Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Araknoid kist hakkında

    Araknoid kist hakkında

    Beyin ve omuriliğin etrafını çeviren ince zara araknoid zar denmektedir. Mikroskopta bu zar örümcek ağına benzediğinden Eski Yunanca’da örümceğe benzer anlamına gelen araknoid zar adı verilmiştir.

    Araknoid zarın bulunduğu her yerde araknoid kistler gelişebilir. Kafa içi yer kaplayan oluşumların %1’ini araknoid kistler oluşturur. Otopsilerde ise bu oran 1/1000dir.

    Genellikle 20 yaş öncesinde belirti verirler ve erkeklerde kızlara göre 2-3 kez daha fazla görülür. Avrupa’da yapılan ortak bir araştırmada ise belitlilerin ortaya çıkma yaşı ortalama olarak 6 bulunmuştur.

    Araknoid kistler ne zaman ve nasıl oluşur?

    Araknoid kistlerin büyük çoğunluğu doğumsaldır. Diğer bir deyişle doğumdan önce anne karnında araknoid zarın ikiye ayrılması sonucu bu bölgede içinde sıvı birikmesi ile oluşur. Anne karnında hamileliğin 15. haftasında araknoid zar altında beyin omurilik sıvısı (BOS) dolaşmaya başlar. Bu süreçten itibaren araknoid kist gelişme olasılığı vardır.

    Daha az oranda ise kafa travması (kaza, düşme sonucu) sonrası ve beyin iltihabi hastalıklarından sonra da geliştiği bilinmektedir. Araknoid kistler beyinde araknoid zarın bulunduğu her yerde gelişebilir.

    Günümüzde tanıları bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MRG) konmaktadır.

    Araknoid Kistlerin Belirtileri Nelerdir?

    Bu kistlerde baş ağrısı, sara (epilepsi) en sık görülen yakınmalardır. Bazen de hiçbir yakınmaya neden olmamakla birlikte başka nedenlerle çekilen BT veya MRG’lerde saptanırlar.

    Araknoid Kist Tedavisi

    Tip I kistleri takip etmek gerekir. Çok nadiren cerrahi girişim gerekir. Bunları çeşitli zamanlarda Tomografi veya MR ile kontrol etmek gerekir.

    Sara (Epilepsi) ye neden olan daha büyük Tip II ve III araknoid kistlerde ameliyat yapılmalıdır. Travmalardan (düşme, darp veya trafik kazası sonucu) kist içine veya beyin ile beyinin kalın (dura mater) zarı arasında kanamalar oluşabilir.

  • Kötü huylu beyin tümörleri

    Kötü huylu beyin tümörleri

    Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler olduğu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir (Cerrahi girişim veya radyocerrahi). İster iyi huylu,ister kötü huylu olsun,tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulaması yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayılabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü değildir. Hatta bazı vakalarda bir kaç tane odak halinde yayılma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    Glial Tümörler

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler. Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi (Sara nöbeti) bâzı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.

    Metastatik Tümörler

    Metestatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.

  • İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

    I-Malign Tümörler
    II-Benin Tümörler

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningiomalar, hipofiz adenomları, kraniofaringiomalar, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinomlar bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Menengiomalar bu grubun önemli bir kısmını olusturur. Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları (örneğin menengiomalar) nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler. Genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler. Meningiomaların tümüyle çıkarılma durumunda bile 10 yılda %20’sinin tekrarlayabildiği, özellikle önemli bölgelere yapışık olanlarda cerrahi sonrası komplikasyonların olabileceği bilinmektedir.

    Belirtiler

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

    Tanı Yöntemleri

    Klinik değerlendirme, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri ile genellikle tanı konur. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek te tekrarlanabilir. Kesin tanı, patolojik incelemeler sonrası konur. Tanıda yardımcı bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, hormon incelemeleri sayılabilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörlerinin neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümörlerde tanı biyopsi ile kesinleştikten sonra tümör çıkarımı yerine radyo-cerrahi ya da kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanabilir. Beyin sapı yerleşimli benin lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilir, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, linear accelator=linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün malinite derecesi ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahi karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

    Cerrahi Sonrası Olası Komplikasyonlar

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyonlar tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Nöbet, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, ekstremitelerde şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, tromboemboli, bazı psikiyatrik sorunlar, olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu ameliyat sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları (örneğin nörolojik durumun kötüleşmesi) kalıcı olabilir. Bu komplikasyonların bir veya daha fazlası aynı hastada gelişebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyinde bir tümör varlığında bu tümörün yarattığı sistemik problemler sıklıkla hayatı tehdit etmektedir.

    Takip ve Öneriler

    Tümör benin (iyi huylu) ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollardan sonra yılda bir kez kontrol yapılır. Malin (kötü huylu) tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Kontrolda gerekli tetkiklerin taburcu olunduğu sırada yazılması, hastanın randevularını denkleştirmesini kolaylaştırır. Hastanın takip döneminde herhangi bir sorunu (baş ağrısı, nöbet, bilinç bozukluğu, kol bacakta güçsüzlük v.b.) olması durumunda tedavi olduğu kliniğe, acil servis ya da tedavi oldukları hekime başvurması gerekir.

  • Boyun fıtığı neden oluşur ve tedavisi nedir ?

    Herniyasyon derecesi basit bir fıtıklaşmadan nükleus pulposusun sekestrasyonuna kadar çeşitli spektrumda olabilir. Boyun fıtıkları boyun omurları arasındaki disklerdeki değişikliklerden kaynaklanır. Disk denilen yapının ortasında bulunan çekirdek, kendisini çevreleyen annülüsdeki yırtıktan çoğunlukla arkaya doğru fıtıklaşır. Bu fıtıklaşma çoğunlukla arka-yanlara doğru veya arka ortaya doğru olur. Arka-yana doğru olan fıtıklaşmalar kollara ve ellere giden sinir köklerine, ortada olan fıtıklaşmalar ise omuriliğe bası yapar. Omurilik basısına myelopati denir. C5-6 ve C6-7 disk seviyeleri en sık sinir kökü basısı semptomlarına yol açarken C4-5 ve C7-T1 lezyonları daha az sıklıkta görülür. C3-4 lezyonları ise çok seyrektir. Boyun fıtıkları yumuşak fıtık ve sert fıtık olarakda iki gruba ayrılabilir. Servikal disk hastalığı erişkin yaş grubunun problemidir. Sert fıtıklaşmalar ileri yaş grubu hastalarda görülür. Boyun fıtıklarında hastalar etkilenen bölgede keskin bir ağrı ve yanma hissi tanımlarlar. Etkilenen sinir köküne bağlı motor ve duyu kayıpları ile refleks kayıpları görülebilir. Hastalarda tipik olarak yaygın boyun ve kol ağrısı vardır. Ağrı sıklıkla bir kola yayılır ve genellikle kök tutulumuna işaret eder. Hastalar genellikle kollarını yukarıda ve baş arkasında tutma eğilimindedirler. Bu şekilde ağrı hafifler. Yine başın semptomatik taraftan uzaklaştırılması ağrıyı azaltır. Erişkinlerde sık rastlanan bir durumda omuriliğe bası yapmasıdır. Omuriliğe olan basının yeri ve şiddetine göre çeşitli belirti ve bulgular çıkabilir. Bacaklarda güç kaybı çok önemli bir belirtidir. Tanı için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) omurilik, sinir kökleri, disk mesafesi ve beyin omurilik sıvısı gibi yumuşak dokuların incelenmesinde oldukça önemli bilgiler verir. Boyun fıtıklarının tedavisinde konservatif tedavi (ilaç, boyun korsesi) ön plandadır. Özellikle radikülopatide konservatif tedavinin sonuçları yüz güldürücüdür. Fizik tedavide ayrıca düşünülebilir. Ağrının geçmediği olgularda, ileri veya ilerleyen nörolojik kötüleşme durumunda ameliyat düşünülmelidir. Omurilik basısı çok ciddi bir durumdur. Hastalar eğer ameliyat önerilmemişse çok yakından izlenmelidir. Cerrahi tedavinin temel hedefi basıya uğramış nöral yapının dekompresyonudur. Ancak servikal omurganın yapısıda tedavi planı yaparken göz önüne alınmalıdır. Özellikle lordozun bozulduğu durumlarda, kifotik deformitelerde, instabilitelerde dekompresyona ek olarak füzyon planlamasıda yapılabilir. Son dönemlerde gelişen disk protezleri ile servikal hareketin korunması amaçlanmaktadır.

  • Bel fıtığı nedir ? Tedavisi hakkında

    Belde omurgalar arasında yerleşmiş olan disk denilen yapının merkezindeki çekirdek etrafındaki kapsülün yırtılması ile çoğunlukla arkaya doğru yer değiştirir. Kayma eğer yanlarda sinir köküne basarsa bacak ağrısı ve bu sinire bağlı nörolojik kötüleşmeler görülür. Orta hatta sinirlere basarsa idrar, dışkı yapmada zorluk gibi daha ciddi sorunlar ile karşılaşılır. Bel fıtıklarının %90 dan fazlası L4- L5 veya L5- S1 seviyelerinde olur. L4-5 seviyesindeki fıtıklar L5 sinir köküne, L5-S1 seviyesindeki fıtıklar ise S1 sinir köküne basarlar. L5 sinir basısının ileri durumlarında hasta topukları üzerinde yürüyemez. En ağır durumda düşük ayak oluşur. S1 sinir kökü basıları ise ayak parmakları üzerinde yürümeyi engeller. Çoğu hasta konservatif tedavi denilen ilaç ve yatak istirahatinden yarar görür. Daha sonra fizik tedavi de uygulanabilir. Bazı hastalara enjeksiyonla ağrı tedavisi yapmak gerekebilir. Özellikle sinir kökü ağrısı olan hastalarda foraminal enjeksiyon ve faset ağrısı olan hastalarda faset enjeksiyonları yararlıdır. Her türlü tedaviye karşın ağrısı geçirilemeyen hastalarda, ileri veya ilerleyen nörolojik defisiti olan hastalarda ve idrar kaçırma-yapamama gibi sorunu olan hastalarda ameliyat gerekir. Mikrolomberdiskektomi ve endoskopik diskektomi bugün en fazla kullanılan cerrahi yöntemlerdir.

  • Beyincik sarkması belirtileri ve ameliyatı

    Beyincik sarkması belirtileri ve ameliyatı

    Beynin arka bölgesinde beyincik dediğimiz yapının omurilik kanalına doğru sarkmasına beyincik sarkması denir. Bir diğer adı chari malformasyonu olan bu hastalık doğumsaldır. Yani sonradan oluşmaz ancak belirtileri yaş ilerledikçe ortaya çıkar.

    Chari hastalığında belirtiler yavaş yavaş kendisini gösterdiği için teşhis edilmesi de çoğunlukla tesadüfen olur. Genellikle iyi incelenen boyun fıtığı MR’ında teşhis edilebilir. Belirtilerin ortaya çıkmasında sarkmanın boyutu da önemlidir. Bazı hastalarda hiçbir belirti göstermediği için doktora gitme gereksinimi duyulmaz. Sarkmanın boyutu tedavi sürecini de belirler.

    Beyincik Sarkması Belirtileri

    Beyincik sarkmasının belirtileri, sarkmanın etkilendiği bölgeye göre değişir. Bazen omuriliği, bazen beyin sapını, bazen de beyinciğin kendisini etkileyebilir. Eğer beyinciğin kendisini etkiliyorsa denge problemleriortaya çıkar. Baş dönmesi, bulantı ve kusma da diğer şikayetler arasındadır. Eğer omurilik etkileniyorsa kollarda ağrı, uyuşma, güçsüzlük görülebilir. Beyin sapı etkilendiğinde semptomlar daha ciddi olabilir. Yutma güçlüğünden uykuda solunum durmasına kadar gidebilecek durumlarla karşılaşılabilir. Tüm belirtileri maddeler halinde şu şekilde sıralayabiliriz:

    Kollarda yanma tarzında ağrılar,

    Ensede ağrı,

    Kollarda uyuşma ve güçlük,

    Sıcak-soğuk ayırt edememe,

    Denge kaybı,

    Baş dönmesi,

    Bulantı ve kusma,

    Yutkunma güçlüğü,

    Uykuda solunum durması.

    Beyincik Sarkması Ameliyatı

    Beyincik sarkmasının tedavisi sadece ameliyat ile yapılabilir. Herhangi bir ameliyatsız tedavi yöntemi yoktur. Ancak sarkmasının boyutu küçükse ameliyata gerek duyulmaz, sadece takip önerilir. Genellikle 10 mm’nin üzerindeki sarkmalarda cerrahiye başvurulur.Tabi ki hastanın şikayetleri, klinik muayene bulguları ve kistik genişleme varlığı da göz önünde bulundurulur. Hekim ameliyata karar vermişse bu karar uyulmalıdır. Çünkü hastalığın ilerlemesi kişinin yatağa mahkum olmasına ve hatta hayatını kaybetmesine neden olabilir. Bu yüzden beyincik sarkması hastalığı ciddiye alınması gereken bir hastalıktır.

    Beyincik sarkması ameliyatında mikrocerrahi yöntem tercih edilir. Bu sayede büyük kesiye gerek kalmaz, işin içine mikroskobun girmesiyle güvenli ve konforlu bir ameliyat gerçekleştirilmiş olunur. Baş ile ensenin birleştiği yerden küçük bir insizyonla girilir, orada bulunan kemik TUR cihazıyla genişletilir ve bölgenin rahatlaması sağlanır. Son teknoloji sayesinde risk oranı oldukça düşük, fayda oranı son derece yüksek bir operasyondur.

  • İyi huylu ve kötü huylu beyin tümörü ve ameliyatı

    İyi huylu ve kötü huylu beyin tümörü ve ameliyatı

    Küçük bir bebekten ileri yaştaki insanlara kadar herkeste görülebilen beyin tümörüen çok karşılaştığımız tümörlerden biridir. Birçok farklı türü ve sınıflandırması olduğu için çok fazla derinlere inmeden en önemli yerlerini aktarmaya çalışacağız. Bunun için de iyi huylu ve kötü huylu beyin tümörleri olarak ayırarak başlayalım.

    İyi Huylu Beyin Tümörü (Menenjiom)

    Öncelikle menenjiom, iyi huylu beyin tümörünün diğer adı değil, bir çeşididir. Ancak en çok görülen iyi huylu beyin tümörü çeşidi olduğu için eş anlamlıymış gibi anılır ve anlaşılır. Bunların da birçok türü ve yerleşim yeri mevcuttur. Genel olarak ele almak gerekirse baş ağrısı, sara nöbeti, konuşma bozukluğu, kol ve bacak güçsüzlüğü gibi semptomlarla seyreder. Bu yüzden “her baş ağrısıbeyin tümörünüz olduğu anlamına gelmez ama, başınız sürekli ağrıyorsa mutlaka doktora başvurun” diyoruz. Menenjiomlar beyni saran zarlardan gelişir. Bu yüzden büyümesi yavaştır. Küçük boyuttaki tümörler ameliyat edilmeden takip edilebilir. Büyük tümörler cerrahi yöntemle çıkartılır.

    İyi Huylu Beyin Tümörü Ameliyatı

    Eğer tümörün boyutu cerrahiyi gerektiriyorsa tümörün tamamının çıkarılması hedeflenir. Bazen bu tümörler bazı önemli yerlere yapıştığı için tamamen temizlenemeyebilir. Böyle durumlarda sık takip edilmesi gerekir. Beyin tümörü ameliyatı kafa cildinin ve ardından kafa tası kemiğinin açılmasıyla yapılır. Kafanın içi görüldükten sonra beyin zarının da açılmasıyla tümör bulunduğu yerden çıkarılır.

    Kötü Huylu Beyin Tümörü

    Kötü huylu beyin tümörü demek kanser hücrelerinin var olması demektir. Hızlı yayılım gösterirler. Bunları da beynin kendi kötü huylu tümörlerive beyne başka yerden atlayan tümörler (metastaz) olarak ikiye ayırabiliriz. Beynin kendi kötü huylu tümörleri kendisini genellikle glioblastoma multiforme dediğimiz türüyle gösterir. Maalesef tedavi şansı oldukça düşük bir tümördür. Beyne başka yerden atlayan tümörler ise genellikle akciğer, meme, prostat, mide, bağırsak ve böbreklerde bulunan kanserlerin beyne sıçramasıyla oluşur. Buna ”metastaz” denir. Hatta akciğer kanseri beyne atladıktan sonra belirti verir. Şikayetleri iyi huylu tümörlerdeki gibidir. Ancak daha şiddetlidir ve çok hızlı ilerler. İlk amaç hastanın yaşam kalitesini arttırmaktır.

  • Hipofiz bezi nedir?

    Hipofiz bezi nedir?

    Hipofiz, beynin alt tarafında bulunan, çeşitli hormonlar salgılayan ve vücudun diğer salgı bezlerini adeta orkestra şefi gibi yöneten fasulye büyüklüğünde bir bezdir. Hipofiz bezinden 8 farklı hormon salgılanır. Bu hormonlar vücuttaki diğer salgı bezlerinin de çalışmasını sağlar. Prolaktin (süt salgılayan hormon), büyüme, TSH (tiroid hormonu üretimini sağlar) ve ACHT (böbrek üstü bezini uyaran hormon) gibi önemli hormonların salgılanmasında görevi olan hipofiz bezi iyi huylu kistlere maruz kalabilir. Hormonların doğru çalışmasını engelleyen bu kitlelere hipofiz tümörü denir. Hipofizdeki tümörler kanser özellikli değildir.

    Hipofiz Tümörü Belirtileri

    – Baş ağrısı

    – Görme sorunları

    – Adet düzensizlikleri

    – İktidarsızlık

    – Kısırlık

    – Büyüme

    – Cushing hastalığı

    – Yorgunluk

    – Değişken ruh hali

    Hipofiz tümörünün neden olduğu şikayetler kitlenin basısı ya da salgıladığı hormon nedeniyle olabilir. Hangi hormonda bozulma varsa hastanın şikayetleri de o doğrultuda değişir. Örneğin prolaktin salgılayan hipofiz bezi tümörlerinde adet kanamaları durabilir ve memeden süt gelebilir. Erkeklerde ise cinsel isteksizlik, baş ağrısı ve görme kaybı gibi sorunlara yol açabilir. Büyüme hormonu salgılayan hipofiz tümörleri çocukların devleşmesine, yetişkinlerin ise el, ayak ve çenelerinin büyümesine neden olabilir. Adrenokortikotropik hormon salgılayan hipofiz tümörleri Cushing hastalığını ortaya çıkarabilir. Bu da kilo artışı, aşırı tüylenme, adet düzensizliği, yüksek tansiyon gibi belirtilere neden olabilir.

    Hipofiz Tümörü Tedavisi

    Hipofiz tümörlerinin tedavisinde ilaç, ameliyat ve ışın olmak üzere üç yaklaşım vardır. İlaç tedavisiyle aşırı hormon salgılanması kontrol altına alınabilir. Fakat ilaç bırakıldığında genellikle hormon salgılanması eski seviyeye döner. Bu yüzden hastanın ilacı hayatı boyunca kullanması gerekebilir. Ameliyatta ise amaç tümörün basısını kaldırmak ve kitleyi küçülterek ilave yapılacak ilaç tedavisinden daha iyi sonuç alınmasını sağlamaktır. Özellikle ACHT salgılayan hipofiz tümörleri mutlaka ameliyatla tedavi edilir. Büyüme hormonu salgılayan hipofiz tümörleri önce ameliyat edilir, eğer tam tedavi sağlanamazsa ilaç ya da ışın tedavisiyle desteklenir. Hiç hormon salgılamayan hipofiz tümörleri genellikle kitle etkisine bağlı görme kayıplarına yol açtıkları için öncelikle ameliyatla tedavi edilirler. İlaç tedavisiyle ve ameliyatla kontrol altına alınamayan ya da ameliyatla ulaşılması riskli görülen yerlerde bulunan tümörler ışın tedavisiyle tedavi edilir.

    Hipofiz Tümörü Ameliyatı

    Genellikle transsfenoidal yöntemle yapılır. Kafa tasında hiçbir kesi yapmadan, burundan girilerek gerçekleştirilen bu ameliyatın birçok avantajı vardır. Komplikasyon riski çok daha azdır, iyileşme süresi daha kısadır. Endoskopik ya da mikrocerrahi yöntemle yapılabilir. Küçük aletlerle burun deliğinden girilir ve sfenoid kemiğinin içinden tümöre ulaşılır. Beyne hiçbir şekilde müdahale edilmez. Bazı durumlarda transsfenoidal yöntem yetersiz kalabilir ve kafa tasının açılması gerekebilir.

  • Beyin tümörleri teşhis ve tedavisi

    Beyin tümörü kelimesinin gündeme gelmesi hem hasta hem de doktor açısından sıkıntılı bir durumun başlangıcını göstermektedir. İnsanlığın varlığından bu yana görülen tümörler teknolojinin gelişmesi ile daha sık tanı konmasına sebep olmuştur. Teknoloji bu kadar erken teşhis ettiği tümörleri aynı performansta tedavi edememektedir. Hekimin buradaki en önemli işlevi yoğun duygusal ve maddi kaygıları hastası ile beraber eldeki olanakları maksimumda kullanarak fayda sağlamalıdır. Beyin tümörlerinin iyi ve kötü huylu tipleri bulunmaktadır. İyi huylu olan tipleri yıllar içinde büyürler. Kötü huylu olanlar aylar hatta haftalar içinde kişinin yaşam kapasitesini geriletirler. Beyin kapalı bir kutu olan kafatasının içine oturması nedeniyle her yer kaplayan oluşumda olduğu gibi öncelikle kafa içi basınç
    artışının genel işaretleri tespit edilir. Bu işaretler baş ağrısı, bulantı, kusma ve beyin faaliyetlerinde değişikliklerdir. Baş ağrısının tipi burada önem taşımaktadır. Toplumumuzun yarısında baş ağrısı yaşamlarının belli bir döneminde görülmektedir.

    Genelde görülen baş ağrıları uyuyunca hafifleyen baş ağrılarıdır. Kafa içi basıncına bağlı baş ağrıları devamlıdır ve sabahları kalkınca artan baş ağrılarıdır. Beyninde her tümör olanda baş ağrısı görülecek diye bir kuralda yoktur. Kişide metabolik bir denen yokken ısrar eden bulantı ve kusmaları da ciddiye almak gerekmektedir. Çocuklarda özellikle bulantısız fışkırır tarzda kusmalar erken tanı yönünden önem taşır. Beynin elektriksel faaliyetini etkileyen beyin tümörlerinin yarısında epileptik nöbet görülmektedir. Yirmi yaşından sonra ortaya çıkan nöbetleri iyi değerlendirmek gerekmektedir. Tanıda manyetik rezonans görüntülemenin (MR) yeri tartışmasızdır. Tümörün yeri, cinsi gibi bilgileri bize

    ulaştırmaktadır. Tedavide ana kural tümörden alınan parçanın mikroskopik incelemesi ve mümkün olan maksimum seviyede boşaltılmasıdır. İyi huylu olanlarda özellikle menenjiomlarda tümörün tamamen çıkarılması sonrasında yıllar içinde nüksü olup olmayacağının kontrolü yapılmaktadır. Cerrahi müdahale mikroşirürjikal yöntemle ve modern anestetikler ve anestezi ile çok düşük %1 gibi mortalite ile gerçekleştirmek mümkündür.Hücrelerinde hareketlenme görülenlerde tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden radyoterapi ve kemoterapi önemlidir. Radyoterapinin tipine radyasyon onkologlarınca karar verilmektedir. Onkoloji bölümlerince kemoterapi yapılmaktadır.

    Beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde hasta, ailesi ve hastanedeki ekip bir bütün olarak olaya eğildiklerinde tedavide başarı şansı yükselmektedir. Devamlılık gerektiren bir tedavi şeklidir. Nükseden tümörlerde yine aynı kararlılıkla tedavi edilmektedir. Vücudun başka yerinden özellikle akciğer, meme gibi organlardan sıçrayan metastatik tümörler ve beynin vahşi tümörü olan glioblastomada başarı şansı hala kısıtlıdır. Son aylarda beyin tümörlerine karşı kök hücre ile aşılamalarda medyada parlak sonuçlar alındığı bilgisi sunulsa da malign tümörlerde kişiye bir iki aylık ömür ilave ettiği belirtilmektedir.

  • Kraniosinostozis-bebeklerde kafatası kemiklerinde erken kapanma ve şekil bozukluğu

    Kraniosinostozis-bebeklerde kafatası kemiklerinde erken kapanma ve şekil bozukluğu

    Yeni doğan bebeklerde yedi adet kafa kemiği bulunmaktadır. Normalde bu kemik yapılarının birleşim yerleri 2 yaşından önce kapanmazlar. Kafa kemiklerinin birleşim yerlerine sütür adı verilir. Bu sütur yapıları fibröz dokuya sahiptirler. Bu fibröz yapıları sayesinde kemikleri kuvvetli bir şekilde birarada tutabilmektedirler.

    Kraniosinostozis; kafa kemiklerinin zamanından önce kapanması sonucu oluşan gelişimsel bir hastalıktır. Bebekte kraniosinostozis varsa beyin olağan şekliyle büyüyemez ve kafada şekil bozukluğu oluşur. Kraniosinostozda bir veya daha fazla kafa kemik birleşim yeri (sütür) etkilenebilir. Bazı olgularda kraniosinostozlar beynin anormal gelişimi olan beyin anomalisi ile birliktelik gösterir.

    Kraniosinostozis belirtileri nelerdir:

    • Etkilenen sütürlere bağlı olarak kafa şeklinde deformasyon

    • Bıngıldağın yapısında bozulma

    • Bıngıldağın erken kapanması

    • Baş çevresinde bebeğin büyümesiyle orantısız olacak şekilde yavaş bir artışın olması veya hiç görülmemesi

    • Etkilenmiş sütürler boyunca keskin kenarlı kemik yapıların gelişimi

    • Artmış kafa içi basıncı

    Kraniosinostoz doğumdan hemen sonra bulgu vermeyebilir ancak doğumdan sonraki bir kaç ay içinde gözle görülür belirtiler başlar.

    Kraniosinostoz iki sınıfa ayrılır:

    Primer kraniosinostozis: Primer kraniosinostoziste genellikle bir, nadirende daha fazla kranial sütür etkilenerek beynin normal büyüme ve gelişme göstermesine engel olur.

    Sekonder kraniosinostozis: Primer kraniosinostozisten daha sık görülür. Yenidoğanın beyin büyüme ve gelişimi, altta yatan herediter bir hastalık nedeniyle durmuştur. Sıklıkla kafa şekil bozukluğuyla beraber, yüzde de şekil bozukluğu ve gelişme geriliğiyle birlikte görülür.

    Kraniosinostozisin tipleri ve özellikleri nedir:

    • Sagittal sinostozis (skafosefali); Sagittal sütürün erken kapanması sonucu kafa uzunlamasına doğru büyür. En sık görülen tipidir ve erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülür.

    • Koronal sinostozis (anterior plagiosefali); Her iki kulaktan başlayıp sagittal sütüre uzanan sütürlerden (koronal sütur) birinin erken kapanması sonucu gelişen bir sinostozis tipidir. Etkilenen tarafta çocuğun alın bölgesinde düzleşme meydana gelir. Yine aynı tarafta burunda deviasyon meydana gelir ve göz boşluğu diğer göze göre daha dışa doğru yerleşim gösterir. Skafosefali tipinden sonra en sık görülen kraniosinostozis tipidir ve kadınlarda daha sık görülür. Tedavi edilmediği takdirde etkilenen taraftaki gözde görme kaybına neden olur (ambliyopi).

    • Bikoronal sinostozis (brakisefali); Her iki koronal sütürün erken kapanması durumunda çocuğun alnı bir tepe gibi yüksek yerleşim gösterirken, alnın geri kalan kısmında kafa yapısı düz bir görünüm alır.

    • Metopik sinostozis (trigonosefali); Metopik sütür çocuğun burun bölgesinden başlar ve sagittal sütüre uzanım gösterir. Bu tür bir erken kapanma alın bölgesinde üçgenimsi bir şekil bozukluğuna neden olur.

    • Lambdoid sinostozis; Kafanın arka kısmında yerleşim gösteren bu sütürlerin erken kapanması durumunda etkilenen tarafta ki bölgede düzleşme meydana gelmektedir.

    Ancak kafadaki her türlü şekil bozuklukları kraniosinostozis olarak değerlendirilmemelidir. Örneğin bebeğinizin başının arka kısmı düz bir şekildeyse bunun nedeni sürekli kafasının arkasını yastığa koyarak uyumasından kaynaklanabilmektedir. Bir dönem ulusal çocuk sağlığı ve insan gelişimi derneği tarafından düzenlenen kampanyada, ailelerin bebeklerini ani ölümlere (ani bebek ölüm sendromu) neden olması gerekçesiyle yüz üstü değil, sırt üstü uyutmaları teşvik edildi. Böylesi bir organizasyon sonucunda bir çok bebeğin kafalarında şekil bozuklukları gelişti. Bu tür bir şekil bozukluğu kraniosinostozis değildir, pozisyona bağlı gelişen bir değişikliktir.

    Kraniosinostozis hangi sorunları oluşturur (Komplikasyonlar)?

    Kraniosinostozisle doğan çocuklarda altta yatan sendromla birlikte artmış kafa içi basıncı durumuda gelişebilir. Çünkü kafa yapısı beynin normal şekilde ve normal hacimde büyümesine izin vermemektedir. Tedavi edilmediği durumda da artmış kafa içi basıncı görme kaybı, nöbet, beyin hasarı, nadiren de ölüme neden olmaktadır. Ek olarak fasial deformitesi olan çocuklarda nefes alıp vermeyi zorlaştıracak şekilde üst solunum yolu obstrüksiyonları ve kalıcı şekil bozuklukları görülmektedir.

    Kraniosinostozis teşhisi nasıl konulur:

    Tanıda ilk olarak ayrıntılı bir fizik muayene, direk grafi ve CT gibi görüntüleme tetkikleri, genetik çalışmalar yapılır. Fizik muayenede sütur birleşim yerlerindeki defektler veya yüz deformiteleri saptanır. Görüntüleme çalışmalarıyla kemikleşerek kapanma gösteren sütür birleşim yerleri tespit edilir. Görüntüleme tetkiklerinde sütürlerin kapandığı tanısına sütür hatlarının görülememesi veya sütür hattı boyunca varolan bombeleşmelerin görülmesiyle varılır. Eğer doktor bebeğinizdeki kafa şekil bozukluğunun altında bir herediter sendrom yattığından şüphelenirse; genetik testler, böyle bir durumun var olup olmadığını göstermesi açısından tanı koydurucu tetkiklerdendir.

    Kraniosinostozis tedavi nasıldır:

    Sadece tek bir sütürün kapandığı ve altta yatan başka bir hastalık ve sendrom olmadığı hafif kraniosinostozis vakalarında tedavi uygulanmamaktadır. Var olan kafa deformiteleri büyüdükçe daha az farkedilir hale gelmektedir ve bazı durumlarda saç var olan deformitenin görülmesine engel olmaktadır. Bunun dışındaki vakalarda yenidoğan dönemi boyunca öncelikli tedavi şekli cerrahidir. Cerrahinin tipi ve ne zaman yapılacağı sinostozis tipine ve altta yatan hastalığa göre değişebilmektedir. Cerrahide ki amaç beyin üzerindeki basıncı kaldırmak ve beynin bundan sonraki gelişimini rahatça sağlayabileceği bir alan oluşturmaktır. Cerrahi ekipte kraniofasial cerrah ve beyin cerrahı hazır bulunmalıdır.

    Genel anlamda cerrahide yenidoğanın kafa derisi açılır ve etkilenmiş bölgedeki kafa kemikleri kaldırılarak yeniden normal gelişime uygun bir şekil verilir. Parçalara ayrılmış kafa kemiklerinin birleştirilmesinde, zaman içerisinde eriyebilen cerrahi materyaller kullanılır. Cerrahi genel anestezi altında gerçekleştirilir ve yaklaşık yedi saat kadar sürmektedir. Cerrahi sonrası yenidoğan hastanede en az üç gün yatırılır. Ameliyat sonrası yüz bölgesinde geçici olarak şişme sıklıkla görülür. Komplikasyon oranı nadirdir. Bazı çocuklarda sinostozis tekrar edebileceğinden çok nadir olarak ikinci bir cerrahi gerekebilmektedir. Yüzünde de deformiteleri olan çocukların yüzlerine de normal bir şekil kazandırmak amacıyla ek ameliyatlar yapılabilmektedir.