarında, üroloji ve KBB ameliyatlarında cok yaygın olarak kullanılmaya başlandıkdan sonra sinir cerrahisinde kullanımı 1990’lı yıllardan sonra olmuştur. Endoskopik disk cerrahisi (endoskopik bel fıtığı ameliyatı- kapalı bel fıtığı ameliyatı), cerrahi olarak minimal invazif bir yöntemdir. Endoskopi kelimesi eski yünanca’da endo (iç) ve scopien (izleyerek görme) kelimelerinden türetilmiştir. Günümüzde özellikle omurga hastalıklarında cerrahi açıdan ilk secenek olarak tercih edilmeye başlamıştır. Ülkemizde de birkaç merkezde yapılan bu ameliyat dünyada büyük yaygınlık kazanmıştır. Ameliyat iki farklı teknikle yapılmaktadır. Merkezimizde her iki teknik de hastanın gereksinimine göre uygulanabilmektedir. Ameliyatın uygulanabilmesi için özel endoskopik cerrahi aletler ve uygulayacak cerrahın bu konuda eğitimli ve uluslararası sertifika sahibi olması gereklidir.
Hangi Hastalara Uygulanabilir?
Endoskopik disk ameliyatı bel fıtığı nedeniyle ameliyat olması gereken tüm hastalara uygulanabilir. Ancak bel fıtığının yanısıra hastada bel omurlarının kayması, kanal darlığı gibi ilave durumlar var ve bunların da düzeltilmesi gerekiyorsa o zaman endoskopik disk ameliyatı yerine mikrocerrahi yapılması gereklidir. Her yaş grubuna uygulanabilir. Özellikle yaşlı ve diabet, hipertansiyon gibi başka sorunları olan hastalarda ameliyat sonrası iyileşme süresinin çok kısa olması büyük avantaj sağlamaktadır. Ayrıca girişime bağlı ek anatomik hasara yol açmaksızın fıtıklanmış disk parçası alınmaktadır. Böylece hastaların hastanede kalma ve işe dönüş süreleri kısalmaktadır. Mikrocerrahi sonrası nüks gelişen hastalarda ikinci ameliyatlarda ameliyat bölgesindeki yapışıklıklar nedeniyle komplikasyon riski yüksektir. Endoskopik disk ameliyatı ise nüks nedeniyle ikinci kez ameliyat olması gereken tüm hastalarda güvenle uygulanabilir.
Kısaca Cerrahi Teknik:
Sadece girişim yeri açısından farkı olan iki ayrı teknik vardır. Posterior interlaminar girişimde bel bölgesinin tam ortasından, posterolateral transforaminal girişimde bel bölgesinin yan tarafından cilt kesisi yapılır. Posterior interlaminal girişim ve posterolateral transforaminal girişim olmak üzere iki tekniğin ana farkı, girişim yerleri ve girişim sırasında endoskobun geçtiği vücut alanlarıdır. Her iki teknikde de yaklaşık 0.5 (yarım) santimetrelik bir cilt kesisi yapılır. Bu kesiden radyolojik kontrol altında 4 mm çapındaki endoskop fıtıklaşmış bölgeye sokulur. Ardından sisteme endoskopi ünitesi bağlanır. Endoskop içinden tıpkı diz artroskopisinde olduğu gibi sürekli fizyolojik serum verilir ve verilen serum ameliyat alanının net görülmesini sağlayarak dışarı çıkar. Endoskop içinde girilen bölgeyi aydınlatan bir ışık kaynağı, görüntüyü kaydeden bir kamera ve içinden aletlerin geçmesini sağlayan bir kanal vardır. Cerrah endoskobun içindeki kamera aracılığıyla ekrandan omuriliği, sinirleri ve fıtıklaşmış diski görerek fıtıklaşmış diski özel aletlerle çıkartır. Diskin tümü bozulmamışsa sadece fıtıklaşmış ve bozulmuş bölüm çıkartılır. Kalan bölüm ise özel Radyofrekans aletiyle yakılarak sağlamlaştırılır. Böylece kalan diskin fonksiyonlarının devam etmesi sağlanmış olur.
Avantajları:
• Ameliyat yaklaşık 0.5 cm lik bir kesiden yapılır. Cerrahiye bağlı anatomik hasarın az olması nedeniyle ameliyat sonrası erken dönemde fazla bir bel ağrısı yoktur.
• Cerrahiye bağlı kan kaybı, enfeksiyon ve ameliyat sahasında oluşabilecek kan birikimi riski daha azdır.
• Yan yerleşimli fıtıklara ulaşım daha kolaydır. Ayrıca birden fazla disk mesafesi tek bir kesi ile kontrol altına alınabilir.
• Ameliyat sonrası hastanade kalış ve işe geri dönüş süresi kısadır. Kısa hastanede kalış süresi maliyeti de düşürür.
• Mikrocerrahi ameliyatlarında kemik ve bağ dokusunun çıkartıldığı alanlarda kasların omurilik zarına yapışması sonucu ortaya çıkan (epidural fibrozis) ameliyat sonrası kronik bel ağrıları görülmez
• Yandan yapılan girişimler (posterolateral transforaminal) hasta arzu ederse lokal anestezi ile yapılabilir. Ancak biz tüm olgularda genel anesteziyi tercih ediyoruz. Çünkü uygun ve efektif lokal anestezi uygulansa bile hastanın az da olsa ağrı duyması ve ameliyathane ortamının hasta üzerinde ki negatif etkisi nedeniyle genel anestezinin hastanın özellikle psikolojik rahatlığı açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.
• Mikrocerrahi sonrası nüks eden hastalarda emniyetle uygulanabilir.
Dezavantajları:
• Deneyimli ve gerekli eğitimlerden geçerek sertifika almış cerrahlar tarafından yapılabilir.
• Ameliyat için yüksek teknoloji gerektiren ekipmanların kullanılması gereklidir.
Bel fıtığının yanısıra kanal darlığı omur kayması ve doğumsal veya edinsel anatomik bozukluğu olan hastalarda uygulamada güçlükler yaşanabilir.
Sorular:
• Endoskopik cerrahi ne demektir?
Endoskopik cerrahi, vucudun herhangi bir yerinde oluşan hastalığı tedavi etmek için ufak bir delik açarak hasta bölgeye ulaşmak ve gelişmiş görüntü sistemleri kullanarak hasta bölgeyi bir ekrana taşımak yine gelişmiş mercek sistemlerde kullanarak görme alanını büyüterek cerrahi işlem yapmaktır. Bu işlem halk arasında kapalı ameliyat olarak da bilinir.
• Nöroşirurjide hangi ameliyatlar endoskopik cerrahi ile gerçekleştirilmektedir?
Endoskopik cerrahi omurga hastalıklarında giderek daha sık bir şekilde kullanılmaktadır. Yeni geliştirilen tekniklerle boyun fıtğı ameliyatları endoskopik yapılmaya başlanmıştır. Uzun zamandır uygun olgularda bel fıtığı ameliyatları, sinirlerin omurgadan çıktığı olukların genişletilmesi endoskopik mikrocerrahi ile yapılmaktadır. Ayrıca endoskopinin göğüs kafesinde kullanılması ile birlikte sırt omurga hastalıklarının cerrahi tedavisinde de kullanılmaktadır.
• Endoskopik ameliyat her hastaya uygulanabilir mi?
Hastanın bel fıtığı olması şartıyla her hastaya uygulanabilir. Sadece omur kayması nedeniyle vida ve plakla stabilizasyon gereken ve kanal darlığı nedeniyle kanal genişletme ameliyatı gerektiren hastalara uygulanmaz.
• Neden iki farklı teknik kullanılmaktadır?
Belin yan tarafından girişimle uygulanan transforaminal teknik yaygın olarak kullanılan tekniktir. Ancak kalça kemiğinin normalden yukarıda olduğu hastalarda özellikle L5-S1 mesafesi için transforaminal yolu kullanmak olanaksız olabilir. Bu durumda belin ortasından kesiyle interlaminar teknik kullanılmaktadır.
• İki teknik arasında ne fark vardır?
Girişim yeri dışında transforaminal teknik arzu eden hastalarda ya da kalp, böbrek hastalıkları gibi nedenlerle anestezi alması sakıncalı hastalarda lokal anestezi ile uygulanabilir. İnterlaminar teknik ise sadece genel anestezi altında uygulanabilir.
• Endoskopik ameliyatlardan sonra hastanede yatış süresi ne kadardır?
Genelde bir gece hastanede tutulan hastalar ertesi gün taburcu edilmektedir.
• Ameliyattan sonra aynı yerde bel fıtığının nüksetme şansı var mıdır?
Bel fıtığı ameliyatı dünyada 3 farklı yöntemle uygulanmaktadır. Açık cerrahi, mikrocerrahi/mikroendoskopik cerrahi ve tam kapalı endoskopik cerrahi. Her 3 yöntemde de ameliyat edilen binlerce hastada ameliyat sonrasında ortalama %5 oranında ameliyat mesafesinde nüks olduğu saptanmıştır.
Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın nüks oranı değişmemektedir. Ancak diğer yöntemlerde nüks eden hastalarda yeni ameliyatta komplikasyon oluşma riski endoskopik ameliyatlara göre daha yüksektir. Bu nedenle endoskopik ameliyatta nüks gelişse bile ikinci ameliyatın komplikasyon riski yok denecek kadar azdır.
• Mikrocerrahi ya da açık yöntemle ameliyat edilmiş ve yeniden bel fıtığı oluşmuş hastalarda endoskopik ameliyat uygulanabilir mi?
Nüks etmiş tüm vakalarda endoskopik girişim güvenle uygulanabilir. Mikrocerrahi uygulanan hastalarda ameliyat sonrası gelişen yapışıklıklar nedeniyle ikinci ameliyat daima daha zor ve komplikasyon riski daha yüksektir. Bu nedenle bu tür hastalarda endoskopik ameliyatlar komplikasyon riski olmaksızın yapılabilir.
Epidural bölgeye verilen steroid, inflamasyonu azaltarak etkili olmaktadır. Epidural enjeksiyonun genel amacı fıtık başlangıcı ya da fıtık olan disk bölgesindeki ödemi ortadan kaldırmak, disk çevresindeki yangıyı ve olası sinir kökü basısını azaltmaktır.Epidural steroid enjeksiyonu başlıca lumbal (bel) ve servikal bölgelerde uygulanmaktadır.
Bel ağrısında kullanılan çeşitli enjeksiyon
yöntemleri, belin pek çok ağrılı hastalığında hızlı ve tam bir düzelme sağlar. Bu enjeksiyonlar, tipik olarak bel ağrısı için çeşitli ilaçlar kullanmış ve bundan fayda görmemiş, ayrıca fizik tedavi yöntemleriyle de ağrıda yeterli düzelme sağlanamamış, cerrahi müdahale gerektirmeyen veya genel anestezi alması riskli olan (ileri derecede kalp, böbrek, akciğer hastalıkları gibi) hastalara uygulanır. Bu enjeksiyonlar ağrının ortadan kaldırılması için uygulanmakla birlikte ağrı kaynağını ortaya çıkarmak için de yararlıdır. Dünyada 40 yıldan fazla zamandan beri omurga kaynaklı çeşitli ağrıların tedavisinde kullanılan, iyi sonuçlar alınmasını sağlayan ve yan etkileri çok az olan bir işlemdir.
Bu prosedürde anestetik ve steroid ilaç epidural aralığa enjekte edilir.Epidural bölgeye verilen steroid, inflamasyonu azaltarak etkili olmaktadır. Epidural enjeksiyonun genel amacı fıtık başlangıcı ya da fıtık olan disk bölgesindeki ödemi ortadan kaldırmak, disk çevresindeki yangıyı ve olası sinir kökü basısını azaltmaktır.Epidural steroid enjeksiyonu başlıca lumbal (bel) ve servikal (boyun) bölgelerde uygulanmaktadır.
Enjeksiyon Sırasında Neler Yapılır?
Sizi rahatlatmak, sakinleştirmek amacıyla damar yolunuzdan ilaç verilecektir. Deriniz işlem sırasında ağrı duymamanız için lokal anestetik ile uyuşturulacaktır. Doktorunuz epidural aralığa iğneyi yerleştirir. Bel ve boyun fıtığı problemi için kortizon + anestezik ilaç içeren ilacın bölgeye ödem çözücü olarak verilmesidir. Kortizon ülkemizde kötü şöhreti olan bir ilaçtır. Oysa yurt dışında hastaya kortizon verdiğinizde, teşekkür eder ve bana doping yapıyorsunuz der.
Enjeksiyondan Sonra Neler Olacaktır?
Enjeksiyondan sonra 60 dk gözlem altında tutulacaksınız. Klinik, size yapmanız gerekenleri ve ilaç tedavinizi yazılı olarak verecektir. Doktorunuza yardımcı olmak üzere ağrılarınızın değişiminin tespitini kendinize göre yapın. Ağrınızın geçip geçmediğini anlamak için bel hareketleri yapmak isteyebilirsiniz fakat bunu çok aşırı yapmayın. Ağrınızın hemen geçtiğini görebilirsiniz.6 saate kadar belinizde ve ayağınızda uyuşma hissedebilirsiniz. Bu ilacınızın doğru yere yapıldığını gösterir.Uyuşma her zaman görülmeyebilir. Ertesi gün işinize dönebilirsiniz. Ancak yapılan çalışmalar ilacın maksimum etkisinin ortalama işlemden 7-10 gün sonra oluştuğunu göstermiştir.
Ağrınızın Geçmesi Ne Kadar Sürelidir?
Bu ne kadar bölgenin hasarlandığına ve oluşan ödeme (şişme) miktarına bağlıdır. Genellikle bu prosedür birkaç ay rahatlık sağlar.Herhangi başka bir kemik veya eklem problemi yoksa tek enjeksiyon yeterlidir.Ağrınızın sebebi bir veya daha fazla bölgeden kaynaklanıyorsa tek enjeksiyon bulgularınızın bir kısmının geçmesine yardımcı olacaktır.
Normal sağlıklı bir insanda boyun omurgasında açıklığı arkaya bakan bir eğrilik mevcuttur. Buna tıp dilinde servikal lordoz denir. Bu eğrilik, çalışma hayatında edinilen yanlış duruş bozuklukları veya yanlış yatma ve uygunsuz yastık kullanımı ile düzleşir. Sonuçta boyun düzleşmesi denilen durum oluşur. Boyun omurgası eğri halde iken kollara giden sinirlerin geçtiği kanallar en büyük halde bulunur. Boyun düzleşmesinde kollara giden sinirlerin geçtiği kemik kanallar daralır ve bu da kollarda uyuşma ve ağrıya neden olur. Ayrıca yine boyundan geçerek iç organlarımızın çalışmalarını düzenleyen 10. kafa çifti siniri olan vagus siniri de boyun düzleşmesi ile gerilir. Sonuçta vagus sinirinin çalışması bozulur. Bu da çarpıntı, nefes açlığı, midede şişkinlik, hazımsızlık, gaz ve kabızlık gibi sorunlara yol açar. Boyun düzleşmesinde ayrıca boyun ve sırtın ortasına kadar geniş bir alanı kaplayan trapezius kasında da gerilme oluşur.
Trigger point diye adlandırılan ağrılı sırt ve boyun noktaları oluşur. Bütün bunlar hem yaşam kalitesini düşürür, hem de özellikle bir işle uğraşan insanlarda konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, sersemlik hali gibi iş verimini düşüren şikayetler oluşturur. Bu sebeple servikal lordozun korunması önemlidir. Özellikle dizüstü bilgisayarların kullanımının yaygınlaşması ile şikayeti olan insan sayısında belirgin bir artış olmuştur. Servikal lordozun korunması için yapılacaklara gelince; masa üstü bilgisayar kullanıyorsanız monitörün alt kenarını göz seviyenize kadar yükseltin, dizüstü bilgisayar kullanıyorsanız yaklaşık 20 dakikada bir mola verin ve boynunuzu geriye atarak dinlendirin. Öne eğilerek çalışma gerektiren işlerle uğraşanlarda ( muhasebeci, öğrenci, öğretmen, band sistemi ile seri üretim yapan kuruluşlarda çalışanlar gibi) 1-1,5 saatlik periyodlarla 10'ar dakikalık verilecek molalar ve boyun egzersizi iş verimini ve çalışan memnuniyetini artıracaktır. Bilindiği gibi bir günün yaklaşık 1/3'lük kısmı uykuda geçmektedir. Eğer doğru yatış pozisyonu edinirsek ve doğru yastıkla yatarsak bu da tedavi sürecimize eklenen artı bir unsur olur. İnsan omurgası için yüzü koyun yatmak uygun bir yatış pozisyonu değildir. Mümkünse sağa veya sola yan yatar pozisyonda uyumaya çalışın. Bir omuz genişliğiniz kadar yastık kullanın. Yastığınız orta sertlikte olmalı. Kış aylarında atkı kullanın.
Boyun düzleşmesi tedavi edilebilen ancak tekrarlayan bir rahatsızlıktır. Bu nedenle boyun egzersizlerinizi hiç şikayetiniz yokken bile yapmaya devam edin. Boyun düzleşmesi tekrarladıkça boyun fıtığı gelişme ihtimaliniz de artar. Sağlıcakla kalın…
Bacak ağrısı ile beraber olan bel ağrılarının en sık nedeni bel fıtığı dır.Bel fıtığının rastlanma sıklığı %10-15 dir ve en sık 30-50 yaş arasında görülür. Ağır işlerde çalışanlar, ev hanımları, uzun süre ayakta durulan meslekler, uzun süre oturarak masa başı çalışanlar ve omurga yapısı nedeniyle uzun boyluların bel fıtığına yakalanma riski daha fazladır.Bel fıtığı omurlar arasındaki disk denilen elastiki kıkırdak dokunun kayarak omurilik kılıfından çıkan ve bacağın çeşitli bölgelerine giden sinirleri sıkıştırmasıyla ortaya çıkar. Bazen ters bir hareket, ağır kaldırma, ani zorlama bel fıtığına neden olabilir.
Bel fıtığı bel ve kalça içinden bacak arkasına doğru yayılan ağrı ile karakterize iken bazen bel ağrısı olmadan ,sadece kalça içinden bacağa yayılan ağrı tarzında da görülebilmektedir. Hastalarda bütün sinir basısı hastalarında olduğu gibi gece ağrıları fazladır. Tek veya her iki bacağa vuran ağrılar (genellikle bir bacakta daha fazla olur), ayak veya bacaklarda uyuşmalar, oturmada,yürümede güçlük bel fıtığının belirtileridir. Bel fıtığı ilerlerse yürüyeme-me, idrar kaçırma, iktidarsızlık gibi bulgular görülebilir.
Bel fıtığı tanısı günümüzde bilgisayarlı tomografi ve MR gibi görüntüleme yöntemleri ile konulmaktadır. Eğer imkan varsa MR en iyi tanı yöntemidir.
NORMAL BEL OMURGASI YANDAN GÖRÜNTÜ (MR)
L4-5 SEVİYESİNDE DİSK HERNİSİ
TEDAVİ :
1- Eğer sadece bel ve bacak ağrısı var, hareket kısıtlılığı, güç kaybı, herhangi bir uyuşukluk yoksa ve radyolojik incelemelerde disk hernisi başlangıç düzeyinde ise ; ağrı kesici, kas gevşetici ilaçlar verilmesi, yatak istirahati ve beli zorlayacak hareketlerden kaçınmak yeterli olacaktır. Sanıldığının aksine sert zeminlerde yatmanın zararları daha fazladır. Ortopedik bir yatakta ve hastanın sırt üstü veya yan pozisyonda yatması daha uygundur. Yüzükoyun yatışı bel sağlığı için tavsiye etmiyoruz .Hastaya; ağır yük kaldırmaması, öne ve yana eğilme hareketlerinden kaçınması, uzun süre oturmaması ve otururken bel boşluğunu yastıkla doldurması, stresten uzak durması gibi önerilerde bulunulur.
2- Hastanın şikayetleri halen devam ediyor , ancak muayenesinde hastanın güç kaybı , bacakta incelme gibi ileri sinir basısı bulguları yoksa Fizik tedavi uygulanmalıdır.
3-Fizik tedaviye rağmen ağrılar devam ediyorsa, güç kaybı bacakta incelme, dayanılmaz ağrılar gibi bulgular yoksa belden uygulanacak iğneler gibi yöntemler uygulanabilir.
4-Hastada ayakta güç kaybı , bacaklarda incelme gibi muayene bulguları varsa diğer tedavi protokolleri uygulanmadan cerrahi müdahale uygulanmalıdır .
Cerrahi yöntemler ise ; Hastanın klinik durumu , bel fıtığının yeri , sayısı , hastanın yaşı ve kilosu gibi kriterlere göre değişiklik gösterir.
İnsanoğlu yaşamı boyunca ve özellikle çocukluk çağında mutlaka hafif yada şiddetli kafa travmasına maruz kalır. Trafik ve iş kazalarının çok fazla sayıda yaşandığı ülkemizde her yıl binlerce kişi kafa travması sebebiyle ölmekte yada sakat kalmaktadır. Beyin sert bir kutu olan kafatası içersinde yer alır. Darbe etkisi ile kafatası içersinde çalkalanarak hafif derecede şişmeden (ödem), beyin dokusunda yırtılma ve kanamalara kadar değişik derecede hasarlar ortaya çıkar.
Beyin sadece darbenin olduğu istikamette zedelenmez. Darbe şiddeti ile adeta beton zeminde zıplayan lastik bir top gibi kafa tası içersinde değişik istikametlere çarparak zedelenir. Ciddi bir kafa travmasına maruz kalındığında beyinde en azından bir ödem ve hiperemi(kızarıklık) ortaya çıkar. Sabit bir kapalı kutu olan kafatası içersinde şişen beyin gittikçe sıkışarak hastanın bilincinin kapanmasına, komaya hatta ölümlere yolaçabilir.
Hafif derecedeki travmalarda hastada travma sonrası bilinç kaybı dahi olabilir. Baş ağrısı kusma ortaya çıkar. Kusma halk arasında beyin kanamasının en önemli bulgusu gibi sanıldığından gereksiz panik ve endişeler yaşanabilir. Özellikle küçük çocuklar hafif şiddetteki kafa travmalarında beyinde herhangi bir hasar yada kanama olmaksızın kusabilir. Kafa travmalarında kafatasında görülen kırık ve çatlaklar, travmanın şiddetli olduğunun bir göstergesi olup, kırık altında bir damarın yırtılarak kanama sebebi olma ihtimali mevcuttur. Bu nedenle kırık saptandığında hasta mutlaka hastanede gözlem altında bulundurulmalıdır.
Yine ciddi travma sonrası kafa içi damarların yırtılması ile beyin dışına veya beyin içine kanamalar ortaya çıkar. Bu kanamalar kanama bölgelerine göre değişik isimde anılır ve her birinde farklı klinik ve radyolojik bulgular ortaya çıkar.
1-Epidural Kanamalar: Kafatası ile beyin zarı arasına kanamalardır. Genellikle kafatasının kırıldığı travmalarda görülür. Beyin zarı ile kafatası arasına, kopan atardamar kanı birikerek beyni sıkıştımaya başlar. Hastanın travma sonrası bilinci açıkken dakikalar veya saatler içersinde kapanır ve koma hali gelişir. Derin koma hali oluşmadan yapılan müdahale ile kanın boşaltılması hastanın hayatını kurtaracaktır.
2-Subdural Kanamalar: Beyin zarının hemen altına yani beynin dış yüzeyi ile beyin zarı arasına kanamalardır. Yine cerrahi olarak boşaltılmalıdır. Müdahaleler nekadar erken olursa okadar iyi sonuç alınır.
3-Subaraknoid kanamalar: Beyin boşluklarına olan kanamalardır. Herhangi bir cerrahi tedavi gerekmez. Kanın zamanla vücut tarafından yok edilmesi söz konusudur.
4-Beyin İçi Kanamalar: (İntraserebral kanamalar): Travmanın şiddeti ile beyin dokusunda yırtılmalar sırasında damarların kopması ile oluşur. Kanama belirli bir boyuta ulaşıp hastanın yaşamını tehdit edecek boyuta geldiğinde cerrahi müdahale ile boşaltılır. Aksi halde küçük kanamalar zamanla vücut tarafından yok edileceğinden ameliyat edilmez. Ciddi kafa travmaları sonrası hastada günler yada aylar sürebilen hatta nadiren kalıcıda olabilen baş ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik, epilepsi (sara) nöbetleri ortaya çıkabilir. İlaçla tedavileri mümkündür. Nadiren kafa travmaları sonrası kafa tabanı kemiklerindeki kırıklardan beyin omurilik sıvısı (BOS) sızıntısı olabilir. Hasta burnundan bir sıvının sürekli aktığını ifade eder. Bu çok önemli bir durumdur. BOS kaçağı yoluyla bakterilerin beyne ulaşarak menenjite yolaçması söz konusu olabileceğinden bu sızıntının mutlaka tedavi edilerek giderilmesi gerekir.
Beyin zarına yada beyin dokusu içersine kan sızıntıları ile ortaya çıkarlar. Ani bir atardamar yırtılması ile şiddetli bir kanama yada yavaş sızıntı tarzında günlerce süren toplardamar kanaması şeklinde olabilir. Böylece kanamanın yeri(Beyin içi-beyin dışı), kaynağı (atardamar-toplardamar), süresi(dakikalar içersinde-günlerce)ne göre farklı hastalık tablosu ortaya çıkar.
BEYİN İÇİ KANAMALARI: Hipertansif Kanamalar:Beyin kanamaları içinde en sık görüleni olup yaşlılarda ve genellikle tansiyon hastalarında daha sık olarak oluşur . Beyin dokusu içine atardamar yırtılmasına bağlı kanamalar sonucu pıhtı oluşarak beyin dokusuna baskı yapar . Hastalık ani başlangıçlıdır, dakika ve saatler içersinde gelişir, şiddetli baş ağrısına genellikle kusma, şuur bulanıklığı, kol bacak felçleri eşlik eder. Epilepsi tablosu ile nadiren klinik tablo başlayabilir.
Tedavisi: kanama hayatı tehdit edici boyutta ve beyin dokusunda ciddi sıkışmalara yol açmışsa cerrahi girişimle kanama boşaltılmalıdır. Aksi halde küçük, hayati tehlike doğurmayacak boyutta ise vücut tarafından temizlenmesi beklenebilir. Bu sürede ilaç tedavisi uygulanır.
Doğumsal damar anomalilerine bağlı kanamalar: Bunlar daha çok genç yaşlarda görülür. Doğumsal olarak mevcut anormal bir damar yapısından (Arteriovenöz malformasyon=AVM, kavernom) oluşan kanamalarla meydana gelir. Yine ani baş ağrısı, kusma, epilepsi, organ felçleri, koma görülebilir. Tedavide. Kanamanın boşaltılarak kanamaya yolaçan anormal damar yapısının çıkartılması gerekir.
ANEVRİZMA KANAMALARI (Subaraknoid kanamalar): Genellikle gençlerde ve orta yaşlılarda görülür. Doğumsal yada sonradan oluşan atardamar cidarında zayıf bir bölgede baloncuk oluşturması ve daha sonra bu zayıf damar bölgesinin yırtılarak beyin boşluklarına kan dolması ile oluşur. Ani başlangıçlıdır. Hasta genellikle öksürme, hapşırma yada ıkınma sonrası yada durup dururken şiddetli bir ense ağrısı hisseder. Bu o zamana kadar yaşanmış baş ağrılarından çok farklı ve şiddetlidir. kusma ve bilinç kaybı-bayılma eşlik eder. Ağrı özellikle ense kökündedir, hafif sızıntı tarzındaki kanamalarda hasta boynunun tutulduğunu sanabilir. Bu yakında ortaya çıkacak şiddetli bir kanamanın ön bulgusu olabilir. Anevrizma kanamalarında hastanın kanayan atardamar bölgesindeki anevrizma gerek damar içi girişimlerle gerekse ameliyatla kapatılarak kanama ortadan kaldırılır. Ancak bu işlemleri yapabilmek için hastanın komada olmaması, ameliyata uygun bir klinik durumunun olması gerekir.
KRONİK SUBDURAL KANAMALAR: Beyin ile kafatası arasındaki toplardamarların yırtılması ile ortaya çıkan yavaş sızıntı tarzında kanamalardır. günler hatta haftalar boyunca devam eden sızıntı beyin ile kafatası arasında birikerek gittikçe artan baskı oluşturur. Hastada baş ağrısı, bir taraf kol ve bacakta kuvvetsizlik, halsizlik, uyuklama hali daha ileri dönemde koma hali ortaya çıkar, ancak bu bulgular günler içersinde yavaş yavaş gelişir. Hastalık genellikle yaşlılarda ve alkoliklerde sık görülür. Genellikle çok şiddetli olmayan kafa travmaları bu kanamaya yolaçabilir.Yaşlılarda bunama ile karıştırılabilir. Tedavisinde beyin dışına toplanan kan cerrahi olarak çıkartılır. Cerrahi sonucunda hasta tamamen normal sağlığına kavuşur.