~~Bel fıtığı tedavisinde çok çok kısıtlı sayıda hastada faydası olabilen bir yöntemdir. Diskin içine iğne ile girilip buradaki jölemsi kıvamdaki disk yapısının yakılarak buharlaştırılması ve disk hacminin azaltılarak sinir basının azaltılması esasına dayanır. 300 bel fıtığı hastasından belki 1 tanesinde uygun olabilir. Uygulama kararı alınmadan önce hastaların mutlaka ilaç tedavisi, istirahat tedavisi, ve fizik tedavisi almış olmaları gerekir. Buna rağmen geçmezse ve iyi görüntülemelerde gerçekten hafif taşmaların sebep olduğu bir fıtık olduğu saptanırsa uygulanabilir. 1998-2001 arasında 13 hastada tecrübem olmuştur. Günümüzde bu ve benzeri yönteme çok çok nadiren başvuruyorum. Rutin pratiğimde genelde bu ve benzeri yöntemler yoktur.
Bu yöntem bir iğne ile lokal anestezi altında disk mesafesine girilerek yapıldığı için halk arasında “narkozsuz, bıçaksız, kansız bel fıtığı ameliyatı” olarak yayılmış ve bazıları tarafından suistimal edilmiştir. Buna benzer iğne ile girilip disk içini yakan, ilaç vererek diski eriten, disk içine iğne ile girilip diski aspire eden, son zamanların modalarından disk içine ozon veren, yöntemler vardır. Bu yöntemler sadece çok kısıtlı sayıda gerçekten tüm tedavilere rağmen iyileşmeyen hastalarda uygulanmalıdır. Bu yöntemlerden hiçbirisinin mikrodiskektomi yöntemine üstünlüğü gösterilememiştir. Mikrocerrahi yöntem bugün için diske müdahele gereken hastalarda kendini ispatlamış en iyi yöntemdir
~~Aşağıda size taburcu olmadan önce gösterilen hareketleri sabah kalkarken, öğleyin, akşamüstü ve gece yatmadan önce 10 ar kez yapınız (Günde dört kez). Bu egzersizler iyileşmenizi hızlandıracaktır.
1) Sırt üzerinde yatarken sağ dizinizi karnınıza iki elinizle tutarak çekiniz ve beşe kadar sayıp tekrar düz konuma getiriniz.
2) Sırt üzerinde yatarken sol dizinizi karnınıza iki elinizle tutarak çekiniz ve beşe kadar sayıp tekrar düz konuma getiriniz.
3) Sırt üzerinde yatarken her iki dizinizi karnınıza iki elinizle tutarak çekiniz ve beşe kadar sayıp tekrar düz konuma getiriniz.
4) Sırt üzeri yatarken dizlerinizi kıvırınız ve kalçanızı yerden kaldırıp beşe kadar sayıp bırakınız.
5) Yan dönerek ayaklarınızı aşağı sarkıtıp yatak içinde oturunuz. Başınız dönmüyorsa ayağa kalkınız. Bir yere tutunarak on kez çömelip kalkınız.
6) Sabah kahvaltı ve akşam yemek sonrası 20-30 ar dakika evden dışarı çıkarak tempolu yürüyüş yapınız.
Banyo yapabilirsiniz, merdiven çıkabilirsiniz, ufak tefek ev işlerinizi yapmanızda sakınca yoktur.
Yerden birşeyi çömelerek alınız, ağır yük kaldırmayınız.
Lütfen ideal kilonuza bir an önce inmek için gayret gösteriniz.
Onbeş gün kadar araç kullanmayınız.
Sigara içmeyiniz!
Eğer ameliyatınızda belinize alet takılmışsa bunların hepsi MR uyumlu malzemelerdir, manyetik alanlarda sorun yaşamazsınız.
~~Sizlere burada verilen bilgiler, rahatsız olsun olmasın tüm insanların uymasında fayda olan tavsiyelerdir. Sadece hasta olan veya ameliyat olanlar için değildir.
? Size vermiş olduğum egzersizler bel ve omurganın zayıf kaslarını güçlendirir, esnekliği arttırır, bele yüklenmeyi azaltır ve hareket kabiliyetini arttırır. Ağrıyı azaltır, yanlış duruşu düzeltir.
? Egzersizleri orta sertlikte bir zeminde yapınız.
? Hareketleri başlangıçta yavaş ve aşırıya kaçmadan yapın. Zorlandığınız yerde durun, zamanla daha açılarak hareket yapabileceksiniz.
? Egzersiz sırasında veya sonra hafif ve kısa süren sertlik, kas ağrısı olabilir, eğer ağrı ve rahatsızlık şiddetli hissedilirse ara verin.
? İdeal kilonuza ulaşın ve bu kiloyu korumaya özen gösteriN. Gerekirse uzmanlardan yardım alınız.
? İyileşme sürecinde zaman zaman batma, yanma, kasılma, yara etrafında ağrı, çekilme, uyuşukluk ve benzeri geçici şeyler hissedebilirsiniz endişelenmeyin bunlar normaldir. Sürekli olur ve geçmezse bizimle irtibat kurunuz.
? Mümkün oldukça ağrı kesicilerden uzak kalınız. Ağrınız olduğunda yatın, dizlerinizin altına 2 adet yastık koyun. Yan yatarsanız dizlerinizi karnınıza çekerek yatın. Ağrıyan yerlerinize jellerle masaj yapabilir ve sıcak su torbası uygulayabilirsiniz. Ağrınız geçmezse bir ağrı kesici alabilirsiniz.
YATAĞA YATARKEN veya KALKARKEN
? Ortopedik yatakta yatınız. Sırtüstü dizlerinizin altına yastık koyarak veya dizlerinizi karnınıza çekerek yan yatınız.
? Yataktan kalkarken önce bir tarafa doğru dönüp, bacaklarınızı kıvırın sonra bacaklarınızı yere sarkıtın. Daha sonra yan olarak ellerinizi kullanarak tüm gövdenizi kaldırın ve yatağın kenarında oturun. Karşıya bakın baş dönmeniz yoksa kalkın. YÜRÜYÜŞ ve AYAKTA DURUŞ
? Günde dizenli ve tempolu en az 45 dakika yürüyüş yapınız. Ayrıca imkanınız oldukça haftada 2 gün 30 dakika yüzmeyi öneririz.
MERDİVEN İNERKEN ve ÇIKARKEN
? Merdiven inip çıkabilirsiniz. Zorlanır veya kendinizi dengeli hissetmezseniz kenarlıklara tutunarak inip çıkınız. OTURUŞ POZİSYONU ? Kollu bir sandalye ya da koltuk seçin. Dik oturun sandalyenin sabit değil, dönerli olması daha uygun olur. Küçük bir yastıkla belinizi destekleyin. Masanızda eğer bilgisayar varsa sizden aşağıda olmamasına özen gösterin. Ekran mümkün oldukça baş hizanızda olursa iyi olur.
? 30-45 dakika oturduktan sonra kalkın biraz dolaşın veya uzanın sonra oturmaya devam edin. Sürekli 2-3 saat oturmayın.
EVDE İŞ YAPARKEN
? Mutfak tezgâhınızı belinizi bükmeden çalışacak şekilde yükselttirip ayarlayın. Evinizi silip süpürürken eğilmeden uzun saplı aletler kullanarak yapın.
ARABA KULLANIRKEN
? Araba kullanırken, direksiyona mümkün olduğunca yakın oturun pedalları kullanırken bacağınızın çok gerilmemesine özen gösteriniz. Belinize bir destek yastığı kullanabilirsiniz. 45 dakika veya saat başı 10 dakika mola verin arabadan inerek belinizi çalıştırın.
EŞYA KALDIRIRKEN
? Yerden bir şey alırken ya da eşya kaldırırken dizlerinizi mutlaka bükün, yükü vücudunuza yakın tutun ve kaldırın. 5-10 kilo arası yükleri kaldırabilirsiniz. Taşırken iki elinize eşit miktarda yük alarak dengeli taşıyın. Pazarda mümkünse pazar arabası kullanın.
GİYİNİRKEN
? Ayakkabılarınızı giyerken uzun saplı çekecek kullanın. Bağcıksız ayakkabıları tercih edin. Bağcık bağlamanız gerekirse ayağınızı bir tabure ya da sehpa üzerine koyarak bağlayın.
AYAKTA DURURKEN ve İŞ YAPARKEN
? Ayakta iş yaparken beldeki çöküklüğü hafifletmek için ayağınızın altına yükseklik koyun.
? Yüksek topuklu ayakkabılardan sakınınız.
? Mutfak tezgâhınız yüksek olsun, eğilerek çalışmayın. Evinizi temizlerken uzun saplı süpürgeler kullanın, eğilerek temizlik yapmayın.
BELİNİZ İÇİN UYGUN OLMAYAN SPORLAR
? Boks, güreş, ata binme, bowling, tenis, futbol, voleybol, basketbol, kayak? En ideal sporlar yürüyüş ve yüzmedir.
SON ÖNERİLER Otururken ve yürürken dik durunuz. Adeta başınızın üzerinde bir kitap var ve bunu düşünmemeye çalışınız. Bilgisayar ekranı baş yüksekliğinde olacak şekilde çalışınız, 30 dk da bir 5 dakika dinleniniz. ? Aşırı yük taşımayın (5-10 kiloyu geçmemeye çalışın).
? Belinizi aşırı zorlayıcı hareketlerden kaçının. ? Uzun süre ayakta sabit durmamaya çalışın.
? Uzun süre oturmayın. Bir saat oturduktan sonra veya araba kullandıktan sonra ara verin kalkıp yürüyün hafif bel egzersizleri yapın.
? Otururken belinizi destekleyin ve dik oturabileceğiniz sandalyeleri tercih edin.
Verdiğimiz egzersiz ve yürüyüşleri yapın. Özellikle yürüyüşü hayatınızın bir parçası haline getirin. Yürüyüş sizin tüm vücut sağlığınız için önemli bir egzersizdir
~~ Aşağıda size taburcu olmadan önce gösterilen hareketleri sabah kalkınca, öğleyin, akşamüstü ve gece yatmadan önce onbeşer kez yapınız (Günde dört kez). Bu egzersizler iyileşmenizi hızlandıracaktır.
1) Omuzlarınızı dairesel olarak sırasıyla öne ve arkaya doğru çeviriniz.
2) Kollarınızı yanlara açarak dairesel olarak sırasıyla öne ve arkaya doğru çeviriniz.
3) Kollarınızı başınızın üzerinde birleştiriniz sonra yana bırakınız.
4) Başınızla sırasıyla saat yönünde ve tersi yönde dairesel hareket yapınız.
5) Başınıza sırasıyla önden, arkadan ve yanlardan ellerinizle kuvvet uygulayınız ve başınızla elinizi itmeye çalışınız.
6) Sabah kahvaltı ve akşam yemek sonrası 20-30 ar dakika evden dışarı çıkarak tempolu yürüyüş yapınız.
Banyo yapabilirsiniz, merdiven çıkabilirsiniz, ufak tefek ev işlerinizi yapmanızda sakınca yoktur.
Yerden birşeyi çömelerek alınız, ağır yük kaldırmayınız.
Yukarı uzanarak ve öne eğilerek uzun süre iş yapmayınız.
Lütfen ideal kilonuza bir an önce inmek için gayret gösteriniz.
? Dik durunuz ve kafanızı geriye atıp çenenizi kaldırınız. Bütün omurganız sandalye arkalığına dayanacak şekilde dik olsun. Mümkünse kol destekli sert sandalye kullanın. Sandalye kollarını, kollarınıza destek olarak kullanın.
? Yürürken dik yürümeye özen gösteriniz.
? Televizyon seyrederken, bir koltukta veya sandalyede destekli oturmayı tercih edin. Yolculukta başınız bir tarafa düşercesine uyumayın, gerekirse boyun yastığı kullanın.
YATARKEN
? Sırtüstü yatış pozisyonunda yastığınızı baş ve boynunuzun altına gelecek şekilde koyun. Yastık baş ve boynunuzu desteklemeli. Boynunuzu gergin tutmayın. Boynunuza uygun ne alçak nede yüksek yastık kullanın. Yan yatarken boynunuzu düşürmeyn veya aşırı yükseltmeyen yastık kullanınız.
ARABA KULLANIRKEN
? Araba kullanırken yüksek oturun, koltuğunuz direksiyonun üzerinden bakmak için gerilme ve eğilme gerektirmeyecek şekilde ne çok alçak, ne de çok geride olmamalıdır. Saat başı mola verin 10 dakika dinlenin boyun hareketleri yapın.
ÇALIŞIRKEN
? Bütün gün masa başında çalışıyorsanız, saat başı kalkıp dolaşın, mutlaka belirli aralıklarda bir pozisyon değiştirin. Masanızda bilgisayar var ve kullanıyorsanız sizden aşağıda olmamasına dikkat edin. Uzun süre boynunuzu öne eğerek veya başınızı yukarı kaldırarak çalışmayın.
? Baş üstü seviyeye uzanmanız gerektiğinde bir iskemleye çıkın. Belirli bir süre uzanmaktan veya yukarı bakmaktan kaçının. Boynunuzu sürekli aynı pozisyonda sabit tutmayın.
? Mutfak tezgahınız yüksek olsun. Ev temizlik aletlerinizin uzun saplı olması doğrudur. Uzun süre eğilerek iş yapmayınız.
YÜK TAŞIRKEN
? 5-10 kilo arasında yük taşıyabilirsiniz. Dengeli olarak taşımaya özen gösteriniz. Pazarda Pazar arabası kullanınız.
SON ÖNERİLER Otururken ve yürürken dik durunuz. Adeta başınızın üzerinde bir kitap var ve bunu düşünmemeye çalışınız. Bilgisayar ekranı baş yüksekliğinde olacak şekilde çalışınız, 30 dk da bir 5 dakika dinleniniz. ? Egzersiz sırasında veya ameliyat sonrası günlerde hafif ve kısa süreli omuzda, boyunda, kollarda ve sırtınızda ağrı, sertlik, kramp, uyuşma, karıncalanma hissi olabilir, endişelenmeyin. Eğer rahatsızlık devam ederse ve şiddeti artarsa egzersize devam etmeyin ara verin. Yatıp dinlenin. Jellerle masaj yapabilir sıcak su torbası uygulayabilirsiniz, bu sizi rahatlatır.
? Egzersizlerin arasında mutlaka dinlenme arası verin.
? Egzersizi ne çok az, ne de çok fazla yapmayın.
? Yürüyüşlerinizi size önerildiği gibi mutlaka yapınız
19. yüzyılın sonlarında 1860 yıllarında Alman Patolog Chiarı kendi adını verdiği beyincik ve beyin dokularının sarktığı 4 çeşit doğumsal anomaliyi tanımlamıştır.
Tip 1: Beyincik sarkması beyinciğin alt kısımlarının boyunda omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır.
Tip 2: Beyincik sarkması beyinciğin alt kısımları yanında beyincik kendisinin boyunda omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır. Bu tip sarkmada birlikte bel bölgesinde myelomeningosel kesesi bulunmaktadır.
Tip 3: Beyincik sarkmasında ise boyun bölgesinde myelomeningosel kesesi ile beraberinde beyin yapılarının kese içerisine bulunmasıdır.
Tip 4: Beyincik sarkmasında ise beyincik dokularının gelişmemesi yanında orta beyin dokuları da sarkmıştır .
Tip- 1 Beyincik Sarkması:
Bu tip sarkmanın ana özelliği beyinciğin en uç kısımları omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır. Bu hastalıkta Beyin Omurilik Sıvısının (BOS) hem beyin, hemde omurilik kanalında dolaşımı bozulması sonrası beyin içerisinde basınç değişikliklerine ve kafa içi basıncının aralıklı artmasına yol açmaktadır.
Sarkmanın oluşumunda İleri Sürülen nedenler;
1:Kafa içi basıncı ile omurilik kanalı arasındaki basınç farkı nedeniyle bu anomali oluşmaktadır.
2: Beyincikteki yapışıklılara bağlı olarak beyin suyunun dolanımın bozukluğu söz konusudur.
3:Yaygın gelişimsel bozukluğun sonucu beyincik dokuları uzamıştır.
Tip-1 Beyincik Sarkması:
Tip- 1 beyincik sarkması genellikle gençlik çağında daha sık görülmektedir. En sık görülme yaşı 20-30 yaşlarıdır. Kadınlarda erkeklere nazaran daha sık görülmektedir. Çocukluk çağında ise çok nadir görülmektedir.
Klinik Şikayetleri ve Bulguları:
Beyincik sarkması en sık şikayetleri özellikle aralıklı artan kafa içi basıncı sonrası baş, ense, boyun ve omuzlardaki ağrılardır. Baş ağrısı özellikle geceleri uykudan uyandıracak tarzdadır. Baş ağrısı genellikle bulantı bazende kusma ile birlikte görülebilir. Baş ağrısını ense bölgesindeki bazen omuzlara doğru yayılan ağrıları ve sertlikler takip eder. Ağrı zaman zaman olur bazen ise hiç olmaz bunun nedeni ise beyinsuyunun dolaşımındaki aralıklı tıkanmadır.. Ayrıca omuz, bel veya bacak ağrıları görülür bu ağrılar yansıyan tarzda değildir. Ense, omuzlar ve kollardaki ağrı ve basınç veya baskı hissi en sık şikayetleridir. Bu ağrı şikayetlerini baş dönmesi dengesizlik takip eder. Artan kafa içi basıncının yansıması olarak gözlerde bulanık görme, çift görme, gözlerin arkasında ağrı ve basınç hissi işığa ve güneşe bakamama şikayetleri görülür. Nörolojik bulgular vakaların % 70 inde görülen özellikle motor ve duyu bozuklukları kollarda veya bacaklarda görülür, bu bulgular omurilik siniri içerisinde kisti (sirengomyeli) olanlarda belirgindir. Bundan başka % 30- 40 oranında dengesizlik görülen önemli bir şikayettir. Daha az sıklıkla % 15-25 oranında yutma güçlüğü, konuşma bozukluğu, nistagmus, ve beyincikteki sinirlerin felçleri görülür. Beyincik bir denge merkezi olduğu için beyincik baskı altında olduğu için özellikle ince hareketler veya koordine hareketler bazende ellerde titremeler görülür. Çocukluk ve ergenlik çağı ilerleyici omurga eğriliklerinin (skolyozların) % 30 unda beyincik sarkmasıyla birlikte görülür.
Teşhis
Bu hastalığın teşhisinde günümüzün en iyi teşhis yöntemi Magnetik Rezonans Görüntülemedir (MR). MR incelemesinde beyinciğin alttaki kısımları omurilik kanalına uzanmasıdır. Ancak bu sarkma miktarı çok önemli değildir. Çünkü beyincik sarmasındaki sebeb olaylar farklı olduğundan örneğin 3 mm lik bir sarkma bile beyincik sarkması şikayet verirken, 8 mm lik sarkma şikayet vermeyebilir. Bu hastalığın beraberinde (küçük posteriör fossa, platibazi, atlanto-oksipital asimilasyon veya baziler invaginasyon) gibi doğumsal anomaliler eşlik edebilir. Bu nedenle boyun bölgesinin 3 boyutlu Bilgisayarlı Tomografi ile bu hastalıkların birlikte bulunup bulunmadığı dikkatlice araştırılmalıdır. Beyin tomografi sinde beyinciğin ve omurga kemikleri detaylıca incelenir. Bu teşhis yöntemi Cerrahi planlamada oldukça önemlidir. Ayrıca beyin içerisinde beyin suyu dolanımı için beyin BOS dinamiği gözden geçirilmelidir. Beyincik sarkmalarıın % 50-60 ında omurilik sinir içerisinde kist (sirengomyeli) birlikte görülmektedir.
Ayırıcı Teşhis
Bu hastalar genellikle hastanelerde bir çok değişik kliniklerde tetkik ve tedavi edilirler Bu hastalıkların bazıları;
Baş ağrısı nedeniyle nöroloji polikliniklerine tetkik ve tedavi edilir.
Baş dönmesi başlığı altında öncelikle vertigo diye araştırılır.
Boyun fıtığı nedeniyle beyin cerrahi ortopedi fizik tedavi ve ağrı polikliniklerinde araştırılır.
Depresyon başlığı altında psikiyatrı kliniklerince tedavi edilir.
Uyku apnesi başlığı altında ve solunum problemi nedeniyle göğüs hastalıkları tetik edilir.
Bazen göğüs ağrısı nefes darlığı nedeniyle kardiyoloji klinikleri tarafından tetkik edilir.
Bulantı şikayeti ile gastroentroloji kliniklerince tetkik edilir.
Nöroloji klimiğince demyelinizan (multipl skleroz) hastalık tanısı tetkik ve tedavi edilirler.
Tedavi
Bu hastalığın tedavisi cerrahidir. Malesef bu hastalığın ilaç tedavisi yoktur. Tedavide ana soru bu hastalık şikayet veriyor mu, yoksa vermiyor mu bu sorunun cevabı çok önemlidir. Cerrahi tedavinin amacı, boyun bölgesinde baskı altındaki beyinciğn rahatlatılması ve beyin suyunun dolaşımnı düzeltmektir.
Beyincik ameliyatı yapmadan önce önden baskı nedenleri; baziler invaginasyon, platibazi, C-1 asimilasyonu iyice tanımlanmalıdır. Bu durumda ağız yoluyla öndeki bası kaldırıldıktan sonra enseden cerrahi girişim düşünülmelidir.
Çocukluk çağı beyincik sarkamalarında cerrahi kararı çok dikkatli olunmalıdır. Bu yaş grubunda beyincik sarkaları teşhisi çoğunlukla tesadüfi bulgudur. Bu yaş grubu olgularında cerrahi tedavi konusunda kesin bir fikir birliği yoktur.
Erişkin grubu beyincik sarkamaları ameliyat sonuçlarında özellikle enseden suboksipital kraniektomi, C-1 laminektomi ve duraplasti yapılan olguların takriben % 100 şikayetlerde iyileşme, kisti (sirengomyeli) olanların ise yapılan cerrahi tekniğe göre değişen oranlarda % 80-90 kiste küçülme ve şikayetlerde iyileşlemeler görülmektedir.
SONUÇ
Beyincik sarkması genelikle bir doğumsal hastalıktır oluşumunda bir mekanik blok sonrası beyicinkteki baskı ve BOS dolanımı engellenmesi söz konusudur. Genellikle genç erişkin yaşında değişik subjektif veya objektif şikayetleri vardır. Bu şikayetler arasında en sık olanları baş ağrısı, boyun ağrısı ve omuzlarda ağrı sıktır. Hastaların %60 ında beraberinde omurilik içerisinde kist bulunur. Teşhisde boyun MR altın standart olup beyincik alt kısımları omurilik kanalı içerisine uzanmıştır. Beyincik sarkması tedavisi cerrahidir. Cerrahi tedavide suboksipital dekompresyon, duraplasti en sık yapılanıdır. Eğer cerrah ameliyat esnasında ense bölgesindeki, varsa kemik,baskıları kaldırırsa veya beyincik içerisisndeki BOS dolanımını engelleyen nedeni ortadan kaldırısa cerrahi tedavinin sonuçları mükemmeldir Böyle durumlarda beyincik sarkması şikayetlerin tama yakın iyileşmektedir. Eğer beyincik sarkmasının nedeni ortadan kaldırılmazsa malesef şikayetlerde iyileşme beklenmemelidir. Böyle başarısız durumları ayırıcı teşhiste bulanan hastalıkaları diğer beyincik hastalalıklarını ve / veya yapılan cerrahi tekniği tekrar gözden geçirilmelidir.
Herhangi bir kaza, düşme, darbe ya da benzeri durumda başın yaralanması durumuna “kafa travması” denir. Travma durumunun önemi başın aldığı darbenin şekline göre değişkenlik gösterir. Her kafa travması çok ciddi sorunlar yaratmasa da bazı durumlarda uzun süreli ve komplike bir tedavi süreci gerekebilir. Kafa derisindeki kesiklerin ve yaraların iyileşmesinde uygun bir tedavi planı ve hijyenik şartlar süreci hızlandıracaktır.
Kafatası kırıkları, büyüklükleri ne olursa olsun genellikle kısa ya da uzun sürede tam bir iyileşme ile sonuçlanabilir. Açık kırıklar bazı durumlarda menenjite sebebiyet verse de planlı bir antibiyotik tedavisi ile risk ortadan kaldırılabilir. Basit kırıklar için yeterli özen gösterilirse, hiçbir sorun yaratmadan iyileşirler.
Kafa travmaları sonucunda beyin mikrop kaptığında, kafatası sinirleri veya beyin zarı zarar gördüğünde çok ciddi durumlar meydana gelebilir.
Beyin yaralanmaları 3 farklı sınıfa ayrılır.
Beyin sarsıntısı
Beyin sarsıntısıyla çok sık karşılaşılır. Geçici bilinç kaybı meydana getirmesine rağmen beyin sarsıntısı geçiren hastalar çoğunlukla kısa sürede ve tamamen iyileşirler.
Beyin Ezilmesi
Beyin ezilmesi sonucu sinir merkezleri farklı şekillerde etkilenebilir. Beyin fonksiyonlarını durdurabilir, yavaşlatabilir veya hızlandırabilir.
Beyin Yırtılması
Yırtılma durumundaysa beyin dokusu tam bir zedelenmeyle karşı karşıyadır. Beyinde ödem oluşur. Kan dolaşımı yavaşlar. Yavaşlamanın etkisiyle dokudaki hasar büyüyebilir. Hasta bilincini tekrar kazandığında, yaralanmanın yerine göre çeşitli derecede bir bellek kaybına uğrar. Bilincin tam olarak yitirilmesinde, iyileşme aşamalı olur. Bilinç bazen birkaç dakikada, ağır vakalarda ise ancak birkaç gün sonra tekrar kazanılır.
Ağır baş yaralanmalarında beynin önemli fonksiyonları felce uğrayabilir. Solunum sistemi felce uğradığında bir an önce yapay solunum yaptırılmadığı takdirde ölüm meydana gelebilir. Beyin zedelenmeleri menenjite, kanamaya, iltihaba ve geçici ya da kalıcı ruhsal bozukluklara neden olabilir. Baş yaralanmasını izleyen aylar ve yıllarda sara (epilepsi) nöbetleri meydana gelebilir.
Tekrarlanan baş sarsıntılarında özellikle boksörlerde olduğu gibi “Punch sarhoşluğu” denilen durum doğabilir. Beyin içindeki küçük kanamalar buna neden olabilir. Bu durum koordinasyon, bellek, dikkat toplama, görme ve işitme merkezlerinde arıza ve kayıplara yol açabilir. Baş yaralanmalarının ve meydana gelebilecek şok halinin tedavisi için yapılacak ilk yardım, hastayı hareketsiz tutmak ve gerektiğinde cerrahi müdahale için hastaneye yatırmaktır. Şok ile mücadelede damar içine glikoz solüsyonları ve kan nakli gerekebilir.
Anevrizma, beyindeki atardamar duvarının zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir balonlaşma olup sıklıkla damarların çatallanma bölgelerinde görülür. Bu balonlaşan yapı normal damara göre daha dayanaksızdır ve bazı koşullar altında yırtılıp beyin içine kanamaya yol açarak yaşamı tehlikeye sokabilir. Anevrizmalar doğuştan damarın gelişme bozukluğuna bağlı olabileceği gibi yüksek tansiyon, damar sertliği (ateroskleroz), enfeksiyonlar (damarın iltihaplanması) veya kafa travması sonrası da gelişebilir. Anevrizmalar çoğunlukla beynin tabanında yerleşir ve buradaki beyin-omurilik sıvısı içinde kanamaya neden olurlar. Anevrizmaların yıllık kanama riski yaklaşık %1’dir.
Anevrizma Tipleri
Sakküler (kese biçimli) anevrizmalar
En sık görülen anevrizma tipi olup beynin tabanında büyük damarların çatallanma bölgelerinde oluşur. Bu çatallanma noktalarında damar duvarı daha fazla basınca maruz kalmaktadır. Bu sabit basınç zamanla damar duvarında oluşturduğu hasar sonucu balonlaşmaya neden olabilir. Sakküler anevrizmalar yıllar içerisinde gelişir ve bundan dolayı anevrizmanın yırtılma riski yaşla birlikte artar. Anevrizmanın bu şekildeki gelişmesini eskiden araçlarda kullanılan tekerlek iç lastiklerinde görülen balonlaşmaya benzetebiliriz. İleri yaşlarda damar yapısının bozulması sonucu damar duvarının esnekliğini kaybetmesi de anevrizma oluşmasında diğer önemli bir nedendir.
Fuziform (iğ biçimli) anevrizmalar
Bu anevrizma damarın uzunca bir bölümünü içeren iğ şeklinde bir genişleme olarak görülür. Bu tip anevrizmalar da yırtılarak kanayabilir, ileri derecede genişleyip çevresindeki beyin dokusunda baskıya yol açarak veya içinde pıhtılaşma gelişip buradan ayrılabilen kalıntıların normal beyin damarlarında tıkanmaya (emboli) neden olması ile inme benzeri yakınmalar oluşturabilir.
Mikotik (iltihap sonucu gelişen) anevrizmalar
Nadir olup damarın mikrobik hastalığı sonucu gelişir. Genellikle kese biçimlidirler. İltihap damar duvarında hasara neden olur böylece duvar zayıflaması sonucu anevrizma oluşumu ve bunun yırtılma riski artar. Sıklıkla subakut bakteriyel endokarditin (toplumumuzda ‘kalp romatizması’ olarak bilinir) bir komplikasyonudur.
Travmatik (kaza sonucu gelişen) anevrizmalar
Beyin kan damarlarında kaza sonrasında gelişen anevrizma türüdür. Travma bölgesinde hasar gören damar duvarı zayıflar ve sonrasında yırtılabilir.
Toplumdaki Yaygınlığı ve Sıklığı
Beyin anevrizmasına bağlı gelişen beyin kanaması sıklığı bir yılda 100.000 kişide 10-15 civarındadır. Ülkemizde her yıl ortalama 10.000 kişinin anevrizmaya bağlı beyin kanaması riski taşıdığı kabul edilebilir. Bu hastaların yaklaşık 1/3’ü herhangi bir sağlık kuruluşuna başvuramadan kaybedilmektedir. Bir sağlık kuruluşuna başvurabilen kanamış hastalarda da ölüm oranı %25-40 arasındadır. Dolayısıyla anevrizması kanamış hastaların yarıya yakını kaybedilmektedir. Burada önemli bir nokta henüz kanamamış olan ancak hastayı yine de risk altında bırakan beyin anevrizmalarının erken teşhis edilmesi ve tedaviye yönlendirilmesidir. Anevrizma her yaş grubunda görülebilir ancak 25 ve yukarı yaşlarda sıklık giderek artmaktadır. Yaygınlığı en sık olarak 50-60 yaş arasındadır ve kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülmektedir. Ailede anevrizma hikâyesi olması diğer aile bireylerinde anevrizma bulunma riskini arttırmaktadır. Bir kişide aynı anda birden çok sayıda anevrizma bulunması bu riski daha da artırmaktadır.
Anevrizmanın oluş nedeni tam olarak bilinmese de birçok faktörün gelişiminde rolü olduğu bilinmektedir.
1) Hipertansiyon (yüksek kan basıncı)
2) Sigara içilmesi/nikotin kullanımı
3) Şeker hastalığı
4) Aşırı alkol tüketimi
5) Doğuştan gelen (genetik) yatkınlık
6) Kan damarlarına hasar (özellikle damar sertliği) veya travma
7) Bazı enfeksiyonlar
Belirtiler/Uyarıcı İşaretler
Anevrizma yırtılması/kanaması olan hastalarda bazı uyarıcı işaretler görülebilir.
Herhangi bir bölgede ısrar eden baş ağrısı
Bulantı ve kusma,
Ensede sertlik (kişi başını kolay eğemez),
Bulanık veya çift görme
Işığa karşı hassasiyet (fotofobi)
His kusurları
Kanamamış anevrizması olan kişilerin çoğunda hiçbir belirti görülmeyebilir.
Az bir hasta grubunda aşağıdaki belirtilerin bazıları veya tümü görülebilir:
Göz sinirlerinde felçler (göz kapağının düşmesi, gözü rahatça hareket ettirememe gibi)
Tek taraflı genişlemiş göz bebeği
Çift görme, gözün arkası veya üstünde ağrı
Bir bölgede ısrar eden baş ağrısı
İlerleyen halsizlik ve uyuşukluk
Riskler ve Komplikasyonlar
Anevrizmalar yırtıldığında sıklıkla subaraknoid (beyin ve beyin ince zarı arasına) kanama (SAK) gelişir. Damardan subaraknoid mesafeye yüksek basınç ile geçen kan burada birikerek beyne bası oluşturabilir, kanama beynin içine de olabilir; kan elemanları aynı zamanda daha düşük basınca sahip omurilik çevresine de ulaşabilir. Anevrizmadan olan kanama bazen sızma şeklinde de olabilir; bu durumda sızma noktasında küçük bir pıhtı oluşup kanamayı durdurabilir ve hasta yaşayabilir. Ancak pıhtının yol açtığı bu süreç tekrar kanama riskini önlemez; her ek kanamada yaşam daha fazla tehlikeye girer ve hayatta kalma ihtimali azalır. Kendiliğinden (spontane) gelişen SAK’ların çoğunun nedeni anevrizmalardır. Anevrizmanın yerinin, büyüklüğünün ve konfigürasyonunun tam olarak saptanması tedavisi ve dolayısı ile yeniden kanamanın önlenmesinde kritik bir noktadır. Bir kanama sonrası tekrar kanama ihtimali ilk 14 gün için %20 civarındadır. Yukarıda bahsedildiği gibi anevrizma kanaması %50’lere varan oranlarda ölümcül seyreder. Ayrıca yaşayan hastalarda ise %25 oranında kalıcı nörolojik bozukluklara neden olur. Aklî fonksiyonlar yanında tüm vücut fonksiyonlarında da bozulma (örneğin kısmi felç) ortaya çıkabilir. Daha ciddi durumlarda ise kanama beyin hücrelerinde ağır hasara yol açabilir ve hastayı komaya sokabilir. Anevrizma büyük ise kanamadan da çevre beyin dokusunda baskıya yol açarak zarar verebilir. Ayrıca büyük anevrizmalar içinde pıhtı gelişebilir ve içinden kopan parçalar çok sayıda inmeye sebebiyet verebilir. Beyin çevresine sızan kan damarlarda daralmaya (vazospazm) yol açabilir. Bu durum beyin dokusuna gelen kan akımında azalmaya ve dolayısıyla inmeye neden olabilir. Vazospazm genelde kanamadan 5-8 gün sonra gelişir. Tedavisi oldukça zordur, hastanın yaşamını tehlikeye sokabilir. Kanamış bir anevrizmadan sızan kan beyin- omurilik sıvısı (BOS) dolaşımını engelleyerek hidrosefali (beyinde aşırı sıvı birikmesi) dediğimiz tabloya neden olabilir. Bu durumda beyinde ventrikül dediğimiz boşluklarda aşırı sıvı birikerek kafa içi basıncının artmasına neden olabilir. Bu sıvı artışını engellemek için bu boşluklara dren yerleştirilerek biriken sıvı ve sızan kan dışarı alınmalıdır. Anevrizma kanaması beyin ödemi veya şişmesine de neden olabilir. Bu durum beyin fonksiyonlarını etkileyerek çok ciddi problemlere yol açar. Beyin dokusunun şişmesi ve basıncının artması beyin dokusuna zarar verir. Beyin ödemi kan damarlarında bası oluşturarak beyne kan gitmesini yavaşlatabilir.
Tanı Yöntemleri
Ülkemizdeki yürürlükte olan tıbbi yönetmeliklere göre beyin anevrizmalı hastalar ancak beyin ve sinir cerrahlarının (nöroşirürjiyenlerin) kontrolünde hastanelere yatabilmektedirler. Kanamış beyin anevrizmalı hastanın tanısı muayene ile doğrulukla saptanabilir, ancak tanının kesinleşmesi için ek testlere gereksinim vardır. Bu konuda hekime hastalık öyküsü iyi anlatılmalıdır (geçmişteki tüm ilgili rahatsızlıklar bildirilmelidir). Böyle bir hastada ilave başka anevrizmaların da bulunma ihtimali olduğundan doğru tanısal testler kullanılması yaşamsal bir konudur. Hekim tanıya ulaşmak amacıyla doğru test için doğru bilgiye ihtiyaç duyar.
Beyin Anjiyografisi: Bu test anevrizmaların tespitinde en geçerli yöntemdir. Testin yapılması için hastanın kan tablosunun bilinmesi gereklidir; kanamaya eğilimi olan hastada bu test yapılamaz. Anjiyografi genelde radyoloji bölümünce uygulanır, ancak yeni yönetmelikle nöroloji ve beyin-sinir cerrahisi bölümleri de bu uygulamayı yapmaya başlamışlardır. İşlem sırasında bazen ilaçla hafif bir sakinleştirmeye ihtiyaç duyulsa da genelde hasta uyanık halde iken yapılabilir. Hasta tetkik masasında yatarken anjiyografiyi çekecek kişi kasıktan ince bir iğne ile atar damara girer. Sonrasında küçük bir plastik tüp (kateter) damar içerisine yerleştirilir. Röntgen ışınları altında kateterin geçişi görüntülenir ve dört ana beyin damarının bulunduğu baş-boyun bölgesine kadar ilerlenir. Bu işlem sırasında ağrı olmaz. Her bir beyin atar damarına görüntülenebilen damar içi boya ayrı olarak verilir ve bu sırada röntgen görüntüleri alınır. Bu uygulama damarların net olarak görülmesini sağlar. Anjiyografi görüntüleri alındıktan sonra kateter çıkartılır ve çıkarılan bölgeye kan sızıntısı olmaması için baskılı pansuman uygulanır. Bir müddet gözlem sonrasında hasta yatağına gönderilir. Hasta işlem sırasında kateterin geçişini hissetmez ancak kullanılan boya maddesinin verilmesi sırasında başın bir tarafında belli belirsiz bir his oluşabilir veya geçici yıldız uçuşması veya boyun kramplarına neden olabilir. Anjiyografi işlemi, kişinin yaşamını riske sokabilen beyin anevrizmalarının tespitinde duyarlı ve spesifik olmasına karşın sonuçta hasta için müdahaleci (invazif) bir girişim olup düşük oranlarda da olsa damar duvarına hasar, inme ve kullanılan boyaya karşı alerjik reaksiyon riski vardır.
Bilgisayarlı Tomografi-Anjiyografi (BTA): Daha yeni bir teknoloji olup hastanın kolundaki bir toplardamardan boya maddesinin verilmesi ile konvansiyonel anjiyografiye benzer görüntüler alınır. İşleme ait risk konvansiyonel anjiyografide de anlatılan boyar maddenin yol açabileceği alerji ve böbreklerde oluşturabileceği potansiyel hasardır. Bu yöntemde önemli bir avantaj hastayı anjiyografi ünitesine nakletmeye gerek duyulmaması ve ek personele ihtiyaç olmamasıdır. Sadece bir dakikadan daha az bir sürede çekim işlemi tamamlanır ve inme riski taşımaz.
Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG): Manyetik alan ve bilgisayar teknolojisi kullanarak vücuda ait organların üç boyutlu görüntülerini sağlayan bir tanısal testtir. Beyin anatomisinin net görüntülerini sağlar. Beyin MRG’si önceden var olan küçük inmelere ait bulguları da gösterebilir. Hastaya zararı olmayan bir testtir ancak cihazın içi dar olduğundan bazı kişiler kapalı yerde bulunma korkusu (klostrofobi) yaşayabilir. Ayrıca manyetik alana girmesi sakıncalı olanlar kişilerde (koroner stendi veya vücudunda manyetik protezi olanlar gibi) problemlerle karşılaşılabilmektedir.
Manyetik Rezonans Anjiyografi (MRA): MR görüntüleme cihazı ile yapılabilen ve hastaya zararı olmayan bir testtir. Manyetik görüntüler bir bilgisayar tarafından analiz edilerek baş ve boyun bölgesinin damarları görüntülenir. MRA gerçek kan damarlarını gösterir ve tıkanmış, dar olan damarlar ve anevrizmalar hakkında net bir bilgi sağlayabilir.
Tedavi Seçenekleri
Günümüzde anevrizma tanısı almış hastalar için üç önemli tedavi seçeneği mevcuttur.
Gözlem ve/veya cerrahi olmayan tedavi (yalnızca takip)
Cerrahi tedavi ve anevrizmanın kapatılması (kliplenmesi)
Damar içi (endovasküler) tedavi ile stentleme ve/veya tıkama
Tüm hastalıklarda olduğu gibi bir anevrizmanın tedavisine hasta ve hekim birlikte karar vermelidir. Eğer durum acilse veya hastanın şuuru anevrizma kanaması sonucu kapanmış ise, bu karar hastanın en yakını olan akrabası(ları) ile birlikte verilmelidir. Tedavi eden hekim her bir seçeneğin risk ve yararlarını hasta (veya yakınları) ile tartışmalıdır. Hastanın durumuna göre hekim tarafından bu seçeneklerden en uygunu hastaya önerilmelidir. Karmaşık ve uygunsuz yapıdaki anevrizmalarda cerrahi ve damar içi tedavinin her ikisinin birlikte uygulanması gerekebilir. Nöroşirürjiyen ve damar içi tedavi uzmanları ile hasta veya yakınları en iyi tedavi seçeneğini tartışıp belirleyebilir. Günümüzde anevrizma tedavisindeki en iyi yöntem halen tartışılmalı bir konudur ancak tedavinin en kısa zamanda gerçekleştirilmesinin gerektiği de unutulmamalıdır. Cerrahi riskler anevrizmanın kanamış olup olmadığıyla da ilişkilidir. Anevrizmanın büyüklüğü, yerleşim yeri ve hastanın yaşı ile genel durumunun da tedavinin başarısında diğer önemli faktörlerdir.
Gözlem ve/veya Cerrahi Olmayan Tedavi
Anevrizma küçük ve bulunduğu yer açısından daha az büyüme ve kanama riski taşıyorsa yalnızca takip iyi bir seçenek olabilir. Bu hastaların izleminde tanısal testlerin tekrarlanması gerekmektedir. Bu kişilerde yıllık kanama riski az da olsa devam eder. Kanamamış anevrizmalı hastalara ilave olarak ilaç tedavisi verilebilir. Takipte olan hastalar sigara kullanımını bırakmalı ve kan basıncını kontrol altına almalıdır. Bu faktörler anevrizma oluşumunda, büyümesinde ve/veya kanamasında önemlidir. Yüksek kan basıncı önemli bir yakınma ise antihipertansif tedavi ve/veya diyet, egzersiz programı kan basıncını azaltabilir. Düzenli aralıklarla radyolojik inceleme (beyin anjiyografisi, MRA veya BTA) anevrizma boyutundaki değişiklikleri ve büyümesini gösterir. Kanamamış anevrizmalı kişilerde aşağıdaki faktörlerin iyice irdelenip sorgulanması sonrası takip planlanmalıdır.
Boyut ve yerleşim yeri
Yaş ve hastanın sağlık durumu
Aile hikâyesi
Tedavi riskleri
Cerrahi Tedavi ve Klipleme (Mandalla Kapatma)
Açık cerrahi tedavi anevrizmalı hastalara uzun bir zamandan beri uygulanan ve halen altın standart olan bir girişimdir. Bu ameliyat anevrizmayı kapatmak için gerçekleştirilen bir ameliyat olup genel anestezi altında kafatasında küçük bir pencere açılarak ile yapılır. Kemik ameliyat bitiminde tekrar yerine yerleştirilir. Anevrizma çevre beyin dokusundan ve damarlardan sıyrılır ve genelde titanyumdan yapılan küçük metal bir klip (bir tür küçük metal mandal) ile boynu kapatılır. Anevrizmanın köken aldığı damarda normal kan akımının devam etmesi sağlanır. Ameliyat sırasında çeşitli tekniklerle mandalın anevrizma boynunu tam olarak kapattığı ve diğer kan damarlarında akımın normal olarak devam ettiği kontrol edilebilir. Klipler kalıcıdır, yerinde bırakılır ve bu durum vücuda herhangi bir zarar vermez. Bu ameliyatı geçiren kişilere MR çekilebilir. Normal koşullarda anevrizma cerrahisinden sonra hasta hastanede 3 ile 5 gün süreyle yatar ve sonrasında 3-4 hafta ev istirahatı uygundur. Kanamış anevrizmalar için hastanede kalma süresi 7 veya daha fazla gün olmaktadır. Anevrizma cerrahi olarak kapatıldıktan sonra takip anjiyografisi cerrahiden 5 yıl sonra gerekebilir.
Cerrahi Tedavi ve Kliplemenin Avantaj ve Dezavantajları Kliplemenin avantajları; tedavi sıklıkla kalıcıdır aynı anevrizmaya tekrar ameliyat gerektirmez, anevrizma doğrudan görülür (karmaşık yapıda olan anevrizmalar için bu durum önemlidir), klip uygulaması sonrası anevrizma söndürülebilir ve anevrizmanın beyin dokusuna yaptığı bası cerrahi olarak kaldırılabilir ve cerrahi sırasında başka anevrizma(lar) varsa doğrudan görülüp tedavi edilebilir. Kanamış olanlarda cerrahi sırasında anevrizma çevresi ve beyin dokusundaki kan elemanları, pıhtılar temizlenebilir; bu temizleme bazı hastaların çabuk iyileşmesinde önem taşır. Ek olarak cerrahi sırasında kraniektomi (kafatasından bir miktar kemik çıkarma işlemi) ile kafatasının bir kısmı alınabilir ve hastaların kötüleşmesine yol açabilen kafa içi basınç artışı (beyin ödemi gibi) önlenebilir. Cerrahinin dezavantajları; invaziv (müdahaleci) bir girişimdir, kafatasının açılması gerekir ve buna bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Klip uygulaması sırasında çevredeki yapılar ve önemli damarlara hasar verilebilir.
Damar İçi Tedavi -Tıkama
Damar içi tedavi son 15 yılda geliştirilmiş bir yöntemdir; kardiyologların kalp veya vücudun büyük damarlarındaki tıkalı damarları açma işlemlerine benzerlik göstermektedir. Özellikle son 5 yılda cerrahi klip uygulamasına kabul edilebilir bir alternatif olarak gündeme gelmiştir. Yüksek cerrahi riske sahip olan ve kötü nörolojik tablodaki hastalarda veya baziler arter (beyin sapını ve derin beyin bölgelerini besleyen büyük beyin atar damarı) gibi zor yerleşimli bazı anevrizmalarda damar içi tedavi uygun bir seçenek olabilir. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada klip uygulaması ve damar içi tedavinin her ikisine de uygun olan kanamış anevrizmalarda eğer damar içi tıkama uygulanırsa en azından erken dönemde daha iyi sonuçlar elde edildiği saptanmıştır (ölüm veya sekelli kalma oranı 1 yılda tıkama yapılanlarda %23.5, cerrahi klipleme yapılanlarda % 30 olarak bulunmuştur). Damar içi tıkama yöntemi genel anestezi veya sedasyon altında yapılabilir. Atar damar sistemine kasıktaki büyük bir damardan ulaşılır (uyluktaki femoral arter). Artere bir iğne yerleştirilir. Küçük bir kateter ile ilerlenerek röntgen ışınlarının kılavuzluğunda beyini besleyen dört ana damara ulaşılır. Bunun içerisinden daha küçük bir kateter (mikrokateter) ile anevrizmaya ulaşılır. Anevrizma içerisinde katetere pozisyon verilerek ince bir tel veya diğer adıyla koil anevrizma içerisine yerleştirilir. Bükülebilir platinden yapılan bu koil bulunduğu anevrizmanın şeklini alır. Ek koiller gönderilerek anevrizma iç kesiminden doldurulur ve kan akımının anevrizma içerisine geçişi engellenir. Anevrizma içerisinde pıhtı oluşur ve uzun dönemde ise yeni gelişen dokuların anevrizma tabanında koillerin tabanını doldurması ve tam bir iyileşme beklenir. Balon yardımı ile koil yerleştirilmesi diğer bir yöntemdir; burada işlem sırasında bir diğer kateter yardımı ile bir balon damar içinde anevrizmanın boyun kısmında şişirilerek koillerin damara kaçması engellenir ve anevrizma içinde durması sağlanır. Benzer bir biçimde stent yardımı ile koil yerleştirilmesi sırasında ise küçük esnek bir silindirik kafes kullanılır ve bu koilleme için iskele vazifesi görür. Yukarıda tarif edilen stent veya balon yönteminin her ikisi de geniş tabanlı karmaşık anevrizmalarda tedavi seçeneği olarak kullanılabilir.
Damar İçi Tedavi-Koillemenin Avantaj ve Dezavantajları Damar içi tedavinin avantajları; öncelikle minimal invaziftir (müdahaleye bağlı yan etkisi azdır), kafatasını açmayı gerektirmez ve işlem sonrası erken dönem komplikasyonu daha azdır. Kanamamış anevrizmalı hastalar bir iki gün içerisinde evlerine gönderilebilir ve bir iki hafta içerisinde işlerine dönebilirler. Koillemenin dezavantajları; anevrizmanın erken dönemde kapanma ihtimalinin daha düşüktür ve daha yüksek ihtimalle nüks görülür. Bu nedenle ek bir girişim daha gerekebilir ve tam tedavi için daha uzun süre takip gerekebilir.
İyileşme ve Takip
İyileşme hastadan hastaya değişmekle birlikte anevrizma tipi, yerleşim yeri, kanama olup olmadığı, tedavi tipi ve hastanın genel durumu önemli faktörler arasında yer almaktadır. Beyin kanaması geçirmiş olanlarda nörolojik kayıplar daha çok ve belirgin olup bu hastalar daha uzun iyileşme süresi gerektirmektedir. Her hastada kendine özel bulgular görülse de cerrahi sonrası görülebilecek bazı yan etkiler aşağıda sıralanmıştır.
Baş ağrıları
Uyuşukluk ve yorgunluk
Operasyon yerinde ağrı
Çene ağrısı
Başından saat tıklaması şeklinde ses gelmesi
Görsel bozukluklar
Kısmi veya tam körlük
Görme alanı kayıpları
İnce motor hareket bozuklukları
Duygusal problemler
Depresyon
Kavramsal güçlükler
Konuşma problemleri
Algısal problemler
Davranış değişiklikleri
Denge ve koordinasyon bozuklukları
Konsantrasyon güçlükleri
Kısa dönemli hafıza problemleri
İnme hastalarında olduğu gibi anevrizma tedavisinde de iyileşme ve rehabilitasyon dönemi önemli bir yer tutar. Bazı olgularda anevrizma kanadığında veya tedavi edildiği sırada kaybolan fonksiyonlar hasar görmeyen beyin alanları tarafından üstlenilebilmektedir. Rehabilitasyonda fizik tedavi, konuşma terapisi ve mesleksel eğitim gibi alanlarda uygulamalar yapılabilir.
Tarama Testleri
Bir kişide anevrizma tespit edildiğinde diğer aile bireyleri için tarama yapılmasının gerekip gerekmediği henüz kanıtlanmamıştır. Ancak birden fazla kardeşte anevrizma tespiti halinde veya ailenin bir bireyinde çok sayıda anevrizma tespit edildiğinde, ailenin diğer bireylerine tarama önerilebilir.
Kafatası içinde gelişen tümörlere genel olarak Beyin Tümörleri denir. Bunlar iyi ya da kötü huylu tümörler olabilirler. Kafatasının kapalı bir kutu olması nedeni ile tümörün çevre dokularda yaptığı itilme ve beyin ödemine bağlı olarak hastalarda baş ağrısı, baş dönmesi, kusma ve bayılma gibi belirtilerle kendilerini belli ederler.
Beyin tümörleri kafatası içerisinde büyüyerek beyin üzerine baskı yaparlar. Bulundukları bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre bulgular ortaya çıkar. Ancak, öncelikle kafa içi basıncının artmasına bağlı belirtiler gösterirler.
Beynin ön kısmında yerleşen tümörler hastada ruhsal bozukluklara ve kişilik değişikliklerine neden olabilir. Hastalarda durgunluk, unutkanlık, aşırı sinirlilik veya psişik bozukluklar meydana gelebilir. Bazı tümörler beyinde lokal irritasyona neden olarak sara nöbetlerine neden olabilirler.
Tümörün tuttuğu beyin merkezlerine göre, parietal bölgedekiler vücudun karşı tarafında kısmi ya da tam felç, konuşma bozuklukları, okuma- yazma bozuklukları ya da oksipital bölgedeki tümörler görme bozuklukları gibi belirtiler meydana getirebilirler.
Beyin dokusundan çıkan tümörlere genel olarak Glial Tümörler denir. Bu tümörler erken belirti verirler. Yavaş ya da daha hızlı üreme kabiliyetine sahip olan tipleri vardır. Çoğunlukla tedavileri cerrahi olarak çıkartılmalarını gerektirir. Cerrahi tedavi sonrasında tiplerine göre ışın tedavisi veya kemoterapi uygulanabilmektedir.
Beyin zarlarından köken alan tümörler ise Menengioma olarak adlandırılırlar. Beyine basınç yaparak, kendilerini gösterirler, beyin dokusuna genel olarak yayılmazlar. Ancak bazılarını yerleşim yeri nedeni ile cerrahi olarak çıkartılmaları ya mümkün olmayabilir ya da çıkartılmaları halinde hastada ileri nörolojik sekeller kalabilir.
Sinirlerden kaynaklanan tümörler ise Nörinom ya da Schwannom adını alırlar. Çoğunlukla kafa içinde seyreden sinir uzantılarından çıkarlar.
Ayrıca beynin bir uzantısı olan hipofiz bezinden köken alan Hipofiz Adenomları da vardır. Hipofiz Adenomları vücudun hormonal dengesi üzerinde etkilidirler. Eğer hormon salgılayan tipte ise salgıladığı hormon tipine göre hastalarda belirtiler ortaya çıkar ve çoğunlukla daha erken evrede fark edilebilirler. Hormon salgılamayan tipleri ise daha geç evrede fark edilirler. Bunlar çoğunlukla görme sinirlerine baskı yaparak hastalarda görme bozukluklarına yol açarlar.
Ayrıca vücudun diğer bölümlerinde oluşan kanser hastalığına bağlı tümörler de beyine yayılabilir. Bu tümörlere genel olarak Metastatik Tümörler denilmektedir. Özellikle akciğer, meme, böbrek ve prostat kanserleri beyine ve omuriliğe yayılabilirler.
Beş adet omur ve bu omurlar arasındaki adeta amortisör görevi gören diskler ile birlikte sakrum (sağrı kemiği) üzerinde yerleşen bel bölgesi, omurganın boyundan sonraki en hareketli bölgesini oluşturur. Beldeki hareketin büyük çoğunluğunu 4. ve 5. bel omurları ile 5. bel omuru ile sakrum kemiği arasındaki eklemler oluşturur. Omurlar arasındaki disklerin içi jelatin kıvamında yaklaşık %70- 80 oranında su içeren bir sıvı ve dış kısmı ise fibrotik bantlardan oluşan liflerden oluşur. Zaman içinde bu disklerin içindeki sıvı oranında azalma ortaya çıkarak daha önceden kırılmayan kopmayan vasıftaki disk içeriği kuruyarak kırılabilir, kopabilir bir şekle gelir. Tekrarlayan hareketler, aşırı zorlanmalar, duruş bozuklukları ve uygun olmayan pozisyonlarda yapılan fiziksel aktiviteler dış kısımdaki anulus fibrozis adı verilen kuşakta yırtılmalara yol açar, yırtılma anulusun iç liflerinden başlayarak dışarıya doğru uzanır. Bunun sonucunda suyunu kaybetmiş, bozulmuş jelatinöz sıvı madde dışarıya doğru fıtıklaşır ve o bölgedeki bağları zorlar etraftaki dokulara baskı yapar.
Diskin kapsülündeki yırtılmaların olduğu dönemlerde hastalar zaman zaman olan bel ağrılarından mustariptirler. Bunların çoğu hiçbir tedavi görmeden sadece yatak istirahati ile bile düzelebilir. Ancak hastalık daha da ilerleyince bacağa giden sinirleri sıkıştırır ve hastalarda bu dönemde daha çok bacak ağrısı ön plana geçer. Sinir lifleri de aynı elektrik kablolarına benzerler, çoğunlukla daha dışta yüzeye yakın olan lifler hissi taşıyan liflerdir. Daha derinde olanlar ise hareketi yaptıran lifleridir. Hastalarda bacağa gelen sinirde, çıkmış olan disk tahrişe yol açınca ilk önce o sinirin hissi taşıdığı bölgede ağrı duyulur. Olay ilerleyip hissi taşıyan liflerde hasar olursa o bölgede uyuşukluk ( hissizlik) ortaya çıkar, eğer hala bu aşamada da hasta tedavi edilmez ise hareketi yaptıran liflerin de etkilenmesi neticesi hastada kuvvet kaybı ortaya çıkması kaçınılmazdır. Daha çok genç ve orta yaşlarda görülür. İleri yaşlarda ise bel kireçlenmesi ile birlikte görülür.
Belirtileri nelerdir?
Bel fıtığının en önemli belirtisi bel ve bacak ağrısıdır. Başlangıçta belde yerleşik olan ağrı daha sonra bacağa yayılır. Genellikle tek taraflıdır. Taraf değiştirebilir veya iki taraflı olabilir. Bazen hastalar yalnızca bacak ağrısı ile gelir. Ani bir zorlanma ya da ters hareket yoksa ağrı daha önce birkaç defa tekrarlamıştır, tedaviyle ya da tedavisiz düzelmiştir. Hastada ayrıca bacakta uyuşma, bel hareketlerinde kısıtlanma görülür. Öksürme, hapşırma, uzun süreli oturma, otomobil kullanma, öne doğru eğilme, ağrıyı arttırır. Antisiyataljik postür denilen ağrıyı azaltmak amacı ile belin bir tarafa doğru eğilmesi sık rastlanan bir bulgudur.
Ağrı hafif, orta veya şiddetli olabilir. İleri vakalarda bacak kaslarında erime, incelme, bacakta üşüme olabilir. Çok nadiren bacaklarda özellikle iç taraflarda (iki taraf) his kusuru ve idrar yapamama veya idrar kaçırma görülür. Bu durumda hasta acilen ameliyata sevk edilmelidir.
Teşhis nasıl konur?
Çoğu vakada hastanın görünümü, hastanın ifadesi, basit bir muayene kesin teşhis koydurur. Ancak hastalığın şeklini belirlemek ve diğer hastalıklardan ayırt etmek için laboratuvar tetkikleri, düz röntgen, tomografi ve MR gerekebilir.
Bel fıtığından korunmak mümkün müdür?
İyi bir kas yapısı, kaslar arasında denge duruş eğitimi ve riskli hareketlerden kaçınma bel fıtığından korunmada kısmen yardımcıdır. Esas önemli olan bir kez bel ağrısı olan kişide bunun tekrarlarının önlenmesidir.
Bel fıtığının tedavisi nasıldır?
Kısa süreli yatak istirahati, hastanın en rahat ettiği pozisyonda ve iyi bir yatakta olmalıdır. Yatak sert ve düzgün olmalı vücut ağırlığı ile çökmemelidir. Bacaklar karına çekik yan yatar pozisyon (ana rahmindeki cenin pozisyonu) en iyi dinlenme şeklidir.
Ağrı kesici, kas gevşetici, ilaçlar faydalıdır. Kronikleşmiş hastalarda antidepresan ilaç kullanılabilir.
İlaç ve istirahat tedavisine rağmen şikayetleri devam eden hastalarda fizik tedavi ve rehabilitasyon hastaların büyük çoğunluğunda şikayetlerin geçmesine yardımcı olur.
Bütün hastalara bel koruma prensipleri ve hastalığın aşamasına göre egzersizler gösterilmelidir.
Hastalarda idrar – gaita tutamama ve ilerleyen kuvvet kaybının olması durumunda hiçbir başka tedavi yöntemi ile zaman kaybetmeksizin acil ameliyat yapılmalıdır. Yine tüm ağrı kesici tedavi yöntemlerine rağmen bacak ağrısı geçmeyen hastalarda da cerrahi müdahale geciktirilmeden uygulanmalıdır. Bunların dışında kalan hastalarda yapılan tüm diğer tedavi yöntemleri denenmesine rağmen bacak ağrısı geçmiyorsa ve bu bacak ağrısı kişinin günlük hayatını etkileyecek düzeyde ise yine cerrahi tedavi düşünülür.