Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Bel fıtığı nedir ? Nedenleri nelerdir?

    Bel fıtığı nedir ? Nedenleri nelerdir?

    Bel bölgesinde 5 tane omurga bulunur. İki omurga arasında yastıkçık görevini üstlenen yapıya disk denir. Diskin, çevresini saran zarı yırtarak dışarı çıkmasıyla bel fıtığı sorunu ortaya çıkar.

    Bel Fıtığı Nedenleri

    Ağır yük kaldırma

    Düşme, çarpma, kaza

    Yanlış ve ters hareketler

    Aşırı kilo

    Sigara

    Genetik etmenler

    Bel Fıtığı Belirtileri

    Bel ağrısı

    Bacak ağrısı

    Bacakta uyuşma, güç kaybı, hissizlik

    Daha ileri seviyede idrar kaçırma

    Bel fıtığına belirtti olan şikayetler uzun süre yürüme, uzun süre ayakta kalma , öksürme, ıkınma durumunda artabilir.

    Doktorun çeşitli muayene yöntemlerinin yanı sıra MR tetkiki altın standarttır.

    Bel Fıtığı Tedavisi

    Bel fıtığının seviyesine ve hastanın yaşadığı şikayetlere göre ameliyatlı ya da ameliyatsız bel fıtığı tedavisi tercih edilir.

    Ameliyatsız Bel Fıtığı Tedavisi

    Bel fıtıklarının yaklaşık %95’i ameliyatsız tedavi edilebilir. Kalan yaklaşık %5’lik kısımdaki fıtıklar ameliyat gerektirir. Ameliyat gerekmeyen hafif derecedeki bel fıtığı hastalarına şunları öneriyoruz:

    Dinlenme

    Fizik tedavi

    Bel kaslarını güçlendirici hafif egzersizler

    Yüzme

    İlaç tedavisi

    Bel Fıtığı Ameliyatı

    Şiddetli bacak ağrısı varsa

    Bacakta güç kaybı ve hissizlik mevcutsa,

    Kaslarda incelme görülüyorsa,

    Fıtığın seviyesi idrar kaçırmaya neden olacak kadar ilerideyse ameliyat olmanız gerekebilir.

    Bel fıtığı ameliyatı narkozsuz ya da narkozlu olabilir. Biz sadece belirli bir bölgeyi uyuşturarak, yani epidural anestezi altında ameliyat yapmayı tercih ediyoruz. Hastanın ameliyat sırasında bilincinin açık olması, hareket edebilmesi ve ameliyat sonrasında normal hayata daha erken dönebilmesi açısından narkozsuz ameliyatı daha uygun görüyoruz. Bir diğer tercih ettiğimiz yöntem mikrocerrahi diskektomi yöntemi. İşin içine mikroskobun girmesiyle daha detaylı, daha güvenli ve daha konforlu bir ameliyat süreci yaşamış oluyoruz. Ayrıca çok küçük kesi açıldığı için yaranın iyileşme ve hastanın normal hayatına dönme süresi daha hızlı oluyor.

    Bel Fıtığı Ameliyatı Sonrası

    Bel fıtığı ameliyatı bölümünde bahsettiğimiz gibi narkozsuz mikrocerrahi diskektomi yöntemi sayesinde hastanın normal hayatına dönmesi daha hızlı oluyor. Ameliyat sonrasında pansumana ve dikişi aldırmaya gerek duyulmaz. Ameliyattan ortalama 2 saat sonra hasta hareketlendirilir. 1 hafta içinde de normal yaşamına, ev ya da iş hayatına dönebilir.

  • Epilepsi (sara) cerrahisi

    Epilepsi tanım: Beyindeki nöron gruplarından kaynaklanan anormal elektriksel deşarja epilepsi denilmektedir.

    Görülme sıklığı: Özellikle kısmi kompleks nöbetlerin %12.5 – %25’i dirençli epilepsidir.

    Dirençli epilepsi: Yeterli doz, süre, optimal antiepileptik ilaç kan düzeyi ve uygun seçilen antiepileptik ilaçlara rağmen nöbetleri kontrol edilemeyen epilepsilerdir.

    Epilepsi Cerrahisi Tarihçesi

    Sir Viktor Horsley;1886 yılında ilk defa beyin ameliyatıyla epilepsiyi önlemeye çalışmış,

    Forster; birinci Dünya savaşından sonra travmatik epilepside skar rezeksiyonu yapmış,

    Falkoner; İlk defa amigdala hipokampektomiyi yapmış,

    Van vaganen; İlk komissurotomi yapmış,

    Bogen; İlk kallozotomi ameliyatını uygulamıştır.

    Epilepsi Nedenleri

    Bilinmeyen nedenler (muhtemelen genetik), bilinenler ise genetik-kromosomal anormallikler, perinatal hasarlar, beyin enfeksiyonları, tümorler, damar hastalıkları, kafa travması, dejeneratif beyin hastalıkları, metabolik ve hormonal hastalıklar, bazı ilaçlar ve alkol çekilme, diğerleri (porphyria, eklmpsia v.b) gibi durumlarda sara nedenleridir.

    Hangi Hastalara Epilepsi Cerrahisi Uygulanır?

    Öncelikle ameliyata alınacak hasta ilaca dirençli epilepsi olmalıdır. Nöbetler yüksek dozdaki antiepileptik ilaçların yeterli kan düzeyine rağmen kontrol edilemeyen olmalıdır. Bu ilaçların kabul edilemeyen yan etkileri ortaya çıkması ve hastanın yaşam kalitesini bozması hasta seçiminde göz önünde bulundurulur. Bir veya birden fazla antiepileptik ilacın kullanılmasına rağmen, tonik-klonik nöbetler veya tekrarlayan kısmi kompleks nöbetler kişinin mesleğini yürütemiyor, araba kullanamıyor, sosyal yaşamını engelliyor ise, böyle durumlardaki hastalar epilepsi cerrahisi için tetkik edilir. Diğer taraftan, beyinde doğuştan veya sonradan lezyonu olan hastalarda cerrahi tedaviye daha erken karar verilebilir.
    Bu şekilde beyinde lezyonu olan hastaların ilaca direnç göstermeleri yanında, epilepsi cerrahisinde başarı oranı yüksektir. Genel bir kural olmamakla birlikte epilepsi cerrahisine karar vermeden önce, hastalar en az 1–2 yıl antiepileptik ilaçları düzgün olarak kullanmalıdırlar. Nöbetler çok sık oluyor ve normal yaşantısını engelliyorsa, cerrahi tedavi epilepsi başlangıcından itibaren 1 yıl içinde yapılabilir.

    Hangi hastalar epilepsi cerrahisi uygulamasını zorlaştırabilir?

    1- Hastanın ilerleyici bir hastalığı olması epilepsi cerrahisi başarısını düşürmektedir.
    2- Ciddi sistemik tıbbi hastalığı olanlarda epilepsi cerrahisinin yarar ve zararları göz önünde bulundurulmalıdır.
    3- Zekâ düzeyi düşük (IQ<70) hastalara rezektif cerrahi yapılamamakta, çünkü genellikle yaygın veya birden fazla epilepsi nöbet odağı bulunduğundan, cerrahi sonucu genellikle başarısız kılmaktadır.
    4- Temporal lobektomi ameliyatı yapılacak olan hastanın WADA testinde karşı taraf temporal lobda hafıza fonksiyonu bozuksa, cerrahi sonrası hastada ağır demans oluşacağından cerrahi uygulanmamalıdır.
    5- Cerrahi öncesi incelemelerde hasta ile kooperasyon kurulamıyorsa cerrahi karardan vazgeçilmelidir.
    6- Nöbetlere bağlı olmaksızın aktif, kronik psikozu olan hastalara cerrahi kararı alınmamalıdır.

    Epilepsi Cerrahisi Teşhis Yöntemleri

    Her epilepsi merkezi doktorlarının bireysel tecrübeleri dâhilinde, farklı kriterleri, inceleme teknikleri ve cerrahi yaklaşımlar uygulamaktadır. İncelemenin amacı, her hasta için en uygun cerrahi yöntemini belirleme veya kontrendikasyon varsa ortaya çıkarmaktır.

    Epilepsi incelemeleri 4 evreden oluşur;

    Evre I: Noninvaziv testler ve saçlı deri yüzey elektrodlarla video/EEG monitorizasyonu
    Evre II: Bilateral karotis anjiografisi ve intrakarotis sodyum amobarbital testi
    Evre III: invazif intrakranyal elektrodlarla video/EEG monitorizasyonu
    Evre IV: Cerrahi tedavi

    Dirençli epilepsili hastaların araştırılmasında manyetik rezonans görüntüleme (MRG) mezial temporal sklerozun gösterilmesinde uygun bir görüntüleme yöntemidir. Pozitron Emission Tomografi (PET) temporal lob epilepsili hastaların %70, frontal lob epilepsili hastaların yaklaşık % 60’ında hipometabolizma alanları olarak görüntülenmektedir. PET’in teşhis doğruluğu oldukça yüksek olup, %5’in altında ise yanılması vardır. SPECT, özellikle interiktal SPECT, PET’den daha az duyarlı ve özellikli olup, iktal SPECT ise nöbet odağını tanımlanmasında özellikle de temporal lob dışı epilepsili hastalarda, oldukça yararlı bir teşhis yöntemidir.

    Nöropsikolojik değerlendirme, epilepsi cerrahi öncesi incelemede standart bir yöntemdir. Bu testler duyu algılamanın, konuşmanın, belleğin, entellektüel fonksiyonları ve kişilik yapısını değerlendirmeye yardımcı olur. Böylece beynin kognitif fonksiyonların korunduğu veya bozulduğu alanları lokalize etmeye yardımcı olmaktadır. Sıklıkla kognitif fonksiyonların bozulduğu alanlarla nöbet odaği arasında bir ilişki vardır.

    Cerrahi öncesi evre 1 incelemenin en önemli kısmı ise yüzey elektrodlarıyla yapılan uzun süreli video/EEG monitorizasyonu oluşturur. Video/EEG kayıtları, nöbet tipini ve yerleşimini göstermede büyük katkılar sağlamıştır. Nöbetlerinden en az 3 veya daha fazlası gözlenene kadar monitorizasyona kesintisiz devam edilir. Nöbet arası ve nöbet döneminde hastanın görüntüsü ve eş zamanlı EEG’si kaydedilir. Nöbetleri ortaya çıkarmak için hastanın antiepileptik ilaçları sıklıkla azaltılır veya tamamen kesilir. Uyku ve uyanıklık sırasında nöbet arası kayıtlar ve nöbet anı EEG değişiklikleri, farklı EEG kayıtları incelenerek nöbet baslangıç odağı veya alanı araştırılır. Kaydedilen nöbetlerin klinik özellikleri ve eş zamanlı EEG bilgileri arasında ilgi bağı kurulur. Belirli bir epilepsi odağı olan hastalara yüzey EEG’si ile kesin bir lokalizasyon yapılamayabilir. Kas ve hareket artefaktları, derin yapılardaki nöbet başlangıcından deşarjların lateral neokortikal alanları bilateral simetrik yayılımları veya deşarjların yüzeysel elektrotlara yansımaması nedeniyle olabilir. Bu durumlarda cerrahi öncesi Evre I incelemesinin diğer muayene sonuçları, anormalliğin yerleşimi veya tarafı yardımcı olabilir.

    Evre II incelemesi: Evre I incelemelerini tamamlayan ve halen cerrahi aday olduğu düşünülen hastalara bilateral karotis anjiografisiyle sodyum amobarbital testi (WADA) testi yapılır. Bu test ile konuşma dominansının olduğu hemisfer tayin edilir ve hemisferlerin bellek için yeterliliği ölçülür. Evre I ve Evre II, cerrahi öncesi incelemelerini takiben tüm bilgiler, epilepsi cerrahi ekibiyle gözden geçirilir. Daha az zararsız testlerle belirli bir odağı kesin olarak saptanamayan ya da nöbet odakları önemli kortikal fonksiyonu olan alanlarla çeliştiği için güvenle rezeksiyonu yapılamayacak hastalardır. Bu hastalar cerrahi öncesi evre III incelemesine tabi tutulur.

    Evre III incelemesi: Hastaya invazif elektrodlarla kayıt planlaması uygulanır. Hastaya daha önceki incelemeler doğrultusunda, nöbet başlangıcı olabilecek alanlara yalnızca derin elektrotlar, subdural strip, grid veya epidural strip elektrodlar veya bunların kombinasyonu yerleştirilir. Derin elektrotlar temporal lob epilepsili hastaların kesin lokalizasyonu yapılamayan durumlarda en başarılı olanıdır. Lateral neokortikal nöbetli hastalar subdural gridle daha kesin gösterilebilir. Daha az zararlı beyin elektrodlarıyla yapılan kayıtlar yüzey elektrodla yapılan kayıtlardaki gibi en az 3 tipik sara nöbeti gözleninceye kadar devam edilir. Video/EEG kayıtları yüzey elektrodlarla yapılan kayıtlar aynı tekniklerle yapılır. İnvazif beyin elektrodları tipine ve sayısına göre degişen oranlarda bazı komplikasyonları da vardır.

    Evre IV: Evre I, II ve gerektiginde Evre III’ten sonra amaliyat için iyi aday kabul edilen hastalara uygulanır. Ameliyat sonrası başarı oranını ve cerrahi sırasında veya sonrasında olabilecek riskler anlatılarak, ameliyat önerilir. Ayrıca beyin rezeksiyonu öncesi veya sırasında elektrokortikografi kayıtları yapılarak ameliyatın sınırları belirlenebilir. Elektrokortikografi (EcoG) sayesinde beynin yüzeylerden veya içerisindeki derin yapılardan kayıtlar yapılır. Böylece gözlenen nöbet arası deşarjlara göre epileptojenik alanın genişliği tespit edilebilir.

    Epilepsi Cerrahi Teknikleri

    Anterior temporal lobektomi, Selektif amigdala hipokampektomi, Kallozotomi, Hemisferektomi, Multipl subpial transeksiyon, Vagal sinir sitimülatörü sayılır.

    Anterior temporal lobektomi (ATL): En sık yapılan ve en başarılı sonuçlar alınan epilepsi cerrahisi yöntemidir. Baskın hemisferdeki ameliyat konuşma fonksiyonların haritalanması ile daha kısıtlı yapılabilir. Mezial temporal baslangıçlı olduğu bilinen nöbetlerde sadece selektif amigdalohipokampektomiyi tercih eden merkezler de vardır. Nöbet kontrolü ATL’de %70 civarındadır. Ancak % 10–15 hastada auralar devam edebilir. % 20–25 hastanın nöbetlerinde önemli derecede iyileşme gözlenir. % 10–15 hastada önemli degişiklik olmaz. Sonuç olarak % 85 hastada nöbet kontrolünde önemli bir iyileşmeler görülür. Cerrahi sonrası hastaların çoğu cerrahi öncesine göre daha az ilaç kullanırlar. Yaklaşık %10–20 hastanın ilaçları tamamen kesilir.

    Frontal lobektomi: Temporal lobektomiden sonra ikinci sıklıkla yapılan cerrahidir. Frontal lobun çok geniş olması, bir alanından kalkan epileptik nöbetlerin hızlıca birden fazla komşu beyin alanlarına yayılır. Derin beyin yapılarından kaynaklanan epilepsi odağını kaydetmek zor olduğundan frontal lob nöbet odağının yerleşimi oldukça güçtür.

    Kallozotomi: Bu cerrahi yöntem ilaca dirençli birden fazla veya bilateral ve birbirinden bağımsız odakları olan ya da nöbet odağı tanımlanamayan hastalara uygulanır. Bu yöntemin en etkili olduğu nöbetler atonik, tonik ve tonik-klonik nöbetlerdir. Ameliyat birçok hastada korpus kallosumun 2/3 ön kısmının kesisi epilepsi nöbet sıklığını önemli ölçüde azalmak amacıyla yapılır. Bu kesi yapılanlarda bazen hastalarda ise ikinci bir girişimle korpus kallozumun geri kalan arka kısmı kesilir.

    Hemisferektomi: Yalnızca beynin bir yarısından kaynaklanan ve şiddetli nöbetleri olan çocuklarda yapılan cerrahi tekniktir. Ameliyat öncesi bu hastalarda tipik olarak karşı vücut yarısında hemipleji, dokunma ve görme kaybı gibi nörolojik bulgular vardır.

    Multipl subpial transeksiyon ve parsiyel hemisferektomi: Bu teknik ilk kez 1989’da Morrel ve arkadaşları tarafından tanımlanmıştır. Bu teknikle fonksiyonel kolonların bütünlüğünü sağlamak amacıyla, 5 mm aralıklarla beynin vertikal lifler korunarak yatay lifler kesilir. Bu sayede duysal, motor ve lisan gibi önemli fonksiyonu olan beynin kortikal alanlardan başlayan nöbetlerin kontrolü veya sıklıkla önlenmektedir. Ameliyat sonrası önemli nörolojik sekele yol açmadığı bildirilmektedir. Bu teknikle nöbet kontrolünün etkinliği iyi bilinmemekle birlikte, ümit verici çalışmalar bildirilmektedir.

    Sonuç olarak

    1) Bir multidisipliner ekibin birlikte yürüttüğü dirençli epilepsi hastaları günümüzün modern noninvazif veya invazif inceleme teknikleri ile araştırılması sayesinde epileptik odak tanımlanabilmektedir.

    2) Epilepsi odağı tanımlanan hastalara uygun cerrahi teknik uygulamasıyla dirençli epilepsilerde oldukça başarılı cerrahi sonuçlar alınmaktadır.

    3) Epileptik hastaların uzun süreli kullandığı antiepileptik ilaçlar azaltılıp kesilmekte ve bu ilaçların yan etkilerinden hasta korunmaktadır.

  • Baş dönmeleri ve dengesizlik

    Baş dönmesi kişinin kendisinin veya çevresinin dönmesi olup oldukça sık rastlanılan bir şikayettir. Baş dönmesi hastanelerin acil servislerine baş vuran hastaların % 25 şini teşkil ederler. Baş dönmesi ve dengesizlik şikayeti (Arnold Chiari )beyincik sarkmasının öncü şikayetleridir. Beyincik sarkmasının 4 tipi vardır en sık görüleni Tip-1 olanıdır.

    Beyincik sarkması doğuştan beyincik etrafındaki kemik yapılarının darlığı veya beyincik içerisindeki yapışıklıklar, beyincik içerisindeki su kanalların kapanması nedenleriyle beyinciğin boyundaki omurilik kanalına doğru uzamasıdır.

    Hastalık genellikle 25-35 yaşları arasında görülmelerine rağmen çocuklarda daha nadirir. Son yıllarada görüntüleme teşhis yöntemlerindeki sık kullanılmasıyla teşhisi daha kolay ve hızlı konulmaktadır. Hastalığın kalıtsal geçişi iyi bilinmekle birlikte kadınlarda erkeklere rağmen daha sık görülmektedir. Beyincik sarkmalarının % 40-60 ında omurilik kanalı içerisinde sıvı ( sirengomyli) bulunur.

    Bu hastalarda şikayet ve bulguları çok fazla olup hastaların % 30 ‘ hiç bir şikayet vermezken %70 ise ilerleyici ve ciddi nörolojik şikayetlerle hastanelerin değişik polikliniklerine başvururlar. Bu hastalarda öksürük ve hapşırma gibi kafa içi basıncını artıran hareketler sonrası baş dönmesi, baş ağrısı, boyun ağrısı, görme şikayetleri dışında spesisifik işaretleri yoktur. Bu hastalar Nöroloji, Beyin cerrahi, Psikiyatri, KBB, Göz hastalıkları, Göğüs hastalıkları, Kardioloji, Dahiliye, Fizik tedavi ve acil servislere gibi pek çok polikliniklerine başvurmaktadırlar.

    Hastalalarda görülen klinik bulguları;

    1: Oto nörolojik işaretler: baş dönmesi, dengesizlik, kulak çınlaması,işitme kaybı

    2: Kafa içi basın artamasına bağlı baş ağrısıdır bu ağrı enseden başlayıp gözlerin arkasına doğru ve boyuna ve omuzlara yayılan ağrılardır.

    3:Omurilik siniri içerisinde sıvı birikimine bağlı şikayetler bu durum hastaların % 40-60′ ında görülür. Kollarda kas güçsüzlüğü, duyu kaybı ve ellerde beceri ve koordinasyon bozuklukları görülmektedir.

    4:Göz bulguları: gözlerin arkasında basınç ve ağrı, bulanık görme, çift görme, işığa ve güneşe bakamama.

    5: Beyincik şikayetleri. dengesizlik, koordinasyon ve beceri bozuklukları yutma güçlüğü, ses kısıkığı, ellerde titremeler, uyku apnesi

    Beyin sinir Omurilik cerrahsi uzmanı Prof. Dr. Hidayet Akdemire göre geçmeyen baş dönmesi ve baş ağrıları çeken hastaların bir beyin sinir cerrahi uzmanı tarafından muayene edilerek teşhis için gerekli görüntüleme tekniklerinin (beyin MR, beyin BT, odiometrik gibi testler) yapılmasını önermektedir.

    Beyincik sarkaması diğer hastalıklarla karıştırmayın

    Beyin ve beyincik damar tıkanmaları, demiyelizan hastalıklar, polinöropatiler, omurilik tümörleri omurilik damar yumakları (AVM, kavernom). Boyun omurlarındaki sinir sıkışmaları, romatizmal ve kanser hastalıkları ve uyku apnesi. Psikojen hastalıkalar (depresyon, panik atak, stres, anksiyete)

    Başdönmesi (vertigo) ve degesizlik nasıl tedavi edilmektedir

    Tedavideki öncelik altta yatan birincil hastalığın tedavisidir. Örneğin kulak kaynaklı baş dönmeleri ilgili KBB hekimi tarafından tıbı veya cerrahi yöntemlerele tedavi edilmektedir. Beyincik kaynaklı baş dönmeleri (vertigo) ve dengesizlik ise nörololjk branşlarda ( Beyin cerrahi ve Nöroloji hekimlerince, psikojen kaynaklı olanları ise Psikiyatristlerce tedavi etmektedir.

    Beyin cerrahisini ilgilendiren baş dönmesi (vertigo) ve dengesizliği beyincik sarkması tedavisi teşhisde olduğu gibi ntedavide pek çok yenilikler vardır.

    Tedavinin temel sorusu beyincik sarkması hastaya şikayet veriyormu vaya şikayet vermiyormu bunun cevabını bulmaktır. Bu yüzden MR bulgularındaki sarkmadan ziyade hastanın şikayetleri esas alınmalıdır. Malesef bu doğumsal anomalinin tıbbı tedavide ilaçların yeri yoktur.Nörolojik cerrahlar bu hastalığı tedavi etmeden öncelikle hastalığın tipinin doğru tanımlamalıdır. Cerrahi tedavide amaç ense bölgesinde sıkışan beyin yapılarındaki basıyı gidermek, beyin omurilik suyunun akışındaki engeli kaldırarak bu suyun akışını sağlamaktır. Hastaya uygun doğru teknik uygulandığında cerrahi başarı mükemmeldir.

    Çocuklardaki beyincik sarkamalarında tedavi genelikle ilerleyici nörolojk bulguları olanlarda, beyin sapı ve beyinciğe ait bası bulguları tedavi edilmelidir.

    Baş dönmesi ( vertigo) ve dengesizlik şikayetlerinden korkmayıp bu hastalığın sebebini doğru araştırılması ve uygun teşhis yöntemleri kullanılması ve doğru cerrahi tedavi yöntemi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

  • Çocuklarda beyincik tümörü (medulloblastomlar)

    1925 yılından beri bilinen bu beyincik tümörü çok ayrı hücresel ve klinik özellikeri olan ve oldukça habis karekterli bir beyincik tümör tipidir.Beyinciğin çocuklarda en sık tümörü olup, tüm primer beyin tümörlerininin % 4- 10 teşkil ederler. Ancak çocukluk yaşı tümörlerin % 15-20 sini teşkil etmektedir. Erkek kadın oranı, 4/3, 2/1 gibi erkeklerde biraz daha fazla görüldüğü bildirilmektedir. Sıklıkla hayatın ilk 10 yaşında görülürken, tüm medülloblastomların % 70′,i 8 yaşından küçük çocuklarda görülmelerine rağmen, yenidoğan döneminden 70′ li yaşlara kadar her yaşta görülür. Medülloblastomların ayrı bir subgrubu olan desmoplastik medülloblastomlar daha büyük çocuklarda örneğin 20 yaş üzeri kişilerde görülmektedir. Klasik olarak medülloblastomlar beyinciğin orta kısmı veya 4 ventrikülün tavanından orijinlenen bir orat hat tümörü iken, desmoplastik medülloblastomlar ise daha lateral yani serebellar hemisfer yerleşimlidirler. Medülloblastomlar histopatalojik olarak küçük sitoplazmalı oval hiper kromatik çekirdekli oldukça fazla hücresel yoğunluğu olan tümörlerdir. Medülloblastomlar klasik olarak orta hat tümörü olduğundan 4. ventriküldeki beyin omurilik sıvısının (BOS) akımı engellediğinden kafa içi basıncı artması ( KİBA) hidrosefaliye sekonder gelişir. Baş ağrısı bulantısız ve adeta fışkırır tarzda kusma sabahları erken saatte başlar adeta çocukları uykudan uyandıran öncü şikayettir. Bu öncü şikayet daha sonra devamlı ve inatçı hale gelirki bu şikayet çocukları beyin cerrahlarına götüren şikayetlerdir. Baş ağrısı ve kusma şikayetlerini, KİBA bağlı çift görme 6. ve 4. kranial sinir felçleri takip eder. Bunlardan başka serebellum ana görevleri olan denge ve koordinasyon bozuklukları görülür. Nörolojik muayenede ise papil ödemi özellikle KİBA ya bağlı ortaya çıkar, bazen görme kaybı ile hastanelere değişik branş doktorlarına götülür. Bunlara ilaveten ataksi, nistagmus, değişik kranial sinir felçleri de görülür.

    Teşhis
    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin magnetig rezonans (MR) tekniği bu lezyonların tanınmasında oldukça önemli güvenilir noninvazif bir test yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin bilgisayarlı tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörleri (örneğin epandimom) gibi tümörlerde lezyonun kalsifikasyonların olup olmadığını gösterme hususunda MR tekniğine nazaran ilave ek bilgiler sunmaktadır. Beyin damar anjiografi gibi test yöntemleri bu lezyonların tanısında yeri yoktur. Ancak beyincikte damarsal bir lezyon düşünülen olgularda beyin damar anjiografi testi, gerekli olabilir. Sonuç olarak bir beyincik tümörü düşünüldüğünde teşhis günümüzün ileri teşhis yöntemleriyle çok çabuk, hızlı, güvenilir bir şekilde konulmaktadır. Günümüzde beyincikteki medulloblastom teşhisi için kandan tümör belirleyici testleri yoktur.

    Tedavi:

    Tüm beyincik tümörleri olduğu gibi eğer doktor preoperetif dönemde beyincikteki lezyonun medullablastom olduğunu düşünürse hastanın yeteri kadar zamanı da (herniasyon riski) varsa bu lezyonların kraniospinal aks boyunca BOS yoluyla yayılım yaptığından böyle bireylerin tüm spinal kanalın yayılım açısından tetkik edilmesi önem arzetmektedir. Bu lezyonların tedavi stratejisinde öncelikle lezyonun mümkünse cerrahi olarak gros total rezeksionu yapılmalıdır. Tecrübeli bir cerrah beyincik ameliyatı esnasında böyle bir lezyonun nereden orijinlendiğini ve nerelere doğru büyüdüğünü bilerek cerrahiyi yönetir. Çünkü beyincik tümörleri ameliyatı esnasında tüm anatomik dokuların hayatı fonksyonları önem arzetmektedir. Sadece lezyonu tamamını almak ne kadar önemli ise bunun yanında 4. venriküldeki BOS akımının restorasyonu bir o kadar daha önemlidir. Ayrıca bu tümörlerin ameliyat esnasında, komşu normal anotomik dokuların içerisinde çok önemli kranial sinirlerin çekirdekleri olduğu önem arzetmektedir. Tümörün tamamı alındıktan sonra histopatalojik rapor medulloblastom olarak teyid edildikten sonra tedavinin ikinci aşamasında onkolojik tedavi (çocuğun yaşı uygunsa radoterapi ve kemoterapi ) eklenmelidir. Burada bu lezyonun tüm kraniospinal aksa yayılıp yayılmadığı sorusu cevaplanmalıdır.

    Sonuç: Bu tümörler yaşam süresi malesef 5 yıllık oran % 25-70 arasında değişmektedir. 2 yaşından büyük çocuklarda total eksizyon yapılan ve radyoterepi verilenlerde 5 yıllık yaşam süresi % 60 olarak beklenir. Ancak son yıllardaki bazı raporlarda daha uzun süreli yaşam süreler bildirilmektedir.

  • Beyincik tümörleri (kistik serebellar astrositomlar)

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir. Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşirken, çocucukluk çağı beyin tümörlerinin % 60-70 ise beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir. Erişkinlerde ensık beyin tümörü glial tümörlerlerden (astrositomlar) görülürken buna karşılık ensık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblatomlardır. Çocukluk çağı lösemilerden sonra ensık görülen tümör beyincik tümörleridir. Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri ( medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoidve epidermoid kistler v.b). Erişkin beyincik tümörleri içerisinde özellikle erişkinlerde pontoserbellar köşe bölgesisinde en sık görülenler ise (Schwannoma, meningioma, araknoid ve epidermoid kistler,plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, metastazlar v.b)

    KİSTİK SEREBELLAR ASTROSİTOM

    Bu beyincik tümörü çocukluk çağı beyin tümörlerinin ortalama % 10-20 sini teşkil ederler. En sık hayatın ilk 5 yaşlarında görülür. Erkek ve kadınlar görülme oranları arasında bir fark yoktur. Çocuklardaki kistik serebellar astrositomların iyi bir prognozu var. Kesinlikle bu çocuklar diğer beyincik tümörleri olan medulloblastoma, epandimomlar ve beyin sapı gliomalı lezyonlardan daha iyi sonuçları vardır. Bu tümörlerin tamamı alındığında uzun süreli yaşam oranları vardır. Çünkü bu lezyonların sadece % 5-20’i histolojik olarak habis seyirlidirler.

    Hastalığın Hikayesi

    Bu çocukların çoğu birkaç haftalık süreli sabahları baş ağrısı ve kusma şikayetleri başlangıçlıdır. Bu şikayetler başlangıçta hiç bir zaman beyincik tümörü düşünülmeden başka hastalıklar ön tanısı ile tedavi edilmeye çalışılır. Bu öncü şikayetler zamanla devamlı ve inataçı hale gelir.

    Şikayet ve Bulgular

    Bu çocuklar da öncelikle kişilik değişikleri anormal yürüyüşler, çift görme ve şuur seviyesinde değişiklikler olur. Ense ağrısı, kalp hızında yavaşlama (bradikardi), nefes alma sıklığında azalma (bradipne), hipertansion şikayetler ve bulgular beyin sapında basınc artmasına bağlı gelişir. Şuur bulanıklığı ve kapanması daima kötü prognozu gösterir. Gözlerde basınç artması (papil ödemi) ve bazende optik atrofi görülür. Kafa içi basınç artmasına ( KİBA) bağlı 6. kranial sinir felci takriben bu hastaların % 15’de görülmektedir. Bundan farklı olarak baş dönmesi ve diğer kranial sinir felçleri nadiren görülür. Trunkal ataksi sıktır. Daha büyük çocuklarda ise şüpheli olmakla beraber tandem yürüyüş vardır. Büyük çocuklarda dismetri sıktır. Nistagmus daha az sıklıkla görülür. Serebeller fits daha nadir görülen bir tablodur.

    Teşhis

    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin Magnetig Rezonans (MR) tekniği bu lezyonların teşhisinde oldukça önemli güvenilir noninvazif bir test yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörlerinde (örneğin epandimom, kistik serebellar astrositomlar) gibi tümörlerde lezyonda kalsifikasyonların olup olmadığını gösterilmesinde MR tekniğine nazaran ilave ek bilgiler sunmaktadır. Beyin damar anjiografi test yöntemi bu lezyonların tanısında yeri yoktur.Ancak von-Hippel Lindou hastalığı düşünülenlerde beyin damar anjiografisi yapılmalıdır. Bu test ile tümörün etrafıdaki damarsal patolojileri göstermektedir. Sonuç olarak bir beyincik tümörü düşünüldüğünde teşhis günümüzün ileri teşhis yöntemleriyle çok çabuk, hızlı, güvenilir bir şekilde konulmaktadır. Beyincikteki kistik serebellar astrositomların teşhisinde kandan tümör belirleyici testleri malesef yoktur.

    Ayıcı tanıda özellikle kistik komponentli olan von-Hippel lindau hastalığı akılda bulundurulmalıdır.

    Tedavi

    Tüm beyincik tümörleri olduğu gibi eğer doktor ameliyat öncesi dönemde beyincikteki lezyonun kistik serebellar astrositom olduğunu düşünürse sadece von-Hippel lindou hastalığı olup olmadığını ekarte etmelidir. Kistik serebellar astrositomları tedavi stratejisinde öncelikle lezyonun mümkünse cerrahi olarak tamamı çıkarılmalıdır. Tecrübeli bir cerrah beyincik ameliyatı esnasında böyle bir lezyonun nereden orijinlendiğini ve nerelere doğru büyüdüğünü bilerek cerrahiyi yönetir. Çünkü beyincik tümörleri ameliyatı esnasında tüm anatomik dokuların hayatı fonksiyonları önem arzetmektedir. Kistik serebellar astrositomlarda özellikle kist içerisinde sarı renkli kistik mayi bu tümörlerin özelliğidir. Ayrıca kistik kısma eşlik eden soliter tümör genellikle kanamasız, yumuşak kıvamda lezyonlardır. Soliter tümörün tamamı alındıktan sonra histopatalojik rapor atrositom düşük evreli olarak olarak teyid edildirse tedaviye ilave adjuvan radyoterapi veya kemoterapi gerek yoktur. Ancak histopatalojik astrositomun malign tipi rapor edilirse postoperetif dönemede adjuvan radyoterapi ve kemoterapi gerekir.

    Sonuç

    Bu tümörler eğer kistik serebellar astrositom ise ve total olarak çıkartıldı ise sonuçları mükemmeldir. Çünkü bu lezyonların sadece % 5-20 histopatolojik olarak habis niteliktedirler.

  • Hangi baş ağrıları daha tehlikelidir?

    Ağrı vücutta herhangi bir organın hasar oluşturma potansiyeliyle uyarılara algılama cevabı olup, hoşa gitmeyen bir duygu veya vücudun alarm sistemidir. Baş ağrısı tüm dünyada hekimlere başvuran hastalar arasından en sık görülen şikayettir. Baş ağrıları iki grup altında incelenmektedir;

    1: Birincil baş ağrıları ( Migren, Gerilim ve Küme baş ağrıları v.b)

    2: İkincil baş ağrıları Beyin dokusu yapılarından veya vucudun başka bir organlarındaki hastalıkların beyine yayılması sonrası ortaya çıkan ağrılardır. Bu grub baş ağrıları daha tehlikeli olup önemli baş ağrısı nedenleridir. İkincil baş ağrıları; öncelikle erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ölüm veya ciddi kalıcı sakatlıklara neden olmaktadır. Bu durum hem hasta yakınlarına hemde ülke ekonomisine olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

    İkincil baş ağrıları ;

    1:Beyin damar hastalıkları; Beyin kanamalarının en iyi bilinen ve en ölümcül olanı damar balonlaşmaları (anevrizma) ve beyin damar yumaklarıdır (arteriö-venöz malformasyon). Beyin damar balonloşmaları: genelikle doğuştan veya sonradan oluşurlar. Çocukluk yaş grubu beyin kanamalarının en sık, erişkin yaşındaki beyin kanamalarının ise ikinci sık nedenidir. Bu damar hastalıkları özellikle 40 yaşından sonra zaman zaman baş ağrısı şikayetiyle alarm vermeye başlar. Ancak hastalar ya hekime gitme ihtiyacı duymazlar ya da gittiği doktor tarafından daha sık görülen ve daha iyi bilinen (sinüzit, stres, migren, gerilim, soğuk algınlığı) gibi baş ağrısı nedenleriyle karışabilir. Beyin damar balonlaşmasına bağlı baş ağrısı; genellikle enseden başlayıp sonra başın ön kesimine doğru yayılır. Bu hastalıklardaki baş ağrısı, beyin kanamasına neden olmadan erken teşhis ve tedavi edilirse hastalar ciddi nörolojik sakatlıklar veya ölüm riskinden korunabilir. Beyin kanamaları tıbbın en korkulan ve sakatlık bırakan hastalıkların başında gelir. Beyin kanamasından korunmak için bunun nedenlerinden (balonlaşma, hipertansion, beyin damar yumaklarının) erken tanınması, önleminin alınmasına bağlıdır.Toplumda beyin damar balonlaşması nedeniyle beyin kanaması geçirip veya geçirmeden baş ağrısı şikayeti ile başarılı beyin ameliyatı geçirmiş ve eski işine dönen pek çok sağlıklı birey vardır.

    2:Beyin tümörlerine bağlı görülen baş ağrılarıda iyi bilinmesi gereken ağrı tipidir. Bu hastalıklardaki baş ağrısı başlangıçta kişiyi sabahları uykudan uyandıracak tarzda olup daha sonra günün ileri saatlerinde sürekli hale gelen niteliktedir. Beyin tümörlerine bağlı baş ağrılarını bulantı, kusma ve çift görme şikayetleri izler. İnatçı baş ağrısı şikayetini bulantı, kusma özellikle çift görme şikayetleri takip ederse bu durum aksi ispat edilinceye kadar beyin tümörü lehine yorumlanmalıdır. Beyin tümörlerindeki baş ağrıları yaygın ve devamlı olup, özellikle öksürme, ıkınma, hapşırma esnasınada artarken, kusma ile geçici bir rahatlama olur. Buradaki baş ağrısı sonraları devamlı ve inatçı haline gelirki hastayı genellikle hekime götürür. Beyin tümörüne bağlı baş ağrılarının erken, doğru teşhisi ve tedavisi oldukça önemli olup, hastaları ölüm ve sakatlıklardan kurtarır.

    3: Yüksek tansion ve yaralanmalara bağlı beyin kanamaları sonrası ortaya çıkan baş ağrıları önemli ve tehlikelidir. Yüksek tansion toplumun en sık hastalıklarından biri olup beyin kanaması yapmadan hafif ensede odaklı baş ağrılarıdı. Yüksek tansion iyi başarılı tedavi edilemezse küçük veya büyük beyin kanamalarına neden olabilir ki bu durum hastaları ölüm ve ağır sakatlıklarına neden olabilir.Özellikle ileri yaşlarda düşme ve yaralanmalara bağlı beyin zarları (subdural) arasında olan kanamalarıda hafif baş ağrılarına neden olur. Bu grub hastalarda baş ağrısı şikayeti ile hastenelere baş vururlar. Hastalar eğer zamanında doğru ve erken teşhisi konulup başarılı ameliyat edilirlerse baş ağrısı ve diğer nörolojik şikayetlerden kurtulurlar. Bu çeşit beyin kanamalarıda zamanında müdahale edilmezse ölüm ve kalıcı sakatlıklar kaçınılmazdır.

    4:Sinüzitelere bağlı baş ağrıları iyi bilinen ve hekimin öncü tanıları arasındadır. Sinüzitlere bağlı baş ağrısı başın ön kısmında daha selim bir ağrı şeklidir. Bu ağrılar günün ilerlemiş saatlerinde ortaya çıkar, özellikle nazal akıntı ve diğer şikayetlerle birlikte görülür. Antibiyotiklerin yoğun kullanıldığı ülkelerde sinüzit tedavileri hem kolay hemde çok zordur. Eğer sinüzitler uygun ve spesifik tedavileri yapılamaz sa menenjit, beyin absesi gibi çok daha ciddi ağır beyin hastalıklarına dönüşebilir. Menenjit veya beyin absesinin tedavileri daha zordur. Başlangıçta baş ağrısı ile doktora giden hasta ölüm ve nörolojik sakatlıklara neden olan ağır beyin hastalıklarına dönüşebilir.

    5: Trigeminal ve oksipital nevralji ağrıları; kranial sinirlerin hastalıklarına bağlı zonklayıcı ve nöbetlerle ortaya çıkan çok şiddetli bıçak saplanır gibi çok şiddetli ağrılardır. Bu ağrı daha çok tek taraflı ve nadiren iki taraflı olup bir ileri yaş hastalığıdır. Eğer genç yaşlarda trigeminal nevralji görülürse daha çok multipl sklereoz ile birliktedir. Kadınlarda daha sık görülüp ve sol taraf yüz daha fazla etkilenir. Buradaki yüz ağrılarını karekteristik özelliği hastalar yemek yerken, soğuk- sıcak su içerken, konuşurken, dişini fırçalarken ortaya çıkar adeta elektrik çarpması tarzında olan çok şiddetli tek taraflı nöbetlerle gelen ağrılardır. Başlangıçta seyrek ağrı atakları tarzında gün içeresinde görülürken ve geceleri uykuda pek ortaya çıkmaz. Hastalık kronikleştikce nöbet sayı ve sıklığı artar. Trigeminal nevralji ağrılarında başlangıçta ilaç tedavisi uygulanır. Değişik anti-epileptik ilaçlar nevralji ağrısını tedavi eder.Ancak zamanla bu ilaçlar ağrıyı kontrol etemede başarısız kalırken bazende ilaçlara bağlı yan etkiler ortaya çıkar. Dirençli yüz ağrıları veya ilaca intolerans gelişen nevralji ağrılarında kapalı ve açık değişik beyin ameliyatları uygulanmaktadır. Bu ameliyat teknikleri sayesinde hastalar dayanılmaz yüz ağrılarından kurtulmaktadır.

    Baş ağrısı için nelere dikkat edilmeli?

    1: Önceliklle kişinin hayatında daha önceleri hiç yaşamadığı çok şiddetli baş ağrısı ortaya çıkarsa, ağrı enseden başlayıp başın ön kısmına doğru yayılıyorsa vakit geçirmeden nörolojik bilimler hekimine başvurulmalıdır.

    2: Baş ağrısı özellikle bulantı, kusma ve çift görme gibi şikayetlerle birlikte oluyorsa nörolojik bilimler hekimine başvurulmalıdır.

    3: İleri yaşlarda düşme veya yaralanma sonrası hafif kafa travması sonrası baş ağrısı olanlar zaman zaman bilinç bulanıklığı gösterenler nörolojik bilimler hekimine başvurmalıdır.

    4: Kendisinde sinüzit olduğunu bilen bir birey baş ağrılarının tipi ve yayılımı değiştiğinde nörolojik bilimler hekimine başvurmalıdır.

    5: Yüksek tansionu olduğu bilinen kişi verilen tansion düşürücü ilaçları düzenli kullanmalı ve kan basıncı normalleştirilmelidir.

    Sonuç:

    Baş ağrısı toplumda en sık hekime başvuru şikayeti olup, asla hafife alınmamalıdır. Baş ağrısı vucudun dışa yansıyan bir refleks cevap olup, doğru okunması ve uygun yaklaşımla tedavisi yapılmalıdır. Baş ağrısından korkmadan geç kalmaktan korkulmalıdır. Baş ağrısı şikayeti dikkatli bir nörolojik muayene yapılmadan özellikle ağrının oluş sebebini araştırmadan yapılan tıbbı yaklaşımlar çok ciddi sakatlıklara ve ölümlere neden olan bir şikayettir.

  • Beyincik sarkması

    Tanım: 19 yüzyılın sonlarında 1860 yıllarında Alman Patolog Chiarı kendi adını verdiği beyincik ve beyin dokularının sarktığı 4 çeşit doğumsal anomaliyi tanımlamıştır.

    Tip 1: Arnold- Chiari (A-C Tip 1) anomalisinin de beyinciğin tonsillalarının servikal spinal kanal içerisine uzanmasıdır.

    Tip 2: Arnold- Chiari (A-C Tip 2) anomalisinin de ise beyinciğin tonsillaları yanında beyincik yapılarının servikal omurilik kanalı içerisine uzanması söz konusudur. Bu tip anomalide birlikte beraberinde bel bölgesinde myelomeningosel kesesi bulunmaktadır.

    Tip 3: Arnold- Chiari (A-C Tip 3) anomalisininde ise boyun bölgesinde myelomeningosel kesesi ile beraber orta beyin yapılarının kese içerisine bulunmasıdır.

    Tip 4: Arnold- Chiari (A-C Tip 4) anomalisinin de ise beyincik dokularının gelişmemesi yanında orta beyin dokuları da sarkmıştır .

    Tip- 1 Beyincik sarkması :

    Bu tip anomalinin ana özelllliği beyincikteki tonsillalarının foramen magnum altında servikal omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır.. Bu hastalıkta Beyin Omurulik Sıvısının (BOS) hem beyin, hemde omurilik kanalında dolanımı bozulması sonrası beyin içerisinde basınç değişikliklerine ve kafa içi basınıncın artmasına yol açmaktadır.

    Bu hastalığın oluşumunda ileri sürülen 3 teori vardır;

    1: Hidrodinamik teori ;kafa içi basıncı ile omurilik kanalı arasındaki basınç farkı

    2: Mekanik teori; beyincikteki yapışıklılara bağlı olarak BOS dolanımın bozukluğu söz konususdur

    3: Yanlış gelişim;yaygın gelişimsel bozukluğun bir lokal uzanımı olarak beyincik dokuları uzamıştır.

    Tip- 1 Beyincik sarkması genellikle gençlik çağında daha sık görülmektedir. En sık görülme yaşı 20-30 yaşlardır. Kadınlar da erkeklere nazaran daha sık görülmektedir.Çocukluk çağında görülmektedir.

    Tip- 1 Beyincik sarkması: Klinik şikayetleri ve Bulguları:

    Beyincik sarkması en sık şikayetleri özellikle aralılklı artan kafa içi basıncı sonrası baş, ense, boyun ve omuzlardaki ağrıdır. . Baş ağrısı özellikle geceleri uykudan uyandıracak tarzdadır.Baş ağrısı genellikle bulantı bazende kusma ile birlikte görülebilir. Baş ağrısını ense bölgesindeki bazen omuzlara doğru yayılan ağrıları ve sertlikle takip eder. Ağrı zaman zaman olur bazen hiç olmaz bunun nedeni BOS dolanımındaki aralıklı seyirdir. Ayrıca omuz, bel veya bacak ağrıları görülür bu ağrılar yansıyan tarzda değildir.Ense, omuzlar ve kollardaki ağrı ve basınç veya baskı hissi en sık şikayetlerdir. Bu ağrıları baş dönmesi dengesizlik şikayetleri takip eder. Artan kafa içi basıncının yansıması olarak gözlerde bulanık görme, çift görme, gözlerin arkasında ağrı ve basınç hissi işığa ve güneşe bakamama şikayetleri vardır.En sık olarak (% 70) nörolojik defisitlerden özellikle motor ve duyu defisitleri ekstremiteler de olup bu bulgu omurilik kanalı içerisinde kist olanlarda görülür.Bundan sonra % 30- 40 oranında yürüme bozukluğu (ataksiler) görülür.Daha az sıklıkla % 15-25 oranında yutma güçlüğü, konuşma bozukluğu, nistagmus, ve beyincik kranial sinir felçleri görülür.Beyincik bir denge merkezi olduğu için beyincik baskı altında olduğu için özellikle ince hareketler veya koordine hareketler bazende ellerde titremeler görülür.Ataksi başlığı altındaki denge bozukluğu baskındır.

    Çocukluk ve adelosan çağı ilerleyici skolyozların % 30 unda Tip 1 beyincik sarkması birlikte bulunur görülür

    Teşhis

    Bu malformasyonun incelemesinde günümüzün en iyi tetkik yöntemi Magnetik Rezonans Görüntülemedir (MRG). Servikal MRG incelemesinde bir veya her iki beyincik tonsillasının foramen magnumun altında uzanmasıdır.Ancak bu sarkma numerik olarak çok da anlamdı değildir. Çünkü beyincik sarmasındaki sebeb olaylar farklı olduğundan örneğin 3 mm lik bir sarkma bile beyincik sarkmasını şikayet verir hale getirebilirken veya 8 mm lik sarkma hiç bir zaman şikayet vermeyebilir. Bu tip anomalilerde beraberinde birlikte küçük posteriör fossa, platibazi, atlanto-oksipital asimilasyon veya baziler invaginasyon gibi anomaliler eşlik edebilir.Bu yüzden boyun bölgesisinin 3 boyutlu Bilgisayarlı Tomografi testleri ile bu anomalilerin bulunup bulunmadığı dikkatlice araştırılmalıdır.Beyin tomografi testinde beyincik ve foramen magnumun kemiksel anotomik detaylar incelenir. Bu inceleme Cerrahi stratejide oldukça önem arzetmektedir.Ayrıca beyin içerisinde BOS dolanımı için beyin BOS dinamiği gözden geçirilmelidir.. Arnold-Chiari malformasyonun % 50-60 ında hidro-sirengomyeli kaviteleri birlikte görülmektedir.

    AYIRICI TEŞHİS

    Bu hastalar genellikle hastanelerde bir çok değişik branşlarda tetkik ve tedavi edilirler Bu konuların başlıcaları;

    1: Baş ağrısı nedeniyle nöroloji polikliniklerine tetkik ve tedavi edilriler,

    2:: Baş dönmesi başlığı altında öncelikle vertigo diye araştırılırlar,

    3:: Boyun fıtğı nedeniyle beyin cerrahi ortopedi fizik tedavi ve ağrı polikliniklerinde araştırılırlar,

    4: Depresyon başlığı altında psikiyatrı kliniklerince tedavi edilirler

    5: Uyku apnesi başlığı altında ve solunum problemi nedeniyle göğüs hastalıkları tetik edilriler

    6: Bazen göğüs ağrısı nefes darlığı nedeniyle kardiaoloji kliniklleri tarafından tetki edilirler

    7: Bulantı şikayeti ile gastro-entroloji jkliniklerince tetkik edilirler.

    8: Beyinciğin demyelinizan (multipl skleroz) hastalıkları

    Tedavi

    Bu anomalinin tedavisi cerrahidir. Malesef bu anomalinin tıbbı tedavisi yoktur. Tedavide ana soru bu anomali şikayet veriyormu yoksa vermiyormu bu sorunun cevabı çok önemlidir. Cerrahi tedavinin amacı, kranio-servikal bölgede bozulan nöral yapıları rahatlatmak ve BOS dolanımını düzeltmek için arka çukur kemik yapıları restore etmektir. Beyincik sarkması tip 1’ cerrahi tedavisindeki uygulananan ameliyat teknikleri; suboksipital kraniektomi, araknoid yapışıklıkların giderilmesi, tonsillar rezeksion ve duraplastidir.

    Suboksipital dekompresyon yapmadan önce önden bası nedenleri; platibazi, C-1 asimilasyonu tanımlanmalıdır.Böyle durumlarda beyincik sarkması eşlik eden diğer anomaliler doğru tanımlanmalıdır Bu durumda ağız yoluyla öndeki bası kaldırıldıktan sonra enseden cerrahi girişim düşünülmelidir.

    Arnold-Chiari malformasyonunda hidro/sirengomyeli gibi birlikte spinal kavitasyonu olan olgularda, sirengo-subaraknoid,sireno-plevral shunt gibi alternatif cerrahi teknikler uygulanmaktadır.

    Pediatrik A-Chiari malformasyonu olgularda ilk problem cerrahi endikasyondur. Bu yaş grubunda A-Chiari tip 1 teşhisi çoğunlukla tesadüfi bulgudur. Bu yaş grubu olgularında cerrahi tedavi konusunda kesin bir konsensus yoktur. Erişkin grubu Arnold-Chiari malformasyonları cerrahi tedavi sonuçlarında; özellikle suboksipital kraniektomi, C-1 laminektomi, duraplasti yapılan olguların % 100 şikayetlerde iyileşme, sirengomyeli olguların % 80 sirengomyeli kavitasyonda küçülme görülmektedir.

    Sonuç olarak: Tip-1 beyincik sarkması bir doğumsal anomali olup oluşumunda bir mekanik blok sonrası sinir elamanları basısı ve BOS dolanımı engellenmesi söz konususdur. Genellikle genç erişkin yaşında değişik subjektif veya objektif şikayetleri vardır. Bu şikayetler arasında en sık olanları baş ağrısı,boyun ağrısı ve omuzlarda ağrı sıktır: Hastaların %60 ında beraberinde spinal omurilik içerisinde sirengomyelik kavitasyon bulunur. Teşhisde servikal MRG altın standart olup beyincik tonsillaları servikal spinal kanal içerisine yer değiştirmiştir. A- Chiari tip 1 in tedavisi cerrahidir.Cerrahi tedavide suboksipital dekompresyon, duraplasti en sık yapılanıdır. Eğer cerrah ameliyat esnasında ense bölgesindeki, varsa kemik,baskıları kaldırıırsa veya beyincik içerisisndeki BOS dolanımını engelleyen nedeni ortadan kaldırısa cerrahi tedavinin sonuçları mükemmeldir Böyle durumlarda beyincik sarkması şikayetlerin tama yakın iyileşmektedir. Eğer Beyincik sarkmasının nedeni ortadan kaldırılmazsa malesef şikayetlerde iyileşme beklenmmelidir. Böyle başarısısz durumları ayırıcı teşhiste bulanan hastalıkaları veya diğer beyincik hastalalıklarını gözden geçirilmelidir.

  • Trigeminal nevralji ve tedavisi

    Hastalığın Tanımı: Yüzün tek tarafında olmak üzere, çok kısa süreli şimşek tarzındaki ağrıdır. Yüz ağrısı bazen yemek yemek, soğuk veya sıcak su içmek, diş fırçalamakla ortaya çıkarken, bazen de konuşmakla bile ortaya çıkar.

    Trigeminal Nevralji (TN) Nedenleri;

    1: Primer ( atar damar, toplar damar basısı)
    2: Sekonder (Beyin urları, beyin damar yumakları ve balonları, kafa travması, multipl skleroz, v.s)

    Hastalığın genel özellikleri ve görülme sıklığı;

    Bir ileri yaş hastalığı olup genellikle orta ve ileri yaşlarda görülmekle birlikte, en sık 50–60 yaşlarında görülür.
    Gençlerde görülürse genellikle multipl skleroz sorumludur.
    Kadınlarda erkelere nazaran daha fazla görülmektedir.
    Yüzün sol tarafı sağ tarafına nazaran daha fazla etkilenir.
    Tüm TN’lerin %3–6’ sı iki taraflıdır.
    Görülme sıklığı: Yılda 100 000/4.7’dir.

    TN Hastalığının şikayetleri ve bulguları;

    Genellikle tek taraflı olmak üzere nadiren iki taraflı aralıklarla gelen çok şiddetli yüz ağrısı olup bu ağrı yemek yemek, sıcak veya soğuk su içmekle, konuşmakla, diş fırçalamak esnasında ve uykuda (nadiren) ortaya çıkar. Nörolojik muayene genellikle normal olup, sekonder TN’lerde primer hastalığa ait beyincik ve kranial sinir tutulumuna ait bulgular ve şikayetler görülebilir.

    TN Hastalığının Tanısı;

    Günümüzde bu hastalığın teşhisi oldukça kolay olup iyi bir hikâye ve nörolojik muayene ile konulabilir.
    Bu hastalığın teşhisinde kullandığımız nörogörüntüleme takniklerinden Magnetik Rezonans (MR) oldukça faydalı bilgiler vermesi yanında yüz ağrısının nedenlerini gösterebilmektedir.

    TN Hastalığının Ayırıcı Tanısı;

    1: Diş Hastalıkları: En sık ayırıcı tanıda rastalanan olup, hastalarda genellikle bir veya birden fazla diş çekimi hikayesi vardır.
    2: Sinüzit: Hava sinüsleri iltihabı
    3: Baş ve boyun kanserleri
    4: Kafa travması
    5: Çene eklemi ağrıları
    6: Atipik fasial nevralji gibi rahatsızlıklar sayılır.

    TN Tedavisi;

    1: Tıbbı tedavi: Anti epileptikler(karbomezapin, difenil hidantoin)
    2: Cerrahi tedavi

    A: Destriktif işlemlemler

    1: Radyofrekans termokoagulasyon
    2: Radyosurgery (gamaknife)
    3: Trigeminal yollara enjeksiyonlar (gliserol, alkol)
    4: Periferik nörektemi

    B: Nondestriktif işlemler

    1: Perkütan gasser ganglionun balon kompersyon
    2: Mikkrovasküler dekompresyon (MVD)

    Trigeminal nevralji tedavisinde günümüzde en fazla kabul gören tedavi yöntemi uygun hastalarda MVD cerrahi tekniğidir. Bu cerrahi tekniğin uygulandığı hastalarda arter sinir basısı ortadan kaldırılırsa başarlı sonuç % 90 üzerindedir. Ancak hasta genel sistemik durumu nedeniyle anestezi almada yetersiz olanlara, destriktif işlemler başarıyla uygulanmaktadır.

    TN Sonuç;

    Evre 1: Ağrının tamamen geçmesi
    Evre 2: Ağrının tekrarlaması
    Evre 3: Ağrının hiç geçmemesi

  • Beyin tümörleri ve tedavisi

    Tanım: beyin dokusu hücrelerinden, zarlarından, beyindeki sinirlerden ve kafatasından kaynaklanan iyi veya kötü huylu olarak olarak gelişen kitleler beyin tümörleri olarak adlandırılır. Beyin tümörleri doğuştan olabildiği gibi sonradan da gelişebilir. Beyin tümörünün kendisi kitle etkisi ile beyin içi basıncı artması sonrası beynin içerisinde baskı yaparak sinir sistemi şikâyetlerine sebep olmaktadır. Bu şikâyetler tümörün bulunduğu bölgelere bağlı olmak üzere, genellikle iyi huylu tümörlerde uzun süreli şikayetler olup, kötü huylu tümörlerde ise daha kısa süreli şikayetler kendilerini gösterirler.

    Beyin tümörlerinin belli başlı şikâyetleri

    Baş ağrısı
    Kusma
    Bayılma (epilepsi)
    Kişilik bozulukları
    Hafıza bozukulukaları
    Vücudun bazı bölgelerinde kısmi veya kalıcı felçler
    Fiziksel yetenek kayıpları
    Duyu bozuklukları

    Tüm beyin tümörleri genellikle primer veya sekonder olarak iki grupta incelenir. Sekonder beyin tümörleri, genellikle vücudun herhangi başka bir yerindeki organlardan başlayıp beyine sirayet eden kanserlerdir. Primer beyin tümörleri ise, beynin kendi dokularından ve kemiklerden kaynaklanan urlardır.

    Beyin tümörlerinin nedenleri

    Genellikle bilinmemekle birlikte, bazı tümörlerde hazırlayıcı nedenler vardır. Bunlar;

    1: Genetik nedenler
    2: Hormonal nedenler
    3: Radyasyon
    4: Sigara
    5: Bazı kimyasal boyalar
    6: Bazı ilaçlar
    7: Kafa travması vb.

    Beyin Tümörlerinde Tanı

    Günümüzde gerek primer gerekse sekonder tümörlerin teşhisi oldukça kolay ve hızlı bir şekilde konulmaktadır. Beyin tümörü teşhisinde kullanılan tetkik yöntemleri;

    1: Bilgisayarlı Tomografi
    2: Magnetik Rezonans
    3: Pozitron Emisyon Tomografidir.

    Beyin Tümörlerinde Tedavi

    1: Cerrahi tedavi
    2:Radyoterapi (kötü huylu tümörlerde)
    3. Kemoterapi (kötü huylu tümörlerde)

    Beyin tümörlerinin tedavisinde her bir tedavi şeçeneğinin kendisine has endiksyonları ve kontrendiksayonları vardır. Cerrahi kararında hastanın yaşı, tümörün ihtimali tipi, tümörün bulunduğu yeri, lezyonu niteliği, şikayetlerin bu lezyona bağlı olup olmaması ve en önemlisi histopataloljik teşhisin konulması ve ileri tedavilere yol gösterici olamasıdır. Ancak ameliyat karar alırken öncelikle bu ameliyatı hastaya ne getireceği ve götüreceğini çok iyi hesaplanmalıdır. Örneğin iyi huylu bir beyin tümöründe amaç bu lezyonun mümkünse tamamını çıkarmak olmalıdır. Böyle tümörlerde ilave bir tedaviye gerek olmayabilir. Buna karşı çok habis bir beyin tümöründe sadece beyin biyopsisi amaçlanabilir. Yavaş gelişen tümörlerde ise daha radikal yaklaşımlar planlanabilir. Habis tümörlerin cerrahisinde bulunduğu yere göre strateji izlenirken beraberinde eşlik eden rayoterapi ve kemoterapi eklenir.CCNCNCN

  • Boyun fıtığı ve tedavisi

    Tanım: Boyun omurgaları arasında amörtisör görevi yapan disk dokusunun yırtılması veya dejenerasyonu sonrası ortaya çıkan bir tablodur.

    Hastalığın Genel Özellikleri ve Görülme Sıklığı;

    Boyun bel fıtığından sonra görülen ikinci fıtık bölgesidir
    50 yaş gurubu populasyonun % 20-25′ inde servikal spondiloz görülürken bu oran 65 yaş üzerindekiler de % 75-80 çıkmaktadır
    En sık C 5-6, C 6-7 düzeylerinde boyun fıtığı görülür
    Tüm boyun fıtıkların % 75 3- 4 hafta içerisinde kendiliğinden veya tıbbı tedaviyle iyileşir.

    Boyun Fıtığı Nedenleri;

    1: Travma (özellikle araç kazalarında arabaya arkadan vurulması),
    2: Dejenerasyon (fizyolojik yaşlanma),
    3: Biokimyasal değişiklikler,
    3: Boyun omurgaları kireçlenmeleri,
    4: Genetik.

    Boyun Fıtığı Risk faktörleri;

    1: Boyun yanlış hareketleri ve yanlış pozisyonlar,
    2: Boyun kaslarının zayıflığı,
    3::Bazı meslekler ( uzun süre bilgisayar, daktilo kullananma),
    5: Emosyonel gerginlik.

    Boyun Fıtığı Şikayetleri ve Bulguları:

    Boyun ağrısı en belirgin boyun fıtığı şikayetidir bu ağrı bel ağrısından farklı olarak daha hafif olur.Genellikle öksürme, hapşırma ve ıkınma gibi kafa içi basıncını artıran hareketlerle daha belirgindir. Ağrı özelliklle geceleri artar. Bu ağrıyı boyun hareketlerinde kısıtlılık ve boyun kaslarında kasılma takip eder. Ağrı ve kasılma iç, içe girmiş bir fasit daire şeklinde olup ağrı kasılmayı kasılma ise ağrıyı ortaya çıkarmaktadır. Boyun fıtığı tedavisindeki amac bu kısır döngüyü çözme olmalıdır. Boyun fıtığı omurlikten çıkan siniri yanlardan sıkıştırmaya başlayınca ilgili tarafta kolda uyuşmalar, kuvet kayıpları, refleks kaybı ve kas erimeleri ağrı şikayetini takip eder. Ancak bazı boyun fıtıkları varki bunlarda ise omurilik siniri ortadan bası altında kalması sonrası, her iki kolda omuzlarda ağrı boyun hareketlerinde kısıtlama ve her iki kolda uyuşmalar, kuvetsizlikler, kas erimeleri, refleks değişikleri görülür. Bazen boyun fıtığına bağlı bası ilerlerse myelopati denilen tablo olaya eklenir bu durumda tipik uyuşmaların yanında hastanın bacakaları da olaya katılır böylece yürüme bile bozulur. Çok nadiren sifinkter reflekslerde bozulmalar görülür.

    Boyun Fıtığı Teşhis;

    İyi bir anemnez ve detaylı bir nörolojik muayene boyun fıtığı şüphesi olan hastanın değerlendirilmesinde oldukça önemlidir. İyi bir muayene teşhisin genel ekseriyetidir. Burada hem boyun fıtığı teşhisinde hemde ayırıcı teşhis te göz önünde bulundurulucak bazı hastalıkları ekarte edbilmek için aşağıdaki teşhis yöntemlerine başvurulmalıdır.

    1: Direk boyun grafilerileri gerektiğinde oblik ve fleksion ekstansion görüntüler,
    2: Servikal Bilgisayarlı Tomografi ( Özellikle kemik kanal darlıkaları, kaymaları, kireçlenmeleri),
    3: Boyun Magnetig Rezonans Görüntüleme ( Günümüzde en duyarlı görüntüleme tekniğidir),
    4: Elektromyelografi (Özellikle kas hastalıkaları ve Nöropatik hastalıklar),
    5: Rutin kan testleri ( Tam kan, romatoljik testler),
    6: Kemik dansimetre.

    Boyun Fıtığı Ayırıcı Teşhis

    1: Periferik sinir tuzak nöropatileri,
    2: İnfeksion hastalıkaları ( Burusella, omurga tuberkulozu,diskitis),
    3:Omurilik tümörleri, pankoast tümörü,
    4: Brakial pleksus zedelenmeleri,
    5: Hidrosirongomyeli,
    6: Multipl skleroz, kas hastalığı,
    7: Nöropatik durumlar.

    Boyun Fıtığı Tedavi
    1: Tıbbı tedavi;

    İlaç tedavisi (ağrı kesiciler, kas gevşeticiler)
    Fizik tedavi
    Eğitim
    2: Cerrahi tedavi indikasyonları;
    Tıbbı tedaviye cevapsız şiddetli kol ağrısı yanında motor kuvetsizlik olanlar,
    Omurilik basısına bağlı myelopatisi olanlar,
    Sadece ağrı şikayeti relatif bir indikasyondur.