Kemik yoğunluğu azalmış, dolayısı ile yüklenme ile kırık riski taşıyan veya kırılmış olan omurgaların veya kanser metastazlarına bağlı omurga gövdesindeki yükseklik azalmalarının olduğu durumlarda omurga gövdesi içerisine polimetilakrilat(kemik çimentosu) enjekte edilmesi işlemine vertebroplasti denir. Vertebraplasti omurga içi kemiğin kuvvetlendirilmesine yönelik bir işlemdir.
Vertebroplasti Nasıl Yapılır?
Hastaya uygulama öncesi sakinleştirci ilaç uygulanır. Hasta yüz üstü pozisyonda ameliyat masasına yatırılır. Omurga kırığının yerine göre sırt veya bel bölgesinde girişimin yapılacağı yer steril olarak silinip örtülür. Skopi(X-ışınları kullanarak görüntüleme sağlayan cihaz) kontrolü ile müdahalenin yapılacağı bölge görüntülenir .Girişim noktası saptandıktan sonra giriş noktasına lokal anestezik uygulanır. Bu noktadan küçük bir kesi yapılarak vertebroplasti iğnesi kemikle temas edene kadar ilerletilir ve iğne döndürülerek omurga korteksinin içine girilir. İğne yerleştirildikten sonra sıra kemik çimentosu skopi kontrolü ile sement verilir
Kimlere Vertebroplasti Yapılabilir?
Osteoporoza bağlı kompresyon fraktürleri
Kanser metastazına bağlı omurga kırıkları
Omurga anjioması
Multipl myeloma
Travmatik omurga kırıklarında
Vertebroplasti Sonrası Ne Olur?
Kemik çimentosunun vertebra içinde sertleşmesi yaklaşık bir saatlik bir sure alır. Bu sure içerisinde hastanın yerinden oynatılmaması gerekir. İki saat sonra hasta sırtüstü döndürülebilir. Uygulamadan sonra hastanın bir hafta istirahati uygundur.
Kifoplasti Nedir?
İşlem vertebroplastiye benzemekle beraber, hedef omurganın içine önce balon yerleştirilmesi, bu balonun şişirilmesi, sonra söndürüldükten sonra oluşturulan boşluğa daha koyu kıvamlı tıbbi çimento verilmesi işlemidir.
Hemen hemen her insan hayatının bir bölümünde bel ağrısından yakınır. Ağrılı atakların tedavisi kolay, yerleşmiş ağrının tedavisi oldukça zordur.
Ağır fiziksel aktivite ile çalışmak, öne eğilerek ve uzun süreli aynı pozisyonda çalışmak, ağır kaldırmak ve taşımak, sırt ve bel kaslarının güçsüzlüğü, obezite, sigara içmek gibi kişisel risk faktörleri bel ağrısının gelişiminde rol oynamaktadır.
Bel ağrısının en sık nedeni belin yanlış kullanımına ve kötü duruşa bağlı oluşan yumuşak doku zorlanmasıdır. Bel ağrısının diğer nedenleri arasında bel fıtıkları, kireçlenmeler, bel kaymaları, tümörler, iltihabi ve mikrobik hastalıklar, kemik hastalıkları ve kırıklar yer alır.
Bel ağrılarının tedavisinde istirahat, fizik tedavi, ilaç tedavisi, hasta eğitimi, koruma, cerrahi tedavi yer almaktadır.
Bel ağrısından korunmak için;
Ayakta ve otururken duruşunuza dikkat edin.
Ağır eşyaları doğru bir şekilde kaldırın ve taşıyın. • Günlük hayatımızda ve iş ortamında belinizi zorlayan hareketlerden kaçının.
Düzenli egzersiz yapın.
Yatağınızı iyi seçin, doğru uyuma pozisyonunda uyuyun.
Egzersiz
Egzersiz omurgayı güçlendirir, zorlanma ve yaralanma oluşma ihtimalini azaltır, duruşunuzu düzeltir, bel ağrısını azaltır. İyileşmeyi çabuklaştırmak, bel ağrısının tekrarını engellemek, kondisyonu güçlendirmek için egzersiz yapmak çok önemlidir.
Günümüzde birçok kişi hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekmektedir Boyun ağrısına yol açan hastalıklarda ağrı bazı kişilerde sadece ensede görülürken,bazı kişilerde ise enseden başa, sırta, kollara ve hatta göğse doğru yayılabilir. Genellikle hastanın boyun hareketlerinde kısıtlılık , kola ve ele yayılan uyuşmalar, ellerde güçsüzlük hissi, baş dönmesi, sersemlik hissi ağrı ile birlikte sık dile getirilen diğer şikayetlerdir. Boyun ağrısına yol açan hastalıklar çok çeşitlidir. Bunlar arasında boyun omurgasında osteoartrit (kireçlenme), boyun fıtığı, miyofasyal ağrı sendromları, aşırı kullanıma bağlı gelişen ve zedelenme sonucu gelişen ağrılar sayılabilir. Masa başında çalışanlar ve bilgisayar kullananlarda boyun ağrısı sıktır. Özellikle kadınlarda yaşla birlikte ağrının sıklığı artmaktadır.
Neler Yapmalıyız?
Duruşunuzun düzgün olması ve boyun-sırt bölgenizin güçlendirilmesi, boyununuzun darbeden ve tekrarlayıcı stresten korunması gerekmektedir. Dengeli beslenmeli ve günlük fiziksel aktivitemizi arttırmalıyız.
Masabaşı Çalışanlar İçin
Masada otururken sık ve kısa aralar verip ayağa kalkmalısınız, kısa yürüme ve germe egzersizleri yapmak önemlidir.
Sandalyenizi kalçalarınızın hizasında dizlerinizden hafifçe daha yukarıda olacak şekilde ayarlamalısınız, baş ve boyun doğru pozisyonda olmalıdır.
Genel Olarak
Çok kalın yastıkla yatmamalıyız. Yüzüstü yatmak boyundaki ağrınızı ve kısıtlılığı arttırabilir bu nedenle sırtüstü ya da yan pozisyonda yatmak daha doğrudur.
Uzun süre başınızı aşağı doğru eğecek aktivitelerden kaçınmanız gereklidir.
Boyuna yönelik germe ve güçlendirme egzersizlerin yapılması uzun dönemde ağrının tekrarlamaması için önemlidir. Genel sağlığınız için yürüyüşler yapmalı ve mümkünse omurga sağlığımız için yüzmeliyiz.
Boyun Ağrılarının Tedavisi
Boyun ağrılarının tedavisinde öncelikle ağrının kaynağının teşhis edilip tedavinin bu tanı yönünde planlanması en doğru olanıdır. Bazı boyun ağrılarının kaynağı boyun fıtıkları yada tümörler olabilmektedir. Boyun fıtığı olgularının bir kısmı ilaç tedavisi ve fizik tedavi gibi ameliyat dışı yöntemlerle iyileşebilmektedir. Ancak, mesane ve barsak fonksiyonlarında bozulma,uygun tedaviye rağmen kas gücü ve duyu kusurunun ilerlemesi, sinir kökü basısına bağlı ağrının diğer tedavi yöntemleriyle giderilememesi gibi durumlarda cerrahi tedavi uygulanır.
Fizik tedavi: Birçok kişide boyun ağrılarında fizik tedavi ile düzelme sağlanabilmektedir. Fizik Tedavide sıcak, soğuğun ve elektriksel uyarının fizyolojik etkilerinden yararlanarak kaslarda gevşeme ve yumuşak doku ağrılarının giderilmesi amaçlanır. Sinir kökü ağrılarının ve baskısının azaltılması için traksiyon yöntemleri kullanılabilir.
İlaç tedavisi: Boyun ağrılarında ağrı kesiciler, antienflamatuar ilaçlar, kas gevşetici ilaçlar, uyku düzenleyici ve antidepresan ilaçlar kullanılabilir. İlaç tedavisinin mutlaka hekim tarafından düzenlenmesi gereklidir.
Bazı hastalarda , elle yapılan spinal mobilizasyon ve manipulasyon tedavileri de oldukça yüz güldürücüdür. Ancak mutlaka bu konuda eğitimli ve deneyimli hekimler tarafından uygulanmalıdır. Yumuşak doku veya boyun eklemlerine ya da epidural aralığa enjeksiyon uygulamaları da uygun hastalarda faydalıdır.
Boyun ağrılarında özellikle akut dönemdeki boyun zedelenmelerinde boyunluk verilebilir. Uzun süreli veya devamlı kullanımda boyun kaslarında zayıflama ve boyun hareketlerinde kısıtlılık gelişebileceği için kısa süreli kullanım önerilmektedir.
Rehabilitasyon: Hangi tedavi uygulanırsa uygulansın, kalıcı bir iyileşme için doktor tarafından düzenlenen boyun egzersiz programı tedavinin esasını oluşturur. Egzersiz programı her hasta için ayrı düzenlenir. düzeltici egzersizler, boyun kaslarını germe egzersizleri ve boyun kaslarını güçlendirici egzersizler uygulanır.
~~Omurilik ve omurganın oluşumu sırasında nöral tüp kapanma defektlerine (doğumsal spinal malformasyonlar) genel olarak disrafizm adı verilmektedir. Bu normalde birleşmesi gereken dokuların birleşememesidir. Spinal disrafizm genel olarak iki kısma ayrılmaktadır. 1. Spina bifida okülta (Kapalı) 2. Spina bifida aperta (Açık /kistik)
Kapalı spina bifida malformasyonunda, omurganın arka elemanlarında defekt mevcuttur. Ancak meningeal ve nöral yapılarda bir herniasyon yoktur. Omurganın dışında yer alan bu yapılar omurga kanalına doğru uzanım göstermektedir. Spinal bölgenin fizik muayenesinde myelomeningoselde olduğu gibi belirgin bir kese formasyonu bulunmamaktadır. Miyelomeningosel nedir? Miyelomeningosel (Açık spina bifida) omurga ve omuriliğin doğumsal gelişim yetersizliğidir. Bu malformasyonda omurganın herhangi bir bölgesinde, sıklıklada lomber ve sakral bölgede gelişim yetersizliğine bağlı olarak meningeal ve nöral yapılar dışarıya doğru herniye olmaktadır. Bu herniye olan yapıların üzeri bazan açık bazanda çok ince zarla çevrili olan, içerisinde beyin omurilik sıvısı bulunan bir kese şeklinde kendini göstermektedir. Açık spina bifida malformasyonunun farklı isimlerle ifade edilen formları mevcuttur. Ancak bu formlar içinde açık spina bifida denildiğinde ilk akla gelen MİYELOMENİNGOSEL malformasyonudur. Miyelomeningosel kesesi ince bir zar şeklinde olup omurilik kanalı ile bağlantılıdır. İçerisinde nöral yapılar (omurilik ve sinirler) ve beyin omurilik sıvısı bulunmaktadır. Bununla birlikte gerek omurilik ve omurga ile ilgili gerekse diğer organ ve sistemlerle ilgili birçok anomalide bu doğumsal malformasyona eşlik edebilmektedir. Miyelomeningosel malformasyonunun nedeni biliniyor mu? Spina bifida gebeliğin ilk 28. Gününde, anne hamileliğinin bile farkında değilken meydana gelmektedir. Meningomyeloselin nedeni net olarak bilinmemekle birlikte etyolojide genetik önemli yer tutmaktadır. Bununla birlikte suçlanan diğer etkenler arasında, anti epileptik ilaç kullanımı özelliklede valproik asit, çeşitli analjezik ilaçlar, folik asit eksikliği ve diğer beslenme bozuklukları, alkol ve sigara kullanımı, içme sularında ağır metalların varlığı, hipertermi sayılabilir. Özellikle folik asit kullanan annelerin bebeklerinde myelomeningosel ortaya çıkma oranında önemli azalma olduğu belirtilmektedir. Miyelomeningosel ne sıklıkta görülmektedir? Yapılan araştırmalarda Dünyada ve ülkemizde myelomeningosel ve diğer açık spinal malformasyonların görülme sıklığı benzerdir. 1-3 / 1000 oranında görülmektedir. Bu malformasyonun ortaya çıkmasında ailesel geçiş önemlidir. Disrafik kardeşler ve ebeveynleri olan birinin disrafik olma olasılıkları normal populasyona göre daha fazladır. Tanıda kullanılan yöntemler nelerdir? Myelomeningosel ve diğer spinal malformasyonlara hamilelik dönemindede tanı koyulabilmektedir. Hamile annenin rutin kontrollerinde spinal disrafizmden şüphelendiklerinde amniyon sıvısı analizi yaparak alfa- fetoprotein düzeyi, asetil kolin esteraz düzeylerine bakılarak tanı koyulabilmektedir. Bununla birlikte deneyimli hekimler tarafından gebeliğin 16-18. Haftalarında yapılan USG’de gerek myelomeningosel gerekse diğer spinal malformasyonlar tanınabilmektedir. Günümüzde Magnetik rezonans görüntüleme (MRG) tekniklerinin gelişimine paralel olarak daha bebek anne karnında iken bu malformasyonlar hakkında çok detaylı bilgilere sahip olabiliyoruz. Eğer bu tetkiklerde tespit edilemiyorsa doğumda kesin tanı koyulmaktadır. Bu doğumsal malformasyonda semptom ve bulgular nelerdir? Eşlik eden başka bozukluklar varmıdır? Miyelomeningosel, doğumu takiben çocuğun sırt ve belinde içi beyin omurilik sıvısı dolu, nöral yapıların yeraldığı farklı boyutlarda olabilen kese şeklinde görülür. Bununla birlikte miyelomeningosel hastası bebeklere, chiari malformasyonu olarak isimlendirdiğimiz, beyincik ve beyin sapının omurilik kanalına doğru sarkması, beyin omurilik sıvısı dolanımındaki bozukluğa bağlı olarak gelişen hidrosefali, skolyoz (omurgada eğrilik), ayak ve ellerde deformiteler eşlik edebilir. Nörolojik muayenelerinde, bebeklerin başında aşırı büyüme, bilinç düzeyinde bozulma, solunum bozuklukları, malformasyonun seviyesine bağlı olarak his kusuru, bacaklarda felçlik, sfinkter kusurları, tespit edilebilir. Miyelomeningosel malformasyonunun tedavisi nasıl yapılır? Miyelomeningosel hastalarının tedavisi aslında bebek anne karnında iken tanı koyulması ile başlamaktadır. Bu, uzun, sıkıntılı ve bilinçli bir planlamanın şart olduğu bir tedavi sürecidir. Bu tedavi sürecinde başta ebeveynler, beyin ve sinir cerrahları ,ortopedi, psikiyatri, fizik tedavi ve rehabilitasyon, klinikleri yer almaktadır. Miyelomeningosel oluşumunda suçlanan etkenlerden belkide en önemlisi folik asit eksikliğidir. Bundan dolayı folik asit eksikliğinin ortadan kaldırılması, spina bifida oluşum riskini önemli oranda azalttığı yayınlarda gösterilmiştir. Yine ailede spina bifida veya miyelomeningosel öyküsü ile başvuran anne – baba adaylara çocuklarındada bu malformasyonun gelişme olasılığının yüksek olacağı anlatılmalıdır. Böyle riskli gebeliklerde folik asit tedavisi başlanmalı ve genetik danışmanlık önerilmelidir. İntrauterin miyelomeningosel tanısı koyulduğunda bu dönemde ebeveynler doğal olarak çok tedirgin ve endişelidirler. Anne ve babaya hastalık ve bebek doğduktan sonraki süreçte tedavi ile ilgili bilgiler verilmelidir. Bu dönemde ülkemizde ve dünyada gebeliğin sonlandırılmasını bir seçenek olarak sunan klinikler veya hekimler vardır. Ancak ben bu konuda intrauterin malformasyon tespit edilen bebeklerinde yaşamaya hakkı olduğu kanaatindeyim. Bebeğin güvenli olarak doğması için gerekli önlemler alınmalı, yenidoğan ünitesi ve beyin ve sinir cerrahisinin bulunduğu tam teşekküllü hastanede sezeryan ile doğum gerçekleştirilmelidir. Doğumu izleyen saatlerde klinik değerlendirmenin ardından miyelomeningosel kesesinin radyolojik incelemesi yapılmalıdır. Radyolojik görüntülemelerde miyelomeningosel malformasyonuna eşlik eden diğer gelişimsel bozukluklarıda tespit etmek için hem spinal hemde kraniyal görüntüleme yapılmalıdır. Bu değerlendirmeleri doğumdan sonraki ilk 24-48 saat içinde tamamlamalı ameliyata alınmasına engel olacak bir durum yoksa zaman kaybetmeden cerrahi müdahale ile miyelomeningosel hastalığı tedavi edilmelidir. Miyelomeningosel hastalığına cerrahi müdahale, mikrocerrahi tekniklerin uygulandığı merkezlerde yapılmalıdır. Cerrahide amaç kozmetik olarak malformasyonun düzeltilmesi, omurilik ve sinirlerin serbestleştirilmesi, steril beyin omurilik sıvısının dış ortamla temasının ortadan kaldırlması amacıyla normal anatomik bütünlüğün oluşturulmasına yönelik fonksiyonel bir düzeltmedir. Miyelomeningosel kesesine yönelik cerrahi müdahalenin ardından hastalarda eşlik eden hidrosefali, chiari gibi diğer malformasyonlarında düzeltilmesine yönelik bir dizi ameliyatlarında yapılması söz konusu olabilir. Bu cerrahi müdahalelerin tecrübeli nörolojik cerrahlar tarafından etkin bir şekilde yapılması önemli olduğu kadar, ameliyat sonrası dönemde fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecininde iyi yapılması hastaların yaşama şansını artıran önemli faktörlerdendir.
~~“Beyin ve sinir cerrahisi için yeni bir uygulama alanı olan epilepsi cerrahisi ilaç ile tedavi edilemeyen epilepsi hastaları için çözüm olmaktadır. Bu tedavi yöntemi epilepsi cerrahisinde tecrübeli beyin ve sinir cerrahı, nörolog, nöroradyolog, psikiyatri ve nörofizyolog tarafından oluşturulan ekip tarafından uygulanabilmektedir. Bununla birlikte multidsipliner bir yaklaşım gerektiren operasyonların maliyetleri bakımından, yetkili kişilerce, ticari kaygılardan dolayı tedavinin uygulanmasında teknik cihazlara ulaşılabilirlik açısından sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu durum tedavi edilebilir bir hastalığın tedavisinde aksaklıkların yaşanmasına sebep olmaktadır.”
Türkiye’de sayıları 750 bini bulan epilepsi hastalarının yaklaşık %30’u ilaç tedavisinden fayda görmüyor. Bugüne kadar etkili şekilde tedavi edilemeyen bu hastalar artık yeni bir tedavi imkanına sahipler. Epilepsi cerrahisi bu guruptaki hastalar için oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Bilimkurgu filmlerindeki operasyonları andıran bir sahnede gerçekleştirilen uygulamalarda, multidisipliner bir ekip, tüm gelişmiş yöntemleri bir arada kullanarak hastalara müdahale ediyor. Cerrahi için oldukça yeni sayılan bu uygulama dünyada da ancak sınırlı sayıdaki merkezde yapılmaktadır. Epilepsi halk arasında sara diye bilinen, nöbetlerle kendini gösteren kronik bir hastalıktır. Bu nöbetler; beyindeki hücrelerin anormal elektriksel aktivitesi sonucu olan bir klinik tablodur. Epilepsiyi nöbet tablosuna göre ikiye ayırabiliriz: Genel nöbetler ve fokal ya da odaksal nöbetler. Genel nöbetler kol ve bacakların kasılması, ağzından salya gelmesi, idrarın kaçırılması ile kendini gösterir. Fokal nöbetleri ikiye ayırabiliriz: Kompleks parsiyal nöbetler ve basit parsiyal nöbetler. Basit parsiyal nöbetlerde sadece küçük bir hareket olabilir ve sonra durur. Hasta o anla ilgili her şeyi hatırlar. Kompleks parsiyal nöbetlerde ise sağa sola laf söyleme, ağzını şapırdatma ya da elde istemsiz hareketler gibi daha çok psikiyatrik bir rahatsızlık gibi görünen belirtiler oluşur. Ama burada hasta kendini fark etmez. Özellikle epilepsinin cerrahi tedavisinde bizim için önemli olan fokal nöbetlerdir. Çünkü fokal nöbetler bir odaktan kaynaklandığı için müdahale etmek ve çıkarmak daha faydalıdır. Bazı fokal nöbetlerin bütün beyni etkileyerek sara tarzı nöbetlere dönüşme ihtimali de var. Eğer fokal nöbet ilaca dirençli ise o zaman cerrahi müdahale düşünülmelidir. Burada ilaca direnç durumunu şöyle tarif edebiliriz; Primer kullanılan anti epileptik ilaçların hasta üzerinde 2 yıl süreyle, yüksek dozda ve değişik kombinasyonlarda kullanılmasına rağmen nöbetin devam etmesi ve sonuç elde edilememesi durumudur. Epilepsi cerrahisi için hastanın uygun olup olmadığı titizlik gerektiren bir konudur. Farklı şekillerde cerrahi için yönlendirilen hastaların hepsine, non-invaziv testler dediğimiz, beyin magnetik rezonans görüntüleme (MRG), elektroensefalografi (EEG) ve diğer nükleer tıp testleri yapılmalıdır. Bunların hepsi ağrısız tanı yöntemleridir. Özellikle MRG çekilen hastalarda, beyinde bir lezyon varsa ve EEG ‘de lezyonu gösteriyorsa bu hasta sadece epileptik odağın çıkarılması için cerrahiye adaydır. Epilepsi cerrahiside sıkıntılı bir grup da vardır. Burada hastanın nöbetleri sağ frontal kısımdan kaynaklanıyor, çok sık nöbet geçiriyor ancak, orada herhangi bir lezyon yoksa, o zaman daha invaziv cerrahi yöntemler uyguluyoruz. Diskonnektif Cerrahi Beynin birbirine olan bağlantısını kesmeye yönelik işlemlerden oluşan bir cerrahi yöntemdir. Mesela konuşma merkezinin hemen yanındaki korteksi keserek, kortekse doğru elektriksel iletimin yayılmasını önleyici çizmeler yapıyoruz. Ama bu işlem çıkartma kadar başarılı sonuçlar vermeyebiliyor. Başarı % 30-40 civarında oluyor. Beyin MR görüntülemede normal görünen, her hangi bir epilepsi odağı tespit edilemeyen, beynin her tarafından kaynaklana bilen, ilaca dirençli epilepsi hastalarında son yıllarda vagal sinir stimülasyonu denilen pil koyma işlemi yapıyoruz. Vagal sinir stimülasyonunda, boyunda yapılan 2 cm’lik kesi ile elektrotlar sol vagus sinirine yerleştiriliyor. Cilt altından elektrot köprücük kemiğinin altına uzatılıyor, pil oraya bir cep açılıp yerleştiriliyor, pil ve elektrot birbirine bağlanıyor. 15 gün sonra pil ve elektrot açılıyor ve çalışmaya başlıyor. Bu tedaviyle hastaların %50 ila 70’idne nöbetlerde azalma sağlanıyor. Bu uygulamanın dünyadaki geçmişi 1997’e kadar gidiyor. Bu yöntemin şöyle bir özelliği var, koyulan pil 5 dakikada bir 30 saniye kadar uyarı yapıyor. Bu esnada oluşabilecek nöbetleri engelleyebildiği gibi, daha önce ya da daha sonrasında olabilecek nöbetleri de biraz azaltabiliyor. Burada Nöbetlere manüel müdahale imkanı sağlamak amacıyla, hastanın koluna saate çok benzeyen bir mıknatıs koyuluyor. Bazı hastalar nöbetin geldiğini hissediyor, biz buna aura diyoruz. Nöbetin geldiğini hisseden hasta pili uyararak nöbeti durdurabiliyor ya da nöbetin süresini ve şiddetini azaltabiliyor. Yaklaşık 10 bin nöbet üzerinde yapılan bir çalışmada, bu uygulamanın nöbetleri %86 oranında durdurduğu saptanmıştır. Epilepsi cerrahisi alanında Türkiye’de yıllık yapılan cerrahi sayısı son yıllarda artış göstermesine rağmen halen oldukça düşüktür. Oysa epilepsi cerrahisi bekleyen hasta sayısı çok fazladır. Bu açıdan bakıldığında tedavi uygulaması için ülkemizin ihtiyacına uygun yeterli sayıda tecrübeli epilepsi merkezlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Omurgalarımız ve çevresindeki anatomik yapılar ( kaslar, omurga arası yastıkçıklar, bağlar v.d.)gövdemizi dik tutan, omurilik ve omurilikten çıkan sinirleri koruyan baş, gövde ve bel hareketlerimizi sağlayan dinamik bir organdır. Omurgalarımız adeta düz bir boru şeklinde değildir. Boyun, sırt ve bel bölgesinde fizyolojik eğimleri olan, yaklaşık 33-34 adet omurganın aralarında yastıkçıklar vasıtası ile üst üste dizilimi ile meydana gelmektedir. Omurgalarımız, yaşam boyunca sürekli ciddi düzeyde strese maruz kalmaktadır. Bu stres, fizyolojik sınırları aştığında omurga ve çevre anatomik yapılarda bozulma meydana gelmektedir ve bunun sonucunda bel fıtığı ve diğer omurga hastalıkları ortaya çıkmaktadır. Bel fıtığı, bel omurgaları arasında yer alan yastıkçıkların (intervertebral disk) bozulması ve sonrasında yırtılması ile omurilik ve omurilikten çıkan sinirlere bası yapmasıdır. Bel, kalça ağrısı ve bacağa yayılan ağrı en önemli şikayettir. Bel ağrısı iş ve iş gücü kaybına neden olan önemli bir toplum sağlığı problemdir.Baş ağrısından sonra en sık rastlanan ağrı bel ağrısıdır. Bel ağrısının en sık nedeni bel omurgası, disk yapıları ve çevre bağların bozulması sonucu ortaya çıkan , mekanik bel ağrısıdır. Bunun dışında bel bölgesinde gelişen enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar, omurga ve omurilik tümörleride bel ağrısına neden olmaktadır. Her bel ağrısı bel fıtığı değildir. Günümüzde görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi ile elinde bel filmleri ile bel fıtığı oldum diye hekimleri dolaşan hastalar ortaya çıkmıştır. Akut vasıftaki mekanik bel ağrıları genellikle herhangi bir tedavi uygulanmasada çoğunluğu yaklaşık 1-3 hafta içinde iyileşirler. Eğer bel ağrısı kronikleşirse o zaman kompleks bir sorun halini almaktadır. Kronik bel ağrısının tedavisinde fizik tedavi rehabilitasyon, psikoterapi ve gerekirse cerrahi ile multidisipliner olarak yaklaşmak gerekir Bel ağrısı şikayetleri olan hastaların küçük bir oranı bel fıtığı tanısı almaktadır. Modern yaşam ile birlikte görülme sıklığı artan bel fıtığının en önemli sebebi sedanter yaşam ve postür bozukluğudur. Kent hayatında masabaşı işlerin artması, aşırı kilo, hareketsiz bir yaşam, karın ve bel kaslarının zayıflığı bel fıtığına eğilimi arttırmaktadır. Ayrıca, sigara kullanımı, depresyon, esneme, hapşırma, dikkatsiz ve dengesiz bir şekilde eşya kaldırmak da risk faktörleri arasında sayılabilir. Bel fıtığı hastalarının en önemli şikayeti ağrıdır. Bu ağrının karakteri, kalçadan başalayıp bacağa (siyatalji ve femoralji) doğru yayılmasıdır. Bununla birlikte, bel fıtığının şiddetine göre ayak altında, bacağın dış yüzünde, uyluk ön yüzünde, bacak arasında uyuşma,karıncalaşma, keçeleşme, ayakta ve bacakta kısmi veya tam güç kaybına bağlı yürürken ayağının takılması veya ayak bileğinin içe dönmesi, idrar kaçırma ve cinsel fonksiyon bozukluğu gibi şikayetlerde olabilir. Bel fıtığı tanısı günümüzde kolaylıkla konulabilmektedir. Bel bölgesini magnetik rezonans görüntüleme (MRG) ile detaylı olarak değerlendirebilmekteyiz. Bel fıtığı tanısı almış, sadece bel ağrısı ve bacak ağrısı olan, nörolojik muayenesi normal olan hastaların çoğu ilaç tedavisi, istirahat ve fizik tedavi ile şikayetleri azalır veya kaybolur. Bel fıtığı hastalarının küçük bir kısmında cerrahi tedavi gerekmektedir. Konservatif tedaviye rağmen kalça ve bacak ağrısı devam eden, buna ilave olarak nörolojik fonksiyon bozukluğu olan hastalarda cerrahi tedavi düşünülmelidir. Toplumda, “hastalar bel fıtığı ameliyatından fayda görmez ve daha kötü olurlar” şeklinde yanlış bir algı vardır. Bel fıtığının cerrahi tedavisi, toplumda bilinenin aksine günümüzdeki teknolojik gelişmelere paralel olarak, mikrocerrahi teknikle normal anatomik yapıların ahengini bozmadan, daha güvenli ve kısa bir sürede yapılmaktadır. Son söz olarak bel fıtığı olmaktan korunmanın en önemli yolu, karın ve bel kaslarını güçlendirici egzersizler yapmak, uzunca süre oturmamak, bir noktada ayakta durmamak, belimizi zorlayacak şekilde dengesiz ve dikkatsizce eşya kaldırmamak gibi yaşam tarzımda yapacağımız değişikliklerdir.
İlerlemiş bel fıtıklarında, ağrının sürekliliği ve nörolojik hasar olması durumunda tedavi yöntemi cerrahi olabilir. Minimal invaziv cerrahinin günümüzdeki son aşamalarından biri Endoskopik Mikrodiskektomidir. Bu yöntemle, klasik cerrahiye göre daha kısa sürede günlük hayata dönülebilmekte ve bel konforu sağlanabilmektedir. Toplumda çok sık rastlanan bel fıtığı, işgücü kaybı ve uzun süreli tedaviler nedeniyle en korkulan hastalıklardan biri kabul edilir. Oysa ki günümüzde, modern teşhis ve tedavi yöntemleri sayesinde iyileşme oranı başarılı bir noktaya gelmiştir.
Bel fıtığı nedir? Bel fıtığı, insan omurgasını oluşturan kemiklerin arasını dolduran ve vücut yükünün dengeli olarak dağılmasını sağlayan, iki farklı kıkırdaktan oluşan diskin dış kısmının yırtılması ile sinir kanalına doğru taşması ve komşuluğunda bulunan sinirleri baskı altında bırakmasıdır.
Bel fıtığının belirtileri nelerdir? En yaygın belirtisi bel ağrısı ve özellikle bacaklara vuran ağrıdır. Bunun yanı sıra daha uzun vadede özellikle bacaklarda, ayakta uyuşma, güçsüzlük, nadiren de olsa yanma ve iğnelenme şeklinde şikayetler görülebilir.
Her bel fıtığı hastası ameliyat edilmeli midir? Bel fıtığı hastalarının büyük çoğunluğu tıbbi tedavi ile tedavi edilebilir. Hastalığın tedavisinde fıtığın derecesine göre çeşitli aşamalar vardır. Ameliyat tüm fıtık hastalarının yüzde 5 ile 10’una gereklidir. Ameliyatın gerekliliği konunun uzman doktoru tarafından belirlenmelidir.
Ameliyat dışındaki tedavi yöntemleri nelerdir? Ameliyat gerektirmeyen hastalarda istirahat, ilaç tedavisi ve fizik tedavisi uygulanabilir, korse önerilebilir. Egzersiz programı ile de hastaya beli ergonomik kullanma öğretilmelidir.
Cerrahi tedavi ne zaman tercih edilir? İlerlemiş bel fıtıklarında, ağrının hiçbir tıbbi tedaviye cevap vermemesi ve/veya nörolojik hasar olması durumunda tedavi yöntemi cerrahi olabilir.
Bel fıtığı cerrahisinin esası nedir? Bel fıtığı cerrahisinin esası; omurga kemikleri arasında fıtıklaşıp omurilik ve sinir dokusu üzerine doğru yer değiştirerek sinir dokusunu baskı altında tutan fıtık parçasının çıkartılması, temizlenmesi ve sinir dokusunun rahatlatılmasıdır. Fıtıklaşan bu bölgeye ulaşmak için mutlaka bir cerrahi müdahale gereklidir.
Cerrahi tedavi yöntemleri nelerdir? Günümüzde uygulanan cerrahi teknikler: •Klasik diskektomi: Fıtık parçasının klasik cerrahi yöntemle çıkartılmasıdır. Açık cerrahi olarak bilinir. •Mikrodiskektomi: Mikroskop altında, daha küçük bir cerrahi kesit açılarak yapılır. •Endoskopik Mikrodiskektomi: Uygun vakalarda video-endoskop yardımıyla skopi altında gerçekleştirilir. Minimal invaziv cerrahinin günümüzdeki son aşamalarından birisidir. Translaminar ve transforaminal olmak üzere iki tiptir. Bel fıtığı cerrahisinde, hastaya uygun ameliyat tekniğine karar verilmelidir. Her teknik, her hasta için aynı sonucu vermeyebilir. Fıtığa eşlik eden dar kanal, segmental instabilite, listezis gibi omurgaya ait diğer problemlerde ameliyat türü değişecektir.
Hasta, ameliyattan sonra ne zaman iyileşebilir? Endoskopik Mikrodiskektomi yöntemi diğer yöntemlere göre daha küçük bir cerrahi müdahale olduğu için, hastanın iyileşmesi de rahat olur. Endoskopik Mikrodiskektomi yöntemiyle ameliyat edilen hasta, ertesi gün hastaneden taburcu olabilir. Masabaşı çalışanları 3-4 haftada, bedensel çalışanlar 4-6 haftada işlerine dönebilirler.
Erken teşhis neden önemli? Erken teşhis, en kısa sürede uygun tedaviye karar verilmesini sağlar. Cerrahi tedavi gerektirmeyen hastalara bel ergonomisi öğretilerek ilerleme engellenebilir. Uygun bir zamanlama ile yapılan cerrahiden de hastanın faydalanma oranı daha yüksek olur. Hastalık belirli bir dönemi geçtikten sonra yapılan tedaviler ağrıyı geçirse de uyuşukluk, kuvvetsizlik ya da hastalığın diğer belirtileri tam olarak düzelmeyebilir. Bu nedenle, erken teşhis ve eğer gerekiyorsa erken cerrahi tedavi bel fıtığında oldukça önemlidir.
“Beyin tümörü tanısı almak tabi ki üzücü ve yıkıcı bir haber ancak biz beyin cerrahları bu Meninjiom adlı beyin tümörünü çok severiz. Sebebi, genelde beynin yüzeyinde, beyin dokusundan kolayca ayrılabilen ve çıkartılması diğer tümörlere nazaran daha kolay olan iyi huylu bir tümördür. Biz bu beyin zarından kaynaklanan tümörün tamamını çıkarabildiğimizde genelde tam bir şifa olur ve beyin tümörü nüksetmez. Yeter ki bu tümörü çok fazla büyüyüp beynin önemli yapılarını sarmadan erken teşhis edebilelim.”
Peki belirtileri nelerdir?
“Kalıcı ve uzun süren başağrılarını çoğumuz önemsemeyiz. Ancak Meninjiom yavaş büyüyen bir kitle olduğu için önce kendini sadece başağrısı ile gösterebilir. Tümörün yerleşim yerine göre epilepsi nöbetleri, vücudun bir kısmında uyuşma, güçsüzlük, felçler, görme kayıpları yaratabilir. Eğer erken teşhis edilemezse tümör büyür ve hayati yapılara olan basısından dolayı, kafa içi basıncını artırdığından dolayı maalesef ölüme bile neden olabilir. Nadiren de iyi huylu olarak bildiğimiz bu tümör daha kötü bir karakterde olup hızlı büyüyebilir.”
Erken teşhisi nasıl yapılabilir?
“Yavaş büyüdüğü için kireçlenebilen bu tümörler bazen bir röntgen görüntülemesi ile de ortaya çıkarılabilir ancak çoğu kere düz bir tomografi veya MR görüntülemesinde gözden de kaçabilir. En iyi tanı yöntemi damardan kontrast (boyar) madde verilerek çekilen MR görüntülemesidir.”
Operasyon ne zaman ve nasıl yapılır?
“Belli büyüklükleri aşmamış çok küçük meninjiomları ya takip ediyoruz ya da ışın tedavisi ile büyüme ihtimalini yok etmeye çalışıyoruz. Ancak tümör büyümeye devam ediyor, beyin dokusunda ciddi baskı yapıyor ve semptomlar fazla ise operasyonla çıkarmayı tercih ediyoruz. Operasyon giriş yolumuz ve yöntemimiz tümörün yerine göre değişmektedir. Bazı tümörleri çıkartmak için oldukça kolay ve kısa bir operasyon yeterli olurken, bazen mikroşirürji ile zahmetli operasyonlarda gerekebiliyor. Maltepe Tıp Fakültesinde gerekli yoğun bakım şartlarımız, ekibimiz, alet ve donanımımız bizim bu cerrahi mikroskoplarla kritik operasyonları yapmamıza olanak sağlıyor. Eğer tümör diğer yapılara yayılmışsa onlarında çıkarılması gerekebiliyor ama daha önce dediğimiz gibi sonuçlar genelde yüz güldürücü oluyor ve hastanın şifasıyla sonuçlanıyor. Önemli olan bu tömörün zamanında, erken saptanabilmesidir. Beyin tümörü tanısının insanları ne kadar korkuttuğunu, endişelendirdiğini biliyoruz. Meninjiom isimli bu tümörün diğer kötü huylu tümörler kadar korkunç olmadığını ve uygun tedaviyle hastanın normal yaşamına devam edebileceğini bilmesi önemlidir.”