Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Kafatasında şekil bozukluğu ve trigonosefali nedir, kafamın bir kısmında kemik yoksa ne yapayım?

    Kafatasındaki şekil bozuklukları kimi zaman o denli rahatsız edici bir görüntü oluştururlar ki, bebek daha çok küçükken bile hemen dikkat çekerler. Bu gibi şekil bozuklukları ve de bunlara eşlik eden bıngıldak değişiklikleri, çekilen röntgenler ve bilgisayarlı tomografi ile de detaylı olarak incelenir tabii ki… Tüm kafatası şekil bozuklukları, deneyimli çocuk beyin cerrahi hocaları tarafından ameliyatla düzeltilebilmektedir. Burada verilmesi gereken en önemli mesaj ise şudur: Bu ameliyatların asla 1 yaşından sonraya bırakılmaması gerekir. Yoksa hem çok riskli olacaklar ve hem de sonuçlar pek göz doldurucu olmayacak…

    Kafatası şekil bozukluklarından biri olan trigonosefalide, alnın orta kısmında yukarıdan bakıldığında üçgen şekilli bir çıkıntı vardır. Henüz anne karnında iken ortaya çıkan bu anormallik o denli rahatsız edici bir görüntü oluşturur ki, bebek henüz doğduğunda bile hemen dikkat çeker. Bu şekil bozukluğunun ve buna eşlik eden bıngıldak değişikliklerinin çekilen röntgenler ve bilgisayarlı tomografi ile detaylı olarak incelenmesi gerekir. Kafatasındaki diğer tüm şekil bozuklukları gibi trigonosefali de deneyimli çocuk beyin cerrahi hocaları tarafından ameliyatla düzeltilebilmektedir.

    Kimi zaman kafatası kemiğinin kırılıp parçalandığı travmalardan sonra yapılan ameliyatlarda, kimi zaman da beyin ödemi nedeni ile beyni rahatlatmak için yapılan dekompresyon ameliyatlarında; kafatası kemiğinin bir kısmı yerinden çıkarılabilir. Böyle hastalar iyileştikten sonra, yapılacak ikinci bir ameliyatla; kafatası kemiğindeki eksik kısım kimi zaman hastanın kendi kemikleri ile, kimi zaman da kemik çimentosu ve benzeri malzemelerden üretilen yapay bir kemikle kapatılabilmektedir.

  • Diastematomyeli, tethered cord ve gergin omurilik sendromu nedir, meningosel ne demektir?

    Bifid kord, ayrık omurilik sendromu da denen bu tablo, yani diastematomyeli yarık omurilik anlamına gelir. Genellikle omurga kemiğinin ortasındaki kanal içinde uzanan tek bir organ iken, bir kemik yapı veya sert bir zar tarafından omurilik ikiye bölünmüş durumdadır. Bu anomalinin üstü normal bir cilt ile örtülü olduğu için dışarıdan görülmez; ancak çok detaylı radyolojik incelemeler sonucunda ortaya çıkar. Bir çocuğun veya bebeğin sinir sistemi muayenesi sırasında ortaya çıkan bir takım bulgular böyle bir durumdan şüphelenilmesini sağlayabilmekte ise de, bu anomali genellikle daha ileri yaşlarda bir takım ağır egzersizler sırasında veya doğum sırasında ortaya çıkabilen ani felçlerle anlaşılır. Böyle bir durum tespit edildiğinde hastanın deneyimli bir beyin cerrahı tarafından bir an önce ameliyat edilmesi gerekir. Tabii ki günümüzde bu işlem omuriliğin işlevleri ameliyat sırasında izlenmekte iken, yani nöromonitörizasyon altında yapılmaktadır.

    Gergin Omurilik Sendromu veya Kalın Filum Terminale adı verilen tablo ise, doğumsal omurga anomalilerinden bir diğeridir. Adı üstünde zaten, bacaklara giden sinirleri taşıyan omuriliğin gergin olması. Peki neden geriliyor bu omurilik, onu kim geriyor? Tabii ki bunun gerilimle veya stresle bir ilgisi yok. Normal bir omuriliğin sonradan gerilmesi de mümkün değil. Aslında bu doğumsal bir anomali. Yani bazı bebeklerin omurilikleri en alt ucunda çevreye yapışık oluyor. Bebeğin kemikleri, sinir sistemi dokusundan çok daha hızlı büyür ve sonuçta; çocuk büyüdüğünde sinir dokusundan oluşan omurilik, kemiklerden oluşan omurilik kanalından çok daha kısa kalır. İşte bazen bebeklik döneminde omuriliğin en alt kısmı o bölgedeki kemik yapılara yapışık, yani “tethered” olabilir; çoğu zaman da bu durumlarda omuriliğin en alt kısmı olan filum terminale, içinde yağ dokusu fazla olduğundan kalındır. Bu çocuklar büyüdükçe omurilik gergin hale gelir ve geceleri yatağa çiş kaçırmaktan tutun felce kadar ilerleyebilen pek çok bulgu ortaya çıkar. Kimi zaman çocukluk çağında konan bu teşhisin konması, bazen gözden kaçırıldığında yetişkin yaşları bulabiliyor. Bu hastalara tanı konulduğunda, bir an önce deneyimli çocuk beyin cerrahi uzmanlarınca bu yapışıklığın giderilmesi veya omuriliğin alt ucunu oluşturan filum terminale’nin kesilmesi gerekmektedir. Tabii ki günümüzde bu işlem de, nöromonitörizasyon altında yapılmaktadır. Böylece ameliyat sonrasında üzücü sonuçlarla karşılaşılmıyor.

    Meningosel ise omurgadaki kemiklerin arka kısmının açık olması yani doktorların deyimiyle spina bifida sonucu, omuriliği örten zarların içindeki beyin omurilik sıvısının yani BOS’un bir kese şeklinde ciltte yaptığı kabartıya verilen isimdir. Kimi zaman bu kabartının içinde sinirsel yapılar da olduğunda, doktorlar bu duruma memingomyelosel adını verirler. Bu tablo, doğumsal omurga anomalilerinden biridir ve anne karnında iken veya bebek doğar doğmaz tespit edilir. Genellikle kabartının üstü normal bir cilt ile örtülüdür, ancak böyle bir durum tespit edildiğinde hastanın deneyimli bir beyin cerrahı tarafından detaylı olarak incelenmesi gerekir. Çünkü bu duruma eşlik eden çok daha ciddi bir takım anomaliler olabilir. Eğer kabartının üstü normal bir cilt ile örtülü değil ise, yani kese patlamış ve beyin omurilik sıvısı-BOS dışarı akmakta ise veya patlamak üzere olan incecik bir kese söz konusu ise; bebeğin doğar doğmaz deneyimli bir çocuk beyin cerrahisi uzmanı tarafından acilen ameliyat edilmesi gerekir.

  • Beyin fıtığı, mega sisterna magna ve araknoid kist nedir?

    Beyin kapalı bir kutu içinde yerleşmiştir ve beynin bölümleri sağlam zar yapılar tarafından birbirinden ayrılmış durumdadır. Beyin ödemi olduğunda, yani beyin şiştiğinde beynin bazı kısımları fıtıklaşabilir. Beyin, bu kapalı kutunun en alt kısmındaki delikten çıkmaya kalkar, yani beyin sapı fıtığı olur. Ya da beynin bir bölümü şiştiği zaman bu bölümü sınırlayan kalın zarların altından çıkmaya, yani fıtıklaşmaya çalışır ve orta beyin fıtığı olur. Beyin fıtığının kendine özgü belirtileri ortaya çıktığı zaman, hastanın yaşamını kurtarmak için beyin cerrahları kimi zaman dekompresyon ameliyatı yaparlar; yani kafatasının bir bölümünü çıkarıp şişen beyine yer açmaya çalışırlar.

    Sisterna magna ise, hepimizin beyninde bulunan içi su dolu aralıklardan birinin adıdır. Bu aralıklarda beyin omurilik sıvısı yani BOS dolaşmaktadır. Mega sisterna magna tabiri, bu aralıklardan birinin normalden daha geniş olması haline verilen isimdir. Sonuçta bu bir hastalık veya risk oluşturan durum değildir. Sadece kişisel bir farklılıktır. Yani benim burnumun daha büyük, abimin çenesinin daha sivri olması gibi basit bir farklılık. Bu tip ifadelerin tetkik sonuçlarında yer alması ise bu raporları yazan uzmanların, gördükleri tüm farklılıkları bildirmek zorunda olmasından kaynaklanır.

    Araknoid kelimesi de beyni saran zarlardan birinin adıdır ve bu zarın lifleri arasında beyin omurilik sıvısı yani BOS dolanır. İşte bu sıvının dolanımı herhangi bir nedenle engellendiğinde o bölgede sıvıda bir göllenme, tıbbi adı ile bir kist oluşur. Nitekim beyin görüntüleme tetkiklerinde en sık rapor edilen durum, işte bu araknoid kistlerdir. Bu kistler bir tümör veya kötü huylu bir yapı değildir. Çoğu zaman bebeklikten beri orada duruyordur ve ileride de bir sorun çıkarmayacaktır. Ancak nadiren de olsa büyüdüklerinde ameliyat edilmeleri gerekebilir, bu yüzden de aralıklı yapılan tetkiklerle takip edilirler. Kimi zaman da, bir takım tümörlerden ayırt edilebilmeleri için daha detaylı tetkikler yapılması gerekebilir.

  • Bel-kalça-diz-bacak ağrıları: nerede –ne zaman-kime ameliyat olmalı

    Endüstriyel toplumlarda yaşam süresinin uzaması ile beraber sağlık sorunları da çeşitlilik kazanmıştır. Ayrıca makinalaşmanın ve gelişmenin getirdiği hareket azlığı, beslenme bozukluklarına bağlı gelişen obesite de sağlık sorunlarının hem çeşitliliğinin hem de şiddetinin artmasına sebep olmuştur.

    Özellikle orta yaş grubunu geçen nüfusun sık karşılaştığı sorunlardan biri olan kireçlenme dediğimiz (artroz) eklemlerin sorunu hastalarda tuttuğu yere göre şikâyet ve bulgulara sebep olmaktadır. Hastalar her zaman bu şikâyetlerinin nereden kaynaklandığını tam olarak ayırt edemeyebilirler. Bunun sebebi ağrının noktasal olmadığı çoğunlukla yayılım veya başka bir yere yansıma yaparak ağrı sebebinden uzakta hissedilmektedir.

    Kireçlenme dediğimiz hadise eklemlerde sıvı azalması, kıkırdak erimesi, eklem dejenerasyonu veya eklem daralması gibi isimlerle de anılmaktadır. Kireçlenmeye en çok maruz kalan eklemler değişken olmakla beraber kireçlenme sebebiyle belirti veren eklemler genellikle vücudumuzun en çok yüke maruz kalan ve en çok hareket eden (en çok kullandığımız) eklemleridir.

    Bel ağrısı, bacaklarda ağrı dizlerde ve omuzlarda ağrı en sık karşılaşılan ağrılardandır. Ve bu ağrılar değişik uzmanlık alanlarının ilgisindedir.
    Bel ağrısının birçok sebebi olmakla beraber; en sık rastlanılan sebepleri, bel fıtıkları, yaş ilerledikçe ortaya çıkan kireçlenme nedeniyle omurilik kanalı darlıkları, bel kayması, bel eklemlerinde ve omurlar arası kıkırdaklarda aşınma ve kireçlenme nedeniyle ortaya çıkan ağrılardır. Belde oluşan bu hastalıklarda ağrı çoğunlukla belde kalmaz bir veya her iki bacağa, uyluğa veya ayaklara yayılabilir. Dolayısıyla her iki alt ekstremiteye yayılan ağrıların sebebi ileri yaş grubu hastalarda omurga kökenli rahatsızlıklar olabilir.

    Aynı şekilde, dizlerde veya kalçada olan hastalıklarda da uyluk, diz, bacak veya ayak ağrısı olabilmektedir. Bu nedenle orta yaşı geçmiş bel ve/veya bacak –diz-kalça ağrısı olan hastalarda mutlaka hem bel bölgesi ve omurga hem de alt ekstremite eklemleri değerlendirilmeli ayırıcı tanı iyi yapılmalıdır. Bu tür hastalar mutlaka hem beyin cerrahisi hem de ortopedi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Ayırıcı tanı yapılıp ağrı ve diğer şikayetlerinin sebebi tam olarak belirlendikten sonra uygun branş hekimi tarafından tedavisi yapılmalıdır.

    Ya omurga ya da alt ekstremite rahatsızlığı olan hastaların tedavisi uygun branş hekimi tarafından yapılmakta iken, asıl sorun her iki bölgede de sorunu olan hasta grubunda çıkmaktadır, ki bu hasta grubu azımsanmayacak kadar yüksek bir orandadır zaman tedavi sıralaması nasıl olmalıdır:

    Hem bel hem de diz-kalça gibi alt ekstremite sorunu olan ancak ameliyat gerektirmeyen hastaların ilaç ve ameliyat dışı tedavileri her iki uzmanlık alanı tarafından aynı anda yapılabilmektedir.

    FAKAT

    Belinde ameliyat gerektiren ve bel ve bacaklarda ağrı sebebi olan bir kireçlenme sorunu olan aynı zamanda da kalça veya dizlerde ameliyat gerektiren kireçlenme sorunu olan hastalarda tedavi önceliğini çok iyi belirlemek gerekmektedir. Bu konuda maalesef birçok yanlışlıklar yaşanmaktadır. Her iki dizden ağrıları nedeniyle ameliyat olup protez takılan fakat ağrıları geçmeyen hastalar olduğu gibi belden ameliyat olup hala rahat yürüyemeyen ve bacaklarda dizlerde ağrısı olan hastalar vardır. Onun için ameliyat gerektiren kireçlenme-dejenerasyon- sorunu olan hastalarda ameliyat önceliğini belirleyen faktörler çok çeşitlidir.

    Hastanın yaşı, kilosu, ilerleyici nörolojik hasarı (felç-idrar –gaita kaçırma-his kaybı-ereksiyon kaybı…),hastanın isteği….vb. faktörler önceliği belirlemekte etken olmakla beraber:

    Omurgayı ve içindeki sinirleri (omurilik ve ondan çıkıp bacaklara giden sinirler) bir ağacın gövdesi olarak düşünürsek bacaklarımız ve içindeki ağrı algılayıcı ya da motor emir götürücü sinirler bu ağacın dalları olarak düşünülmelidir. Yani ağacın gövdesinde bir hasar ve dalında bir hasar varken dalını tedavi edip gövdedeki hasardan kaynaklı yakınmaları gideremeyeceğiniz gibi, gövdedeki hasarı tamir ettiğinizde daldaki hasardan kaynaklı bazı şikayetlerin düzelme ihtimali vardır. Yani belinden ameliyat olmuş hastalarda diz veya kalçalarındaki ağrılarında bir kısmı gidecektir ve belki hastanın tolere edebileceği bir ağrı seviyesine kadar gerilediği için diz veya kalça patolojisinin ameliyat gereksinimi ötelenebilir.

    BU NEDENLE

    Bacaklarda veya dizlerde ağrı şikâyeti ile ortopedi uzmanına başvurup diz veya kalçada aşınma ya da kireçlenme nedeniyle ameliyat kararı alınan hastaların ameliyat olmadan önce MUTLAKA bir beyin cerrahisine de görünüp bacaklarındaki ağrıya ve diğer şikâyetlerine katkıda bulunan bir bel sorunu olup olmadığı mutlaka bakılmalıdır.
    Yine aynı şekilde bacaklarda ağrı şikâyeti ve belde kireçlenme şikâyeti ile bir beyin cerrahisine başvuran orta yaşı geçmiş her hastanın

    MUTLAKA bir ortopedik değerlendirmeden geçmesi tedavinin başarısı için şarttır.

  • Endoskopik tümör cerrahisi

    Endoskopik yöntemler Kafa içerisinde iki ana bölgede kullanılır.

    1- Burundan girilerek ön kafa tabanında yapılacak operasyonlarda (örneğin hipofiz tümörleri),

    2- Ventriküler sistem adı verilen içi beyin-omurilik sıvısı ile dolu boşlukların etrafında yerleşen tümörlerde ve hidrosefalinin tedavisinde

    Endoskopik yöntemlerin temel avantajı kafa kemiklerini açmaya gerek kalmaksızın küçük bir delikten ilerlenerek tümöre ulaşılmasını sağlamasıdır. Ayrıca hidrosefalisi olan hastalarda hidrosefalinin tedavisi de bu yöntemle yapılabilir.

    Dezavantajı ise sınırlı sayıda el aletinin kullanılabilmesi nedeniyle çoğunlukla tümörün hepsinin çıkarılması oranının açık tümör cerrahilerine göre düşük olmasıdır.

    Endoskopik tümör cerrahisi yöntemleri, özellikle ulaşılması çok zor olan pineal bez, tektum ve suprasellar yerleşimli tümörlerde öncelikle biyopsi alınarak kitlenin türünün anlaşılmasını sağlar. Bu bölgenin bazı tümörleri radyoterapi ve kemoterapiye hassastır. Yani endoskopik girişimler bazı hastalarda büyük bir cerrahi girişimden kaçınılmasını ve hastanın daha az hasarla tedavi edilmesini sağlarlar.

  • Endoskopik cerrahi ve avantajları

    Endoskopik yöntemler uzun bir optik el aleti yardımıyla sinir sisteminin iç kısımlarının gözlenmesi ve buralarda cerrahi girişimler yapılmasına olanak sağlayan yöntemlerin tümüne verilen isimdir.

    Avantajları

    1- İleri derecede iyileştirilmiş görme keskinliği

    2- Hedefe çok yaklaşması ve çok yakına odaklanabilmesi

    3- İnce ve narin bir yapıya sahip olması

    4- Bazı endoskopi türlerinin gerekirse değişik açıları gözlemleyebilmesi

    Dezavantajları

    1- Sınırlı sayıda el aleti

    2- Tüm el aletlerinin teleskoba paralel çalışma zorunluluğu

    3- Beyin-omurilik sıvısı içinde çalışıldığı için en ufak bir kanamada bile görme keskinliğinin azalması

    Tüm kısıtlamalarına rağmen ulaşılması çok güç ve küçük beyin lezyonlarında ve hidrosefalide endoskopik cerrahiler insan beynine en az zararı veren yöntemlerdir.

  • Nedir bu spina bifida?

    Spina bifida, anne karnında embriyolojik dönemde, yaklaşık hamileliğin ilk bir ayında ortaya çıkan sinir sisteminin yetersiz gelişimine verilen isimdir. Tüm sinir sisteminde olabilir ama sıklıkla bel bölgesinde görülürler. Tümünde temel sorun çocuğun belindeki gelişim yetersizliğine bağlı oluşan sinir dokusu yani omurilik ve cilt katları arasındaki yapışıklıklardır. Bu yapışıklıklar ilerleyen yaşlarda hastanın boyunun uzaması ile birlikte omuriliğin yukarı doğru yer değiştirmesine engel olur. Sonuçta gergin omurilik sendromu ortaya çıkar, omuriliğin beslenmesi gerilmeye bağlı olarak azalır ve en sonunda omurilik hasarı meydana gelir. Spina bifida bir hastalık grubudur. Başlıcaları;

    Myelomeningosel: En sık karşılaşılan spina bifida alt grubudur. Maalesef bu çocuklar hemen her zaman bir veya daha fazla nörolojik sakatlıklarla doğarlar.

    Meningosel: Sırtta içi beyin-omurilik sıvısı dolu bir kese mevcuttur. Bu kese omurilik ile ilişkilidir.

    Lipomyelomeningosel: Sırtta içi yağ dolu bir kese mevcuttur ve bu kese de omuriliğe yapışıktır.

    Kalın filum terminale: Dışarıdan çıplak gözle tespiti çok zordur. Ancak bir çok hastada orta hatta bir küçük delik, belde kıllanma artışı veya renk değişiklikleri ile şüphelenilir.

    Ayrık omurilik malformasyonu: Aynı kalın filum gibi bu hastaların da cilt bulguları vardır. Cilt bulgularına ek olarak bir çok hastada bacaklar veya ayaklar arasında uzunluk ve/veya büyüklük farkları dikkati çeker.

  • Hidrosefali hakkında

    İnsan beyni, kafatasının içerisinde beyin-omurilik sıvısı (BOS) adı verilen bir sıvı tarafından çevrelenmiştir ve onun içerisinde yüzer haldedir. Bu sıvı, beynin bazı metabolik işlevlerini sürdürmesi için gereklidir. Bundan daha da önemlisi travmaya karşı beyni korur.

    BOS sabit bir hızda “ventriküler sistem” adı verilen ve beynin iç kısımlarında yerleşmiş olan odacıklarda üretilir ve beynin dışına doğru kanallarla iletilir. Beynin en dışındaki bazı yapılar tarafından da emilir. BOS hacminin arttığı durumlar “hidrosefali” (HS) olarak adlandırılır. Hidrosefali (Hydrocephalus) Yünanca “kafa” ve “su” kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiştir. Sorun çoğunlukla BOS emiliminin azalmasıdır.

    BOS emilimi iki nedenle azalır.

    1- BOS’nı emecek olan hücrelerin işlevlerini yerine getirememesi (emilim bozukluğu tipi HS, komünike HS).

    2- BOS’nın üretildiği yerden emildiği bölgeye taşıyan kanallarda tıkanıklık olması (tıkayıcı tipte HS, non-komünike HS).

    Tedavi: İki tür tedavi yöntemi mevcuttur.

    1- Bu sıvıyı başka bir vücut boşluğuna taşıyan “şant” sistemleri takılması. Bu yöntem hem emilim bozukluğu hem de tıkayıcı tip hidrosefalide kullanılabilir. Temel fikir, bir slikon boru yardımıyla beyin içerisindeki fazla BOS’u emilebileceği başka bir vücut boşluğuna aktarmaktır. Aktarılacak boşluk, çoğunlukla hastanın en büyük vücut boşluğu olan karnıdır. Ancak kalbe veya göğüs kafesi içerisine de aktarılabilir.

    2- Endoskopik yöntemlerle tıkanıklığın açılması veya bypass edilmesi. Bu yöntem adından da anlaşılacağı gibi sadece tıkayıcı tipte HS’si olan hastalarda kullanılabilir. Emilim bozukluğunu düzeltemez.

    Şant sistemleri uzun dönemli istenmeyen etkileri ve mekanik-enfeksiyon sorunlar ortaya çıkarma potansiyeline sahiptir. Ancak tüm HS türlerini başarı ile tedavi edebilir.

    Endoskopik yöntemlerin en büyük dezavantajı başarı oranlarının % 75-80 olmasıdır. Ayrıca açılan kanallar veya sıvıyı bypass etmek için açılan yeni delikler yeniden tıkanabilir.

    Aşağıda en sık yapılan endoskopik cerrahi olan “endoskopik üçüncü ventrikülostomi” operasyonuna ait görüntülere ulaşabilirsiniz.

  • Ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi

    Ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi

    Bu soruyu “Bel fıtığında ameliyat şart mı?” veya “Disk hernisi ameliyat edilmeli mi?” diye de sorabilirsiniz. Cerrahların tüm hastalarına ameliyat önerdiği gibi yanlış bir algı var. Oysa bizim ameliyat önerme oranımız taş çatlasa %10’u geçmez. Yani gördüğümüz her on hastanın en fazla birine ameliyatla tedavi öneriyoruz. Zaten bundan daha çok ameliyat yapmaya zamanımız da, enerjimiz de izin vermez. Eminim pek çok aklı başında cerrah meslektaşım için de durum bundan farklı değildir.

    Oysa unutmamak gerekir ki bir dahiliye doktoruna, nöroloji uzmanına vs. gittiğinizde bir tedavi önerisi veya bir reçete almadan asla dışarı çıkmazsınız. Zaten bir çözüm önerisi ile karşılaşmazsanız da hayal kırıklığına uğrarsınız. Benzer şekilde beyin cerrahınız da size bir çözüm önerisi getirecektir. Sanmayın ki bu her zaman ameliyat olmanız gerektiği anlamına gelsin.

    Bel fıtığı veya boyun fıtığı ameliyatı gerçekten söz konusu olduğunda ise, hangi tür ameliyatın gerekeceğine sizi tedavi edecek olan cerrah karar verecektir. Ancak hemen daima ilk basamakta halk arasında kansız ameliyat, tam kapalı ameliyat, lazer denen ve doktorlar arasında da minimal girişimsel müdahale, ameliyatsız cerrahi tedavi denen, cildi kesmeden ve fakat göze görünmeyecek denli küçük deliklerden girilerek; narkoz uygulamadan ve tabii çok düşük riskle yapılabilen endoskopik diskektomi, laparoskopik diskektomi, nükleoplasti, anüloplasti , hidrodiskektomi, ozon enjeksiyonu, lazer diskektomi gibi ameliyatlar gelir.

    Söz konusu yöntemleri uygularken gelişmiş teknoloji ürünü sistemler kullanılması zorunlu olduğu için masrafları doğaldır ki diğer ameliyatlara göre daha yüksektir. Ancak buna karşılık, deneyimli ellerde yapıldıklarında risk oranı yok denecek kadar düşüktür. Bu işlemler sırasında hasta uyutulmamakta, yani narkoz verilmeyen hastaya ameliyat; hasta uyanık iken lokal uyuşturma yolu ile yapılmaktadır. Bu sayede de hastanın hastanede bir gece bile kalması gerekmemekte, yani işlemden bir kaç saat sonra hemen ağrısız olarak ayağa kalkıp evine gidebilmekte; en geç bir hafta içinde de aktif yaşamına dönebilmektedir.

  • Omurilik tümörü nasıl tedavi edilir?

    Aslında omurilik tümörü kanser değildir. Yani omurilikteki tümör, kanserler gibi başka bir organa sıçramaz veya çok hızlı büyümez. Bunlar aslında iyi huylu tümörlerdir. Ancak küçük bir kapalı kemik kutu içindeki omuriliği sıkıştırmaları çok ağır sonuçlara yol açar.

    Omurilikten kollarımıza ve bacaklarına giden sinirler geçtiği için ortaya felçler çıkabilir, kişinin kol ve bacaklarındaki kaslarda sertleşme, kasılma olup hareketler kısıtlanabilir ve daha da kötüsü, hastada çişini ve büyük abdestini tutamama durumu ortaya çıkabilir.

    Bu tümörlere tanı konduğunda hemen ameliyat edilmeleri gerekir . Bunlara ışın tedavisi veya ilaç tedavisi yani kemoterapi verme şansı da yoktur. Zaman içinde felçler ortaya çıktıktan sonra, söz konusu felç durumu ameliyatla bile geri döndürülemez.