Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Kanal darlığı (stenoz)

    Bel fıtığından sonra en sık görülen hastalıktır. Omurilik, omur gövdelerinin arkasındaki kanalda bulunan bir yapıdır. Başın hemen alt kısmından başlayarak aşağıya uzanır. Omurgada boyun, göğüs, bel ve sakral bölge olmak üzere 4 ayrı omur grubu vardır. Omurilik kanalı daralması daha çok bel ve boyun bölgesinde görülür.

    Omurilik kanalı daralması, omurların hemen arkasında yer alan omurilik kanalının çepeçevre daralarak, yukardan aşağı içinden geçen omuriliği çeşitli seviyelerde sıkıştırması ve beraberinde de sinir köklerine yaptığı basıya denir.

    Doğuştan veya yaşlanmaya bağlı gelişen kireçlenmeye bağlı olabilir. Omurlar arası disklerin yaşlandıkça su içeriğinin azalması, aşırı kilolu hastalarda faset eklemlerin içe doğru büyümeleri, omurlar arkası bağın kalsifiye olarak (kireçlenerek) omuriliği önden, omurilik arkasında yer alan sarı bağın kalınlaşarak arkadan bası yaratması bel omurilik kanalı daralmasında ana etkenlerdir.

    Boyun omurga kanalının darlığı; ellerde ve bacaklarda uyuşukluk, güçsüzlük, yürüme bozukluğu ile kendini gösterir. Hasta ince el işlerini yapamaz.

    Bel omurga kanalının darlığı; bu hastalarda yürürken bacaklarda uyuşukluk ve ağrı olabilir. Uzun mesafe yürüyemezler. Dinlenmek zorunda kalabilirler. Bu nedenle az hareket ederler. Genellikle orta yaş üstü hastalarda görülür.

    Kanal darlığının tedavisi cerrahi müdahale ( ameliyat) ile olur. İlaç ve fizik tedavi bir süreden sonra yetersiz gelir. Dar kanal hastalarının çoğunda ameliyattan sonra ağrılar azalmakta ve ameliyattan 6 ile 9 ay sonra tüm aktivitelerinde belirgin düzelme ve artış görülmektedir. Günlük aktivitelere ve normal bir yaşama dönülebilmesi için genellikle ameliyat sonrası bir egzersiz programına başlanır.

  • Epiduroskopi

    Omurgamızın arkasında, yukarıdan aşağıya uzanan omurilik ve sinirlerimizin yer aldığı bir kanal bulunmaktadır. Bu kanal içindeki omurilik ve sinirlerin etrafı dura adı verilen güçlü bir zarla çevrilmiştir. Bu güçlü zarın dış kısmına “epidural alan” denir. Epiduroskopi; ucu her yöne kıvrılabilen bir endoskop kullanılarak epidural mesafeye bakmak demektir.

    Fleksible, yani ucu her yöne kıvrılabilen fiberoptik endoskop ile bel bölgesindeki anatomi ayrıntılı olarak görüntülenerek video-kamera sistemi ile değerlendirilir, fıtıklara lazer uygulanarak, onların küçülmeleri sağlanır, yapışıklıkların mekanik olarak temizlenmesi sağlanır, sinir sıkışmaları düzeltilir ve ilaç enjeksiyonları yapılarak dokuların fizyolojik sağlıklarına tam olarak kavuşmaları sağlanır.

    Cerrahi gerektirecek kadar büyük olmayan ancak inatçı bel ve bacak ağrılarına neden olan bel fıtığı ve sinir sıkışmalarında uygulanır. Çoğunlukla fizik tedavi uygulamaları ve ilaç tedavilerinden fayda görmeyen bu hastalar için epiduroskopi en son geliştirilen yöntemlerden birisidir. Epiduroskopi, bel bölgesinde bir veya iki değil, daha fazla mesafede yaygın fıtıklaşmaları olan hastalarda başarı ile uygulanabilmektedir. Ayrıca, epiduroskopi ile daha önce bel bölgesinden ameliyat olmuş ancak şikâyetleri geçmemiş veya yeterince azalmamış hastalar da çok yarar görmektedir. Bu hastalardaki yapışıklıklar epiduroskopi ile açılır ve ameliyatın olumsuz etkileri giderilir. Kısa süreli bir yöntemdir ve yaklaşık 30 dk sürer. Yalnızca fleksible fiberoptik endoskop kullanıldığı için sinir ve damar yaralanma riski yok denecek kadar düşüktür. Girişimden 4 saat sonra hasta yürüyebilir ve günlük yaşamına dönebilir.

  • Boyun fıtığı (servikal disk hernisi) neden olur?

    Boyunda 7 adet omur bulunur. Yapıları itibariyle bel omurlarından tek farkları, daha küçük olmalarıdır. Her omurga arasında yastıkçık dediğimiz kıkırdaklar mevcuttur. Bu kıkırdak yapının yırtılarak, omurga içinde seyreden omurilik veya kola dağılan sinirlere baskı yapması donucu oluşan hastalığa boyun fıtığı denir. Başlangıçta boyun ağrısı ve kol ve el sinirlerinin bası altında kalması sonucu hastanın kolunda ağrı (Brakialji) olur. Zamanla yırtılan kıkırdak sinirlere baskı yaparsa kolda kuvvetsizlik, eğer omuriliğin kendisine de bası yaparsa tüm vücutta hareket kusurları ortaya çıkabilir. Hastalığın çok ileri dönemlerinde yatağa bağımlı hale gelir. Boyundaki değişiklikler beyine giden kan damarlarına da bası yapabilir. Bu durumda algılamada güçlük, odaklanamama, uyku bozukluğu, sabah yorgun kalkmak, kulak çınlaması, baş dönmesi ve görme kusuru gibi şikâyetler olabilir.

    Özellikle son yıllarda bilgisayar kullanımındaki artışla birlikte, boynun aynı pozisyonda uzun süre kalması sonucu boyun kaslarında güçsüzlük ve omurlar arasındaki omurda yıpranma sonucu boyun fıtıklarında artış görülmektedir.

    Tedavi

    İlaç Tedavisi; boyun ağrısının daha fazla olduğu durumlarda etkili olabilir.

    Fizyoterapi; ilaç tedavisinin etkili olmadığı ve boyun ve kol ağrısı orta şiddette ve güçsüzlük gelişmemiş olan hastalarda etkili olabilir.

    Cerrahi Tedavi; Mikrodiskektomi ile boyun fıtıkları ameliyat edilir. Disk mesafesine hastanın kendi kemiği (otogreft), dışarıdan kadavra kemiği (allogreft), kafes veya disk protezi (boyun hareketlerini korumak amaçlı) konulabilir.

    Mikrodiskektomi, Mikroskop altında yırtılan kıkırdağın tam olarak çıkartılabilmesi işlemidir. Ameliyat sonrası ağrı ve hareket kısıtlamasının olmaması, hastanın kısa sürede evine ve işine dönebilmesi, ameliyata bağlı doku hasarının, kan kaybının ve enfeksiyon riskinin en az olması açısından büyük avantajları vardır.

  • Beyin tümörleri neden olur? Nasıl tedavi edilir?

    Beyin tümörü, beyindeki hücrelerin anormal veya kontrolsüz büyümesi olarak tanımlanır. Sağlıklı bir insanda, yeni hücreler sadece yaşlı veya hasar görmüş hücrelerle yer değiştirmek üzere yapılırlar. Ancak bu yeni hücreler gereksinim olmadan yapıldıklarında, beyinde kitle oluştururlar. Tümörler, iyi huylu (kanser yapıcı olmayan) veya kötü huylu (kanser yapıcı) olabilirler. Beyin tümörleri beyinde geliştikleri bölüme bağlı olarak farklı belirtiler göstermektedir. Yetişkinlerdeki beyin tümörlerinin çoğu tektir ve vücudun başka bir yerindeki kanserden yayılmıştır. Bu tip tümörlere “ikincil tümörler” denir.

    Benign (iyi huylu) Beyin Tümörleri: İyi huylu beyin tümörleri kanser değildir. Yavaş büyürler, çoğunlukla belirgin sınırları vardır. İyi huylu tümörler, beynin bölümlerine bası yapmaya başladıkları anda tehlikeli olurlar veya o bölgelere hasar verebilirler. Bazen de iyi huylu beyin tümörleri, ulaşılması çok zor olan bir yerde oluştuklarında operasyon için çok riskli hale gelerek yaşamsal tehdit oluşturabilirler. Hasarlanma yaptıkları bölgelerin vücuttaki görevlerine bağlı olarak da günlük yaşamın zorlaşmasına neden olabilirler. İyi huylu beyin tümörleri genellikle operasyon ile çıkarılırlar. Tekrar oluşma olasılıkları daha azdır. Çok nadiren de olsa iyi huylu beyin tümörleri, malign (kötü huylu) beyin tümörlerine dönüşüm gösterebilirler.

    Malign (kötü huylu) Beyin Tümörleri: Kötü huylu beyin tümörleri dokusu içinde kanser hücreleri olan tümörlerdir. Çok hızlı büyürler. Beyin dokusunun her alanına yayılırlar. Bu tümörler ölümcül tehlike oluştururlar. Çok nadiren omuriliğe yayılım gösterirler.

    Metastatik Beyin Tümörü : Metastatik beyin tümörleri ikincil beyin tümörleridir. Vücudun herhangi bir yerinde oluşan kanser, daha sonra beyin veya bir başka organa yayılabilir. En çok beyne yayılım gösteren kanser türleri meme kanseri, kolon kanseri, böbrek kanseri, akciğer kanseri, deri kanseri (melanoma)dir.

    Beyin tümörleri sıklıkla normal beyin dokusuna yayılırlar veya baskı yaparlar. O yüzden belirtiler de o basınç nedeniyle ortaya çıkar. Beyin tümörünün yerleşim yerine göre kişide farklı tipte belirtiler oluşabilir. Ancak, zihinsel hastalıklar dâhil diğer hastalıklar da bu belirtilere neden olabilmektedir. Bu nedenle belirtilerden biri veya daha fazlası yaşanmaya başlandığında vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekmektedir.

    Baş ağrısı ve bulantıyla birlikte ani gelen fışkırır tarzda kusmalar

    Sara (epilepsi)Nöbetleri gibi olan kasılmalar

    Düşünme, konuşma ve kelime bulmada güçlük ve/veya yavaşlama

    Kişilik ve davranış değişiklikleri

    Bedenin bir kısmı veya bir yarısında kuvvetsizlik

    Denge kaybı, baş dönmesi, sersemlik hali

    Duymada azalma ya da kayıp

    Görme bozuklukları

    Sürekli uyku hali ya da uyanık kalmada zorluk çekme

    Hafıza kaybı ya da kişileri hatırlayamama

    İyi huylu beyin tümörleri eğer operasyon için sakıncalı bir durum yoksa ameliyatla çıkarılırlar. Tümörün ameliyatla çıkarılma işlemine “kraniyotomi” adı verilir. Bu operasyonda, beyne ulaşmak için bir parça kafa kemiğinin çıkarılmasıyla kafatası boşluğuna girilir. Çıkarılan kemik, cerrahi işlemin sonunda tekrar yerine takılır.

    Eğer beyin tümörü kötü huylu ise, o zaman tümörün ve hastanın durumuna göre; ışın (radyopterapi), ilaç (kemoterapi) ya da ameliyat seçenekleri değerlendirilir. Bazen bu tedavilerin ikisi birlikte de ( ameliyat + ışın, ışın+ kemoterapi ) şeklinde de uygulanabilir.

  • Beyin kanaması ( serebral kanama )

    Beyin kanaması; beyni besleyen damarların yırtılması (rüptür) ve damar dışına sızan kanın yırtığın olduğu bölgede göllenmesidir. Beyin kanaması sadece bir damarda oluşabileceği gibi aynı anda birkaç damarda birden meydana gelebilir. Beyin kanaması travma sonucunda veya kendiliğinden (spontan) gelişebilir. Yırtılan damarın beslediği bölge yırtılmadan sonra beslenemediği için, kanın göllendiği bölge de göllenmenin neden olacağı basınçtan dolayı hasar görebilir, hatta tamamen çalışamaz duruma gelebilir. Kanamaya yol açabilen çeşitli nedenler vardır ve kanama nedeniyle oluşan hayati risk, kanama nedenine, kanamanın yerine ve miktarına bağlıdır.

    1-Travma: başın darbe almasıdır. Darbenin geldiği yer ve kafada yarattığı hasara bağlı olarak ( kemik kırığı, beyin dokusu hasarı, damar zedelenmesi gibi ) gelişen beyin kanamaları çeşitli tip ve alanlarda olabilir.

    2-Hipertansiyon: kan basıncının yükselmesi sonucunda beyin dokusu içerisine veya beyni saran zarların arasına kanama oluşabilir.

    3-Damar hastalığına bağlı olarak: anevrizma gibi damar cidarında zayıflamaya neden olan durumlarda ortaya çıkan beyin kanamaları genellikle beyni saran zarların arasına olur.

    4-Beyin içerisindeki küçük toplardamarlarda veya beynin ana toplardamarlarında ortaya çıkan tıkanıklık sonucunda oluşabilir.

    5-Yeterli kan gelmediği için veya başka nedenlerle hasar görmüş beyin dokusu içerisinde kanama gelişebilir.

    6-Bazı beyin tümörlerinde, tümör içi kanamalar oluşabilir.

    7-Bazı kan hastalıklarında vücudun diğer organlarında olduğu gibi, beyin kanaması da görülebilir.

    Beyin kanamaları bulunduğu yere göre isimlendirilir;

    Epidural kanama (kafatası ile beyin zarı arası olan)

    Subdural kanama (beynin kalın zarı ile beyin dokusu üzerindeki örümcek zar arası)

    Subaraknoid kanama (beyin boşlukları arası)

    İntraserebral kanama (beyin dokusu içine)

    Her türlü beyin kanaması, kanamanın yerine göre hastada çeşitli belirtilere yol açmaktadır. Sıklıkla devam eden baş ağrısı, bulantı-kusma, kuvvet kaybı ve felç, konuşma bozukluğu, görme bozukluğu, denge bozukluğu, hatta bilinç kaybı en belirgin belirtilerdir.

    Beyin kanaması kısa sürede ölüm veya felce yol açabilen acil ve riskli olduğundan, çok acil ameliyat gerektiren durumlar oluşturabilir. Ancak, bunun anlamı her beyin kanamasının da mutlaka acilen ameliyat edilmesi gerektiği değildir. Tedavi zamanı ve yöntemine, kanamanın yeri, miktarı, nedeni ve hastanın genel durumuna göre hekim tarafından karar verilir.

  • Beyin anevrizmaları sebepleri

    Beyin damarlarının duvarındaki kas tabakasının zayıflığından dolayı damarda oluşan balonlaşmaya beyin anevrizması denir.

    Anevrizmalar yapı itibarı ile damar duvarının doğuştan zayıf olduğu noktalarda, genellikle de damarın daha küçük dallara ayrıldığı noktalarda oluşur. Damar duvarının zayıf olduğu noktada damar içi basınç (tansiyon) nedeniyle her kalp atımında damar duvarı zayıf noktadan dışarı doğru bombeleşerek baloncuk oluşur. Baloncuk duvarı, basınca dayanamadığı anda da patlar.

    Beyin damarlarında oluşan anevrizmaların hiçbir yakınmaya yol açmayacağı gibi kitle etkisi ile sorunlara yol açabildiği bilinmekle birlikte, anevrizmada en çok korkulan durum patlayarak beyin kanamasına yol açmasıdır. Hangi anevrizmanın kanayacağı, hangisinin kanamayacağı önceden bilinemez. Anevrizmalar genellikle hastalarda bir şikâyet oluşturmaz. Ancak belirli büyüklüğe ulaştığında yerleştiği bölgelerde bası yaparak şikâyet oluşturabilir. Sinirlere bası yaparak o sinirin görevini engeller ya da sadece ağrı, uyuşma karıncalanma gibi sinir basısı yakınmaları oluşturur. Balonlaşma fark edilmez ve yırtılırsa burada oluşan kanama yakınmaların oluşmasına neden olur. Anevrizma kanamaya başladığı anda baş dönmesi, bayılma, kusma ve geçici bilinç kaybı oluşur. Sürekli baş ağrılarının nedeni anevrizma değildir. Anevrizma hastalarının ortak cümlesi şudur: ‘Ben hayatımda böyle bir baş ağrısı görmedim!’ Çünkü anevrizma artık kanamıştır ve kişi, şiddetli bir ağrıyla karşı karşıyadır. Ailesinde beyin kanaması öyküsü olanlar, bilinen damar hastalıkları bulunanlar, yüksek tansiyon, şeker hastalığı olan bireyler, alkol ve sigara kullananların beyin anevrizması yönünden riskli kabul edilirler.

    Beyinde oluşan baloncukların tespiti için MR ve bilgisayarlı tomografi ile yapılan incelemeler ön teşhisi sağlamakla beraber, beyin anevrizmalarına kesin tanı beyin anjiyografisi ile konur.Tedavisinde;

    Cerrahi yöntem: Ameliyatta, beyindeki anevrizma üzerine klips (kelepçe) takılır.Klips, hastada hayatı boyunca kalır.

    Endovasküler yöntem: Son zamanlarda oldukça gelişen bu yöntemle hasta, ameliyat edilmeden tedavi edilir. Bu yöntemde, damar içerisinden girerek, anjiyodaki gibi, hastadaki anevrizmanın yeri tespit edilir ve oraya sert bir madde doldurulur. Burada amaç; anevrizmanın yarattığı damar bozukluğunu gidermek ve kanamayı engellemektir.

  • Bel kayması (spondilolistezis)

    Omuriliğin içinden geçtiği omurların dizilişinin bozulması, omurların diğer omurların üstüne binmesi ya da sağa ya da sola çıkıntı yapması, buna bağlı olarak etrafındaki sinirleri ve dokular zedelemesi, bel kayması (spondilolistezis) olarak adlandırılır.

    Omurgamız 24 tane omurdan oluşur. Bu omurlardan kalçadan itibaren ilk beşi L1-L5 olarak adlandırılır. Bel kayması bu omurların bulunduğu kısımları etkiler. Bu kayma olayı sonucunda, omurganın içinden geçen omuriliğimiz sıkışır ve her iki bacakta ağrı, uyuşukluk ve yanma gibi şikâyetler meydana gelir. En çok karşılaşılanları, yaşlılıkta görülen yıpranmaya bağlı kaymalar, ameliyat sonrası gelişen kaymalar ve çocukluk çağında omurlardaki doğumsal sorunlara bağlı gelişen kaymalardır. Görülen belirtiler arasında bel ve kalça ağrısı; bacaklarda hissizlik, ağrı, kas gerginliği, güçsüzlük, bel kavisinde artış veya yürümede güçlük sayılabilir. Bu belirtilerde dinlenme ile geçici bir rahatlama olsa da genellikle ayakta durma, yürüme ve diğer hareketlerle ağrılar artar. Bel kayması rahatsızlığının en tipik belirtisi yürürken sık sık durma ihtiyacı hissetmektir. Yürürken birdenbire bacaklarımıza bir ağrı girer ve durmak zorunda kalırız. Biraz dinlendikten sonra tekrar rahatlıkla yürür hale geliriz. Yürürken çok kısa süreler içerisinde durmak belde bir kanal darlığının işaretidir. Kanal darlığı ise genellikle bel kayması ile de oluşan bir rahatsızlıktır. Bunun dışında her iki bacakla uzun süre ayakta durmakla, uzun süreli oturmakla oluşan uyuşukluklar ve yanmalar bel kayması için belirti olabilecek niteliktedir. Geceleri bacaklara sık sık kramp girmesi ve sık sık tutulması yine bel kaymasının bir belirtisi olabilir.

    Bel kaymasının tedavisinde, ağrıların ağır olmadığı veya belli aralıklarla hissedildiği durumlarda ameliyata gerek duyulmaz ağrı kesicilerle, dinlenme tavsiye edilir. Hastanın durumuna göre ilaç ve fizik tedavi ile desteklenir, ağrının şiddetli olduğu durumlarda ya da hastanın ameliyatı reddettiği durumlarda ağrılı omurlar arasına enjeksiyon (epidural kortizon) yapılır o bölgeye ağrı dindiriciler verilir fakat bu işlem hastanın tedavisini sağlamaz sadece geçici bir rahatlama sağlar. Kesin tedavi cerrahidir. Çünkü bel kayması, hastanın bir süre sonra yürümesini tamamen engeller ve kişiyi evine ve yatağa bağlı hale getirebilir, daha da ilerlerse cinsel güç kaybı veya idrar kaçırma gibi istenmeyen sonuçlar olacaktır. Birbiri üzerine kayan omurlar vidalar ile tespit edilir. Konulan kemiklerin kaynaması beklenir. Bu süre yaklaşık 12-18 aydır.

  • Bel fıtığı (lomber disk hernisi)

    Bel fıtığı günümüzde ağırlaşan çalışma şartları ve strese bağlı olarak gerçekleşen bir sinir sistemi hastalığıdır.

    Sırtımızda hemen hemen boyun bölgesinden başlayıp kalçamızdan daha aşağıya kadar uzanan ve omurilik kanalını oluşturan 31 adet omur vardır. Bu omurlardan beş tanesi fıtıklaştığı zaman sorunlar yaşanan bel bölgesinde bulunur. Bu omur kemiklerinin arasında hareketi kolaylaştıran, omurganın dayanıklı olmasını sağlayan ve darbelere karşı koruyucu görev yapan disk şeklinde özel bir bağ dokusu bulunur. Bu disk iç ve dış tabaka olmak üzere iki kısımdan oluşur. Dıştaki tabakanın yapısı bozulunca içte bulunan yumuşak tabaka dışarıya doğru taşar. Bu taşan (fıtıklaşan) kısım omurilik kanalındaki sinirlere baskı yapar ve bu sinirleri sıkıştırır. Bu şekilde ortaya çıkan hastalığa “bel fıtığı “denir.

    Bel fıtığı genel olarak insanlarda ağır kaldırmaya bağlı çalışma şartlarına maruz kalanlar (sanayide çalışanlar, taş ocakları vb.) veya oturarak çalışanlarda ( kepçe operatörü, kamyon veya tır şoförleri, masa başı memurlar vb) sıklıklar görülen bir hastalıktır. Bel fıtığı cinsiyet ayırt etmeksizin birçok kişide görülmektedir. Bel fıtığı genel olarak 30 ile 50 yaşları arasında görülmektedir. Bel fıtığı hastalığı genel olarak gerekli tedavileri yapılmadığı ve önlemleri alınmadığı takdirde ciddi kalıcı rahatsızlar vermektedir. Bundan dolayı bel fıtığı rahatsızlığını kesinlikle hafife alınmamalı ve gerekli tedavi yapılmalıdır.

    Bel fıtığının en büyük belirtisi belde ve bacakta oluşan ağrıdır. Hasta doktora gittiğinde “belimin ağrısı bacağıma vuruyor” der. Ama sadece bel veya sadece bacak ağrısı da olmuş olabilir. Bacakta uyuşma, güç kaybı görülebilir. Ayrıca daha önce yaptığı hareketleri yapmada zorlanma, hareketlerin kısıtlanması ve yürürken topallama görülebilir. Bel fıtığının daha ilerlemiş ve şiddetli şekillerinde cinsel yaşamda sıkıntılar, idrarını ve büyük abdestini yaparken zorlanmak ya da idrarını tutamamak görülebilir. Bacaklarda felç oluşabilir ya da bacağın hissetmesi azalabilir. Hastanın şikâyetleri bu duruma geldiğinde ise operasyon kaçınılmaz seçenek olur.

    Bel fıtığı hastalığı çok çabuk ve kolay bir şekilde teşhisi konulmaktadır. Yapılan bir MR, ultrason gibi, tetkiklerle hastalık belirlenebilir. Bu şekilde bel fıtığı teşhisi konulduktan sonra tedavisi planlanır. Bel fıtığı tedavisi genel olarak 3 aşamada gerçekleşir. Hastalığın derecesine göre ilk olarak yatak istirahati ve ilaç tedavisi, sonra Fizik tedavi ve Rehabilitasyon ve son olarak cerrahi müdahale ile tedavisi gerçekleşir. Bundan dolayı, uzman bir doktor kontrolünde teşhisin konulması ve tedavi sürecinin belirlenmesi önemlidir.

  • Bel ağrıları neyin habercisidir?

    Belimiz vücudumuzun ağırlığını taşıyarak kalçadan bacaklara aktaran ve aynı zamanda gövdemizin hareketli olmasını sağlayan yapıdır. Belimizde 5 adet omur ve bu omurları arasında kıkırdak yastıkçıklar (disk), eklem yapıları ve destek olan yumuşak dokular bulunur. Bel omurları, omurilik ve sinir köklerine koruyuculuk görevi yapar. Bel bölgesinde hissedilen ağrılara “bel ağrısı “denir.

    Bel ağrısı, oldukça sık karşılaşılan bir sorundur. Bel ağrısı, hayatın her döneminde herkeste görülebilir. Bel ağrısı nedeniyle sağlık kuruluşuna başvurma sıklığı toplumdan topluma değişmekle birlikte her toplumda ilk üç sıra içinde yer alır. Bel ağrılarına yol açan hastalıklar çalışanları etkilemekte, dünyada ücret, iş gücü kaybı ve tedavi maliyeti gittikçe artan bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

    “Akut “ (ani başlayan) bel ağrıları 12 hafta kadar sürebilen ağrılardır. Bu ağrıların %50’si bir hafta içinde tedavi, istirahat, çeşitli lokal uygulamalar ile iyileşir. Bu ağrılar genellikle toplumda sık olarak görülen mekanik bel ağrısıdır. “Kronik “ (uzun süreli) bel ağrıları ise 3 aydan daha uzun süren ağrılardır. Tüm bel ağrıların %5’ni oluşturur. Kronik bel ağrılar genellikle romatizmal, karın içi organların ciddi hastalıkları ve bel bölgesinin kas, kemik, bağ, disk gibi yapıların travma veya zorlanması sonucu ortaya çıkan ağrılardır.

    Temel olarak bel ağrıları üç başlık altında ele alınmaktadır;

    Mekanik Bel Ağrısı: Beli oluşturan kas, kemik, bağ, disk gibi yapıların travma veya zorlanması sonucu ortaya çıkan ağrılardır. Nedenleri kas ve iskelet sistemi hastalıkları ve omurga hastalıkları olarak iki gruba ayrılır. Çoğunlukla kaslarda, bağ dokusunda veya eklemlerdeki ufak hasarlanmalar ile oluşur. Diğer bel ağrısına yol açan kas-iskelet sistemi sorunları arasında kötü ve hatalı vücut duruşu, bir bacağın kısalığı, stres gibi nedenler sayılabilir. Omurga hastalıklarında bel ağrılarına bel fıtıkları (lomber disk hernileri), disk dokusunun yıpranması (dejeneratif disk hastalığı), bel kayması (lomber spondilolisthezis), bel omurga kanalının daralmasıdır (lomber dar kanal) en sık yol açan rahatsızlıklardır. Bunların dışında omurganın ciddi rahatsızlıkları olan tümör, enfeksiyon, travma, kemik erimesine (osteoporoz) bağlı çökmeler sayılabilir.

    Mekanik bel ağrıları bazı özellikleri ile diğer bel ağrısı nedenlerinden ayılırlar.

    a) Mekanik bel ağrıları genellikle başlangıç zamanı veya başlatan olayın net olarak bilindiği ağrılardır.

    b) Her yaşta görülmekle birlikte bu ağrılar sıklıkla 30-50 yaşları arasında görülür.

    c) Bel ağrısının yeri belirgin olup, hasta ağrının olduğu bölgeyi eliyle gösterebilir.

    d) Bel ağrısı dinlenmekle azalan, ancak ayakta durma ve aktivite ile artan özelliktedir.

    e) Mekanik bel ağrısının büyük bir kısmının da ağrı bacağa, topuğa hatta ayak baş parmağına vurması ve yanma veya uyuşma ile birlikte olur.

    f) Hastalar gece sırtüstü yattıklarında siyatik sinirin gerilmesine bağlı olarak bel veya bacak ağrısı ile uyanırlar ve dizleri bükerek pozisyon değiştirdiklerinde bel ağrısı veya bacak ağrısı bir süre sonra azalacaktır. Hatta hastalar belli bir süre sonra devamlı dizlerini bükerek uyumaya başlarlar.

    Romatizmal Bel Ağrısı: Bel ağrısına yol açan hastalıklara spondilartritler adı verilir. Romatizmal bel ağrısı sinsi başlangıçlıdır. Hasta ağrının ne zaman başladığını net olarak hatırlamaz. Bel ağrısı genellikle 20-30’lu yaşlarda ortaya çıkar. 40-45 yaşın üzerinde başlaması nadirdir. Kronik ağrı olması önemlidir. Çünkü birkaç gün süren romatizmal ağrı olmaz. Sabah tutukluğu ve ağrısı romatizmal bel ağrısını en önemli özelliklerinden biridir. Hasta genellikle sabahları kalktığında yataktan hemen doğrulamaz. Yatakta biraz hareket ve egzersiz yaptıktan sonra yataktan kalkabilir. Hasta gece uykusundan bel ağrısı ile uyanır, bir süre kalkar dolaşır ağrısı hafifledikten sonra tekrar uyur. Gece yatakta dönerken ağrı hisseder veya dönemez.

    Yansıyan Bel Ağrısı: Bu ağrılar genellikle periton denen karın zarının arkasında ortaya iç organ, lenf bezi ve damar büyümelerinde karşılaşan bir durumdur. Özellikle gençlerde ortaya çıkan testis tümörleri ve lenfoma gibi hastalıklar spondilartritlerin de bu yaşlarda görülmesi nedeniyle sıklıkla karışabilir. Yansıyan bel ağrısının en önemli özelliği dinlenme ve hareketten etkilenmez. Mekanik bel ağrıları istirahatle azalırken ve romatizmal bel ağrısı istirahatle artıp, egzersizle azalırken yansıyan bel ağrısının şiddeti aynı şekilde devam eder. Hastalar bel ağrısı sinsi başlangıçlıdır. Başlangıç zamanını tam olarak belirtemezler. Bel ağrısının yeri belirgin değildir. Kanser gibi hastalıkların halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, ateş gibi yapısal şikâyetleri bel ağrısına eşlik eder.

  • Baş ağrısı neden olur? Neyin habercisidir?

    Baş ağrısı, toplumda hekime başvuru nedenleri arasında en sık rastlanan şikâyetlerden biridir. Baş ağrısı sebepleri basit nedenlere bağlı olabileceği gibi hayatı tehdit edebilecek nedenlere de bağlı olabilir. Özellikle ağrı kesicilere yanıt vermeyen, yaşam kalitenizi etkileyen, uyku düzeninizi bozan baş ağrılarının nedenlerinin araştırılması gereklidir.

    Baş ağrıları iki grup altında incelenmektedir;

    Birincil Baş Ağrıları: Daha çok günlük yaşam kalitenizi bozan ağrılardır. Migren, Trigeminal nevralji, Gerilim ve Küme baş ağrıları bu grupta yer alırlar. En sık gerilim tip baş ağrısı yaşanır. Migren, yaşam kalitesini en olumsuz etkileyendir. Küme baş ağrısı, nadir rastlansa da çok şiddetlidir. Trigeminal nevralji, saniyelik çakma, elektriklenmeler tarzındadır. Dayanılmaz olarak ifade edilen ağrılardır.

    İkincil Baş Ağrıları: Bu grup baş ağrıları daha hayati öneme sahip olan ağrılardır. Erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ölüm veya ciddi kalıcı sakatlıklara neden olabilirler. Enfeksiyonlar, tümörler, inmeler, beyin kanamaları, temporal arterit, hipertansiyon, bazı kullanılan ilaçlar vd. ikincil baş ağrılarına sebep olabilir.

    Bir ay içinde on beş günden daha fazla ağrı yaşanıyorsa” kronik baş ağrısı “gelişmiştir. Kronik baş ağrısı çekenlerin çoğunluğunda ilaç aşırı kullanımı da mevcuttur. Bu durum “süregen günlük baş ağrısı” olarak adlandırılır.

    Yaşam boyunca çekilen baş ağrıları bir hasar bırakmayabilir. Tam tersi bir kez yaşanan ağrı hayati tehlike arz edebilir. Beyin kanamaları, özellikle SAK (anevrizma yırtılması) ani şiddetli ağrı yapar. Acildir, hayatı tehlike arz eder. Bu nedenle;

    Ağrı sürekli ve artan şiddette ise,

    İlk kez ağrıyla tanışan kişinin yaşı 10’un altında, 50’nin üstündeyse,

    Daha önce var olan ağrının şiddeti, şekli değiştiyse,

    Ağrı kesicilere cevap vermiyorsa,

    Baş ağrısı şimdiye kadar hayatında karşılaştığı en şiddetli ağrıysa,

    Ağrı bir fiziksel aktivite sırasında (ağır bir yük kaldırmak) ortaya çıkmış ve şiddetini artırmışsa,

    Baş ağrısı ile birlikte bulantı ve kusma, konuşma bozukluğu, fazlaca uyku hali ya da vücutta titremeye benzer seğirmeler varsa

    “MUTLAKA DOKTORA BAŞVURMAK GEREKİR”