Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Epiduroskopi; bel fıtığında yeni narkozsuz ameliyat dönemi

    Epiduroskopi nedir?

    Ucu her yönde hareket edebilen bir endoskop ile kuyruk sokumunun altından omurga içine kateter ile girilerek omurilik dış kısmının incelenmesidir. Epidural kanalın gözlemlenmesidir. Epiduroskopide özellikle bel fıtığında taşan fıtık parçaları lazer yöntemi ile yakılarak ya da mekanik yolla alınabilir. Ayrıca sinir kökü yapışıklıkları mekanik olarak temizlenebilir ve sinir kökünde ödem için steroid ve ağrı kesici ajanlar verilebilir.

    Epiduroskopi kimlere uygulanır?

    Uzun süreden beri bel ağrısı çeken kanal daralması bel fıtığı olan; ilaç tedavisi ve fizik tedavisinden fayda görmemiş hastalara uygulanabilir. Ayrıca daha önce bel fıtığı ameliyatı geçirmiş yapışıklık olmuş, omurgaya platin takılmış ancak ağrıları geçmemiş hastalara rahatlıkla uygulanabilir. Her yaşa uygulanabilir.

    Daha önce bel fıtığı ameliyatı olmuş hastalar ne yapmalı?

    Daha önce ameliyat olmuş, platin takılmış ancak ağrıları geçmemiş hastalarda ilaçlı MRG (Magnetic Resonance) çekiyoruz. Yapışıklık ve daralma tespit edersek Epiduroskopi uyguluyoruz.

    Girişim nereden uygulanıyor?

    Kuyruk sokumunun altında doğal bir delik mevcut. Buradan rahatlıkla giriliyor acısız bir şekilde işlem ortalama 10 dakikada sonlanıyor. Genel anestezi ya da spinal anestezi olmadan narkozsuz uyanık yapılan bir yöntemdir. Hasta yatağından on­onbeş dakika istirahat ettikten sonra arabası ile evine dönebilir. Biz Epiduroskopi yaptığımız hastalarımıza dikiş atmıyoruz. Ertesi sabah hasta rahatlıkla banyo yapıp hayatına kaldığı yerden geri dönebilir.

    Bel Fıtığında yeni ameliyat dönemi:

    Narkoz yok, dikiş yok, İşgücü kaybı yok. Narkozsuz ve uyanık yapılan Epiduroskopi işlemi son günlerde çok konuşulan ve tercih edilen yöntem. Sinir ve damar yaralanma riskinin çok düşük olması ayrıca tercih nedenidir. Ağrısı olan hastalarıma sonsuz şifalar dilerim.

  • Bel kayması (spondilolistezis) nedir ve nasıl oluşur?

    Bel kayması (spondilolistezis) nedir ve nasıl oluşur?

    Bizi taşıyan omurga dediğimiz kemiklerimiz vardır. Bu kemiklerin iç yüzeyleri ve dış yüzeyleri bir çizgi halinde giderler ve birbirinin tam üstünde olacak şekilde birbirlerini takip ederler.

    Eğer bu omurgalar üzerinde kayma olursa bu omurgalar üzerindeki düz çizgi bozulur. Bunun sonucunda bir omurga diğerine doğru daha öne çıkar. Bel kayması denilen olay temelde bundan ibarettir.

    Bu kayma olayı sonucunda bu omurganın arkasından geçen omuriliğimiz sıkışır ve her iki bacakta ağrı, uyuşukluk yanma gibi hisler meydana gelir. Yürürken sık sık durmak zorunda kalırız.

    Bu bel kayması doğuştan oluşabileceği gibi bir düşme, kaza veya ağır doğum sonucunda da oluşabilir.

    Çocukken genellikle hepimiz bir şekilde düşmüşüzdür. Bu tip kazalarda belimizde bir kayma oluşabilir. Bu kayma bir ömür boyu sabit kalabilir veya hayatımızın bir döneminde hareketli hale gelebilir.

    Özellikle bayanlarda menapoz sonrası veya erkeklerde de kemik erimesi sonrası bu kayma aktif hale gelir ve daha hareketli olmaya başlar.

    Bel Kayması Belirtileri Nelerdir?

    Bel kayması rahatsızlığının en tipik belirtisi yürürken sık sık durma ihtiyacı hissetmektir. Yürürken birdenbire bacaklarımıza bir ağrı girer ve durmak zorunda kalırız. Biraz dinlendikten sonra tekrar rahatlıkla yürür hale geliriz.

    Yürürken çok kısa süreler içerisinde durmak belde bir kanal darlığının işaretidir. Kanal darlığı ise genellikle bel kayması ile de oluşan bir rahatsızlıktır.

    Bunun dışında her iki bacakla uzun süre ayakta durmakla, uzun süreli oturmakla oluşan uyuşukluklar ve yanmalar bel kayması için belirti olabilecek niteliktedir.

    Geceleri bacaklara sık sık kramp girmesi ve sık sık tutulması yine bel kaymasının bir belirtisi olabilir.

    Kaymasının Tedavisi Nasıl Olur?

    Bel kayması tespit edildikten sonra bu bel kaymasının hareketli olup olmadığına bakılır. Bel kayması oluşmuş ve de hareketsiz bir halde ise buna mutlaka müdahale edilmesi gerekmez. Ama bel kayması hareketli ise hastanın mutlaka ameliyat olması gerekir. Yoksa bu hareketli olan bel kayması hastanın bir süre sonra yürümesini tamamen engeller ve kişiyi evine ve koltuğuna bağlı hale getirebilir, daha da ilerlerse cinsel güç kaybı veya idrar kaçırma gibi istenmeyen getirileri olacaktır.

    Bel kayması ameliyatları en çok korkulan ameliyatlardandır. Halk arasında platin ameliyatı ya da vida ameliyatı diye bilinen bu ameliyatlarda, gelişen teknoloji ve robotik cerrahi sayesinde sakat kalma ve felç olma riski tamamen ortadan kalkmıştır. Bu teknoloji sayesinde vidanın nereye gitmesi gerektiği önceden planlanmakta ve ona göre vidalar yollanabilmektedir. Böylelikle bu ameliyatı olacak hastalar son derece rahat ve sakat kalma veya felç olma riski olmadan ameliyata girebilmektedirler.

  • Bel- omurga enfeksı̇yonları

    Bazı durumlarda omurga kemik yapısı, omurlar arasındaki yastıkçıklar (disk), omuriliği saran zar (dura mater) veya omuriliğin etrafınaki boşluk içinde enfeksiyon gelişebilir. Enfeksiyonun nedeni çeşitli bakteriler veya mantarlardan birisi olabilir.
Omurga enfeksiyonları bir omurga ameliyatı sonrası oluşabilir yada bazı risk faktörleri taşıyan hastalarda kendiliğinden gelişebilir. Enfeksiyon için risk faktörleri, kötü beslenme, bağışıklık sistemi bozuklukları, HIV enfeksiyonu, kanser, şeker hastalığı ve şişmanlık olarak sayılabilir. Ayrıca ülkemizde çiğ süt ve süt ürünleri tüketen vatandaaşlarımız da brucella bakterisine bağlı oluşan enfeksiyonlar için risk altındadır.

    Omurga Enfeksiyonlarının Belirtileri

    Ateş
Halsizlik
Baş ağrısı
Boyun sertliği
Operasyon yarası yerinde şişlik Hassasiyet
Kızarıklık
Akıntı
Ağrı şeklinde ortaya çıkabilir.

    Bazı vakalarda hasta kol ve bacaklarında uyuşukluk, his kaybı, kas kuvvetlerinde zayıflık gibi bulgular hissedebilir. Bu bulgular bazı hastalarda çok sinsice yerleşirken bazı hastalarda ise daha başlangıçtan şiddetli olarak ortaya çıkar.

    Omurga Enfeksiyonlarının Ortaya Çıkma Şekilleri

    Epidural Apse: Epidural apselerin geleneksel tedavileri cerrahi olmuştur. Hastanın nörolojik durumu ve MRG bulguları tedaviyi belirleyici etkenlerdir.T2 ağırlıklı kesitlerde hiperintens, merkezinde kontrast madde tutmayan, periferisi kontrast tutan kolleksiyonlar sıvı kıvamındadır ve kolaylıkla boşaltılabilinir. Nörolojik defisiti olmayan ,sıvı içerikli epidural apse’lerde bakteriyolojik tanı varsa tıbbi tedavi uygulanabilir. Tıbbi tedaviye yanıt vermeyen, bakteriyolojik tanısı bulunmayan,nörolojik tablosu düzelmeyen veya kötüleşen olgularda cerrahi girişim uygulanması gereklidir.

    Tüberküloz: Mycobacterium tuberculosisi’in damlacık enfeksiyonu ile akciğerlere yerleşmesinin ardından bu fokusdan hematojen yolla bir segmental arter yaracılığıyla vertebra korpusunu tutar. Bir segmenter arterin iki vertebrayı sulaması nedeniyle birden fazla segmenti tutar.

    Patoloji arka elemanlardan çok vertebra cisine yerleşir.Kemikte yavaş gelişen bir nekroz, granülasyon dokusuyla kazeifikasyon nekrozu kemiğin yerini alır. Vertebra cisim çökmesi sık görülür.
Bilgisayarlı tomografide (BT) kalsifiye paraspinal bir yumuşak doku kitlesinin görülmesi spinal tüberküloz başka bir deyişle Pott hastalığı için karakteristikdir.

    Hastalığın başlangıcında disk tutulumu olmaksızın kemik lezyonun manyetik rezonans görüntülemede (MRG) gözlenmesi mümkündür. MRG’de T1 ağırlıklı görüntülerde disk aralğının daraldığı ve komşu omurga kemik iliklerinin düşük sinyal intensiteli görüntüleri izlenir. T 2 ağırlıklı serilerde disk aralığında ve etkilenen omurga gövdelerinde yüksek sinyal intensitesi görülür. Pyojenik vertebral osteomyelit ile Potthastalığını radyolojik olarak birbirinden ayırt etmke kolay olmayabilir. Pott hastalığında disk mesafesi korunmuştur,kifoz gelişimi ve paraspinal apse oluşumudaha fazladır.

    Hastalığın tedavisinde kemoterapi ve cerrahinin yeri vardır. Cerrahi için endikasyonlar nörolojik defisit,spinal instabilite, angulasyon ve kifoz gibi deformiteler, tıbbi tedaviye yanıt alınamaması ve biyopsi ile tanı konulamamasıdır.
Antitüberküloz kemoterapi İzoniazid, Etambutol, Rifampisin kombinasyonunu içermektedir.Tedavi en az 6 ay olamk üzere bir yıl ve gerekli durumlarda daha uzun yapılmalıdır.

    Diskit: Nukleus pulposus’un primer enfeksiyonu olup kartilaj endplate ve vertebra cismini sekonder olarak etkiler.Genellikle iyi huylu seyreden, kendi kendini sınırlayan bir enfeksiyondur. Hareketle şiddetlenen lokal bel ağrısı perineye, bacağa, skrotuma yayılabilir.

    BT’de endplate fragmantasyon, paravertebral yumuşak doku artışı ve yağ planlarının kapanması veya paravertebral abse görünümü olabilir. Beyaz küre sayısı genellikle normal sınırlardadır. Direkt kültür yapışabilirse Staphylococcus aureus en yaygın etken mikrooganizmadır.

    Tedavi immobilizasyon ve antibiyotik kullanımını içerir. Antibiyotikler 4-6 hafta İV ve daha sonraki 4-6 hafta oral veya sedimantasyon normale düşene kadar İV daha sonra oral olmak üzere iki şekilde uygulanır.

    Bruselloz: Enfekte hayvansal gıdalar (süt ve süt ürünleri) ile insana bulaşan bir bakteri enfeksiyonudur.İnsanda en sık görülen, virülans ve invazif etkisi en fazla olan tip Brusella melitensis’dir. Kemik tutulum en sık görülen komplikasyon olup omurga ve sakroiliak eklemler en sık tutulan bölgelerdir.

    Spinal bruselloz kanlanması iyi olan superior endplate’den küçük bir destrüksiyonla başlar ve ilerleyerek tüm vertebra cismini ve disk aralığını tutar. En çok L4 ve L 5 vertebraları tutulur. Klinik presentasyon sıklıkla bel ve eklem ağrıları şeklindedir.
Radyolojik tanıda en yardımcı yöntem MR’dır ve endplate tutulumu, diskitis, faset eklem tutulumu, granülomatöz dokular, epidural ve yumuşak doku apseleri görülebilirAyırıcı tanıda tüberküloz düşünülür.

    Brusella spondilitinin esas tedavisi medikaldir. Doksisiklin 200 mg/gün ve rifampisin 600-900 mg/gün dozlarıyla 6-8 hafta önerilmektedir.

    Omurga Enefeksiyonları Tedavi Yöntemleri

    Cerrahi olmayan tedavi yöntemi: Antibiyotik kullanımı, antitüberküloz tedavisi ve mantar enfeksiyonu için antifungal tedavileri içerir. Tedavinin cinsi ve süresi enfeksiyonun şiddeti ve neden olan mikroorganizmaya gore değişir.

    Antibiyotik ve antifungal ilaçlar damardan veya ağızdan verilir. Damardan ilaç verilmesi durumunda bu tedavi hastanede veya takılacak bir kataterin yardımı ile ayaktan veya evde bir sağlık görevlisinin denetiminde yapılabilir. Tedavi süresi 7-10 gün gibi kısa bir sure olabileceği gibi 6-12 hafta gibi uzun bir sure de olabilir. Bazı durumlarda doktorunuz ağrının control altına alınması ve omurganın dinlendirilmesi için korse tedavisi verebilir.

    Cerrahi olan tedavi yöntemi: Çeşitli seçenekler vardır. Seçenekler enfeksiyonun çeşidi, yeri, absenin büyüklüğü, yarattığı harabiyet ve hastanın bağışıklık sistemine göre değişebilir. En basiti apse boşaltılması ve enfekte dokuların temizlenmesi (debritman) iken bazen harap olmuş omurların yerine geçecek kafesler ve enstrümentasyonların kullanması gerekebilir. İşlem sonrası bazen yara kapanıp içeriye dren konarken, bazende yara açık bırakılıp periyodik yıkanabilir veya basınçlı doku örtüleri (woundvac) ile negative basınç uygulayarak sürekli drenajın sağlanması gibi bir yol izlenebilir.

  • Skolyoz nedir? Neden oluşur?

    Omurganın önden ya da arkadan bakıldığında görülebilen, “S” veya “C” biçiminde yanlara doğru kıvrılmasıdır. Bunun sonucunda omurga döner ve bir omuz ve bir kalça diğerinden yüksek görünür. Genetik olanları varsa da genellikle çoğunun nedeni bilinmemektedir. (idiopatik skolyoz) Tek başına olabileceği gibi, kifoz (arkadan öne doğru anormal bir eğrilik) ile beraber de görülebilir (Kifoskolyoz).

    NEDEN OLUŞUR? NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR?

    Skolyoz çok çeşitli nedenlerle ve herhangi bir yaşta ortaya çıkabilmektedir. En sık kaşılaşılanlar 10′lu yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Daha önce düzgün olan bir omurgada, bilinmeyen bir nedenle (idiyopatik) ortaya çıkabilir. Genellikle omurgadaki bir kusura veya birbirine kaynamış kaburgalara bağlı olduğu düşünülmektedir.

    Bunun yanı sıra yine sıklıkla karşılaşılan bir diğer skolyoz ise, anne karnındaki etmenler nedeniyle ortaya çıkan ve doğuştan itibaren bulgu veren doğumsal (konjenital) skolyozlardır. Annenin gebelik sırasında geçirdiği enfeksiyonlar, şeker hastalığı, bazı vitamin eksikliklerinin neden olduğu düşünülmektedir. Spastik çocuklarda ya da çocukluk çağında felç geçirenlerde görülmektedir.

    Sağlıklı doğmuş çocuklarda, sonradan gelişen Polio (çocuk felci), beyin felci veya kas distrofisi (erimesi) gibi durumlara bağlı olarak kasların felci sonucunda oluşabilir.

    NASIL İLERLER?

    Skolyoz büyümenin devam ettiği buluğ çağı boyunca hızlı bir ilerleme gösterir. İskelet gelişiminin tamamlanıp büyümenin durduğu yaşlarda ilerleme ileri eğrilikler hariç durur. 50 derece özelliklede 70 derece üzeri eğrilikler erişkin yaşlarda oldukça az olmasına karşı ilerleme gösterirler.

    NE ZAMAN SKOLYOZDAN ŞÜPHELENİLMELİDİR?

    Omurganın yana doğru eğriliği,

    Bir omuzun yüksekte kalması,

    Omuz ve kalçaların simetrik durmaması,

    Bel girintilerinde asimetri şeklinde bir duruş bozukluğu oluşması,

    Tekrarlayan, geçmeyen sırt ve/veya bel ağrısı

    Yorgunluk

    Nefes darlığ

    TANI VE TEDAVİSİ

    Halen günümüzde skolyozu ortadan kaldıracak bir tedavi bulunmamaktadır. Ancak ilerleyen dönemlerde hastada baş gösterebilecek eğrilikten kaynaklanan akciğer hastalıkları, solunum sıkıntısı ve organ sıkışmalarının da önüne geçilmesi şarttır. Bu amaçla yapılan cerrahi tedaviler; varolan ve kabul edilemez varsayılan bir deformitenin, bir hastalığın, kabul edilebilir varsayılan başka bir hastalığa çevrilmesidir.

    Hastalığın tanısı için farklı pozisyonlarda omurga röntgenleri ve skolyozometre (omurganın eğrilik miktarını ölçe alet) ölçümleri, skolyozun miktarını belirleyebilmek üzere yapılabilecek testler bulunmaktadır.

    Tedavi, eğriliğin miktarına ve kemik büyümesinin hangi aşamada olduğuna göre belirlenir. Tedavi, erken başlandığı ölçüde başarılı olur. Hekiminiz egzersiz, sırt kuşağı kullanımı, ameliyat veya bu tedavilerinden birini veya bir kaçını kullanmanızı tavsiye edebilir.

    30 dereceden az olan Skolyozlar için tedaviye gerek yoktur, fakat 6 aylık aralarla gidişatın izlenmesi gerekir. Gövde kaslarını kuvvetlendirici egzersizler, eğriliğin artmasını önlemede yeterli olabilir. 30 ila 50 derece arsındaki omurga eğrilikleri, kuşak kullanımı ve egzersizler ile kontrol altında tutulabilir. Kuşak ile omurga asimetrik basınçlara karşı desteklenir ve hasta büyüdükçe, vücuda uyum sağlıyacak şekilde modifiye edilebilir. Kuşağın, geç ergenlik döneminde, kemik büyümesi durana kadar kullanılması gerekir.

    40 derece veya üzerindeki skolyozlarda, eğrilik kemik büyümesi durduktan sonra da artmaya devam edebileceği için, genelde ameliyat ile düzeltme gerekir

  • Felç ve inme nedir? Neden olur?

    Felç ve inme nedir? Neden olur?

    İnme basitçe beynin damarsal sebeplerle bir kısım işlevini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Genellikle halk arasında felç olarak da tanınır, ancak her felç beyin damarlarından kaynaklanmadığından inme değildir (örneğin çocuk felci, yüz felçlerinin çoğu gibi). Damar tıkanıklığı veya kanama sonucu olabilir. Sonuçta işlevini kaybeden bölgeye göre belirtiler oluşur. Örneğin beynin sol tarafında (orta-dış bölgelerde) bir tıkanıklık olduğunda hasta karşı tarafta yüz-kol-bacakta güç ve his kaybı, konuşma bozukluğu olurken, sağ tarafta aynı bölge tutulduğunda konuşma korunur.

    İnme neden olur?

    Halk arasında kalp krizi sebepleri daha iyi bilindiğinden bu örnek üzerinden gidebiliriz. Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite ve sigara nasıl kalp damarlarında tıkanıklık yapıp o bölgenin kanlanmasını bozarak işlevini kaybettiriyorsa, beyinde de aynı sebeplerle tıkanma ile inme ortaya çıkar. Ayrıca özellikle yaşlılarda sıklıkla kalpteki ritim bozukluklarında düzensiz dolaşım sonucu oluşan pıhtıların koparak beyin damarına ulaşıp tıkamasıyla da inme oluşabilir.

Kanama ise çoğunlukla yukarıda bahsedilen sebeplerle damar cidarının elastikiyetini ve dayanıklılığını kaybetmesi ile yüksek tansiyon sonucu ortaya çıkar.

    İnme önlenebilir mi? Tedavisi nedir?



    İnme tansiyon, kolesterol, kan şekeri, kilo kontrolü ve ritim bozukluklarına yönelik müdaheleler ile büyük oranda önlenebilir. Önleyici olarak hastanın riski varsa kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilebilir.

İnmenin tedavisi ise yaygın kanının aksine tıkalı damarın ilaçla veya cerrahi ile açılması değildir. Nadiren, o da çok sınırlı sayıda hastada ilk birkaç saat içinde tıkanıklığı açıcı ilaç verilerek iyi sonuçlar alınabilir, ancak bu ilaçların kanama yapıcı riskleri de büyük olduğundan hastaya uygun değilse verilmezler. İnme zaten kanama sonucu gelişmişse bu ilaçlar verilemez.

İnme sebebine bağlı olarak farklı tedavi edilir. Tıkanıklık sonucu oluşmuş olan inmede kanın pıhtılaşmasını veya çökmesini engelleyecek ilaçlar verilir, bahsedilen risk faktörleri daha sıkı kontrol altına alınmaya çalışılır.

Kanama sonucu oluşmuş ise daha çok tansiyon kontrolü üzerinde durulmalıdır. Tabi ki diğer risk faktörleri de yine yakından takip edilerek müdahale edilir.

Daha sonraki dönemde ise hastanın düzenli fizik tedavi görmesi tedavinin bel kemiğini oluşturur.

    İnme düzelir mi?

    İnmenin düzelmesi beynin hasar görmüş alanının büyüklüğüne ve hastanın yaşıyla beraber var olan diğer hastalıklarına bağlıdır. Özellikle iyi bir fizik tedavi alması, bu tedaviye uyum sağlaması çok önemlidir. Sonuç olarak inme geçiren hastada hemen hiçbir belirti kalmayabileceği gibi, hiç düzelme de olmayabilir. Ancak sıklıkla hastanın ne kadar sürede ve ne oranda düzeleceği öngörülemez. İlk 6 ayda maksimum düzelme görülür.

  • Beyin kanaması türleri

    Hepimizin bildiği gibi beyin kafatasımızın içinde bulunur. Ama öylesine değil tabi kafatası ile beyin dokusu arasında tüm beyni bir paket kağıdı gibi saran dura mater dediğimiz kalın bir zar ve bunun iç tarafında beyin yüzeyini sıkıca saran çok ince tül gibi araknoid dediğimiz ikinci bir zar sarar. İşte beyinle kafatası arasında duranın dış tarafında olan kanamalara epidural kanama, duranın iç tarafında olan kanamalar subdural kanama araknoidin altındaki kanamalara subaraknoid kanama ve nihayet beyin dokusunun içindeki kanamalara intraserebral kanama denir. Birde ayrıca beynin içinde bulunan su havuzuna olan kanamalar vardır ki genelde intraserebral yada subaraknoid kanamalara ikincil olarak görülür; intraventriküler kanama denir.

    Epidural kanama;

    Genelde kafa travmalarından sonra görülen dura denilen zarla kafatasının iç yüzünü bağlayan küçük damarların çatlaması yada yırtılması sonucu hızlı yada yavaş gelişen kanamalardır. Hani o kazadan sonra acil servise gidip bir şeyiniz yok denip eve gönderildikten sonra 2 gün sonra komaya haliyle hastaneye başvuran hastalar genelde bu bölgedeki damarlardaki küçük çatlamaların zamanla sızdırıp beyne baskı yapmasına neden olan kanamalardır

    Subdural kanama;

    Yine genelde kafa travmalarının ardından ortaya çıkan eğer büyük olursa hayatı tehdit edebilen ama kronikleşmeye meyilli kanamalardır. Çoğunlukla yaşlı insanlarda küçük orta şiddetteki travmalardan sonra görülebilirler.

    Subaraknoid kanama;

    Genelde travma yada beyin damarlarındaki baloncukların ( anevrizma ) veya damarsal bozuklukların kanaması sonucu ortaya çıkan kanamalardır. Ağır olanlar oldukça ölümcül seyredebilir

    İntraserebral Kanama;

    Genelde yüksek tansiyon damar sertliği gibi hastalıklarda bazen de tümör yada damar hastalıklarında görülen bir kanama türüdür. Çoğu zaman ölüm yada felçlerle sonuçlanır.

    İntraventriküler Kanama;

    Nadiren primer olarak kanaması görülebilse de genelde intraserebral yada subaraknoid kanamalara ikincil olarak görülmektedir.

  • Belde daralma ve tedavisi

    SPİNAL STENOZ (BELDE DARLIK, OMURİLİK DARALMASI) ve TEDAVİ

    Spinal stenoz, belde daralma, omurilik daralması ve benzeri adlarla bilinen hastalık genellikle 55-60 yaş ve üzerinde görülen rahatsızlıktır. Hastalar eskisi kadar uzun yürüyememekten, yürümekle artan bacak ağrısı ve uyuşmalardan şikayet ederler. Artık 50 metre dahi yürüyemediğinden yakınarak doktora başvururlar.

    Yapılan incelemelerde lomber bölge dediğimiz bel bölgesinde kanal daralması tesbit edilen hastalara spinal stenoz tanısı konulur. Bu daralma zaman içinde omurga eklemleri arasındaki ligament denilen bağ dokularının kalınlaşması sonrasında oluşmakta ve ayrıca disk dediğimiz yapının dejenerasyonu sonrasında kanala doğru taşması ile daha da artabilmektedir. Hastalar kısa mesafe yürüdükten sonra ağrı ve uyuşmalar ile oturma veya durup öne eğilme ihtiyacı duymaktadır. Yatarak ağrıları geçmektedir. Nörolojik bozukluk genellikle saptanmaz.

    En kolay şekilde tanı MR ile konulmaktadır. Bunun yanısıra MR a giremeyen hastalar için myelografi ve tomografik myelografi yapılabilir. Hastaların mutlaka ayakta hareketli grafileri ve kalça grafileri de ek sorunların olup olmadığının incelenmesi için görülmelidir. Operasyon düşünülen hastalara tomografi de çektirilerek ana kanalın ve sinirlerin çıktığı kanalların kemik yapısı detaylı incelenmelidir.

    Daralma genellikle birkaç seviyede olmaktadır. İlerleyicidir. İlaç ve diğer tedavi yöntemlerine (fizik tedavi, manuplasyonlar, algolojik yöntemler, ısı, ultrason, akupunktur… vb…) genellikle cevap alınamaz veya kısa süreli cevap alınsa da şikayetler tekrar başlar.

    Uygun olan hastaların operasyonlarında bugün en konforlu ve güncel method mikrocerrahi yöntemle tek taraftan girilerek spinal kanalın iki taraflı genişletilmesi ameliyatıdır. Bu ameliyat sonrasında belde tek taraftan kaslar minimal yöntemle sıyırılır ve darlığa mikroskop eşliğinde girilerek tüm kanalı daraltan oluşumlar ortadan kaldırılır. Bu adeta portakalın içini küçük bir açıklıktan girerek boşaltmak olarak tanımlanabilir. Omurgadaki eklemlere zarar verilmez. Karşı tarafın kasları sağlam kalır. Bu sayede hastalar çok seviyeden dahi bu operasyonu olsalar ameliyattan 4 saat sonra yürür ve ertesi gün taburcu olurlar. Ameliyatta her seviye darlık için kanama miktarı 35-50 cc nin üzerine çıkmaz. Hastaya kan verilme gereği çoğunlukla yoktur. Kliniğimizde son 2,5 yılda yaklaşık 250 hasta bu yöntemle tedavi edilmiştir. Yaşı 60 ve üzerinde olan kemikleri zayıf bu hastalara vida, platin, protez, plak vb… kemik ile uyumsuz materyaller takılarak oluşan riskler ve yabancı cisimin oluşturduğu sorunlar ortadan kalkmış olur. Bu yöntemle devlet ve hasta da maddi olarak ciddi tasarruf etmiş olur. Bu ameliyatın maliyeti diğer yöntemlerin maliyetinin %25-35 i kadardır. En iyi spinal cerrahlarda dahi vidanın yanlış yere yönlenme oranı %10-15 dir. Yani belinize 10 vida takıldı ise en iyi ihtimalle 1 veya 2 tanesi olması gereken ideal durumda olmayabilir!! Günümüzde kullanılan vida, platin ve benzeri malzemelerin kemik ile uyumlusu malesef yoktur, o nedenle gençlerin aksine zaman içinde özellikle çoğunluğu osteopenik ve osteoporotik olan bu hastalarda vidalar gevşemekte ve oynamaktadır. Bu gevşeme ve oynamalar hastalarda kronik bel ve kalça ağrılarına yol açmaktadır. Hastalar çoğu zamanını beyin cerrahisi, fizik tedavi, ağrı poliklinikleri gibi yerlerde ve yatakta geçirmektedir. Kliniğimizde son 2 yılda 120 hastadan bu vidalar sökülmüştür!!

    Dünyada son 10-15 senedir artık beyin cerrahları bu hastaların ameliyatlarında çok büyük oranda bu yöntemle operasyonu tercih etmektedir. Ülkemizde de bu yöntemle operasyon sayısı gün geçtikçe itibar görmekte ve her geçen gün artan oranda bu operasyonları tercih eden beyin cerrahı sayısı artmaktadır. Dünya literatüründe saygın dergilerde bu yöntemin uzun süreli sonuçları yayınlanmış ve çok başarılı bulunmuştur. Tabiki bütün belinde daralma olan hastalar için tek ve mucizevi yöntem bu değildir. Hastaya ve hastalığına ek bozukluklara göre yöntemler değişebilir, ilaveler ve çıkarmalar yapılabilir.

    HANGİ OMURGA HASTALIKLARINDA VİDA VE DİĞER MALZEMELERİ KULLANIYORUZ?

    Özellikle skolyoz, ileri derecede hareketli bel kaymaları (2. derece ve üstü), vertebra tümörleri, vertebra kırıklarının bir bölümünde vida ve diğer malzemeleri kullanmaktayız ve ciddi fayda sağlamaktayız. Kısacası doğru tanı, doğru hasta, doğru tedavi kuralı geçerlidir.

    SON SÖZ

    Omurga cerrahisinde başarının temel kuralı doğru tanıyı koymaktır. Tanı doğru konulduktan sonra tedavi tercihi hastanın durumuna göre en etkin ve en minimal yöntemden, en karmaşık yönteme doğru sıralanmalıdır. Mikrocerrahi yöntem ile tek taraftan girilerek iki taraflı kanal genişletilmesi ameliyatı, belinde tek veya çok seviyeli kanal daralması olan uygun hastalarda en konforlu, riski en az ve çok etkileyici sonuçları olan bir yöntemdir.

  • Bel fıtığı hastalığı ve tedavisi hakkında

    BEL FITIĞI HASTALIĞI VETEDAVİSİ

    Bel fıtığı hastalığı, omurga kemikleri arasında bulunan ve adeta amortisör görevi disk dediğimiz yapının kılıfının yırtılarak, içinde bulunan lastik kıvamdaki kıkırdak yapının bu yırtıktan taşıp bacaklara giden sinirleri sıkıştırması sonucunda olur.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bel fıtığın hastaları başlıca; bel ve/veya bacak ağrısı, ayaklarda uyuşma, keçeleşme, yürümede zorluk, bacak veya ayaklarda kuvvet kaybı şikâyetleri ile başvururlar.

    Sıklıkla önce belde zorlayıcı bir hareket sonucu diskin etrafını saran kılıf bağ dokusu yırtılır. İlk aşamada hasta sadece bel ağrısı hisseder. Bir süre sonra yırtılan yerden diskin içindeki lastik kıvamdaki doku sinirlerin olduğu kanala taşar ve sinirleri sıkıştırması sonucu ağrı bacaklara yayılır. Hastalarımızın sıklıkla merak ettikleri ‘Bel fıtığı isem belimde hiç ağrı yok neden sadece bacağım ağrıyor?”sorusunun cevabı budur. Sıkışan sinir uzandığı hat boyunca ağrıyı hissettirir. Aynı şekilde bacak ve ayakta uyuşma keçeleşme, yanma, karıncalanma şikâyetlerine neden olur. Daha ileri aşamalarda ayaklarda güçsüzlük oluşabilir. Daha ileri durumlarda, cauda equina sendromu ile karşılaşılabilir ki bu oldukça ciddi bir tablodur ve çok nadir görülür. Bütün bu sayılanlar yavaş yavaş oluşabileceği gibi saatler içinde son aşamaya kadar gelebilir.

    HASTALIĞIN TANISI NASILKONULUR?

    Hastalığın tanısında; en önemli kriter hastanın anlattıkları ve nörolojik muayenesidir. Muayene bulgularının yanı sıra, direkt röntgen, MRI ( Manyetik Rezonans Görüntülemesi), BT( Bilgisayarlı Tomografi) sıklıkla kullanılır. EMG dediğimiz sinirlerin elektrofizyolojik tetkiki gerekebilir. Tüm tetkik ve bulgular sonucunda ortaya çıkan tablo kişinin bel fıtığı hastası olup olmadığını ortaya koymaya yardımcı olur.

    BEL FITIĞI OLUŞUMUNDARİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

    Çalışma hayatında işgücü kaybına neden olan hastalıklar arasında %25 oranında bel fıtığı görülür. Bu hastaların iş gücü kaybı bazen 6 aya kadar uzamaktadır. Bazı meslek gruplarında hastalığa yakalanma oranı daha fazladır: Ağır yük taşıma ve bedene yük bindiren meslekler, uzun süre otomobil kullananlar, masa başında sürekli oturma veya ayakta sabit durmayı gerektiren meslekler, fazla kilolu olmak…. Hayatının belli bir döneminde toplumun %85 inde bel ağrısı olur. Bu kişiler tedavi olsa da olmasa da %85-90 oranında bu ağrıyı istirahatle kendiliğinden atlatırlar. Bu nedenle tıp dışı yerlere giderek beline eğitimsiz kişilere manuplasyon yaptıranların, çektirenlerin %85 i ağrısının zaten istirahatle de kendiliğinden geçeceğini bilmesinde fayda vardır! Unutmayın ki bel ve bacak ağrınıza tıbben mutlaka bir çözüm vardır. O nedenle bu şikâyetleriniz olduğunda önce doktora başvurunuz. Erkek kadın arasında hastalığa yakalanma oranında fark yoktur. Ancak hamilelikte, özellikle aşırı kilo alınması sonucu bel omurlarındaki basınç artarak risk yükselmektedir. Şişmanlarda hastalık daha yüksek oranda görülür ve tedavisi daha zordur. Sigara içilmesinin bel sağlığına olumsuz etkisi vardır. Düzenli egzersiz yapanlarda, özellikle bel ve karın kasları gelişmiş kişilerde ise bel fıtığı hastalığına daha az rastlanır.

    Bu riskleri kaldırmak çocukluktan itibaren eğitim ile olmalı ve ailede başlamalıdır. Yük nasıl kaldırılır, yerden bir şey nasıl alınır, yataktan nasıl kalkılır, düzenli bel egzersiz programı yapma alışkanlığı, kilo almamak, yürüyüş yapmanın önemi…sadece anaokulundan başlayarak bu eğitimi vermek ile bugünkü ameliyat ve tedavi masraflarını çok anlamlı oranda azaltmak mümkündür. Unutulmamalıdır ki bu eğitimler ve bu alışkanlıkları kazandırmak tamamen ücretsizdir ama hastalıkların tedavisi ise çok maliyetlidir.

    TEDAVİ

    Öncelikle acil cerrahi endikasyonlar dışında tedavi konservatiftir. Üç hafta süreyle konservatif tedaviye (yani; ilaç, istirahat, fizik tedavi vb…) cevap vermeyen hastaları tekrar değerlendirmek gerekir.

    Cerrahi uygulamada en önemli kriter ilerleyici kuvvet kaybıdır.

    Cerrahi ayrıca narkotik ilaçlara dahi cevap vermeyen şiddetli ağrılarda da uygulanır.

    Acil cerrahi gerektiren durumlar ise hızlı ilerleyici güç kaybı ve cauda sendromudur.

    Radyolojik tetkikler tanıyı destekleyen yöntemlerdir. Sadece MR da fıtık var diye hastayı ameliyat etmek tamamen yanlış bir uygulamadır.Örneğin sokaktan geçen 40 yaş üstü100 kişiye tesadüfi olarak seçip bel MR ı çektirsek radyoloji doktoru tarafından bunların en az %40 ında fıtık veya diskte yıpranma (siyahlaşma) rapor edilmektedir. Şimdi bu kişileri ameliyatmı edeceğiz? Tabiki hayır! Unutmayınız ki toplumda MR ında belirgin fıtığı veya siyah diski olup üst düzeyde sorunu olmadan yaşayan çok sayıda insan vardır.

    Amaç hastayı tedavi etmektir asla MR filmini değil.

    Bel fıtığı olan hastaya cinsel gücünü kaybedersin, felç olursun, idrarını ve büyük tuvaletini tutamazsın demek ve bunun için ameliyat etmek çok çok çok yanlıştır!!!

    BEL FITIĞI AMELİYATLARI RİSKLİ MİDİR?

    Günümüzde gelişen mikrocerrahi teknikleri sayesinde beyin ve sinir cerrahları tarafından bel fıtığı ameliyatları kolaylıkla yapılabilmektedir. Bel fıtığı ameliyatları diğer ameliyatlardan daha fazla bir risk taşımaz. Kaldı ki ameliyat sahasının mikroskop yardımı ile en ince ayrıntısına kadar görülebilmesi bel fıtığı ameliyatlarında büyük rahatlık sağlar. Günümüzde bilinen en iyi cerrahi teknik mikrocerrahidir.

    Lazer, nükleotomi, disk içine uygulanan çeşitli tedavilerin uygulanabileceği hasta sayısı çok çok azdır (binde 1 oranı gibi). Çok seçilmiş, ilaç, istirahat, fizik tedavi yöntemleri uygulanmış cevap alınamamış hastalarda belki fayda sağlayabilir.

    Endoskopla yapılan bel fıtığı ameliyatının ise mikrocerrahi yöntemine bir üstünlüğü kanıtlanmamıştır!

    BEL FITIĞI AMELİYATINDABELİME YABANCI CİSİM TAKILACAKMI?

    Normal bel fıtığı hastalığının hemen hiçbirisinde bele vida, araya protez, takoz, cage, ayıraç, platin …vb şeyler takmaya gerek yoktur. “Belinizdeki fıtığı boşaltıp araya takoz, cage, protez,…vb..şeyler koyalım hem çökmesin, hem de tekrarlamasın.” şeklindeki ifadeler kesinlikle yanlıştır hiçbir kanıta dayalı bilimsel desteği yoktur. Basit bel fıtığı ameliyatı olacaksanız doktorunuzla detaylı görüşerek nasıl yapılacağı konusunda bilgi alınız!!

    Bu aletler daha çok belde ileri derecede kaymalarda, kırıklarda, tümörlerde ve skolyozda kullanılır ve tek başlarına kullanılmazlar!!

    “Bel fıtığın var, kuvvet kaybın yok ama ileride olabilir o nedenle sana koruyucu bel fıtığı ameliyatı yapalım” şeklindeki ifadelerde kesinlikle doğru değildir. Bel fıtığında koruyucu ameliyat diye bir şey yoktur!

    BEL FITIĞI TEKRARLAR MI?

    Hastalarımızın en çok sordukları sorulardan biridir. Bel fıtığının tekrarlama oranı hastalarımızın genel olarak korktuğu oranda değildir. Bel fıtığının ameliyat olduktan sonra aynı yerden tekrarlama oranı 10 yılda % 3-10 civarındadır. Ağır işte çalışanlarda, şişmanlarda, uzun süre oturarak veya ayakta sabit çalışanlarda, spor yapmayan ve belini doğru kullanmayanlarda bu oranlar daha fazladır. Ama bu mutlaka tekrarlayacağı anlamına gelmez. Bu oran ameliyat sonrası öneriler dikkate alınırsa çok daha da düşük olacaktır.

    SON SÖZ

    Bel ve boynu doğru kullanmayı, kilo almamayı, yürüyüş yapmanın önemini çocuklarımıza öğretelim, okullarda eğitim programlarına sokalım, bunu bir ülke politikası haline getirelim ki gelecek nesiller daha sağlıklı olsun.

    Koruyucu önlemlerin bedava, ama tedavilerin hem hasta, hem devlet için çok pahalı ve zahmetli olduğunu unutmayalım.

    Sağlıkla kalın,

  • Sinir sıkışması ameliyatı ve riskleri

    Sinirlerin çevre dokular tarafından basıya uğraması ağrı, uyuşukluk, güçsüzlük veya fonksiyon kaybına neden olabilir. En sık el bileğinde, dirsekte ve dizin yan tarafındaki sinirlerin sıkışmasına rastlanır.Temel problem sinirin çevre doku tarafından basıya uğramasıdır. Bu durum yaralanma sonrası, hastalık sonrası veya tekrarlayan hareketlere bağlı oluşabilir.

    Cerrahi sırasında ilgili bölgedeki siniri sıkıştıran bant kesilerek açılır ve sinir rahatlatılır.

    Alternatif tedaviler:

    • Her türlü riski göze alıp ameliyat olmamak

    • Ağrı kesici ilaç tedavisi

    • Değişik iğne uygulamaları

    • Ağrılı bölgeyi sabitleyici bileklik dirseklik, dizlik gibi ateller kullanmak.

    Ameliyatın Riskleri:

    • Anestezi riski:Lokal veya genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle ) riskler vardır. Ayrıca anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek zararlar olabilir.

    • Kanama: Çok nadir olsa da ameliyat sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede bir kanama olabilir. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyabilir.

    • Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Kanama bölgesinde oluşan pıhtılar kan akımını engelleyip ağrı, ödem, iltihap veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.

    • Ameliyat sonrası ağrı: Ameliyattan sonra ağrı ve diğer bulgular pek muhtemel olmasa da artabilir

    • Fonksiyon kaybı:Nadiren girişim sonrası hastanın mevcut fonksiyonlarında azalma veya tamamen kayıp olabilir.

    • Enfeksiyon:Ameliyat yerindeki yüzeysel veya derin yapılarda iltihap meydana gelebilir.

    • Nüks: Ameliyat sonrasında, bulgular tekrar ortaya çıkabilir ve ek ameliyat gerekebilir.

  • Omurga tümörleri

    Spinal tümörler, omuriliğin kendisi veya omurilik destek dokuları veya omurgayı oluşturan kemik dokulardan köken alan tümöral oluşumlardır. Böyle bir tümör omurilik basısı oluşturarak felçlere ve ölüme neden olabilir. Tümörün çıkarılması için sıklıkla laminektomi, bazen de hemilaminektomi yapılması gerekir. Laminektomi ve hemilaminektomi, omurilik kanalının arka bölümünden bir kemik parçasının çıkarılması işlemidir. Omurganın ön tarafını tutan tümörlerin çıkarılmasında ise değişik yöntemler kullanılır.

    Cerrahi amaç tümörü tamamen çıkarmak, tüm omurilik ve sinirleri baskıdan kurtarmak ve kalan bölümde omurga dizilim desteğini sağlayarak kemikler arası kaynaşma oluşturacak sistemi kurmaktır.

    Omurilik ve omurga tümörlerinin 3 tipi vardır:

    • Ekstra-dural spinal tümör: Omuriliği saran zarın dışındaki tümörler.

    • İntra-dural ekstra-medüller tümör:Omuriliği saran zarın içinde, omuriliğin dışındaki tümörler

    • İntra-dural intra-medüller tümör:Omuriliğin içindeki tümörler

    Alternatifler:

    • Her türlü riski göze alıp ameliyat olmamak

    • Tıbbi ilaç ve periyodik radyolojik ( BT, MR ) incelemeler

    • Tümörün cinsine göre ışın tedavisi, gamma knife, ciber knife

    • Fizik tedavi yöntemleriyle şikâyetleri gidermeye çalışmak