Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Baş ağrısı tipleri nelerdir ve hangi tip baş ağrıları cerrahi tedavi gerektiren hastalıklarla ilişkilidir ?

    Bu yazıda başlıca baş ağrısı tiplerinden ve beyin cerrahisi tedavisi gerektiren hastalıkların baş ağrısı bulgularından bahsetmek istedim. Baş ağrıları, ilksel (primer), ikincil (sekonder) ve kranyal nöraljiler olmak üzere üç ana gruba ayrılırlar.

    (1) İLKSEL (PRİMER) BAŞ AĞRILARI

    Altta yatan başka bir hastalıkla ilişkili olmayan ve nedeni tam olarak aydınlatılamamış baş ağrısı tipidir. Görülme sıklığına göre gerilim, migren ve küme tipi baş ağrıları bu grubu oluşturur.

    (1a) Gerilim tipi baş ağrısı

    Nedeni tam olarak aydınlatılmamış olsa da uzun süreli bedensel faaliyetler veya bilgisayar ekranına bakmak gibi fiziksel yüklenmeler veya duygusal stresin bu tip baş ağrısıyla ilişkili olduğu gösterilmiş ve kafa kaidesini çevreleyen adalelerin anormal kasılması sonucu ortaya çıktığı öne sürülmüştür. Toplumda %90 oranında görülen gerilim baş ağrısı, kadınlarda daha sıktır. Genellikle gün sonunda başın ve boynun arkasından başlayan ve başı bant şeklinde saran basınç, sıkışma hissiyle karakterize olan ve en çok kaşların üzerinde hissedilen ağrıya neden olur. Bu tip baş ağrısı olan hastaların nörolojik muayenesi normaldir. Hasta hikâyesinin doğru ve eksiksiz alınması tanı koydurur ve ilaç tedavisi uygulanır.

    (1b) Migren baş ağrısı

    Antik çağlardan bu yana insanoğlunun bildiği ve sık rastlanan bir hastalıktır. Ergenlik sonrası kadınlarda daha yaygındır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, nedeninin beyin kabuğunun aşırı uyarılması sonucu ortaya çıkan bir dizi karmaşık biyolojik olay sonucu beyin sapındaki ağrı çekirdeklerin anormal işlev görmesi olabileceğini ortaya koymuştur. Genellikle tek yanlı olan migren ağrısı, hastaların yaklaşık üçte birinde ağrı başlamadan önce görme bozukluğu, bulantı, kusma, ses ve ışığa hassasiyet gibi bulgular (aura) verebilir. Başın ön kısmında, göz küresi arkasında veya bazen başın arkasında da hissedilen zonklayıcı tarzda 2-48 saat süren şiddetli ağrı tipiktir. Son yıllarda migren tedavisinde kesin tedavisi amacıyla elektriksel uyarı (stimulasyon) ve şakak atardamarının bağlanması gibi cerrahi teknikler denenmiştir. Halen, değişik ilaç kombinasyonları, migren ataklarının önlemesinde ve atak sırasında en çok başvurulan tedavi seçeneğidir.

    (1c) Küme baş ağrısı

    Gerilim ve migren tipi baş ağrısının aksine genç erkeklerde daha sık görülen küme baş ağrısının da nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, insan beyninde biyolojik saatten ve metabolizmadan sorumlu merkez olan hipotalamus’un anormal işlevinden kaynaklandığını destekleyen bulgular mevcuttur. Haftalar ve aylar boyunca günün aynı saatlerinde başlayan ve 30-90 dakika süren ağrılar, aylar ve yıllar boyunca görülmez; bu nedenle küme kelimesiyle tanımlanmışlardır. Tek yanlı, göz küresinin etrafında veya arkasında, gözde kızarıklık, sulanma ve burun akıntısının da eşlik ettiği ağrı tipiktir. Tedavide, hasta bazında düzenlenen ilaç tedavilerine başvurulur.

    (2) İKİNCİL (SEKONDER) BAŞ AĞRILARI

    Genel olarak, altta yatan pek çok başka hastalığın neden olduğu baş ağrıları olarak tanımlanabilirler. Sıralamak gerekirse;

    (2a) Kafa ve boyundaki damarsal hastalıklara bağlı baş ağrıları

    Beyin damar baloncuklarının (anevrizma) ya da yumağının (AVM) kitle etkisi ya da kanaması sonucu ani başlangıçlı ve çok şiddetli baş ağrısı oluşur. Genellikle, egzersiz sırasında (tuvalette ıkınma, cinsel ilişki, ani heyecanlanma ve ağır fiziksel iş, vb.) oluşan bu çok şiddetli baş ağrısına, kusma, bulantı, şuur bulanıklığı da eşlik edebilir. Hastanın acil tanısı ve mikrocerrahi tedavi gereklidir. Yüksek tansiyonu olan ve kan inceltici ilaç kullanan bazı hastalarda da spontan beyin kanaması görülebilir; tedavi uygun hastalarda cerrahidir. İnme olarak da adlandırılan stroke beyni besleyen damarların ani olarak tıkanmasıdır ve baş ağrısı da tabloya eşlik edebilir. Uygun hastalarda, beyin dokusunun rahatlatılması ve kafa içi basıncı azaltmak amacıyla zarar görmüş beyin dokusunun çıkarılması ameliyatı(dekompresif cerrahi) yapılmalıdır.

    (2b) Beyin tümörlerine bağlı baş ağrısı

    Yeni başlangıçlı, ilaca dirençli, sabahları daha belirgin, beden yarısında güçsüzlük, his kusurları ve nöbetle (sara) birlikte görülen baş ağrıları, altta yatan olası bir beyin tümörü (uru) açısından mutlaka dikkate alınmalı ve bu hastalara nörolojik muayene ve gerekirse beyin görüntüleme (MR ve/veya tomografi) yapılmalıdır. Beyin tümörlerinin tedavisinde, mikrocerrahi rezeksiyon (tümör çıkarılması) ana tedavidir. Tedavi şemasına, tümörün histopatolojik tipine ve yerleşimine göre radyoterapi ve/veya kemoterapi eklenebilir. Halen, immunoterapi, gen tedavisi, moleküler tedaviler ve tümör aşıları deneysel aşamadır.

    (2c) Enfeksiyonlarla ilişkili baş ağrıları

    Sistemik yaygın enfeksiyonlar, kalp kapak hastalıkları, değişik nedenlerle bağışıklık sisteminin zayıflaması, damar içi uyuşturucu kullanımı, tedavisi ihmal edilmiş orta kulak enfeksiyonları, diş çürükleri, açık kafa yaralanmaları beyin apselerinin başlıca nedenleridir. Ayrıca, bazı durumlarda enfeksiyon odağı beyin zarı altında da oluşabilir; bu duruma subdural ampiyem adı verilir. Her iki klinik tabloda da hastalar acil olarak ameliyat edilip uygun antibiyotik tedavisine başlanılmalıdır. Beyin zarlarının enfeksiyonu olarak da bilinen menenjit ve beyin dokusunun yaygın enfeksiyonu olarak tanımlanan ensefalittablosunda ise sadece antibiyotik tedavisi uygulanır.

    (2d) Beyin omurilik sıvısı birikmesine (Hidrosefali) bağlı baş ağrısı

    Beyin dokusunun beslenmesinde, işlevinde ve korunmasında rol oynayan beyin omurilik sıvısı (BOS) saydam renkli ve sukıvamında olup beyin boşluklarında ve omurilik çevresinde dolaşır. BOS dolaşım yollarındaki tıkanıklara veya emilimindeki yetersizliklere bağlı olarak, BOS göllenmesi yani hidrosefali (su kafa) tablosunun ortaya çıkmasına neden olur. Kafa içi basıncın artmasına bağlı olarak, yaygın ve ilerleyici baş ağrısı görülür. Tedavisi hidrosefaliye neden olan hastalığın (tümör, enfeksiyon, kanama) tedavisine ek olarak çoğu durumda, shunt ameliyatı yapılarak fazla BOS bir tüp yardımıyla karın zarının altına tahliye edilir.

    (3) KRANYAL NÖRALJİ KAYNAKLI BAŞ AĞRILARI

    Baş, yüz, boyun bölgesinin hissini veren ve mimik, çiğneme, konuşma, yutkunma gibi önemli işlevleri de sağlayan beyin sapından köken alan sinirlerin tuzaklanmasına, tümör veya damarsal oluşumların basısına bağlı olarak ortaya çıkan yüz ve baş ağrısı tipidir. Trigeminal nevralji ve glossofaringeal nevralji bu grupta cerrahi tedavi gerektiren başlıca hastalıklardır.

    ÖNERİ

    ANİ VEYA YENİ BAŞLANGIÇLI, AĞRI KESİCİ İLAÇLARA DİRENÇLİ, SABAHLARI DAHA BELİRGİN, KUSMA, BULANTI, GÜÇSÜZLÜK, HİS KUSURLARI, DENGE BOZUKLUKLARI VE NÖBET (EPİLEPSİ) İLE BİRLİKTE GÖRÜLEN BAŞ AĞRILARI OLAN HASTALAR BEYİN CERRAHLARI TARAFINDAN MUTLAKA DEĞERLENDİRİLMELİDİRLER.

  • Geleceğin bel fıtığı cerrahisi

    Günümüzde, bel fıtığı tedavisinde kullanılan klasik cerrahi yöntemin yanında mikroteknik, mikroendoskopik teknik ve ciltten müdahale şeklinde (perkütan) uygulanan çeşitli teknikler vardır. Biz cerrahlar ne kadar kibar çalışırsak çalışalım neticede hastaya bir şekilde girişim yapıyor, dokunuyoruz. Yani bütün bunlar sonuçta invaziv yöntemlerdir. Geleceğin cerrahisinde hastaya dokunulmayacak, yöntemler non-invaziv olacaktır.

    Hasta sırt üstü yatar pozisyonda rahatça uzanacak ve vücudu bir daha yer değiştirmeyecek tarzda fikse edilecektir. Sonra bu vücut uzayda üç boyutlu olarak milyarlarca, trilyonlarca parça şeklinde, bilgisayar tarafından otomatik olarak numaralanacaktır. Böylece insan, kafasındaki saç telinden ayakuçlarındaki tırnaklara kadar, küp veya küre şeklinde, küçücük trilyonlarca numaralanmış parçadan ibaret olarak karşımızda duracaktır.

    Bu konumlandırma içerisinde normal ve hastalıklı dokuların uzayda kapladığı hacmi oluşturan trilyonlarca “nanometrik veya daha küçük ölçekteki volümlerin” her birinin kendine özgü birer numarası olacaktır. Daha sonra hastalığı oluşturan fıtıklaşmış disk dokusuna ait numaralar tespit edilecek ve bir tuşa basılarak anında ortamdan kaldırılacaktır.

    Bu işlem o kadar küçük birimlere kadar indirgenip o derece incelikli hale getirilecektir ki, zamanla atom ve atomaltı parçacıklara kadar işlem yapmak mümkün olabilecektir.

    Geliştirilecek teknoloji ve uygulanacak yöntem sadece bel fıtığı ve benzeri hastalıklar için değil tıbbın diğer alanlarında da kullanılacaktır. Özellikle tümörlerin tedavisinde çok işe yarayacaktır.

  • Lomber bölgenin ağrılı yapıları ve innervasyonu

    Bel ağrısı yaşamın her hangi döneminde insanoğlunun mutlak karşılaştığı bir ağrı türü olup değişik anatomik yapılardan kaynaklanabilmektedir.

    Ağrının şekli ve kaynaklandığı anatomik yapının bilinmesi tedavinin isabetli ve etkin olabilmesi için şarttır. En sık sebeplerin başında omurga kaynaklı olanlar yer almakla beraber, adele ve fasia, periton dışı ve periton içi hastalıklardan da kaynaklanabilmektedir. Dolayısıyla tüm bu anatomik yapılar farklı türde ağrılı klinik tablolar oluştururlar

    Lomber bölgede görülen ağrı 4 farklı nedenle ortaya çıkabilir.

    1-Lokal ağrı: Omuriliği çevreleyen kemik ve ligaman yapıları, kaslar ağrı nedeni olabilir. Ligamentum flavum dışında tüm çevre dokular ağrıya duyarlıdır. Bu ağrılar hemen daima etkilenen segmentte görülür. Ancak yoğunluğu azalarak paravertebral dokulara yayılabilir. Buda 3 nedene bağlıdır.

    a) Kemik kaynaklı ağrı: Özellikle periostu geren kemik içi tümörlerde ve enfeksiyonlarda yada travma sonrası oluşan kırıklarda ortaya çıkar.

    b) Diskojenik ağrı: Extrüde olmamış disk hernileri anulusu gererek ağrı oluştururlar. Burada ağrı reküren sinirin (ramus meningicus) irritasyonu sonucu ortaya çıkar. Bu irritasyon hem posterior anulustan, hem posterior longitüdinal ligamentten hemde duradan kaynaklanabilir.

    c)Miyofasial ağrı: Kasların fasialara tutunma yerlerindeki gerginlikler ağrıya neden olur.

    2-Radiküler Ağrı: Radiks irritasyonuna bağlı ağrıdır. Genellikle disk hernilerinde görülür. En sık rastlanan örnekleri siyataljididr. Torakal radikslerin tutuluşunda ise kuşak şeklinde göğüs ve karın ağrıları olur Radiküler ağrı sanıldığı gibi distal dermatomlara dek yayılmaz Bir radiksin proksimal dermatomlarında kalır. Örneğin siyatalji genellikle parmak uçlarına dek gitmez.

    3-Sempatetik iritasyona bağlı ağrı: Burada sürekli ve diffüz yayılımlı bir ağrı mevcuttur. Vazomotor-trofik değişiklikler de olur. Kozalji, refleks sempatik distrofide bu şekilde ağrılar görülür.

    4-Nörojenik ağrı: Periferik veya santral sinir sistemin duyusal bölümlerinin kısmen yada tamamen hasarı ile ortaya çıkan ağrılardır. Omurilik yaralanmalarında sık görülür. Genellikle omurilik semptomlarından aylar sonra ortaya çıkar. Diabetik mononöropati ve herpes zoster ağrıları birer nörojenik ağrıdır.Gerçekte bu ağrı deaferentasyon ağrısıdır.. Yani bir miktar sağlam duyusal traktus kalmadan böyle bir ağrı oluşmaz. Yanıcı acıma hissi şeklinde ve diffüz bir ağrıdır. Daima duyu kaybı ile birliktedir.

    Lomber bölge ağrılarını daha iyi anlayabilmek ve tanıda ve tedavide isabetli kararlar verebilmek için bölgeye ait topografik anatomiyi öncelikle çok iyi bilmek gerekir.

    Lomber bölgede yer alan anatomik yapıları ele alacak olursak

    VERTEBRA

    Özellikle bu bölgenin ağrı oluşturan en önemli yapısı ; lumbar vertebral kolon 5 vertebradan meydana gelmiştir.

    Her bir vertebra önde korpus adı verilen vertebra cismi ve arkada içinde nöral elemanların bulunduğu arcustan meydana gelir. Arcus vertebranın transvers çıkıntı ile korpus arasındaki bölümüne pedikül, transvers çıkıntı ile spinoz çıkıntı arasındaki bölümüne lamina adı verilir. faset eklemlerinin bulunduğu süperior ve inferior artiküler çıkıntılar pedikül ve lamina birleşim noktasında yeralırlar. Sağ ve sol laminaların arkada ortada birleşim yerinde olan spinoz çıkıntılar ciltten palpe edilebilir. Pedikül ve lamina birleşim noktasından yanlara uzanan çıkıntılara ise transvers çıkıntı adı verilmektedir.

    Korpusun üst ve alt yüzlerinde kartilajinöz dokunun oluşturduğu son plaklar (endplate) yer almaktadır. Yeni doğanda son plaklar kartilajinöz (kıkırdak) yapıdadır. Bu kıkırdak plaklar zamanla ossifiye olur ve 16-20 yaşlarında kemik vertebra ile birleşir.Puberteden sonra ossifikasyon tamamlandığında plağın orta ve arka bölümleri kartilajinöz kalır.. Ortada yer alan bu kartilajinöz tabaka periferde apofizel halka ile çevrilmiş olup altında yer alan subkondral kemik ile yakın ilişki içindedir. Disklerin alt ve üst yüzlerindeki kartilajinöz yapı ile end plateler birbirlerine sıkıca yapışıktır. Vertebra cisminin ön kısmı en zayıf bölgesidir.Bu nedenle kırıkların büyük bölümü burada yer alır.

    İntervertebral foramenler üstte ve altta pedikül, önde intervertebral disk ve vertebra korpusu, arkada lamina ve faset eklemin anterior yüzü arasında kalan dışa açılan birer penceredir. Lateral reses ise spinal kökün intervertebral foramene varmadan önce içinde yol aldığı kanaldır. Kanalın dış kenarını pedikül, arka kenarını süperior artiküler çıkıntı ve ligamentum flavum, ön kenarını vertebra korpusu ve intervertebral disk oluşturmaktadır

    Medulla spinalis L1 seviyesinde sona erdiği için lumbar bölge spinal kökleri ilgili intervertebral foramenden vertebral kolonu treketmeden önce, spinal kanal içinde yukarıdan aşağıya doğru uzun bir yol katederler. İlgili foramene girmeden önce, kök bir üst seviyedeki diski çaprazlayarak aşağıya doğru ilerlerler. Böylece sinir köklerinin vertebral kolonu terk ettiği intervertebral foramenin bir üst seviyedeki disk tarafından sıkıştırılması spinal kökün spinal kanal içinde izlediği bu yol ile ilgilidir.. İntervertebral foramene vertikal pozisyonda giren kök, foramenin üst kenarıyla yakın ilişki içindedir. Spinal kökün etrafını saran araknoid, intervertebral foramen içinde duyusal gangliona kadar spinal kökü takip eder. Tüm foramen boyunca spinal kökü örten dura ise daha sonra spinal siniri örten perinöriumla devamlılık gösterir.

    Spinal kök gerilmeye karşı oldukça esnek olmasına rağmen duramater oldukça dirençlidir ve bu ağrı sebebidir. Spinal kökler sanıldığından daha hareketlidir. Lumbar bölge hareketlerine bağlı olarak spinal köklerin boyu değişmektedir. Spinal siniri oluşturan duyusal kök motor kökün iki katı kalınlığındadır. Motor kök intervertebral foramenin alt ön yüzüne yerleşmiştir. Spinal sinir intervertebral foramenin %35-40ını kaplamakta olup geriye kalan boşluk, destek dokusu, ligamentum flavum, arter, ven, lenf yolları ve sinuvertebral sinir tarafından doldurulmuştur.

    FASET EKLEMLERİ

    Faset eklemleri lumbar spinal kanalın posterolateralinde intervertebral foramenlerin posteriorunda yer alan eklemlerdir. Faset eklemleri; eklem kapsülüne, artiküler kartilaja ve rudimanter meninkslere sahiptir. Eklemin üst yüzü aşağıya, öne, laterale, bakar ve konveks yüzeye sahiptir. Alt yüz ise konkav olup alta arkaya mediale bakmaktadır.

    Eklem kapsülünün medial tarafı ligamentum flavum lifleri tarafından meydana getirilirken lateral kapsül gerçek fibröz doku tarafından oluşturulmuştur. Süperior ve inferior olmak üzere iki ressesusa sahip olan eklemde superior ressesus özellikle foramende fıtıklaşarak spinal siniri sıkıştırabilir. Üst lumbar bölgedekiler sagital planda olup, lumbosakral bölgedekiler diğerlerine göre daha koronal planda yer alırlar. Böylece lumbosakral bölgede sınırlıda olsa lateral fleksiona izin veren anatomik bir yapı mevcuttur. Lumbosakral bölgede total hareket sagital düzlemde fleksion ve ekstansion olarak kabul edilir. Bu yapıya uygun olarak bu iki hareketin oluşturduğu kombinasyon lumbosakral bölgede bulunan intervertebral diskler üzerinde ilave yük oluşturmaktadır.

    Faset eklemlerinin iki ana hareketi vardır: Translaksiyon (kayma) ve distraksiyon (açılma). Öne fleksionda her iki tarafta, lateral fleksionda tek tarafta kayma olur. Bir tarafta açılma, diğer tarafta kompresyon olursa oluşan hareket rotasyondur. Dorsal bölgede ise faset eklemleri horizontal düzlemle 60 derecelik açı yapacak şekilde yerleşmiş olması, bu bölgeden lateral fleksion rotasyon hareketlerinin yapılmasına izin vermektedir.Lumbar fleksionda, faset eklem yüzeylerinin birbirinden ayrılması bu bölgeden bir miktar lateral fleksion ve rotasyon hareketinin yapılabilmesine imkan tanımaktadır.

    Faset eklemlerini özellikle rotasyon ve hiperfleksion hareketleri üzerinde frenleyici etkileri mevcuttur. Rotasyonda faset eklem yüzlerinin, fleksionda ise faset eklem kapsülünün önemli oranda bu hareketleri frenleyici yönde direnç oluşturduğu gözlenmiştir.

    İNTERVERTEBRAL DİSKLER

    Tüm lumbar kolon yüksekliğinin %33 ünü diskler meydana getirmiştir. Bu bölgede yer alan diskler taşıdığı ağırlıkla orantılı olarak en geniş yüzeye sahiptir. Disk kalınlığının vertebra cismi kalınlığına olan oranı mobilitede oldukça önemlidir. Bu oran arttıkça segmentin mobilitesi artmaktadır. Lumbar bölgede bu oran 1/3 olup torasik bölgeden daha fazla, servikal bölgeden ise daha azdır. İntervertebral diskler ortada yer alan nukleus pulpozus, onu çeviren anulus fibrozus ve diskin üst ve altında yer alan, vertebral son plaklar ile yakın ilişki içinde olan kartilajinöz lamellerden meydana gelmiştir. Anulus fibrozusun üst ve alt yüzlerinde yer alan bu lameller; çevrede epifizyal halkaya, merkezde ise kartilajinöz son plağa sıkıca bağlanmışlardır. Anulus fibrozusun en dışında yer alan, vertebral kortekse sıkıca bağlanan, anterior ve posterior longitüdinal ligamentlerle yakın ilişki içinde olan, oldukça dayanıklı liflere Sharpney lifleri denmektedir

    ANULUS FİBROZUS:

    Nukleus pulpozusu saran anulus fibrozus fibroz konsantrik lamellerden meydana gelmiş fibroelastik ağ yapısındadır.Diske gelen kuvvetin %75 ini taşır. Tendon ve diğer ligamentlere göre çok daha esnek olmasının nedeni; yapısını oluşturan liflerin diziliş şekli ve içeriği proteoglikan miktarının fazla olmasındandır. Konsantrik lamelleri oluşturan lifler; disk yüzeyi ile 30 derecelik açı yapacak şekilde ve birbirine komşu iki tabakada ters yönde dizilim gösterirler.Bu dizilim şekli iki vertebranın birbiri üzerinde yuvarlanma (rocker-like) hareketi yapmasına izin verirken, makaslama (shearing) hareketini kısıtlar. Anulus fibrozus esas olarak kollogen yapıya sahip olmasına rağmen %65-70 gibi oldukça yüksek oranda su ihtiva etmektedir.. Kuru ağırlığının %50-55ini kollogen lifler oluşturmakta, geriye kalanını ise keratin sulfat, kondroitin sulfat gibi proteoglikanlar ve glikoproteinler oluşturmaktadır.. Anulus fibrozusun ön tarafı daha kalın ve belirgin olduğu halde arka tarafı daha incedir.

    NUKLEUS PULPOZUS:

    Ortada yer alan nukleus pulpozus visköz bir sıvı kıvamında olup, jelatinöz matriks içine gömülmüş olan gevşek, narin ince kollojen liflerden meydana gelmiştir. Nukleus pulpozus anulus fibrozusun tam ortasında yeralmayıp 1/3 arka kısmına yakın yerleşmiştir. Disk alanının %40-50sini ihtiva eder. Nukleusun ihtiva ettiği lifler jelatinöz matriks içinde merkezde dağınık periferde ise oblik tarzda dizilmiş olup, bu diziliş şeklinin nukleusun fonksiyonunda önemli bir role sahip olduğu düşünülmektedir. nukleus pulpozusun ihtiva ettiği su miktarı anulus fibrozusun ihtiva ettiğinden daha fazla olup genç yaşlarda %88 iken, bu miktar ileri yaşlarda %65 seviyelerine kadar düşmektedir. İhtiva ettiği kollogen, tip II olup kuru ağırlığının ancak %20-30 unu oluşturmaktadır proteoglikanlar (kondroitin 6 ve 4 sülfat, keratin sulfat) ve hyaluronik asit nukleusta bulunan diğer maddelerdir. . Yaşla ve eklem dejenerasyonuyla oranları değişir.

    İntervertebral disk, üstte ve altta vertebral son plaklara sıkıca bağlanan kartilajinöz lameller ihtiva eder..

    Erek postürde kompresyon kuvvetinin büyük kısmı posterior anulus, fleksion postüründe ise anterior anulus tarafından taşınır. Yüksek basınç altında diskten son plaklara doğru sıvı kaçışı olurken, alçak basınç altında diskteki proteoglikanlar çevreden sıvı çekerler. Lumbar fleksionda bu sıvı alışverişi daha fazla olmaktadır. Yük altında, anulus ihtiva ettiği sıvının %11ini nukleus ise %8ini kaybederken içindeki Na ve K gibi su tutucu elektrolitlerin konsantrasyonunun artmasıyla disk uzun süre basınç altında kalsa bile geriye kalan sıvıyı tutarak basınca karşı koyabilir. Disk basınç ortadan kalkar kalkmaz kaybettiği sıvıyı tekrar geri emer. Nukleus ihtiva ettiği suyun 8 misli sıvıyı absorbe etme yeteneğine sahiptir.

    LUMBAR BÖLGE LİGAMENTLERİ

    Lumbar bölge vertebral korpusların ön ve arkasında yer alan oldukça kuvvetli iki ligamente sahiptir.

    Anterior longitüdinal ligament vertebra korpuslarının ön yüzünü örten ve anulus fibrozus lifleri ile yakın ilişki içinde olan oldukça dayanıklı ve geniş bir ligamenttir. Anterior longitüdinal ligament lumbar ekstansiyonu kısıtlayıcı bir fonksiyona sahiptir.

    Lumbar bölgeyi aşırı ekstansiynunu engeller ve böylece ön intervertebral disk aralığının genişlemesinin engellenmesine, arka intervertebral disk arlığının daralmasına ve dolayısıyle bu bölgede yer alan faset eklem yüzlerinin birbiri üzerine binerek zorlanmalarını frenler. Lumbosakral açının dolayısıyle lumbar lordozun arttığı durumlarda bu tablo ortaya çıkmaktadır. Özellikle iliopsoas kasının kısa oluşu, kalça ekstansörlerinin veya abdominal kasların yeterince güçlü olmaması pelvisin yukarı rotasyonunun, diğer bir deyişle posterior pelvik tiltin tam yapılamamasına neden olur ki buda lumbar lordozun artması demektir. Lumbar bölge stabilizasyonunda rol oynayan en önemli ligamenttir.

    Posterior longitüdinal ligament ise vertebra cisimlerinin arka yüzünü örten ve bunlara oldukça sıkı şekilde yapışan bir ligament olup intervertebral disk seviyelerinde anulus fibrozus lifleri ile birleşmek üzere her iki yana doğru bir açılanma gösterir.. Bu ligamentin disk seviyelerinde iki yana doğru ilerleyen bir açılanma göstermesi arkadan diske verdiği desteğin azalması demektir. Bu disk hernilerinin en önemli anatomik nedenlerinden birisidir. Bu ligamentin disk herniasyonunun meydana gelmesinde oynadığı rollerden biride L1 seviyesindenitibaren genişliğin gittikçe azalması ve L5-S1 seviyesinde bu genişliğin yarıya inmesidir.

    Lateral ligament ise anterior ve posterior longitüdinal ligamentler arasında yer alan ve intervertebral disklere sıkıca bağlanan diğer bir ligament olup lateral fleksionlar üzerinde kısıtlayıcı etkisi vardır.

    Ligamentum flavum ise spinal kanalın arkasında laminalar arasında yer alan yanlara doğru intervertebral foramenlere kadar uzanan oldukça esnek bir ligamenttir. Bu esneklik içerdiği yüksek orandaki elastinden kaynaklanmaktadır Üstteki laminanın alt ön yüzüne alttaki laminanın ise üst arka yüzüne yapışan ligament böylece spinal kanalın arka yüzünde nöral yapıları koruyan oldukça esnek bir duvar oluşturur.

    Ortada interspinöz ligament liflleri ile yakın ilişki içindedir. Yanlara doğru geniş bir yelpaze oluşturan bu ligament faset eklemi alttan desteklediği gibi, bu eklemin ön yüzünde de eklem kapsülü olarak görev yapar. Lumbar hiperfleksion üzerinde frenleyici etkisi olup elastik yapısından dolayı tekrar normal postüre dönmede yardımcı rol oynar. Ancak ligamentin bu fonksiyonundan ziyade tüm lumbar bölge hareketlerinde spinal kanalın arka yüzünde yumuşak bir ortam oluşturarak buradaki nöral yapıları koruduğu belirtilmiştir.

    Transvers çıkıntılar arasında yer alan intertransvers ligamentler, spinöz çıkıntılar arasında uzanan interspinöz ve spinöz çıkıntıları üstten örterek ilerleyen supraspinatus ligamentler beraberce çalışarak özellikle bu bölgede oluşan makaslama kuvvetine karşı önemli bir direnç oluştururlar.

    Özellikle supraspinatıus ligamentinin oluşturduğu gerilim vertebralar üzerine gelen kayma kuvvetinin azaltılmasında oldukça önemlidir Lumbar fleksiondan ekstansiona gelirken son 45 dereceye kadar anatomik yapılar gergin ligamentler sayesinde korunmaktadır. Ancak lumbar lordozun erken ortaya çıkması bu yapılar üzerindeki ligament desteğinin kaybına , dolayısıyle ekstansör kasların daha uzun süreli çalışmasına yolaçar.

    LUMBAR BÖLGENİN KAN DOLAŞIMI

    Bu bölgenin beslenmesi direk aortadan olmaktadır. Aortun arkasından çıkan dört çift lumbar arter ilk dört vertebrayı, orta sakral arterden gelen beşinci çift ise beşinci lumbar vertebrayı besler. Sakrum ise superior medial ve hipogastrik arter tarafından beslenir. Posterior sakral foramenden çıkan bu arterler aynı zamanda distal lumbar bölge kaslarının beslenmesinden sorumludur.

    Kapakçıklara sahip olmayan venöz sistem aldığı kanı vena kava inferiora boşaltır. İnternal ve eksternal anterior ve posterior venöz dolaşım arasında oldukça yaygın anastomozlar vardır. Kapak sisteminin olmaması pelvis ile lumbosakral bölge arasındaki venöz dolaşımın oldukça yakın ilişki içinde olmasına neden olur ki buda pelvik bölgeden lumbosakral bölgeye metastazları kolaylaştırmaktadır..

    Doğumda direk kan damarları yoluyla beslenen disk, üçüncü dekada doğru bu damarların tıkanmasıyla kartilajinöz son plaklardan diffüzyon yolu ile beslenir. Lumbar fleksion hareketi intervertebral disklerin beslenmesinde oldukça önemlidir.

    LUMBAR BÖLGE KASLARI

    Bu bölgenin kaslarını örten lumbodorsal fasya; yukarıda kostalara, aşağıda sakruma, yanlarda latissimus dorsi ve transversus abdominis kaslarının fasyalarına, ortada ise spinöz çıkıntılara bağlanmışlardır.

    1-Ekstansörler:

    -Fasyanın altında multisegmental bir dizilim gösteren erektör spina kasları yer almaktadır. Bu kaslar sakrum, iliak kemik, lumbar spinöz çıkıntı ve supraspinöz ligamente sıkıca bağlanmışlardır.Lumbar bölgede başlıca üç kolon oluştururlar.

    En dışta iliokostalis (lateral band), ortada longissimus (orta band), en içte spinalis (medial band). Bu kasların görevi luımbar bölgeyi ekstansiyona ve lateral fleksiyona getirmektir.

    -Erektör spina kaslarının altında transvers spina kasları yer almaktadır

    2-Fleksörler: rektus abdominalis, transversus abdominalis, internal ve eksternal abdominal oblik kaslardır.

    3-Lateral fleksörler: Kuadratus lumborum internal ve eksternal abdominal oblik kaslardır.

    4-Rotatorlar. İnternal ve eksternal abdominal oblik kaslar.

    LUMBAR BÖLGENİN İNNERVASYONU

    Spinal sinirin ikiye ayrılmasıyla meydana gelen posterior primer rami, medial ve laterall olarak ikiye ayrılır.

    .Faset eklemlerinin innervasyonundan medial dal sorumludur.. Her bir faset eklemi birbirine komşu iki medial dal tarafından innerve edilir. Paraspinal kaslar medial dal tarafından , deri innervasyonu ise lateral dal tarafından sağlanmaktadır. Multifidus, intertransversalis, interspinöz kaslar, interspinöz ligament, ligamentum flavum, spinöz çıkıntılar, lamina ve lumbodorsal fasya, posterior primer rami tarafından innerve edilmektedir.

    Lumbar omurganın önemli duyusal innervasyonu sinuvertebral sinir (Luschka’nın rekürren siniri) tarafından sağlanmaktadır. Sinuvertebral sinir, spinal sinir anterior ve posterior olarak ikiye ayrılmadan önce ondan ayrılır. İlgili segmentteki sempatik gangliondan gelen sempatik lifleride bünyesine katarak intervertebral kanal yoluyla spinal kanala giren sinir; pedikül ve posterior longitüdinal ligament civarında inen, çıkan ve transvers dallara ayrılır. Herbir sinir dalı karşıdan gelen simetrik dallarla yaygın anastomoza sahiptir. Posterior longitüdinal ligament, anulus fibrozusun arka dış lifleri, anterior dura mater, posterior vertebral periost ve lateral resessuslar sinuvertebral sinir tarafından innerve olurlar.

    Posterior anulus fibrozusta posterior longitüdinal ligament ile bağlantılı olan sinir sonlanmaları tespit edilmiş olup diskin diğer bölümlerinde sinir sonlanmalarına rastlanmamıştır. . Ağrının kaynağı annulustur ve bu çok zengin paravertebral sempatik zincirle taşınmaktadır

    Nukleus pulpozus ve anulusun nukleusa bakan ve iç kısmında sinir sonlanması yoktur.

  • Konjenital merkezi sinir sistemi anomalileri

    ARAKNOİD KİSTLER

    Leptomeningeal kistler olarakta bilinirler. Konjenital olarak araknoidin gelişimi esnasında ortaya çıkarlar ve otopsi serilerinde 5/1000 sıklıktadırlar. En sık olarak orta fossada yer alarak temporal lobda değişik derecelerde atrofilere neden olurlar. Daha sonra cerebellopontin köşe, retroserebellar, suprasellar lokalizasyonda görülebilirler
    Genellikle asemptomatiktirler. Çok az bir bölümü semptomatik olabilir ve erken çocukluk döneminde semptom verirler.

    Semptomatik olduğunda epilepsi, baş ağrısı en sık ortaya çıkan bulgulardır. Ayrıca kist likör dolanım yollarına baskı yaparak hidrosefaliye neden olabilr.

    TANI: BT ve MR da likör yoğunluğunda sıvı ile dolu çeper boyanması görülmeyen kistlerdir.

    TEDAVİ: Genellikle asemptomatik olan bu kistler klinik bulgu vermediği sürece ameliyat söz konusu değildir.Semptomatik olan kistlerde ise kistin boşaltılarak çeperinin bütünlüğünün bozulması uygulanır.

    KRANİOSYNOSTOZ

    Prenatal dönemde ortaya çıkan bir gelişimsel anomalidir.0.6/1000 doğumda görülür. Kranial sütür ve fonatanellerin zamanından önce kapanması ile ortaya çıkan kafa ve/veya yüz şekil anomalileri ile az bir bölümüde ise kafa içi basınç artması ile seyreden bir klinik tablodur. Normalde anterior fontanel doğumda eşkenar dörtgen şeklinde ve 4X2.5cm boyutlarında olup 2.5 yaşında kapanır. Posterior fontanel ise üçgen şeklinde olup 2-3. aylarda kapanır. Kraniosynostoz genellikle bir sütürü ilgilendirir ve kafatası kapalı sütür istikametinda büyür. Örneğin sagital sütür sinostozunda kafa ön arka istikamette uzar.

    TANI:

    -Fontaneller zamanından önce kapanmıştır

    -Erken kapanan sütürün olduğu bölgede kabarıklık

    -İleri dönemlerde yüz ve kafa şekil anomalileri.

    -Kraniografide sütür hattında yoğunluk opasite

    -Şüpheli durumlarda kemik sintigrafisi yapılır. Erken kapanan sütürlerde diğer sütürlere göre artmış aktivite gözlenir.

    Kraniosynostoz tipleri:

    Sagital sütür synostozu: En çok görülen tiptir. Erkek çocuklarında kızlara oranla daha sıktır. Kafanın Ön arka uzunluğu artmıştır. Bunun yanında biparietal çap azalmıştır. Bu kafa tipi dolikosefali yada skafosefali olarakta adlandırılır. Frontal kemik öne doğru çıkık oksipital kemik ise geriye doğru belirginleşmiştir.

    Koronal sütür synostozu: Kraniosinostozların %18 ini oluştururlar. Kızlarda daha sıktır. Bilateral koronal sütür sinostozunda brakisefalik kafa tipi ortaya çıkar, yani kafa ön arka çapı azaldığı için alın basık yanlara doğru ise genişlemiştir. Gözlerde proptozis mevcuttur. Bir tür koronal sütür sinostozu olan Crouzon Hastalığında ilaveten orbita ve fasial kemiklerde anomali vardır. Midfasial hipoplazi, hipertelorizim (orbital çukurların arasındaki mesafenin artması)mevcuttur.:

    Apert Sendromunda ise Crouzon Hastalığındaki bulgulara ilaveten bilateral simetrik sindaktili (yapışık parmak anomalisi), kısa üst ekstremite ve hidrosefali mevcuttur. Unilateral koronal sütür sinostozu daha az sıklıkta görülür. Plagiosefali olarak adlandırılır. Kapalı sütür tarafında alın düzleşmiş veya konkav, supraorbital kenar normal tarafa göre yukardadır ve dışa doğru dönmüştür.

    Metopik sütür sinostozu: Metopik sütür frontal kemiği yukardan aşşağı ikiye bölen ve doğumdan sonra 15 gün içinde kapanan sütürdür. İntrauterin erken kapanma sonrası trigonosefali denen ve frontal kemiğin öne doğru orta hatta keskin bir kenar oluşturacak şekilde çıkıntı oluşmuştur. Hastaların çoğunda 19p kromozom anomalisi birliktedir ve mental retardasyon mevcuttur.

    Lambdoid sütür sinostozu: Nadir. Tüm kraniosinostozların %19 unu oluşturur. Erkeklerde daha sıktır. Unilateral veya bilateral oksipital kemikte düzleşme mevcuttur. Unilateral olduğunda kulaklar asimetrik yerleşimlidir.

    Multipl sütür sinostozu: Oxysefali denen kafanın genel olarak küçük olması ile karekterizedir. Kafa içi basınç yüksektir. Mikrosefali farklı bir tablo olup beyin gelişme bozukluğuna bağlı olarak kafanın büyümememsi söz konusudur. Kafa içi basınç oxysefalinin tersine yüksek değildir ayrıca hastalar mental retardedir.

    TEDAVİ: Cerrahidir. Olguların çoğunda cerrahinin amacı kozmetiktir. Kafa şekil anomalisini ve yüzdeki şekil bozukluklarını düzelmeye yönelik rekonstrüktif cerrahi uygulanır. İntrakranial basınç artışı daha çok multipl sütür sinostozunda görülür. Kapanan sütür böümünde lineer olarak kemik bantlar çıkartılarak sütür açıklığı sağlanır.

    ENSEFALOSEL

    Kanium bifidumda denen bu anomalide kranial kemiklerin kaynama defekti mevcuttur.Genellikle orta hatta ve en sıkta oksipital bölgede ortaya çıkar. Nazal bölgede polipoid bir kitle aksi kanıtlanana kadar ensefalosel olarak kabul edilmelidir. Bu kemik defektinden meninks içi likör dolu bir kese şeklinde dışarı doğru büyümüşse meningosel olarak adlandırılı. Meninksler serebral dokuyu çevreleyen kese şeklinde ise ensefalosel yada sefalosel olarak adlandırılır. Meningoselde prognoz ensefalosele oranla daha iyidir. Eğer büyük miktarda serebral doku kese içersinde ise prognoz kötüdür. Ensefaloselli çocukların %5den daha azı normal olarak gelişebilir.

    Tedavi:Kesenin eksizyonu ve duranın tamiri.

    CHİARİ MALFORMASYONU

    Chiari malformasyonları 4 ayrı posterior fossa oluşumlarının anomalisi şeklinde ortaya çıkar, ensık 1 ve 2. Tipler görülür.

    Tip I Malformasyonu: primer serebellar ektopide denir. Serebellar tonsillerin foramen magnum seviyesinin altına 3mmden fazla inmesidir. Kordda siringomyeli ve hidromyeli ile birlikte olabilir. Edinsel olarak tekrarlayan lomber ponksiyonlar yada lumbo-peritoneal şantlardan sonra ortaya çıkabilir. Hastalığın doğal seyri pek bilnmemekle beraber. Bir bölüm olguda asemptomatiktir. En sık karşılaşılan semptom sub oksipital bölgede ortaya çıkan baş ağrısıdır. Daha nadir olarakta foramen magnum düzeyinde spinal kord basısı sendromu görülür.

    Tanı: Kesin tanı MRI da serebellar tonsillerin foramen maagnum 3mm altında yer alması.

    Tedavi: Belirgin klinik bulgular ortaya çıktığında posterior fossa dekompresyonu yuapılmalı: Bu işlemde Oksipital kemik alt bölümü, foramen magnumun arka kısmı, C1 ve C2 laminaları alınarak dural yama ile dekompresyon sağlanır.

    Tip II Malformassyonu: Genellikle meningomyeloselle birlikte ortaya çıkar. Serviko-medüller bileşkenin, pons, 4. Ventrikül ve medullanın kaudale yer değiştirmesidir.

    Yeni doğan çocukta ortaya çıkan klinik bulgular alt kranial sinir basısına bağlıdır ve yutma güçlüğü, stridor, apne, aspirasyon, ağlama azlığı ortaya çıkar.

    Tedavi: Hidrosefali mevcutsa shunt takılmalı, alt kranial sinirlere ait bulgularda posterior fossa dekompresyonu yapılmalı.

    Tip III Malformasyon:Nadirdir. Serebellum servikal vertebralara doğru hernie olmuştur. Yaşamla sıklıkla bağdaşmaz.

    Tip IV Malformasyonu: Serebellar herniasyon olmaksızın serebellar hipoplazi mevcuttur.

    DANDY WALKER MALFORMASYONU

    Konjenitaldir, hidrosefali sebeplrinin %2 sini oluştururlar. Magendi ve Luschka deliklerinin atrezisi ile ortaya çıkan serebellar vermis agenezisi, 4. Ventrikülle iştirakli posterior fossa kisti, olguların yarısından çoğunda hidrosefali vardır. Retroserebellar araknoid kist ile karışabilir ancak bunda vermis agenezisi yoktur ve 4. Ventrikülle iştirakli değildir. Olguların %50 sinde IQ normaldir. Klinik olarak hidrosefali mevcutsa yeni doğanda kafanın büyüdüğü saptanır ve bulgular buna aittir.

    Tedavi: hidrosefali yoksa beklenebilir. Hidrosefali tespit edildiğinde hem kiste ve hemde posterior fossadaki kistik genişlemeye shunt konur.

    AQUADUCT STENOZU

    Konjenital veya edinsel olabilir. 4. Ventrikül normal yada küçük olmasına rağmen tüm ventriküler sistem (lateral ventriküller ve 3. Ventrikül) genişlemiştir. Konjenital tipi Chiari ve nörofibromatozis ile birlikte olabilir.

    Konjenitall hidrosefalilerin %70 ini oluşturur. Doğumdan 2-3 ay sonra ortaya çıkan hidrosefali kliniği mevcuttur.

    SPİNAL DİSRAFİZM (SPİNA BİFİDA)

    Spina bifida occulta: Konjenital olarak spinoz proses ve arcus vertebraların bir yada nadiren birden fazla vertebrada oluşmamasıdır. Sıklıkla L5 ve S 1 vertebralarında görülmekle beraber nadiren tüm vertebra boyunca herhangi bir yerde görülebilirOldukça sık ortaya çıkan bir anomalidir. Tüm popülasyonda görülme sıklığı %10 dur. Büyük bir bölümü asemptomatiktir. Ancak nadiren diastematomyeli, tethered kord, lipoma, dermoid tümörle birlikte olduğunda yürüme bozukluğu, bacakta zayıflık ve atrofi, üriner semptomlar, ayak deformitelerine yol açabilir.

    Spina bifida aperta =(spina bifida cystica): 1-2/1000 sıklıkta ortaya çıkar. Sıklıkla lubosakral daha saonra dorsal bölgede ortaya çıkar. Ancak tüm vertebral kolonda görülebilir.

    a)Meningosel: Vertebral arkuslar ve spioz prosesteki defektten meninkslerin kistik bir yapı şeklinde dışarı çıkmasıdır. Kist içi likör serebrospinalis ile dolu olup nöral elemanlar (medulla spinalis, sinir lifleri) bulunmaz. Kese genellikle sağlam bir ciltle az bir bölümünde ise ince şeffaf bir epidermis ile kaplıdır. Olguların 1/3 ünde nörolojik defisitler ortaya çıkar. Defistlerin bir bölümü doğumdan hemen sonra ortaya çıktığı gibi bir bölümüde çocuk büyüdükçe belirir. Doğumda pes equino varus deformitesi, bacak atrofisi, bacakta pareziler, ileri yaşlarda üriner semptomlar, kifoz ve skolyoz görülür.

    b) Meningomyelosel: Meningoseldeki gibi bir arkus defekti ve bu defektten dışarı çıkan kese mevcuttur ancak farklı olarak kese içersinde nöral elemanlar mevcuttur. Hastaların büyük bir bölümünde(%80) hidrosefali vardır. Yine çoğunda Chiari Tip II malformasyonu birlikte ortaya çıkar. Hastaların tümünde nörolojik semptomlar mevcuttur. Hastalar genellikle paraplejiktir, üriner semptomlar görülür. Chiari II Malformasyonuna bağlı solunum, beslenme problemleri olabilir.

    Tedavi:Kese perfore olmuşsa menenjit riski nedeni ile acil operasyon endikasyonu mevcuttur. Hidrosefali mevcutsa önce ventrikülo-peritoneal shunt sonra kesenin çıkartılarak nöral elemanların disseksiyonu ve spinal kanala redüksüyonu daha sonrada cildin onarılması gerekir. Her iki operasyon aynı anda yapılabilir.

    TETHERED KORD SENDROMU (GERGİN KORD)

    Konus medullarisin; kısa, bir kalın filum terminale, intradural lipoma, diastematomyeli yada myelomeningosel anormal olarak aşşağıda yer almasıdır. Klinik bulgular çocuğun boyunun uzaması ile paralel olarak kordun gerilmesine bağlıdır. Klinik olarak sırt ve bel ağrısı, ayak deformiteleri, bacakta atrofi, yürüme bozukluğu, üriner semptomlar, kifoz, skolyoz görülür.

    Tanı: Radyolojik olarak MR da konus medulllarisin L2 atında yeralması, filum terminalenin 2mm den kalın olduğunun tespiti iledir.

    Tedavi: Alt lomber kısıtlı laminektomi ile kısa, kalın filum terminalenin kesilmesi, eğer gerginlik bir lipoma bağlı ise lipom nöral elemanlardan disseke edilerek çıkartılmalı.

    SPLİT KORD MALFORMASYONU (AYRIK KORD)

    Tip I split kord malformasyonu: Diastematomyeli: Medulla spinaliste bir yada iki segment boyunca ayrı dural kılıf ile sarılı iki yarım kord mevcuttur. İki kord arasında kemik septum mevcuttur.

    Tip II split kord malformasyonu: diplomyelia: Medulla spinaliste bir yada iki segment boyunca tek bir dural kılıf içersinde iki yarım kordun mevcut olmasıdır. Kordlar arasında sert olmayan fibröz bir septum vardır. Her iki tipte kalın filum teminale ile birlikte olabilir.

    Tedavi: Kordda gerginliğe sebep olan bu kemik yada fibröz septalaşma ve mevcutsa kalın fium terminae cerrahi olarak ortadan kadırılır.

    HİDROSEFALİ

    Beyin omurilik sıvısının ventriküler sistemde basınçlı bir şekilde patolojik olarak birikmesidir. Konjenital olarak ortaya çıkan hidrosefali 1/1000 sıklıktadır.

    Hidrosefalli Tipleri:

    1-Komunikan= (non-obstrüktif): Beyin omurilik sıvısının emiliminin bozulması ie ortaya çıkar. Araknoidit (post hemorajik yada post menenjitik), venöz tromboz, postoperatuar, serebral yada spinal tümörlerde(Tümörlerin BOS a salgıladığı proteinlerin yada kanamaların likör emilim yataklarını bloke etmesi ile ortaya çıkar ve genellikle tetraventriküler hidrosefali=lateral ventriküller, 3 ve 4. Ventrikülün geniş olması) ile karşımıza çıkar.

    2-Nonkomunikan= (obstrüktif) :Beyin omurilik sıvısının dolaşım yollarını tıkayan nedenlerle ortaya çıkar:Pinea böge tümörleri, Chiari malformasyonu, 4. Ventrikül tümörleri, Dandy-Walker Malformasyonu, 3. Ventrikül tümörleri, aquaduct stenozu.

    Klinik: Kranial sütürlerin kapanması öncesi ortaya çıkan hidrosefalide klinik bulgular ileri yaşlarda ortaya çıkan hidrosefaliden farklıdır.

    -Kranial sütürlerin kapanması öncesi:

    Kafa çevresinde büyüme, ileri dönemlerde kranial-fasial orantısızlık (çok iri kafa-küçük yüz): Normalde yeni doğanda kafa çevresi 33-36cm dir . İlk 3 ay 2cm/ay, 2. 3 ay 1cm/ay ve 3. 3 ayda ise 0.5cm/ay hızla büyür. Hidrosefalide ise 1cm/hafta hıza ulaşmıştır.

    Kranial sütürlerde açılma, fontanellerde kabarıklık

    Kafa içi basıncın yükselmesi nedeni ile venöz drenajın yön değiştirmesine bağlı ollarak skalp ve yüzdeki venalarda genişleme

    Macewen Bulgusu: bebeğin kafasına hafifçe vurulduğunda içi su dolu balon vurmaya benzer titreşim hissedilmesidir.

    Parinoud Sendromu:Yukarı bakış parezisi mevcuttur. Hastanın gözleri aşşağı deviedir.

    Bebek hipo aktif olup başını tutamama, emmeme, ağlamama mevcuttur.

    RADYOLOJİ:

    Direk grafi: büyük kafa, sütür ve fontanellerin açık olduğu görüntülenir.

    BT ve MR da büyük kafa ve genişlemiş ventriküler sistem görüntülenir.

    Kranial sütürlerin kapanması sonrası: Kafa içi basınç artması bulguları ile ortaya çıkar

    Baş ağrısı

    Kusma

    Papilla ödemi

    Dalgınlık, genel yavaşlama

    Ataksi ve yürüme bozukluğu

    Hafıza kaybı

    İdrar enkontinansı

    RADYOLOJİ:

    Direk grafi: Kafa normal büyüklükte olup, dorsum sellada erozyon, kalvarial kemiklerde dövülmüş bakır manzarası (impressio digitata) görülür.

    BT ve MR: Geniş ventriküler sistem mevcuttur.

    TEDAVİ: Hidrosefali nedeni bir tümör basısına bağlı ise tümörün çıkartılması sonrası hastaların büyük bir bölümünde hidrosefali ortadan kalkacaktır. Devam eden hidrosefalide ventriküler sistemi peritona yada sağ atriuma birleştiren bir shunt sistemi ile ventrikülde biriken likörün bu boşluklara devamlı olarak drene olması sağlanır. En çok tercih edilen shunt sistemi ventrikülo-peritonealdir. Bu sistemde; kraniumda sağ posterior parietale açılan bir delik sonrası oksipital boynuzdan lateral ventrikül içersine ponksiyonla girilir. Ventriküler sistem böylece ince silikon bir hortumla kateterize edilir. Silikon hortumun ucu basınç ayarlı bir valfden geçirdikten sonra ince ciltaltı tünelle peritoneal boşluğa ulaştırılır.

  • Boyun fıtığı nedir?

    Boyun fıtığı nedir?

    Boyun fıtığı boyun omurları arasındaki disk denen kıkırdaksı dokunun bir travma yada bir zorlama sonrası yırtılarak ve tıpkı bir diş macununun tüpün dışına çıkması gibi yerini terk ederek sinirlere (genellikle kola giden sinirlere daha az olarakta omuriliğe) baskı yapması sonrası ortaya çıkan bir hastalıktır.

    Omurlar arasındaki disk denen yapılar gençlerde jel kıvamında olup etrafları sert bağ dokusu ile çevrelenmiştir. Orta yaştan sonra jel kıvamındaki disk su muhtevasını kaybederek kurumaya başlar. Böylece diskin yapısal bozulması ve bel fıtığı süreci başlamıştır. Suyunu kaybeden bu elastik doku sert kolay yırtılabilen bir dokuya dönüşür. Bir travma yada zorlama ile disk ve etrafındaki sert bağ dokusu yırtılır. Yırtılan çeperden içerdeki disk yapısı dışarı çıkarak omurga kanalında sinirlere baskı yaparak ağrı ve uyuşukluk, kuvvetsizlik gibi bulgulara yol açar

    Boyun ağrısı olan hastalar ne zaman boyun fıtığından endişe etmelidir?

    Boyun ağrısı veya boyun kaslarında tutulmalar pek çok sağlıklı insanda ortaya çıkabilir. Bu nedenle sadece boyun ağrısı boyun fıtığından şüphelenmemiz için yeterli değildir. Boyun ağrısına omuz, kol, önkol veya el ağrısı eşlik ederse ve hele bu ağrıya el parmaklarında uyuşukluk veya güç kaybı eklenmişse büyük olasılıkla boyun fıtığı mevcut diyebiliriz.

    Boyun fıtığına neler sebep olabilir?

    Genellikle bir travma yada boyun omurlarını zorlayan aşırı bir gerilme bu hastalığa sebep olursa da esas sebep omurga etrafındaki kasların zayıflığıdır. Zira omurga etrafındaki adeleleri çok güçlü kişilerde örneğin; haltercilerde ve güreşcilerde ayrıca mesleği sürekli ağır kaldırmayı gerektirenlerde boyun veya bel fıtığı görülmez. Çünkü çok güçlü kaslar omurga etrafında destek ve direnç oluşturarak diskin zorlanmasını ve yırtılmasını engeller. Gerçekte omurga etrafındaki kaslar kişinin doğal korsesidir. Bu korse ne kadar sağlam ve güçlü olursa omurga zorlama, ağır kaldırma yada travmalara karşı korunmuş olur.

    Boyun fıtığı, genellikle zayıf boyun adeleli insanların boyun omurlarını zorlayıcı bir kaza geçirmesi veya ağır kaldırmalar sonrası ortaya çıkar

    Ailevi olabilir mi ?

    Boyun fıtığının ailevi geçiş henüz ortaya konmamıştır. Ancak bazı aile fertlerinde bel fıtığı ve boyun fıtığı sık olarak rastlanabilir.

    Osteoporoz boyun fıtığına yol açar mı?

    Osteoporoz boyun fıtığına yol açmaz. Osteoporoz tamamen omurga kemik yapısını ilgilendiren kalsyum ( kireç ) kaybı ile ortaya çıkan bir hastalıktır.. Fıtık ise kemik yapı ile ilgili olmayan disk denen kıkırdaksı yapının hastalığıdır.

    Boyun fıtığında hangi evrede , ne gibi şikayetler görülür?

    Olayın ortaya çıktığı ilk günlerde, travma yada bir zorlama ile şiddetli boyun ağrısı boyunda hareket kısıtlılığı ortaya çıkar. Hastalığın ileri safhalarında diskin yırtılarak bulunduğu yeri terk etmesi ve kola giden sinirlere baskı yapması sonrası şiddetli omuz, dirsek, bilek yada tüm kola yayılan ağrı mevcuttur. Ağrı şiddeti fıtığın siniri sıkıştırma derecesine göre hafif yada dayanılmaz ağrılar şeklinde olabilir. Sinirin ezilmesi ile ağrı dışında özellikle ön kol ve el parmaklarında uyuşukluk, kuvvetsizlik görülebilir.

    Tanı için kullanılan yöntemler nelerdir?

    Kol ağrısı mevcut kişide boyun fıtığını teşhis etmede MR kesin tanıya götüren en önemli tetkiktir. Sinir basısının derecesini saptamak ve sinirdeki hasarı ortaya koymak için EMG (Elektromyografi) yapılır. EMG de sinir hasarı tespit edilmiş hastalarda ağrı olmasa dahi cerrahi tedavi gerekebilir. Bu nedenle MR da büyük fıtığı olupta ağrısı olmayan hastalarda operasyon kararını vermek için EMG önem taşımaktadır.

    İlaç tedavisi yararlı mıdır?

    İlerlememiş, sinir basısının az olduğu fıtıklarda yatarak istirahat, boyuna sıcak uygulama veilaç tedavisi ilk denenmesi gereken tedavi yöntemidir. İlaç olarak antiromatizmal ağrı kesiciler ve adele gevşeticiler birlikte kullanılır. Ağrının şiddetli olduğu dönemlerde enjeksiyon şeklinde birkaç gün tedaviden sonra hap şeklinde devam etmelidir. Ağrı ortadan kalktıktan sonra ilaca devam etmek anlamsızdır. Ağrılar tekrarladıkça dönem dönem ilaç alınabilir.

    Masaj, kaplıca yararlı olur mu?

    Evet masaj ağrının önemli bir bölümüne sebep olan kas spazmını çözerek ağrıyı azaltmada oldukça yararlı olur. Masaj uygularken cilde uygulanan antiromatizmal jellerde oldukça yararlı olacaktır. Kaplıcada özellikle kireçlenmelerle birlikte olan kronik fıtıklarda rahatlatıcı olur.

    Boyunluk hangi durumlarda tavsiye edilir?

    Boyunluk hastalığın ağrılı dönemlerinde ağrı azalana kadar (en fazla 15 gün) takılabilir. Uzun süreli gereksiz yere kullanılan boyunluk zayıf olan adelelerin dahada zayıflamasına, böylece hastalığın ilerlemesine sebep olabilir.

    Fizik tedavi nasıl uygulanır ? Belli aralıklarla tekrarlanmalı mıdır?

    Fizik tedavi, ilaç tedavisi ve istirahate rağmen ağrıları devam eden hastalarda 2. basamak tedavi olarak uygulanır. Sinirdeki baskının çok şiddetli olmadığı olgularda tedavi sağlanabilir. Ancak çok ilerlemiş hastalık durumlarında fizik tedaviden de yarar görülmeyebilir. Fizik tedavi ile ağrıları geçen hasta günlük yaşamında da ağır kaldırma, boyun öne eğik ssatlerce kitap okuma veya dikiş dikme, bilgisayar klavyesine eğilme, gibi boynu zorlayıcı durumlardan kaçınmalı, soğuktan korunma gibi kurallara uymalıdır. Günlük yaşamda bu kurallara uymasına rağmen dönem dönem özellikle soğuk ve rutubetli aylarda ağrıları nüksedebilir. Gerekirse ağrılı bu dönemlerde fizik tedavi tekrarlanabilir.

    Boyun fıtığı olanların hangileri ilaç hangileri fizik tedavi ve hangileri de ameliyat edilir.

    Boyunfıtğı olan hastaların 100 ünden 95 tanesi ameliyatsız tedavi< yöntemleri ile tedavi edilir. İlk kez ağrıya maruz kalmış başlangıç fıtıklarda antiromatizmal ağrı kesiciler ve adele gevşetici ilaçlar boyuna sıcak uygulama ve yatarak istirahat önerilir ve genellikle1-2 haftalık istirahatle ağrı geçer ancak bazı hastalarda iyileşme için 4 hafta istirahat gerekebilir. Bu süre zarfında ağrılarında değişiklik olmayan hastalarda fizik tedavi gündeme gelmelidir. 3 yada 4 hafta uygulanan fizik tedavi genellikle hastaların ağrılardan kurtulmasına yardımcı olacaktır. Bazı hastalarda fizik tedavi başlanmasına rağmen ağrı şiddetinde hiçbir değişiklik olmadığı gibi şiddetlenmeler olabilir. Bu hastalarda fizik tedavide ısrarcı olamamalı ve bir an önce cerrahi uygulanmalıdır.

    Boyun fıtıklarında boyun, sırt ve omuza yapılan iğnelerin yararı olur mu?

    Ciddi sırt omuz ve kol ağrısının olduğu boyun fıtıklarında sık olarak uygulanan bir yöntemdir ancak hastanı bazen birkaç ay hatta bazende en fazla 3-5 gün rahatlamasına yol açar. Kalıcı bir tedavi değildir. Sanıldığı gibi kireçlenmeyi arttıran çok sakıncalı bir yöntem değildir, ancak hastanın kısa bir süre rahatlamasını sağlayabilir.

    Cerrahi uygulama nasıl yapılmaktadır.

    Mirodiskektomi denen yöntemle boynun ön tarafında 3cm lik bir cilt kesisi ile omurlar arasındaki yırtılan ve yer değiştirerek sinirlere baskı yapan kıkırdaksı doku çıkartılır. Çıkartılan bu dokunun yerine eğer cerrah uygun görürse sentetik bazı destek dokuları (cage, disk protezi gibi) yerleştirebilir.

    Cerrahi müdahale sonrası boyun sağlamlığında bir bozulma ortay çıkar mı?

    Hayır. Hasta operasyondan çıktığında da boynu ameliyat öncesi kadar sağlamdır.

    Cerrahi müdahale rahatsızlığın hangi aşamasında yarar sağlar? Başarı şansı nedir ?

    Cerrahi müdahale ilaç tedavisi ile dindirilemeyen şiddetli ağrılarda, yada kolda ve elde ortaya çıkan ciddi kuvvet ve refleks kayıplarında uygulanmalıdır. Boyun fıtığı ameliyatları sanılanın aksine oldukça iyi sonuç veren ve düşük risklerle (%1 in altında) yapılan ameliyatlardır. Hastaların %90 ında oldukça tatmin edici sonuç elde edilir.

    Cerrahi tedaviden sonra fizik tedavi gerekir mi ?

    Normalde boyun fıtığı sonrası fizik tedaviye gerek yoktur ancak ciddi kireçlenmelerle birlikte olan fıtıklarda ameliyat sonrası 1,5-2 aydan sonra uygulanacak fizik tedavi oldukça yararlı olur.

    Boyun fıtığı ameliyatlarından sonra tekrarlamalar olabilir mi?

    Olabilir %20 olasılıktadır. Hastanın boynunu zorlaması ve egzersizleri ihmal etmesi ile tekrar boyun fıtığı ortaya çıkabilir.

    Hastanın kendi kendine yapacağı egzersizler nelerdir? ( Şema verilebilirse daha açıklayıcı olacaktır.)

    Egzersiz kesinlikle ağrısız dönemde yapılmalı. Ağrılar mevcutken yapılan egzersizler ağrıların daha da şiddetlenmesine yol açabilir. Egzersiz hareketleri ise: Önce boynun her yöne yapabildiği hareketleri yumuşak olarak yapma (Öne- arkaya eğme, sağa-sola eğme, sağa sola başı çevirme) Ayrıca bu hareketleri bir dirence karşı itme şeklinde yapma. (Örneğin elinizi alnınıza koyduktan sonra başınızla elinizi iterek öne zorlama, eli başın arkasına koyarak başı geriye doğru itme…)

    Boyun fıtığı olan hastalar için yüzme en çok tavsiye edilen spordur. Spor salonlarında yapılan bilinçsiz egzersizler boyun fıtıklarının ilerlemesine ağrıların nüksetmesine sebep olabilir. Örneğin ağır kaldırarak yapılan vücut geliştirme egzersizleri, mekik hareketleri boyun için oldukça sakıncalı egzersizledir.

    Ortopedik yatak ve yastıklar hastayı rahatlatır mı?

    Ortopedik yastıklar hastanın yatarken rahatlamasını sağlar ancak tedavi edici etkileri yoktur. Eğer hasta orta yükseklikte ve orta sertlikte (boyun kavsini doldurarak destekleyen) yastıklarda da rahat edebilir.

    Boyun fıtığı kas güçsüzlüğü, kamburluk gibi başka şikayetlere deneden olabilir mi?

    İlerleyen boyun fıtıkları kol ve bacak adelelerinde güçsüzlük bu nedenle yürüyememe veya düşmelere yol açabilir. Ancak kamburluk görülmez.

    Bu rahatsızlıkla yaşayan kişilere tavsiyeleriniz nelerdir?

    İlerlememiş fıtığı olanlarda egzersizlerin çok önemli olduğunu söyleyebilirim. Zira geliştirilen boyun adeleleri kişinin kendi korsesidir. Egzersizlerle güçlendirilen adeleler sayesinde ağrılar daha azalacaktır.

    İkinci olarak kolu aşağı çekecek şekilde ağır yük taşımalar (kilolarca yükün taşındığı pazar alışverişleri, valiz çanta taşıma vb)tekrarlayan ağrılara ve hastalığın ilerlemesine yol açar.

    Son olarak da banyolu yada terliyken soğuğa ve klimaya maruz kalma hiç ağır kaldırma olmaksızın ağrıların nüksetmesine yol açar. Boyun fıtığı olan hastaların soğuktan boyunlarını korumaları gerekmektedir.

    Soğuk ne kadar ağrı sebebiyse, sıcakta ağrıyı geçirmede o kadar etkilidir. Bu nedenle boyun fıtığı olan hastalarda sıcağın her türlüsü (Sıcak havlu uygulama, sıcak kum, güneş banyoso, kaplıca) ağrıların geçirilmesinde yararlı olacaktır.

    Boyun kırtlatmalar

    Bazı hastalar alışkanlık haline getirmişlerdir. Hatta bazıları kırtatma sonrası rahatladığını ifade eder. Ancak ani yapılan bu hareketler boyun eklemlerinin ve disklerin zorlanmasına, eklem ve bağların kirçlenmelerine yol açabilir. Yaralı olduğunu maalesef söyleyemeyiz.

  • Epilepsi!

    Epilepsi beyinde zamanzaman ortaya çıkan anormal elektriksel boşalmamalar sonucu ortaya çıkan nörolojik bozukluklardır.Status epileptikus denen çeşidi dışında kısa sürelidir, saniye yada dakikalar sürer. Konvülsüyon terimi nöbet esnasında şiddetli kasılmalar olduğunu anlatmak için kullanılır. Ancak kasılmaların olmadığı pek çok nöbet şekilleride vardır.

    Epileptik nöbet esnasında bilinç değişikliği olabilir yada olmayabilir. Nüfusun%2-5 inin hayatları boyunca 1 kez nöbet geçirdiği bilinmektedir. Hastaların yarısından çoğunda nöbetler 4-5 yaşlarında başlar.

    EPİLEPİ NEDENLERİ

    1-Kalıtım: Kendiliğinden ortaya çıkan epilepsilerin çoğunda kalıtımsal faktörler rol oynar.

    2-Beyinde lezyonlar:Doğum travması, kafa travmaları, beyin kanamaları, beyin tümörleri beynin oksijensiz kalması, beyin enfeksiyonları, beyin damar hastalıkları, epilepsiye neden olur.

    3- Sistemik Hastalıklar:Metabolik hastalıklar, zehirlenmeler, tiroid bezi hastalıkları, B6 vitamini eksikliğinde ayrıca bazı ilaçlar duyarlı kişilerde epileptik nöbete yol açar.

    Nöbetler beyinden kaynaklandığı bölgeye göre, biliç kaybı oarak yada olmadan, vücudun bir yarısında yada iki taraflı simetrik kasılma ve gevşemeler, şekilli veya ekilsiz halüsinasyonlar görmekanormal sesler duymak çığlık atmak yada sadece birkaç saniye süren dalgınlık nöbetleri şeklinde karşımıza çıkabilir.

    Epileptik nöbetler 2 gruba ayrılır.

    1-Parsiel nöbetler: 2 ye ayrılırlar

    -Basit Parsiel Nöbetler: Hasta nöbet geçirirken tek bulgu vardır. Vücudun bir bölgesini tutar. Örneğin bir ayakta yada koldakasılmalar mevcuttur. Bu türde nöbet başladığı yerde kalabildiği gibi beilerleyerek vücudun bir yarısını tutabilir. Örneğin yüzde başlayan kasılmalar ilerleyerek, o taraf kola daha sonra bacağa yayılabilir. Nöbet geçtikten sonra kuvvetsizlik olabilir. Ayrıca bu nöbet türündeelde kolda ve bacaktauyuşma yanma, karıncalanma nadiren ağrı gibi duyusal nöbetlerde görülebilir. Ayrıca deride kızarma, solma, bir takım sesler duyma, tansiyon değişikliklerinin eşlik ettiğiparsiel nöbetler vardır.

    -Kompleks Parsiel Nöbetler: Yukarda bahsedilen nöbetlere bilinç bozukluğu eşlik ettiğnde kompleks parsiel nöbetler olarak adlandırılır.

    2-Jeneralize Epileptik Nöbetler: Nöbet sıklıkla bilincin ani kaybıyla başlar ve iki taraflı oldukça simetrik hareketlerle( kasılma ve geşemeler)devam eder. Bu büyük nöbet (Grand Mal )olarak adlandırılır. Bazen yalnızca kısa süreli bir dalgınlık, yani bilincin etkilenmesi söz konusudur. Herhangi bir anormal hareket yada kasılma yoktur. Küçük nöbet (Petit Mal)

    Teşhis: Her bayılma epilepsi değildir. Epilepsinin kesin tanısı en kesin bir şekilde nöbetin işin uzmanı nörolog yada beyin cerrahı tarafından gözlemlenmesiyledir

    Epilepsi (sara) sinirsel bayılmalarla sıkça karışabilir Farklılıklar

    1-epilepsi nöbetinde hasta yer seçimi yapmaksızın düşer bu düşme sırasında bedeninde yaralanmalar olabilir. Sinirsel bayılmalarda ise hasta genellikle yumuşak zeminlere yada emniyetli yerlere kendini yaralamayacak şekilde düşer.

    2-Epilepside hastanın gözleri açıktır yada kapalı ise açmakta zorlanılmaz, Sinirsel bayılmada hastanın gözleri sımsıkı kapalı olup açılmaya çalışıldığında direnir yada gözlerini kaçırır.

    3-Epilepside hasta etraf konuşmaları duymaz, sinirsel duymalarda hasta etrafta konuşulanları duyar.

    4- Epileptikler nöbetten sersem gibi uyanırlar, sinirsel bayılmada ağlayarak uyanırlar

    5-epileptik bayılmada hasta idrarını büyük abdestini kaçırabilir, dilini ısırabilir, sinirsel bayılmada bunlar mevcut değildir.

    Hastaların oldukça büyük çoğunluğunda beyin MR ı normaldir.

    EEG ddenen beynin elektriksel aktivitesini gösteren tetkikte epileptik beyin dalgalarının görülmesi hastalığın teşhisinin konmasında değerlidir.

    Epileptik nöbetlerin aralarında normal dönem olmadan, ardarda birbirlerini izlemesi durumuna status adı verilir ve peş peşe gelen bu nöbetleri durdurmak için acil tıbbi müdahale gerekir.

    Normal koşullarda epilepsi tanımına uygun olarak, ilk epileptik nöbeti izleyen bir yıl içinde en az bir nöbet daha geçiren hastalara antiepileptik tedavi başlanır. Kullanılacak ilaç nöbet tipine göre seçilir. . ilacın kan seviyesi tedavide önemlidir. Bazı ilaçların yeterli kan seviyesine ulaşması birkaç hafta alabilir. Bu sürede nöbet görülebilir ilaç etkisiz denerek kesilmemelidir. Bazen tek ilaç nöbeti durdurmada yetersiz kalabilir bu taktirde iki bazen üç ilaç birlikte kullanılabilir. Tedavide asıl amaç nöbetlerin durdurulmasıdır ve verilen ilaç tedavisi ile yüksek oranda nöbetler durdurulmaktadır. Nöbetleri tam olarak durdurulmuş hastalarda tedaviye aynı ilaç ile ortalama 3-5 yıl devam edilebilir. Bu nedenle doktor tavsiyesi olmadan kullanılan ilaç kesilmemelidir. Bu sürenin sonunda ilaç kesildikten sonra tekrar nöbet geçirme riski mevcuttur. İlacın kesilmesi sonrası eğer epileptik nöbet artık mevcut değilse ilaç kullanımına son verilir. İlaç kullanmaya başladıktan sonra ilk haftalarda ilaca bağlı vücutta deride kızarıklık, aşırı uyku, sersemlik hissi gibi bazı te görülebilir. İlaçları kan yapımı üzerine olumsuz yan etkisi olabileceğinden tedavinin ilk bir ayı içinde birkaç kez tam kan sayımı ve karaciğer fonksiyon testlerinin kontrolü için doktora başvurulmalıdır.

    Epilepsinin Cerrahi tedavisi: Epilepsi beyinde yer alan bir patolojiye (tümör, abse, damar yumağı gibi nedenlere bağlı ise nedeni ortadan kaldırmaya yönelik cerrahi uygulanır. Ancak epilepsiye yol açan lezyon ortadan kaldırılmasına rağmen nöbetler devam edebilir. Diğer bir cerrahi yöntemde ise epilepsiye yol açan beyin bölgesine müdahale ederek epileptik boşalımlara yol açan beyin bölgesi çıkartılır.

  • Parkinson!

    40 yaşından sonra ve daha ileri yaşlarda daha sıklıkla erkeklerde ortaya çıkan beyinde bazı hücrelerin hasara uğraması ve eksilmesi ile oluşan bir hastalıktır. Bu hasar sonrası beyinde dopamin adı verilen maddenin eksilmesi söz konusudur. Dopamin bilgileri bir sinir hücresinden diğerine gönderir. Beyinde yeterli dopamin üretilmezsse hareket ve denge etkilenerek hastalık ortaya çıkar. Parkinson hastalığı ölümcül olmayan, yaşam süresini kısaltmayan ve felce yol açmayan ancak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır.Nadiren 30-40 yaşlarda da görülebilir. Bulaşıcı değildir. Hastaların %5inde kalıtımla ilişki saptanmıştır.

    Sebepleri

    Kafa travmalarından sonra

    Sinir sistemini etkileyen bazı ilaçların kullanılması (Bazı psikiyatrik tedavi ilaçları)

    Ateroskleroz( Damar sertliği)

    Zehirlenmeler

    Ensefalit (Beyin iltahabı)

    Bilinmeyen: Hastaların büyük çoğunluğunda herhangi bir sebep saptanmaz

    Belirtiler uzun bir süreçte sinsi bir şekilde başlar ve yavaş yavaş ilerler. Genellikle vücudun bir tarafında titremeyle başlar. Ancak titremesi olan her kişinin Parkinson hastası olmadığını vurgulamak gerekir. sağlıklı insanlarda korku heyecan gibistresli durumlarda ellerde, bacaklarda geçici olarak titremeler ortaya çıkabilir. Bundan başka her yaşta görülebilen esansiyel tremor denen sebebi bilinmeyen ve ailevi olan tremorda eller öne uzatıldığında titreme olur. Parkinsonda titreme ellerde istirahat halinde ortaya çıkar, uykuda ve iş yaparken kaybolur. Bazen ayaklar, çene ve dudaklarda da titreme olur. Hareketler yavaşlamıştır (Bradikinezi),. Öne doğru yıkılacak gibi, küçük adımlarla yürüme, yürürken kolları sallamama, yazıda bozulma harflerde küçülme, ortaya çıkar. Yüzde mimiklerin azalması, konuşmanın monoton ve tekdüze vurgusuz olması görülebilir.Hastalığın ilerlemesi ile adelelerde sertlik(rijidite), vücut şeklinde değişmeler olur; vücut öne eğik ekstremiteler yarım kırık bir bir şekil alır.. Zamanla yutkunma güçlüğü, ağızdan salya akması, demans görülür

    TEDAVİ

    Hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi henüz yoktur.

    Parkinson Dopamin adı verilen sinir sistemi için gerekli olan maddenin kan seviyesinde azalma ile ortaya çıktığından bu maddenin dışardan verilmesi tedavide kullanılır. Bu maddenin ömür boyu kullanılması gerekir. İlaç seçiminde hastanın yaşı, hastalığın şiddeti, önde gelen belirti ve hastayı en fazla rahatsız eden şikayet göz önüne alınır. İlaçlara daima düşük dozda başlanır, gerekirse doz yavaş yavaş arttırılır. Bulguların hafif olduğu genç hastalara dopamin verilmez zira 5-6 yıl kullanımdan sonra ilacın etkinliği azalmaktadır.

    Ayrıca beyne uygulanan birtakım cerrahi girişimler tedavide yer almaktadır. Cerrahi tedavi ilk tedavi seçeneği değildir. ve hastalığın ilerlemesini durdurmaz. Hastalık belirtileri ilaçlarla yeterince kontrol altına alınamıyorsa cerrahi tedaviye başvurulur. cerrahiye aday hastaların nispeten genç, hafıza sorunlarının olmaması gerekir.

    Cerrahi tedavide sterotaksi denen cerrahi girişimle küçük bir delikten girilerek beynin talamus denen bölgesine müdahaleler yapılır.

  • Multipl skleroz (ms)

    Multipl skleroz(MS) beyin ve omurilikte demyelinizasyon denen sinir liflerinin kılıflarında yapısal bozulmalarla seyreden bir hastalıktır. Sinir liflerinin kılıfını oluşturan lipid (yağ) yapısındaki myelin maddesinde bozulma sonrası yerini skleroz denen nedbelere bırakması ile hastalık ortaya çıkar..Myelin kılıfın hasarı sinir liflerinin sinir sistemindeki uyarıların iletiminde aksamalara yol açar. Hasarlı bölgelere plak adı verilir. Bu plaklar sinir sisteminin pek çok yerinde oluşabilir ve sinir iletilerinin yapılamamasına dolayısı ile o merkezle ilgili fonksiyonlarda bozulmalara yol açar .Bulaşıcı değildir. Hastalığın kesin nedeni bilinmemekle beraber myelin kılıfın hasarında bağışıklık sistemindeki anormal bir davranışın, yani myelin kılıfa yabancı doku gibi saldırı söz konusudur. Ancak bu saldırının nedeni henüz bilinmemektedir. Kalıtsal değildir. Nedeni henüz kesin olarak bilinmemektedir.20-40 yaşlar daha sıktır. Kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülür. Ilıman iklim kuşağında daha sık rastlanmaktadır. En fazla görüldüğü bölge Kanada ve Kuzey Avrupa’dır.

    Hastalar sıklıkla sinir sistemi ile ilgili belirtilerin başlamasından haftalar, aylar önce yorgunluk, halsizlik, kilo kaybı, kas ve eklem ağrıları tanımlar.Belirtiler saatler, günler, yada haftalar içinde nadiren de yıllar içersinde sinsi bir biçimde gelişebilir.

    Hastalık tablosu ataklar halinde gelir kendiliğinden yada tedavi ile geriler ancak her atakta klinik tablo biraz daha ilerler. Yıllar boyunca uzun bir seyir gösterir. Dönem dönem şiddetlenmeler olur. Bunlar bazen mevcut bulgulara yenilerinin eklenmesine sebep olur. Şiddetlenmeleri genellikle düzelme dönemleri (remisyonlar) izler bu remisyonlarda hasta nüks öncesi duruma dönebildiği gibi geriye birtakım sakatlıklarda bırakabilir. Her MS aynı olmaz. Bazı kişilerde birkaç ciddi atak görülür veya hiç görülmez, bunun yanında belirtilerin sürekli kötüleştiği ve zaman içinde sakatlığın ortaya çıktığı hastalarda vardır.

    Şekli ne olursa olsun MS seyri sırasında herhangi bir dönemde duraklayabilir

    Belirtiler beyin yada omuriliğin hangi bölgesini etkilemiş olmasına bağlı olarak değişiklikler gösterir.Halsizlik, karıncalanma, hissizlik, denge kusuru, çift görme, görme bozukluğu, istemsiz göz hareketleri, titreme, yüz , kol yada bacakta kuvvetsizlik (felç), konuşma bozukluğu, hafıza problemleri, cinsel işlev bozuklukları, idrar yapmada problemler mevcut olabilir. Bu belirtilerden bir yada birkaçı bir arada görülebilir.

    Hastalığın tanısında MR çok değerli bir yöntemdir. Ataklar sırasında myelin harabiyetinin olduğu MS plaklarının görülmesi oldukça önemlidir. Remisyon döneminde plaklar kaybolur.

    Ayrıca belden alınan Beyin Omurilik Sıvısının (BOS) incelenmesinde; oligoklonal band, myelin esaslı protein, immün globulin G indeksi gibi ölçümlerde normal dışı değerler bulunması beyinde bağışıklık sistemi ile ilgil ibir sorunun olduğuna işaret eder. Ayrıca Uyarılmış Potansiyeller olarak adlandırılan vücudun herhangi bir yerinden verilen uyarıya merkezi sinir sisteminin verdiği cevabı ölçen bir test uygulanarak hastalığın tanısı konur.

    MS in bilinen bir etkin tedavisi mevcut değildir. Ancak atakların sıklığını ve şiddetini azaltan kortizon tedavisi en bilineni ve sık uygulananıdır. Ancak son yıllarda bazı tedavi yöntemleri ile hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, sakatlık oranının azaltılması mümkün olabilmektedir.

    Bunun yanında ortaya çıkan bulguların tedavileri yapılabilir (felçlerde fizik tedavi vb.).

  • Baş ağrıları sebepleri

    Baş ağrısı oldukça yaygın bir şikayet olup insanoğlu yaşamının değişik dönemlerinde mutlak baş ağrısı ile tanışmıştır. Baş ağrısı genellikle boyun ve kafadaki ağrıya duyarlı yapılardan kaynaklanır Bu yapılar:

    Kafa derisi

    Ense kasları

    Kafa içi damar ve sinirler

    Beyin zarıdır.

    Görüldüğü gibi beynin kendisi ağrıya duyarlı değildir. Dolayısı ile beyin içinde büyüyen bir kitle, damar veya sinirleri, beyin zarını itip germedikçe ağrı oluşmayacaktır. Pek çok beyin tümörlü hastada bu nedenle baş ağrısı yakınması görülmez.

    Gerilim Baş Ağrısı: Genellikle 20 yaşları civarında başlar. Ancak ileri yaşlarda da görülebilir. .

    Enseden başlayan, başın arka bölümüne yayılan zonklayıcı olmayan bir ağrıdır. Stresli ve gergin insanda boyun adeleleri uzun süre istem dışı kasılarak ağrıyı başlatır. Ayrıca bu kasılma kafa cildini enseden gererek, gözler ve şakaklara yayılan ağrıya neden olur. Baş ve ense hareketleri, ense kaslarının ovulması ağrıyı azaltabilir. Muayenede ense kasları gergin ve ağrılıdır. Bazen ele ağrılı şişlikler gelebilir. Ağrı günler ve aylar boyunca kesintisiz devam eder ancak zaman zaman azalıp şiddetlenmesine rağmen günler ve haftalar içinde gittikçe şiddetlenmez.

    Tedavide hastanın gergin, stresli halini ortadan kaldıracak antidepresan ilaçlar, ağrı kesici ilaçlarla birlikte kullanılmalıdır. Ayrıca masaj ve boyuna sıcak uygulama rahatlatıcı olacaktır.

    GERİLİM BAŞ AĞRISININ MİGRENDEN FARKLARI

    Gerilim tipi baş ağrısı:

    Çoğunlukla stresten kaynaklanır

    Genellikle iki taraflıdır.Çok nadir tek taraflı olabilir
    Bulantı olabilir ama kusma görülmez
    Bir hafta – 15 gün ağrıyla geçer. Ağrı şiddetli değildir
    Ağrı kriz şeklinde olmaz, zonklayıcı değildir
    Ağrı başlamadan önce görme bozuklukları olmaz
    Hareket etme ağrıyı artırmaz.
    Tüm başı tutar.
    Başın arkasından öne yayılma gösterir

    Hipertansiyon Baş Ağrısı: Genellikle yerleşmiş ve büyük oynamalar yapmayan hipertansiyonda baş ağrısı pek görülmez. Ancak gün içinde büyük iniş ve çıkışlar gösteren hipertansiyonda ensede şiddetli, zonklayıcı bir ağrı vardır. Baş ağrısına ek olarak bazen Sara nöbetleri, bayılmalar, görme bozukluklar görülebilir. Tuzsuz diyetin yanı sıra tedavide tansiyon ilaçları ile birlikte ağrı kesiciler kullanılır.

    Anoksik Baş Ağrısı: Kanda oksijen azalmasına neden olan durumlarda, örneğin akciğer hastalıklarında , anemide (kansızlık) baş ağrıları görülebilir.

    Post-travmatik ağrı: Kafa travmalarını izleyen dönemde baş ağrısı, baş dönmesi, çabuk sinirlenme, çabuk yorulma görülür.

    Kafa İçinde Yüksek Basınç Oluşturan Nedenlere Bağlı Baş Ağrısı: kafatası içinde yer alan tümör, kist, kanama, abse gibi kitllelerin büyümesi ile ortaya çıkar. Baş ağrısı sıklığı ve şiddeti günler ve haftalar geçtikçe gittikçe artar. Nihayetinde kalıcı hale gelir. Sabahları ağrı daha şiddetlidir. Kusma ileri dönemlerde baş ağrısına eşlik eder, bulantı olmaksızın ortaya çıkması dikkat çekicidir.. Öksürme, hapşırma ve ıkınma ile ağrı şiddetlenir. Ağrı kesicilerle pek rahatlama olmaz. Baş ağrısı ile birlikte çift görmenin ortaya çıkması çok önemli bir bulgudur. Bu durumda mutlak kafa içi bir kitleden şüphelenmelidir. Tedavisinde Kafa içi basıncı ve ödemi azaltıcı ilaç ve serumlarla birlikte ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Esas tedavi kafa içindeki kitlenin çıkartılmasıdır. İlaç tedavisi cerrahi tedaviye kadar zaman kazandırır.

    Sinüzit Baş Ağrısı: Alın ve yüz kemikleri içinde bulunan hava dolu, sinüs denen boşlukların iltahaplanmasına sinüzit adı verilir. Sinüzit baş ağrısı başın ön tarafında, burun ve göz çevresinde, üst çenede ortaya çıkar. Genellikle baş öne eğikken şiddetlenir. Atmosfer basınç değişiklikleri (uçak seyahati, dağ veya yükseğe çıkma) ağrıyı başlatabilir. İltahaplı sinüsler antibiyotikle yada cerrahi olarak tedavi edilmelidir.

    Nevraljik Baş Ağrısı: Genellikle yüzde, göz çevresi, üst çene ve dişler, alt çene ve dişlere yayılan çok şiddetli, şimşek çakması gibi 1-2 saniye süren dayanılmaz ağrılardır. Yüzde yada dudakta bir bölgeye dokunulduğunda ağrı ortaya çıkabilir. Ağrı o kadar şiddetli ve dayanılmazdır ki hastalar ağrı şiddeti nedeni ile intahar etmeyi dahi düşünebilir. Yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinir denen sinirin tümörleri yada baskıya uğraması ile oluşur. Ağrı kesicilere cevap alınmaz. Epilepsi ilaçları (anti epileptik ilaçlar) tedavide başarılıdır. Ancak bazen ilaca cevap alınamadığında operasyonla sinire ait baskı ortadan kaldırılır. Cerrahi başarı oranı oldukça yüksektir.

    Hekimler için diğer bir önemli baş ağrısı anevrizma denen beyin damarlarındaki bir genişlemeden (baloncuk) oluşan bir sızıntı tarzı kanamadır. Subaraknoid kanama denen bu kanama türünde hastada o zamana kadar yaşamadığı şiddetli ve aniden başlayan ensede lokalize baş ağrısı ortaya çıkar. Hasta başağrısının başladığı ilk saatlerde bilincini yitirebilir. Kusmalar vardır. Kanamadan şüphelenilerek hastaneye müracaat hastanın hayatını kurtaracaktır.

    Ayrıca göz hastalıklarına bağlı (glokom, mercek kusurları), kulak ve saçlı deri enfeksiyonlarında da baş ağrısı görülür. Tedavide bu hastalıkların tedavisi ile ağrı ortadan kaldırılacaktır.

    MİGREN

    Çoğunlukla ataklar halinde gelen ve birkaç saatten birkaç güne kadar devam eden zonklayıcı, orta şiddette ya şiddetli bir baş ağrısıdır.Genellikle başın bir yarısındadır ancak iki taraflıda olabilir. Baş ağrısına genellikle bulantı, kusma, ışık, gürültü, kokudan rahatsız olma eşlik eder. Ağrı hareketle ve öksürmek hapşırmakla artar.

    Migren genel olarak iki gruba ayrılır. ‘Aura’lı dediğimiz ön belirtili migren ve aurasız migren. Migrenlerin yalnızca yüzde 10’u auralıdır. Aura, ön belirtili migrende rastlanan şikayetlerdir. Bu belirtilerin çoğu görmeyle ilgilidir. Hasta, parlak ışıklar, zig zag çizgiler gördüğünü ya da görmenin bulanıklaştığını, bir alanda veya bir bölgede görme kaybı olduğunu söyler. Hatta bazı hastalarda ağrı krizi sırasında tek gözde görme geçici olarak kaybolur. Ayrıca kolda, bacakta uyuşma, baş dönmesi, konuşmayla ilgili bozukluklar da görülür. 20-30 dakika sürer ve ardından ağrı başlar.

    Hastalığın sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Çevresel faktörler etkili olabilir, genetik olarak yatkın kişilerde (ailesinde migrenli vardır) daha sık görülür. Beyin damarlarında önce ani daralma daha sonrada genişleme ortaya çıkar. Bu daralıp genişlemeler sonrasında oluşan bir takımkimyasal maddeler sinirleri uyararak ağrıya neden olurlar. Çocukluk çağında görülebilir.

    Kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür. Kadınlarda adet kanamasından hemen önce kanda Östrojen hormonunda azalma nedeni ile ağrıyı ortaya çıkartabilir. İleri yaşlarda, kadınlarda menapozdan sonra kaybolabilir. Hamileliktede azalıp kaybolur. Migrenlilerin yakın akrabalarında migren olma olasılığı yüksektir. Genetik bozukluk migrenin sadece bazı özel tiplerinde gösterilebilmiştir.

    Migren Krizini Tetikleyen Faktörler

    Yiyecek ve içeceklerde yer alan birtakım kimyasal maddeler ağrı ortaya çıkmasında rol oynayabilir. Ağrıyı ortaya çıkartan yiyecek ve içecekler, işlenmiş etler (salam, sucuk, sosis) şarap, eski peynir, salamura yiyecekler, tütsülenmiş et ve balık, tatlandırıcılar (aspartam içerenler)

    Yükseklik değişiklikleri, uçak yolculukları
    Hava kirliliği, sigara dumanı, parfüm kokusu, kuvvetli diğer kokular ve kimyasal maddeler
    Parlak ışık veya titreyen ışık (floresan)
    Yüksek ve devamlı gürültü
    Hava durumundaki değişiklikler (basınç, sıcaklık ve nem değişikliği, lodos)
    Mevsimsel değişiklikler (sonbahar ve ilkbahar en kötü zamanlar)
    Açlık, öğün atlama
    Çok ya da az uyuma, uyku düzenindeki bozukluklar
    Doğum kontrol hapları
    Kadınlarda hormonal değişiklikler (adet dönemi)
    Aşırı heyecan, üzüntü, sevinç

    Her hasta için ağrıyı ortaya çıkartan faktörler farklılık gösterebilir. Hastanın bunları tespit edebilmesi için migren ataklarının olduğu günlerde günlük tutması uygun olur. Yediği, içtiği yiyecek ve içecekler, günlük aktiviteleri ile ilgili notlar alarak ağrılı dönemde ortak sebepleri saptayabilir. Migren krizini ortaya çıkartan diğer faktörler şunlar olabilir.

    Migrende Tedavi: Migren tedavisinde iki yol izlenir.

    1-Akut atak tedavisi. Ağrı kesiciler, migren ataklarında kullanılan

    2-Atakları önleme tedavisi: Özellikle ataklar çok sıksa ve hastanın yaşam kalitesini bozuyorsa uygulanır. Hastanın ağrısı olsun olmasın her gün ilaç alması gerekir. Bu sayede atakların sıklığı azaltıldığı gibi ağrıların şiddetinde de azalma görülür.

  • Beyin sağlığı

    İnsan beyni 1,5 kg ağırlığında, 140 milyar hücre ihtiva eden, elektriksel ve kimyasal ileti ile çalışan biyolojik bir bilgisayardır. Bu bilgisayarın iki önemli enerji kaynağı kan şekeri ve oksijendir. Beynimiz ağırlık olarak vücudun %2 si olduğu halde vücuda gelen kan oksijeninin % 20’sini, şekerin ise büyük bölümünü tükettiği bilinmektedir. Dolayısıyle her ikisinin de kısa süreli beyine ulaşmaması dahi çok ciddi beyin hasarlarına hatta ölüme yolaçabilir. . Kan şekerinin düşük olması beyinde ciddi rahatsızlıklara yol açtığı gibi yüksek olmasıda (Diabette olduğu gibi)uzun vadede beyinde ve sinir sisteminin diğer bölgelerinde ciddi rahatsızlıklara yol açabilir. Şeker hastalarının bu nedenle kan şekerini mutlaka makul sınırlar içersinde tutması, bunun için diyet yapması, ihtiyaç olduğunda da ilaç kullanması gerekir.

    Temiz hava : Çevre kirliliği,sıgara hafıza zayıflamasının ilk sorumlularındandır. Ayrıca damar sertliğinin oluşumunda katkısı olduğundan, dolaylı olarak yine beyin sağlığını olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle temiz hava ve temiz çevre sağlıklı bir beyin için şarttır.

    Spor ve yürüyüş: Haftada bir yapılan, terletecek sporun beyinde morfin benzeri maddeler salgılatarak anti stres etkisi yaptığı bilimsel olarak gösterilmiştir.

    Stres: Mekanizmasını tam olarak anlamasak bile, stresin beyin ve vücut sağlığı üzerine olumsuz birçok etkisi vardır. Stres anında böbrek üstü salgı bezinden salgılanan kortizol denen hormon kan şekerinin ve tansiyonun yükselmesine yol açar. Kalp ve damar sistemini olumsuz olarak etkiler. Beynin vücudun en fazla kan kullanan organı olması nedeni ile kan akışını bozacak kalp ve damar problemleri beynin fonksiyonlarını direk olarak etkilemektedir. Ateroskleroz (damar sertliği) kalp sağlığı açısından koroner problemler ve enfarktüse yol açması nedeni ile nekadar önemli ise beyin içinde o kadar önemlidir. Beyin yeterince kan alamayarak hafıza bozuklukları, damar tıkanıklıklarına bağlı felçler, bunama gibi tablolar ortaya çıkabilir.

    Stresin yanında ortaya çıkan duygular da önemlidir. Zira farklı duygular farklı maddelerin salınımına neden olur. Örneğin; mutlu bir olayı beklerken duyduğumuz stresle, bir kaza yada korku anında yaşadığımız stres birbirinden farklı duyguları ortaya çıkarır. Olumsuz duygulara yol açan stres, beyni biyokimyasal olarak daha olumsuz yönde etkiler. Az miktarda stres öğrenmeyi arttırırken fazla miktarda stres öğrenmeyi zorlaştırmaktadır. Stres hormonu uzun süre salgılandığında beyinde hücreler arası transferi ve bilgi akışını bozar.

    Beyin sağlığı ve iyi bir hafıza için dengeli ve bilinçli beslenme şarttır. İnsan vücudu ve beyin ihtiyacı olan binlerce biokimyasal maddenin bir bölümünü dışardan besinlerle alır. Ancak bunun yanında önemli bir bölümünü kendisi üretir. Dışarıdan alınan yada vücutta imal edilecek olan bu önemli yapı taşları tükettiğimiz besinlerde yeterince mevcut değilse yani dengesiz yada yetersiz beslenildiğinde tüm vücut fonksiyonlarında aksamalar olduğu gibi beyin fonksiyonlarında da unutkanlık, dikkat dağınıklığı, anlama, algılama güçlüğü gibi sorunlar ortaya çıkar. Özellikle beyin ve sinir sisteminin gelişiminin tamamlandığı erken çocukluk çağındaki protein ve diğer temel taşların eksikliği zekayı olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle özellikle çocukluk çağında dengeli ve zengin çeşitli gıdalarla beslenme çocuğun gelecekteki zekası için çok önemlidir. Ancak unutulmamalıdırki zeka için tek şart çocukluk çağındaki iyi beslenme değildir. Zira zekada kalıtım ve sosyal çevrede çok önemlidir.

    Dengeli beslenmenin yanında beyin sağlığı açısından özellikle gerekli gıdalar: Balık ceviz, fındık, yumurta, ıspanak, buğday ve balık yağıdır… Bunların hepsinin ortak özelliği Omega-3 adı verilen bir madde içermeleridir.Omega -3 ün beyin fonksiyonlarını düzenlemedeönemli rol oynadığı bilinmektedir. “Beyin, yüzde 60 ı yağdan oluşan bir organdır ve çalışması için omaga-3 yağ asitlerine ihtiyacı vardır.”Form korumak” için insanlar balığın bile yağsız olanının tercih etmektedir. Oysa Omega -3 yağlı balıkta daha bol miktarda bulunmaktadır. Günde bir iki gram Omega-3 yeterlidir

    Alkol fazla miktarda uzun yıllar boyunca alındığında yine beyni olumsuz etkilemekte, hafıza kusurlarına yol açmaktadır. Zira alkolün sinir kılıfındaki myelin denen ve sinir iletisinde rol oynayan yapıyı tahrip edici etkisi mevcuttur. Bu etki özellikle yıllar içersinde ortaya çıkar.

    Vücudumuz gibi beynimizin de egzersize ihtiyacı vardır. Sürekli düşünen bilgi üreten, okuyan beyinlerindaha geç hafıza kusurlarına maruz kaldıkları bilinmektedir. .

    Unutkanlığı azaltmak ve hafıza kapasitesini arttırmak için üç önemli tavsiye

    · Düzenli okuma alışkanlığını edinmek

    · Puzzle ve zeka oyunları çözmek

    Arkadaş ilişkilerini canlı tutmak