Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Beyin tümörlerinde hastada yakınmalar ve bulgular

    Beyin tümörü deyimi genellikle kafatası, beyin zarı, beyin dokusunun kendisi, kafa içi kan damarları, doğumsal kalıntı dokuları, kafa içi salgı bezi olan hipofizden gelişen yada başka bir organ tümörünün kan yolu ile gelerek beyne yerleşmesi olarak tarif edilebilir.

    Her yaş grububunun tümörleri farklı sıklık gösterebilir. Örneğin bebeklik yada çocukluk çağında görülebilen bir tümör ileri yaşlarda oldukçe nadir olabilir. Bunun yanında yaşlılarda görülen bazı tümörlerde bebeklik yada çocukluk döneminde nadiren görülebilir.

    BEYİN TÜMÖRLERİNDE HASTADA YAKINMALAR VE BULGULAR

    Beyin tümörlerinde en sık şikayetler baş ağrısı, bulantı, kusma, çift görme olup bu bulgular her hastada bulunmayabilir. Bazı hastalarda ilk belirti sara nöbeti (epilepsi) olabilir. Ayrıca tümörün yerleşmiş olduğu beyin bölgesine ait belirtiler ortaya çıkabilir. Bunlar; konuşma güçlüğü, kol-bacak kuvvetsizliği, dengesizlik, sakarlık, düşmeler,gözde kaymalar (şaşılık), çift görme, görme azalması, yutma güçlüğü, işitme kaybı olup bu bulgulardan bir yada birkaçı ilk bulgular olabilir.

    Tümörün kafa içersinde büyüyererk kafa içi basıncında artmaya yolaçması ile baş ağrısı ortaya çıkar. Ancak bazı yavaş büyüyen beyin tümörlerinde tümör çok iri boyutlara ulaşmasına rağmen kafa içi basıncı yükselmez ve baş ağrısı mevcut değildir.. Bunun da sebebi yavaş büyüyen kitlelerde beyin sünger gibi çekilirek gelişen kitleye yer açar.

    Beyin tümörü için alarm verdirici bulgular

    -Daha önceki baş ağrılarına benzemeyen son birkaç aydır ortaya çıkan baş ağrısı.

    -Günler içersinde şiddetlenen baş ağrısına, bulantı ve kusmanın eşlik etmesi

    -Özellikle sabahları artan baş ağrısı

    -Çift görme

    -Orta yaşı geçmiş birisinin daha önce mevcut olmayan epilepsi (sara) nöbetleri geçirmeye başlaması.

    -Kadınlarda adet düzensizliği, erkeklerde cinsel isteksizlikle birlikte görme kaybı.

    -Yıllardır devam eden kulak çınlamasının daha sonra sağırlıkla devam etmesi.

    -Yutma güçlüğü, genizden konuşma, dengesizlik.

    ÇOCUKLUK ÇAĞI BEYİN TÜMÖRLERİ

    MEDULLOBLASTOM: Çocukluk çağında görülen en sık tümörlerdendir. Beyincikte ortaya çıkar. Baş ağrısı, bulantı, sabah kusmaları, dengesizlikle ortaya çıkar. Habis tümör olmasına rağmen cerrahi olarak çıkartıldıktan sonra kemoterapi ve radyoterapi ile çok olumlu sonuçlar alınabilir.

    ASTROSİTOMLAR: Yine beyincikte görülür. Ayrıca beyin sapı, görme sinirinden çıkabilir. Genellikle selim tümör olmasına rağmen cerrahileri güç tümörlerdir.

    KRANİOFARİNGİOMLAR: doğumsal kalıntılardan çıkan tümörlerdir. Çocukta gelişme geriliği, hormon yetmezliğine bağlı cücelik ve seks karekterlerinin gelişmemesi ile ortaya çıkar. Selim tümörlerdir.

    ERİŞKİN ÇAĞI BEYİN TÜMÖRLERİ

    MENİNGİOMLAR: Meninks denen beyin zarından çıkarlar. Zardan beyin dokusuna doğru gelişerek beyni baskı altına alırlar. Çoğunlukla selimdirler. Orta yaş sonrası ve kadınlarda daha sıktır. Çok yavaş büyürler. Cerrahisi genellikle nispeten kolaydır.

    GLİOBLASTOMA MULTİFORME: Erişkinlerde görülen en habis beyin tümörüdür. Tümöre ait şikayetler genellikle 1-2 aydır mevcuttur. Günler haftalar içersinde büyüyerek tedaviye rağmen 1yıl içersinde ölüme sebep olabilir. Tedavide cerrahi olarak çıkartıldıktan sonra radyoterapi ve kemoterapi uygulanır.

    ASTROSİTOMLAR: Çocuklarda görülenden farklı olarak beyincikte değil beyinde ortaya çıkar. Genellikle ilk bulgu saradır (epilepsi) 3 derecede değerlendirilir. 1 ve 2. derece astrositomlar selim, 3. derece ise habistir. Tedavi cerrahi, habis olanlarda cerrahi+radyoterpidir.

    HİPOFİZ TÜMÖRLERİ: Beyin tabanında yer alan ve hormon salgısı ile görevli hipofiz bezinden gelişirler. Hormon bozukluğu bulguları ile yada kitle etkisine bağlı görme sinirine baskı yaparak görmede azalma ile ortaya çıkar. Kadınlarda adet düzensizliği, adet görememe, çocuk sahibi olamama, göğüsten süt gelmesi, erkeklerde cinsel iktidarsızlık, çocuk sahibi olamama ile ortaya çıkar. Ayrıca aşırı kilo alma, guatr, büyüme hormonu salgısının fazlalığına bağlı el ve ayaklarda, burun ve çenede büyüme, kabalaşma ortaya çıkar.

  • Beyin damar tıkanıklıkları (inme)beyin enfarktüsü

    İleri yaşlarda oldukça sık görülen inme, sıklıkla hipertansiyon ve damar sertliği yada şeker hastalığı (Diabet) sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Gençlerde görülen inme ise en sık doğumsal yada sonradan ortaya çıkan kalp hastalıklarında görülür. Hastada beyin atardamarlarında tıkanmayla ortaya çıkan, vücudun bir yarısında hafif yada şiddetli felçler görülür.Tıkanan damar ana damarlar değilse genellikle baş ağrısı olmaz. Tıkanmanın oluştuğu ilk saatlerde hastada tansiyon yüksektir. Beyin damarlarından herhangi birisinde oluşan tıkanma dakikalar içersinde kansız kalan beyin bölgesinde hasar oluşturmaya başlar.

    En sık ateroskleroz denen damar sertliğine bağlıdır. Damar sertliğinde, bir tansiyon yükselmesi ile damar cidarında oluşan tortulardan kopan parçacıklar ileyerek beyin damarlarından birisini tıkaması ile ortaya çıkar

    Halk arasında felç olarak bilinen kol ve bacak kuvvetsizliğinin en sık nedeni yaşlılk döneminde ateroskleroza (damar sertliği) bağlı damar tıkanıklığıdır. Tıkanma sonrası 3 türlü seyir ortaya çıkar.

    1-Saatler yada günler içersinde felç gerileyerek düzelir. (Geçici iskemik atak): Tıkanma saatler içersinde tedavi ile yada kendiliğinden açıldığı taktirde bu tablo görülür

    2-Oluşan felç hiç değişmeden kalıcı olarak devem eder. Damar tıkanmıştır. Tedaviye rağmen tıkanmada hiçbir değişme yoktur.

    3- Hafif olarak oluşan felç saatler veya günler içersinde şiddetlenir. Başlangıçta tıkalı olan küçük bir damar iken damar içindeki pıhtının büyümesi ile daha büyük damarlara doğru tıkanıklığın ilerlemesi ile ortaya çıkar.

    Bu üç ayrı seyir nedeni ile ilk saatlerde derhal damar içindeki pıhtılaşmayı engelleyici tedavi başlanmalıdır. Tıkanan damar eğer beynin ana damarları ise ilk 4 saat içersinde damar içi müdahalelerle pıhtını ortadan kaldırılması ile damar açılarak felç tablosunun saatler yada günler içersinde geriye dönmesi sağlanmış olur.

    Kimler inme adayıdır.

    -Ailesinde damar sertliği hikayesi olanlar

    -Tansiyon hastaları

    -Kalp hastaları

    -Şeker hastaları

    -Sıgara içenler

    -Aşırı stresli meslekler

    İnme İçin Alınacak Tedbirler

    -Orta yaş sonrası özellikle risk altında olanlar aspirin kullanmak

    -Kan kolesterol ve lipidlerinin normal düzeyde seyretmesini sağlamak (diyetle-ilaçla)

    -Stres faktörünü ortadan kaldırmak gerekirse anti depresan kullanmak

    -Tansiyonun normal sınırlarda seyretmesini sağlamak (Tuzu kısıtlamak)

    -Kan şekerinin normal olması

    -Vücut ağırlığı fazla ise kilo verme

    -Sıgara içmemek

    -Riskli hastalarda damar tetkikleri yapılarak %50 üzerinde darlık tespit edildiğinde açılması

  • Beyin enfeksiyonları (menenjit ve ensefalitler)

    Menenjit, ensefalit mikropların beyinde oluşturduğu hastalıklardır.

    Mikropların beyin dokusuna ulaşması, mikrobun kana karışmasından sonra beyne yerleşmesi ile yada komşu organlar, üst solunum yollarında (burun ağız, gırtlak, soluk borusu) mevcut mikrobun sinüsler ve koku sinirini izleyerek beyne ulaşması ile ortaya çıkar. Bunun yanında ayrıca irinli, akıntılı kulak iltahabı, sinüzit,saç dibinde ortaya çıkan enfeksiyonlarda kolayca kirli kan damarlarını izleyerek beyne ulaşıp beyin iltahabına yol açarlar.

    Menenjit:

    Beyin zarlarının bakteriel bir enfeksiyonla iltahaplanması sonrası ortaya çıkar. Pek çok bakteri türü tarafından oluşan menenjit çocuklarda ve yenidoğan bebeklerde daha sık olup bazı mikroplara bağlı olan türleri solunum yolları ile kolayca yayılabilir. Etraftaki vücut savunması zayıf çocuklara bulaşır. Hastalık ani yüksek ateşle başlar hızla kötüleşme olur. Bunun yanında tüberküloz (verem) menenjiti ise daha sinsi ve yavaş başlar.Yine çocukluk döneminde ve gençlerde daha sıktır.

    Ateş, üşüme, titreme kusma, baş, ense ağrısı, bitkinlik, dalgınlık veya uykuya eğilimli olma, havale gibi belirtilerle başlar. Adeta ağır bir gripal enfeksiyon gibidir ancak bulgular gittikçe ağırlaşarak bilinç bozuklukları (aşırı durgunluk, uyku hali uyandırmada güçlük, yavaşlık) ortaya çıkar. Küçük bebeklerde belirtiler silik olabilir: örneğin ilk aylarda sadece bebeğin emmesinin bozulması bile şüphelendirmelidir.Ensede kasılma ve sertleşme dikkat çekicidir.
    Bu hastalıkların teşhisinde beyin-omurilik sıvısının incelenmesi için belden su alınması (lomber ponksiyon) gerekir. Burada görülen bulgulara göre mikrobun cinsi saptanır ve özel tedavi verilebilir. Hastalığın erken döneminde yapılan Bilgisayarlı tomografi ve MR tetkikleri normaldir. İlerleyen safhalarda ise iltahaba özel beyin zarı ve beyinde boya tutulmaları mevcuttur.

    Ensefalitler Bakterilerden daha küçük mikroplar olan virüsler tarafından oluşurlar. Virüsler beyin ve omuriliği tuttuğunda viral (aseptik )menenjit ve ensefalit denen klinik durumlar ortaya çıkar.

    Viral menenjit=aseptik menenjit; bakteriel menenjite benzer, genellikle baş ağrısı, ışıktan rahatsız olma, ensede sertleşme görülür.

    Ensefalitte: Beyin zarlarından başka beyin dokusuda virüsler tarafından işgal edilmiştir. Burada Sara nöbetleri, bilinç bozuklukları, felçler görülür. Klinik daha şiddetli seyreder

    bakteriel menenjitler genellikle erken dönemde teşhis edilerek uygun antibiyotik tedavisi uygulanırsa. Sekel bırakmadan iyileşme sağlanabilir. tedavide gecikmede kalıcı olarak sara, değişik organ felçleri, zihinsel kusurlar hatta ölüm oluşabilir.

    Virüslerin oluşturduğu menenjit ve ensefalitlerin tedavisi uçuk virüsü haricinde pek başarılı değildir. Bu nedenle bakterilere bağlı menenjitlerden daha kötü seyreder.

    SUBAKUT SKLEROZAN PANENSEFALİT ( SSPE)

    Çocukluk ve gençlik çağında görülen yavaş seyirli ilerleyici bir beyin iltihabıdır. Kızamık veya kızamık benzeri bir virüs tarafından oluşur. Beceriksizlik, başın arkaya düşmesi vesakarlıklarla başlayan daha sonra dengesizlik, kasılmalar ve düşme atakları, bunama tablosu ile ilerleyen bir hastalıktır. Hastaların büyük bölümü 12 yaşından küçük çocuklardır. Erkekler kızlardan daha sık hastalığa yakalanır. Hastalık aylar yada birkaç yıl içersinde ilerleyerek ölüme sebep olur. Henüz etkin bir tedavisi mevcut değildir.

  • Otizmin farkında mısınız?

    Nedir?

    Otistik Spektrum Bozukluğu, çocukluk çağında ortaya çıkan ve bireyin tüm yaşamını etkileyen, beynin gelişimsel bir bozukluğudur.

    Otistik Spektrum Bozukluğu, bireyin dış dünyadaki uyaranları algılaması ve bunları düzenleyip kullanması ile ilgili nörolojik bozuklukları kapsar. Bu terim, otizmin, ağır seyreden ilerleyici formlarının yanında hafif ve atipik şekilleri de içeren bir grup bozukluğu ifade eder.

    Nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, beyin yapısı ve fonksiyonlarıyla ilgili giderek artan veriler, bu bozuklukların birçok sorundan etkilendiklerini göstermektedir.

    Erkeklerde kızlara oranla 3-4 kez daha sık görülmektedir. Genetik bir hastalık olduğu bilinmekte, birden fazla genin çok yönlü etkilendiği; yapısal, çevresel etkenlerin, anne ve doğum öncesine bağlı faktörlerin de, gelişiminde rol oynadıkları düşünülmektedir.

    Son yıllarda elde ettiğimiz kanıtlar, daha önce nadir görüldüğü sanılan bu hastalık grubunun çok daha sık, yaklaşık 100 veya 150’de 1 oranında olduğunu ortaya koymuştur. Bu, her gün hastane polikliniklerinde görülen birçok çocuğun aslında bu bozukluğa sahip olduğunu, ancak hiçbirine tanı konmadığını gösteren çok düşündürücü bir durumdur. Gerçekten de olguların ancak %10’una tanı konulduğu düşünülmektedir.

    Halen nedenleri ve kesin tedavisi tam olarak ortaya konamamış olan bu hastalık grubuyla mücadelede en önemli olan, onu tanımaktır.

    Belirtiler

    Otistik Spektrum Bozukluğu’nu tanımlamak için kullanılan birçok davranış özelliğinin tümü bir hastada bulunmaz ve aynı kişide belirtiler zamanla değişkenlik gösterebilir. Küçük çocuklarda ve hafif belirtilerle seyreden tiplerde ise Otistik Spektrum Bozukluğu’nu ayırt etmek daha da zordur.

    Erken belirtileri, çoğunlukla taklit yeteneğinin olmaması ve iletişime yönelik jestlerin gelişmemesi şeklindedir. Otistik belirtiler, hastaların yaklaşık üçte birinde genel olarak bir yaşından sonra, görece sağlıklı bir dönem sonrasında kendini belli eder.

    Göz temasının kurulamaması şeklinde farkına varılan, karşılıklı dikkatin gelişmemesi özellikle bebeklik döneminde saptanabilecek, önemli bir belirtidir.

    Konuşma gecikmesi, ve sesli uyaranlara cevapsızlık genellikle doktora başvuru sebepleridir. Bu çocuklarda, konuşma başladıktan sonra da dil gelişimi yeterli seviyeye ulaşmaz. Tekrarlayıcı davranışlar, ilgi ve aktivitelerinde sınırlılık, takıntılı davranışlar, dış uyaranlara karşı anormal tepkiler veya kayıtsızlık görülür

    Duygusal tepkilerin, gülümsemenin olmaması, ağrıya ve fiziksel yaralanmaya tepkisizlik, kendine zarar verme de sayılabilir.

    %10’u ise bazı konularda üstün özellikler gösterirler. Matematik, müzik gibi alanlarda ve belleğe dayalı uğraşlarda çok gelişmiş becerilere sahip olabilirler. Bir kısmı, çok küçük yaşta okumayı öğrenebilir.

    Tanı Otistik Spektrum Bozukluğu’nda laboratuar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri açısından tanı koydurucu olan belli bir bulgu mevcut değildir ve doğru tanıyı koymanın en önemli yolu klinik belirtilerdir.

    Ancak, manyetik rezonans görüntülemesinde (MRG) gri ve beyaz madde hacimlerindeki anormallikler ve elektroensefalografi (EEG) deki paroksismal bozukluklar önemlidir.

    Görme ve işitme kusurları, epilepsi, zeka geriliği, hipotiroidi, fenilketonüri, ağır dikkat kusuru ve diğer organik beyin sendromları gibi Otistik Spektrum Bozukluğu ile karışabilen veya eşlik eden diğer tıbbi sorunları tespit etmek için metabolik tetkikler (kan ve idrar tahlilleri), odyometri, kromozom analizleri ve nöropsikolojik testler uygulanabilir.

    Güvenilir tanı konulması için, çocuğun belli aralıklarla farklı ortamlarda değerlendirilmesi uygundur. Kesin tanı koydurucu bir ölçüt bulunmamakla birlikte, yaşamın ilk yıllarında taramanın yapılması için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Ülkemizde, bu amaçla Bayley Bebekler için Gelişim Ölçeği I ve II Formları, Bayley Çocuklar için Nörolojik Tarama Skalası, Ankara Gelişim Envanteri ve Denver Gelişim Tarama Testi kullanılmaktadır.

    Yine de, tanının ancak Otistik Spektrum Bozukluğu’nun akla getirilmesiyle konulabileceği, bu hastalık grubunun özeklikleri hakkında anne-babaların, hekimlerin, öğretmenlerin bilinçli olmalarının çok önemli olduğu unutulmamalıdır.

    Tedavi Seçenekleri: Otistik Spektrum Bozukluğu, erken tanı ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığı bir hastalık grubudur. En önemli tedavi, çocuğa uygulanacak olan yoğun eğitimdir.

    Konuşma ve dil terapisi, uğraşı terapisi, duyu entegrasyonu, egzersiz, fizik tedavi, ve davranışsal terapiler, hastalığın ağırlığına ve her çocuğun özel durumuna göre belirlenmelidir.

    Beyin gelişiminin daha hızlı olduğu ilk 5 yaş içinde yapılması sağlanan bu tedaviler, çocuğun ilerleyen yaşlarda yaşıtlarına yaklaşmasını sağlayacaktır. Hafif otistikler zamanla konuşabilir, göz teması kurup normal eğitim alabilirler. İletişim kurmayı öğrendikçe başkalarıyla iletişim geliştirmeyi öğrenebilirler.

    Maalesef, Otistik Spektrum Bozukluğu’nun kökenine yönelik bir ilaç tedavisi halen mevcut değildir. Fakat, belirtileri hafifletmek, depresyon veya nöbet gibi sorunları gidermek için çeşitli ajanlar kullanılabilmektedir.

    Sakinleştiriciler, antidepresanlar, antiepileptikler, opioid antagonistleri, metilfenidat, B6 vitamini bunlardan bazılarıdır.

    Beyin yapısı ve fonksiyonları daha iyi anlaşıldıkça Otistik Spektrum Bozukluğu’nu temelden ortadan kaldırmaya yarayacak tedaviler gündeme gelecektir. Ancak önümüzdeki uzun vadede, erken tanı ve eğitim, tedavinin en önemli kısmını oluşturacaktır.

    Prof. Dr. Erol Taşdemiroğlu

  • Boyun fıtıkları

    Boyun fıtıkları bel fıtıklarına göre daha az görülen rahatsızlıklardır.

    Boyun ağrıları toplumumuzda sık olarak görülen bir durumdur. Bunun nedeni boyun kaslarının hassas ve boynu oluşturan omurların hassas bir yapıya sahip olmasıdır. Boyun ağrıları stres, soğuk ve sıcak değişimleri,uygunsuz duruş pozisyonları gibi durumlardan sık olarak etkilenen yapılardır. Boyun ağrılarının çok az bir kısmında etken boyun fıtığı olmaktadır.

    · Boyun fıtıkları 20-50 yaşlarında daha sık olarak görülmektedir. Fakat daha erken dönemlerde boyun travmaları sonucunda daha ileri yaşlarda ise disklerin ve boyun omurlarının bozulmasına bağlı olarak ortaya çikabilirler.

    · Boyun ağrılarının toplumumuzda en çok görülen nedeni stres ve uygunsuz duruş pozisyonları ve boyun hareketsizlikleridir.

    · Genellikle boyun ağrısıyla başvuran hastaların en önemli şikayeti ense bölgesinde kasların kafa kemikleriyle birleştiği bölgede ve omuz kaslarında gerginlik hissetmeleridir. Bu ağrının kaynağı genellikle toplumsal yaşamda hassas olan sorunları içine atan ve dışarı fazla belli etmeyi başaramayan insanlarda veya çok çabuk sinirlenen insanlarda görülmektedir. Bunun yanında soğuk sıcak değişimlerine çok sık uğrayan veya ense ve sırt bölgesinde sık terleyen insanlarda da bu gibi boyun ağrıları oluşmaktadır.

    · Boyun fıtıkları ise boyun ağrılarının çok az bir nedenidir. Boynu oluşturan omurların arasında bulunan yastıkçık dediğimiz disklerin omuriliğin geçtiği kanal içine doğru bombeleşmesi veya yırtılmasıyla kliniklerini belli ederler.

    · En çok boyun fıtıkları C5-6 ve C6-7 omurları arasında görülürler fakat diğer seviyelerde de ortaya çikabilirler. Fıtığın omur iliğe veya kollara giden sinirlere bası yapmasına bağlı olarak kaslarda kuvvet kayıpları veya uyuşukluklar ortaya çikmaktadir.

    · Boyun fıtıklarının kliniğinde en önemli bulgular kollarda veya bir kolda meydana gelen uyuşma ve karıncalanmalar, kollarda veya bir kolda meydana gelen ağrılar, kollarda veya bir kolda meydana gelen kuvvet kayıpları oluşabilmektedir. Bu bulguları tüm kolda hissedebileceğimiz gibi fıtığın etkilediği sinirin etki ettiği kas gruplarında ve his aldığı duyu bölgelerinde örnegin ellerde, ön kolda omuzda hissetmekte mümkündür.İlerlemiş ve çok büyük fıtıklar ise bacaklarda da kuvvet kayıplarına neden olabilirler ve bu durum bir çok hastalıkla karıştırılmasına neden olabilir.

    · Boyun fıtıklarının tanısında en önemli tanı aracı muayenedir. Muayene olmaksızın MR gibi pahalı yöntemlerin kullanılması gereksiz ve gereksiz olduğu kadar da mantıksızdır. Hastanın kliniğinin ortaya konulması bir çok hastalıkla ayırıcı tanısının yapılmasını sağlar.

    · Boyun ağrısı olan bir hastanın en büyük korkusu boyun fıtığı olma düşüncesidir. Bu endişenin giderilmesinde muayene faydalı bir yöntemdir.

    · Yapılan muayenede bulgular boyun fıtığını destekliyorsa; boyun fıtığını büyüklüğünün yerinin ve etkilerinin tespit edilmesi için MR planlaması uygundur. MR boyun fıtıklarının lokalizasyonlarının ,etkilerinin gösterilmesi için gerçekten doğrulayıcı bir tanı aracıdır.

    · Boyun fıtığı tespit edildiğinde fıtığın büyüklüğüne,hastanın kliniğine,yaşina veya hastanın mevcut hastalıklarının durumuna göre tedavi yaklaşimı değişmektedir.

    · Hastanın kliniğinde sadece ağrı olması, kuvvet kayıplarının olmaması ve fıtık büyüklüğünün sınırda olduğu olgularda Fizik tedavi programları,boyunluklar, ilaç tedavisi kullanılmaktadır.

    · Boyun fıtığının sosyal yaşamı etkilediği durumlarda, kuvvet kayıplarının ortaya çiktigi durumlarda cerrahi kaçınılmaz hale gelir. Ve fıtığın alınması gereklidir.

    · Boyun fıtığı cerrahisi sonucunda hastaların faydalanma oranı; ameliyata girmeden önceki kliniğine göre değişmekle beraber hastaların büyük çogunlugunda ileri derecede rahatlama olmaktadır.

    · Fakat boyun fıtıklarında da bel fıtıklarında olduğu gibi her ameliyatta mevcut komplikasyonların var olduğu teorik anlamda felç olma riskinin var olduğu ancak pratik anlamda da bu riskin olduğu fakat çok nadir bir komplikasyon olduğu unutulmamalıdır.

    · Boyun fıtıklarıda bel fıtıklarında olduğu gibi birden fazla bölgede olabilmektedir. Bu durumda yaklaşimın yapılacağı fıtık bölgesi hastanın kliniği sonucunda karar verilecek bir durumdur.

    · Bazen boyun bölgesinde 2 veya daha fazla diskin kanal içine bombeleşmesi ve kanal çapini 1 cm nin altında olması durumlarına yol açabilirki bu duruma tıpta servikal dar kanal adı verilmektedir.Bu durumda bir kolda veya kollarda ortaya çikan yorgunluklar ortaya çikmakta ve kuvvet kayıpları oluşabilmektedir. Eğer kanal çapi 1 cm ve altında ise ve klinik mevcutsa ozaman yapılacak işlem cerahi tedavidir.

    · Boyun fıtıklarından korunmak için düzenli boyun egzersizlerinin yapılması,duruş pozisyonlarına dikkat edilmesi ve boynun travmalardan korunması gerekmektedir.

    · Boyun fıtık cerrahi sonrasında oluşmuş kuvvet kayıpları,uyuşukluk ve karıncalanma ameliyattan hemen sonra kaybolmayabilmektedir. Kuvvet kayıpları için ameliyat sonrasında uygulanacak fizik tedavi programları eski kuvvetin yerine gelmesini sağlayabilecektir. Uyuşukluk ve karıncalanma ise 6-12 ay sonra kaybolacaktır.

    · Unutulmaması gereken boyun ağrılarına eğer kolda veya kollarda ağrı, uyuşukluk,karıncalanma ve kuvvet kayıpları eşlik ediyorsa boyun fıtığından şüphelenilmesi gerekliliğidir. Yine unutulmaması gereken bir şeyde tüm bu semptomlar olsada bu olaylara neden olan etmenin boyun fıtığı olmayabileceğinin bilinmesidir.

  • Bel fıtıkları

    Bel fıtığı toplumumuzda oldukça sık rastlanan ve oldukça ızdırap verici ve sonuçları ağır olabilen bir rahatsızlıktır.
    · Bel fıtığı adı verilen durum sırt omurları arasında bulunan ve amacı vucuda binen yükün absorbe edilmesi ve omurgaya esneklik kazandırmayı sağlayan yastıkçıklar yani disklerin zaman içersinde bozulmasına bağlı olarak omuriliğin geçtiği kanal içine veya dışına doğru bombeleşmesi veya yırtılması sonucu oluşan klinik durumdur.
    · Oluşum nedenleri genellikle çok etkenlidir. Yani travmalar, düzensiz duruş pozisyonları, uygunsuz yapılan hareketler, yaşa bağlı ve bunun gibi bir çok faktör sayılabilmektedir.
    · Genellikle 30-50 yaşları arasında daha fazla görülmekte fakat 20 yaşlarında ve 50 yaşin üzerinde de görülebilmektedir.
    · Fıtık oluştuğunda kliniğini ağrıyla belli eder. Bu ağrı kalçalara, uyluklara , bacaklara yayılan ağrılardır.Ağrı başlamadan önce kalçada,uyluklarda uyuşukluklar karıncalanmalar oluşabilmektedir.Fıtığın ön belirtisi denebilecek ilk bulgu idrar yapma şekli ve alışkanlığında değişiklik olabilmektedir.Ağrı genellikle ızdırap verici bir durumdur.
    · Bel ağrısın olması her zaman bel fıtığı lehine düşünülmemelidir. Çünkü bel ağrılarının ancak %1’inde bel fıtığı tespit edildiği de unutulmamalıdır.
    · Bel fıtığı sonucu ortaya çikan ağrıların en önemli özelligi kalçalara bacaklara yayılmasıdır.Bu ağrılar kişinin sosyal yaşamını etkileyen, psikolojik olarak sinirli hassas yapı kazanmasına neden olabilir.Ve bu olaylar hastanın kilo almasına ve tablonun daha da ağırlaşmasına neden olabilmektedir.
    · Bel fıtığı kanal içine doğru uzandığında omuriliği baskı altına almaktadır.Ve bu baskı kendisini ağrı olarak göstermekte bu baskı zaman içersinde sinirde meydana getirdiği hasara bağlı olarak etkilediği sinirin kaslarında ve uyardığı bölgelerde kuvvet azalması ve fonksiyon kaybı meydana getirmektedir.
    · Bel fıtıkları genelde bel bölgesindeki L4. Ve L5 omurlar arasında veya L5-S1 omurlar arasında meydana gelmektedir.Fakat diğer bölgelerde de fıtıklar oluşabilmekte hatta birden fazla bölgede de fıtıklar oluşabilmektedir.Ve çiktigi bölgede yaptığı hasar boyutunda bulgular vermektedirler.
    · Bel ağrılarının bir çok nedeni olabilir.Bel bölgesinde sadece disk dediğimiz yastıkçıklar bulunmamaktadır.Kaslar, kemikler, bağlar gibi o bölgeyi kuşatan yapılar vardır ve bel ağrılarının önemli bir kısmı mekanik bel ağrısı denilen ağrılar olduğu unutulmamalıdır.
    · Fakat bel ağrısı ortaya çiktiginda toplumumuzda en önemli endişe bel fıtığı olma korkusu ve bunun görüntüsel yöntemler ve MR gibi pahalı yöntemlerle teyit ettirme isteği ve arzusunda olunmasıdır. Bel ağrılarının %1 kısmı gibi oranının bel fıtığı olduğu düşünüldüğünde bel fıtığı olma oranının düşük olduğu görülebilir. Ayrıca bel fıtığının tayininde muayene çok önemlidir ve fıtığı ayırt etmede en önemli tanı aracıdır.
    · Bel ağrısı ortaya çiktiginda bacaklara yayılan ağrıların ,uyuşma ve karıncalanmaların olmadığı durumlarda ve kuvvet kaybının olmadığı durumlarda bel fıtığından şüphelenilmemelidir.
    · Ayrıca bel fıtığı bombeleşen fıtığın omuriliğe yaptığı baskı sonucunda bulgu vermektedir.
    · Bel fıtıklarının tanısında muayene en önemli tanı aracıdır. Muayene sonucunda edinilen bulguların gerekliliğinde fıtığın büyüklüğünü etkilerini tespit etmek amacıyla Komputerize tomografi, MR, İlaçlı bel filmi gibi görüntüsel yöntemler kullanılmaktadır.
    · İlaçlı bel filmi belden yapılan omuriliğin olduğu kanal içine ilaç verilme sonucunda baskı altında olan siniri tespit etmek amacıyla yapılan bir girişimsel yöntemdir. MR ın gelmesi bu yöntemin kullanılabilirliğini azaltsada bazen gerekliliği mevcuttur.Bunun gerekli olup olmadığına hekim karar verir.
    · Yapılan muayenede ve muayene sonuçlarını desteklemek için çekilen veya yapılan yöntemler sonucunda omuriliğe bası yapan bir fıtık tespit edilmişse uygulanacak tedavi kişiye ,elde edilen muayene bulgularına,fıtığın büyüklüğüne,fıtığın kanal içindeki durumuna bağlı olarak değişmektedir.
    · Ağrı yakınması olan fakat sosyal hayatını etkilemeyen, fıtığın lokalizasyonu ve yeri uygun olan ve kuvvet kaybı gelişmemiş hastalarda ilaç tedavisi ve Fizik tedavi uygulanması söz konusu olabilmektedir. Fakat şunun unutulmamsı gerekmektedir. Zaman içersinde fıtığın ilerlemesine bağlı olarak ani olarak kliniğin birden kötüleşmesi ve ayakta ve bacakta kuvvet ve duyu kayıplarının ortaya çikmasi muhtemeldir ve bu durum acilen operasyonu gerektiren ve tıpta caudo-equina sendromu denilen bir tablonun ortaya çikmasina neden olabilir.
    · Sosyal hayatı etkilenmiş, duyu,kuvvet ve refleks kaybı olan hastalarda cerrahi kaçınılmaz bir tedavi yöntemidir.Çünkü hiçbir medikal tedavi ve yöntem bu fıtığın geri alınmasına neden olmaz.
    · Bel ağrısı olan hastaların maalesef ülkemizde başvurduğu yöntemlerden birisi tıbbi bakımdan eğil olmayan kişiler tarafından bel çektirme işlemi yaptırmalarıdır. Bu çabanin altında genelde çare arama duygusu yatmaktadır. Çare arama duygusu yeteri kadar bilgilendirilmemiş bir toplumun ürünüdür.
    · Maalesef bel çektirme olayları karşisında istenmeyen ve daha karmaşik olaylar ortaya çikabilmektedir. Çare aranırken doktorunuzun bilgi dahilinde ve önerileri doğrultusunda hareket edilmesi önemlidir.Cerrahi işlem gerçekten korkutucu bir durumdur.Ama bundan kaçmak için alternatif tedavi metotlarının kullanılması sonuçları ağır olan ve sonuçta cerrahi işlemi zorlaştıran ve cerrahi işlem sonucunda faydalanma oranını azaltabilecek bir durum olduğuda unutulmamalıdır.
    · Fizik tedavi programlarının amacı bel ve karın kaslarının güçlendirimesi ve gergin olan sinirlerin esneklik kaabiliyetinin artırılmasıdır. Fakat yerinde ve zamanında yapılması gerekli olduğu unutulmamalıdır. Çünkü amacı kesinlikle oluşan fıtığın geri çekilmesinin sağlanmadığı bilinmelidir.Az derece fıtığı olan hastaların en önemli sorunu rahatsız edici ağrıların çesitli pozisyonlarla ve hareketlerle ortaya çikmasi ve ilerde gerçekten daha büyük fıtığa sahip olma ihtimallerinin sonuçta cerrahi tedaviye aday guruba girmeleridir.
    · İşte bu gurupta olan hastaların ağrılarının hafifletilmesi ve fıtığın ilerlemesinin durdurulması amacıyla Fizik tedavi programları uygulanabilir.Fizik tedavi programları aynı zamanda ameliyattan önce kuvvet kaybı mevcut olan hastaların ameliyat sonrasında tekrar eski güçlerine gelmesi amacıyla kullanılmaktadır.
    · Bel fıtığı tespit edildiğinde uygulanan çesitli yöntemler mevcuttur. Bunlar Laser ile diskin yok edilmesi, endoskopik yöntelerle diskin çikarilmasi ve açık ameliyattır.Sayılan ilk iki gurup hastanın gerek işlem sonrasında aktif hayata dönmesi gerekse işlem sonrası ortaya çikabilecek yara enfeksiyonu komplikasyonların azaltılması bakımından avantajlı yöntemler olmasına rağmen önemli bir sorun bu işlemlerden sonra tekrarlayan fıtık olaylarının daha sık olarak görülebilmesi ve bu gurup işlem uygulanabilecek hastaların seçilmiş hastalar olmalarıdır.Yani tüm bel fıtığı hastalarına bu yöntemler uygulananamamaktadır, Hastanın yaşi, klinik, kilo, omurganın mevcut durumu,fıtığın yerleşim bölgelerinin bu fıtık için uygun olabilmesi gereklidir.
    · Açık cerrahi işlem ise fıtığın direkt olarak görülebilmesini ve tama yakın boşaltılmasını sağladığı için tekrarlama oranlarının az olması ile üstün bir yöntemdir. Keza bel fıtığı hastalarının en büyük korkusu yine aynı ağrıları çekme korkusudur ve bu durum psikolojilerini bozan bir durumdur.Cerrahi işlem sonrasında günümüzde hastalar 1.gün mobilize edilmektedir.
    · Halk arasında cerrahi işleme yönelik bazı ön yargıların olduğu bir gerçektir. Bunlar kesin çözüm mü? Felç olma riski varmı? Ve ya fıtığım tekrarlarsa.gibi. Gelişen beyin ve sinir cerrahi arkasına aldığı teknolojik gelişmeler sayesinde ameliyatlarında ortaya çikabilecek sorunları en aza indirmeyi başarmıştır. Bel bölgesinde 5 tane fıtık bölgesinin olduğu düşünüldüğünde fıtık ameliyatı yapılmamış diğer disk bölgelerinde fıtığın çikma olasılığı herzaman mevcuttur. Yapılacak olan ameliyatın sadece mevcut fıtık bölgesine yapıldığı ve diğer fıtıkları engellemediği bilinmelidir. Bütün ameliyatlarda sonra komplikasyonlar olma ihtimali olduğu gibi bel fıtığı ameliyatlarından sonra da komplikasyonları çikma olasılığı olabilmektedir.Bunlardan birisi olan felç olma durumu teorik anlamda olabileceği düşünülebilen bir kavram olabilmesine karşin pratik anlamda oldukça nadir oalbilen bir komplikasyondur. Fakat nadir olması olmayacağı anlamına gelmemektedir.Bel fıtığı ameliyatlarından alınan faydanın durumu kişinin kliniği ile uyumlu bir durumdur. Kuvvet kayıpları şiddetli olmayan hastalarda ameliyattan faydalanma oranları oldukça yüksektir.Fakat uzun bir süre kuvvet kaybı olduğu halde ameliyat olmaktan kaçan hastalarda ortaya çikmis tama yakın kuvvet kayıplarının kabul edilmesi gerekli bir şeydir ki düzelmesi zordur. Bu kuvvet kaybı ameliyatın başarısızlığını değil hastanın gerekli zamanda gerekli işlemi yaptırmadığının sonucudur.
    · Toplumuzda yapılan hatalardan biriside yapılan işlemlerin başarı oranlarının değil başarısızlıklarının ortaya atılması fakat bunlardan bahsederken hastanın yapısı kliniğinin dikkate alınmamasıdır.
    · Tıbbın amacının insanların yaşam kalitesini artırmak ve yaşamı kurtarmak için bilimi kullanmak olduğu unutulmamalıdır. Doktorlar bu bilgiyi sunan ve kullanan insanlardır.
    · Cerrahi işlem sonrasında kalçada ve bacaklarda uyuşukluk ve karıncalanma kalabilmektedir.Bu gibi şikayetler genelde ameliyattan 6-12 ay sonra genelde kaybolmaktadır.
    · Cerrahi işlemden birkaç ay sonra bazen ağrılarda tekrarlama olmaktadır. Bu tekrarlama fıtığın tekrarlamasından daha çok ameliyat sahasının iğleşmesi sırasında oluşan yapışıklıklardan kaynaklanmaktadır.Bu yapışıklıklar Fizik tedavi programları vasıtasıyla açılmaya çalisilmaktadir.Amaç o bölgedeki yapışıklılıkların esneklik yeteneğini artırılmasıdır. Ancak yapılan tüm çabalara rağmen şikayetler azalmıyorsa 2. Bir operasyon gerekebilmektedir.Ancak son zamanlarda ameliyat sırasında kullanılan bazı maddelerin bu yapışıklıkların oluşumunu azalttığı tespit edilmiş olup kullanılmaya başlanmıştır.
    · Fıtık ameliyatından sonra daha önce ameliyat yapılmış sahada tekrar çok çok nadir olsada fıtık tekrarlayabilir.Bunun nedeni daha önce yeteri kadar boşaltılamamış bir fıtık olabilir.
    · Unutulmaması gereken bir durum bel fıtığı olgularının ameliyat sonrasında büyük oranda rahatlatıldığıdır.
    · Belfıtığı ameliyatı olmuş hastalar kendilerini korumak zorundadırlar. Ve Çesitli egzersizlerle karın ve bel kaslarını güçlendirmek, kilo almamak zorundadırlar.
    · Bel fıtığı ameliyat düzeyinde olmayan fakat ağrı çeken hastalarda kilo mevcutsa boyuna uygun kiloya inmeleri şikayetlerinde %50 ye yakın rahatlama sağlayabileceğide unutulmamalıdır.

  • Komplikasyonlar malpraktis içersinde yer almalı mıdır?

    Komplikasyon adı verilen kavram tıp içersinde“oluşması muhtemel risk” olarak kullanılmaktadır. Yargılanma bir hukuksal kavramdır. Yargılanma olması için ise suç olmalıdır. Malpraktis ise “hatalı hekimlik uygulamaları” olarak kullanılan hukuksal bir terimdir. Malpraktisin söz konusu olması için ise hekimlik mesleğinin yanlış yapılması söz konusu olmalıdır. Malpraktisin değerlendirilebilesi için hekimlik mesleğinin anlaşılması ve bilinmesi gereklidir. Veya hekimlik mesleği uygulayıcılarına danışılması gereklidir. Yani hekimlik uygulamalarının doğru ve yanlış olduğunun değerlendirilmesi için tıp kitapları ve literatür ana belirleyicidir. Hukuk gerek komplikasyon mu? Yoksa değil mi kavramını çözmek içingerekse konunun malpraktis içine girip girmediğinin değerlendirilmesi için tıp kitaplarına ve literatüre ihtiyaç vardır. Her iki konuda tıp içersinde değerlendirilmesi gerekendurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Ancak bu konuda temel yanlışlık bir hastalığı tarifleyen tıp kitaplarına inancın çok yüksek olduğu kadar aynı kitapların komplikasyon olarak tariflediği durumlara inancın çok yüksek olmamasıdır. Hal bu ki her ikisini de belirleyen tıp bilmidir.Bur da bir çifte standart söz konusudur. Komplikasyon adı verilen kavram tıp bilmi içersinde varsa inanmak zorundasınızdır.

    Bu konuyla ilgili yazı yazanlara bakıldığında doktorların komplikasyonlar arkasına gizlendiğine inanlar olduğu kadar komplikasyonların toplum vicdanında açıklanamayacağına inananlar da vardır. Hangisine inanırsa inansınlar her iki grubunda insan nedir? ve komplikasyon nedir? neden oluşur ? kavramını bilmedikleri açıktır.

    İnsanı yapan kamyonu, arabayı,televizyonu yapan gibi bir insan değildir. İnsanların yaptığı tüm teknolojik aletleri yine insan yönetir. İnsanı ise kendisi yönetir. İnsanların yaptığı tüm teknolojik aletler birbirinin aynıdır. Ve cansızdır. İnsan ise farklı yapılar içerir. Metobolizmaları farklı farklıdır.

    İnsanı öldürüp tüm organlarını çıkartıp tekrar takıp kaldıramazsınız ancak insanların yaptığı tüm teknolojik aletleri söküp takıp tekrar çalıştırabilirsiniz. Tüm benzinli arabalara dizel yakıt koyduğunuz zaman tüm benzinli arabaların cevabı aynıyken İnsan için cevap farklı farklı olabilir. Kimi insan kırmızı et yiyemez, kimi insan balık yiyemez, kimi insan acı yiyemez gibi.Bu örnekler çok çok artırılabilir.

    Komplikasyon aslında insanın değişkenliğinden, bilinmezliğinden,tespit edilememesinden,gizliliğinden kaynaklanan bir durumdur. Tıp bilmi var oldukça olması zorunluluk olan bir durumdur. Bunlar ne demektir? Nasıl insan bilinemez,tepit edilemez, gizli olabilir.

    Bir bademcik ameliyatını ele alalım. Her yıl binlerce insan bademcik ameliyatı geçirmektedir. Bu hastaların %99 u sağlıklı bir şekilde ve sorunsuz yaşamaktadır.%1 inde ise sorunlar gelişmiş hatta geçirmektedir. Hatta bazıları ise hayatlarını kaybetmişlerdir. Hayatlarını kaybeden insanlar çevrçevesinden bakıldığında “yürüyerek gittiğimiz hastaneden ölüsünü çıkardık”, “basit bir bademcik ameliyatından insan öldü” “doktor adamı öldürdü” “bizim başımıza geldi başkasının başına gelmesin” gibi cümleler kullanılır. Ancak tıp çerçevesinden bakıldığında “komplikasyon” terimi kullanılır. Sonuçta bir ölüm vardır kimi çevreler bunu toplum vicdanına sığmayacağını belirtir. Kimi çevreler ise doktor komplikasyon arkasına gizleniyor diyebilir. Aslında bunun gibi yargılarda bulunanların hepsi hekimin cezalandırılmasını istemektedir. Peki neden?

    Hekimin cezalandırılması, hatta ölmesi kime katkı sağlayacağı meçhul bir durumdur. Aslında bu durum hekim içinde her gün her an yaşayacağı, korkacağı çekineceği bir travmadır aslında.Şimdi örnekteki olayı 2 yönden ele alalım;

    Bademciği oluşturan hekim değildir. Bademciğin alınmasının belirli nedenleri vardır. Sık tekrarlayan sinüzit, sık tekrarlayan kulak iltihapları, akut eklem romatizmasının varlığı, solunum problemlerinin olması gibi gibi. Bunları yapanda hekim değildir. Hekim bedemcik ameliyatı olmasını önerendir. Ameliyatı bana olacaksın diye zorlamaz, ilada olacaksın demez. Karar verici hasta ve yakınıdır. Hekim bu hastayı ameliyat etse de hekimdir. Etmese de hekimdir. Hekimin buradaki amacı kendi bilgileri, görgüleri doğrultusunda hastaya yardımcı olmak istemektir. Yani hekim kendisinin yol açmadığı bir durum için hastaya yardım edendir. Hasta veya yakını karar verir ameliyat olunur. %99 insan Allah Razı olsun diyecek %1 insan ise Allah Belanı versin diyecektir. Hastada problemler geliştiğinde hatta kaybedildiğinde problemler başlar. Artık “ameliyatı yapan kötü hekimdir.Hastasını öldürendir. Hal bu ki %99 insan Allah Razı olsun demektedir. Şimdi neden ölüm olmuştur? Veya neden sorunlar gelişmiştir soruları sorulacaktır? Veya neden ameliyat edilmiştir? Ameliyat olmasaydı olmazmıydı? Soruları gündeme gelecektir.

    Hekim çerçevesinden bakıldığında belki yüzlerce binlerce yapmış olduğu ameliyatta böyle bir problem yaşamasa da yaşayan olmuştur. Ancak var olan durum karşısında kendini yargılayacak ve vicdanıyla hesaplaşacak, şöylemi yapsaydım, nerde hata yaptım diyecektir. Ama ne yaparsa yapsın cevaplarını bulamıyacaktır. Çünkü meteryal canlı, tepkileri farklı farklı, anatomileri farklı farklı, metabolizmaları farklı farklı, algıları,istekleri farklı farklı olan insandır.

    Çünkü bademcik denilen rahatsızlık farklı farklıdır. Özellikleri farklı farklıdır. Damarsal yapıları farklı farklıdır. Damarların boyutları farklı farklıdır. Komşulukları farklı farklıdır. Kişilerin pıhtılaşma özellikleri farklı farklıdır. Var olan enfeksiyonların durumları ve şiddetleri farklı farklıdır. Tüm güvenlik önlemlerini alsanız dahi çok iyi cerrah olsanız dahi bu faktörleri yönetemeyeceğiniz açıktır.

    Şimdi tersini düşünelim. Risk varsa ameliyat yapılmasın. O zaman da tekrarlayan sinüzit atakları sonucu beyin apsesi geliştiğinde, sık akciğer enfeksiyonları geçirip akciğer hastası olduğunda, tekrarlayan orta kulak iltihapları nedeniyle duyma kaybolduğunda, akut eklem romatizması nedeniyle böbrek ve kalp kapak hastası olduğunda ne yapacaksınız.

    Tıp biliminin bir özelliği vardır. Her yaptığınız uygulamada az veya çok risk vardır. Eğer bir hastaya tedavi uyguladığınızda ortaya çıkabilecek risk tedavi uygulamadığınızda ortaya çıkabilecek riskten düşükse tedavi uygulamak kazançtır. Yani tıp bilmi risklerin dengesidir. Risksiz bir tıp bilmi söz konusu değildir.

    Şimdi de hekim bu ameliyatı yapmakla ne kazanacaktır? Sorusuna cevap arayalım.Düz mantıkla cevaplanacak. Sesi duyar gibi oluyorum para. Ne kadar kazanacaktır? Örneğin 100 lira. Eğer bu ameliyattan sorunlu çıkarsa ne kadar kaybedecektir. 25.000 lira. Yani bu hekimin 250 tane bademcik ameliyatı yapması lazım ki bu parayı kazanabilsin. 250 tane ameliyattan da tekrar sorunlu olanın çıkmayacağının da garantisi yoktur. Suçlu çıkarsa ki bu bedel çok daha ağır olacaktır.

    Şimdi gelinen nokta tıp bilmi için bu olmuştur maalesef. 2 grup hekim camiası gelişmiştir artık 1.grup tıp bilminin gereklerini yapmaya çalışan 2.grup ise kendini korumaya alan. Maalesef her geçen gün 1.grup tıp bilminin gereklerini yapmaya çalışan grup hızlı bir şekilde küçülmeye başlamıştır. Ve böyle giderse hiç kalmayacaklardır.

    Tıp bilmi yapılan uygulamalarla ve cezalandırma yöntemleri ile bilir bilmez yorumlarla yıpratılmaya devam etmektedir. Esas sorun tıp biliminin uygulayıcıları ile yasal uygulayıcılar arasında ayıklamayı yapacak mercilerin olmamasıdır. Yani tıp bilimini bilen yasal uygulayıcıların yokluğudur. Bu sorun tıp biliminin siyasal olarak kullanılmasına izin vermektedir. Sorun halbuki ağırdır. Gelecek risk altındadır. Sağlıksız, gereği yapılmayan uygulamalarla yıpranmış bir toplum bizi beklemektedir. Bu nedenle tıp bilimi çatışı içinde yasal uygulamalar çatısı içinde olmalıdır. Yasal uygulamalar bilmin uygulanmasında hata art niyetvarsa devreye giren olmalıdır. Yoksa tıp bilmi içersinde yüzyılların birikimleri ile oluşan bilgi bankaları,literatürlerin,tüm kitapların komplikasyon dediği kavramlar üzerinde olmamalıdır.

    Bu makalenin özeti gelişen komplikasyonları yasal uygulayıcılar malpraktis içine alırlarsa tıp bilminin ülkemiz için yok olma noktasına geleceğinin unutulmamasıdır.

  • Her bel ağrısı ve boyun ağrısı, bel ve boyun fıtığı mıdır ?

    Bel ağrısı insanoğlunun iki ayağı üzerinde durmaya başladığı zamandan beri sorunu olmuştur. Erişkin nüfusun %80’i hayatı boyunca en az bir kez doktora görünmeyi ve ileri tetkik (MR BT, vb.) yaptırmayı gerektirecek kadar şiddetli ve uzun süreli (1-3 hafta) bel ağrısı çeker. Ancak bel ağrısı ile doktora baş vuran hastaların %60-65’inde herhangi bir muayene ve görüntüleme bulgusu tespit edilemez. %15-20 lik bir kesiminde çeşitli nedenlere bağlı (omurgada çökme kırığı, bel kayması-lysthesis,enfeksyon, spondilit, Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit gibi değişik tip romatizmal hastalıklar, omurga veya omurilik yapılarına ait iyi veya kötü huylu tümörler, metabolik ve konjenital hastalılar,vb) radyolojik yöntemlerle elde edilen bulgular tespit edilir. %10’luk bir kesimde ise bel ağrısı Bel fıtığı-lomber disk hernisine bağlı olup bu tip hastaların da yalnız 1-2 sinde cerrahi tedaviye gerek duyulur. Bel ağrısı nedeniyle müracaat eden popülasyonda görüldüğü gibi bel fıtığının bu soruna neden olma olasılığı çok düşüktür. Ayrıca Hiçbir klinik şikayeti olmayan 35-40 yaş arası erişkinlerde yapılan bir Lomber MR taramasında %35 oranında çok büyük lomber disk hernileri tespit edilmiştir. Ancak bu hastaların Hiçbir şikayetleri olmadığı için bu hastalara herhangi bir müdahale (ilaç cerrahi gibi) gerekmez. Anlaşılacağı gibi bel ağrıları ağırlıklı olarak bel fıtığından değil daha önemli ve ciddi nedenlerden olabileceği için bel ağrısı deyip geçmemek ve non invaziv bir görüntüleme olan MR ile bu ağrının ciddi bir nedene bağlı olup olmadığını göstermek mümkündür.

    Aynı şekilde boyun ağrılarının da büyük bir çoğunluğu boyun fıtığına bağlı değildir. Yukarıda bahsedilen bilgiler birebir boyun ağrısı olan hastaların klinik tanı ve tedavilerinde de geçerli olup bu kategoriye uyarlanabilir.

  • İntrakranial anevrizmanız var mı?

    İntrakranial anevrizmalar normal popülasyonda herhangi bir nedenle yaşamını yitiren bireylerin yapılan otopsilerinde %3-5 oranında tespit edilmiştir. Ancak bu kadar sık görülmesine karşı bu anevrizmaların kanama oranı 13-15/100 000 dir. Yani mevcut olan bu anevrizmaların çok az bir kısmı kanamaya (beyin kanaması-subaraknoid kanama) meyillidir.

    Ancak anevrizmaya bağlı oluşan beyin kanamaları maalesef çok benign seyirli değildir. Bu tip hastaların %30-35’i kanamayı takiben kaybedilir, %30-35′ ise tüm tıbbi ve cerrahi müdahalelere rağmen ciddi nörolojik sekel bırakacak şekilde yaşamlarını devam ettirmek zorunda kalırlar. Ancak %30 luk bir hasta popülasyonu tüm yapılan tıbbi ve cerrahi müdahaleler sonrası normal yaşamlarına dönerler.

    Yüz kişiden 3-5 kişinin taşıdığı ne zaman patlıyacağı belli olmayan bir saatli bombayı kafasının içinde kim taşımak ister sorusuna ise cevap herhalde hiçkimsedir.

    İntrakranial anevrizmaların tespiti yani daha bulgu vermeden kanama yapmadan evvel tespiti öncelikli bir koruyucu tedavi yöntemi olmalıdır.

    Anevrizmaların tespiti ise şimdi noninvaziv ve herhangi bir radyasyona maruz kalmadan %95 otanında bir güvenilirlikle İntrakranial MR angiografi görüntüleme ile yapılabilir.

    Ayrıca Aorta koartasyonu, polikistik böbrek hastalığı, Mukopolisakkaridozlar, Fibromuskuler Displazi gibi hastalıklarda anevrizma görülme sıklığı çok yüksek olduğu için bu grup hastalarda 3 yılda bir MR angiografi ile kontrol önerilir ve eğer anevrizma tespit edilirse yıllık veya 6 aylık MR angiografi ile takibi yapılarak büyüdüğü tespit edildiğinde veya daha evvel de (ilk tespit edildiği zaman) müdahale edilebilir.

    Normal popülasyonda MR angiografi ile tespit edilen anevrizmaların çapı 5mm den büyükse müdahale edilebilir veya takibe alınabilir. Eğer anevrizmanın büyüdüğü veya 9-10 mmden büyük olduğu tespit edilirse buna müdahale etmek en akılcı yöntemdir.

    TÜM BU SORULARIN CEVABINI ÇEKİLECEK BİR İNTRAKRANİAL MR ANGİOGRAFİ İLE BULMAK VE GEREĞİNİ YAPMAK MÜMKÜNDÜR!

  • Bel rahatsızlıklarının narkozsuz mikrocerrahi yöntemle konforlu ve güvenli tedavisi

    Bel rahatsızlıkları sık karşılaşılan bir sorundur. Bu rahatsızlıkların yaklaşık % 95'e yakını ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebilir ancak geri kalan kısmın mutlak cerrahi gerektirir. Sık karşılaşılan bel rahatsızlıkları bel fıtıkları, bel kaymaları ve dar kanal ana başlıkları altında sınıflandırabilir.

    Bel fıtıkları bel ağrısı nedenlerinin başında yer alır. Her insan yaşamının bir döneminde ama önemli ama önemsiz bel ağrısıyla yüz yüze gelebilir. Şunu unutmayalım ki her bel ağrısı bel fıtığı olduğu anlamına gelmez. Bel fıtıklarında genelde bel ağrısı ile beraber bacak ağrısı, uyuşma ve ileri evrelerde ayakta güç kaybı da söz konusudur. Ağrılar inatçıdır ve ilaçlarla kolay geçmez. Bel fıtığı, iki omur arasında yer alan adeta bir süspansiyon görevi yapan kıkırdak yapının zamanla aşınması sonucu bulunduğu aralıktan çıkıp bacağa gelen sinirleri sıkıştırması durumudur. Teşhisi MR tetkiki ile konulur. Ağrılar kişinin iş ve ev yaşamını olumsuz etkiliyorsa ya da ayakta güç kaybı varsa tedavi mutlak cerrahidir.

    Dar kanal; adından da anlaşılacağı gibi omuriliğin geçtiği kemik tünel çapının normalin altına inmesi durumudur. Daha ziyade ileri yaşlarda görülür. Hastada bel ağrısı ile beraber genelde her iki bacakta ağrı ve yol yürümede zorluk söz konusudur. İleri evrelerde tedavi cerrahidir ve vida (platin) gerektirir.

    Bel kaymaları; bir omurun diğer omur üzerinden öne veya arkaya doğru yer değiştirmesidir. Bu durum omurları bir arada tutan eklem ve bağ dokularının zayıf olması ile yani doğumsal, ya da omurgadaki ileri yıpranmalar veya travma sonucu olması ile yani sonradan ortaya çıkabilir. Kayma hareketli ise ki bu fonksiyonel bel grafisinde anlaşılır tedavi cerrahidir ve vidalama yapılır.

    Cerrahi gerektiren bel rahatsızlıklarında hastaların ameliyat olmayıp, vakit kaybetmeleri durumunda zamanla artan ağrı ve bacaklardaki güçsüzlük nedeniyle yürüme olayı giderek zorlaşır ve bu kişiler başkalarına ihtiyaç duyar hale gelirler.

    Nedeni ne olursa olsun bel ameliyatları narkozsuz (epidural anestezi) da yapılabilir. Özellikle genel anestezi alması riskli olan (astım, böbrek yetmezliği, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet gibi rahatsızlıklar) hastalarda mutlaka tercih edilmelidir. Ayrıca bu yöntem ameliyat sonrası hastanın kısa sürede hareketlendirilmesi ve taburcu edilmesi konforunu da beraberinde getirir.

    Amaç hastayı bir an önce hareketlendirip sağlıklı olduğu dönemdeki ev ve iş yaşamına, hobi ve alışkanlıklarına en kısa sürede döndürebilmektir. Burada ameliyat önerilmiş hastaların vakit kaybetmeden korkularını yenip ameliyat olmaları önemlidir, zira ameliyatın kesin çözüm üretebilen bir TEDAVİ seçeneği olduğu unutulmamalıdır.