Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Yaşlı hastalarda ve çocuklarda bel fıtığı

    Farklı yaş gruplarında bulunan bel fıtığı teşhis ve tedavisinde birtakım özellikleri gözden kaçırmamak gerekir. Mesela yaşlı hastalarda mevcut kanal dar olduğundan yürümekle ortaya çıkan ve kendisini bir miktar yürüdükten sonra oturmak zorunda bırakan bacak ağrısı, bacaklarda uyuşma-karıncalanma tarzında şikâyetler ön planda bulunabilir. Yani hastada bel fıtığı ile birlikte omurilik kanal darlığı söz konusu ise, o zaman cerrahi esnasında aynı seansta kanal da genişletilmektedir.

    Yaşlı hastalarda kalp-damar sistemini veya diğer sistemleri tutan ek patolojiler bulunabileceğinden bu hastalarda cerrahi tedaviye karar verirken çok daha titiz davranılmalıdır. Cerrahi tedavi mutlaka gerekiyorsa, bu girişimin öncelikle genel anestezi altında hastayı tamamen uyutmak suretiyle yapılıp yapılamayacağı ortaya konmalıdır. Hastanın genel anestezi alması sakıncalı ise, o zaman kendisi spinal/epidural anestezi dediğimiz bel kısmından aşağısı tamamen uyuşturulmak suretiyle uyanık iken operasyona alınıp hiçbir ağrı hissettirilmeksizin ameliyat edilebilir.

    Çocuklarda ise bel fıtığı yetişkinlere oranla çok daha seyrek (% 1 gibi bir oranda) görülen bir rahatsızlıktır ve en sık ergenlik dönemi dediğimiz yaşlarda görülmektedir. Bu dönemdeki bir çocuk bel ağrısı şikâyetiyle doktora getirildiyse bel fıtığı yanında yapısal bozukluklar, doğumsal bazı hastalıklar, bel kayması ve disk enfeksiyonu da teşhiste daima göz önünde bulundurulmalıdır. Yürüme bozukluğu, omurgada eğriliği, bel kaslarında spazm ve hareket kısıtlılığı da bulunabilir. Çocuklarda yeterli ve uygun bir cerrahinin sonucu çok yüz güldürücüdür. Hastalar eski aktivitelerine tamamen kavuşabilir ve spora dönebilirler.

    Çocuklarda omur kemikleri alt ve üst her iki yüzeyde birer kıkırdak plak içerir ve bu plakların kemik gövdesi ile temas ettiği kısımda epifiz yer alır; işte omur kemikleri bölgelerden büyür ve kemikleşirler. Bu nedenle gelişme çağı içinde bulunan çocukların ağır yük taşımaları ve bilhassa, bunu asimetrik bir tarzda yapmaları omur kemiklerinde bulunan epifizler üzerine yükü dengesiz şekilde bindirecek ve dolayısıyla sağlıklı bir kemik gelişimi olmayacaktır. Onun için çocuklar ağır okul çantaları taşımamalılar. Zorunlu hallerde ya iki yanlı sırt çantaları ya da tekerlekli olup yerde çekilebilen çantalar kullanmalılar. Hatta çocuklara okulda birer dolap verilmesi de büyük kolaylık sağlayacaktır. Ayrıca ağırlıklar eşit olarak her iki ele paylaştırılarak yani simetrik tarzda taşınmalıdır.

  • Bel fıtığı tedavisi sonucu ve nüks (tekrarlama) ihtimali

    Bel Fıtığı Tedavisi Sonucu

    Günümüzde uygun ve yeterli bir teknikle tecrübeli doktorlar tarafından ameliyat edilen hastalarda başarı oranı % 94 civarındadır. Doğru hasta, doğru zamanda, doğru teknikle, doğru ekip tarafından, doğru aletler kullanılarak ameliyat edilirse başarı şansı yükselmektedir. Bütün bunlara rağmen risk hâlâ sıfırlanabilmiş değildir. Ameliyat yerindeki yüzeysel veya derin dokuların iltihabı, yapışıklıklar, epidural nedbe dokusu teşekkülü, dura mater denilen kalın zarın zedelenmesi gibi nispeten basit komplikasyonların yanı sıra sinir elemanlarının, komşu yapıların, iç organların, büyük damarların zarar görmesi gibi önemli komplikasyonlar ve diğer birtakım istenmeyen olaylar dünyanın tıpta en ileri düzeydeki merkezlerinde bile görülebilmektedir.

    Bel Fıtığı Nüks İhtimali

    Bel fıtığı hastalarında nüks olayına zaman zaman rastlanır. Ameliyat gerekmeyen ve konservatif tedaviyle iyileşen hastalarda da bel fıtığı kolayca nüksedebilir. Bugüne kadar yapılmış araştırmalarda bel fıtığı ameliyatı sonrası nüks oranı %5-11 arasında değişmektedir ve bu oran tüm cerrahi yöntemlerde benzerdir.

    Aynı mesafede ameliyat edilen tarafın karşı tarafında veya bir diğer mesafede olan bel fıtığı nüks demek değildir. Bu yeni bir bel fıtığı demektir ve nüks olarak adlandırılmamalıdır. Çünkü belde bulunan fıtıklaşmış bir disk boşaltıldığı zaman geride daha dört adet sağlam disk kalmakta ve görevlerini sürdürmektedirler. Bunların zamanla dejenere olması ve yeni bir bel fıtığının ortaya çıkması sıradan bir durumdur.

    Nüks şüphesiyle gelen vakaların değerlendirilmesi çok önemlidir. Çünkü atılacak her yanlış adım bir başka adımı davet eder. Onun için iyice araştırdıktan ve düşündükten sonra karar vermek gerekir. Hastada nüks bel fıtığı düşünülüyorsa kontrast madde verilerek yapılan manyetik rezonans(MR) tetkiki çok değerlidir. Nüks için mutlaka ağır bir yük kaldırmak da gerekmez. Bazen öksürmekle bile hastalık ortaya çıkabilir. Nüksün engellenmesi için hastanın ameliyat sonrası yaşamına özen göstermesi ve ameliyat sonrası önerilere tam anlamıyla uyması gerekir.

  • Bel ameliyatı sonrası

    Hastalar aynı gün ameliyattan dört ila sekiz saat sonra veya en geç operasyondan bir gün sonra ayağa kaldırılıp yürütülmektedirler. Hastaların bel fıtığı ameliyatı sonrası ağrıları anestezi uzmanlarınca uygulanan PCA sistemiyle tedavi edilmektedir, bu sistemde ağrının kontrolü hastanın kendi elinde olmaktadır. Hastanede yatış süresi genellikle bir veya iki gündür.

    Taburcu olduktan sonra hastanın evine araç içinde oturarak gitmesinde sakınca yoktur. Mümkünse ön koltuk arkasını yatırarak seyahat etmek ağrı olasılığını en aza indirecektir. Genellikle dikiş alınması gerekmez. Normal şartlar altında hastalar bel ameliyatı olduktan üç ay sonra kontrol için gelmektedirler.

    Taburcu edilen hastalar beş gün sonra bellerindeki bantı kendileri çıkartarak evlerinde oturarak ve öne doğru eğilerek değil de, ayakta durup duş almak tarzında banyo yapabilirler. Banyo esnasında hastanın ayağının kaymaması için banyo paspası ve gerektiğinde tutunmak için duvarda bir tutunma kolu bulunmasında yarar vardır. Tuvalet için kesinlikle alafranga tuvalet kullanılmalıdır.

    Hastanın yatağı orta sertlikte kaliteli bir yatak olmalı, bunun altında sunta veya tahta bulunmalı; koltuk, kanepe gibi yerlerde yatılmamalıdır. Hasta daha çok sırt üstü yatmalı, ayaklarını kendine doğru toplamalı veya alttan minder ile destekleyerek bacaklarını hafifçe yükseltmelidir. Sırt üstü pozisyonda yorulunca da yan tarafa dönerek istirahat etmelidir. Yan yatarken bacaklarının arasına yumuşak bir yastık koyması iyi olur. Hiçbir zaman yüz üstü yatılmamalıdır. Hasta yataktan kalkarken önce tam yan dönmeli, daha sonra elleriyle yandan destek alarak oturur pozisyona geçip, daha sonra da dizlerinden destek alıp kalkmalıdır. Yavaş ve kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçilmelidir. Cinsel hayatlarına başlamak için ameliyattan sonra bir ay beklemeleri gerekmektedir. Ameliyatın üzerinden bir buçuk ay geçtikten sonra hamile kalınmasında sakınca yoktur.

    Ayakkabı oturarak giyilmeli, orta yükseklikte topuğu olan ayakkabılar tercih edilmelidir. Hastanın ilk iki haftalık sürede merdiven çıkması gerekiyorsa, çocuklar gibi basamakları birer birer çıkmalıdır. Yüksekten bir şey alırken uygun bir yüksekliğe çıkarak almaya çalışılmalı, yukarı uzanmamalıdır. Masa başı işi yapılıyorsa bir ay sonra işe başlanabilir. Daha ağır iş koşullarında çalışanlar 45 gün sonra işlerine dönebilirler. Uzun süreli istirahat bir yandan adalelerin zayıflamasına yol açarken diğer yandan hasta psikolojisini olumsuz yönde etkiler. Masa başı işte çalışanlar hareketli bel destekli ortopedik özelliği olan sandalye kullanmalıdır. Hasta sandalyede oturarak yemeğini yiyebilir. Kilo almamalı, fazla kilo varsa vermeye çalışılmalıdır. Bunun için diyet bölümünden profesyonel destek alınmalıdır.

    İlk 45 gün hiç ağırlık taşımamalı, sonrasında ise her iki elde eşit olarak toplam beş kg.dan fazla ağırlık taşınmamalıdır. Ağırlık kaldırırken çömelerek ve ağırlığı olabildiğince bedenine yakın olarak kaldırmalıdır. Ameliyat sonrası ilk ay araba kullanmamalı, daha sonra kısa mesafelerde kullanmalıdır. Uzun mesafe yolculuklar 45. günden sonra yapılmalı ve her bir buçuk saatte bir, kısa yürüyüş araları verilmelidir. Kısa mesafeli uçak yolculukları ilk hafta sonrası yapılabilirken, daha uzun yolculuklar ilk 45 gün sonrasında yapılmalı ve yine bir buçuk saatte bir kalkarak dolaşılmalıdır.

    Bel egzersizleri 60. günden sonra başlamalıdır. Önce bir ay süre ile her bir hareketten günde bir kez beşer defa yapmak, sonraki dönemde her ay hareketlerin sayısını beşer adet artırmak yeterli olacaktır. Sitemizden indirilebilen bel egzersiz broşürü Türk Nöroşirurji Derneği’nce hazırlanmıştır. Ameliyat sonrası bedensel temas sporlarından kaçınılmalı, yürüyüş ve yüzme gibi sporlar tercih edilmelidir. İbadetler yatarak veya oturarak yapılmalıdır. Bel, sırt, karın adalelerini güçlendirmek; eklem ve yumuşak dokuların esnekliğini artırmak için gerekli spor ve hareketlere ömür boyu devam edilmelidir. Egzersizler havası temiz bir ortamda sert bir zeminde yapılmalı, yumuşak veya deforme olabilen yataklar üzerinde yapılmamalıdır. Hareketler esnasında veya sonrasında normalde mevcut ağrının artmaması gerekir. Bu yüzden egzersiz sonrası şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa doktora danışılmalıdır.

  • Bel fıtığı için lazer tedavisi, kapalı ameliyat, kansız ameliyat

    Bel fıtığı hastalarının bazılarının tedavisinde kullanılabilen diğer bir yöntem ise; hastanın anestezi almasına gerek kalmadan, yani hasta uyanıkken beline batırılan ince bir iğne aracılığı ile tedavi edildiği “Nucleoplasty”, “Intradiscal Electrotherapy”, “Laser discectomy” gibi adlarla anılanve halk arasındaki tabirle lazer disk ameliyatı, kapalı ameliyat, kansız ameliyat teknikleridir.

    Bu teknikler çağdaş ameliyathanelerde röntgen kontrolü (floroskopi) altında gerçekleştirilebilmektedir. Söz konusu iğnenin içinden geçirilen yüksek teknoloji ürünü elektrotlar aracılığı ile uygulanan enerji formları omurlar arasında yer alan ve bel fıtığına yol açan dokuda küçülme yaratarak hastayı rahatlatmaktadır.

    Bu tekniklerde hastanın cildi kesilmemekte ve işlemden bir kaç saat sonra yürüyerek evine gidebilmektedir. Hemen hemen hiç bir risk taşımayan bu tekniklerle hastaların en az %70 i açık ameliyata gerek kalmaksızın iyileşebilmektedir.

  • Bel fıtığı için hareket koruyucu cerrahi

    Bel fıtığı hastalarının başarılı bir bel ameliyatı geçirseler bile, bir kaç yıl sonra yeniden ağrılı yaşamlarına dönebildiklerini biliyoruz. Eski yöntemlerle yapılan bel fıtığı ameliyatı sonrası bel omurları arasında anormal bir hareketlilik gelişiyordu. Bu sorunu önlemek amacı ile son yıllarda hastanın omurlarına vidalar ve benzeri metal cihazlar yerleştirilip omurga kemiklerinin birbirine kaynaması sağlanıyor. Ancak bu sefer kemiklerdeki kaynama da normal bel hareketlerine izin vermiyor ve uzun vadede yeni sorunlara yol açıyor. Üstelik bu tip değişikliklerin geri dönüşü olmadığı için söz konusu ameliyatlar ancak son çare olarak uygulanabiliyor.

    Dünyada yaklaşık 10 yıldır uygulanmakta olan yeni bir cerrahi teknik, tıbbi adıyla “hareket koruyucu omurga cerrahisi” artık ülkemizde de uygulanıyor. İşte bu amaca yönelik olarak son yıllarda hareketli disk protezi, harekete izin veren çubuk ve oynar vida başlığı gibi bir takım cerrahi teknikler kullanıma girmiştir. Söz konusu yeni yöntemler insanın doğal yapısına çok daha uygun ve omurlar arasındaki normal hareketlere izin veriyor. Yani tıbbi adıyla “füzyonsuz stabilizasyon” sağlıyor ve uzun vadeli sonuçları daha iyi. Cerrahi olarak uygulanması hiç bir özel donanım gerektirmeyen ve hastanın kısa sürede işine dönmesine izin veren bu yöntemler üstelik geri dönüşü olmayan bir teknik te değildirler, yani bu protezlerin çıkarılıp başka tedavi yöntemlerine geçilmesi de mümkündür. Üstelik hasta tüm çağdaş tekniklerde olduğu gibi hareket koruyucu ameliyat sonrası hemen yine ayağa kalkabiliyor.

  • Bel fıtığı ameliyatı için platin kullanımı

    Mekanik bel ağrısı, insanın oturma-kalkma-eğilme gibi hareketleri ile ortaya çıkan bel ağrısı durumudur. Bunlar doğuştan gelen bazı yapısal bozukluklara bağlı olarak gelişebildikleri gibi, geçirilen kazalar sonucunda veya yaşlanmaya bağlı olarak ta ortaya çıkabilirler. Son yıllarda bu tip ağrıları, bilimsel kriterlere uyulmadan yapılmış bir bel fıtığı ameliyatı geçirmiş bazı hastalarda da görmekteyiz.

    İşte mekanik bel ağrısı olan bu tip hastalarda, ayakta ve belli hareketler yapılırken çekilmiş özel filmler aracılığıyla tespit edilebilen bazı omurga hareket bozukluğu ve spinal instabilite durumuna yönelik olarak; kimi zaman hastanın kendi kemiklerinden alınan parçalar ve de vidalar benzeri metal cihazlar ile “füzyonlu stabilizasyon” yani bel dondurma ameliyatı yapılmaktadır. Böylece omurganın, anormal hareketliliği ile ağrı doğuran bölgesindeki hareketler tümüyle engellenmektedir.

    Ancak bu şekilde omurga kemiklerinin birbirine kaynaması, normal bel hareketlerine izin vermez ve uzun vadede üst ve alttaki omurlarda yeni sorunlara yol açar. Üstelik ameliyat sırasında yaratılan bu tip değişikliklerin geri dönüşü de olmadığı için, söz konusu tekniklerin ancak son çare olarak uygulanması gerekmektedir.

  • Bel fıtığının nedenleri ve tedavisi

    Bel fıtığı gelişiminin erken dönemlerinde konservatif tedavi adı verilen cerrahi dışı tedavi metotları uygulanır. Bu safhada hastaya ağrı kesici, adale gevşetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir, sert yatak istirahati tavsiye edilir, fizik tedavi yapılabilir, Lazer ile tedavi cihetine gidilebilir. Yine ciltten (perkütan) kapalı ameliyat gibi birtakım farklı girişimlerde bulunulabilir. Uygun dönemde egzersiz verilebilir ve gerekiyorsa psikoterapi yapılabilir.

    Bel fıtığı tedavisini bir ekip işi olarak görmekte yarar vardır. Nöroşirürji (beyin-omurilik-sinir cerrahisi), nöroloji, anestezi, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı doktorlar ile diyetisyen, psikolog, hemşire ve fizyoterapistler bu ekibin içinde yer almalıdır. Gerektiğinde diğer bazı branşlardaki uzman doktorların görüşlerine de müracaat edilmelidir.

    Prensip olarak cerrahi müdahale yani bel fıtığı ameliyatı son çaredir. Ancak hastalık ilerlemiş ve yapılan muayenede bazı şartlar teşekkül etmiş ise (ki bu şartlar uluslararası beyin cerrahi camiasında genel kabul görmüş ve klasik kitaplara geçmiş kriterlerdir) o zaman ameliyat kararı verilir. Cerrahi tedaviye karar verilmesinde temel etkenler: Hastanın sosyal ve iş yaşamındaki verim ve kaliteyi ciddi boyutlarda düşüren ve dinlenme-ilaç tedavisine yanıt vermeyen tekrarlayan ağrı, idrar ve gaita sorunları, bacakta ve/veya ayakta kuvvet kaybı ve adalelerinde zayıflama ve incelme olmasıdır.

    İleri yaş dönemi (80 üzeri) ile birlikte ciddi kalp-damar hastalığı, solunum hastalığı, hamilelik, anestezi ilaçlarına alerji, karaciğer hastalığı gibi eşlik eden kimi durumlarda hastaların ameliyata alınma riskini düşürmek açısından hatsının belden aşağısının uyuşturulduğu bir yöntem olan spinal anestezi veya epidural anestezi yani mevzi uyuşturma altında yani hastalar uyutulmadan da opere edilebilmektedirler. Bu anestezi sırasında hasta hiç ağrı hissetmediği gibi cerrahı ile konuşabilmektedir. Bu tip ameliyatlarda; erken ayağa kalkma ve aynı gün taburcu olma şansı olmakta ve dolayısıyla hastane enfeksiyonu riskinden uzak kalmak mümkün olmaktadır.

    Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar yapamama veya idrar kaçırma, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacakta felç gidiş gibi belirtiler birden ortaya çıkarsa o kişiye acil bel fıtığı ameliyatı yapılmalıdr. Böyle bir hastada saatlerin dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

  • Bel ağrısı yapan diğer nedenler

    Halkımızın kemik erimesi dediği osteoporoz belirli yaşın üzerindeki hastalarda bel ve sırt ağrısı yakınmasının yaygın bir sebebidir. Daha çok kadınları tutan bu hastalık için düz röntgen filmleri ve kemik yoğunluğu çalışmaları (DXA) yol göstericidir. Kemik erimesi sonucunda gelişen omurga kırığı durumunda da hastanın yaşamını hem aktif ve hem de ağrısız olarak sürdürebilmesini ve dik durabilmesini sağlamak amacı ile son yıllarda hastanın derisini bile kesmeden, omur içi balon uygulaması gibi yöntemler kullanılabilmektedir.

    Omurgayı ciddi şekilde etkileyen ve bel ağrısı yapan bir metabolik hastalık da vücuttaki kalsiyum ve fosfor yetersizliğine bağlı olarak gelişen osteomalazi yani kemik yumuşamasıdır. Bütün bunların yanında kronik radyum zehirlenmesi, kanamalar, sinirlerin iltihabı, AIDS, omur kemiğinin kendi hastalıkları ve çeşitli jinekolojik hastalıklar göz ardı edilmemelidir. Siyatik sinirin yaralanması, bası altında kalması, sıkışması, beslenememesi, tümörleri de dikkate alınmalıdır. Şeker hastalığı, kötü duruş ve oturuş alışkanlığı, şişmanlık, gebelik ve çeşitli psikolojik bozukluklar da bel ve/veya bacak ağrısı yapabilir. Bacak damarlarından kaynaklanan, kalça eklemi ve diğer eklem rahatsızlıklarına bağlı olan ağrıları da daima göz önünde bulundurmak gerekir. Bu arada çevresindekilerin ilgi ve şefkatini çekmeye çalışan, tazminat veya erken emeklilik gibi dolaylı kazançlar hedefleyen insanların olabileceği de akıldan çıkarılmamalıdır.

  • Bel kayması nedir? Sebepleri ve tedavisi nasıldır?

    Bir omur cisminin diğer omur cisminin üzerinde öne veya arkaya doğru kaymasına bel kayması denir. Bu rahatsızlığa bağlı sinir köklerine bası varsa bel ağrısı ve ilaveten uyluk ve bacak ağrısı, güçsüzlük ve uyuşukluk ta oluşabilir. Bu kayma bazen alt bel omurgası ile kuyruk kemiği (sakrum) arasındaki gelişimsel bir çatlağın ilerlemesi ile olur ve bir omur diğeri üzerinde kayarak erişkin tip bel kayması (istmik spondilolistezis) oluşturur. Bu tip bel kayması dışında başka omurlar arası eklemlerin artritine ve omurlar arası disk yapısının bozulmasıyla oluşan dejeneratif tip bel kayması da vardır.

    Hastalarda bel ağrısı yanı sıra tek veya iki taraflı kalça ağrısı, bacak ağrısı, bacakta karıncalanma, yürüme güçlüğü, yürüme mesafesinin kısalması ve hastalığın daha ileri durumunda ise bacakta güçsüzlük oluşur. Bel kayması şüphesinde ilk önce 4 yönlü çekilecek röntgen filmleri ardından kemik sintigrafisi ve/veya bilgisayarlı tomografi (BT) tetkiki ve nihai olarak ta manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkiki yapılabilir. Bu tetkikler sonucunda kaymanın derecesi, bir omurun diğeri üzerinde kayma yüzdesi olarak hesaplanır ve 1.,2.,3.,4. derece olarak sınıflandırılır.

    Sadece bel ağrısı var ve sinir kökü basısı saptanmamışsa, kuvvet kaybı yoksa, röntgen filmlerinde hareketlilik veya instabilite saptanmamışsa cerrahi olmayan tedavi yöntemleri kullanılır. Bu yöntemler dinlenme, ağrı kesici veya antienflamatuar ilaçlar, hareket kısıtlama programı, korse kullanımı, fizik tedavi ve ağrı bilimi (algoloji bilimi) uygulamalarıdır. Cerrahi dışı tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınamayan bel ağrısı, bacakta kuvvet kaybı ve/veya ayakta güçsüzlük, idrar tutamama ve/veya gaita kaçırma bulguları olan hastalarda cerrahi tedavi planlanmalıdır. Bu durumda bası altındaki sinir kökünü rahatlatmak için dekompresyon denilen yani sinir köküne olan kemik basının ortadan kaldırılma işlemi yapılmalı, sonrasında da hastaya halkın platin koyma işlemi diye adlandırdığı, bizim füzyon işlemi dediğimiz omurgaların sabitleme işlemi yapılmalıdır.

  • Omurilik kanal daralması, bel kanal darlığı

    Omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerin omur kemikleri içinde seyrettiği kanala spinal kanal denir. Omurgada boyun, göğüs, bel ve sakral bölge olmak üzere 4 ayrı omur grubu vardır. Omurilik kanal daralması daha çok bel ve boyun bölgesinde görülür. Bel bölgesinde 5 adet omur vardır. Bu bölge beden ağırlığının en çok yoğunlaştığı omurga bölgesidir. Travma, vücudu kötü kullanma, genetik faktörler gibi birçok etken sonucunda spinal kanalı oluşturan yumuşak doku ve kemik yapıların kalınlaşması ve kabalaşması ile bu kanal daralması meydana gelebilir. Burada yer alan anatomik oluşumlar; omurlar arasında bulunan disk (bel fıtığı bu yapıdan oluşur), omurların birbirleriyle eklem yaptığı faset eklemleri, omurların gövdesinin arkasından geçen kuvvetli bağ dokusu ve omurilik kesesi arkasında yer alan sarı bağdır. Tüm bu yapıların dejeneratif yani yaşa bağlı değişimleri sürecinde hasta bir süre sonra dar kanal sorunu ile karşı karşıya kalabilir. Disk iç tabakasını oluşturan kısmın su oranı çocukluk ve genç yaş grubunda fazladır. Yaşlanma ile beraber su oranı azalır, disk yüksekliği azalmaya başlar, dış tabakada küçük yırtılmalar gelişir. Diskin yük taşıma ve hareket yeteneği azalır. Diskin dış kısmında bulunan sinir liflerinin uyarılması ile bel ağrısı açığa çıkar. Bu hastalarda bel ağrısı, bacak ağrısından daha fazladır.

    Omurilik kanal darlığı bu kanalının çepeçevre daralarak, yukardan aşağı içinden geçen omuriliği çeşitli seviyelerde sıkıştırması ve beraberinde de sinir köklerine yaptığı basıdır. Hastalık ilerlediğinde hastaların yaşam kalitesi bozulur, günlük aktiviteleri belirgin derecede kısıtlanır. Bu hastalarda özellikle ayakta fazla kalmakla ve yürümekle ortaya çıkan baldırda ağrı, uyuşukluk, kramp ve kasılma olur. Oturduklarında ve öne doğru eğildiklerinde ağrı yakınmaları hafifler veya geçer. Ayakta durmak veya yürümekle çıkan bu klinik tabloya “nörojenik klaudikasyon” denir. Zamanla bu bulguların ortaya çıktığı mesafe azalır ve çok ileri dönemlerde hastalar ev içindeki yürüme dönemlerinde dahi bacak krampı ve bacak kasılması sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar. Bel ve omurilik kanal daralması olan hastalar, sırtüstü yatmakta da güçlük çekebilirler. İleri dönemlerde bu hastalarda, öne eğilerek yürüme eğilimi ortaya çıkar.

    Bu tarz şikayetlerle gelen hastalar çok iyi araştırılmalıdır. Çünkü spinal tümör gibi bazı hastalıkların belirti ve bulguları dar spinal kanal tablosunu taklit edebilir. Bir kişide “dar kanal” varsa buna ilave olacak küçücük bir fıtığın bile büyük ıstırap verebileceği, kliniğinin çok gürültülü seyredebileceği unutulmamalıdır. Hastalarda bu klinik tablo ortaya çıktığında çoğunlukla omurilik kanal çapı belli bir derecenin üzerinde daralmış, omurilik ve ondan çıkan sinir kökleri sıkışmış durumdadır. Direkt grafiler, bel omurlarının 3 boyutlu rekonstrüksiyonlu bilgisayarlı tomografisi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) vazgeçilmez tanı araçlarıdır. Bu tetkiklerde görülen omurilik kanal çapının belirli bir düzeyin altına düşmüş olması, hastalığın oldukça ilerlediğinin bir işareti olarak kabul edilebilir. EMG de bazen yardımcı tanı aracı olarak kullanılır.

    İlerlememiş olgularda hastalara cerrahi olmayan yöntemler yani yatak istirahati, ilaç tedavisi, fizik tedavi, spinal enjeksiyon uygulanabilir. Ancak nörojenik klaudikasyon dediğimiz hastada zamanla yürüyüş mesafesinin azalması ve beraberinde bacak krampı ve bacak kasılması, hatta kuvvet kaybı olması durumunda; idrar ve büyük abdest problemi olması ve hastanın yaşam kalitesinin düştüğü durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Cerrahide amaç omurilik kesesi ve içindeki sinirlere olan basının kaldırılmasıdır. Deneyimli ellerde mikrocerrahi teknik ile yapılan “internal dekompresyon” ameliyatlarında, omurganın dinamiğini daha fazla bozmamak için sadece bir taraftan yaklaşımla kanal içeriden genişletilerek yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Beraberinde bel fıtığı varsa aynı seansta fıtık da boşaltılmaktadır.