Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Bel fıtığı ve cerrahi tedavisi

    Tanım: Bel fıtığı insan omurgalar olan toplam 24 adet omurgalar arasında bel bölgesinde bulunan 5 adet omurga arasındaki yastıkçık denilen toplam 4 adet kıkırdakların biri ve birden fazlazı değişik nedenlerden dolayı yırtılmasına bel fıtığı denilmektedir. Bel fıtığı insan oğlunun iki ayakları ile hareket edebilmeleri nedeniyle en sık hareket kapasitesi olan 4 ve 5 omurgalar arasındaki kıkırdak daha çok hareket ettiği için bu bölge yani L 4-5 ve ve L5-1 seviyeleri enfazla fıtık olma potansiyeli olan bölgedir. Bu yüzden bel fıtıkları en sık L 4-5 ve L 5-1 seviyerinde görülürler. Bundan sonra daha aza sıklıkla L3-4 ve L 2-3 çok nadirende L1-2 seviyelerinde görülür. Bel omurgalara arasında omurgaya esneklik sağlıyan disk denilen yastıkçıklar vucudaki ayağa kalkma eğilme doğrulma gibi ana hareketlerde hareket ettiğinden vucudun yük emici adeta bir amortisör görevi görmektedirler. Yıpranma veya zorlanma, yaralanma gibi mekanik veya doğumsal genetik faktörler vayahut kıkırdak içerisindeki enzim yetersisliği sonrası bu kıkırdakların yırtılmasında ana nedendir.

    Bel fıtığının Genel özelikleri ve görülme sıklığı;

    Toplumda ağrı nedeniyle hastanelere başvuran hastaların ikinci sık nedeni bel ağrısıdır.

    Bel ağrısının prevelansı % 60-80,

    Bel fıtığı görülme oranı ise % 5,

    Erkek/ kadın oranı bazı çalışmalarda aynı olmakla birlikte eşittir,

    Ensık 40-50 yaşlarında görülür.

    Bel fıtığı oluşumunda risk faktörleri

    Şişmanlık,

    Sigara,

    Spor (Tenis, Golf, Futbol, Jimnastik gibi spor çeşitleri),

    Meşguliyet (Ağır yük kaldırma, burkulma, eğilme, uzun süre oturma,yürünen zeminin yapısı),

    Yapısal (Omurga darlığı, kaymaları, kırıkları, diğer doğuştan anomaliler),

    Diğerleri (Çok doğum,gebelik).

    Bel fıtığı nasıl oluşur?

    Bel fıtığı oluşumunda 4 ana teori ileri sürülmektedir;

    1: Travma,
    2: Dejenerasyon ( yapısal bir süreç),
    3: Biyokimyasal olaylar,
    4: Genetik,

    Bu 4 ana teori geçerli olmak üzere yukarıda bahsedilen hazırlayıcı risk faktörleri bel fıtığı oluşumunda rol oynamaktadır. Örneğin ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak bel fıtığı oluşmasında önemli rol oynayabilmektedir. Burada travma teorisi geçerlidir. İkinci olarak yapısal bir süreç olan dejenerasyon olayı bireylerin omurga kıkırdak dokusunun dejenerasyonu söz konusudur. Bu kıkırdak dokusunun ihtiva ettiği su oranı çocukluk yaşlarından itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar, yaklaşık 20 yaşlarında su yapılmaması neticesinde kıkırdağın beslenme bozukluğu ve elastitesini kaybetmesi sonrası mikro travma gibi ani ters bir hareket sonrası fıtıklaşma oluşmaktadır. Üçüncü hipotezde özellikle kıkırdak dokusu içerisindeki bazı enzimatik biyokimyasal değişikliler ergenlik çağından sonra oluşmaktadır bu değişmelerin sonucu kıkırdak dokusunun elastik özelliğini kaybolmasına neden olmasıyla fıtıklaşmalar oluşmaktadır. Son olarak genetik teoride bazı ailelerin tüm fertlerinde kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nisbeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay bel fıtığına yakalanmaktadırlar. Az bir oranda ise kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik yönü yapılan çalışmalarda kanıtlanmıştır.

    Bel fıtığı şikayet ve bulguları ;

    Başlangıçta bel ağrısı iyi bilinen şikayetidir. Bunu bacak ağrısı takip eder. Bu iyi bilinen ağrı şikayeti çok değişik tablolarda görülebilir. Hastalar genellikle ilk bel ağrısı hikayesini unuturlar, genellikle kısa süreli olup, bu dönemde tıbbı ilaç tedavisine iyi cevap verirler. Bazen bel veya bacak ağrısından sadece biri de bulunabilir. Bu ağrı şikayet, özellikle öksürmek, ıkınmak, hapşırmak gibi sinir etrafında basıncı artıran hareketlerle artar İstirahatle azalır. Ağrı şikayeti öncelikle eğilme, yataktan doğrulma gibi ilk hareketleri zorlaştır. Bel fıtığının ilerlemesi veya hastalığın kronikleşmesi fıtıklaşmanın derecesine veya yerine göre bu ağrılarla birlikte bacaklar da uyuşmalar, güçsüzlükler (felçler) ortaya çıkar. Hastalar bu kuvetsizlikleri kendisi tanımada zorlanabilirler, bunu yol yürüken ayağında boşluk olduğunu merdiven inip çıkmada zorlandığını farkeder. Bazı nadir durumlardan olan büyük fıtıklaşmalar omurga kanalına doğru uzanarak sinirleri aniden sıkıştırmasıyla idrar ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi bozukluklar ile bacaklarda ani felclerle acil bir tablo oluşturur. Hastalığın bu derecede ilerlemesine müsaade edilmemeli, zamanında acil cerrahi müdahale bu dramatik tablodan hastalar kurtulabilir.

    Bel fıtığı Teşhisi;

    İyi bir anemnez ve detaylı nöroljik muayene bel fıtığı teşhisinde oldukça önemlidir. Her bel ve bacak ağrısı bulunan hastaya “mutlaka bel fıtığıdır” peşin hükmü ile yaklaşmamak gerekir. Bel fıtığını taklit eden daha bir çok hastalıklar vardır. Basit bir spor yaralanmasından romatizmaya, enfeksiyon hastalıklarından kansere kadar birçok hastalık bel ve/veya bacak ağrısıyla seyredebilir. Günümüzde gelişmiş nöro-görüntüleme yöntemleri ile bel fıtığı oldukça kolay çabuk ve doğru konulmaktadır. Bunlar;

    1: Direkt lombosakral grafiler gerekirse dinamik görüntüler çekilmelidir,
    2: Bilgisayarlı Tomografi (BT),
    3: Magnetig Rezonans Görüntüleme (MR),
    4: Elektromyelografi (EMG),
    5: Rutin kan tetkikleri (Üre,ASO, RF,CRP, sedimantasyon, Brusella, HLA-27 v.b)

    Yukarı saydığımız teşhis yöntemleri ayrı ayrı düşünülmeli gerektiğinde yalnızca gerektiğinde kombine kullanılmalıdır. Bir bel fıtığı yırtığın derecesi radyolojik görüntüleme yöntemlerine göre 4 evrede incelenmektedir.

    Evre 1: Bulging ( hafif kabarma),
    Evre 2: Protrude disk (Orta derecede kabarıklık),
    Evre 3: Ekstrude disk ( İleri yırtık parça dışarı taşmış),
    Evre 4:Seketre disk ( Yırtılan disk dokusu yer değiştirmiş).

    Bel fıtığı Ayırıcı Teşhis;

    1 :Omurga ve omurilik tümörleri,
    2: Romatizmal hastalıklar,
    3: İnfeksion hastalıkaları (tüberkuloz, brusella, diskitis),
    4: Nöropatik ağrılar ( Diabet, enjeksion),
    5: Vasküler nedenler (tıkayıcı damar hastalıkları),
    6: Yapısal ( spondiloz, dar kanal, omurga kaymaları).

    Bel fıtığı Tedavi;

    1: Tıbbı tedavi;

    Yatak istirahati,

    İlaç tedevisi (ağrı kesiciler kas gevşeticiler),

    Fizik tedavi programları,

    Eğitim.

    2: Cerrahi tedavi;

    Bel fıtığı rahatsızlığı bulunan bir hastada hastalığın hangi safhada olduğu iyi bir muayene ve ileri tetkik metodları ile net olarak tesbit edildikten sonra tedavinin safhasına geçilir.

    Hangi Hastalara Cerrahi Uygulanır?

    1: Her türlü tıbbı tedaviye başarısız olan hastalar,
    2: İlerleyici veya akut kuvet kayıpları olanlar,
    3: Tıbbı tedaviye dirençli tekrarlıyan disk hernisi atakları,
    4: Bir acil ameliyat enidkasyonu olan akut kauda ekuina sendromu.

    Cerrahi müdahale gerekenler ve cerrahi müdahale gerekmeyenler diye iki büyük gruba incelenenir. Bel fıtığı gelişiminin erken dönemlerinde tıbbı tedaviyle konservatif metodları uygulanır. Bu safhada, hastaya ağrı kesiciler, kas gevşetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir. Yatak istirahati tavsiye edilir. Ağrılı dönem geçtikten sonra fizik tedavi metodları yapılır.

    Cerrahi Tedavi Yöntemleri

    Standart cerrahi girişimler

    1: Geleneksel açık makro diskektomi,
    2: Mikrodiskektomi.

    İntradiskal girişimler

    1: perkutan lomber diskektomi,
    2: Perkütan endoskopik diskektomi,
    3: Lazer diskektomi,
    4:Kemonukleozis.

    Yukarıda sayılan cerrahi teknikler içerisinde her birinin kendine göre endikasyonları vardır burada cerrahın alışık olduğu en iyi yöntem geçerli olmak üzere amaç hastayı en erken eski işine gücüne döndürmek olmalı en az zararsız işlem uygulanmalıdır. Mikro diskektomi yöntemi sinirleri çok büyük büyütme ile yapılan bir en az zararsız işlemlerden biridir.

    Sonuç olarak

    Günümüzde teknolojinin inanılmaz geliştiği dünyada bel fıtığı amaliyatından korkmamak gerekir doğru endikasyon, doğru tetkik yöntemleri ile uygun cerrahi teknik ile ameliyat olan bireyler ameliyat öncesi durumuna göre % 90 üzerinde başarı ile eski işine gücüne dönerler. Böylece ameliyat öncesi verilen tıbbı ilaçların yan etkilerinden korunmuş olurlar.

  • Kavernom (kavernöz anjiom)

    Tanım: Bir beyin vasküler malformasyon türü olup genellikle düşük debili bir beyin damar anomalisidir.

    Sinir sisteminin herhangi bir yerinde (orta fossa, diensefalon, pons, ventriküler içi, retina, optik sinir ve kiazma, saçlı deri, kafatası, periferik sinirler ve omurilikte) görülürler. Kavernomlar beyin arteriovenöz malformasyondan sonra ikinci sıklıkla görülen doğuştan iyi huylu lezyonlardır. Omurilik kavernomları beyine göre oldukça nadirdir.
    Bazı beyin kavernomlarından birden fazla yerleşimli olanlar genetik geçişlidir. Beyin kavernomların diğer vasküler malformasyonlardan farkı, lezyon içerisinde beyin dokusu bulundurmazlar. Kavernomların çok düşük akımlı besleyici arterleri yanında boşaltıcı venleri vardır. Kadınlarda erkelere nazaran daha sık görülür. Kadın erkek oranı 10/1’dir. Kavernomlar çok küçük milimetrik çaplardan daha büyük çaplara ulaşabilir. Örneğin 1,5 cm – 3 cm hacme ulaşanlar vardır. Kavernom içerisindeki kan akımının düşük olması nedeniyle kalsifikasyon veya ossifikasyon, trombozis sık görülür.

    Kavernomların klinik şikayet ve bulguları;
    En sık şikayeti başağrısı olup, bu ağrılar çoğunlukla kronik gerilim başağrısı, migren ağrısı şeklinde yorumlanırlar. Yıllar içerisinde gerilim veya migren ağrısı teşhisi ile takip ve tedavi gören başağrısı tipidir.
    En önemli bulgusu şüpheli beyin kanamasıdır. Bu kanamalar çoğu kez hasta tarafından bilinmeyen küçük ve sessiz beyin kanamasıdır.
    Kavernom kanamalarında subaraknoid veya büyük parenkimal kanamalar nadirdir. Beyin sapı kavernomları beyin kavernomlarına göre daha sık kanama eğilimi gösterirler. En önemli şikâyeti epilepsi (sara) olup), bu nöbetler ( motor,duyusal), (temporal lob; kism kompleks), (frontal lob; jeneralize konvulzyon) şeklinde olabilir.
    Kavernomlardaki epilepsi oluşumunda hipotezlerden biri kavernomların küçük ve sessiz kanamaları sonrası lezyonun etrafinda biriken methemoglobinin yapmış olduğu beyin irritasyondur. Kavernom ameliyatında sadece kavernom rezeksiyonu yapılanlarların yanında etrafındaki sarımtrak alanında rezeksiyonu yapılanlarda epilepsinin iyileşmesinde önemli istatistiksel farklar vardır. Kavernomlar çoğu hayat boyu şikâyetsiz sessiz kalabilirler. Herhangi bir neden dolayısıyla veya check up için beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya MagneticRezonans Görüntüleme (MRG) test teknikleri çekimi esnasında tesadüfen görülürler.

    Kavernomların teşhisi;
    Kavernomların günümüzde teşhisi oldukça kolay ve çabuk konulur. Burada kullanılan teşhis yöntemleri;

    1: Kraniografi: Kalsifikasyon bilinen özelliğidir.
    2: Bilgisayarlı Tomografi (BT): Oldukça hassas ve güvenilir bir inceleme olup; iyi, sınırlı, düzgün, konturlu ve çok az kontrast tutulumlu gösteren lezyonlardır.
    3: Magnetic Rezonans Görüntüleme (MRG): Beyin BT’den daha hassas olup özellikle T2 sekanslarında yüzük tutulumu şeklinde karekteristik kanama alanları görülür. Bu inceleme kavernom teşhisinde yeterli olup, beyin anjiografisine gerek yoktur. Ayrıca Beyin damarları anjiografisinde kavernom için özellikli ilave bir bulgu da yoktur. Böylece bu invazif incelemeye gerek yoktur.

    Kavernom ayırıcı teşhisi;
    1)Düşük evreli beyin tümörleri
    2)Kalsifiye astrositom
    3)Oligodendrogliom
    4)Tromboze areteriovenoz malformasyon
    5)Sfenoid kanad menengiom sayılabilir.

    Kavernom tedavisi

    1) Şikayetsiz tesadüfen görülen kavenomlar yalnızca klinik takip edilir.
    2) Şikayet veren kavernomlarına cerrahi tedavi önerilir; Cerrahinin amacı;
    a: Lezyonun doku teşhisini koymak için,
    b: beyin kanaması riskini ortadan kaldırmak için,
    c: En önemlisi ise epilepsiyi iyileştirmek içindir.
    3: Beyin sapı kavernomların bazı yerleşimlilerine ise sterataksik radyoterapi uygulanırken bazılarına cerrahi uygulanmakatadır.

    Bir iyi huylu vasküler lezyon olan kavernom cerrahisi, diğer arterio venoz malformasyonlara göre belirli yerleşimli olanlar kolay ve risksiz bir cerrahi işlemdir. Kavernom cerrahisinde mortalite ve morbidite oldukça düşük olup, cerrahi başarı oldukça iyidir.

    Kavernom prognozu ve sonuç

    Şikayet veren gerek beyin gerekse omurulik kavernomların ameliyat sonrası prognozları oldukça iyidir. Sonuç olarak;

    1) Beyin kavernomlarında cerrahiyler hastalar; tekrarlı beyin kanaması önlenmekte, böylece hastalar hem kanamanın yapacağı zedelenmeden, hem de dirençli epilepsiden korunmaktadır.
    2) Özellikle omurilik yerleşimli kavernomlarda ameliyat sonrası tekrarlı omurilik kanamaları önlenmekte, böylece hasta için daha konforlu ve kaliteli yaşam sağlanmaktadır.
    3) Günümüzdeki beyin cerrahisi ameliyathanesindeki teknolojik gelişmeleri kullananan tecrübeli cerrahların yapacağı kavernom cerrahi tedavisi, emniyetli, güvenilir ve minimal invazif bir işlemdir.

  • Spinal tümör

    Tanım: Omurgaların primer kendisinin, etrafındaki kas dokularının, ligamentlerinin, omuriliğin içerisindeki sinir hücrelerinin ve zarlarından kaynaklanan iyi veya kötü huylu lezyonlara omurilik tümörleri adı verilmektedir.

    Hastalığın genel karekteristikleri ve görülme sıklığı;

    Omurik tümörleri (OT) santral sinir sistemi tümörlerinin yaklaşık olarak %10-25 ini teşkil ederler. Toplumda görülme sıklığı ise 100000/2-10. Gerek omurgaların gerekse omurilik tümörlerinin görülme sıklığı tümörün cinsine ve yerleşimine göre değişmektedir. Örneğin vucudun başka bir organından omurgaya yayılım gösteren metastatik tümörlerin % 95 omuriliğin dışından (ekstadural) yerleşirken, % 4 ise omuriliğin içerisinde (intradural) yerleşir. Bu metastatik tümörler çok nadiren ise omuriliğin içerisinde intramedüller yerleşebilirler. Genel bir kural olmamakla birlikte omurliğin içerisinden ve zarlarından veya sinirin kendisinden kaynaklanan tümörler iyi huylu tümörlerdir.

    Omurga ve omurilik tümörlerinin sınıflandırması

    1: İntradural yerleşimliler,
    A: İntradural-ekstramedüller,
    B: İntradural-ektramedüller,
    2: Ekstradural yerleşimliler
    A: Primer omurga tümörleri,
    B: Sekonder (metastatik) omurga tümörleri.

    Omurga ve omurilik tümörlerinin şikayet ve bulguları;

    Bir spinal tümör ister omurga içerisinde isterse dışarıda olsun tümörün yerleşimine göre öncü şikayet belirli olarak bel, sırt ve boyun ağrısı şeklinde ağrı yakınması ile doktora başvururlar. Ağrı başlangıçta kafa içi basıncını artıran manevralardan öksürme, ıkınma, hapşırma ile artar istirahatle rahatlar. Hastalık ilerledikçe ağrı istirahatle bile rahatlamaz. Metastatik spinal tümörlerdeki ağrı ise genellikle başlangıçta istirahat esnasında ortaya çıkarken hastalık ilerleyince devamlı hale gelir. Ağrı başlangıçta tıbbı ağrı kesicilerle düzelirken sonra devamlı ve kişinin aktivitesini engelleycek kadar ve tıbbı ilaçlara dirençli hale gelirler. Bu dönemdeki hastayı ilk gören hekim bu ağrı şikayetini genelikle iyi huylu dejeneratif (bel, buyun fıtığı) hastalıklar diye algılayıp tedavi planlar. İkinci olarak tümörün büyüklüğü, yerleşimine göre duyusal ( parestezi), motor (kuvetsizlik), sfinkter (idrar, mesane) ve otonom şikayetler ortaya çıkmaya başlar. Burada tablo omuriliğin yarı kesi veya tam kesi tablosu şikayetleri ortaya çıkar.

    İntradural-ekstramedüller tümörler

    Bu tümörler tüm spinal tümörlerin % 40 ını teşkil ederler. Bu tümörlerin % 90 iyi huylu olup, %10 ise kötü huylu veya metastatik tümörlerdir. İntra dural tumörlerin % 70 menengiom veya schwannoma gibi iyi huylu tümörlerdir.

    Menengiomalar:

    Spinal menengiomların genellikle iyi huyludurlar. Beyindeki menengiomalar gibi omurilik zarlarından kaynaklanırlar. Tüm spinal intradural tümörlerin % 25- 48 oluştururlar. 50- 60 yaşlarında en sık görülürler. Kadınlarda daha sık olup, 4-5/1 oranında görülürler. En sık torakal % 67-84, % 14- 27 servikal (boyun), % 2-14 lomber (bel) bölgesinde yerleşirler. Genellikle intradural yerleşimli iken, % 3-9 oranında ekstradural, %5-14 inradural ve ekstradural yerleşimli olabilirler. Ağrı en sık şikayeti olup, bunu duyu, motor, sphinkter şikayetleri takip eder. Bu tümörlerin teşhisi oldukça kolay olup günümüzün gelişmiş teşhis yöntemlerinden Magnetik rezonans (MR) kolaylıkla teşhisi konulmaktadır. Öncelikle muayeneyi yapan hekim aklına bir omurilik veya omurga tümörü öntanısı aklına getirsin. Bu tümörlerin tedavisi ise oldukça kolay ve yüz güldürücüdü ve başarılıdır. Cerrahi tedavide amaç tümörü kaynaklandığı yerden tamamını çıkartmaktır. Çok nadiren habis menengiomlar tipleri vardır. Bunlarda tekrarlama riski olup bunlara radyoterapi eklenir. Spinal menengiom cerrahisi komplikasyonları cerrahın tecrübesine göre oldukça düşüktür.

    Schwannoma/ Nörofibroma

    Sinir kılıfı tümörleri olup genel nufusda 100 000/ 0.3-0.5 gibi nadir görülen tümörlerdir. 30-50 yaşlarında sıktır. Kadın erkek oranı aynıdır. En sık torakal bölge olmak üzere burayı servikal ve lomber bölgeyi seçer. Bu tümörler de menengiomlar gibi yavaş yavaş büyürler başlangıçta ağrı bunu motor güçsüzlük ve duyu, sfinkter, sikayetleri takip eder. Bu tümörlerin teşhisi de aynı menengiomlar gibi oldukça kolay ve çabuk olarak MR sayesinde konulmaktadır. Tedavisi cerrahi çıkartmadır. Ameliyatında en önemli husus orijinlendiği sinir kökünü doğru tanıyıp bu kökle birlikte tümörün tamamını çıkartmaktır. Nüksler genellikle kısmı çıkartmalar sonucunda kaçınılmazdır. Cerrahi başarı cerrahın tecrübesi ile yakından ilgilidir. Sonuç genellikle mükemmeldir.

    İntradural- İntramedüller Tümörler

    Bu gurub spinal tümörlerin ise % 45 ını astrositomlar, % 35 epandimomlar teşkil ederer. Bu yerleşimde olanlar tüm spinal tümörlerin % 20-30 unu, çocuklarda ise % 40-50 sini teşkil ederler. Bunlarda başka hemanjioblastomlar ve kalıntı tümörlerinden (dermoid, epidermoidler, teratomlar, lipomlar), ayrıca nöronal tümörlerden (oligodendrogliom, ganglogliomlar) bu yerleşimde görülen tümörlerdir. Bu yerleşlimli tümörlerde başlangıç şikayet ağrı bunu motor, duyu, sfinkter şikayetleri takip eder.

    Epandimomlar

    Erişkinlerin en sık intramedüller tümörleri olup, çocuklarda ise ikinci sıklıkla görülen spinal tümördür. 30-40 yaşlarında sık görülür. Erkek/ kadın oranı 2/1 şeklindedir. En sık lombo-sakral bölgeyi seçerken burayı servikal ve torakal bölge takip eder. Başlangıç şikayeti ağrıdır bunu duyu, sfinkter ve motor bulgular takip eder. Bu hastalar kliniğe genellikle ilerlemiş evrelerde gelmeketedir. Bunun nedeni hastanın şikayetlerini iyi tanımlayamaması, iyi bir spinal kord muayenesi yapılamaması ve en önemlisi ise uygun tetkik yaptırılmamasıdır. Bütün bunlara rağmen günümüzün gelişmiş MR tetkikiyle bu tümörlerin teşhisi oldukça kolaydır. Spinal epandimomların bir psödö kapsülülü olduğundan total çıkartılmaları mümkündür total rezeksiyon yapılanlarda nüks görülmemekle birlikte kısmı rezeksiyon yapılanlarda tekrarlama riski vardır. Epandimomlarda ışın tedavisine duyarlıdırlar. Kemoterapi tartışmalı olamakla bereber bazı olgularda uygulanmaktadır.

    Metastatik Spinal Tümörler

    Omurga en sık metastaz yeridir. Akciğer, meme, prostat, böbrek, tiroid, gastroentestinal bölge ve lenfomala gibi primer kanserler omurgaya sirayet ederler. Metastatik tümörlerin % 60 erkelerde, % 40 kadınlarda görülür. 40- 60 yaşları arasında en sık görülme yaşıdır. Metastazlar en sık lomber bölgeyi burayı torakal ve servikal bölge takip eder. Spinal metastazların % 95 ekstradural yerleşimli iken % 4 intradural-ekstramedüller ve % 1 ise intarmedüller yerleşimlidirler. Hastalar şikayetler genellikle kısa sürelidirler en sık şikayet yine ağrıdır. Bu ağrının niteliği istirahat esnasında olması diğer spinal tümörlerden ayırıcı özelliğidir.Ağrı şikayetini yarım kord kesisi veya tam kord kesisi gibi tablolar çok yakından takip ederler. Tedavide öncelikle primer tümörün yaşam süresi ile yakından ilgilidir. Primer tümörün tipi omurgadaki tutulum şekli ve sayısı diğer vucut organlarının durumuna göre karar verilir. Kemik sintigrafisi ve PET- CT lezyonun genişliği tedavide göz önünde bulundurulmalıdır. Tedavide cerrahi, radyoterapi, ve kemoterapi seçenekleri tek başına veya birlikte uygulanmaktadır. Cerrahiye alınanlarda sadece tümör dekompresyonu yeterli olamayıp omurganın stabilizasyonu aynı seansda planlanmalıdır.

  • Beyin anevrizmaları (baloncukları)

    Tanımı: Beyin damarlarının genişlemesi

    Anevrizmaların nedenleri: Genellikle doğuştan, bazen hipertansiona bağlı olarak, %15-20 oranında genetik geçişli olmakla birlikte çoğu kez doğuştan damar duvarı zayflığı sonrası oluşmaktadır.

    Anevrizmaların görülme sıklığı: Nüfusumuzun %0.2-8.9’unda Anevrizma var, yılık görülme oranı 100000/8-15, kanamamış anevrizmalarda kanama riski %1-2/yıl, yeniden kanama olması riski; ilk 24 saatte %4, ilk 1 ayda %1-2/gün, ilk 1 aydan sonra %3-4/yıl.

    Beyin kanamasında risk faktörleri:
    – Hipertansion,
    – Sigara,
    – Alkol,
    – Kokain,
    – Oral kontraseptif kullanımı

    Beyin kanamasının genel özellikleri:
    – Tüm inmelerin %10’nu teşkil eder,
    – Tüm beyin damar tıkanmasına bağlı ölümlerin %25’ini kapsar,
    – Kanama yaş ilerledikçe artar (Ortalama yaş 50),
    – Siyah ırklarda daha sık görülür

    Anevrizmaların klinik işaretleri:
    – Başağrısı,
    – Kusma,
    – Şuur kaybı,
    – Kranial sinir paralizisi,
    – Havale %15 oranında,
    – Ateş,
    – Hipertansiyon,
    – Menengeal irritasyon bulguları

    Anevrizmaların tanı:
    – Bilgisayarlı Tomografi,
    – MRA (magnetig rezonans anjiografi),
    – BTA (bilgisayarlı tomografi anjiografi)
    – DSA (dijital anjiografi)

    Anevrizmaların tedavisi:
    – Cerrahi klipleme
    – Endovasküler obliterasyon
    – Anevrizma tedavisinde cerrahi klipleme yöntemi altın standart olup iyi bir merkezde tecrübeli ellerde yapılan ameliyatlardan oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır.

  • Dar spinal kanal

    Tanım: Omurilik kanalındaki kemik yapılarının, ligamenlerin kalınlaşması veya disk dokusun bozulması gibi nedenlere bağlı olarak spinal kanalın ön arka çapının daralmasıdır.

    Dar spinal kanal genel karekteristikleri

    İlk defa 1947 tanımlan dar spinal kanal doğumsal, sonradan ve gelişimsel olarak 3 ayrı başlıkta gelişebilir. Genellikle yaşlı nufusunda olmak üzere orta yaş bireylerde görülebilir. Her iki cinsde eşit sıklıkla görülmektedir. Omurilik kanalını kemik, ligamen kalınlaşması ve disk yırtılması gibi nedenlerin tek veya birlikte oluşabilir. Dar spinal kanal santral ve lateral olmak üzere omurilik kanalını etkileyerek iki ayrı bölgede görülebilir. Bu hastalık primer, sekonder ve kombine dar spinal kanal olmak üzere 3 alt gruba ayrılır. Primer (birincil) dar kanal genellikle doğuştan omurganın yapısal anomalileri veya doğum sonrası gelişimsel iskelet deformitelerine bağlı ortaya çıkar. Doğuştan dar spinal kanalı olan hastaların omurgaların pedikülleri kısa ve faset eklemleri içe dönük olması bu hastalığın oluşumunda önemli bir nedendir. Ayrıca, bu hastalarda spinal kanalın sagittal çapının 10 mm altında olduğu, gelişimsel dar kanalı olan hastaların ise, spinal kanal çapının normal olmasına rağmen, laminaların kalın, fasetlerin ve ligamenlerin hipertrofik, posterior longitudinal ligamenin kireçlemesi gibi nedenlerden dolayı, omurga kanalı çapı daralmaktadır.
    Doğuştan omurga kanal darlığı en sık akondroplazi gibi iskelet sistemi hastalıklarında görülürken, sonradan dar kanal görülenlerde, ligamen kalınlaşması, disk dejenerasyonu ve artiküler spondilolizis nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Edinsel dar kanalın en sık nedeni ise dejeneratif spondilozisdir.

    Dar kanal şikayet ve bulguları

    En sık şikayeti dar kanal şikayet bel ağrısı ve özellikle yürüme esnasında ortaya çıkan bacaklarda uyuşmalardır. Bu ağrılar ve uyuşmalar özellikle hastanın duruş pozisyonu ile ortaya çıkmaktadır. Omurganın ön araka çapının daralması sonrası omurliğin içerisindeki sinirlere özellikle arkaya eğilmede sıkışması sonrası sinirlere az kan gitmesi sonrası ortaya çıkmaktadır. Bu karekteristik şikayeti hastalar özellikle yol yürümekle bel ve bacağında ağrı ve uyuşmalar ortaya çıktığını bu yüzden bir müddet oturup dinlenmek zorunda kaldığını sonra tekrar yürüyebildiğini anlatır. Bu karekteristik şikayete nörojenik intermittan klaudikasyon adı verilir.
    Bu şikayetin oluşumunda omurilik sinirlerine hareket sonrası az kan gitmesi sorumludur. En sık nörolojik bulgu ise motor güşsüzlük ve uyuşukluktur. Nadiren ise idrar kaçırma ve tutamama gibi şikayetler görülebilir.
    Dar spinal kanal sıklık sırasına göre lomber 4-5, 3-4, 2-3 bölgelerinde görülmektedir. Dar spinal kanal mutlak ve nisbi darlık olmak üzere iki grubda incelenmektedir. Omurilik kanalının ön arka çapı 10 mm nin altındakilere mutlak dar kanal denilmektedir.

    Dar spinal kanal tanısı

    1: Direkt dinamik lumbosakral grafiler
    Ayakta fleksion lumbosakral yan grafi
    Ayakta ekstansion lumbosakral yan grafi
    Ayakta normal lumbosakral yan grafi
    Bu dinamik grafiler özellikle dar spinal kanalı taklid eden hastalıklar (Bel kaymaları,bel instabiliteleri, bazı romatizmal hastalıklar (ankilozan spondilit) Dar kanaldan ayırd etmede oldukça yardımcı fikirler sunmaktadır.

    2: Lomber Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği özellikle kemik yapılardaki gerek tümöral gerekse dejeneratif (kireçlemeleri) olayları daha iyi göstermektedir. Bundan başka omurga kaymalarındaki doğuştan veya sonradan kemik yapı kırık ve diğer lezyonları oldukça iyi göstermektedir. Ayrıca doğuştan omurga kanalındaki anomalileri göstermektedir.
    3: Lomber Magnetik Rezonans görüntüleme (MRG) tekniği özellikle omurilik sinirleri ve çevresel elamanlardaki hastalıkları ve omurga kanalındaki darlıkları 3 boyutlu olarak iyi bir şekilde görüntü vermektedir
    4: EMG: dar kanal ile karışan hastalıklardan periferik nöropatileri ayırd etmede oldukça yardımcı bilgiler sunmaktadır.

    Dar spinal kanal ayırıcı tanı

    1: Lomber spondiloliztezis (bel kaymaları)
    2: Periferik sinir nöropatileri
    3: Periferik damar yetmezlikleri

    Dar spinal kanal tedavisi

    Kanal darlığının teşhisinde öncelikle iyi bir anemnez, yeterli bir nörolojik değerlendirme ve görüntüleme yöntemleri oldukça önemlidir. Öncelikle hastanın şikayetleri ve nörolojik şikayet ve bulguları görüntüleme teknikleri ile uyumlu olup olmadığı dikkatlice değerlendirilmelidir. Doğru teşhis tedavi başarısını etkileyen en önemli faktördür. Dar kanal tedavisi iki seçenek vardır:

    1: Konservatif tedavi
    2: Cerrahi tedavi

    Bu iki tedavi şeklinde hangisinin uygulanacağı tartışmalı olmakla birlikte hastalığın doğal seyri için yapılan az sayıda çalışmada olguların % 15’inde şikayetlerde ilerlemeler gözlenmiştir. Mutlak cerrahi endikasyonun olmadığı durumlarda öncelikli olarak konservatif tedavinin uygulanması ve bu tedavinin başarısız olduğu olgularda cerrahi tedavinin yapılması daha çok tercih edilmesi gereken yöntemdir.
    Konservatif tedavide (istirahat, analjezik, myorelaksan ve fizik tedavi teknikleri uygulanmaktadır.

    Cerrahi tedavi

    Progresif nörolojik defisit ve sfinkter bozukluğu olan dar spinal kanal olgularında mutlak cerrahi endikasyonu oluşturmaktadır. Cerrahi tedavide en sık uygulanan yöntem, sinir kökü dekompresyonu ile birlikte hemilaminektomi veya laminektomidir. Diğer cerrahi tedavide seçenekleri tek veya iki taraflı laminotomi, laminoplastidir.

    Sonuç

    Dar spinal kanalı olguların doğru teşhisi konulan ve yeterli spinal kanal dekompresyonu yapılanlarda ağrı şikayeti tama yakın düzelmektedir. Dar spinal kanalın dekompresif cerrahi tedavi sonrası hastalarda fonksiyonel yarar sağlanma oranı % 70-75 civarındadır.

  • Beyin damar yumakları ve tedavisi (avm)

    TANIM: Beyin damarların gelişimi esnasında, damar duvarının eksik gelişmesi sonrası atar damarlar ile toplardamarlar arasında bir yumaklaşmaya beyin arterio-venöz malformasyon (AVM) adı verilmektedir.

    AVM Genel özellikleri ve Görülme sıklığı

    Çocukluk beyin kanamaların en sık nedenidir,
    Erişkin yaştaki beyin kanamaların %5–10’dur,
    Beyin anevrizmalarının (balonlaşma) 1/10 teşkil eder,
    Genellikle 40 yaşına kadar beyin kanaması yaparken, 55 yaşın üzerinde kanama oranı azalır,
    AVM lerin % 90’ı beyinde görülürken, %10’u beyincikte görülür,
    Yıllık beyin kanama oranı %4’tür.

    AVM Klinik Şikâyetleri ve Bulguları

    Bir AVM li hasta gerek acil gerekse polikliniklere yukarıda sıralanan ana başlıklardan öeneğin geç epilepsi geçirerek başvurabildiği gibi acil bir küçük veya büyük beyin kanaması klinik bulgularıyla başvurabilir. Nadiren gizli veya belirgin beyin kanaması sonrası beyin omurilik suyu dolanımı engellenmesi ile beyinde su toplanması (hidrosefali) şikayetleri (yürüme bozukluğu, idrar tutamama, ve hafıza kaybı) başvurabilirler. Çocukluk yaşlarında ise doğuştan kalb yetmezliği şikayetleri ile çocuk poliklilinklere acil veya elektif olarak başvururlar. Sonuçta bir AVM li hasta 4 ana klinik başlıkta kendini gösterirler;

    1: Beyin kanaması,
    2: Havale (epilepsi),
    3: Beyinde su toplanması (hidrosefali),
    4: Bebeklerde kalp yetmezliği ile nörolojik acil veya polikiliniklere başvururlar.

    AVM Teşhisi

    Beyin damar hastalığı olan AVM’nin tanısında aşağıdaki tetkik yöntemleri kullanılmakatadır: Günümüzde AVM teşhisinde gelişmiş nöro-görüntüleme yöntemleri olan aşağıda sıralanan tetkik yöntemleri kombine veya ayrı ayrı kullanılmaktadır. Bunlar;

    1: Bilgisayarlı Tomografi (BT),
    2: Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi (BTA),
    3: MR Anjiografi (MRA),
    4: Dijital Serebral Anjiografi (DSA).

    AVM Tedavisi

    AVM tedavisi oldukça kompleks ve zor bir konu olup burada aşağıda sıralanan tedavi seçenekleri ya tek başına ya da kombine olacak şekilde her bir hasta üzerine ayrı ayrı değerlendirilir.Her bir tedavi şeklinin kendine has avantajları ve dezavantajları olup burada bireyselleşerek endikasyonları ve komplikasyonları iyi değerlendirmek gereklidir. Sonuç iyi huylu bir damar yumağında en iyi tedavi yöntemi hasta konforunu koruyan mümkünse lezyonu total elimine eden ve en önemliside nörolojik sekel bırakmadan yapılan tedavi şeklidir.

    1: Cerrahi tedavi,
    2: Gamma knife,
    3: Embolizasyon,
    4: Bu 3 tedavi seçeneğinin kombinasyonu
    5: Takip.

    BEYİN TÜMÖRLERİN AMELİYATINDA BİLGİSAYAR (NÖRONAVİGASYON) KULLANIMI

    BEYİN DAMAR YUMAKLARI VE TEDAVİSİ (AVM)

    DAR SPİNAL KANAL

    BEYİN ANEVRİZMALARI (BALONCUKLARI)

    SPİNAL TÜMÖR

    KAVERNOM (KAVERNÖZ ANJİOM)

    BEL FITIĞI VE CERRAHİ TEDAVİSİ

    BOYUN FITIĞI VE TEDAVİSİ

    BEYİN TÜMÖRLERİ VE TEDAVİSİ

    TRİGEMİNAL NEVRALJİ VE TEDAVİSİ

    EPİLEPSİ (SARA) CERRAHİSİ

    HEMİFASİAL SPAZM (YÜZ SEYİRMELERİ)

    BAŞ DÖNMELERİ VE DENGESİLİK

    Çocuklarda beyincik tümörü (medulloblastomlar)

    BEYİNCİK TÜMÖRLERİ (KİSTİK SEREBELLAR ASTROSİTOMLAR)

    HANGİ BAŞ AĞRILARI DAHA TEHLİKELİDİR?

    BEYİNCİK SARKMASI

  • Beyin tümörlerin ameliyatında bilgisayar (nöronavigasyon) kullanımı

    Nöronavigasyon tanım: Yön bulma, yönlendirme anlamında kullanılmaktadır.

    Beyin cerrahisi ameliyatlarında çerçevesiz yönlendirme cihazları 1986 yılında kullanıma girmiş olup, günümüze kadar pek çok yenilikler göstermektedir. Nöronavigasyon bilgisayar teknolojisinin tarihçesinde 1950 yıllarında çerçeveli sistemlerden büyük ölçüde faydalanılmıştır. Günümüzde çerçeveli sterotaksik sistemler ise belirli santral sinir sistemi hastalıklarında (parkinson, distoni v.b) başarı ile kullanılmaktadır. Ancak bilgisayar yazılım programlarındaki gelişmeler çerçevesiz yönlendirme (Framless navigasyon) sistemlerinin gelişimine katkı sağlamıştır. Çerçevesiz yön bulma cihazı aslında bir uçak teknolojisinin modern tıbba yansımasıdır. Nöronavigasyon sistemi adeta bir otopilot gibi beyindeki planlanan bir hedefe, çok az bir yanılma payı ile 3 boyutlu olarak X,Y,Z koordinatlar temel fizik kuralı kullanılarak gidilmesidir. Nöronavigasyon bilgisayar sistemi yardımıyla beynin değişik bölgelerindeki hastalıklara (kavernom, beyin tümörü, apse v.b) ulaşmada çok önemli katkılar sağlamaktadır. Özellikle bu teknoloji, beynin kritik ve derin yerleşimli yerlerindeki hastalıklara ulaşmada daha fazla katkı sağlamaktadır.

    Nöronavigasyon beyin ameliyatında kullanımı

    Hastanın saçlı derisine, yüzey belirleyicileri veya lazer işaretleri kullanımı ile baş ve yüzün topografik anotomisi çıkarılmaktadır. Elde edilen veriler beyindeki hastalığın BT veya MR görüntüleri kullanılan bilgisayar yardımıyla planlanması yapılmaktadır. Sanal ortamda planlanan görüntülerin, gerçek ortama yansımasında saçlı deri kesisi, kemik pencere kaldırılması ve daha önemlisi beyin içerisinde varılacak hedef, 3 boyutlu olarak seçilmektedir. Bu planlama ve sanal işlem beyin ameliyatı yapılacak bölgeye ulaşmada büyük katkılar sağlamaktadır. Örneğin, ulaşılacak beyin hedefine en kısa, en doğru ve en emin yol seçilmektedir. Bu teknolojiyle kullanılarak yapılan beyin ameliyatının hastadaki kazanımları; daha az hastanede kalma, daha az kan kullanılması, daha kısa ameliyat süresi, en önemlisi de daha erken gündelik hayata dönebilmesidir. Diğer bir önemli avantajlar ise, beyindeki tümöre ulaşmada beyin dokusuna zarar vermede minimal riski olması ve cerrahın tümörü tamamınını çıkarılıp çıkarılmayacağı konsunu anlamada yardımcı olmasıdır.

    Nöronavigasyon ünitesinin ekipmanları

    1: Beyin navigasyonu,
    2: Omurga navigasyonu,
    3: 3 boyutlu ultrasonografi,
    4: Floroskopi,
    5: Beyin damarları anjiografisi,
    6: Amelitat mikroskop uyumu.

    Nöronavigasyon hangi beyin ameliyatlarında kullanılır?

    1) Beyin tümörü ameliyatında nöronavigasyon kullanımı avantajları

    1: Bu bilgisayar programı kullanımıyla beyin tümörü merkezleyen saçlı deri kesisi ve kemik pencere kaldırılması daha uygun ve daha küçük yapılmaktadır.
    2: Optimal ameliyat için tümör ile çevre beyin anotomisi üç boyutlu görüntülenmektedir.
    3: Yeni gelişen bilgisayar programları yardımıyla çerçevesiz biopsi kolu eşliğinde beynin derin ve zor yerlerindeki lezyonlardan teşhis amaçlı olarak biopsi yapılmaktadır.
    4: Beyindeki tümorün total olarak çıkarılıp çıkarılmadığı 3 boyutlu olarak anlaşılmaktadır.

    Tüm bu avantajları hastaların daha az kan kullanımı, daha az hastanede kalması, daha az ameliyat süresi ve daha az komplikasyon ve en önemlisi daha erken eski işine başlamasıdır

    2) Beynin damar hastalıklarında (AVM) nöronavigasyon kullanımı avantajları:

    1: Damar yumağının derinliği, çapı, komşu beyin anatomisiyle ilişkisini tanımlamada

    2: Cerrah ameliyat esnasında 3 boyutlu görüntülerle, beynin damar yumağının normal beyin anatomisi daha iyi tanımlayabilmektedir.

    3) Sara teşhis ve tedavisinde nöronavigasyon kullanım avatajları:

    Derin veya yüzeyel beyin elektrodları geleneksel yöntemlere nazaran daha güvenli ve doğru yerleştirilmektedir.
    Değişik sara ameliyat teknikleri (anterior temporal lobektomi, selektif amigdalohipokampektomi, kallozotomi) daha emniyetli ve daha güvenli yapılmaktadır.

    Sonuç olarak

    Bilgisayar teknolojisi (nöronavigasyon) beyin omurilik sinir cerrahisi ameliyatlarında kullanımının;

    1: Uygun saçlı deri kesileri ve kemik flebleri yapılmakta,
    2: Derin ve subkortikal yerleşimli beyin lezyonları daha doğru tanımlamakta,
    3. Ameliyat esnasında rezeksiyon genişliği eşzamanlı ve üç boyutlu olarak izlenmekte,
    4: Daha küçük ve iyi merkezli bir kemik pencere açılmakta,
    5: Daha az kan kullanılmakta,
    6: Ameliyat süresi daha kısalmakta,
    7: Ameliyat yarası daha hızlı iyileşmekte,
    8: Daha önemlisi hastanede yatış süresini kısalması yanında daha erken eski işine dönebilme gibi bir çok avantajları vardır.

  • Bebeğinizin beyin gelişimine yön verebilirsiniz

    Anne ve baba adayları gebelik süreci boyunca bebeklerini kucaklarına alacakları günün heyecanını yaşıyor. Bu tatlı heyecanın yanında, bebeklerinin dünyaya sağlıklı gelip gelmeyeceği endişeleri de doğuma kadar sürüyor. Diğer organlar gibi bebeklerin beyin gelişimi de anne karnında başlıyor.

    Gebeliğin ilk ayları çok önemli

    Anne karnındaki bebeğin beyin ve sinir gelişiminin en önemli periyodu 4. ve 10. haftalar arasıdır. Bu dönemin ilk zamanlarında anne adayı gebeliğinin farkında olmayabilir. Diğer organlarla birlikte bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişiminin gerçekleştiği bu kritik zaman diliminde annenin kullandığı ilaçlar, beslenme durumu ve ruh sağlığı çok önemlidir.

    En iyi koruyucu folik asit

    Bebeğin beyin ve sinir sisteminin gelişimi gebeliğin ilk aylarında başlasa da gebelik boyunca sürmektedir. Anne ve babanın genetik durumundan doğuma kadar her koşul bebeğin sinirsel ve bedensel gelişimini etkileyebilmektedir. Gebelik öncesi ve gebelik süresince kullanılan folik asit, bebeği olası beyin hastalıkları ve omurilik rahatsızlıklarından koruyan en iyi vitamin olarak bilinmektedir. Folik asit eksikliğinde organ ve doku gelişiminde yetersiz kalınabilmektedir. Hatta hidrosefali ya da omurilik gelişim bozuklukları gibi rahatsızlıklara neden olabilmektedir. Gebelik planlı gerçekleşmişse önceden folik asit alımına başlamak daha faydalı olmaktadır. Böylece bebeğin gelişimi için gerekli olan folik asitin annenin vücudunda yeterli oranda bulunması sağlanmaktadır. Gebelikte hayati önem taşıyan folik asitin hekimlerce önerildiği durumlarda ve oranlarda kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.

    Beslenmenizi ihmal etmeyin

    Gebelikte bebeğin gelişimi için folik asit tek başına yeterli olmamaktadır. Bunun yanında sağlıklı ve çeşitli beslenme ile su alımına dikkat etmek gerekmektedir. Sadece belli vitamin ve minerallerin alımı yeterli görülmemelidir. Protein ve enerji içeren gıdalar ile taze meyve-sebze tüketmek bebeğin sağlıklı gelişimi adına önemlidir. Bunların yanı sıra ağır olmayan egzersizler ve ruh hali de bebeğin beyin gelişimde önemli etkenler arasında bulunmaktadır. Bu konularda mutlaka kadın hastalıkları ve doğum doktorlarından yardım alınmalıdır.

    Beyin gelişimi testlerle takip edilebilir

    Gebelik sırasındaki tüm testler bebeğin sinir sistemi ve beyni ile ilgili bilgi vermektedir. Sinir sisteminin normal gelişebilmesi için gebeliğin sağlıklı ilerlemesi çok önemlidir. Buradaki en önemli konu, bebekte kalıtsal hastalık olmamasıdır. Bununla ilgili gebelikte yapılan kan testleri ve ultrasonlar önem taşımaktadır. Gebeliğin 11-14. haftalarında yapılan ikili ve 16-18. haftasında yapılan üçlü testler bebeğin olası bir genetik problem taşımasındaki riski belirtmesi açısından önemlidir. Burada alınacak sonuçlarda riskli bir durum görülürse farklı testlerde yapılabilmektedir. Son zamanlarda gündeme gelen fetal DNA analizi de bu konuda adı geçen testlerden biridir. Bebeğin anne kanına geçen DNA’sının analiz edilerek bakılan bir testtir. Ayrıca bebeğin genetik yapısının çıkarıldığı amniyosentez, koryosentez ve koryok villüs biyopsisinin sonuçları da beyin gelişimi ile ilgili direkt ve önemli bilgiler vermektedir.

    Risk durumu MR ile tespit edilebilir

    Gebelik takibinde yapılan ultrason görüntülemeler bebeğin sinir ve beyin gelişimi için çok önemli bilgiler vermektedir. Beyinin temel yapısı ve ventrikül adı verilen beyindeki karıncıkların genişliğinin belirlenmesi için önemlidir. Ayrıca omurga bütünlüğü de ultrason görüntülemelerle az bir yanılma payı ile saptanabilmektedir. Gebeliğin 21-22. haftalarında yapılan ayrıntılı USG bebeğin sinirsel gelişimini göstermektedir. Riskli gebeliklerde çocukta bir sorun olduğu şüphesi varsa gebelikte MR çekilebilmektedir. Bu bebeğin sinirsel gelişimini daha net olarak göstermektedir. Ancak MR uygun hastalara uygun koşullarda çekilmesi durumunda faydalı olmaktadır.

    Beyin hastalıklarına erken cerrahi müdahale hayat kurtarıcıdır

    Bebeğin sinirsel gelişiminde sorun olabileceği düşünüldüğünde, aileyi karşılaşabilecek sorunlar hakkında bilgilendirmek gerekmektedir. Doğumdan hemen sonra bebeği değerlendirip, düzeltici cerrahi tedavi planlanacaksa kazançların ve risklerin aileye anlatılması gerekmektedir. Bebeklerde, omurilik kaynaklı kese ile doğum (meningosel, meningomyelosel) ve beyindeki su karıncıklarının gelişmesi olarak tanımlanan hidrosefali, en sık karşılaşılan sinir sistemi problemleridir. Bu problemlerin cerrahi olarak çözümü mümkündür ancak hastaları yakın takip etmek gerekmektedir. Tekrarlayan ameliyatlar gerekebilmektedir. Kese ile doğan bebeklerde ilk aşamada keseler kapatılmakta, ilerleyen zamanlarda omurga veya gergin omurilik için ek cerrahi düzeltmelerin yapılması gerekmektedir. Hidrosefali hastalarında beyindeki fazla suyun ince yumuşak hortumlarla karın boşluğuna aktarılması işleminin gerçekleştirildiği şant ameliyatı gerekmektedir. Yapılacak tedavilerin vakaya özel olduğu, her hasta için değişik bir yol seçilebileceği bilinmelidir.

  • Sigara bel fıtığını tetikliyor

    BELİNİZDEKİ AĞRININ SEBEBİ FITIK OLMAYABİLİR

    Her organımıza büyük zararlar veren sigara, bel ağrısına da neden olabiliyor. Uzun saatler ayakta duran ve oturanların yanı sıra sigara kullananlar da risk altında bulunuyor. Sigaranın neden olduğu öksürük bile vücudu zorladığından fıtığa sebebiyet verebiliyor.

    Bel bölgesi, vücut ağırlığımızı taşıyarak yükü kalçadan bacaklara aktaran ve aynı zamanda günlük aktivitemiz içerisinde gövdemizin hareketli olmasını sağlayan bir yapıdır. Belimizde 5 adet omur ve bunların arasında kıkırdak yastıkçıklar (disk), eklem yapıları, bunlara destek olan kaslar ve diğer yumuşak dokular bulunur. Bel omurlarının yük taşıma, hareketlerimize katkı sağlama, omurilik ve sinir köklerine koruyuculuk gibi görevleri vardır. Bu bölgeden kaynaklanan sinirler, bacakların kas kontrolünü, duyusunu, idrar, gaita ve seksüel fonksiyonların kontrolünü sağlar. Bel ve sırt kasları zayıf olanların yanı sıra sigara içenlerin, uzun süre oturanların ve ayakta kalanların bel ağrısına yakalanma riski daha fazladır. Sigara belde kan dolaşımını azalttığından ağrıya neden olur. Öte yandan sigaranın sebep olduğu öksürük fıtığa da yol açabilir.

    KALP HASTALIKLARINDAN SONRA İKİNCİ SIRADA

    Bel fıtığı, insanoğlunun ayakta durmasının bir bedelidir. İki bel omurgası arasındaki süspansiyon görevi gören diskin daha sert olan dış katmanındaki bir çatlaktan iç kısımdaki kısmen daha yumuşak olan dokunun arkaya doğru yer değiştirmesi sonucu omurilik veya sinir köküne bası yapması ile oluşan bir hastalıktır. Bel fıtığının bulunduğu omurga seviyesi, bu segmentteki yerleşimi ve evresine göre çeşitleri vardır. En sık L5-S1 ve daha sonra L4-5 omurgaları arası görülür. Yerleşimine göre de en sık santral (orta hat) ve parasantral (orta hattın bir miktar yanında) da ortaya çıkar. Bel ağrısı, gelişmiş toplumlarda görülen kronik hastalıklar arasında kalp hastalıklarından sonra ikinci sırayı almaktadır. Cerrahi tedavi yapılan hastalıklar arasında ise beşinci sırada bulunmaktadır. Bu derece yaygın olan bel ağrılarını “akut” ve “kronik” olmak üzere 2 gruba ayırabiliriz. Akut bel ağrılarında genellikle ağrı birkaç gün içerisinde azalır ve birkaç hafta sonra tamamen geçer. Ağrı 3 aydan daha fazla sürüyorsa bu ağrıya kronik bel ağrısı denir.

    30’LU 40’LI YAŞLAR RİSKLİ

    Bel fıtığı en sık 30’lu, 40’lı yaşlarda görülür. 20 yaş altı veya 60 yaş üstünde görülme sıklığı daha azdır. Bu hastalık, ciddi iş gücü ve maddi kayıplara neden olur. Sosyo-kültürel olarak insanların gündelik yaşamlarını ve hayat kalitelerini önemli ölçüde etkiler. Yapılan çalışmalar insanların yüzde 80’inin hayatlarının bir döneminde bel ağrısı yaşadığını gösteriyor. Ama bu bel ağrılarının hepsi bel fıtığı değil. Çünkü beli ağrıyan hastanın yaklaşık yüzde 2 ila 5’inde bel fıtığı saptanmaktadır. “Belim ağrıyor, fıtığımın olma ihtimali de az, o zaman doktora gitmeme gerek yok!” düşüncesi çok büyük yanlış. Her hasta ameliyat gerektirmez. Adeta merdivenin basamakları gibi bu hastalığın tedavisinde de basamak basamak tedavi uygulamak gerekir. Öncelikle ilaçlarla, kısa süreli istirahatler vererek, hastanın gündelik hayatını tekrar bir gözden geçirmesini sağlamak gerekiyor. Bunlar yetmezse gerektiğinde fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanlarıyla el ele çalışılmalı. Tüm bu yapılanlardan sonra hastada anlamlı bir sonuç elde edilmezse ameliyat olması önerilir.

    OTURURKEN BELİNİZİ DESTEKLEYİN

    Bel fıtığının cerrahi tedavisinde mikrodiskektomi denilen yöntem kullanılıyor. Bunun yanı sıra hastaya özgü yapılan değerlendirme sonucu, fıtığının yerleşimine göre de uygun olgularda minimal invazif bir cerrahi yöntem olan endoskopik diskektomi de uygulanabilir. Bugün tıbbının geldiği nokta artık bu hastalığı korkulu bir rüya olmaktan çıkartıyor. Hastaların şikayetlerini doğru dinlenip iyice muayene edilerek irdelenmesi, doğru tetkiklerle tanının ortaya konması, hastaya özgü doğru tedavi stratejisinin belirlenmesi, cerrahi gereken hastalara da doğru cerrahi tekniğin uygulanmasıyla yüz güldürücü sonuçlar elde etmek mümkün. Günlük yaşamda fıtık ile karşılaşmamak için eğilerek iş yapmamaya özen göstermeliyiz. Yerden bir şey alırken dizleri kırmak, yükseğe uzanmaya çalışmamak ve ağırlık taşırken yükü iki kola eşit dağıtmak gerekiyor. Özellikle oturarak çalışanlar için dik durmak ve beli desteklemek de büyük önem taşıyor.

  • Boyun fıtığı (servikal disk hernisi)

    Boyun fıtığı (servikal disk hernisi)

    Boyun bölgesinde 7 adet omur bulunur. Omurlar arasında ikinci ve üçüncü omurlar arasından başlayan disk adı verilen kıkırdak doku bulunur. Boyun başımızı her yöne çevirmemizi sağlayacak hareket yeteneğine ve başın ağırlığını taşıyan bir yapıya sahiptir.

    Bu hareketleri omurlar arasında bulunan diskler ve eklemler aracılığı ile sağlar. Boyun omurları içerisinden omurilik geçer.

    Omurlar arasında bulunan deliklerden ise kol kaslarının hareketini sağlayan ve kolların duyusunu sağlayan sinirler çıkar. Disk materyali iki omur arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içinde ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur.

    Dış kılıfın zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok boyun ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek boyun fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle omuza ve kola vuran ağrıya yol açar.

    Kol ağrısı sinir köklerine bası olduğu için çoğunlukla boyun ağrısından daha şiddetlidir. Sinir köklerine olan basının düzeyine göre kol ve el kaslarında güçsüzlük ve uyuşukluk olabilir.

    Boyun Fıtığında (Servikal Disk Hernisi) Tedavi:

    Hangi hastalar ameliyat edilir

    1-Geçmeyen ağrıları (Sinir kökü üzerindeki basıya bağlı olarak kola vuran şiddetli ağrı) olan hastalar

    2- Sinir kökü üzerindeki basıya bağlı kuvvet kaybı gelişen hastalar

    Cerrahi de omurgalar arasındaki taşan fıtık alınarak sinirler ve omurilik rahatlatılır ve hareketi muhafaza etmek amacıyla omurgalar arasına disk protezi yerleştirlir