Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Omurga kırığına çimento tedavisi

    Omurga Kırıkları Artık Kemik Çimentosuyla Tedavi Ediliyor. 15 Dakika Süren Operasyonun Ardından Hasta Aynı Gün Taburcu Ediliyor.

    Özellikle yaşlılar ve kemik erimesi hastalığı olanların korkulu rüyası omurga kırıkları, artık 15 dakikalık bir operasyonla tedavi edilebiliyor. Lokal anestezi ile yapılan operasyondan 3-4 saat sonra, hasta taburcu ediliyor.

    Riskleri Ortadan Kaldırıyor
    Genel anestezi risklerini ortadan kaldıran, omurga kırıklarında hastalara büyük kolaylık sağlayan yöntemle ilgili bilgiler veren Çanakkale Anadolu Hastanesi Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahı Operatör Doktor Özkan Özger, “Omurga kırıkları özellikle yaşlı hastalarda çökme kırığı şeklinde oluyorlar. Çoğu zaman kemik erimesine bağlı da olabiliyor. Ufak bir hareketle veya ufak travmalarla bu gerçekleşebiliyor.Biz, bunlarda eskiden korse yöntemi uygularken şimdi vertebroplasti veya kifoplasti dediğimiz yöntemlerle kapalı şekilde, hatta bazen genel anesteziye gerek kalmadan içerisine bir alçı, kemik alçı koyarak yapabiliyoruz. Hasta, ameliyattan 1-2 saat sonra ayağa kalkıp 3-4 saat sonra taburcu olabiliyor. Genellikle hastalarımız bu yöntemi tercih ediyorlar. Çünkü hem anestezi almıyor, genel anestezi risklerinden kaçınmış oluyoruz, hem de uyanık yaptığımız için ameliyat esnasında konuşarak bacaklarını da kontrol edebiliyoruz. Bu da bize bir avantaj sağlıyor” dedi.

    İlerlemesi Engelleniyor
    Alçı yönteminin omurgayı sağlamlaştırdığını söyleyen Özger, “Ameliyat sonrası içine alçı koyuyoruz. Bu da omurgayı sağlamlaştırıyoruz. Çökmesini, ilerlemesini engellemiş oluyor. Ayrıca bunun termal etkisi de var. Sinir uçlarını yok ederek ağrı etkisini azaltmış oluyor” dedi. Yöntemin çok az riskli olduğunu da söyleyen Op. Dr. Özger, “Çok nadiren enfeksiyon, kanama, yine çok çok nadiren omuriliğe bağlı bacakta kuvvetsizlik riskleri tabi ki var. Ama uygun ve deneyimli ellerde yapıldığında gayet başarılı sonuçlar alınabiliyor. Zaten bu saydığımız riskler, diğer omurilik ameliyatlarında da var olan riskler” diye konuştu

  • Gizemini koruyan gerçek : beyin

    GİZEMİNİ KORUYAN GERÇEK: BEYİN

    Zeka ile ilgili, deneyimli kişilerin tanımları arasında en çok beğendiğim özlüsöz Birleşik Amerikalı yazar F. Scott Fitzgerald’ın „Çatlak“ (The crack-up) adlı kitabında belirttiği „Üstün zeka, iki zıt fikri aynı anda zihinde tutabilme ve dengeyi bozmadan çalışmaya devam edebilme yetisidir.“ olmuştur. Canlılar arasında vücut oranına göre en büyük beyin insana aittir. Zeka saptamasını da keza biz insana göre yapmaktayız (Tablo 1). Tıp öğrencisi iken gizemini hep koruyan sinir sisteminin hem anatomisi hem de fizyolojisini öğrenmek epey zor görünmesine karşın bende hep zoru başarmak hedefi olarak algılanma nedeni olmuş, derinliklerine dalıp kayboldukça diyalektik, yaşam-ölüm, 0-1, ying-yang felsefesini pekiştirerek matematiksel yargı ile bağdaşır tarzda kolaylaşıvermişti. Buna ben de şaşırmıştım. Ama bunun bedelini eskiden yemesini çok sevdiğim beyin salatasını artık masada görmeye bile dayanamamak olarak ödedim. Bence, tıp camiası içinde, en zor dal psikiyatridir. Hala nedenlerini çözemediğimiz beyin sırlarını gözle görülür (organik) bir hastalığa (patolojiye) oturtamadığımız için tedavisinde de yenik düşmemiz, insanın o kutsal saydığım organı ile düştüğü çaresizliğe ya da bulduğunu sandığı çözümdeki dinginliğe bakınca umutsuz kalmaktansa, gözle görülür hastalıklarına karşı mücadelede daha başarılı olacağım ön-görüsü ile beyin cerrahisi dalına yönelmişimdir.

    Vücut ve zeka

    Son yıllarda yapılan araştırmalar göstermektedir ki beyin vücudumuzda başgösteren bir hastalığın ilk habercisi olma durumundadır. Dendritik ve kök hücre olarak adlandırılan bir dizi savunma hücrelerinin beynin değişik yerlerinde hastalıklı organa yönelmek üzere varlığı artık kanıtlanmıştır. Bir hastalığa karşı savunma ve savaşma yeteneği olan bu hücreleri devreye sokan da odur, ancak hastalık nedenleri bazen o denli donanımlı ve hazırlıklıdır ki o insanı en zayıf yerinden vurabilir. Vücut ile zekanın dengesini ifade eden Leonardo da Vinci’nin yedi prensibinden biri olan “corporalita” maddeyi işlemenin zarafetini, her iki eli de mükemmel şekilde kullanmayı, zindeliği ve özgüveni vurgular. Leonardo’nun mükemmel fiziği, sanatsal ve entellektüel dehası ile bütünleşmiştir. Vücut-zeka birlikteliği fikirleri , inanç sistemlerini ve umudu yoğurduğu gibi biyokimya, fizyoloji ve anatomiyi pekiştirir. Eski tarihlerden gelen alışkanlıklarla aşkı, sevgiyi, kahramanlığı hep kalple, yürekle eş tutmuşuzdur. Ancak onu idare eden beyin merkezindeki çekirdekleridir. Bilgi çağında artık hedef kalpler değil beyin olmaktadır. Beyin mantığın sembolü olarak da algılanmamalıdır. Beynin sol yarısı yaşam için daha gerçekçi çözümlemeler yapabilme yeteneği ile donanmıştır. Sağ yarısı ise yaratıcılığın, beyin hücreleri arasındaki iletişim ve bilişsel dünyasını daha bir insana özgü yapan değerlerle yumaklanmıştır.

    Beynimizi tam olarak kullanabilmekte miyiz?

    Fonksiyonel Manyetik Rezonans (fMR) çalışmaları ile canlı insan beyninin işlevsel konumda beynin hemen her kıvrımındaki sinir hücrelerini aktif hale getirdiğini „örneğin bir türkü mırıldanıldığında“ hem sağ, hem sol, hem ön (frontal) hem de yan (temporal) loblarının değişik yerlerinde metabolizmal bir aktivite artışı görüntülenebilir bir duruma getirilebilmektedir. O nedenle 1930 yıllarında ortaya atılan beynimizin yalnızca %20’sini kullanabiliyoruz savı artık yeni bilimsel kanıtlarla ortadan kalkmıştır. Beyin ile ilgili olarak Willis ve Descartes’in kesin olarak baktığı olgulara, tutucu bir öğrencisi olan Steno şiddetle karşı çıkmış ve „Ben açıkça ifade ve itiraf etmeliyim ki beynin çalışması ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum ve yine açık olarak söylüyor ve uyarıyorum ki bunun şifrelerinin çözülmesi birkaç neslin geçmesine mal olacaktır.“ diyebilmiştir.

    Bilgisayar ve beyin ile sinir ağları

    Biyolojik dev sinir ağlarının karmaşık yapılanması ile artık günlük yaşantımıza iyiden iyiye giren bilgisayar sistemleri ile benzeştirilen beyin aslında elektriksel, kimyasal alt yapısı olan ancak organizmanın başka hiçbir hücresinde rastlamadığımız özel tasarımlı genetik şifresinin kopyalanması engellenmiş hücre formu ile kendine özgü bir markadır. 1932’de Nobel ödül sahibi ünlü Britanyalı fizyolojist Charles Scott Sherrington, Yale Üniversitesinde 1906 yılında bir konferansta söylediği „Her ne kadar ayrı ayrı mekanizmalara bölünebilirse de merkezi sinir sistemi, uyum içinde hareket eden yekpare bir bütündür.“ felsefesi hala geçerlidir. Beyin loş bir lambayı aydınlatabilecek kadar enerji yakar. Kalın sinir lifleri 400km hızla bir iletiyi taşıyabilirler. Bu biyolojik özelikleri ile bilgisayarlarla ortak yapım yongaların (chip) üretilmesine neden olmuştur. Münih’teki Max Planck Enstitüsünden Peter Fromberz ve Günther Zeck’in 2001 yılında silikon yonga (microchip) üzerine havuz salyangozu (Lymnaea Stagnalis) nöronlarını başarı ile yerleştirme ve işlevsel olarak birbirleri ile bağlantı kurmalarını göstermeleri nöroelektronik devrenin ilk adımı sayılmaktadır (Şekil 1*). Her nöronun altındaki uyaran voltajda bir değişiklik oluşturmuş ve hücre boyunca iletişim sağlamıştır. Yongaya uygulanan elektriksel uyarım bir nörondan diğerine nakledilmiş ve yongaya geri dönerek silikon şalterli bir yolculuk yapmıştır. Bu devre genel anlamda canlı bir devredir. Nöral ağlar ile uğraşan Waltham’daki Brandeis Üniversitesinden Eve Marder bu nöron-kaynaklı devrelerin sinir sisteminin nasıl çalıştığını gözlemleyebileceğimiz bir araştırma aracı olacağı, örneğin belleğin nasıl oluştuğuna ilişkin bilgilerimizi geliştirebileceğimiz düşüncesindedir. Nöroelektronikte ana engel güvenli bir şekilde yongalar ile yaşayan dokuları birleştirebilmek. Bu sorunu Fromherz ve Zeck silikon kullanarak aşmışlar ve elektronik aygıtları standard bir yonga içinde kurmuşlardır. Bu nöronal yongalarla ilk olarak hedeflenenler toksik ve farmakolojik maddelerin nöronlar üzerindeki etkilerini deneyecek biyolojik sensörler ve nöroprotezler gibi projelerdir. Bu heyecan verici projelerden bir örnek olarak omuriliğin hasarlı bölgesini onarmada bir köprü görevi görmeleri olabilir. Ancak bütün bu projeler bilim kurgu alanında Fromherz’e göre “beyin ya da nöronlarla yaşayan nöro-bilgisayarlar” olarak adlandırılmaktadırlar. Bu yöntem kimyasal sinapslarla bağlanmış küçük nöronal-ağların sinaptik modülasyonunun uzun etkilerini irdelemek için uygundur. Aynı zamanda bu sinir-ağları ile beynin özelliklerini taklit ederek nasıl çalıştığını öğrenmeyi de umut edebiliriz. Bu yıl Avrupa Birliği ülkeleri ki aralarında ülkemiz de vardır ve bundan ayrı olarak ABD başkanı Obama’nın direktifleri ile “İnsan Beyin Projesi” iki ayrı odakta başlatılmış ve başta Alzheimer, Parkinson Hastalıkları ve şizofreni olmak üzere birçok beyin rahatsızlıklarının nedenlerinin derinliklerine inilebilinilecektir.

    Konuşma yetisi

    Strumwasser bize evrimsel gelişme sürecinde en yakın olan şempanzelerden Homo sapiensi ayıran davranışsal başlıca 4 özellik olduğunu ileri sürmektedir. Bunlar yaratıcılık, konuşma yeteneği, bilseme (merak), kendini-düşünme ile kendini-analiz. Birçoğumuz bunların hiçbirisinin sadece insana özgü olduğunu kabul etmeyip, tartışabiliriz. Ancak özellikle konuşma sinirbilimin gizemli konularının başında gelir. İnsanda 7.kromozomun q kolunun 31inci lokusunda olduğu saptanan konuşma geni bazı konuşma bozukluğu hastalıklarında sorunlu bulunmuştur (Şekil 2). Dilbilimcilerin birçok dili birden kolayca konuşma yeteneği olanlar ile ilgili yaptıkları araştırmalar konuşma ile ilgili bilgilerin farklı modülleri olduğu gerçeğini göstermekte ve ilginç araştırmalar halen sürmektedir.

    Uykudaki beyin

    Gözün retina tabakası beynin bir uzantısıdır. Göz siniri çıplak gözle nörolojik muayene sırasında görülebilen bir beyin parçasıdır. Uyku hala nedeni bilinmeyen, bilim adamların tartıştığı bir başka gizemli dünyadır. REM (rapid eye movement) uykusundaki bir kişinin gözlerini gözlemlerseniz gözleri kapalı bir film seyrettiğini sanırsınız. Ruslar, çocuklar ve gençlerin rüyaları üzerine yaptıkları bir araştırmada sol beyin yarısının rüyanın gerçekleşmesinde, sağ yarısının ise rüyanın canlılığına, değişimsel şekillenmesine ve duygusal derinliğine etkisi olduğunu ortaya koymuşlardır. Bataryası tükenen bir cep telefonumuzu çalışması için yeniden yüklemek zorunda kalışımız gibi bir mekanizma mı? Derin uykuda iken beyin elektrosunda (EEG) kaydedilen elektriksel dalgaların işlevi nedir? Görme merkezine yakın beyin bölgelerindeki nöronlardan kayıtlanan alfa dalgalarının gizemi hala sürmektedir. Dünya güneş etrafında dönerken karanlıkta kalan yarısındaki canlılar uykuda iken enerjilerini başka bir güç ile mi paylaşmaktalar? Kış uykusuna yatan canlıların beyinsel enerjileri bir başka sistemin yedekleme modu olarak mı algılanmalı?

    Yazdığı tıp kitabı 17. yüzyıla değin Avrupa’da standard ders kitabı olarak okutulmuş olan ünlü İbn-i Sina „Bütün düşünülenler vardır ve var olanlar tasarlanabilen düşünülür biçimlerdir“ der. Beynin daha çok çalışması savı ile günde bir öğün yemek yiyen, günlerce uyumamaya çalışan İbn-i Sina bu yöntemle „atıl kalan beyin merkezlerini devreye sokabilir miyim acaba?“ demektedir.

    Modern felsefe: Nörobilim

    İlki 1999’da Kuzey Arizona’da yapılan “Kuantum ve Zeka” konferansı sonrası kuantum ölçümü, kuantum kriptografisi, kuantum teleportasyonu gibi devrimsel bilgi teknolojilerinin ışığında bilinç düzeyi, kuantum fiziği ve beyin ile ilgili toplantılarda kuantum bilgisi ile beyin arasında bir sentez amaçlanmakta (Şekil 3). Beynin sinaptik bağlantıları çalışmaları nöral-ağların yapısının, biyolojik kuantum bilgisi de kuantum bilgi teknolojilerinin gelişmesine yardımcı olacaktır. Nöronlar-arası birleşkede elektronların kuantum tüneli 1970’de Evan Harris Walker tarafından ileri sürülmüştü. Dendritler arasındaki sıkı bağlantılar da kuantum tünelleşmesini olanaklı kılmaktadır. Hafıza, nöral ağlarda bilginin saklanması, anımsanması, kuantum bilincinin birleştirici tubulin elektron olayı ile tanımlanmaktadır. Biyojenik ferrimanyetik maddenin beyindeki fonksiyonu, iyon kanalları, hangi boyuttaki beyin bilinci yaşar? sorularına yanıt aranmaktadır kuantum bilgileri ışığında. Kuantum bilinç durumu ile biyolojik siklus süperpozisyonu, nöronları birleştiren sinapsın her iki tarafındaki mikrotubulinlerin kuantum siklüsünü sürdürmesi çalışmaları ön planda gözükmektedir. Nöro-kuantolojinin diğer ilgi alanları ise görsel dikkat, fotonlardan fenomolojiye vizyon, gama ossilasyon, ayrık beyin, kaos ve beyin, v.b. gibi bilimsel gizemini koruyan konulardır.

    Geçen yüzyılda fiziksel dünyayı tanımamız amprikti. Kuantum fiziği, madde ve alan teorileri bilgileri ile dünyamızı değiştirdi. Önümüzdeki yüzyıl kuantum mekaniği temel nörolojik bilimler yanı sıra tüm bilim dallarında temel bir kavram ve asal bir araç olarak önemini sürdürecektir.

    Bu kısa beyin fırtınası benzeri yazıda da görüldüğü gibi beyin, hemen tüm bilim dalllarına ilgi yumağını uzatmıştır. Başına nöro- ön ekini getirerek tüm bilim dallarına göndermeler yapabiliriz.

    Eskiden felsefe tüm bilim dallarını kapsamakta idi; bugün bu konuma en güçlü aday olarak nörobilim gösterilebilir.

    Beyin cerrahı olarak kafatasını her açışta karşılaştığımız beyin belki morfolojik olarak birbirine benzeşir yapıdadır ancak her hastada, her hastalıkta, her tümörde farklıdır. Ona yaklaşırken bir Mozart’ın, bir Van Gogh’un, bir Einstein’ın, bir Yunus Emre’nin beyni gibi görerek kutsal bir mabede girer gibi gireriz. Ünlü beyin cerrahı Mahmut Gazi Yaşargil’in beyin dokusuna saygıyı öğreten nesilin öğrencileriyiz. Her yaklaşımımızda yeni bir şey öğreniriz.

    Tablo 1.

    Zeka saptaması

    … 15

    Yok (mikroplar:bakteri, virüs)

    16—30

    Son derece basit içgüdüler (Solucanlar, salyangozlar)

    31—45

    İçgüdüler (Yılanlar, balıklar)

    46—60

    Düşük zeka (Sincaplar, kuşların çoğu)

    61—75

    Orta zeka (Köpekler, kurtlar)

    76—90

    Yüksek zeka (Maymunlar, yunus balıkları)

    91—100

    Ortalama insan

    101—150

    İnsanüstü (+30)

    151—200

    İnsan ötesi

    201—

    Son derece

    Şekil 1. L.Stagnalis’in ayak ganglionundan alınan her bir nöronun mikro-yonga ile kültüründeki üç gün sonraki elektromikrografisi; hücre gövdelerinde yer değiştirme olmadan dokunma yerlerinde uzantılar, sinir hücrelerinde filizlenmelerin oluşumu (ölçek: 20µm) [*Bu resim “Copyright (2001) National Academy of Sciences, U.S.A.” “Noninvasive neuroelectronic interfacing with synaptically connected snail neurons on a semiconductor chip.” by, Zeck, G. & Fromherz, P. published in PNAS, August 28, 2001;98,10457-10462.izni ile elektronik ortamda yayımlanmaktadır. Kendilerine teşekkür ederim]

    Şekil 2. Broca ve Wernicke konuşmanın motor ve sensoryel merkezleri olarak bilinmektedir (beyaz alanlar).Peki ya diğer merkezler insan konuşurken susmakta mıdırlar?

    Şekil 3. Uyku ile rüya, bilinç düzeyi ve beyin ile ne ölçüde barışık, kime teslim olunuyoruz? Yanıtları hala bilinmezlerle dolu.

    Şekil 4. Nörokuantoloji, kaos, entropi, negentropi, beynin sınırları modern felsefenin Kabe’si olarak nörobilimi işaret etmektedir.

  • Bel fıtıklarında ve boyun fıtıklarında ameliyatsız kuru iğne tedavisi

    KURU İĞNE TEDAVİSİ NEDİR ?

    Kas-iskelet sistemi ağrılarının en önemli nedeni kas spazmıdır. Kuru iğneleme (İntramusküler stimülasyon (İMS) bazı kas iskelet sistemi hastalıklarına bağlı ağrı tedavisinde kullanılan, yan etkisi olmayan, tedavi edici ve zararsız bir metoddur. Belli seanslar halinde planlanır. Tedavinin süresi, yani seans sayısı, problemin bulunduğu bölgenin genişliğine, problemin ne kadar eski olduğuna, başka rahatsızlıkların eşlik edip etmediğine göre değişiklik gösterir. Bazen tek bir seans yeterlidir. En sık 3-5 seans olarak planlanır. Nadir durumlarda 8-10 seansı bulabilir. Tedavide başarı oldukça yüksektir (% 92-95) ve sonuçlar yüz güldürücüdür. .Tekrarlayan veya kronikleşmiş ağrıda spazmla birlikte fibroz doku gelişimi de varsa iğne sayısının ve iğneleme sıklığının arttırılması gerekir. Ancak fibrotik kaslarda olumlu sonuç her zaman mümkün olmayabilir.çok gecikmiş vakalarda 8-10 seansa kadar uzayabilir. Genellikle haftada 1 seans olarak uygulanır.

    Bu yöntem ile gergin kasların içinde oluşmuş ağrılı tetik noktalara batırılan iğne bu ağrılı noktaların çözülmesine ve kasın normal gerginliğine dönmesine sağlar. Bu yönüyle akapunktur tedavisinden farklıdır. Aslında aynı yöntem lokal anestezik ile de uygulanabilir. Lokal anestezikle yapılan iğnelemenin avantajı daha ağrısız olması buna karşın kuru iğnelemede ise ilaç verilmediğinden ilaç yan etkilerinden korunma avantajı vardır. Unutulmamalıdır ki kuru iğneleme yöntemi tek başına ağrıyı azaltıp geçirebilse de mutlaka uygun germe egzersizleri ile kombine edilmelidir. Aksi takdirde ağrılar tekrarlayabilir. Ayrıca eğer altta yatan hastalık varsa tedavi edilmelidir. Genelde fizik tedavi ile kombine edilmesi dahada yüzgüzdürücü ve kısa sürede sonuç almamızı sağlar.

    Kuru iğne tedavisinin kullanım alanı oldukça geniştir. -Gerilim tip ya da migren tipi baş ağrıları -Herhangi bir nedenden kaynaklı boyun,sırt ve bel ağrıları( Disk hastalıkları, Fibromiyalji, Miyofasial ağrı sendromları,Duruş bozukluğuna bağlı ağrılar, Masabaşı çalışan rahatsızlıklarında) -Omuz,diz,kalça problemlerinde-Tendinitler (el, dirsek, omuz, topuk, kasık)

    – Spor yaralanmaları

    -Topuk ağrıları, Çene eklemi ağrısı vb.i yaygın kullanım alanı vardır

    Kuru iğneleme yapılamaması gereken durumları arasında erken gebelik, lokal enfeksiyon, kanama diatezi oluşturan hastalıklar sayılabilir.

  • Beyin üçüncü ventrikül kolloid (colloid) kistleri

    Beyin Üçüncü Ventrikül Kolloid (Colloid) Kistleri

    Nedir? Üçüncü ventrikül olarak adlandırılan beynin ortasındaki havuzcuğun çatısından köken alan kolloid kistler son derece nadir görülen iyi huylu tümörlerdir. Köken aldıkları hücre tipi tam aydınlatılamamış olsa da mukozalardan salgılanan müsin benzeri kaygan ve yoğun bir salgı üreten kirpikli hücreler içermeleri nedeniyle endodermal kaynaklı oldukları düşünülmektedir.

    Hangi belirtiler görülür? Beyin omurilik sıvısının dolaştığı havuzcuk sistemini tıkayarak bu sıvının göllenmesine ve böylece kafa içi basıncının artmasına neden olurlar. Baş ağrısı, baş dönmesi, hafıza kayıpları, çift görme, bazen davranış değişiklikleri ve hatta ani ölüme neden olabilirler.

    Nasıl tedavi edilirler? Doğaları selim karakterde olmasına rağmen beyinde bulundukları kritik yer itibariyle teşhis ve tedavileri hayati öneme sahiptir. Mikrocerrahi yöntemler kullanılarak orta hattan ve iki beyin yarım küresi arasından (interhemisferik transkallosal) veya beyin kabuğundan ve yan havuzcuktan ilerleyerek (transkortikal transventriküler) ameliyat edilmeleri ve total olarak çıkarılmaları mutlak tedaviyi sağlar. Göllenen beyin omurilik sıvısının karın zarının altına tahliye edilmesi için uygulanan ventrikülo-peritoneal shuntlar, yani kalıcı tahliye tüp sistemleri ise hem indirek bir tedavi yöntemi olmaları hem de enfeksiyon ve tıkanma riski nedeniyle son yıllarda yaygın olarak uygulanmamaktadır. Son dönemlerde uygulanan endoskopik yöntemde ise kist içeriği çıkarılsa bile çevre kapsül dokusu her zaman çıkarılamadığından kistin nüks etme ihtimali mevcuttur. Ameliyat sonrası olası hafıza kayıplarından korunmak için interhemisferik transkallosal yöntem modifiye edilmiş ve komplikasyonsuz ameliyat oranı artmıştır

    Doç. Dr. S. Baki Albayrak

  • Kapalı omurga kırığı ameliyatları (vertebroplasti/kifoplasti)

    Perkütan vertebroplasti, Avrupa'da 1984 yılında uygulanmaya başlanan ve yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise 1990'lı yıllarda ağrılı kompresyon (çökme) kırıklarında standart yöntem olmuştur. Kifoplasti veya “balon yardımlı vertebroplasti'' ise, 1990'lı yılların sonunda omurganın çökme kırıklarına bağlı ağrının tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. Her iki yöntem de yapısal olarak benzer olup, perkütan olarak kemik çimentosunun kırılmış veya harap olmuş vertebra cismine gönderilmesi ve cismin güçlendirilmesini amaçlamaktadır.

    Karaciğer (KC) transplantasyonu için başka bir merkeze sevk edilmiş 47 yaşındaki kadın hasta, 10 gün önce düşme sonrasy başlayan şiddetli bel ağrısı nedeniyle hastanemiz acil servisine başvurdu. Yapılan radyolojik tetkiklerinde L3 akut osteoporotik çökme kırığı saptandı. Anestezi ve gastroenteroloji bölümlerine genel anestezi açısından danışılan hastaya sırasıyla ASA-IV(E) ve orta-yüksek risk verildi. Hastaya lokal anestezi ile kifoplasti uygulamasının uygun olduğunu düşündük. Kapalı ameliyatla L3 omur cismine kemik çimento verildi. Komplikasyon olmadı. Ameliyat için diyet kısıtlaması yapılmadı. Ameliyat sonrası 4. saatte ayağa kaldırıldı ve 15. saatte taburcu edildi. Ağrısı %90 oranında azalmıştı.

    Böylece uzun süreli yatak istirahati ile birlikte korse uygulamasından kaynaklanan yandaş hastalıklardan, uzun süreli ilaç tedavisinin yan etkilerinden veya yapılacak daha agresif bir cerrahinin getireceği komplikasyonlardan korunmuş olduk. Kliniğimizdeki vertebroplasti/kifoplasti uygulamalarının çoğu (%90) lokal anestezi ve/veya sedoanaljezi ile yapılmaktadır. Lokal anestezi ile yapılan vertebroplasti/kifoplasti uygulamalarındaki bir diğer avantaj da ameliyat esnasında hastanın bacak hareketlerini kontrol edebilmemizdir. Ağrı eşiği düşük hastalarda ameliyat esnasında sedoanaljezi eklenebilir.

  • menenjiyomlar (meningiomlar) nedir? Nasıl tedavi edilirler?

    Tanım ve Genel Bilgiler: Menenjiyomlar, beynin araknoid zarından köken alan, genelde selim davranışlı beyin tümörleridir. Tüm beyin tümörlerinin yaklaşık dörtte birini oluşturan meninjiyomlar, her yaşta görülmekle birlikte, orta yaşlı kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla görülür.

    Nedenleri: Yakın zamanda yapılan araştırmalarda, tümör gelişimini baskılayıcı nitelikte olan NF2 geninin DNA içindeki her iki kopyasının da işlev dışı kalmasının meninjiyomların oluşumunda merkezi bir rol oynadığı ortaya konmuştur. Bununla birlikte, bu tip tümörlerin oluşumundan sorumlu olabilecek tümör kök hücrelerinin elde edilmesine yönelik araştırmalar halen devam etmektedir (Serdar Baki Albayrak, Peter Black, The Origin of Meningiomas, Chapter 3, MENINGIOMAS, A Comprehensive Text). Dışarıdan alınan kadınlık hormonu takviyesi ve gebeliğin, meninjiyomların büyüme hızını arttırdığına dair yayınlar vardır. Kafa travmalarının, kafatasına ve beyne uygulanan radyasyonun da menenjiyom oluşumuyla ilişkisi gösterilmiştir.

    Tipleri ve Tümör Davranışı: Dünya Sağlık Örgütünün 2000 yılındaki düzenlenmesine göre, menenjiyomlar, histopatolojik olarak 1. Derece (selim, %80), 2. Derece (atipik, 15%) ve 3. Derece (habis, 3-5%) olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Selim olan grup içerisinde başlıca; meningotelyal, fibröz ve bu ikisinin karışımı olan tiple birlikte, mikrokistik, lenfositik, metaplastik, sekretuvar, psammomatöz ve anjiyomatöz alttipler bulunur. Selim olan bu grupta cerrahi sonrası hayat boyu nüks oranı %5 ila 25 arasında değişmekte olup, çıkarılamayan tümör doku hacmi ile nüks oranı arasında ilişki vardır. 2. Derece ise kordoid, berrak hücreli ve atipik menenjiyomlardan oluşur. Bu gruptaki tümörlerin uzun dönem nüks oranları %30-50 arasındadır. Papiller, rabdoid ve anaplastik menenjiyomlar ise 3. Derece grup içerisinde yer alan ve daima nüks eden habis tümörlerdir. Menenjiyom tümör dokusunda kadınlık hormonu progesteronun bağlanma yerinin olmaması, tümör bölünme hızının yüksek olması (Mikroskop altındaki 10'luk büyütmede her 16 mm2'lik alanda 6'dan fazla bölünen hücre olması) ve anaplastik tipte meninjiyom varlığı yaşam süresini olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir.

    Tedavi: Menenjiyomlarda ilk tedavi yöntem, mikrocerrahi yaklaşımdır ve hastada hiç veya minimal işlevsel-yapısal kayba neden olan radikal total tümör çıkarımı planlanır. İlk cerrahide, mümkünse menenjiyomun yapıştığı beyin dış zarı olan duranın da tamamen çıkarılması amaçlanmalıdır. Atipik ve habis menenjiyomlarda, tedavi şemasına, cerrahi sonrası radyoterapi ve/veya kemo-hormonal tedaviler de eklenmektedir.

  • Beyin anevrizmaları (baloncukları) ve tedavi yöntemleri

    Tanım ve Genel Bilgiler:Beyin anevrizmaları, beyin içindeki atardamar ağının, genellikle çatallaşma noktalarındaki balonlaşmalarıdır ve damar ağını gösteren filmlerde (anjiyografi) ‘daldaki çilek' benzeri görüntü verirler. Her yüz kişiden 5 ila 6'sı beyninde anevrizma barındırmaktır ve her 100.000 kişiden 10-20'sinde ise anevrizma yırtılmasına bağlı beyin kanaması görülmektedir. Anevrizmalar, beyaz ırkta, kadınlarda ve elli yaş üzerinde daha sık görülmekte olup, bazı hastalıklarla da (Ehler Danlos, Marfan sendromu, Polikistik böbrek hastalığı, v.b) ilişkilidir. Ayrıca, sistemik yüksek tansiyon, sigara ve kokain kullanımı anevrizma oluşumunu hızlandırmaktadır.

    Yakınmalar ve Tanı:Anevrizmalar, beyin içinde bulundukları konuma ve boyutlarına göre üç değişik şekilde bulgu verebilirler; Yırtılmadan kitle etkisi yaparak, yırtılmadan pıhtı atıp damar tıkanıklığına neden olarak ve yırtılıp beyin içi kanama yaparak. Özellikle çapı 10 mm ve üzerindeki anevrizmalarda yırtılma ihtimali daha fazladır. Hastalar, sıklıkla egzersiz sırasında iken (tuvalette ıkınırken, performans gerektiren işler yaparken, cinsel ilişki sırasında) anevrizma yırtılması oluşur ve genellikle çok şiddetli bir baş ağrısı meydana gelir. Bulantı, kusma, dengesizlik, bir vücut yarısında güçsüzlük, görme kaybı, şuur bulanıklığı/kaybı da bu tabloya sıklıkla eşlik eder ve hastaların yaklaşık %15'i henüz hastaneye götürülemeden kaybedilirler. Beyin bilgisayarlı tomografi (BT) tetkiki %95 olguda kanamayı gösterir. BT ile tanı konamayan az sayıda olguda ise, lomber ponksiyon (belden beyin omurilik sıvısı alınması işlemi) yapılarak beyin kanaması teşhis edilir. Anevrizmanın boyutunu ve üç boyutlu yerleşimini anlamak için özellikle dev anevrizmalarda (25 mm'den büyük) MR tetkiki de yapılabilir. Anevrizmanın, beyin damar ağı içindeki yerleşimini belirlemek içinse kasık damarından girilerek anjiyografi (DSA) ya da son yıllarda tercih edilen ve DSA'nın yerini büyük ölçüde almış olan BT-anjiyografi yapılır.

    Tedavi: Anevrizma yırtılması tıbben acil bir durumdur. Yüksek bir ölüm ve sakat kalma oranı olan bu olayda, hastaların genel tıbbi durumları düzenlendikten sonra acil olarak ameliyat edilmeleri gereklidir. Altın standart tedavi, mikrocerrahi yöntemler kullanılarak, anevrizma boynunun kliplenmesi (mandallanması) ve böylece beyin atardamar ağından izole edilmesidir. Son 10-15 yıldır uygulanan endovasküler koilleme (kasık damarından girerek anevrizmanın içini doldurma) yönteminin ise uzun dönem sonuçları bilinmemekte ve beyin içinde oluşmuş pıhtı şeklindeki kanamaları bu yöntemle çıkarmak mümkün olamamaktadır. Anevrizma cerrahisi, deneyimli bir cerrahi ve anestezi ekibi tarafından yapılmalı ve ameliyat sonrası yoğun bakım desteği sağlanmalıdır.

  • 10 soru ve 10 cevapla bel fıtıkları

    1.Bel fıtığı nedir ve nasıl meydana gelir?

    Bel fıtığı, omurlar arasındaki omurganın yükünü taşıyan, ve bu yükü bir anlamda süspanse ederek amortisör görevi gören disk dediğimiz yastıkçıkların yırtılarak, içindeki maddenin dışarı çıkıp, omurilikten çıkan sinir köklerine yaptığı bası sonucu meydana gelen bir hastalıktır.

    Bel fıtıkları ağır şeyler kaldırma, ters bir hareketle, çarpma, düşme, kaza gibi travmatik faktörlerle ya da herhangi bir sebep olmaksızın kendiliğinden oluşur.

    2.Her bel ağrısı bel fıtığına mı bağlıdır? Başka hastalıklar da bel ağrısı yapabilir mi?

    Bel fıtığı ağrıları, öncelikli ve ağırlıklı olarak kalçadan başlayıp uyluğa, bacağa vuran ağrılarla karakterizedir. Özellikle kalçadan başlayıp bacağa hatta ayak ve topuğa kadar yayılan ağrılarda ki; halk arasında siyatik ağrısı diye bilinen ağrılarda, bel fıtığı akla gelmelidir.

    3.Bel fıtığının bulguları nelerdir?

    Bel fıtıklarının en önemli bulgusu siyatik ağrısı şeklinde belden başlayıp kalça ve bacağa kadar yayılan ağrıdır.Uyuşukluk da en sık rastlanan şikayetlerdendir. Bunun dışında bel fıtığı ciddi boyutlara ulaşmış ise, bacakta ya da ayakta, ayak parmaklarının hareketlerinde kuvvet kaybı gelişebilir. Yol yürürken ağrı nedeni ile durmak zorunda kalmak, idrar, büyük abdest tutamama, erkeklerde empotans dediğimiz penisin sertleşmesinde problem olması bel fıtığının ciddi bulguları arasında yer almaktadır.

    Bel fıtıklarının teşhis yöntemleri nelerdir?

    En önemli başlangıç noktası, hastanın yakınmaları ve muayene bulgularıdır. Bundan sonra radyolojik görüntüleme teknikleri gelir. MR ile %100′ e yakın oranlarda bel fıtığı tanısını koyulabilmektedir..

    Bel fıtığının yan ve yatay düzlemde MR görüntüleri

    5. Bel fıtıklarının tedavisi nasıl yapılır?

    Eğer şikayetlerin başlangıcı çok yeni ise, eğer ilerleyici nörolojik hasar bulguları yoksa, önce tıbbi tedavi seçeneklerinin kullanılması gerekmektedir.

    Şişman hastaların öncelikle mutlaka kilo vermesi gerekmektedir.

    Bel fıtıklarının küçük bir bölümü cerrahi tedaviye gereksinim duyar.

    6.Bel fıtıklarının cerrahi tedavi kriterleri nelerdir? Ne zaman ameliyatla tedaviye ihtiyaç duyulur?

    Hastanın hiçbir tedaviye hiçbir şekilde yanıt vermeyen kronikleşmiş ağrıları var ise,

    Hastayı çalışamaz hale getiren ya da sosyal aktivitelerini engeller boyutlarda ağrıları var ise,

    Bizim muayene bulgularımızda ilerleyici nörolojik hasara yol açmış ise, cerrahi tedavi ön plana çıkmaktadır.

    Bir önemli nokta ise eğer “düşük ayak” dediğimiz tablo oluşmuş ise, yani ayakta tam kuvvet kaybı gelişmiş ise, o zaman ilk 8-12 saat içerisinde acil olarak hastanın kesinlikle ameliyat edilmesi gereklidir.

    7. Ameliyattan sonra hastaların günlük aktivitelerine dönmeleri ne kadar zaman almaktadır?

    Genel olarak ameliyattan 6-8 saat sonra hastayı ilk etapta kendi kontrolümüzde ayağa kaldırıp,ertesi gün taburcu etmekteyiz. Ameliyat sonrası dönemde hastalar 1-2 haftalık bir dinlenme döneminden sonra, aktif yaşantılarına ve işlerine dönerler. Ancak ağır bedensel faaliyet gerektiren işlerde çalışanlar için 4 haftalık istirahat ideal süredir.

    Ameliyatlar ne şekilde yapılmaktadır?

    Yapılan ameliyatların kalitesi ve hastaya sağlamış olduğu faydalar ameliyatlarda mikroskop kullanılması ile daha da artmıştır. Mikrocerrahi, bel fıtıklarında fıtıklaşan bölümün sinir kökü ile olan yapışıklıklarını, ya da yapışık olan damarları sinir kökünden ayırmada da azami ölçüde rahatlık sağlamaktadır.

    Bu nedenlerle bel fıtıklarının cerrahi tedavisinde mikrocerrahi “altın standart” tır.

    Bel fıtıkları ameliyattan sonra da tekrarlayabilir mi?

    Bel fıtıkları değişik kaynaklara göre ameliyattan sonra % 4 -9 arasında değişen oranlarda nüksedebilir. Ortalama nüks oranı % 6 dır. Kişisel tecrübelerimizde bu oran % 3-5′ i geçmemektedir. Nüksler en çok ilk 4 yıl içerisinde ve daha da önemlisi ilk 1 yıl içerisinde meydana gelmektedir. Dolayısı ile hastalar ameliyattan sonra ilk 1 yıl kendilerine çok dikkat etmeli ve ameliyat sonrası verdiğimiz önerilere riayet etmelidir..

    Hastaların dikkat etmesi gereken şeyler nelerdir?

    Genelde ameliyat olan hastalara kendilerine dikkat etmeleri gerektiği söylendiğinde, bir yetersizlik ve ameliyat sonrası yaşam tarzlarında bir kısıtlama olacağı gibi yanlış bir psikoloji oluşmaktadır. Aslında tavsiye ettiğimiz şeyler her normal insanın dikkat etmesi gereken şeylerdir. Ameliyatla ya da hastalıkla bir ilgisi yoktur.

    Doç. Dr. Hakan Kayalı

    Beyin – Omurilik ve Sinir Cerr. Uzm.

  • Kübital tünel (ulnar oluk) sendromu ve tedavisi

    Karpal tünel sendromundan sonra en sık rastlanan periferik sinir tuzaklanmasıdır ve ulnar sinirin dirsekte aynı adla anılan oluk şeklindeki bir kavşakta sıkışması sonucu meydana gelir.

    Tanı

    Klinik tanı genellikle sinir iletim çalışmaları (EMG) ile teyit edilir. Son zamanlarda, ultrason ve MR kullanımı kubital tünelin içindeki sinirin şeklindeki değişiklikleri göstererek yararlı tanı araçları haline gelmiştir. Ayırıcı tanısında atipik olgular da önemlidir; alt seviyedeki boyun fıtıkları, bazı akciğer tümörlerinin boyundaki sinir ağına bası etkisi ve eklem bozuklukları da göz önüne alınmalıdır.

    Tedavi

    Kubital tünel sendromu’nun erken dönemlerinde ilgili dirseğin aşırı kullanımından kaçınılarak gece kullanılan atellere başvurulabilir. Konservatif tedavi başarısız olmuş hastalarda ya da güçsüzlük, kas erimesi veya kalıcı duyusal değişiklikler gibi daha ciddi bulgular ile başvuran hastalarda ise cerrahi tedavi gerekmektedir. Sinirin etrafını saran yumuşak dokuların (Osborne ligamanının) kesilmesi çoğu olguda yeterlidir. Genel anestezi altında yapılan bu ameliyat cerrahın tecrübesine bağlı olarak lokal anestezi ve sedasyon (solunum makinesine bağlamadanilaçla uyutma) altında da yapılabilir. Şahsımın da tercih ettiği bu ikinci cerrahi yaklaşımda işlem süresi ortalama 30 dakika olmakta ve hastalar genellikle aynı gün taburcu edilmektedirler.

  • Karpal tünel sendromu ve tedavisi

    Karpal Tünel Sendromu ve Tedavisi

    El-bilek sendromu olarak da bilinen Karpal Tünel Sendromu (KTS), ellerde ağrı ve uyuşma ile başlayan ve bu şikayetlerin özellikle geceleri daha da şiddetlendiği bir hastalıktır. Tuzak nöropatiler içerisinde en sık rastlanan KTS, boyundan başlayarak ele kadar uzanan median sinirin el bileği çevresinde geçtiği kanalda, transvers karpal ligaman adı verilen fibröz kılıf tarafından basılanmasıyla ortaya çıkar.

    Kimlerde görülür?

    Kırk yaşın üzerinde ve kadınlarda belirgin olarak daha sık oranda rastlanan bu hastalık, özellikle elini iş amacı ile yoğun olarak kullananlarda (el işi ile uğraşanlar, çiftçiler, bilgisayarla çalışanlar, vb.) görülür. Ayrıca, pek çok sistemik hastalık ve travmatik nedenlerle ilişki olarak da ortaya çıkabilir. Kolles kırığı, travmatik el kemik kırıkları, osteofitler (kemik çıkıntıları), tenosinovitler, Paget hastalığı, romatoid artrit, diyabet, gut, akromegali, tüberküloz, gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, multipl myelom KTS’na neden olabilir.

    Tanı nasıl konur?

    El bileğine bastırılınca hassasiyet ve ağrı (Tinel bulgusu), el bileği bükülüp bir süre bekletildiğinde başparmak, işaret parmağı ve orta parmakta uyuşma, keçeleşme ve ağrı (Pozitif Phalen testi) ortaya çıkması KTS’unun objektif klinik bulgularıdır. Ayrıca, ilerlemiş olgularda, avuç içindeki kaslarda erime (Tenar atrofi) ve başparmakta güçsüzlük de görülebilir. Klinik bulguların yanında, sinir ileti (Elektrofizyolojik) testler de KTS tanısının konulmasında, takibinde ve ayrıca boyun fıtığı, polinöropatiler ve diğer tuzak nöropatiler gibi benzer şikayetlere neden olabilen hastalıkların ayrımında önemli rol oynar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Tedavide amaç, ağrı, uyuşukluk, keçeleşme, kas gücü kaybının önlenmesi ve el işlevlerinin sürdürülmesidir. Hafif olgularda, ilaç ve fizik tedavi ilk seçenekken, orta ve ağır olgularda cerrahi tedavi gerekmektedir. El bileği ateşli, fizik tedavi uygulamaları, lokal streoid enjeksiyonları, B6 ve B12 vitaminleri, steroid dışındaki iltihap önleyici ilaçlar, cerrahi dışındaki konservatif tedaviyi oluşturur.

    Cerrahi tedavi nasıl yapılır?

    Cerrahi tedavi, lokal anestezi altında yapılır. Avuç içine uzunlamasına yapılan bir kesiyle yapılan klasik cerrahi dekompresyonun yanında minimal (1-2 cm’lik) bir kesiyle yapılan mikrocerrahi yaklaşım ve son zamanlarda endoskopik girişim halen uygulanmakta olan cerrahi yöntemlerdir. Cerrahi tedavide amaç, çeşitli nedenlerle kalınlaşmış olan transvers karpal ligamanın (Fleksör retinakulum) kesilerek baskı altında olan median sinirin rahatlatılmasıdır. Cerrahi sonrası, el bandajı ve atel uygulanabilir. Hastalar genelde aynı gün taburcu edilirler. Cerrahide başarı genel olarak %90’ın üzerinde olup, geceleri daha sık olan elde uyuşukluk ve ağrı cerrahi sonrası erken dönemde iyileşmektedir. Hastalar, üç gün sonra banyo yapabilmekte ve on gün içinde de stres topu ile el egzersizlerine başlayabimektedir.

    .