Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Antioksidan beslenme ve beyin

    Ne kadar çok duyuyoruz bu iki kelimeyi: Antioksidan beslenme

    Evet biliyoruz, dengeli beslenmede, diyetle alınan antioksidanların çok önemi var. Ancak nedir bu antioksidanlar ve antioksidan beslenme. Antioksidanlar, serbest radikal denen bedenimize zararlı bileşenlerle mücadele eden ve zararlı etkilerini azaltan veya kaldıran maddeler.

    Oksijen dokularımız için vazgeçilmez bir molekül ancak bazı reaksiyonlar sonucu reaktif oksijen molekülleri ve serbest radikaller denen maddeler oluşmakta. Bunlar da ‘oksidatif stres’ denilen hücre üzerine zararlı olan süreçte önemli rol almakta. Bu olumsuz süreç, antioksidanlar tarafından sonlandırılıncaya kadar sürmektedir. Ancak antioksidan destek yeterli değilse, hücrenin doğrudan veya dolaylı ölümü görülebilmektedir. Bu durumda, beslenme ile dışarıdan alınan besinlerin antioksidan içerikleri de çok önemli hale gelmektedir. Sağlıklı beyin işlevlerinin sağlanması için de; sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteyi düzenli olarak yapmak gerekir.

  • Boyun fıtığı ameliyatı ve iş süreciniz

    Boyun fıtığı ameliyatı denilince hastalarımızın bir çok konuda kaygısı ve sorusu var. Bu arada en çok sorulan sorulardan biri de ”İşe ne zaman geri dönebileceğim?” sorusu. Bu konu hastada uygulanan ameliyat şekli, ameliyatta kaç mesafe fıtık ameliyatı yapıldığı, hastanın beden yapısı, yaşı, çalıştığı iş özellikleri (ofis içi ve dışı, beden ağırlıklı iş vb), ameliyatta titanyum plak kullanılıp kullanılmadığı gibi etkenlere bağlıdır. Bu yazımızda 45 yaşında, bay veya bayan, bir ofiste bilgisayarla masa başında çalışan, gününün tamamına yakınını ofis içinde geçiren, önemli başka bir sağlık sorunu olmayan, boy/kilo oranı uygun, tek mesafe boyun fıtığı sorunu olup cerrahi yapılma kararı alınmış bir hastayı tartışacağız.

    Ameliyat Öncesi Süreç

    Hastamızı muayene yapıp servikal (boyun) MR’ı ve boyun omurlarının basit röntgenini çektikten sonra cerrahi kararı veriyoruz. Bundan sonra hastamızı ameliyat tarihinden 1 gün önce çalıştığımız hastanenin dış hekimler sorumlusuna yönlendirip, ameliyat öncesi incelemelerini yapıyoruz. Sonrasında hastamızı anestezi uzmanı arkadaşımız değerlendiriyor. Bundan sonra hasta ertesi gün yani ameliyat günü gelmek üzere evine izinli gönderiliyor.

    Ameliyat Süreci

    Ertesi sabah hastaneye yatan hastamızı öğleden sonra ameliyata alıyoruz. Ameliyat seçenekleri hakkında bilgi için burayı tıklayarak ilgili linkteki yazıyı okuyabilirsiniz. Ameliyat hasta odasıdan ayrılış ve geliş olarak 2-2.5 saatlik bir süreci alıyor. Bu sürenin ameliyat öncesi 45 dakikası anestezi ve hastanın cerrahi pozisyonunun ayarlanması için, ameliyat bittikten sonraki 3o dakikası da hastanın anesteziden uyandırılması için kullanılıyor. Yani sadece cerrahi süreç 45 dakika ile 1 saat sürüyor, diyebiliriz.

    Ameliyat Sonrası Hastane Süreci

    Hasta odasına alındıktan 5-6 saat sonra yürütülüyor. İlk yumuşak gıda rejimini de 6 saat sonra almaya başlıyor. Gece çok büyük çoğunlukla sorunsuz geçer. Sadece bazen yutkunma güçlüğü, bazen de boğazda takılma hissi olabilir. Hastamız ertesi günü sabah kahvaltısını yapar ve tarafımdan pansumanı yapıldıktan sonra taburcu edilir.

    Ameliyat Sonrası Ev Süreci

    Evde 2-3 gün sürekli yatarak olmayan bir dinlenim dönemi öneriyoruz. 4. gün hastamız sokağa çıkabilir. İlk bir haftada da yumuşak gıda rejimi öneriyoruz (çorba, ekmek içi, makarna, patates püresi, muhallebi, vb).

    İşe Ne Zaman Döneceğim?

    İş yerinde ciddi izin veya rapor sınırlaması olan hastalarla karşılaşıyoruz. Bu hastalarımızın işe erken dönemde dönememeleri nedeniyle işten çıkarılma, pozisyon kaybetme gibi kaygıları oluyor. Sosyal güvenlik kurallarının ciddi işletildiği kurumlarda, bu sorunlarla karşılaşılmaması gerekirken; sayısı hiç de az da olmayan bir grup hastada bu sorun ciddi kaygı oluşturuyor. Bu nedenle işe erken dönemde dönmek isteyen boyun fıtığından ameliyat olmuş hastalara (eğer masabaşı işte çalışıyorlarsa) ben 10. günden sonra ilk önceleri ılımlı bir çalışma programına uymaları kaydıyla, izin veriyorum. Ancak hastamız eğer masa başı işte çalışmıyorsa, örneğin sürekli araç kullanan, inşaat işinde çalışan veya çok sık seyahat eden biriyse en azından 20 günden önce işe tam performanslı olarak başlamasını istemiyoruz.

    Sonuç olarak bakıldığında, boyun fıtığı ameliyatı çok önemli anatomik yapıların olduğu bir bölgede yapılıyor olsa da, cerrahide herşeyin olması gerektiği gibi gitmesiyle ameliyat sonrası süreci de çok rahat tolere edilen bir süreçtir.

    Tüm hastalarıma sosyal güvenlik ve iş nedeniyle endişe duymayacakları bir Türkiye ve sağlıklı bir yaşam diliyorum.

  • Bel fıtığı olan hastalarımız dikkat lütfen!

    Bel fıtığı tanısı olan veya bu nedenle ameliyat geçirmiş hastalarımız, lütfen yukarıdaki grafiğe dikkat ediniz. Bu grafik, kişinin duruş veya oturuş durumuna göre bel omurları arasında yer alan diskin (yani bel fıtığının kaynaklandığı yerin) basıncındaki değişimleri gösteriyor. Diskin basıncı en düşük: Yatar durumda, En yüksek: Oturur pozisyonda bir şey kaldırmaya çalışırken görülmekte.

    Hastalarımıza her zaman; ofiste veya evde oturarak çalışırken, evde-işyerinde veya herhangi bir ulaşım aracında otururken her saatte bir 10 dakika ayağa kalkmayı ve yürümeyi öneriyoruz. Grafikte görüldüğü gibi oturur durumdan ayağa kalkınca disk içi basınç %35 dolayında azalmakta. Bir başka dikkat edilmesi gereken nokta da öne eğilince ve ayrıca öne eğilerek bir şey kaldırınca da disk içi basıncın belirgin derecede arttığı.

    Otururken en düşük basınç, sandalye ve koltukta dik pozisyonda otururken sağlanıyor. Bu nedenle otururken duruşumuzu dik tutmak ve ofiste olası ise ortopedik uygunluğu belgelenmiş sandalyelerde oturmak ve her zaman bel desteğinin olmasını sağlamak, bel sağlığını korumak için en önemli etkenler arasında sayılabilir. Yine yatarken sırt üstü yatma durumunda, yan yatmaya göre disk içi basınç üçte bir azalmaktadır.

  • Boyun fıtığı ve önemli anatomik yapılar

    Boyun fıtığı günlük beyin cerrahisi yaşantımız içinde çok sık karşılaştığımız bir sorun. Beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olarak biz de, hastayı muayene ederek ve sonrasında görüntüleme yöntemlerini kullanarak (magnetik rezonans (MR), bilgisayarlı tomografi (BT), direk grafi) tanı koymaya çalışırız. Cerrahi tedavi kararını hastayı belirli kriterlere göre değerlendirdikten sonra karar veririz. Eğer olası ise her zaman cerrahi dışı tedavi yöntemlerini seçmeye özen gösteririz. Burada söz etmek istediğim cerrahi tedavi kararı verdiğimde hastalarımın bana çok sık sordukları, ‘Boyun fıtığı ameliyatı gerçekten çok tehlikeli mi?’ sorusuna yanıt vermek.

    Boyun fıtığında ameliyatın önden veya arkadan mı yaklaşımla yapılması kararında, boyun fıtığının yeri, cerrahın deneyimi gibi faktörler önemli etkendir. Önden yapılan yaklaşım için genellikle boynun sağ tarafı kullanılır. 4 cm’lik yatay kesi yapılması ardından ciltaltı dokusu, onun hemen altındaki yüzeyel kas tabakası geçilir ve boyun kasları arasından şah damarıgörülene kadar ilerlenir. Omurgaya ulaşmak için özel ekartörlerle şah damarı dış tarafa,yemek ve soluk borusu iç tarafa alınarak boyun omurgası ön kısmına ulaşılır. Yine bu aşamada sağ ses telinin hareketini sağlayan sinir ve göz bebeği büyüklüğü ile göz kapağı hareketini ayarlayan sinirkavşağına yakın olarak çalışılır. Tüm bu önemli anatomik yapılar, her aşamada özenle koruma altına alınır. Ameliyat uzun sürecekse her yarım saatte bir ameliyat sahasının görmemizi sağlayan ekartör dediğimiz ayraçları gevşetmek; dokuların uzun süreli bası altında kalmasını önler ve normal kanlanmasını sağlamış olur. Ameliyat yapılacak omurlar arasını saptamak için ameliyat sırasında röntgen çekilir ve ameliyat yeri teyit edilir. Ardından ekartörler yerleştirilir. Ameliyatın bu aşamadan sonrası mikroskop altında yapılan mikrodiskektomi işlemidir. Bu yaklaşımda boşaltılan disk materyali yerine komşu iki omuru sabitlemek amaçlı protezler veya kemik konulur. Sonrasında son 1 kez röntgen ile ameliyat mesafesi kontrol edilir ve kanama kontrolü ardından kesi yeri dikiş alınmasına gerek kalmayacak şekilde kapatılarak operasyon sonlandırılır. Boyun fıtığında arkadan yapılan ameliyat daha sınırlı sayıdadır. Eğer fıtık orta hatta değil ve omurilikten çıkan sinir kökünün omurilik kanalını terketmek üzere girdiği kanalın ağzındaysa o zaman arkadan yaklaşım önerilebilir.

    Sonuç olarak, önden girişimle yapılan boyun fıtığı ameliyatında çok önemli anatomik yapıların arasından ameliyat yapılacak yere ulaşılması gerekiyorsa da, bu yapıların özenle korunması sonucu komplikasyon oranları çok düşüktür. Cerrahi karar verildiğinde beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olan hekiminiz size her türlü olasılığı daha detaylı anlatacaktır. Yıllar içinde edindiğimiz deneyim, hekim-hasta işbirliği ile hastanın hekimine olan inancının cerrahi süreci her zaman çok olumlu etkilediği yolundadır. HEKİMİNİZE GÜVENİN.

    Sağlıkla kalın…

  • Eyvah !! Bel fıtığı ameliyatından sonra nüks oldu !!

    Bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olarak en sık karşılaştığım sorulardan biri: Bel fıtığı ameliyatı olsam nüks olasılığı var mı?. Aynı zamanda hastalarımızın bir çoğunun ameliyat kararı almasında gecikmeye neden olan kaygılardan birisi bu soru. Cevabı ise: Evet nüks olabilir. Ama dikkat edin nüks OLUR demiyorum, OLABİLİR diyorum. Bu süreci etkileyen bir çok faktör var. Fıtıklaşmış dokunun geniş bir yırtık alanından dışarı çıkmış olması, obezite, sigara kullanım alışkanlığı, ağır iş yükü, bel sağlığını korumaya özen göstermeyen yaşam tarzı ve bazı genetik doku hastalıkları. Genel olarak bel fıtığının nüks olasılığı için %8-12 arası bir değer kullanılıyor olmasına rağmen, bel fıtığının MR görüntülerine göre yapılan bazı sınıflamalarda nüks olasılığının %25’e kadar çıktığı bir grup da söz konusudur.

    Ancak burada değerlendirmemiz gereken en önemli etken şu: Hastanın ameliyat gereksinimi mutlaka varken, ameliyatın nüks riski nedeniyle ertelenmesi veya yapılmaması ne derece doğru? Bacakta ve ayakta kuvvet kaybı varsa, hatta sfinkter kusuru dediğimiz idrar ve gaita kaçırma söz konusu ise beklemek kalıcı hasar oluşumuna neden olabiliyor. Bir başka sorun da bunların hiçbiri olmasa da; tutucu tedavi dediğimiz ilaç tedavisi ve yatakta dinlenmeye rağmen hastanın iş ve sosyal yaşamını etkileyen ağrının varlığı. Ağrı bazen hastanın yaşamını çok etkileyen ve o kadar dayanılmaz düzeyde oluyor ki, ameliyat ile hastanın yaşam kalitesini artırmak tek çözüm olarak kalabiliyor.

    Nüks etmiş hastalarda bir diğer karar verilmesi gereken konu ise: Her nüks etmiş hastaya füzyon dediğimiz halk arasında ise bel omurlarına vida konması denilen ameliyatın yapılması gerekliliği var mı? sorusu. Bunun da bilimsel cevabı, hastada ameliyat yapılmış bölgedeki omurlarda kayma eğilimi olup olmaması. Bunu saptamak için özel teknikle çekilmiş röntgen tetkikleri, bazen de bel omurlarının tomografisini kullanmamız gerekebiliyor. Bu testlerin sonucunda kayma eğilimi görmez isek hastamıza ilk ameliyatta yaptığımız gibi standart mikrocerrahi teknikle yapılan bel fıtığı ameliyatını öneriyoruz.
    Sonuç olarak hastalarımıza söylemek istediğim, bel fıtığı ameliyatı sonrası herhangi bir dönemde nüks ile karşılaşırsanız: Panik yapmayın !! Çözüm üretmek her zaman olası.

    Sağlıkla kalın…

  • Trigeminal nevralji nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Trigeminal nevralji, direkt olarak beyinden çıkan 12 çift sinirden beşincisi olan “trigeminal sinir”in tutulduğu, çok şiddetli ağrılarla seyreden bir hastalıktır. Trigeminal sinir, yüzün yarısının sıcak, soğuk, acı, dokunma gibi duyularını hissetmemizi sağlayan sinirdir. Alt çene, üst çene ve göz bölgesine giden üç dalı vardır. Bunların birincisi, göz çevresinde, ikincisi, üst çene ve yanak bölümünde, üçüncüsü ise alt çeneye dağılan sinirlerdir ve bu sinirlerden beyne ileti gider. Ayrıca üçüncü sinir dalı, çiğneme kaslarının hareketlerini de kontrol eder. Trigeminal nevralji de en fazla üçüncü ve ikinci sinir dalları tutulur ve birden fazla dalın aynı anda tutulduğu ağrılarda olur. Genellikle 30 yaşından sonra ve çoğunlukla kadınlarda görülür.

    Trigeminal nevraljinin en sık sebebi sinirin komşuluğundaki damarsal oluşumlardaki yapısal farklılıklar ve bozukluklardır. Bunun yanı sıra kemik yapıdaki farklılıklar, kafa içindeki iyi veya kötü huylu kitleler de trigeminal nevralji nedeni olabilirler. Hastayı, günlük aktivitelerini, hatta yaşamsal işlevlerini dahi yapamaz duruma getirebileceğinden en kısa sürede tanının konması ve tedavi edilmesi gereken ciddi bir rahatsızlıktır.

    Ağrı, trigeminal sinirin yayıldığı yüz bölgesinde, kısa süreli (birkaç saniye ile bir-iki dakika arası), tekrarlayan, elektrik çarpması tarzındadır. Genellikle yüzün dış kısmında, ağız içinde ağrının başlamasını tetikleyen noktalar bulunur. Bu sebeple hasta bu bölgelere dokunmaz, dokundurtmaz; yüz yıkama, diş fırçalama, hatta yeme gibi işlevlerden kaçınır. Tıraş olmak, makyaj yapmak, konuşmak, gülümsemek ve yemek yeme gibi eylemler zorlaşır. Ağrı krizleri zaman içinde daha şiddetli ve daha sık hale gelir.

    Trigeminal nevralji, tedavisi olmasına rağmen geçmeyen bir hastalıktır ve tedavisi oldukça uzun sürer. Trigeminal nevraji tedavisinde ilaç tedavisinin yetmediği durumlarda cerrahi tedavi uygulanabilir. Hasta 50 yaşın üzerinde ise genellikle açık cerrahi uygulanır.

    Trigeminal nevralji tedavisinde girişimsel tedavi yöntemleri de uygulanır. Perkütan radyofrekans termokoagülasyon tedavisi, trigeminal sinir çevresine gliserol enjeksiyon uygulaması, perkütan balon tedavisi gibi girişimsel tedavi yöntemleri uygulanabilir. Bunların dışında yüz nevraljisi tedavisinde rehabilitasyon tedavileri, akupunktur tedavisi, elektrik stimülasyon (tens) tedavisi (sinirlerin elektrik akımı ile uyarılması), masaj tedavisi gibi alternatif tedavi yöntemleri de uygulanabilir.

  • Skolyoz (omurga eğriliği) nedir, kimlerde görülür?

    Skolyoz, omurganın göğüs veya bel bölgelerinde görülebilen, yana doğru eğriliğidir. Normal ve sağlıklı omurgada omurlar arkadan bakıldığında yukardan aşağıya yani boyun, sırt ve bel bölgelerinde düz bir hat şeklinde uzanır. Skolyozda ise omurlar sağa veya sola doğru yer değiştirir. Bu eğilmeler omurganın sadece bir bölgesinde olabileceği gibi birden çok bölgesinde ve farklı yönlerde de olabilir.

    Skolyoz daha çok ergenlik yaşlarında karşımıza çıkar ve erken dönemlerde müdahale edilmediği takdirde hem görüntü hem de kalp ve solunum sistemi üzerinde telafisi zor hasarlara yol açabilir. Omuz seviyeleri arasında eşitsizlik, bel çukurlarındaki çarpıklık, bel kemiğinde bir tarafın öne çıkıntı yapması, sırtta bir tarafta kemik kabarıklık (kürek kemiğinde tümsek görünümü), vücut dengesinde sağa yada sola kayma skolyozun belirtileridir. Uzun süre oturma veya ayakta durma sonucunda omurgada yorulma olabilir. Bağların zorlanması sonucu devamlı ağrı duyulabilir. Omurga yana doğru eğildikçe, dengeyi koruyabilmek amacıyla, ters yöne doğru ikinci bir eğrilik oluşabilir. Omurgadaki ilk eğrilik ne kadar büyük ise, büyüme tamamlandıktan sonra durumun daha da ilerleme ihtimali o kadar fazladır.

    Skolyoza neyin sebep olduğu tam olarak bilinmiyor. Toplumda yaklaşık %2 ila 4 oranında görülen skolyoz doğuştan gelebileceği gibi, çocukluk ve erişkinlik çağlarında da oluşabiliyor. Skolyoz kız çocuklarında 10 kat fazla görülüyor. Doğuştan olabileceği gibi, çocuk felci, beyin felci ya da kas erimesi gibi hastalıklara bağlı da olabilir. Ailesel yatkınlığın neden olabileceği düşünülüyorÖzellikle 10 yaş civarlarında skolyozun erken teşhisi, tedavi süreci için büyük önem taşıyor.

    Çeşitli sağlık sorunlarına da yol açabilen skolyozun tedavisi için korse tedavisi ve cerrahi seçenekler kullanılıyor. Ameliyat korse tedavisi ile durdurulamayan veya hekime müracaatlarında yüksek eğrilikleri olanlarda uygulanır ve birçok hastada tama yakın düzelme sağlanır.

  • Mikrodiskektomi (mikroskop kullanılarak yapılan bel fıtığı ameliyatı)

    Mikro cerrahi, çıplak gözle bakıldığında zor görülebilen çok küçük olan yapıların özel ameliyat mikroskobunun altında büyütülerek ve çok ince aletler kullanılarak ameliyat edilmesine verilen addır. Bu yöntem sayesinde çıplak gözle çok zor görülebilen iplik ve iğne kullanılarak çapı 1 mm’den daha küçük olan damar ve sinirler daha rahat ameliyat edilebilir.

    Bel fıtığında mikro cerrahi ise, hasta kişilerin iyileşme oranlarını ve hastanede kalma sürelerini en aza indirilmesi sayesinde, bel fıtığı ameliyatlarında en çok başvurulan yöntemdir. Mikro cerrahi yöntemi sayesinde 1,5-2 cm’lik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrasında cilde dikiş atılmamaktadır. Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar tarafından yapılması, ameliyat bölgesinde bulunan sinirlerin 25-40 kat arasında büyütülerek daha rahat görülmesini sağlamakta ve böylelikle sinirlerin zarar görme riskini sıfıra indirmektedir. Kişinin ameliyat sonrası daha rahat etmesi ve neredeyse hiç ağrı çekmemesine sebep olmaktadır.

    Bu yöntem ile ameliyat olan kişiler 8 ila 10 saat arasında ayağa kalkabilir ve tuvalet gibi ihtiyaçlarını yardımsız yapabilir. Kişi ameliyat olduğu gün taburcu edilebilir ve bir hafta içerisinde tekrar günlük yaşamına devam edilebilir. Cerrahiden sonraki ilk 4 hafta içinde uzun süre oturmamak, 5 kilogramdan ağır nesneleri kaldırmamak, aşırı eğilmemek ve gerilmemek gibi bazı kısıtlamalar getirilebilir.

  • Migren neden olur? Kimlerde görülür?

    Çoğunlukla ataklar halinde gelen bir baş ağrısı tipidir. Ataklar 4 saatten 72 saate kadar değişen uzunluklarda olabilir. Yaşam kalitesini en olumsuz etkileyen baş ağrısıdır. Eskiden “sadece bir baş ağrısı tipi” olarak görülen migren, artık başlı başına bir nörolojik hastalık olarak kabul edilmektedir. Bulantı, kusma, ışığa veya sese karşı hassasiyet baş ağrısına eşlik edebilir. Başlangıçta bir baş ağrısının migren mi, yoksa “sıradan” bir baş ağrısı mı olduğunu söylemek zor olabilir. Migren ataklarını diğer baş ağrılarından ayırabilen özellikleri şunlardır:

    Orta şiddette ya da şiddetli ağrı

    Bulantının eşlik etmesi

    Kusmanın eşlik etmesi

    Işığa ve sese duyarlılık

    Zonklayıcı, nabız gibi atan ağrı

    Ağrı asıl olarak tek taraflıdır

    Ağrı hareketle artar

    Psikolojik sıkıntılara da yol açabilir.

    Bazı kişilerde migren ağrısından önce 10-30 dakika sürebilen bir” aura “ (haberci) dönemi olur. Aura parlak ışık çakmaları, titrek, renkli zikzak çizgiler, kör noktalar ya da bir tarafta görme kaybı gibi görsel değişiklikleri içerebilir. Aura ayrıca kollar veya bacaklarda karıncalanma ya da uyuşmayı veya baş dönmesini de içerebilir. Migren kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Migren atağını tetikleyen durumlardan bir kaçı aşağıda sıralanmıştır;

    Stres & Yorgunluk: Çok üzüntü, sıkıntı, yoğun dönemler ya da dönem bitişindeki rahatlama, aşırı egzersiz

    Yiyecek & İçecekler: Eski peynir, katkılı şarküteri ürünleri, narenciye, kuruyemişler, şarap – bira gibi mayalı alkollü içecekler.

    Açlık: Öğün atlama, öğünün gecikmesi, az yeme.

    Uyku: Az yada fazla uyku. Uyku düzeninin ve saatinin değişmesi.

    Hormonal: Adet dönemleri, doğum kontrol hapı, menopoz ilaçları, geciktirici, ertesi gün hapı vd. hormonal ilaçlar.

    Çevresel Faktörler: Lodos, bulutlu kasvetli havalar, parlak ışık, ağır kokular, seyahat.

    Migren tedavisinde öncelikle kişinin uyku düzenine özen göstermesi, beslenme ve spor ile yaşam kalitesine dikkat etmesi, tetikleyicilerden uzak durması önemlidir. İlaç tedavisi, migren atak sıklığını ve şiddetini azaltmaya yönelik olarak “koruyucu/ önleyici “ ve atak sırasındaki ağrı, bulantı, kusma gibi yakınmalarının giderilmesine yönelik “atak tedavisi” olarak iki şekilde düzenlenir.

  • Kifoz (kamburluk) nedir? Neden olur?

    Omurgaya arkadan baktığımız zaman omurların birbiri üzerine diziliminden oluşan ve kafa ile leğen kemiğinin tam ortasından geçen bir izdüşümü olan düz bir kolon olduğunu görürüz. İnsan omurgasına yandan bakınca ise böyle bir düz hat olmadığını ve omurların her birinin birbirleri ile bir açı yaparak oluşturduğu fizyolojik birtakım eğrilikler olduğunu görürüz. Örneğin göğüs, sırt bölgemizde bir kifoz (kambur) varken bunu izleyen bel bölgemizde bir çukurluk vardır.

    Ğöğüs, sırt bölgesindeki kifoz, kişiler arasında çok geniş bir farklılık gösterir. Bazı insanlar kambur dururken bazıları daha dik durmaktadırlar. Bu kamburluğun normal olarak kabul edilen ölçüsel bir sınırı vardır ve bu sınır 20 derece ile 55 derece arasında değişmektedir.

    Kamburluk fark edilmeyecek kadar küçük bir eğrilik olabileceği gibi, kronik ağrı, his ve güç kaybı veya ileri derecede şekil bozukluğu ile de karşımıza çıkabilir. Kamburluk, sadece şekil bozukluğundan- şiddetli ağrı, akciğer ve kalp problemlerine kadar değişik derecelerde şikâyetlere neden olabilir. Ağrı, kamburluğun en fazla olduğu bölgede olur. İlerleyen kamburluklar sonrası omurilik bası altında kalırsa, bacaklarda güçsüzlük ortaya çıkabilir. Sırt bölgesindeki ileri derecede kamburluklar akciğerin yeterince genişlemesine engel olarak nefes darlığı yaratabilir. Aynı şekilde kalp fonksiyonları etkilenebilir.

    Nedenleri arasında doğuştan olabileceği gibi, romatizmal hastalıklar, kireçlenme, duruş ve oturuş bozuklukları sayılabilir.

    Kamburluk tedavisinde ilk seçilen yöntem genellikle cerrahi dışı yöntemlerdir. Tedaviye öncelikle ağrı kesici ilaçlar, egzersiz, korse gibi yöntemlerle başlanır. Eğer altta yatan bir kemik erimesi yani osteoporoz varsa, öncelikle buna yönelik tedaviler yapılarak kamburluğun ilerleyişi yavaşlatılabilir. Ancak şiddetli ağrı, sinir basısına bağlı bacaklarda ilerleyen güç kaybı, kamburluğun zamanla ilerleme göstermesi veya hastanın görüntüsünü düzeltme isteği söz konusu olduğunda tek tedavi seçeneği ameliyattır.