Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Boyun ağrısı

    Boyun bölgesinde 7 adet omur bulunur. Omurlar arasında ikinci ve üçüncü omurlar arasından başlayan disk adı verilen kıkırdak doku bulunur. Boyun başımızı her yöne çevirmemizi sağlayacak hareket yeteneğine ve başın ağırlığını taşıyan bir yapıya sahiptir. Bu hareketleri omurlar arasında bulunan diskler ve eklemler aracılığı ile sağlar. Boyun omurları içerisinden omurilik geçer. Omurlar arasında bulunan deliklerden ise kol kaslarının hareketini sağlayan ve kolların duyusunu sağlayan sinirler çıkar. Boyun omurları çok hareketli bir yapıya sahip olduğu için boyun ağrısı sık karşılaşılan bir yakınmadır. Erişkin yaş grubunda insanların yarısı yaşamlarında en az bir kez boyun ağrısı atağı geçirirler.
    Boyun Ağrısı Tipleri ve Nedenleri

    Başlıca iki çeşit boyun ağrısı vardır: Mekanik boyun ağrısı ve omurga patolojilerine bağlı ağrı

    1. Mekanik Boyun Ağrısı

    En sık görülen boyun ağrısı tipidir. Çoğunlukla boyunu etkileyen küçük travmalar veya boyun kaslarını ve bağ dokusunu etkileyen küçük zedelenmeler nedeni ile olur. Kötü postür bu tip ağrının en önemli nedenidir. Özellikle gün boyu masa başında öne eğik pozisyonda çalışan kişilerde sık rastlanan bir yakınmadır. Mekanik boyun ağrısı başa, omuzlara ve kollara yayılabilir. Sıklıkla ağrının gerçek nedeni ve yeri bulunamaz.

    2. Omurga Hastalıklarına Bağlı Boyun Ağrısı

    Bu gruptaki boyun ağrıları oransal olarak mekanik boyun ağrısına göre daha az görülür. En sık görülen nedenleri şunlardır:

    a)Boyun fıtığı (Servikal disk hernisi)
    b)Boyun omurlarında dejenerasyon / yıpranma (Servikal spondilozis)
    c)Boyun omurga kanalında daralmaya bağlı omurilik tutuluşu (Servikal spondilotik miyelopati)

    a)Boyun fıtığı (Servikal disk hernisi)

    Disk materyali iki omur arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içinde ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur. Dış kılıfın zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok boyun ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek boyun fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle omuza ve kola vuran ağrıya yol açar. Kol ağrısı sinir köklerine bası olduğu için çoğunlukla boyun ağrısından daha şiddetlidir. Sinir köklerine olan basının düzeyine göre kol ve el kaslarında güçsüzlük ve uyuşukluk olabilir.

    b)Boyun omurlarında dejenerasyon / yıpranma (Servikal spondilosiz)

    Özellikle yaşlanma ile beraber boyunda omurlar arasında bulunan diskin su oranı azalır ve diskin harekete katkı yeteneğinde azalma olur. Diskin bozulması ile yüksekliği azalır ve boyun omurlarının arka tarafında bulunan eklemlere daha fazla yük binmeye başlar. Yük dağılımındaki ve hareket yeteneğindeki dengesizlik omurlarda bozulmaya yol açar ve anormal kemik uzantıları oluşur. Bu kemik uzantıları boyunda ağrıya yol açabilir. Ayrıca sinir köklerine ve omurilik üzerine bası yaparak boyun fıtığına benzer kol ağrıları ile kol ve elde güçsüzlük ve uyuşukluğa yol açar.

    c)Boyun omurga kanalında daralmaya bağlı omurilik tutuluşu (Servikal spondilotik miyelopati)

    Boyun omurgasındaki spondilotik değişiklere ve omurilik kanalında daralmaya bağlı olarak omurilik üzerine bası bulguları açığa çıkarsa buna “spondilotik miyelopati” denir. Omurilikte sürekli bası olduğunda bacaklarda gerginlik hissi, sertlik, yürüme zorluğu, kollarda kuvvetsizlik, uyuşukluk gibi belirtiler görülür.

    Boyun Ağrılı Hastanın Değerlendirilmesi ve Tedavisi

    Mekanik Boyun Ağrısında Tedavi: Boyun ağrılarının en sık nedeni “mekanik boyun ağrısı” dır. Bu ağrı 2-3 gün içerisinde giderek azalır ve 1-2 hafta içerisinde kaybolur. Bazen ağrı kronikleşebilir ve ara ara akut ataklar halinde şiddetlenebilir. Kola ve ele vuran ağrı veya uyuşukluk hissi sinir kökü basısının belirtisi olabilir. Bu durumda boyun fıtığı yönünden değerlendirilmek için doktora başvurmakta yarar vardır.

    Hangi durumlarda ağrının nedeni ciddi olabilir?

    – Eğer hastada kanser, romatoid artrit gibi ciddi bir sistemik hastalık varsa
    – Eğer ağrı günden güne azalacağına kötüleşiyorsa
    – Eğer kolda kuvvet kaybı his değişikliği meydana gelmişse
    – Ağrıyla beraber ateş, kilo kaybı gibi belirtiler varsa
    – Eğer boyun kemiklerinde hassasiyet varsa

    Mekanik boyun ağrısının tedavisinde amaç boyun hareketlerini mümkün olduğu kadar kısa sürede normale getirmektir. Başlangıçta boyun hareketleri ağrılı olduğu için kişi boynunu hareketsiz tutmak ister. Ancak boynun sertleşmesini engellemek için ağrının izin verdiği ölçüde, derecesini sürekli artırarak doğal hareketler yapmak gerekir. Boyunluk kullanmak boyun hareketlerini kısıtlayacağı için önerilmez. Boynun normal hareketlerine en kısa sürede kavuşması ağrının kronikleşmesini engeller. Ağrıyı azaltmak için ağrı kesiciler yararlıdır. Parasetamol içeren tabletler veya anti-inflamatuvar ilaçlar ağrıyı azaltarak boyun hareketlerinin daha kolay yapılmasına yardımcı olur. Kas spazmı belirgin olursa 2-3 gün kas gevşetici ilaçlar kullanılabilir. İlaçların yan etkilerinden dolayı doktor önerisine göre uygun ilaç tedavisine başlamak gerekir.

    Boyun Fıtığında (Servikal Disk Hernisi) Tedavi: Sinir kökü üzerindeki basıya bağlı olarak kola vuran şiddetli ağrı boyun servikal disk hernisinin en önemli belirtisidir. Ağrı genellikle kendiliğinden ortadan kalkar. İlk hafta şiddetli olan ağrı 4-6 hafta içerinden azalarak ortadan kaybolur. Bu süre içerisinde ağrının şiddetini azaltmak için ağrı kesici ilaçlar önerilir. Boyunluk doktor önerisi ile kullanılabilir. Küçük bir grup hastada ağrı 6 hafta geçmesine rağmen devam edebilir. Kronikleşen ağrılarda veya çok şiddetli, ağrı kesiciye rağmen dayanılmaz ağrılarda cerrahi girişim düşünülebilir. Bazı hastalarda sinir kökü üzerindeki basıya bağlı kuvvet kaybı gelişir. Kuvvet kaybı gelişmesi sinir üzerindeki basının kaldırılması için ameliyat olmayı gerektirir. Ağrının kendiliğinden iyileşmesi hastalığın ortadan kalktığı anlamına gelmez. Hastanın tekrar aynı ağrı atağına yakalanmamak için boynunu koruması ve boyun etrafında olan kasları güçlendirmek için boyun egzersizleri yapması önerilir.

    Boyun omurlarında dejenerasyon / yıpranma (Servikal spondilosiz) te Tedavi: Servikal spondilozis özellikle yaşlılarda sık rastlanan bir radyolojik bulgudur. Her zaman ağrıya yol açmaz. Sadece boyun ağrısına neden oluyorsa önerilen boyun egzersizleri ile boyun kaslarının güçlendirilmesi ağrının azalmasına yardımcı olur. Ayrıca fizik tedavi yöntemleri de yararlıdır.

    Boyun omurga kanalında daralmaya bağlı omurilik tutuluşu (Servikal spondilotik miyelopati) nda Tedavi: Eğer servikal spndilozis omurilik ve sinir köklerine bası yaparsa ameliyat ile basının ortadan kaldırılması gerekir. Özellikle omurilik üzerine kronik bası, omurilikte geri dönüşümsüz değişiklere yol açabilir. Bu yüzden bacaklarda sertlik hissi, kuvvet kaybı gibi belirtilerin açığa çıkması ve bu problemlerin giderek artması doktora hemen başvurmayı gerektirir. Böyle bir durum ilerleyici olabilir ve ilerlemenin durdurulması için omuriliğin üzerindeki basıyı kaldırmak için ameliyat önerilir. Yapılacak cerrahi girişimin amacı omurilik üzerindeki basıyı kaldırarak hastalığın ilerlemesini engellemektir. Basının en fazla olduğu yere ve boyunun pozisyonuna göre ameliyat yeri değişebilir. Servikal spondilotik miyelopatide önemli olan omurilikte kalıcı değişikler oluşmadan önce basının ortadan kaldırılmasıdır.

    Boyun Ağrısından Korunma Yolları

    Özellikle boyunu zorlayan hareketlerden kaçınmak, uzun süre baş öne eğik pozisyonda çalışmaktan kaçınmak boyun ağrısı atağına yakalanmayı engelleyebilir. Günlük yaşam içerisinde boynumuzu korumak güç olacağı için boyun omurgası etrafındaki kasları güçlendirmek en doğru yöntemdir. Düzenli yapılan boyun egzersizleri boyun kaslarını güçlendirir ve boyun omurgasına yansıyan küçük travmaları engeller.

  • Beyin tümörleri nedir

    Genel sınıflandırma

    Nöroşirurjinin önemli bir hastalık grubunu beyin tümörleri oluşturmaktadır. Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

    I-Malign Tümörler

    A-Glial Tümörler: Beynin en sık görülen tümörleridir. Beyin kanserlerinin çoğunu bunlar yapar. Kontrolsuz çoğalma özelliği olan hücreleri içerir. Hızla büyüyüp çevrelerindeki sağlıklı dokunun içine uzanır, çok nadir de olsa omuriliğe, hatta vücudun diğer organlarına da yayılabilirler. Evrelendirmesi dört grupta yapılır. Evre I ve Evre II “düşük evreli” olarak adlandırılırken, Evre III (anaplastik astrositom) ve Evre IV (glioblastoma multiforme) ise “yüksek evreli” kabul edilir. Bu gruptaki bazı diğer tümörler; ependimom, medulloblastom, oligodendrogliomdur. Sağkalım süreleri, patolojık evreleme, radyoterapi, kemoterapi alıp almama durumu, yaş ile ilişkilidir. Düşük evreli glial tümörlerde sağkalım süresi uzundur. Düşük evreli tümörler yüksek evreli tümörlere dönüşebilir. Yüksek evreli gliomlar için ortalama hayatta kalma şansı çok daha kısadır.

    B-Metastatik beyin tümörleri: Vücudun başka yerindeki bir tümörün beyne yayılması sonucu gelen tümörlerdir. En fazla akciğer, meme, kalın bağırsak, mide, cilt ya da prostattan kaynaklanırlar. Ancak bazen köken aldığı organ saptanamayabilir. Onkoloji kliniklerinde tanı konup, tedavi amacıyla yatırılmış hastaların %20-40’ında beyin metastazları görülmektedir. Bu oran tüm beyin tümörlerinin %10’unu oluşturur. Olanak varsa önce lokal anestezi ile yapılabilen stereotaksik cerrahi ile biyopsi alınarak kesin tanı konması tedavi seçimini kolaylaştırır.

    Kötü huylu beyin tümörlerinde tedavi seçenekleri; cerrahi girişim, biyopsi, ışın tedavisi, ilaç tedavisi ve radyo-cerrahidir. Tedaviye yanıt, tümörün köken aldığı odak, yayıldığı organ sayısı, metastatik lezyon sayısı, hastanın yaşı, ek hastalık bulunup bulunmaması gibi faktörlerle ilişkilidir. Bu nedenle sağkalım süreleri farklıdır.

    II-Benin Tümörler

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningiomalar, hipofiz adenomları, kraniofaringiomalar, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinomlar bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Menengiomalar bu grubun önemli bir kısmını olusturur. Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları (örneğin menengiomalar) nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler. Genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler. Meningiomaların tümüyle çıkarılma durumunda bile 10 yılda %20’sinin tekrarlayabildiği, özellikle önemli bölgelere yapışık olanlarda cerrahi sonrası komplikasyonların olabileceği bilinmektedir.

    Belirtiler

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

    Tanı Yöntemleri

    Klinik değerlendirme, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri ile genellikle tanı konur. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek te tekrarlanabilir. Kesin tanı, patolojik incelemeler sonrası konur. Tanıda yardımcı bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, hormon incelemeleri sayılabilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörlerinin neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümörlerde tanı biyopsi ile kesinleştikten sonra tümör çıkarımı yerine radyo-cerrahi ya da kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanabilir. Beyin sapı yerleşimli benin lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilir, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, linear accelator=linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün malinite derecesi ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahi karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

    Özetle; günümüzde beyin tümörlerinin tedavisinde genel olarak tümörün patolojik tanısına göre cerrahi, radyoterapi (ışın tedavisi), radyo-cerrahi ve kemoterapi (ilaç tedavisi) yöntemleri ayrı ayrı ya da birleşik olarak kullanılmaktadır.

    Cerrahi Sonrası Olası Komplikasyonlar

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyonlar tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Nöbet, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, ekstremitelerde şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, tromboemboli, bazı psikiyatrik sorunlar, olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu ameliyat sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları (örneğin nörolojik durumun kötüleşmesi) kalıcı olabilir. Bu komplikasyonların bir veya daha fazlası aynı hastada gelişebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyinde bir tümör varlığında bu tümörün yarattığı sistemik problemler sıklıkla hayatı tehdit etmektedir.

    Takip ve Öneriler

    Tümör benin (iyi huylu) ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollardan sonra yılda bir kez kontrol yapılır. Malin (kötü huylu) tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Kontrolda gerekli tetkiklerin taburcu olunduğu sırada yazılması, hastanın randevularını denkleştirmesini kolaylaştırır. Hastanın takip döneminde herhangi bir sorunu (baş ağrısı, nöbet, bilinç bozukluğu, kol bacakta güçsüzlük v.b.) olması durumunda tedavi olduğu kliniğe, acil servis ya da tedavi oldukları hekime başvurması gerekir.

    Bazı Tanımlar

    Benin: Kanser özelliği olmayan, tipik olarak yavaş büyüyen tümör.

    Biyopsi: Patolojik incelemede tümör tipini belirlemek amacıyla tümör dokusundan alınan küçük parça. Mümkünse açık cerrahi yerine stereotaksik cerrahi ile yapılması, daha az komplikasyona yol açabilir.

    Burr hole: Kafatasına açılan delik. Kemiği kaldırmak, kanama, abse boşaltmak ya da biyopsi amacıyla yapılmaktadır.

    ‘Grade’: Tümörlerin derecelendirmesinde ve bazı özelliklerinin belirlenmesinde kullanılan özel bir tanımlamadır. Örneğin ‘grade’ I, yavaş büyürken, ‘grade’ IV tümör ise en hızlı büyüme göstermektedir.

    Kemoterapi: İlaçların kanser tedavisinde kullanımı. Ağızdan ya da damar yolu ile verilirler =İlaç tedavisi

    Kraniyotomi: Kafatasında bir parça kemiğin çıkarılıp ameliyat sonunda tekrar yerine konması.

    Malin: Hücreleri kontrolsuz çoğalan tümörler (kanserler) için yapılan tanımlamadır.

    ‘Survey’: Hayatta kalma süresi =Sağkalım

    Radyoterapi: Radyasyon ışınları ile tümörün tedavi edilmesi =Işın tedavisi

  • Bel fıtığı ve tedavisi nedir ?

    Belin Anatomisi
    Belimiz vücudumuzun ağırlığını taşıyan, yükü kalçadan bacaklara aktaran ve aynı zamanda günlük aktivitemiz içerisinde gövdemizin hareketli olmasını sağlayan bir yapıdır. Belimizde 5 adet omur ve bu omurları birbirine bağlayan kıkırdak yastıkçıklar (disk), eklem yapıları ve bunlara destek olan yumuşak dokular bulunur. Bel omurları, harekete katkısı ve yük taşıma özelliğinin yanında omurganın diğer kısımları gibi omurilik ve sinir köklerine koruyuculuk görevi yapar. Bel omurlarının içerisinden bacakların kas kontrolunu sağlayan, bacakların duyusunu taşıyan ve idrar, gaita ve seksüel fonksiyonların kontrolunu sağlayan sinirler geçer.

    Bel Ağrısının Nedenleri

    Belde yer alan omur, disk ve yumuşak dokularda gelişen herhangi bir olay bel ağrısına neden olabilir.
    Bel ağrısı, günümüzde bireyin günlük aktivitesini kısıtlayan en önemli nedenlerden birisidir. Tüm dünyada nüfusun yaklaşık %80’inin yaşamlarının herhangi bir döneminde en az bir kez bel ağrısı atağı geçirdikleri bilinmektedir. Bel ağrısı gelişmiş toplumlarda görülen kronik hastalıklar arasında kalp hastalıklarından sonra ikinci sırayı almakta ve cerrahi tedavi yapılan hastalıklar arasında beşinci sırada bulunmaktadır. Bel ağrısı en sık 20-40’lı yaşlarda görülmektedir. Bel ağrılarını akut ve kronik olmak üzere 2 gruba ayırabiliriz. Akut bel ağrılarında genellikle ağrı birkaç gün içerisinde azalır ve birkaç hafta sonra tamamen geçer. Ağrı 3 aydan daha fazla sürerse bu ağrıya kronik (müzmin)
    bel ağrısı denir. Bel ağrılı hastaların %90’ının yakınması ilk 4 hafta içinde kendiliğinden geçerken ancak %5’i kronikleşir. Çoğu bel ağrısında ağrının nedeni öykü ve klinik muayene ile konur, yardımcı incelemeler ve radyolojik tetkiklerde birşey bulunamaz.

    Bu tip ağrılara genel olarak “Mekanik bel ağrısı” diyoruz.

    Bel ağrılarının nedenlerini 2 büyük grupta toplayabiliriz.

    1-Kas-iskelet sistemi hastalıkları
    2-Omurga hastalıkları

    1-Kas-İskelet Sistemi Hastalıkları

    Bel ağrılarının büyük çoğunluğu bu gruba girer. Çoğunlukla kaslarda, bağ dokusunda veya eklemlerdeki ufak hasarlanmalar ile oluşur. “Miyofasial ağrı sendromu” terimi kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesi ve yaralanmasıyla oluşan klinik tablo için kullanılmaktadır. Diğer bel ağrısına yol açan kas-iskelet sistemi sorunları arasında kötü ve hatalı vücut duruş şekli, bir bacağın kısalığı, beldeki omur ve kıkırdakların az oksijenlenmesine neden olduğu için sigara kullanımı, stres gibi psikososyal faktörler sayılabilir.

    2-Omurga Hastalıkları
    Bu gruptaki hastalıklar kas iskelet sistemi hastalıklarından oransal anlamda daha az görülmektedir. Bu grupta bel ağrılarına en sık yol açan rahatsızlıklar: bel fıtıkları (lomber disk hernileri), disk dokusunun yıpranması (dejeneratif disk hastalığı), bel kayması (lomber spondilolisthezis), bel omurga kanalının daralmasıdır (lomber dar kanal). Bunların dışında çok daha az görülen, ama omurganın ciddi rahatsızlıkları olan tümör, enfeksiyon, travma, kemik erimesine (osteoporoz) bağlı çökmeler sayılabilir.

    a)Bel Fıtığı (Lomber disk hernisi): Disk materyali iki omur cismi arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içeride ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur. Bir yastıkçık gibi davranır ve gövdenin yüklerini dağıtmak görevini üstlenir. Ancak bel omurlarına fazla yük binerse (aşırı kilo alma ve ağır kaldırma), bele destek lan diğer yapılar, özellikle bel ve karın kasları zayıflarsa (egzersiz yokluğu), veya yapısal ve genetik nedenlerle bu disklerde bozulma bel ağrısına ve bel fıtığına neden olabilir. Diskin dış kılıfının zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlarsa buna “bel fıtığı” denir. Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok bel ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek bel fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle bacağa vuran ağrıya yol açar. Bel fıtığında bel ağrısından daha ön planda olan bacak ağrısıdır. Sinirlere olan basının düzeyine göre uyluk ve bacakta ağrı, güçsüzlük ve uyuşukluk hissi oluşabilir.

    b)Bel kayması (Lomber spondilolistezis): Bir omur cisminin diğer omur cisminin üzerinde öne veya arkaya doğru kaymasına denir. Bu rahatsızlığa bağlı sinir köklerine bası varsa bel ağrısına ilaveten uyluk ve bacakta ağrı, güçsüzlük ve uyuşukluk oluşabilir.

    c)Bel omurga kanalında daralma (Lomber dar kanal): Omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerin omur kemikleri içinde seyrettiği kanala spinal kanal denir. Travma, vücudu kötü kullanma, genetik faktörler gibi birçok etken sonucunda spinal kanalı oluşturan yumuşak doku ve kemik yapıların kalınlaşması ve kabalaşması ile bu kanalda daralma meydana gelebilir. Bunun sonucunda da sinir köklerinde sıkışma oluşur. Bu hastalar özellikle ayakta fazla kaldıklarında ve yürümekle ortaya çıkan baldırda ağrıdan ve uyuşukluktan yakınırlar. Oturduklarında ve öne doğru eğildiklerinde ağrı yakınmaları hafifler veya geçer. Ayakta durmak veya yürümekle çıkan bu klinik tabloya “nörojenik kladikasyon” denir.

    d)Disk dokusunun yıpranması (Dejeneratif disk hastalığı): Disk iç tabakasını oluşturan kısmın su oranı çocukluk ve genç yaş grubunda fazladır. Yaşlanma ile beraber su oranı azalır, disk yüksekliği azalmaya başlar, dış tabakada küçük yırtılmalar gelişir. Diskin yük taşıma ve hareket yeteneği azalır. Diskin dış kısmında bulunan sinir liflerinin uyarılması ile bel ağrısı açığa çıkar. Bu hastalarda bel ağrısı, bacak ağrısından daha fazladır.

    Bel Ağrılı Hastaların Değerlendirilmesi ve Tanı

    Bel ağrılarının çoğunun nedeni yukarda belirtildiği gibi kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesi veya ufak zedelenmelere uğramasıdır. Bu hastalarda ağrı yakınmaları birkaç gün içerisinde kendiliğinden gerileyeceğinden çoğunlukla tetkik edilmelerine gerek yoktur. Ancak aşağıdaki nedenler hemen doktora başvurmayı gerektirir.

    1. Tekrarlayan bel ağrısı atakları
    2. Kronik bel ağrısı
    3. Ağrı şiddetinin giderek artması
    4. Bel ağrısına eşlik eden uyluk ve bacakta ağrı, uyuşukluk, güçsüzlük, istemli idrar ve gaita yapamama, seksüel fonksiyon bozukluğu gibi belirtilerin olması
    5. İstirahat ile geçmeyen bel ağrısı
    6. Bel ağrısı ile birlikte aşırı kilo kaybı, ateş, üşüme ve titreme olması

    Hastanın bel ağrısı nedenleri araştırılırken, öyküsü alınıp, gerekli muayenesi yapıldıktan sonra belirlenen ön tanı doğrultusunda tetkiklerinin yapılması gerekir.

    a)Akut bel ağrısının nedeni olarak bel fıtığı, kas ve yumuşak dokulardaki aşırı gerilme düşünülüyorsa, bu hastalara yatak istirahati (5 günü geçmeyen) ve ilaç tedavisi önerilir.
    b)Kronik bel ağrısı olan, akut bel ağrısı nedeniyle istirahat ve tıbbi tedavi verilmiş fakat ağrısı geçmeyen, omurga tümörü veya omurga enfeksiyonu düşünülen olgularda incelememize direkt grafi ile başlamak ve takibinde lezyon seviyesini saptayıp Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) ile hastalığın tanısını koymak gerekir. Bu tetkiklere ilaveten hastada enfeksiyon veya tümör düşünülüyorsa buna yönelik kan tetkikleri ve kemik sintigrafisi yapılmalıdır.

    Bel Ağrısında Tedavi

    Bel ağrılarında yapılacak tedavi ağrının nedenine ve hastalığın yerleşimine göre belirlenmelidir.

    1-Akut bel ağrısında tedavi

    Kas ve yumuşak dokuların aşırı gerilmesine veya ufak yaralanmalara bağlı olan bel ağrısında
    (Mekanik bel ağrısı) ağrı kesiciler, kas gevşeticiler ve kısa süreli yatak istirahati tek başına çoğu olguda yeterlidir.

    Travma ve enfeksiyona bağlı bel ağrısı: sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama, omurgada instabilite (anormal hareketlilik) varsa cerrahi girişim yapılmalı, neden enfeksiyon ise ilave antibiyotik tedavisi verilmelidir.

    Tümöre bağlı bel ağrısı:
    i-Sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama yakınmaları varsa veya omurgada instabiliteye (anormal hareketlilik) yol açmışsa cerrahi girişim yapılabilir ve doku tanısına göre radyoterapi-kemoterapi önerilir.
    ii-Sinirlere bası bulgusu yoksa, öncelikle biyopsi ile tümörün tipi belirlendikten sonra duruma göre, cerrahi girişim ve/veya ışın tedavisi, kemoterapi yapılmalıdır.

    Bel fıtığı, bel kayması, spinal dar kanala bağlı bel ağrısı:
    i-Sinirlere basıya bağlı bacaklarda güçsüzlük ve/veya istemli idrar ve gaita yapamama yakınmaları varsa, omurgada instabilite (anormal hareketlilik) varsa cerrahi girişim mutlaka gereklidir. Kuvvet kaybı gibi nörolojik bulgular olmamasına rağmen, uzun süren ağrı nedeniyle hastaların yaşam kaliteleri etkileniyorsa ağrı tek başına cerrahi girişim nedeni olabilir. Cerrahi girişim yöntemi seçilirken her hasta ayrı ayrı değerlendirilmeli ve o hastaya uygun teknik seçilmelidir.
    ii-Sinirlere bası bulgusu yoksa ağrı kesici, kas gevşetici ve yatak istirahati (5 günü geçmeyen) önerilir.

    2-Kronik bel ağrısında, neden bel fıtığı, bel kayması, omurga kanalının daralması, disk dokusunun yıpranması olan olgularda eğer ilerleyici nörolojik bulgular (kas güçsüzlüğü, istemli gaita ve idrar yapamama) varsa cerrahi girişim, yoksa öncelikle ağrı kesici, kas gevşetici ve kısa süreli yatak istirahatini takiben fizik tedavi, kas egzersileri önerilir.

    Bel Ağrılarının Önlenmesi

    Özellikle tekrarlayan bel ağrılarının önüne geçilmesi için hastanın fazla kilolarından kurtulması, varsa sigara içmeyi bırakması, bel, sırt ve karın kaslarına yönelik kas egzersizlerini düzenli ve sürekli yapması, uygunsuz duruş, oturma ve yatma pozisyonlarını düzeltmesi gerekmektedir.

  • Bir eşyayı yerden nasıl kaldırmalısınız?

    Sırt ve belinize ekstra bir çalışma yükü eklememek önemlidir. Bu ekstra gerginlik fıtığınızı ve ağrılarınızı daha da artırabilir.

    Bir boş kutu ya da bir düzine ağır kutu kaldırmanız arasında doğru kaldırma formunu uygulamadığınız taktirde yüklenme açısından hiç bir fark kalmayabilir. Doğru kaldırma şeklini uygulamada birkaç basit yönerge verelim:

    Kaldırırken belin düz bir şekilde durmasına, belinizi değil kalçalarınızın bükülmesine ve göğsünüzü dışarıda tutmaya dikkat edin. Bir cisim kaldırırken sırt ve belinize gereğinden fazla stres yüklememek için mutlaka kalçalarınızı kullanın.

    Kaldırmakta olduğunuz nesneyi olabildiğince vücudunuzun yakınında tutun.

    Ayrıca, kendi ağırlık limitlerinizi kendiniz belirleyin. Bir kutuyu kaldırabilmek için ağır olduğunu hissediyorsanız muhtemelen gerçekten çok ağırdır.

  • Omurga cerrahisinde yeni teknolojiler

    Toplumda sıklıkla görülen omurga hastalıkları hareket kabiliyetini kısıtlayarak yaşam kalitesini düşürüyor. Vücudun en çok yüke maruz kalan bölümü olan omurgada ortaya çıkan rahatsızlarda enstürmantasyon yani vidalama yöntemi hasta konforunu artırıyor. Omurga vidalama ameliyatlarında kullanılan O-Arm teknolojisi ise hata payına yer bırakmıyor.

    Vidalama ameliyatı yaygın kullanıyor

    Özellikle yaşlılığa bağlı omurga şekil bozukluklarında, omurilik kanalındaki basılarda, omurga tümörlerinde, çocukluk çağı ve gençlik dönemi omurga eğriliklerinde, omurganın bazı gelişimsel hastalıklarında ve travmaya bağlı kırılma ve çıkmalarda vidalama ameliyatı sıklıkla kullanılmaktadır. Omurgaya vida yerleştirmesi işlemi, kemiklerin birbirini taşıyamaz hale gelmesi sonrasında bir destek gereksinimi ortaya çıkması nedeniyle yapılmaktadır. Burada amaç desteğini ve dengesini kaybetmiş omurgaya yeniden sağlam bir yapı kazandırılmasıdır. Halk arasında “platin yerleştirme “olarak da bilinen bu ameliyatlarda, titanyum alaşımlı vidalar kullanılmaktadır. Platin olarak bilinmesinin aksine bu ameliyatlarda platin hiç kullanılmamıştır.

    3 boyutlu görüntü ile başarı oranı artarken hata payı sıfırlanıyor

    Omurgaya vida yerleştirilmesi gereken yer anatomik bölgeye göre değişmekle birlikte 1-2 mm hassasiyet ile tespit edilmelidir. Omurga vidalama ameliyatları yakın zamana kadar skopi denilen C kollu ve 2 boyutlu görüntü verebilen röntgen cihazıyla yapılmaktaydı. Bu ameliyatlarda vidanın istenmeyen bir bölgeye gitme ihtimali bulunduğu için yeni bir ameliyat riski doğuyordu. Ancak günümüzde 3 boyutlu tomografi görüntüsü alabilen Ameliyat sırasında kullanılabilenTomografi( O-Arm) teknolojisiyle gerçekleştirilen vidalama ameliyatlarında hata payının kalmadığı görülmektedir.

    Günümüzde otomobillerde kullanılan navigasyon sistemleri gibi tüm hedefleri ileri derecede hassasiyetle gösterebilen tıbbi Nöronavigasyon sistemleri mevcuttur. Bununla beraber O-Arm cihazıyla ameliyat sırasında steril şartlarda tomografi çekme imkanı bulunmaktadır. Bu sistemler birbiriyle senkronize şekilde çalışmaktadır. Ameliyat sırasında 1-2 mm’lik hassasiyet gerektiren vidaların güvenle yerleştirilmesi sağlamaktadır.

    Hasta kısa sürede ayağa kalkıyor

    Ameliyat sırasında tomografi çekilmesini sağlayan O-Arm cihazı ile gerçekleştirilen omurga vidalama ameliyatlarının farklı avantajlar da bulunmaktadır.

    • Her aşamada cerraha kritik bilgi verir, hastalığın tekrarlanma riski sıfırlanmış olur.

    • Hasta klasik yöntemlere göre daha fazla radyasyon almaz.

    • O-Arm görüntüleme sistemi, küçük kesiyle daha az girişimsel ameliyat imkanı sunduğu için hastaya hızlı iyileşme imkanı sağlar ve kanama azdır.

    • Bu sistem kompleks ameliyatların taşıdığı büyük riskleri en aza indirir.

    • Vidaya bağlı felç riski ortadan kalkmaktadır.

  • Her bacak ağrısı bel fıtığına mı işaret eder?

    Bel fıtığı veya lomber disk herniasyonu dediğimiz durum bel ağrısı ile başlayıp fıtıklaşmanın olduğu taraftaki sinir kökünü sıkıştırmasına bağlı o tarafta bacağa doğru yayılan ağrı yapar. Bel fıtığında hastalığın başlangıcında önce bel ağrısı olur, daha sonra ise hastalığın ilerlemesi ile bacak ağrısı gelişir. Bacak ağrısının görülme şekli bel fıtığı hangi bel omurları arasında ise o şekilde karşımıza çıkar. Örneğin; belde üçüncü ve dördüncü bel omurları arasında bir bel fıtığı varsa ağrı genellikle kalçadan bacağın ön kısmından dize doğru yayılırken, belde L5-S1 aralığında bir bel fıtığı varsa ağrı dizin altında ve ayağın dış kısmına doğru yayılmaktadır. Bel fıtığında ağrıya uyuşma, kuvvet kaybı ve refleks kaybı da eşlik eder. Bu bulgular yine ağrıda olduğu gibi fıtığın oluştuğu intervertebral aralığa göre (hangi bel omurları arasında olduğuna göre) değişiklikler gösterir.

    Sorumuza gelince her bacak ağrısı tabiki bel fıtığı değildir. Bazı hastalıklar bacağa vuran ağrı yaparak bel fıtığı ile karışabilir. Bunlara baktığımızda sakroileitis (sakroiliak eklemin iltihabi hastalıkları), kalça ve diz eklemlerinin artrozları (kireçlenmeleri), priformis sendromu (kalçada siyatik sinirin priformis kası tarafından sıkışması durumu), faset sendromu (belde omurlar arasındaki faset eklemlerinin hastalığına bağlı durumlar), siyatik sinirin veya bel omuriliğinden çıkıp bacağa doğru ilerleyen sinirlerin nöropatileri, belde omurilik kanalında darlık (spinal stenoz), lateral recess sendromu (belden çıkan sinirlerin omurilik kanalında değilde kanalın yan kısmındaki kanala (foramene) girişte sıkışması) ve omurilik kökenli tümörler, apseler, iltihaplanmalar gibi durumlar bacak ağrısı yapan en önemli nedenlerdir.

    Belden bacağa vuran ağrılar veya siyatik olarak adlandırılan bacak ağrıları öncelikle iyi bir hasta hikayesinin alınması ve sonrasında dikkatli bir fizik ve nörolojik muayene ile tanınabilir. Yukarıda bahsettiğimiz bacak ağrısına neden olan bir kısım hastalıkların tanısında aslında uygulanan bazı spesifik testler vardır ve muayene esnasında bunlar yapıldığında doğru tanıya yaklaşılır. Daha sonra istenen laboratuvar ve radyolojik incelemelerle (direk röntgen, tomografi ve MRG gibi) kesin tanı konularak bel fıtığı kökenli bacak ağrısı ile diğer hastalıklar birbirinden ayrılır. Bazen iki hastalık beraber olabilir (örneğin kalça kireçlenmesi ve bel fıtığı gibi); bu durumlarda hangi hastalık daha ön planda ise öncelikle o tedavi edilmelidir.

  • Bel sağlığı için ne gibi kurallara dikkat edilmelidir?

    >Hareketsiz kalmayın. Yetersiz hareket, vücuttaki doku ve organların gereği gibi beslenmesini düzenleyen, yaşam için önemli metobolizma olaylarını olumsuz yönde etkiler. Yeteri kadar hareket etmeyen organizmada, belli vücut bölgelerinin beslenmesi aksar ve metabolizma artıklarının vücut dışına atılması azalır. Yetersiz hareketin en önemli olumsuz sonucu, kas ve kemiklerin zayıf kalmasıdır. Hareketli olmak, tüm vücut fonksiyonlarını canlı tuttuğu gibi, aşınma, yıpranma ve kuvvet yitirilmesini de önler. Tüm eklemler gibi, omurga disklerinin beslenmesi de emme-basma tulumba mekanizmalarıyla gerçekleşir. Bu yüzden sürekli oturmak veya ayakta durmak bel hastası için sakıncalıdır. Vücut pozisyonunun sık sık değiştirilmesi, omurganın kemik yapısının ve disklerin daha iyi beslenmesini sağlar, dolayısıyla vaktinden önce aşınıp yıpranmasını önler.

    >Bel ve sırtınızı dik tutun. Omurga için en rahat ve uygun olanı bel ve sırtın düz durduğu pozisyondur. Güçlü bel ve karın kasları, belin düz durmasını kolaylaştırır. Bu nedenle de düzenli egzersiz gereklidir.

    >Kötü duruş sırtta kamburluğu, belde de iç çöküklüğü artırır. Erken dönemde kalıcı kambur oluşur.

    >Yerden bir şey alırken öne doğru eğilmeyin, çömelin. Omurganın en çok zorlandığı pozisyonlardan biri, gergin dizlerle öne eğilip yerden bir şey almaktır. En iyisi çömelmektir. Bu durumda omurga düz duracağı için çok daha az zorlanır.

    >Sizin için ağır cisimleri kaldırmayın. Ağır kaldırmak, belin alt bölgesindeki diskleri zorlar. Sık sık bel ağrısından yakınanlar, kesinlikle ağır yük taşımamalıdır. Eğer ağır bir yük taşıma zorunluluğu varsa, eldeki eşya olabildiğince vücuda yaklaştırılarak, hatta dayanarak götürülmelidir.

    >Taşıdığınız ağırlıkları ikiye bölün ve vücudunuza yakın tutun. Bu şekilde omurgaya binen yük eşit dağılacağı için diskler tek yönlü zorlanmayacaktır.

    >Otururken belinizi düz tutun ve sırtınızı bir yere dayayın.

    >Zamanın çoğunu oturarak geçiren insanlar, sürekli masa başında çalışanlar, sürekli araba kullanmak zorunda olanlar için bu önemli. Sürekli masa başında oturmak zorunda olanlar, ayakların altına küçük bir yükselti veya iskemle koysunlar ve kolları da koltuğun yanlarına dayasınlar. Otururken de sık sık pozisyon değiştirsinler.

    >Ayakta dikilirken dizleri gergin tutmayın. Yüksek topuklu ayakkabılar da beli çukurlaştıracağı için omurgayı zorlar. Topukları ve tabanları yumuşak ve alçak topuklu ayakkabı giyilmelidir.

    >Yatarken bacaklar gergin olmasın. Sırtüstü yatarken dizlerin altına konacak küçük bir silindir yastığın büyük yardımı dokunur. Yan yatarken de dizlerin arasına yastık konmalı. Yüzüstü yatış bel ağrısı olanlar için uygun bir pozisyon değildir.

    >Spor yapın, imkanı olanlar için yüzme bel ağrısında yapılabilecek en ideal spordur. (serbest, sırtüstü) Ayrıca hızlı tempolu yürüyüş yapılabilir ve bisiklete binilebilir.

    >Omurga kaslarını düzenli çalıştırın. Bu da düzenli egzersizle olur. Bu egzersizler hiçbir zaman zorlanarak ve sert yapılmamalıdır.

  • Bel ağrısı niçin önemlidir?

    Bel ağrısı günümüz toplumunun %60-85 inde hayatın her hangi bir döneminde görülebilen, sebebleri çok çeşitli olan bir sendromdur. Özellikle mekanik bel ağrılarında tedavi maliyetlerinin yüksek olmasının yanında, ağrının kronikleşmesinin hasta üzerindeki olumsuz etkileri çok önemlidir.

    Bel ağrıları yaygın sanılanın aksine, kaçınılmaz olan yaşlanmanın sonucu değildir. Tüm organlar gibi omurganın aşınıp yıpranması da fizyolojik bir olaydır. Omurganın zamanla esnekliği yitirerek sertleşmesi, gittikçe zayıflayan kaslara karşı ek dayanıklılık sağlayan bir denge unsurudur.

    Bel ağrısı bütün yaşlarda görülebilir. Hatta 15 yaşında dahi bel fıtığına bağlı bel ve bacak ağrısı gelişip ameliyat olan hastamız mevcuttur. Kronik hastalık tedavisi açısından kalp hastalıklarından sonra 2. sıradadır. Bel ağrısının önemi özellikle sanayi kesiminde ve çalışan toplumda ortaya çıkmaktadır. Ağrı nedeniyle iş günü ve iş gücü kaybı yüklü bir yekün tutmaktadır.

    Bel ağrısı olan hastaların % 70-80’i ilk akut ataktan sonra her hangi bir tedaviye gerek kalmadan iyileşebilmektedirler. % 20-30 unda ise 2. – 3. tekrar olabilmektedir. Burada önemli olan bu tekrarların gelmesini önlemektir. Çünkü tekrarlarla ağrı kronikleşir ve hasta bel ağrısı nedeniyle hiç iş yapamaz hale gelir. Bunu önlemek de belin eğitimi ile olur. Kişinin belini tanıması, belin hangi hareketle ne kadar zorlanacağını bilmesi, bel ağrısına yol açan risk faktörlerini, egzersizlerin ağrıda nasıl korunabileceğini öğrenmesi gereklidir.

    Bel ağrısının oluşumunda, omurgadaki yıllara bağlı aşınıp yıpranma yanısıra, omurganın uygun olmayan duruşu (kötü postür) ve beli zorlayan bedensel hareketler sorumludur. Bunun için günlük yaşantıda ve mesleki çalışmalarda doğal olmayan bedensel davranışların neler olduğu tanımlayıp, doğrusunu öğrenip omurganın aşırı zorlanmasını önlemek gerekir. Bel koruma prensipleri, yalnız akut ağrılı dönemde değil, tüm yaşam boyunca gereklidir. Üstelik bunlar, hiç de zor olmayan doğal davranışlardır.

  • Omurganın dejeneratif hastalıkları

    Omurganın dejeneratif hastalıkları yaşlanma süreci ile bağlantılı durumlardır. Son dönemlerde tıptaki gelişmeler ve hastalıklara yönelik tanı ve tedavi yöntemlerinin ilerlemesi ile toplumdaki yaşlı popülasyonda artış meydana gelmiş ve buna bağlı senilite ile ilişkili omurganın dejeneratif hastalıklarında da artış oluşmuştur. Bununla bağlantılı olarak omurganın dejeneratif hastalıklarının tedavisine yönelik çalışmalar hızla artmaktadır. Yaş ilerledikçe omurlar arasında yer alan disk dokusu yaşlanmaya, içerisindeki sıvı miktarı azalmaya başlar. Omurlar arasındaki disk dokusunun dejenerasyonu ile omurgadaki dejenerasyon (bozulma ve yaşlanma) süreci başlamış olur.

    Disk yapısının bozulması sonrasında omurlar arasındaki eklemlerde dejenerasyonlar ve eklem kapsüllerinde gevşemeler oluşur. Diskin dejenerasyonu sürecinde ilk karşılaştığımız durumlar disk dokusunun dış kısmını oluşturan annulus fibrosus dokusunda yırtıklar ve disk herniasyonlarıdır. Dejeneratif disk hastalığı tablosu annuler yırtıkların ilerlemesi ve diskin iç yapısında bozulmalar ile seyreder. Ağrılı bir durumdur. Disk herniasyonları (bel fıtığı) disk dokusunda dejenerasyon sonucunda oluşabilir; ama disk herniasyonları dejeneratif disk hastalığından tanı ve tedavi olarak farklılıklar gösterir. Bu dejeneratif süreç eğer ilerlerse karşımıza omurilik kanalında daralma (spinal stenoz), omurların birbiri üzerinde kayması (spondilolistezis) ve dejeneratif skolyoz tabloları çıkabilir.

    Omurganın yukarıda bahsedilen dejeneratif hastalıkları genellikle orta yaştan sonra (50- 55 yaş sonrasında) ilerliyerek karşımıza çıkar ve oldukça ağrılı bir süreçtir. Cerrahiye hastaları götüren neden genellikle uygulanan cerrahi dışı tedavilere rağmen (ilaç tedavisi, fizik tedavi, epidural steroid uygulamaları gibi) hastanın ağrılarının geçmemesi ve ilerlemesidir. Bu durum hastaların yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Ağrı artışı ile birlikte genellikle radyolojik olarak hastaların omurgalarındaki bulunan patolojileri (kayma, skolyoz ve kanal darlığı) ilerlemektedir.

    Omurganın dejeneratif hastalıklarında her hasta ayrı olarak değerlendirilir ve cerrahi karar aşamasında riskler ve cerrahi faydalar detaylı olarak hastalar ve yakınları ile görüşülerek karar verilir. Karar verme sonucunda uygulanacak etkili cerrahi tedaviler ile hastaların ağrılarında azalma ve yaşam kalitelerinde artma gözlenecektir.

  • Omurga ve omurilik cerrahisi

    Omurga Cerrahisi

    Omurga cerrahisi dediğimiz zaman kafa tabanı-boyun omurga bileşkesinden başlayıp sakrum kemiğini içine alarak kuyruk sokumuna kadar uzanan tüm omurga bölgelerini içerir. Omurganın birçok hastalıkları en çok bel bölgesinde karşımıza çıkmakla beraber boyun omurgasında, sırt omurgasında ve sakrumda görülebilmektedir. Omurgayı tutan hastalıklar doğuştan olabileceği gibi sonradan da yaş ilerledikçe karşımıza çıkabilmektedir. Doğuştan olan omurga hastalıklarını oluşturan konjenital skolyoz, kifoz, kifo-skolyoz, omurganın gelişimsel bozukluklara bağlı görülebilen spina bifida, omurganın formasyon ve segmantasyon anomalileri bunlardan bazılarıdır. Adelosan idiopatik skolyoz ise gelişme çağında pubertede sıklıkla karşımıza çıkar ve bunların bir kısmı ilerleyerek cerrahi tedavi gereksinimi doğurur. Yaş ilerledikçe omurlar arasında olan disk dokusu yaşlanmaya, içerisindeki sıvı miktarı azalmaya başlar. Omurlar arasındaki disk dokusunun dejenerasyonu ile omurgadaki dejenerasyon (bozulma ve yaşlanma) süreci başlamış olur. Disk yapısının bozulması sonrasında omurlar arasındaki eklemlerde dejenerasyonlar ve eklem kapsüllerinde gevşemeler oluşur. Bu süreç ilerlerse eğer karşımıza omurilik kanalında daralma (spinal stenoz), omurların birbiri üzerinde kayması (spondilolistezis) ve dejeneratif skolyoz tabloları çıkabilir. Omurganın yukarıda bahsedilen dejeneratif hastalıkları genellikle orta yaştan sonra (50-55 yaş sonrasında) ilerliyerek karşımıza çıkar ve oldukça ağrılı bir süreçtir. Bunların dışında omurganın düşme veya trafik kazası sonrası görülen kırıkları ve kaymaları, omurga tümörleri, omurganın iltihabi hastalıkları (bakteriyel diskitis ve omurga tüberkülozu gibi) ve daha önce geçirilmiş omurga operasyonları sonrası gelişen bazı problemler (düz bel sendromu, psödoartroz, komşu segment hastalığı, başarısız bel sendromu) sayılabilir. Omurga cerrahisinde uygulanılan yöntemler; mikrocerrahi, endoskopik disk cerrahisi, minimal invazif cerrahiler, füzyonsuz enstrümantasyon teknikleri (dinamik stabilizasyon), total disk protezleri ve füzyonlu enstrümantasyon cerrahilerini içermektedir. Omurga cerrahisinde uygulanan bu teknikler hem hastanın kliniğine ve patolojisine, hem de cerrahın deneyimine ve tercihine göre değişebilmektedir.

    Omurilik Cerrahisi

    Spinal kord veya omurilik boyun bölgesinden başlayıp kuyruk sokumuna kadar uzanır. Omuriliğin cerrahi gerektiren hastalıklarının belirtileri görüldüğü omurilik segmentine ve yerine göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin boyun bölgesinde omurilik tutulumu kollarda ve bacaklarda güçsüzlük ve hissizlik yaparken, sırt ve bel bölgesinde omurilik tutulumu bacaklarda güçsüzlük ve hissizlik yapabilir, kolları etkilemez. Omurilik genellikle erişkinlerde birinci bel omuru ile ikinci bel omuru arasında sonlanır. Bu bölgeden sonra spinal kord kauda equina olarak adlandırılır. Kauda equinada omurilikten ayrılan sinirler bacaklara doğru ilerler ve herbiri ayrı kas dokularında sonlanır. Omurilik cerrahisi omuriliğin tümörlerinde, enfeksiyonlarında (apseler), kistlerinde (sringomiyeli), vasküler (damarsal) anomalilerinde (AVM, kavernom, AV fistüller) ve gergin omurilik sendromuna neden olan durumlarda (split kord sendromu, kalın filum terminale, intraspinal lipom, dermal sinus traktı) uygulanmaktadır. Omurilik cerrahisi rutin olarak bir ameliyat mikroskopu yardımıyla ve mikrocerrahi teknikler ile yapılır. Omurilik cerrahisi uygulanırken normal dokulara zarar vermemek için intraoperatif nöromoniterizasyon son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır.