Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Boyun fıtığı nedenleri

    Trafik kazaları, travma geçirenler, şoförlük, bankacılık gibi mesleklerde çalışanlar.

    Stres

    Boyunun yanlış hareketleri ve yanlış pozisyonları,

    Emosyonel gerginlik, boyun kaslarında zayıflık,

    Yaşlanmaya bağlı
    kemik yapısındaki dejeneratif değişiklikler.

    Boyun kireçlenmesi

    Sık görülen bazı iltihaplı romatizmal ağrılar
    (Ankilozan Spondilit, Romatoid artrit) -Fibromiyalji

    Yanlış duruş, psikolojik stres, soğuğa maruz kalmak, yorgunluk

    Uzun süreli bilgisayar – daktilo kullananlar, sürekli tek noktaya odaklaştıkları için boyun kaslarının yeterince hareket etmemesi sonucu ağrı çekerler.

    Ev işleri, dikiş nakış, temizlik, perde asma, silme gibi bunlar son derece boyun ağrılarını arttıran faktörlerdir.Bu yüzden kadınlarda boyun ağrılarının görülme sıklığı fazladır.

    Nasıl önlem alınmalı;

    Boyun duruşunun (postür) düzgün olması ve boyun-sırt bölgesinin güçlendirilmesi,
    boyunda travmadan ve tekrarlayıcı stresten kaçınma, düzgün beslenme ve fiziksel
    aktivite yapma, sigarayı bırakmak, iş yerinde ergonomik düzenlemeler yapmak gereklidir

  • Boyun ağrıları ve boyun fıtığı nedenleri

    Yaşamının bir döneminde boyun ağrısından yakınmayan insan oldukça azdır. Boyun ağrıları, boyun omurgasını oluşturan kemiklerin, eklemlerin, omurların arasında yer alan disklerin ve omurga etrafındaki kas ve bağların bozukluğu sonucu oluşur.
    Boyun ağrısına yol açan hastalıklarda ağrı bazı olgularda sadece ensededir. Bazı olgularda ise enseden başa, sırta, kollara ve hatta göğüse doğru yayılabilir. Sıklıkla hastanın boyun hareketlerinde kısıtlılık oluşur. Kola ve ele yayılan uyuşmalar, ellerde güçsüzlük hissi, baş dönmesi, sersemlik hissi sık dile getirilen yakınmalardır. Boyun ağrısı bazen kişinin günlük yaşam aktivitelerini etkileyerek yaşam kalitesini bozabilir.

    Boyun Ağrılarının Nedenleri:

    Boyun fıtığı ve boyunda kaymalar en ciddi nedenidir.Disk dejenerasyonu, boyun omurgasında artroz (kireçlenme), miyofasyal ağrı sendromları, mikrotravmalar en sık nedenlerdir. Tümörler oldukça nadirdir.

    Tekrarlayan aktivitelerde bulunma kötü pozisyon ve psikolojik stres ile birleşince “aşırı kullanmaya bağlı zedelenme” tablosunu ortaya çıkarır. Uzun süre başın öne eğilerek veya aşırı yukarı kaldırılarak çalışılması kas yorgunluğu ve kas kaslmasına yol açarak boyun ve sırt ağrısına neden olur. Çalışma koşulları ve bilgisayar kullanımının artması nedeniyle sık karşılaşılmaktadır.

    Boyun Fıtığı:

    Boyun fıtığı, boyun omurlarının arasındaki kıkırdağın, omurilik kanalına doğru yer değiştirmesi, çıkması sonucu, kola gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapması ile oluşan hastalığa denir.

    Belde olduğu gibi boyunda da fıtık olabilir. Omurları birbirinden ayıran diskler yarı eklem sayılırlar. Disk ortasında jel kıvamında bir madde ve bunun çevreleyen yastıkçıklardan oluşur. Bu yastıkçıklardan daha dışta olanlar içtekilere göre serttirler. Yaşın ilerlemesi ve travmaya maruz kalma durumlarında bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar. Dıştaki tabaka giderek incelir, ani yapılan ters bir hareket sonrasında yırtılır.

    İçteki jel kıvamındaki madde bu yırtıklardan dışarı doğru kayarak, omurilikten çıkıp kolumuza giderek o bölgelere hareket emri veren veya o bölgelerin duyusunu algılamanızı sağlayan sinirimize baskı yapar. Böylece boyun-kol ağrısı ve o kolumuzda uyuşma, karıncalanma, bazen de güçsüzlük hissederiz. İşte bu en önemli semptomdur ve gecikmeden cerrahi tedaviyi gerektirir.

  • Bel fıtığı ve anatomisi

    – Omurgada boyun, sırt ve bel bölgesinde üç adet doğal eğrilik (kavis) vardır.
    – Bu eğrilikler sayesinde omurgamız üstüne düşen yük miktarını en aza indirir ve esnek bir biçimde hareket edebilir.
    – Omurga, omuriliği ve sinirleri korur; vücudumuzun hareketini sağlar.
    – Omurlar birbirlerine “disk” dediğimiz yastıkçıklar ile yaslanmışlardır.
    – Diskler aslında omurların birbirine sürtünmesini engelleyen jöle kıvamında amortisörlerdir
    – Disklerin görevi yürüme, oturma, yük kaldırma sırasında oluşan sarsıntıları emmek, omurların üzerine düşen yükü eşit olarak azaltarak, ağırlığı dengeli biçimde alt seviyelere iletmektir.

    -Her disk iki bölümden oluşur: sağlam liflerle örülmüş dış bölüm yumuşak ve jölemsi iç bölüm.
    – Sağlam dış bölüm yumuşak ve jölemsi iç bölümü korur ve esnek hareketi sağlar.
    -Omurga bu oluşumlar dışında bağlar ve kaslar tarafından desteklenir. Bağlar, diskleri ve omurları yerinde tutan sağlam şeritlerdir.
    – Kaslar ise hareketi denetler, omurgayı destekler ve sağlamlılık kazandırır.
    -Omurilik beyinimizin verdiği emirleri vücudumuzun diğer bölümlerine taşınmasından sorumludur.
    – Omurilik üst bel bölgesinde sonlanarak bacak kaslarına, idrar kesesine, cinsel organlara giden sinir dalları verir. Bu sinirler bacağın hareketini, hissini, idrar çıkarma, dışkılama ve cinsel fonksiyonu sağlar.

  • Bel fıtığı ve risk faktörleri

    Her iki bel omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak dokunun kayması veya taşmasıdır. Bu kıkırdak parçası yerinden çıkarak bacağımıza, ayağımıza giden sinire baskı yaparak ağrıya ( siyatik) şikayetlerine sebep olur. Öksürmekle, ıkınmakla, hapşırmakla bel ve bacak ağrısı artar. Hastaların çoğu yatak istirahatı, ilaç tedavisi ile

    şikayetlerinden kurtulur. Sinir ve omuriliğe bası devam ederse; bacak kaslarında kuvvet kaybı, his kusuru, reflekslerde azalma, idrar tutamama gibi şikayetler oluşabilir. Tedavi cerrahidir.

    Risk Faktörleri

    Hareketsiz iş ve yaşam düzeni olanlar.( Büro işi vb.)

    Ağır kaldıranlar, eğilme-bükülme hareketini yanlış yapanlar.

    Uzun süreli araç kullananlar.( Şoförler vb.)

    Doğuştan belinde kayma olanlar.

    Fazla kilolular.

    Zayıf bel ve karın kasları olanlar.

    Vücut mekaniği ve duruşu bozuk olanlar.

    Ortası çukurlaşmış yataklarda uyuyanlar.

    Hamileliğin son aylarında olan gebeler.

    Yüksek riskli sporlarla uğraşanlar. ( Halter, kürek vb. )

    Sigara içenler. ( Sigara disklerin beslenmesini bozar )

  • Bel fıtığında mikrocerrahi yöntemi

    Yaklaşık altmış yıldır uygulanmakta olan klasik bel fıtığı ameliyatları sonucu hastaların tam olarak iyileşememeleri, uzun süre ağrı çekmeleri, işlerine geç dönmeleri cerrahları bu konuda arayışlara yöneltmiştir ve yirmi iki yıl önce Caspar ve Yaşargil tarafından Mikrodiskektomi metodu bulunmuştur.
    Yaklaşık 12 yıldır Lomber Mikrocerrahi yöntemini hastalarıma uygulamaktayım. Son 7 yıldır da .Endomikrodiskektomi yöntemini endikasyonlu hastalarımıza uygulamaktayız.

    Mikrocerrahi yöntemi ile hastaların ayağa kalkış ve işlerine dönüş süreçlerini kısaltmış,halk arasında bel fıtığı ameliyatından sonra sakat kalırım, normale dönemem korkusu artık güven duygusuna bırakmıştır.

    Bel fıtığında uygulanan mikrocerrahi metoduyla hastalar ameliyat olduktan altı-yedi saat sonra ayağa kalkıp yürümekte ve bir gece hastanede yattıktan sonra evlerine gidebilmektedir. Bu metot sayesinde sadece bir buçuk-iki santimlik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrası cilt yüzeyine dikiş konmamaktadır.

    Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar altında yapılması ameliyat bölgesindeki sinirlerin 25 veya 40 büyütmeyle görülmesini, böylece sinirlere hasar verme riskini sıfıra indirmeyi sağlamaktadır.
    Bu metotla bel fıtığı ameliyatları korkulu rüya olmaktan çıkmış, bel fıtığı olan hastaların hastalıkları nedeniyle üzüntüye kapılmalarını önlenmiştir. Hastalar ameliyat oldukları gün veya ertesi gün taburcu olabilmekte, bir hafta içinde de normal yaşantılarına dönebilmektedirler.

    Bazı hastalarımızda ise ameliyattan değil narkoz almaktan korkmaktadırlar. Birçoğunda uyuyup bir daha uyanamama korkusu vardır. Epidural anestezinin bel fıtığı ameliyatlarında da kullanılması ile bu korku ortadan kaldırılmış, artık bel fıtığı ameliyatları kolay yapılır hale gelmiştir. Hastalar ameliyat sırasında rahatlıkla sohbet eder durumdadır. Biz zaten kullanılan son güvenilir anestezik maddeler neticesi genel anestezi riskinide sıfıra yakın buluyoruz.

  • Endoskopik mikrodiskektomi ( kapalı bel fıtığı ameliyatı )

    Bel fıtığı cerrahisindeki gelinen en son aşamadır.

    Konservatif tedaviye bir başka ifadeyle ilaç ve istirahat tedavisine cevap vermeyen bel fıtığı hastalarına uygulanabilecek en az hasarlı ( minimal invaziv ) bir cerrahi tekniktir. Değişik boyutta tüpler kullanarak insizyon yapmadan ( bıçaksız ) endoskop yardımı ile fıtık bölgesine ulaşılarak fıtık boşaltılır.

    Bu yöntemde adale sıyrılmaz, dokular korunur, ameliyat sonrası skar ( kötü iyileşme dokusu ) en az düzeydedir.

    Hasta aynı gün taburcu olur.

    En erken dönemde işine döner. Yaklaşık bir hafta.

    Ameliyat sonrası diğer cerrahi yöntemlerde görülebilen bel ağrısı yoktur.

    Pansuman, dikiş alımı gibi cerrahi sonrası prosedürler yoktur; erken yürüyen hastanın psişik uyumu yüksektir.

    Hasta seçimi önem kazanır. Uygun endikasyonlu hastalar seçilmelidir.

  • Lazerle bel fıtığı

    PERKUTAN DİSKEKTOM
    İnsanların bir çoğu hayatının belli bir döneminde bel ve boyun ağrıları çeker.bunların bir çoğu kendiğinden düzelir ama %20 lik kısmı ciddi hale gelir ve ağrı bacağa yayıldığında, ayakta güç kaybı olduğunda ameliyat gerekebilir.
    Günümüzde artık bel ve boyun fıtıklarında daha mikroinvaziv girişimler dediğimiz daha mikro,hastaya daha az işinden alı koyan çabuk iyileşmeyi sağlayan girişimler yapılmaktadı. Burda önmeli olan hangi hastanın hangi ameliyattan fayda göreceğidir.daha küçük fıtıklarda hiç anestezisiz lazerle 10 dk lık girişimsel işlemle hasta düzelirrken fıtığın sinirlere baskı yaptığı durumlarda yine hastaya anestezi vermeden görüntüleme altında perkutan diskektomi dediğimiz dışardan özel iğnesiyle girdikten sonra fıtığın tamamen alınması işlemi son zamanlarda oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu girişimin avantajı hastaya anestezi verilmediği için hastada hayati tehlike doğuracak anestezi komplikasyonlarının olmaması, ciltte kesi olmaması, kanama olmaamsı aynı gün işine dönebilmesi bazı avantajlarıdır. Artık bel fıtığında eski buyuk ameliyat yöntemleri mümkün olduğunca yerini lazer ve perkutan diskektomi ya da endoskopi,k girişimler gibi daha küçük ve tehlikesiz girişimlere bırakmıştır, bu yöntemler oldukça başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.

  • Bel ağrısı son yıllarda neden daha çok korkutur hale geldi?

    Son günlerde daha çok karşılaştığım ve giderekte daha fazla ve daha erken başvuruya neden olduğunu gördüğüm şikayetlerin başında bel ağrıları geliyor. Öyle ki beyin cerrahisi polikliniğine günlük başvuruların neredeyse %90’ını oluşturmaya başladı. “İnsanımızı neden bu kadar fazla korkutuyor?” diye düşünmeye başladım.

    ilk aklıma gelen yöresel olarak insanların daha fazla fiziksel zorlayıcı işlerle uğraşmaları mı? oluyor. Ancak başvuruların aktivitesi sınırlı insanlarda daha çok olduğu oluyor. Özellikle belirgin bir uğraşısı olmayan ev hanımları da bel ağrıları şikayetleri ile gelmekteydi.

    İkinci neden, gelen olguların bir çoğunun aynı sözcükleri söylediğiydi. Ağrı acısını yaşadıkları yeri, canımın merkezi olarak tarifliyorlardı. Yani ağrı oldukça şiddetli olduğundan başvuruyorlardı. Bu olguların bir kısmında inandırıcıydı.

    Bazıları ise şikayetini yaşar yaşamaz 2.gününde başvuruyordu. Niye bu kadar erken başvurdukları sorulduğunda, korkularından bahsediyorlardı. Doğru yanlış duyduklarından ve sakat kalmak gibi korkularından ve bundan dolayı yanlış yönlendirmelerden dolayı başvurduklarını söylediler. Ancak gözlemlediğim bu olguların bir çoğunun psikolojisi sağlam değildi. Çok hassas olan psikolojik durumlarından dolayı ağrı eşikleri düşüktü. Yani bir çok insanın tolere edebileceği hatta algılamıyacağı hafif uyarıları veya hafif sayılacak ağrıları daha güçlü algılıyorlardı. (hissediyorlardı)

    Erken veya ultra hızlı olarak tabir ettiğim başvuruların diğer bir nedeni de, medyanın yanlış yönlendirmeleri olmasıydı. Özellikle son yıllarda yapılan felaket senaryoları veya felaket tellalcılığı insanların eskisinden daha da fazla korkmalarına neden olmakta. Bundan dolayı da vücudlarında hissettikleri en ufak müspet işaretin, çok kötü bi şey mesela kanser mi dir? Bi içine baksak şu belimin, başımın vesaire yerin? gibi düşüncelerle çok çabuk doktora koşmalarına neden oluyordu. Sonuç olarak ağrısı olan koştu..

    Aslında insanlarımızda artan bel ağrıları değildi, artan bilgi kirliliği ve bilinçsizlikti. Bu kültürle veya okumuş üniversite bitirmeklede ilişkili değildi. Bel ağrısı şikayeti ile başvuranlar toplumun her kesiminden de vardı. Hatta internette ufak bir araştırma yapanların kafası daha bir karışıktı. Yapılan muayene ve söylenen sözler bu olguların iknasına yeterli olmamaktaydı. İstekler hep aynı oluyordu, MR gibi masraflı tetkiklerin yapılması isteniyordu.

    Bir beyin cerrahı olarak, cerrahi endikasyona karar verirken böyle bir filimin çekilmesi uygunken şu anda günümüzde olur olmaz sebeplerle, bel’i 1-2 gündür ağrıyan insanların MR çekilmesi istekleri veya talepleri ile her geçen gün daha da fazla karşılaşıyoruz.. Mutlaka biz onların endişelerini azaltmak için varız, ancak toplumdaki müspet sık yaşanan ağrılar, daha fazla hastaneye baş vuruya neden olmaktadır.

    Sonuç; Toplumumuzun bu konularda daha da bilinçlenmesi ve imkanlarımızın israfına neden olmaması dileğiyle..

  • Ani ve şiddetli baş ağrısı, ense ağrısı beyin kanaması belirtisi olabilir!

    Tüm yaşamımız süresince öyle ya da böyle bir baş ağrısı sıkıntısı mutlaka yaşarız. Baş ağrısı yapan üçyüze yakın neden vardır. Özellikle baş ağrısı nedenleri arasında sık karşımıza çıkan; gerilim tipi ve migren tipi baş ağrılarıdır. Bunun yanında kafatası içerisindeki hava ile dolu boşlukların iltihaplanması durumu olan sinüzit de sık baş ağrısı nedenlerinden biridir. Yine arteriyel basınç değişiklikleri, yani yüksek ya da düşük tansiyon baş ağrısı nedeni olabildiği gibi kan şekeri ile ilgili değişiklikler de aynı şekilde klinik belirti gösterebilir.

    Önemle üzerinde durmak istediğim konu; ani ve şiddetli gelişen ve enseyi de içine alan hatta hastaların; “hayatımda böyle bir ağrı ile karşılaşmadım”, “beynim, kafam yerinden kopacak gibiydi”, “ensemden yukarı doğru çok şiddetli bıçak saplanır tarzda bir ağrı”, “şimşek çakar gibiydi” şeklindeifadelendirdiği baş ağrılarının altında beyin kanamalarının yatabileceğidir. Beyin kanaması beyin zarının içine kan sızması şeklinde olabileceği gibi direkt beyin dokusu içine de olabilir.

    Halk arasında baloncuk(diğer bilinen adı ile Ebru Gündeş Hastalığı) olarak da ifade edilen anevrizmalar; temiz kan taşıyan damarlardaki (arter) zayıf yerlerden gelişen ve genellikle damarın daha küçük dallara ayrıldığı noktalarda oluşan anormal genişlemelerdir.

    Zayıf olan baloncuk duvarı, basınca dayanamadığı anda yırtılır ve damar dışına kan sızar. Bu olay ya kendiliğinden (yüksek tansiyona bağlı) ya da eforla (öksürme, hapşırma, ıkınma, cinsel temas gibi) oluşur. Kanın beyin zarı içine yayılması ile de yukarıda sözünü ettiğimiz o şiddetli baş ağrısı ortaya çıkar.

    Tanıda ilk aşamada hastalık öyküsü ve muayeneyi doğrulamak amacı ile öncelikle tomografi ve bazen MRG kullanılmaktadır, tetkikleri normal çıkan ancak kliniği bizi tatmin etmeyen vakalarda belden alınan beyin omurilik sıvısının incelenmesi de önemli bir tanı yöntemidir. İkinci aşamada hastanın da kliniği uygunsa kanayan damarı ve baloncuğun büyüklüğünü görmemizi sağlayan “serebral anjiografi” yani beyin damarlarının görüntülenmesi tetkiki ivedi bir şekilde yapılır. Böylece baloncuğun ameliyat kriterlerine uygun olup olmadığı (geniş boyunlu olması, dev boyutta olması ya da kötü yerleşimli olması gibi) anlaşılır. Hasta ameliyat edilemiyorsa bu durumda bir girişimsel radyolog tarafından kasık bölgesindeki damardan yerleştirilen katater yardımı ile beyindeki baloncuk içine girilebilmekte, içi özel materyallerle (coil)doldurulmak suretiyle bertaraf edilebilmektedir.

    Op.Dr.Candan HUNDEMİR

    Beyin-Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı

  • Boyun fıtığı ameliyatlarından artık korkmayın!

    Boyun fıtığı ameliyatlarından artık korkmayın!

    Boyun fıtığı ameliyatlarında gelinen son nokta, önceden komplikasyonları nedeniyle korkulup kaçılan bu ameliyatları hasta için oldukça konforlu ve tehlikesiz bir hale getirmiştir.

    Boyun bölgesi, başımızı gövdemize birleştiren ve başımızın tüm ağırlığını taşıyan, uyanık olduğumuzda ya da uykuda sürekli hareket halinde olan omurgamızın en önemli kısmıdır. Dolayısıyla boyun ile ilgili rahatsızlıklar özellikle de boyun fıtıkları toplumumuzda oldukça sık görülür. Başta ev hanımları olmak üzere, örgü, nakış, dantel, halı-kilim dokuma gibi el işi yapan bayanlarda, yoğun bilgisayar kullananlarda (bankacı, sekreter, mübaşir, muhasebeci vs.), fırıncılar, postacılar, kasaplar ve pek çok meslek grubunda çalışanlar yaşamlarının bir döneminde bu hastalıkla karşı karşıya kalırlar. Boyun fıtıklarında genelde boyun ağrısının yanı sıra baş ağrısı, sırta ve kürek kemiklerine vuran ağrı, omuz ve kollara yayılan ağrılardan biri ya da birkaçı bir arada olabilir. Bazen boyun ağrısı olmaksızın sadece bu tip yakınmalarla da boyun fıtıkları kendini gösterebilir. Bu durumda hastaların kendilerine en yakın Beyin-Sinir-Omurilik Cerrahisi uzmanı hekimine başvurmalarında yarar vardır. Boyun fıtığı rahatsızlığı çekenlerde ağrı dışında, birinde ya da her iki kolda uyuşma, güçsüzlük, kasılma tarzında yakınmalarda olabilir. Özellikle güçsüzlük önemlidir. Zira zamanında tanı konulup, tedavi yapılmazsa ilerleyebilir ve hastanın günlük iş ve ev yaşamını olumsuz etkiler. Günümüzde boyun fıtığının teşhisi MR görüntülemesiyle konulur. Hastanın şikayeti, muayene bulguları ve MR görüntüsü bir Beyin-Sinir-Omurilik Cerrahisi uzman hekimi tarafından bir arada değerlendirildikten sonra tedavi şekli belirlenir. Kollarda güçsüzlük olması ağrı olmasa bile tek başına mutlak ameliyat nedenidir. Ameliyat önerilen hastalar artık yersiz korkulara kapılmamalı ve bir an önce ameliyatını olmalıdır. Boyun fıtığı ameliyatları genel anestezi altında boynun ön sağ kısmından yaklaşılarak yapılır. İki boyun omuru arasıdaki ‘disk materyali’ (fıtıklaşan kısım) mikroskop altında tamamen temizlenir ve daha sonra boşalan yere özel protez konulur. Bu protezin hastaya hiçbir zararı yoktur, bilakis rahatlatıcı ve hareketi kolaylaştırıcı etkisi vardır. Ameliyat ettiğimiz boyun fıtığı hastalarını ameliyattan yaklaşık 2 saat sonra kaldırıp yürütüyor ve aynı gün evine taburcu edebiliyoruz. Hastanın yara pansumanı ve dikiş aldırma sorunu olmadığı gibi boyunluk kullanması da gerekmiyor. Örneğin ameliyat olan bir ev hanımı ameliyat olduğu günün akşamı evinde yemeğini yapıp, bulaşığını yıkar duruma geliyor. Kısacası günlük yaşama dönmesi daha çabuk ve kolay oluyor. Bu nedenledir ki ameliyat önerilmiş olan hastalar ameliyat olmaktan değil, geç kalmaktan korkmalıdır, böylece iş verimi yüksek sağlıklı bir toplum olma yolunda ilerleyebiliriz.

    Op.Dr.Candan HUNDEMİR

    Beyin-Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı