Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Hipofiz adenomu nedir?

    Hipofiz bezi vücudun en önemli hormon üretim merkezidir. Pitüiter (Hipofiz) bezi veya civarından kaynaklanan tümörler hayati önem taşıyan yapılara ve/veya görme yollarına baskı yaparak görme kaybına yol açabilir. Hormonsal bozukluklara yol açarak, ateş basması, şişmanlık, adet düzensizliği, göğüslerden süt gelmesi, el ve ayaklarda büyüme, seste kalınlaşma, cilt bozuklukları,….gibi birçok sorunları oluşturabilir.

    Cerrahi karar verilmeden önce hastaların tüm hormon değerleri araştırılır. Görme netlikleri, alanları değerlendirilir. Tüm MR, CT, anjiografi tetkikleri yapılır.

    Tüm bu araştırmalar sonucunda bazı tümörler sadece takip edilerek izlenir. Küçük 1 cm altındaki ciddi bir bozukluğa yol açmayan tümörlerde genelde takip önerilir.

    Bazı tümörler sadece ilaç kullanılarak tedavi edilir.

    İlerleyici görme bozuklukları olan ve ilaçla tedavisi mümkün olmayan tümörlerde cerrahi tedavi ile iyi sonuçlar almak mümkündür. Cerrahi seçenekte amaç tümörü tama yakın çıkararak tümörün etrafındaki hayati yapılara bası etkisini, ve hormonal etkisini yok etmek veya minimuma indirmektir.

    Ameliyat gereken durumlarda ameliyat genelde burundan girilerek (Transsfenoidal yaklaşım) yapılabilir. Bazı tümörler burundan yapılamayacaksa kafatası açılarak çıkarılır.

    Endoskopik olarak da burundan girilerek bu ameliyatı yapmak mümkündür.

    Bazı tümörlerde ise Gama ışını gibi sadece ışın tedavisi yönteminden faydalanılabilir

  • Hidrosefali

    Beyin-omurilik sıvısı (BOS), beyin ve omurilik içinde ve etrafında serbestçe dolaşan, beynin kendisinin ürettiği doğal bir koruyucu yastık gibidir. Bu sıvı beyin ve omurilik içi kanallarında dolaşır ve tekrar geri emilir. BOS dolaşım yolunda bir blokaj olduğunda, fazla miktarda BOS üretildiğinde veya BOS emiliminde bir sorun olduğunda biriken sıvının beyine ve/veya omuriliğe yaptığı basınca bağlı, çocuklarda gözlerde aşağı kayma, kusma, bıngıldağın gerginleşmesi, kafasını arkaya atma, kafa derisindeki damarlarda belirginleşme olabilir. Erişkinlerde ise baş ağrısı, kusma, sersemlik, idrar kaçırma, yürümede güçlük ve bilinç bozukluğu gibi yakınmalar meydana gelebilir.

    Bu durum karşısında beyne baskı yapan bu sıvıyı ortamdan uzaklaştırmak için şant ameliyatı veya endoskopik olarak ağızlaştırma ameliyatı (endoskopik third ventrikülostomi) gerekebilir.

    Şant sisteminde, BOS genelde karın boşluğuna aktarılır. Beyinde biriken sıvı araya konulan basınç kontrollü bir vana (valv) sistemi sayesinde kontrollü olarak beyinden karın boşluğuna gönderilir. Böylece beyin fazla biriken su ile kafatası arasında sıkışıp basınç altında kalmaktan kurtarılır ve hasar oluşması engellenmiş olur.

    Endoskopik Ventrikülostomide (ETV) ise bir endoskopla beyin su yollarına girilerek beynin su boşlukları arasındaki bir zar açılır ve sıvının kafa içindeki akış yönü değiştirilerek su akışında adeta bir kısadevre sağlanır böylece şanta ihtiyaç olmadan beyin basınçtan kurtarılmış olunur. Genellikle 2 yaş ve üzeri çocuklarda daha etkili bir tedavidir, özellikle 1 yaş altında pek etkin değildir. Her 10 hidrosefali hastasından 3-4 tanesi bu yöntemle şantan bağımsız yaşam sürebilir. Bu sayede şant masrafı ve şantın doğurduğu sorunlardan da kurtulunmuş olunur.

    Alternatifler:

    • Her türlü riski göze alıp şant ameliyatını yaptırmamak

    • Artmış kafa içi basıncın ilaç ile tedavi edilmeye çalışılması

  • Doğumsal meningosel

    Günümüzdeki bilgilerin ışığı altında meningoseller doğumsal bir bozukluktur. Cilt, cilt altı omuriliği saran kemik kanalın arka elemanları ve omuriliği saran dura adlı zar açık kalmakta ve bacak-ayak hareketlerini ve idrar ve gaitalarını yapma ve tutma ile ilgili yapılara giden sinir kökleri dış ortamla temas sonucu hasar görmektedir. Omuriliğin kapanma bozukluğuna sıklıkla arka beyin anomalileri ve hidrosefali denilen beyin omurilik sıvısı dolaşım bozukluğu eşlik etmektedir. Hastaların yaklaşık %80’inde beyin omurilik sıvısı dolaşımına yönelik şant veya endoskopik ameliyatlar gerekmekte ve çocuğun ileriki yaşamında da düzeltme ameliyatları gerekli olabilmektedir. Ayrıca omuriliğin kapanma bozukluklarına ayak ve iç organları da ilgilendiren anormalliklerde eşlik edebilmekte ve hastanın bu yapılar ile ilgili ameliyatlar olması gerekebilmektedir.

    Girişimin yapılmaması durumunda neler olabilir?

    Kese patlayabilir; zaten patlamış ise beyin omurilik sıvısının dış ortamla teması neticesinde menenjit ve bunun neden olduğu bozukluklar neticesi hasta kötüleşebilir.

    Nasıl bir tedavi/girişim uygulanacak:

    Operasyonun amacı hasarlı bölgeyi kapatarak hastanın menejit olma riskini önlemektir. Bu ameliyatta hasarlı sinirleri iyileştirmek bugünkü teknoloji ile mümkün değildir. Omurilik ve sinir hasarının iyileştirilebilmesi konusunda dünyada çok yaygın çalışmalar yapılmaktadır (neurogenezis çalışmaları, projenitör hücre çalışmaları, kök hücre çalışmaları). Henüz insanlarda kanıtlanmış kanıta dayalı kök hücre sonuçları yoktur o nedenle bu konudaki sağlık sömürücülerinin tuzağına düşülmemesi gerekir. Sinirler korunarak bulunması gereken yere bir kılıf oluşturularak konulmaya çalışılır. Hastalar genel anestezi verildikten sonra mikroskop altında yüzükoyun pozisyonda ameliyat edilirler. Uygun cilt kesisi yapılıp omuriliği saran dura mater adlı zarın sağlam yeri bulunur ve çepeçevre ortaya konur. Kese duvarına yapışık sinir kökleri kese duvarından mikrocerrahi teknik ve gerekli donanım kullanılarak hastaya zarar vermeden ayrılır. Ameliyat esnasında gerektiği durumlarda patolojik inceleme yapılır. Kesinin çıkarılmasıyla oluşan ciltteki doku boşluğu gerekirse plastik cerrahi bölümünce hastanın kendi cildini sırtından yara üzerine kaydırılması veya benzer teknikler kullanılarak kapatılır.

    Ortaya çıkabilecek yan etkiler:

    Yaradan beyin omurilik sıvısının akması (onarım cerrahisi gerektirebilir).

    Ameliyat bölgesinde iltihap olabilir. Bu enfeksiyon menenjite yol açabilir.

    Kanama nadiren olur.

    Ameliyat sonrası önceden görünmeyen hidrosefali ortaya çıkabilir ve cerrahi müdahale gerekebilir.

  • Boyun fıtığı tedavisi nasıl olmalıdır

    Boyun omurları arasındaki diskin yerinden taşarak sinirlere bası yapmasıdır. Boyun, kol, omuz, baş, sırt ağrılarına neden olabilir. Kollarda güçsüzlük ve uyuşmalar başlayabilir.

    Muayene sonrasında MR, BT, röntgen grefileri, EMG tetkikleri yapılarak tanı konulur.

    İlaç, egzersiz ve fizik tedaviye yanıt vermeyen hastalarda operasyon önerilir.

    AMELİYAT İÇİN EN ÖNEMLİ BULGU KUVVETSİZLİKTİR!!

    MR DA FITIK SAPTANMASI AMELİYAT GEREKLİLİĞİ DEĞİLDİR!!

    ÇOK ŞİDDETLİ YEŞİL VEYA KIRMIZI REÇETELİ İLAÇLARLA DAHİ GEÇMEYEN AĞRILARDA DA OPERASYON İYİ BİR SEÇENEKTİR.

    Anterior servikal mikrodiskektomi, servikal disk hastalığına bağlı ağrı, uyuşukluk ve/veya güç kaybı gibi şikâyet ve bulguları gidermek için uygulanan bir ameliyat yöntemidir. Omurga kemiklerinin aralarında doğal bir şok emici yastık vazifesi gören disk adlı yumuşak, jölemsi yapılar bulunur. Disklerin orta bölümünde bulunan yumuşak kısmı çeşitli nedenlerle etrafını saran ve nispeten daha sert olan disk çeperinden fıtıklaşarak komşu sinirlere ve omuriliğe bası yapabilir. Aynı şekilde disklerin yıpranmasına bağlı oluşan kemik çıkıntıları (kemik spurları, kireçlenmeler) da sinirlere ve omuriliğe bası yapabilir. Bu ameliyatla üst boyun bölgesi omurilik ve/veya sinir köklerinin üzerinde fıtığa bağlı olan bası giderilmeye çalışılır. Bu ameliyat sırasında etkilenen boyun seviyesindeki fıtıklaşmış disklerin ve kemik çıkıntılarının genellikle boynun ön tarafına yapılacak cilt kesisi yoluyla çıkartılması yöntemi kullanılır. Disk çıkartıldıktan sonra üst ve alt omuru birbirine kaynaştırmak, iki komşu kemik arasındaki boşluğu doldurarak çökmesini önlemek için önceden hazırlanmış küçük bir kemik grefti(Hastanın kendisinden ameliyat sırasında alınan (en ideal kaynaştırma materyalidir) veya donörlerden alınmış banka kemikleri) veya cage veya protez denilen materyaller kullanılabilir. Hazır materyallerin hiçbirinin birbirinden belirgin daha üstün olduğu henüz kanıtlanmamıştır. Bu materyallerin hiçbirini kullanmayı tercih etmeyen, kemikler arasına birşey koymayan uzmanlar da vardır. SON ZAMANLARDA TEK VEYA İKİ SEVİYELİ YAPILAN BOYUN FITIĞI AMELİYATLARINDA ARAYA YABANCİ CİSİM KONULMADAN YAPILAN AMELİYATLARIN BAŞARILI OLDUĞUNU GÖSTEREN YAYINLAR ÇIKMAYA BAŞLAMIŞTIR.

    Ameliyat sonrasında hastalar genelde 2-4 saat içinde kalkar yürürler ve aynı gün veya ertesi gün (benim tercihim bir gece yatırmaktır) taburcu olurlar.

    Alternatifler:

    • Her türlü riski göze alıp ameliyatı yaptırmamak.

    • İlaç tedavisi yoluyla ağrı veya kas spazmını gidermeye çalışmak.

    • Boyun kaslarını güçlendirici egzersizler yapmak.

    • Fizik tedavi yöntemleriyle şikâyetleri gidermeye çalışmak.

    İşleme Ait Sorunlar:

    • Anestezi riski: Lokal ve genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle) riskler vardır. Ayrıca, anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek sorunlar olabilir.

    • Kanama: Çok nadir olsa da ameliyat sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede olabilecek bir kanama riski vardır. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyabilir.

    • Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Kanama bölgesinde oluşan pıhtılar kan akımını engelleyip ağrı, ödem, iltihap veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.

    • Omurilik yaralanması: Çok nadir olsa da ameliyat esnasında omurilik yaralanmasına bağlı felç meydana gelebilir. Genellikle geçicidir.

    • Kardiyak sorunlar: Ameliyatın, düzensiz kalp ritmine veya kalp krizine yol açma gibi düşük bir riski bulunmaktadır.

    • Ameliyatın başarısız olması: Füzyonlu Anterior Servikal Diskektomi ameliyatından sonra ağrı, uyuşukluk, kas gücü kaybı veya diğer şikâyetlerin giderilememe olasılığı düşükte olsa vardır.

    • Omurların birleşememesi: Anterior Servikal Diskektomi ameliyatından sonra komşu omurlar birbirine kaynamayabilir ve bu durum omurga bozukluklarına ve/veya ağrıya yol açabilir.

    • Ağrı yakınmasında artış: Nadir de olsa ameliyat sonrasında ağrı yakınması artabilir.

    • Enfeksiyon: Enfeksiyon cilt kesi bölgesinde ve altında olabilir. Enfeksiyona bağlı riskler arasında menenjit oluşumu ( beyin ve omuriliği saran zarların iltihabı) bulunur.

    • Sinir hasarı: Ses tellerine giden sinirin yaralanma riski az da olsa mevcuttur. Bu durum sonucunda geçici veya kalıcı ses kısıklığı görülebilir. Çok nadiren vagus sinirinde oluşabilecek bir yaralanma diyafram fonksiyon bozukluğuna yol açabilir.

    • Sinir kökü yaralanması: Sinir kökü yaralanması; kolda ağrıya, ilgili kas gruplarında güçsüzlüğe ve ilgili ciltte duyu bozukluklarına neden olabilir.

    • Nüks: Ameliyat sonrasında, bulgular tekrar ortaya çıkabilir ve ek ameliyat gerekebilir.

    • Solunum problemleri: Ameliyat sonrası, genelde geçici olan solunum sıkıntısı veya pnömoni görülebilir. Pulmoner emboli (akciğerlerin damarlarının tıkanması) görülebilir.

    • İnme: Ameliyat esnasında veya sonrasında Karotid arterin yaralanması ve gerilmesi sonucunda inme meydana gelebilir.

  • Beyin tümörü tedavi süreci önemlidir

    BEYİN TÜMÖRÜ

    Beyin tümörleri genellikle beyinin kendi hücrelerinden kaynaklanan tümörlerdir (Gliomalar). Ayrıca beyin zarlarından kaynaklanan tümörlerde sık görülenlerdendir (menengiomalar). Başka bir yerdeki tümörün beyne sıçraması ile oluşan tümörlere ise metastaz denilir. Bu üç cins tümör erişkinlerde beyinin en sık görülen tümörleridir.

    Baş ağrısı, bulantı kusma, nöbet, bir tarafında uyuşma ve kuvvetsizlik, çift görme, şuur bozukluğu en sık görülen şikayetlerdir.

    Tanısı muayene sonrası çekilen MR, BT, grafilerle konulur.

    Beyin tümörlerinin tedavisinde cerrahi ve/veya ışın tedavisi (radyoterapi) ve/veya ilaç tedavisinde (kemoterapi seçenekleri birlikte veya tek tek uygulanır.

    Tüm beyin tümörlerinde amaç genelde tümörün tamamen çıkarılmasıdır. Bazı durumlarda tümörün bir kısmı zorunlu olarak bırakılabilir bu durumda alternatif tedavi yöntemleri tedaviye eklenebilir.

    Alternatif tedaviler:

    • Her türlü riski göze alıp ameliyatı yaptırmamak

    • Radyoterapi

    • İlaç tedavisi

    • Bilgisayarlı tomografi ve MR ile takip

    Biyopsi.

    Ameliyatın Komplikasyonları:

    • Anestezi riski: Lokalve genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle) riskler vardır. Ayrıca, anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek zararlar olabilir.

    • Denge problemleri: Denge bozukluğu ve/veya baş dönmesi tümörün kendisinden kaynaklanabileceği gibi tümör çıkartılma ameliyatı da bunlara yol açabilir. Ameliyat sonrası bulantı ve/veya kusma görülebilir.

    • Kanama: Nadirolsa da ameliyatım sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede olabilecek bir kanama riski vardır. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyulabilir.

    • Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Ameliyat bölgesinde oluşan pıhtılar çevre beyin dokusuna bası ile beyin dokusu hasarı, kan akımını engelleyip ağrı, ödem, inflamasyon veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.

    • Beyin dokusunda hasar: İşlemsırasında etraf beyin dokusunda hasar oluşma riski vardır. Bu hasarlara bağlı şikayetler tümörün yerine göre farklılık gösterebilir.

    • Kardiak sorunlar: Ameliyatın, düzensiz kalp ritmine veya kalp krizine yol açma gibi düşük bir riski bulunmaktadır.

    • Ameliyatın başarısız olması :Ameliyat ile tümör tamamen çıkartılamayabilir. Ayrıca ameliyat öncesi mevcut olan nörolojik tablo ve yakınmalar ameliyat sonrası düzelmeyip daha da kötüleşebilir.

    • Hidrosefali: Ameliyat sonucunda beynin etrafında dolaşan beyin-omurilik sıvısının dolanımında bozukluklar olabilir. Bu durumu düzeltmek amacıyla ameliyat dâhil çeşitli ek tedavilerin uygulanması gerekebilir.

    • Enfeksiyon: Ciltkesibölgesindeolabileceğigibikemik flebinden de kaynaklanabilir. Enfeksiyona bağlı riskler arasında menenjit oluşumu(beyin ve omuriliği saran zarların iltihabı) ve beyin apsesi (iltihap dokusu birikimi) bulunur.

    • Görme kaybı: Tümöre bağlı veya ameliyat sonrası görme keskinliğinde azalma veya görme kaybı olabilir.

    • Kuvvetsizlik: Ameliyat sonrası kısmi kuvvetsizlik meydana gelebilir. Geçici veya kalıcı olabilir.

    • Ameliyat sonrası ağrı: Ameliyattan sonra 1 haftadan 1 aya kadar uzayabilen sürelerde kraniotomiye bağlı baş ağrısı görülebilir.

    • Ameliyat sonrası nörolojik kötüleşme: Ameliyatsonrasıbeyininiçineveya etrafına olabilecek kanama veya beyin ödemi (sıvı birikmesi neticesinde beyine baskı) gibi sorunlara bağlı olarak sinir sistemi fonksiyonları az ihtimalle de olsa kötüleşebilir.

    •Solunum problemleri:Ameliyat sonrası, genelde geçici olan solunum sıkıntısı veya pnomoni görülebilir. Pulmoner emboli (akciğerlerin damarlarının tıkanması) görülebilir.

    • Nüks: Tümörün eski bölgesinden tekrarlama riski vardır. Fakat bu durum tümörün cinsine veya ilk ameliyatta ne oranda çıkartılabildiğine bağlı olarak değişebilir.

    • Nöbet (havale) :Beyindeki anormal bir elektriksel olay nöbet/havale geçirmeye neden olabilir ve bu durum tümörün kendisinden veya tümörün çıkarılması sonrası oluşan değişimlerden kaynaklanabilir.

  • Bel kayması (lomber spondilolistezis) ve tedavisi

    Bel kayması (Lomber spondilolistezis), şişmanlık, belin yanlış kullanılması, sarsıntı (omurgaya bel bölgesinde çarpma, düşme, darbe…), tümör, dejenerasyon (yaşlanmaya bağlı omurları bağlayan ligament yapılarının bozulması), henüz kesin ispatlanmasa da genetik olarak bağ dokusunun zayıf olması, neticesinde omurların birbiri üzerinde kayması ve sinir köklerine bası yapmasına bağlı bir hastalıktır.

    Bel, kalça, bacaklarda ağrı ve uyuşmalarla kendisini gösterebilir. En tipik hikayesi hastaların yol yürüme mesafeleri kısalır. Kısa süre yürüdüklerinde bacaklarda ağrı ve/veya uyuşma nedeni ile oturma ihtiyacı duyarlar. Biraz daha kendilerini yürümeye zorlarlarsa bacakları birbirine takılır, düşme ve burkulmalar yaşarlar. Sabit ayakta durma süreleri çok kısalmıştır.

    Hikayesi alınıp ve nörolojik muayenesi yapılan hastalar hareketli röntgen grafileri, MR, BT, EMG… gibi tetkiklerle değerlendirilir. Hastalığın durumu ve derecesine göre tedavi planı uygulanmaya başlanır.

    Tüm kanıta dayalı tıp uygulamalarına rağmen cevap alınamayan hastalarda bilinen en yüz güldürücü tedavi ameliyattır.

    Ameliyatın temel amacı sinirler üzerindeki basıyı kaldırmak, gerekli ise kaymayı durdurmak için sabitlik sağlamak ve uzun sürede bu kayan kemikler arasında füzyon (kaynaşma, donma) sağlayarak kaymanın ilerleyip tekrar sinirlere bası yapmasını engellemektir.

    Girişimin yapılmaması durumunda neler olabilir? Girişim yapılmaması durumunda bel ve bacak ağrısının, yürümekle artan uyuşmasının devam etmesinin yanı sıra mevcut nörolojik bozuklukllarda artış olabilir ve yeni bozulmalar, hasarlar eklenebilir. İleride ameliyat yapılsa bile sinir dokusunun yapısal özellikleri nedeniyle bu bozulmalar kalıcı olabilir. Nadiren idrar yapma, dışkılama ve cinsel fonksiyonlarda değişen derecede kalıcı veya geçici aksaklıklar olabilmektedir.

    Nasıl bir tedavi/girişim uygulanacak: Hastalar genel anestezi alırlar ve yüzü koyun yatar pozisyonda ameliyat edilirler. İlgili seviyeleri ortaya koyacak büyüklükte cilt kesisi yapılıp bel adalesi iki taraftan da kemik yapıdan usulüne uygun ayrılır. Röntgenle seviye doğrulanır ve takiben omurganın ilgili seviyede arka duvarını oluşturan kemik yapılar yeterince alınıp sinir kökleri üzerine bası yapan yapılar (kalınlaşmış eklem yüzü, bağlar, bozulmuş diskler) temizlenir. Tüm bası altındaki sinirler rahatlatılır. Temel amaç sinirleri bası altından kurtarmak ve sonradan tekrar basıya maruz kalmalarını önlemektir. Önceki tetkiklerinde hareketli kayma saptanan vakalarda özel vidalı sistem yeterli seviyede kemiklere yerleştirilir. Başlangıçta çıkartılmış olan omurganın ilgili seviyede arka duvarını oluşturan kemik parçaları ve gerektiğinde kalça kemiğinden alınan kemik parçalar (tümü hastanın kendi kemiğinden oluşur ve en ideal kemiklerin kaynamasını sağlayan materyalidir) çubuk ve vidaların etrafına yayılır. Amaç bu kemiklerin zamanla çevre kemiklerle bütünleşerek kaynaması ve bu bölgedeki hareketliliğin önlenerek hastanın sinirlerine tekrardan bası olmamasının sağlanmasıdır. Kemikler arası kaynama oluşana kadar bu hareketsizliği vidalı sistem sağlamaktadır, yani vidalı sistem bir nevi beton kalıbı gibi görev görür.

    Bazı durumlarda kayma durmuş ise ve kemikler arasında kendiliğinden kaynama olmuşsa mikrocerrahi olarak tek taraftan girişim yapılarak kalınlaşmış eklem dokuları temizlenip yeterli kanal genişlemesi ve sinirlerin gevşetilmesi, bası altından kurtarılması sağlanabilir. Bu sayede vida kullanmadan bu ameliyatlar sonlandırılarak zaten orta yaşın üzerinde kemik yapısı zayıf olan insanların ileride vida kaymaları, oynamaları, gerilmeleri nedeni ile yaşayabilecekleri sorunlara zemin hazırlanmamış olur.

    Ortaya çıkabilecek yan etkiler:

    Ameliyat yerinde ağrı ve rahatsızlık hissi geçicidir.

    Şikâyetlerin geçmemesi, yara yeri normal olarak iyileşmeyebilir kalınlaşıp kırmızı hal (keloid)alabilir ve nedbe ağrılı olabilir. Bu hastalar uzun süredir sinir baskısı altında olduklarından akşamdan sabaha hemen düzelme beklenmez. Şiddetli basıya bağlı ağrılar erken dönemde geçer ama kronik ağrıların geçmesi hasarlı sinirlerin kendini tam olarak yenileme süreci sonunda geçer. Bu süre hastaya ve hastalığına göre değişmekle beraber 3-12 ay sürebilir.

    Ameliyat bölgesinde iltihap, kanama. Vida sinir kökünü yaralayabilir buna bağlı ağrı ve güçsüzlük olabilir. Beyin omurilik sıvısı akıntısına bağlı menenjit ve yara iyileşmesinde gecikme gelişebilir ve antibiyotik tedavisi ve ek cerrahi tedavi gerekebilir. Sinir köklerinde yaralanma, aynı seviye veya komşu seviyelerde fıtığın tekrarlaması (ağrıya neden olabilir ve ek cerrahi gerektirebilir), kalın barsak ve idrar kesesine giden sinirlerde yaralanma, ana damar yaralanması olabilir.

    Akciğerdeki küçük hava alanlarında kapanma olabilir buna bağlı ameliyat sonrası ateş ve akciğer iltihabı riski olabilir. Tedavi için antibiyoterapi ve fizik tedavi gerekebilir. Bacaklarda pıhtı oluşabilir, ağrı ve şişmeye neden olabilir. Nadiren bu pıhtıdan parça koparak akciğere ulaşıp ölümcül olabilir. Kalpte yüklenmeye bağlı kalp krizi ve beyin felci (inme) olabilir.

  • Spinal stenoz (belde darlık, omurilik daralması) ve tedavi

    Spinal stenoz, belde daralma, omurilik daralması ve benzeri adlarla bilinen hastalık genellikle 55-60 yaş ve üzerinde görülen rahatsızlıktır. Hastalar eskisi kadar uzun yürüyememekten, yürümekle artan bacak ağrısı ve uyuşmalardan şikayet ederler. Artık 50 metre dahi yürüyemediğinden yakınarak doktora başvururlar.

    Yapılan incelemelerde lomber bölge dediğimiz bel bölgesinde kanal daralması tesbit edilen hastalara spinal stenoz tanısı konulur. Bu daralma zaman içinde omurga eklemleri arasındaki ligament denilen bağ dokularının kalınlaşması sonrasında oluşmakta ve ayrıca disk dediğimiz yapının dejenerasyonu sonrasında kanala doğru taşması ile daha da artabilmektedir.

    Hastalar kısa mesafe yürüdükten sonra ağrı ve uyuşmalar ile oturma veya durup öne eğilme ihtiyacı duymaktadır. Yatarak ağrıları geçmektedir. Nörolojik bozukluk genellikle saptanmaz.

    En kolay şekilde tanı MR ile konulmaktadır. Bunun yanısıra MR a giremeyen hastalar için myelografi ve tomografik myelografi yapılabilir. Hastaların mutlaka ayakta hareketli grafileri ve kalça grafileri de ek sorunların olup olmadığının incelenmesi için görülmelidir. Operasyon düşünülen hastalara tomografi de çektirilerek ana kanalın ve sinirlerin çıktığı kanalların kemik yapısı detaylı incelenmelidir.

    Daralma genellikle birkaç seviyede olmaktadır. İlerleyicidir. İlaç ve diğer tedavi yöntemlerine (fizik tedavi, manuplasyonlar, algolojik yöntemler, ısı, ultrason, akupunktur… vb…) genellikle cevap alınamaz veya kısa süreli cevap alınsa da şikayetler tekrar başlar.

    Uygun olan hastaların operasyonlarında bugün en konforlu ve güncel method mikrocerrahi yöntemle tek taraftan girilerek spinal kanalın iki taraflı genişletilmesi ameliyatıdır. Bu ameliyat sonrasında belde tek taraftan kaslar minimal yöntemle sıyırılır ve darlığa mikroskop eşliğinde girilerek tüm kanalı daraltan oluşumlar ortadan kaldırılır. Bu adeta portakalın içini küçük bir açıklıktan girerek boşaltmak olarak tanımlanabilir. Omurgadaki eklemlere zarar verilmez. Karşı tarafın kasları sağlam kalır. Bu sayede hastalar çok seviyeden dahi bu operasyonu olsalar ameliyattan 4 saat sonra yürür ve ertesi gün taburcu olurlar. Ameliyatta her seviye darlık için kanama miktarı 35-50 cc nin üzerine çıkmaz. Hastaya kan verilme gereği çoğunlukla yoktur. Kliniğimizde son 2,5 yılda yaklaşık 250 hasta bu yöntemle tedavi edilmiştir. Yaşı 60 ve üzerinde olan kemikleri zayıf bu hastalara vida, platin, protez, plak vb… kemik ile uyumsuz materyaller takılarak oluşan riskler ve yabancı cisimin oluşturduğu sorunlar ortadan kalkmış olur. Bu yöntemle devlet ve hasta da maddi olarak ciddi tasarruf etmiş olur. Bu ameliyatın maliyeti diğer yöntemlerin maliyetinin %25-35 i kadardır. En iyi spinal cerrahlarda dahi vidanın yanlış yere yönlenme oranı %10-15 dir. Yani belinize 10 vida takıldı ise en iyi ihtimalle 1 veya 2 tanesi olması gereken ideal durumda olmayabilir!! Günümüzde kullanılan vida, platin ve benzeri malzemelerin kemik ile uyumlusu malesef yoktur, o nedenle gençlerin aksine zaman içinde özellikle çoğunluğu osteopenik ve osteoporotik olan bu hastalarda vidalar gevşemekte ve oynamaktadır. Bu gevşeme ve oynamalar hastalarda kronik bel ve kalça ağrılarına yol açmaktadır. Hastalar çoğu zamanını beyin cerrahisi, fizik tedavi, ağrı poliklinikleri gibi yerlerde ve yatakta geçirmektedir. Kliniğimizde son 2 yılda 120 hastadan bu vidalar sökülmüştür!!

    Dünyada son 10-15 senedir artık beyin cerrahları bu hastaların ameliyatlarında çok büyük oranda bu yöntemle operasyonu tercih etmektedir. Ülkemizde de bu yöntemle operasyon sayısı gün geçtikçe itibar görmekte ve her geçen gün artan oranda bu operasyonları tercih eden beyin cerrahı sayısı artmaktadır. Dünya literatüründe saygın dergilerde bu yöntemin uzun süreli sonuçları yayınlanmış ve çok başarılı bulunmuştur.

    Tabiki bütün belinde daralma olan hastalar için tek ve mucizevi yöntem bu değildir. Hastaya ve hastalığına ek bozukluklara göre yöntemler değişebilir, ilaveler ve çıkarmalar yapılabilir.

    HANGİ OMURGA HASTALIKLARINDA VİDA VE DİĞER MALZEMELERİ KULLANIYORUZ?

    Özellikle skolyoz, ileri derecede hareketli bel kaymaları (2. derece ve üstü), vertebra tümörleri, vertebra kırıklarının bir bölümünde vida ve diğer malzemeleri kullanmaktayız ve ciddi fayda sağlamaktayız. Kısacası doğru tanı, doğru hasta, doğru tedavi kuralı geçerlidir.

  • Bel fıtığı ile ilgili önemli sorular

    BEL FITIĞI AMELİYATLARI RİSKLİ MİDİR?

    Günümüzde gelişen mikrocerrahi teknikleri sayesinde beyin ve sinir cerrahları tarafından bel fıtığı ameliyatları kolaylıkla yapılabilmektedir. Bel fıtığı ameliyatları diğer ameliyatlardan daha fazla bir risk taşımaz. Kaldı ki ameliyat sahasının mikroskop yardımı ile en ince ayrıntısına kadar görülebilmesi bel fıtığı ameliyatlarında büyük rahatlık sağlar. Günümüzde bilinen en iyi cerrahi teknik mikrocerrahidir.

    Lazer, nükleotomi, disk içine uygulanan çeşitli tedavilerin uygulanabileceği hasta sayısı çok çok azdır (binde 1 oranı gibi). Çok seçilmiş, ilaç, istirahat, fizik tedavi yöntemleri uygulanmış cevap alınamamış hastalarda belki fayda sağlayabilir.

    Endoskopla yapılan bel fıtığı ameliyatının ise mikrocerrahi yöntemine bir üstünlüğü kanıtlanmamıştır!

    BEL FITIĞI AMELİYATINDA BELİME YABANCI CİSİM TAKILACAK MI?

    Normal bel fıtığı hastalığının hemen hiçbirisinde bele vida, araya protez, takoz, cage, ayıraç, platin …vb şeyler takmaya gerek yoktur. “Belinizdeki fıtığı boşaltıp araya takoz, cage, protez,…vb..şeyler koyalım hem çökmesin, hem de tekrarlamasın.” şeklindeki ifadeler kesinlikle yanlıştır hiçbir kanıta dayalı bilimsel desteği yoktur. Basit bel fıtığı ameliyatı olacaksanız doktorunuzla detaylı görüşerek nasıl yapılacağı konusunda bilgi alınız!!

    Bu aletler daha çok belde ileri derecede kaymalarda, kırıklarda, tümörlerde ve skolyozda kullanılır ve tek başlarına kullanılmazlar!!

    “Bel fıtığın var, kuvvet kaybın yok ama ileride olabilir o nedenle sana koruyucu bel fıtığı ameliyatı yapalım” şeklindeki ifadeler de kesinlikle doğru değildir. Bel fıtığında koruyucu ameliyat diye bir şey yoktur!!

    BEL FITIĞI TEKRARLAR MI?

    Hastalarımızın en çok sordukları sorulardan biridir. Bel fıtığının tekrarlama oranı hastalarımızın genel olarak korktuğu oranda değildir. Bel fıtığının ameliyat olduktan sonra aynı yerden tekrarlama oranı 10 yılda % 3-10 civarındadır. Ağır işte çalışanlarda, şişmanlarda, uzun süre oturarak veya ayakta sabit çalışanlarda, spor yapmayan ve belini doğru kullanmayanlarda bu oranlar daha fazladır. Ama bu mutlaka tekrarlayacağı anlamına gelmez. Bu oran ameliyat sonrası öneriler dikkate alınırsa çok daha da düşük olacaktır.

  • Bel fıtığı hastalığı ve tedavisi

    Bel fıtığı hastalığı, omurga kemikleri arasında bulunan ve adeta amortisör görevi disk dediğimiz yapının kılıfının yırtılarak, içinde bulunan lastik kıvamdaki kıkırdak yapının bu yırtıktan taşıp bacaklara giden sinirleri sıkıştırması sonucunda olur.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bel fıtığın hastaları başlıca; bel ve/veya bacak ağrısı, ayaklarda uyuşma, keçeleşme, yürümede zorluk, bacak veya ayaklarda kuvvet kaybı şikâyetleri ile başvururlar.

    Sıklıkla önce belde zorlayıcı bir hareket sonucu diskin etrafını saran kılıf bağ dokusu yırtılır. İlk aşamada hasta sadece bel ağrısı hisseder. Bir süre sonra yırtılan yerden diskin içindeki lastik kıvamdaki doku sinirlerin olduğu kanala taşar ve sinirleri sıkıştırması sonucu ağrı bacaklara yayılır. Hastalarımızın sıklıkla merak ettikleri ‘Bel fıtığı isem belimde hiç ağrı yok neden sadece bacağım ağrıyor?’ sorusunun cevabı budur. Sıkışan sinir uzandığı hat boyunca ağrıyı hissettirir. Aynı şekilde bacak ve ayakta uyuşma keçeleşme, yanma, karıncalanma şikâyetlerine neden olur. Daha ileri aşamalarda ayaklarda güçsüzlük oluşabilir. Daha ileri durumlarda, cauda equina sendromu ile karşılaşılabilir ki bu oldukça ciddi bir tablodur ve çok nadir görülür. Bütün bu sayılanlar yavaş yavaş oluşabileceği gibi saatler içinde son aşamaya kadar gelebilir.

    HASTALIĞIN TANISI NASIL KONULUR?

    Hastalığın tanısında; en önemli kriter hastanın anlattıkları ve nörolojik muayenesidir. Muayene bulgularının yanı sıra, direkt röntgen, MRI ( Manyetik Rezonans Görüntülemesi), BT( Bilgisayarlı Tomografi) sıklıkla kullanılır. EMG dediğimiz sinirlerin elektrofizyolojik tetkiki gerekebilir. Tüm tetkik ve bulgular sonucunda ortaya çıkan tablo kişinin bel fıtığı hastası olup olmadığını ortaya koymaya yardımcı olur.

    BEL FITIĞI OLUŞUMUNDA RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    Çalışma hayatında işgücü kaybına neden olan hastalıklar arasında %25 oranında bel fıtığı görülür. Bu hastaların iş gücü kaybı bazen 6 aya kadar uzamaktadır. Bazı meslek
    gruplarında hastalığa yakalanma oranı daha fazladır: Ağır yük taşıma ve bedene
    yük bindiren meslekler, uzun süre otomobil kullananlar, masa başında sürekli
    oturma veya ayakta sabit durmayı gerektiren meslekler, fazla kilolu olmak….

    Hayatının belli bir döneminde toplumun %85 inde bel ağrısı olur. Bu kişiler tedavi
    olsa da olmasa da %85-90 oranında bu ağrıyı istirahatle kendiliğinden
    atlatırlar. Bu nedenle tıp dışı yerlere giderek beline eğitimsiz kişilere
    manuplasyon yaptıranların, çektirenlerin %85 i ağrısının zaten istirahatle de
    kendiliğinden geçeceğini bilmesinde fayda vardır! Unutmayın ki bel ve bacak
    ağrınıza tıbben mutlaka bir çözüm vardır. O nedenle bu şikâyetleriniz olduğunda
    önce doktora başvurunuz.

    Erkek kadın arasında hastalığa yakalanma oranında fark yoktur. Ancak
    hamilelikte, özellikle aşırı kilo alınması sonucu bel omurlarındaki basınç
    artarak risk yükselmektedir. Şişmanlarda hastalık daha yüksek oranda görülür ve
    tedavisi daha zordur. Sigara içilmesinin bel sağlığına olumsuz etkisi vardır.

    Düzenli egzersiz yapanlarda, özellikle bel ve karın kasları gelişmiş kişilerde
    ise bel fıtığı hastalığına daha az rastlanır.

    Bu riskleri kaldırmak çocukluktan itibaren eğitim ile olmalı ve ailede başlamalıdır. Yük nasıl kaldırılır, yerden bir şey nasıl alınır, yataktan nasıl kalkılır, düzenli bel egzersiz programı yapma alışkanlığı, kilo almamak, yürüyüş yapmanın önemi…sadece anaokulundan başlayarak bu eğitimi vermek ile bugünkü ameliyat ve tedavi masraflarını çok anlamlı oranda azaltmak mümkündür. Unutulmamalıdır ki bu eğitimler ve bu alışkanlıkları kazandırmak tamamen ücretsizdir ama hastalıkların tedavisi ise çok maliyetlidir.

    TEDAVİ

    Öncelikle acil cerrahi endikasyonlar dışında tedavi konservatiftir. Üç hafta süreyle konservatif tedaviye (yani; ilaç, istirahat, fizik tedavi vb…) cevap vermeyen hastaları tekrar değerlendirmek gerekir.

    Cerrahi uygulamada en önemli kriter ilerleyici kuvvet kaybıdır.

    Cerrahi ayrıca narkotik ilaçlara dahi cevap vermeyen şiddetli ağrılarda da uygulanır.

    Acil cerrahi gerektiren durumlar ise hızlı ilerleyici güç kaybı ve cauda sendromudur.

    Radyolojik tetkikler tanıyı destekleyen yöntemlerdir. Sadece MR da fıtık var diye hastayı ameliyat etmek tamamen yanlış bir uygulamadır. Örneğin sokaktan geçen 40 yaş üstü100 kişiye tesadüfi olarak seçip bel MR ı çektirsek radyoloji doktoru tarafından bunların en az %40 ında fıtık veya diskte yıpranma (siyahlaşma) rapor edilmektedir. Şimdi bu kişileri ameliyatmı edeceğiz? Tabiki hayır! Unutmayınız ki toplumda MR ında belirgin fıtığı veya siyah diski olup üst düzeyde sorunu olmadan yaşayan çok sayıda insan vardır.

    Amaç hastayı tedavi etmektir asla MR filmini değil.

    Bel fıtığı olan hastaya cinsel gücünü kaybedersin, felç olursun, idrarını ve büyük tuvaletini tutamazsın demek ve bunun için ameliyat etmek çok çok çok yanlıştır!!!

  • Beyin kanaması ve anevrizma tedavisi

    ~~Anevrizma (damar baloncuğu), genellikle bir atardamar duvarının bir kısmının dışa balonlaşması, ya da genişlemesidir. Genellikle insanlar bu balancuktan habersiz normal bir yaşam sürer ve yaşamlarını tamamlarlar. Toplumun az bir bölümünde böyle bir damar baloncuğunun duvarı aniden delinip kanayabilir. Bu delinme sonucu beyin kanaması (subaraknoid kanama ve/veya intraserebral hematom) hastalığı oluşur. Bu kanama, inme, koma ve/veya ölüme neden olabilir. Hastalığın adı subaraknoid kanamadır sebeplerinden en fazla bilineni anevrizmalardır.

    Kadınlarda, aile hikayesi olanlarda 2 kat fazla görülür. Sigara ve hipertansiyon diğer risk faktörleridir.

    Şiddetli baş ağrısı, ense ağrısı, bulantı kusma, ışığa hassasiyet, çift örme, şuur bulanıklığı, nöbet geçirme, koma en sık bulgularıdır.

    Muayene sonrası BT, BT anjiografi, MR anjiografi, arteryel anjiografi ile tanı konulur. Nadiren lomber ponksiyon (belden su alınarak) kanama tesbit edilir.

    Anevrizmalarda en büyük risk tekrar kanamasıdır. Tekrar kanamayı önlemek için anevrizmanın boynu kliplenir. Bu yöntemin amacı anevrizma kesesinin boynuna bir klip koyarak zayıflamış olan damar duvarını desteklemek ve tekrar kanamasını önlemektir. Başarılı bir klipleme ile subaraknoid kanama hastalığı tamamen tedavi edilmiş olmaz! Büyük bir risk olan tekrar kanama riski ortadan kaldırılmış ve tedavi devamında daha rahat uygulamalara fırsat yaratılmış olur. Subaraknoid kanama sonrası beyin zarları arasına ve beyin damarları etrafına yayılan kan, beyin damarlarında büzüşmeye (vazospazm) ve/veya beyin suyollarında tıkanıklık yaparak hidrosefaliye yol açabilir. Böyle durumlarda damarları açıcı ve/veya su yollarındaki tıkanıklığın yarattığı beyin basıncı artışını düşürücü değişik tedavi yöntemleri kullanılır. Bununla beraber, beyin çok şiş ve ödemli ise cerrah kemik parçasını tekrar yerleştirmek yerine daha sonra konmak üzere saklar (dondurucuda, karında, kafa derisi altında…).

    ÇOK CİDDİ BİR HASTALIKTIR. 100 ANEVRİZMA KANAMASI HASTASININ 70 TANESİ HASTANEYE ULAŞABİLMEKTEDİR. bU HASTALARINDA HER TÜRLÜ TEDAVİYE RAĞMEN 25 TANESİ ESKİ İŞ VE YAŞAMLARINA DÖNMEKTEDİR.

    Alternatif Tedaviler:

    • Kanama riskini ve oluşabilecek diğer komplikasyonları kabul ederek tedaviyi reddetmek.

    • Tıbbi ilaç tedavisi ve periyodik radyolojik incelemeler.

    • Endovasküler yolla girişimsel tedavi.