Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Belim ağrıyor

    Belim ağrıyor

    Bel ağrısı toplumda en yaygın görülen şikayetlerden biridir ve insanların yüzde 80’i hayatlarının bir döneminde bel ağrısı ile karşılaşmaktadır. Bütün bel ağrılarının yaklaşık %1’ine cerrahi müdahale gerekir. Diğer kısmı ise konservatif tedavi adı verilen yardımcı yöntemlerle tedavi edilir.

    Bel ağrısının nedenleri

    1) Kas kökenli ağrılar (Mekanik bel ağrısı)

    Ağır aktivite veya mevsim geçişlerinden sonra görülür. Çoğunlukla dinlenmekle ve ağrı kesici tedavilerle düzelir. Devamlılığı halinde egzersiz tedavisi önerilir.

    2) Bel fıtığı ( Lomber disk hernisi)

    Bel omurları arasındaki disk materyalinin omurilik kanalına doğru taşmasıdır. Taşan kıkırdak doku yani fıtık hangi seviyede ise o seviyeden çıkan sinir kökünü sıkıştırır. Bu da “siyataljik” ya da “radiküler” ağrı denilen belden, kalçaya ve bacağa uzanan ağrıya sebep olur. Eğer omurilik kanalına taşan fıtık, sinir kökünü sıkıştırmıyorsa böyle bir ağrı beklenmez. Bu durumda sadece taşan fıtığın kapsülünü sıkıştırmasına bağlı bel ağrısı görülür.

    Bu ağrıların büyük bir kısmı konservatif tedavi denilen, istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi ve belden iğne tedavisi ile düzelir.

    Bütün tedavilere rağmen hayat kalitesini düşüren ağrısı devam edenlerde ya da fıtığın sıkıştırdığı sinirin uyardığı kas grubunda ilerleyici güç kaybı olanlarda cerrahi girişim gerekir.

    Başlıca cerrahi yöntemler, mikrodiskektomi ve endoskopik diskektomidir.

    Cerrahi sonrası hasta genelde 1 gece hastane yatışından sonra taburcu edilmekte, 2 hafta sonunda işine dönebilmektedir.

    3) Bel kayması (Spondilolistezis)

    Bel omurlarının birbiri üzerinde kayması nedeniyle omuriliğin sıkışmasıdır. Özellikle ayakta ve yürümekle şiddeti artan bel ağrısı ile kendini gösterir. Kayan omurlar vidalarla sabitlenerek (stabilizasyon) tedavi edilir.

    4) Kanal Daralması (Lomber Dar Kanal)- Kireçlenme

    Bel omurlarının kireçlenmesiyle, ortadan geçen omuriliğin sıkışması durumudur. Temel şikayet kişinin yürüdükçe artan bacaklarda uyuşma hissi ve yürürken kısa mesafelerde bile 5 dakika dinlenme ihtiyacı olmasıdır. Tedavisinde cerrahi olarak kireçlenip daralan alanlar mikroskobik olarak açılıp, sinirlerin rahatlatılmasıdır. Omurganın durumuna göre vidalamada gerekebilir.

    5) Omurga yaralanmaları

    Travmaya bağlı omurgada oluşan yaralanmalardır. Şiddetli bel ağrısına neden olurlar, yaralanma türüne göre korse ile istirahat ya da cerrahi işlem gerekebilir.

    6) Kemik erimesi (Osteoporoz)

    Kemiklerin zayıflamasına bağlı olarak omurgada oluşan deformasyonlardır. Sıklıkla omur kemiklerinde çökme şeklinde kırıklara neden olur. Özellikle menopoz dönemindeki bayanlarda sıktır. Osteoporoza yönelik ilaç tedavi ve omurgaya yönelik konservatif tedavi ya da kemiğin içini doldurarak yapılan cerrahi yöntemlerle tedavi edilir.

    7) Romatizmal hastalıklar

    Birçok romatizma türünden en yaygın olanı Ankilozan Spondilit (AS)’dir. Sabah uyandıktan sonra 4-5 saat süren ağrı ve diğer ağrı türlerinin aksine hareket etmekle rahatlaması tipiktir. Çoğunlukla ailesel geçer, fonksiyonların korunması açısından erken teşhisi önemlidir. Romatoloji ya da fizik tedavi doktorları tarafından belirlenen ilaç tedavisi ve fizyoterapi ile tedavi edilir.

    8) Enfeksiyon

    Kendiliğinden olan enfeksiyonlar, peynir hastalığı (brusellozis), tüberküloz ya da cerrahi işlem sonrası gelişen enfeksiyonlar (diskit) uzun süreli bel ağrısı yaparlar. Antibiyotik tedavisi ile bazen cerrahi müdahale gerekebilir.

    9) Diğer organlardan kaynaklanan sebepler

    Karaciğer, böbrek rahatsızlıkları, idrar yolu enfeksiyonu gibi nedenlerde bel ağrısı yapabilir.

  • Hidrosefali-baş ağrısı

    Hidrosefali-baş ağrısı

    Tanım

    Çoğunlukla beyin omurilik sıvı akış yolunun bloke olması sonucu beyinde aşırı miktarda sıvı artışının olduğu durumlarda hidrosefali denilen klinik tablo meydana gelir. Bu aşırı miktardaki sıvı artışı, çevre beyin dokusuna bası yaparak zarar görmesine neden olmaktadır. Tedavi edilmediği durumlarda ölümcül olabilmektedir. Hastalığın belirtileri yaşa göre değişmektedir.

    Yenidoğanlarda görülen hidrosefalideki belirtiler:

    Olağandışı bir kafa büyüklüğü

    Baş çevresinde ani bir artış

    Bıngıldakta şişme

    Kusma

    Uykuya meyilli olma

    İrritabilite

    Nöbet geçirme

    Gözlerde ‘batan güneş manzarası’

    Gelişmede gerilik

    Daha büyük çocuklarda ve ergenlerde en sık görülen belirtiler:

    Kusmayı takiben görülen baş ağrısı

    Bulantı

    Bulanık veya çift görme

    Gözlerde ‘batan güneş manzarası’

    Koordinasyon, denge ve yürüyüş bozuklukları

    Bitkin görünüm

    Gelişimde yavaşlama veya gerileme

    Hafıza kaybı

    Konfüzyon

    İdrar kaçırma

    Kişilik değişiklikleri

    Derslerde veya çalışma hayatında başarısızlık, zekâ seviyesinde gerileme

    Hidrosefali altta yatan nedene ve yaşa bağlı olarak yukarıda belirtilen farklı semptom ve bulgularla görülebilir. Örneğin daha çok yaşlı populasyonda görülen normal basınçlı hidrosefali denilen durumda, hastalık tipik olarak yürüme güçlüğü ile başlar. Ardından idrar kaçırmalar görülür ve en son dönemde de bunama gelişir.

    Hangi durumlarda doktora başvurmalı?

    İnfantlarda ve yeni yürümeye başlayan çocuklarda

    Yüksek perdeli bir ses ile ağlama

    Emmede ve beslenmede sorun

    Beklenmedik, sık tekrarlayan kusmalar

    Başını ve boynunu hareket ettirmekte isteksizlik

    Solunum problemleri

    Nöbet geçirme gibi bulgular görülmesi halinde hastaya acil olarak müdahale edilmesi gerekmektedir.

    Baş çevresinde artış

    Bıngıldağın dışa doğru şişme göstermesi

    Yüz ve gözlerin görünüşünde değişiklik gözlenmesi

    Çevreye ilginin azalması ve sosyal ilişkilerde gerileme gibi bulgular saptanması halinde acil olmasa da,elektif koşullarda bir çocuk doktoruna başvurmak gerekmektedir.

    Yetişkin bir kişide

    Yürüme güçlüğü

    Bozulmuş düşünme kabiliyeti

    İdrar kaçırma gibi bulgular görülmesi durumunda hastanın fiziksel ve nörolojik açıdan tam teşekküllü bir merkezde incelenmesi gerekir.

    Beyinde aşırı miktarda sıvı artışının olduğu durumlarda hidrosefali denilen klinik tablo meydana gelir.

    Beynimiz jelatin kıvamında bir dokudur ve beyin omurilik sıvısının içinde adeta yüzmektedir. Bu sıvı ayrıca beynin derininde yer alan ventrikül adı verilen boşlukları doldurmaktadır. Böylece beyin sarsıntıdan etkilenmez ve beyin omurilik sıvısı içinde batmaz bir şekilde yüzmektedir.

    Beyin omurilik sıvısı ventriküller boyunca birbiriyle bağlantı yapan kanallar sayesinde devirdaim yapmaktadır.

    Beyin omurilik sıvısının üretim, akım ve emilim süreci arasındaki varolan hassas denge, sıvının kafa içerisinde normal basınç altında devirdaim yapabilmesi açısından çok önemlidir. İşte hidrosefali denilen klinik tablo bu hassas dengenin bozulması durumunda ortaya çıkar. Örneğin ventriküller arasında geçişi sağlayan kanalların daralması veya sıvının emilmesinde bir hasar olması gibi sıvının devirdaimi sürecinde herhangi bir basamakta aksama olması hidrosefali oluşumuna neden olmaktadır.

    Beyin omurilik sıvısının emilimindeki defekt normal basınçlı hidrosefaliye neden olmaktadır, çoğunluklada yaşlı populasyonda görülmektedir. Normal basınçlı hidrosefalide fazla miktardaki sıvı ventriküllerde genişlemeye neden olmaktayken beyin dokusu üzerinde bir basınç artışına sebep olmaz. Bu klinik tablo herhangi bir yaralanma yada başka bir hastalık sebebiyle oluşabilmekteysede çoğu vakada herhangi bir neden saptanamaz.

    TETKİK VE TEŞHİS

    Bebeklerde ve çocuklarda;

    *Hamilelik döneminde prenatal ultrasound

    *İnfant ve erken çocukluk döneminde rutin takiplerde baş çevresi ölçümü

    Daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde;

    Doktorunuz semptom ve bulguları değerlendirdiğinde hidrosefaliden şüphelenirse tanıyı koymadan önce ayrıntılı bir şekilde hastalığın gidişatını öğrenmeli, ayrıntılı bir fiziksel ve nörolojik inceleme yapmalı, CT veya MRG ile görüntüleme yapmalıdır. Tetkikler sonucunda hidrosefali teşhisi konursa hasta daha ileri tetkik ve tedavi için beyin cerrahi uzmanına refere edilmeli.

    Hidrosefalinin tedavisi genellikle cerrahidir.

    Cerrahi yöntemler:

    Şant implantasyonu. Hidrosefalide en sık uygulanan tedavi yöntemidir. Şant adı verilen bir drenaj sistemi cerrahi olarak yerleştirilir. Uzun, ince bir tüp şeklinde, fleksibl valv yapısına sahip olan bu sistem; sıvının beyinden doğru yönde, doğru oran ve miktarda akışını sağlar. Şantın bir ucu beynin ventrikülüne yerleştirilir. Drenaj sistemi ciltin altından fasya üzerinden bir tünel oluşturulduktan sonra diğer ucu beyinden gelen sıvının emilebileceği karın boşluğu, kalp gibi bir vücut boşluğuna yerleştirilir.

    Hidrosefalisi olan bir çocuğa şant yerleştirilmesini takiben hayatının geri kalanında hastanın büyümesi nedeniyle şantın uzatılması yada şantta tıkanma, enfeksiyon gelişmesi nedeniyle revizyon gibi ek cerrahilere gereksinim duyabilir.

    Ventrikülostomi. Bu cerrahi yöntem ile ventriküller arası beyin omurilik sıvı akımında bir tıkanma olduğu dönemde, ventrikül alt bölümünde açılan bir delik vasıtasıyla sıvının beyin tabanına doğru akışı sağlanır.

    Eğer çocuğunuzda hidrosefali varsa pediatrik psikolog, eğitim uzmanı, rehabilitasyon uzmanında dahil olduğu bir tedavi programına alınması, günlük ve okul yaşamında başarılı olması için önerilebilir. Bu uzmanlar çocuğunuzun gelişimini değerlendirirler ve sosyal, duygusal, zihinsel ve fiziksel gelişimindeki gecikmeleri tespit ederek zamanında müdahalelerle çocuğuzun ulaşabileceği maksimum potansiyele erişmesini mümkün kılarlar.

  • Bel fıtığı olan hastalar için rehber

    Bel fıtığı tanımı insanlar arasında disk kayması olarak tanımlansa da aslında omurlar arasında yerleşmiş olan yastığın merkezindeki yapının kapsülünü yırtması ile oluşan durumdur. Bu rehber bel fıtığının nasıl ve neden olduğunu, bel fıtığının belirtilerini, hastanın tedaviden neler beklediğini, doktorunuzun elinde bulunan alternatif tedavilerini size sunmak içindir.

    Bel fıtığı oluşumu: İnsanlarda omurgada toplam 23 disk bulunmaktadır. Bunlardan beş tanesi bel bölgesinde bulunur. Bel bölgesinde kuvvetin en çok yüklendiği dördüncü ve beşinci omurlar arasındaki yastıkçık en sıklıkla etkilenen yastıkçıktır. Bu yastıkçık kollajenden oluşan bağdokusundan meydana gelmiştir. Yastıkçık merkezinde jelatine çekirdek, bunun etrafını ise yoğun kollajenden oluşan disk sarar.
    Normalde sağlıklı insanlarda bu yastıkçık koşma, atlama, ağır yük kaldırma anında bele gelen yükü süspansiyon gibi emer. Otuzlu yaşlarda suyunu kaybeden ve kollajen yapısında bozulmalarda diskte kırılmalar olur. Bu kırılmalar öncelikle sebepsiz bel ağrıları halinde tespit edilir. Ters bir hareket veya ağır yük kaldırılması ile ortadaki jelatine oluşum çevresindeki diski arkadan yırtar ve omurilik kanalındaki
    bacaklara, ayaklara giden sinir köklerini omurilik kanalında veya sinir kökünün kanaldan çıktığı dar açıklıkta baskıya uğratır. Bu baskı ile oluşan hastalık haline bel fıtığı denir.

    Bel fıtığı neden oldum? Beslenmekle ilgisi var mıdır?

    On iki yaşına kadar elastikiyetini koruyan omurga ergenliği takiben omurgada yirmili yaşlara kadar gerçek boyut ve gücüne ulaşmış olur. Yaşın ilerlemesi ile yastıkçıkta yükseklik azalması, omur içine doğru şişkinlik, omurga kanalındaki bağda bası olmaktadır. Ağır yük kaldırma, boşta bulunup gövdeyi ani döndürme, merdivenden düşme diskte yırtılmalara neden olur. Omurganın uygunsuz hareketi nedenlerden biridir.

    Risk faktörleri:
    -Yaşlanma
    -Geçirilmiş bel travması,
    -Ağır işte çalışma,
    -Fazla kilo, sedanter hayat
    -Kötü oturuş şekli,
    -Ağır sporlar

  • Cep telefonları kansere davetiye mi çıkarıyor?

    Zaman zaman çoğu doktora cep telefonları beyin tümörüne sebep olurmu diyerek soruluyor. Bazıları önemli değil diyerek geçiştirirken bazıları da ben cep telefonumu kulaklıkla kullanıyorum diyerek cevaplamaktadırlar. Maalesef bu gruba beyin cerrahları da dahildir. Cep telefonunun ilk çıktığı yıllardan bu yana mikrodalga etkisiyle tümör oluşumuna neden olup olmadığını takip etmekteyiz. Zararlı ispatlanmış bir etkisi son dönemlere kadar bildirilmemişti. Burada daha yeni kullanıma giren bir teknoloji olması bilimsel çalışmaların kısa dönemin bilgilerini vermesi yeterli olmayabilirdi. Ama son ayda İsveçli, bilim adamlarının yayınladıkları veriler elle tutulur bazı sonuçları beraberinde getirdi. Cep telefonları iletişim sistemi mikrodalga ile yapılmaktadır. Her ne kadar hücrelerde yaptığı etki radyasyona benzeyen etkiler olmasa da yine dokuların içine giren bir enerjidir. Mikrodalgaların dokuda derinde ısınmaya neden olduğu bilinmektedir. İletişim sisteminin kullanımının üzerinden 15 yıl geçmesi ve insanların uzun süreli cep telefonu kullanmaları sonrasında daha sağlıklı bilgiler elde edildi. Bugün cep telefonlarından yayılan dalgaların beyin hücrelerinin çekirdeklerinde bulunan genlerin DNA zincirlerinde kırılmalara nede olduğu bununda tümör oluşumuna ana sebep olduğu bildirilmektedir. Aynı problemler telsiz telefonlarda da yaşanmaktadır. Uzun mesafede etkili olması amacıyla daha güçlü dalga boyları farklı telefonlar üretilmekte olup kullanırken dikkat gerektirmektedir. Son yapılan bilimsel çalışmalarda 10 yıl sonunda cep telefonu kullanılan beyin yarımküresi tarafında düşük derecede anlamlı da olsa beyin tümörü görülme sıklığında artış tespit edilmiştir. Özellikle işitme siniri ile beraber seyreden denge sinirinin kılıfından gelişen nörinomlarda artış daha fazladır. Beynin arka bölümüne beyin sapına komşuluk yapan bu tümöral oluşumlar iyi huylu olmalarına rağmen sinire yaptığı baskı ile işitme azalması, yüzün o tarafında felçlere kadar giden tabloları ortaya çıkartmaktadır. Bugün için cep telefonu kullanma yüzdesi 15 yaşında geçlerde %60, 19 yaşında ise %95 lere kadar çıkmaktadır. Gençlerde bir telefon yerine bazen iki telefonda bulunabilmektedir. İleriki yıllarda gençlerimizde ciddi bulguları ortaya çıkmadan bilgilendirmekte yarar bulunmaktadır. Kızlarımız daha uzun süreli konuşmaktadırlar ama tümör gelişiminde anlamlı farklılık elde edilmemiştir.

    Sonuç olarak cep telefonları günlük yaşantımızın önemli bir parçasıdır. Tamamen vazgeçmek mümkün değildir. Uzun süreli konuşmamak ve kulaklıkla kullanmak daha akıllıca görünmektedir. Cep telefonu üreten firmaların durumu göz önüne alarak gerekirse dalga boylarını ve enerji değerlerini değiştirerek daha az zararlı telefonları üretmeyi planlamalıdırlar. Telsiz telefonlarda kulaklı olan modellerin üretimini beklemenin ve bu şekilde kullanmanın daha uygun olduğu kanısındayım.

  • Çocuklarda omurga eğriliği (skolyoz)

    Çocuklarda omurga eğriliği (skolyoz)

    Vücudumuzu dik tutan bel kemiği (omurga) bazan eğrilikler gösterir. Çok genç yaşlarda başlayabilen eğrilikleri ancak dikkatli anneler yakalayabilir. Çocuklar elbiseli iken yeni başlayan ve hafif eğrilikleri fark etmek mümkün değildir. Ama anneler çocukları elbisesiz de görebilirler. Daha çok kız çocuklarda gözlenen omurga eğiriliklerini erken fark etmek ana-baba, öğretmen gibi büyüklere düşmektedir. Omurga silindir yapıda birçok kemiğin, disk denilen kıkırdak yapılarla birleşmesinden oluşur. 7 tane boyun,12 tane sırt, 5 tane bel omur kemiği koksiks adı verilen piramide benzer parça ile birleşip iskeletin esas parçası olan bel kemiğini (omurgayı) oluşturur. Omurga vücudu dik tutan bir destek, omuriliği koruyan bir yapıdır.

    Omurganın boyun ve bel bölgesi oldukça hareketlidir. Omur kemiklerinin mükemmel bir şekilde birbirine eklem ve bağlarla birleşmesinden oluşan omurga yandan belirli normal eğrilikler gösterir, yandan bakılınca boyun ve bel bölgesinde içeri doğru girintili sırtta ise dışa doğru çıkıntılıdır. Ama omurgaya önden bakılınca dümdüzdür. Önden bakıldığında omurganın bir bölümünün sağa veya sola doğru kavis yapması ve rotasyon (dönme) göstermesi bir bozukluktur. Bu bozukluğa Skolyoz denir. Ancak annelerin bu konuya daha duyarlı olması ile bu rahatsızlık daha erken yakalanabilir.

    Vakaların çoğunda neden bilinemez. Nedeni bulunmayan eğriliklere idyopatik skolyoz denir. Genetik geçiş özellikleri vardır. Kız çocuklarda daha fazla görülür. Ağır vakalarda eğrilmeler ergenlikte çok hızla ilerler. Araştırmalar çocukların %5′inde skolyoz görüldüğünü bildirmektedir. Eğrilikler çeşitli tiplerde olabilir. Sırtta sağa veya sola belde sağa veya sola veya hem sırt hem belde karşılıklı eğrilikler olabilir. Omurga eğrilikleri çocukluktan sonra da oluşabilir. Erişkinlerde sırt kaslarının dengesizliği, aşırı şişmanlık, osteoporoz (kemik erimesi) gibi durumlarda sonradan skolyoz gelişebilir. Çoğu zaman eşit çalışmayan kaslar sırt kaslarında dengesizliğe neden olur ve omurgada eğrilik gelişir. Bu durum omurgada kalıcı bozukluk yapmadan fark edilebilirse düzeltilebilir.

    Belirti ve Bulgular

    Hafif bir eğrilik hiç bir fiziksel aktiviteyi engellemez. Çoğu zaman dikkat edilmeden fark bile edilemez. Bazan tesadüfen röntgen filminde omurgada eğrilik görülür. Ağır eğrilikler ise elbiseli iken bile fark edilebilir. Kötü gidişli skolyozda omurganın giderek eğrilmesi ileri yaşlarda göğüs boşluğunu daraltır. Bu daralma ileride kalp ve akciğer sorunlarına yol açar.

    Teşhis

    Basit bir çekül doğrultusu ile omurganın doğruluğuna bakılabilir. Ensenin tam ortasına konulan çekül ipinin omurgadan düz olarak geçip yere tam iki ayak ortasına inmesi gerekir. Ayrıca her iki omuzun aynı seviyede olması, öne doğru eğilince sırtta asimetri veye bir tarafta farklılık olmaması gerekir. En ufak bir şüpheniz varsa doğru teşhis için uzman doktor muayenesi ve radyolojik tetkikleri yaptırın. Gerekli omurga filmlerinde omurgalardaki dönmeler tesbit edilir ve skolyozun açısal ölçümleri yapılır. Skolyozlu hasta belirli aralıklarla mutlaka kontrol edilmelidir çünkü eğrilikler hızla ilerleyebilir.

    Tedavi

    Hafif vakalar sadece gözlem altında tutulur, erişkin veya çocuk zaman içinde takip edilir. Bu arada kaslardaki dengesizliğin, sertleşme ve kısalmaların önlenmesi için düzenli egzersizler yapılmalıdır. Kötü gidişli vakalarda eğrilik ve omurgada dönmenin artması ile göğüs boşluğunu zamanla çok daralır. Akciğere giren çıkan hava azalır. Yaş ilerledikçe ve çocuk büyüdükçe akciğerde sık sık problemler çıkabileceği için bu tip vakalarda korse uygulaması ve ameliyat yapılmasını gerektirebilir.

  • Bel fıtığı belirtileri, teşhis ve tedavisi

    Bel fıtığı belirtileri, teşhis ve tedavisi

    Sırtımızda hemen hemen boyun bölgesinden başlayıp kalçamızdan daha aşağıya kadar uzanan ve omurilik kanalını oluşturan 31 adet omur vardır. Bu omurlardan beş tanesi fıtıklaştığı zaman sorunlar yaşanan bel bölgesinde bulunur. Bu omur kemiklerinin arasında hareketi kolaylaştıran, omurganın dayanıklı olmasını sağlayan ve darbelere karşı koruyucu görev yapan disk şeklinde özel bir bağ dokusu bulunur.
    Bu disk iç ve dış tabaka olmak üzere iki kısımdan oluşur. Dıştaki tabakanın yapısı bozulunca içte bulunan yumuşak tabaka dışarıya doğru taşar. Bu taşan (fıtıklaşan) kısım omurilik kanalındaki sinirlere baskı yapar ve bu sinirleri sıkıştırır. Bazen de bu fıtıklaşan bölgeden kimyasal maddeler salgılanır ve ağrı hissedilir. Bu şekilde ortaya çıkan hastalığa bel fıtığı denir.

    Bel fıtığı kimlerde görülür?

    Toplumun yüzde 80’inden fazlası en az hayatında bir kere bel ağrısı çekmektedir. Bu sebeple doktora başvuranların sayısı oldukça fazladır. Sıklıkla orta yaşlarda görülür fakat her yaşta ortaya çıkabilir. Oturarak çalışan ve de bunu yanlış bir sandalye üzerinde yapan kişilerde bel fıtığı görülme ihtimali yüksektir. Ağır yük kaldırmak zorunda olanlar, spor yaparken dikkatsiz davrananlar, egzersize ısınmadan başlayanlar, duruş ve oturma bozukluğu olanlar risk altındadır.

    Hemen hemen her hastalıkta risk faktörü sayılan sigara ve alkol kullanımı da bel fıtığını tetikleyebilir. Stresli ve huzursuz bir yaşamı olanların da bel fıtığına yakalanması muhtemeldir. Bu risklere ne kadar çok maruz kalıyorsanız bel fıtığı olma ihtimaliniz de o kadar fazladır.

    Bu faktörlerin yanında kalıtsal (aileden gelen) faktörleri de unutmamak gerekir. Ailesinde bel fıtığı olanlar risk altındadır.

    Nedenleri

    Bel fıtığının oluşmasında yapılan bilinçsiz ve düzensiz hareketler ile ağır yük kaldırmak önemli rol oynamaktadır. Çok hafif bir yük kaldırıldığında bile bel fıtığı ortaya çıkabilir. Örneğin; eğilerek bir şey kaldırdığımızda bu yük sırtımızın her bölgesine eşit olarak dağılmaz. Düzensiz dağılan yük de bel fıtığı oluşumuna neden olur.

    Bir diğer neden ise bu disklerin beslenmesinin bozulmasıdır. Yaşımız ilerledikçe bu diskleri besleyen damarlar ve diskteki su miktarı azalır. İçindeki su miktarı azalan ve yeterince besin alamayan disk küçülür. Bu yüzden iki omur arasındaki mesafede azalmış olur. Bu olumsuzluklarla beraber beslenmesi azalan dolayısıyla da oksijen miktarı azalan diskte bir de fiziksel hareketlerden kaynaklanan bozulma görülür. Diskteki hücre sayısı da azalır.

    Bu etkilerden dolayı kişinin yaptığı yanlış bir hareket sonrasında içteki kısım dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur.

    Belirtileri nelerdir?

    Bel fıtığının en büyük belirtisi belde ve bacakta oluşan ağrıdır. Hasta doktora gittiğinde belimin ağrısı bacağıma vuruyor der. Ama sadece bel veya sadece bacak ağrısı da olmuş olabilir. Bacakta uyuşma, güç kaybı görülebilir. Ayrıca daha önce yaptığı hareketleri yapmada zorlanma, hareket kabiliyetinin kısıtlanması ve yürürken topallamak görülebilir.

    Bel fıtığının daha ilerlemiş ve şiddetli şekillerinde cinsel bozukluklar, idrarını ve büyük abdestini yaparken zorlanmak ya da idrarını tutamamak görülebilir. Bacaklarda felç oluşabilir ya da bacağın hissetmesi azalabilir.

    Teşhis

    Her bel ağrısı bel fıtığı değildir. Kanser, romatizma, bel kayması, spor yaparken belini incitmek gibi bir çok sorun bel fıtığı gibi belirtiler verir. Bu yüzden teşhis koyarken dikkatli olmak gerekir. Bel fıtığı teşhisinde MR önemli bir yer tutmaktadır. Bu yöntemle sorunun nerde ve hangi dokuda olduğu kolaylıkla tespit edilebilir. Ayrıca bilgisayarlı tomografi kemiğin durumunu daha iyi ortaya koyduğu için tercih edilebilir. Bu görüntülerin, yapılan tetkikler ve klinik testler sonucu desteklenmesi gerekir.

    Korunma

    Sağlığımızın kıymetini ancak onu kaybettikten sonra anlıyoruz. Fakat önemli olan hastalığa yakalanmadan önce gerekli olan tedbirleri alarak bel fıtığına yakalanma riskini en aza indirmektir. Bunun için hiç bir zaman ağır yük kaldırmamaya özen göstermek gerekir. Vücudun yapısına ters gelen hareketlerden kaçınmalıyız. Beli kullanarak eğilmek yerine çömelip yani dizlerimizi kırıp eğilmek gerekir. Bir yerden bir şey alırken olabildiğince alacağımız cisme yaklaşmak gerekir. Uzanarak bunu denemek yanlıştır.

    Hareketsiz bir yaşam tarzından kaçınmamız lazım. Bel kaslarını güçlendirici egzersizler (sağlıklı iken yapılan) çok faydalıdır. Fakat bunları yapmak bel fıtığı olmayacağımız anlamına gelmez. Genetik faktörler, kişiye ait durumlar da bu hastalığın oluşmasında rol oynar.

  • Omurilik tümörleri hakkında

    Omurilik tümörleri hakkında

    Omurilik tümörleri, omuri­liği kaplayan koruyucu kılıfların arasında ya da kılıfın yüzeyinde gelişebilen anormal hücre kütle­leridir. İyi huylu (yayılması muhtemel olmayan) tümör­lere, habis (kanserli ve yayılması muhtemel) tümörlere oranla daha sık rastlanır.

    Her ne kadar bazıları vücudun başka yerinde kanser olarak başlayıp omuriliğe sıçramış olsa da ki bunlar ikincil tümör olarak adlandırılır; omurilik tümörlerinin çoğu birincil (yani omuriliğin içinde başlamış nitelikte) ‘dir. İyi huylu tümörler, bazı ailelerde daha sık vuku bulur. Bununla beraber, pek çok durumda, tümöre neyin sebep olduğu bilinmemektedir.

    Belirtileri

    En önemli semptom, tümör büyüdükçe omurilikte oluşan bası sonucu artan veya kötüleşen sırt ağrısıdır. Omuriliğin hangi kısmının etki altında olduğuna bağlı olarak, omurilik tümörünün semptomları değişiklik arz eder.

    Semptomlar genellikle, uyuşukluk, karıncalanma ya da vücutta soğukluk hissi; kol ya da bacakların herhangi birinde artan adale zayıflığı; bağırsak ya da idrar torbası kontrolü kaybı; şeklindedir.

    Tedavi Seçenekleri

    Bu semptomlardan herhangi birinden muzdaripseniz, dokto­runuz, benzer semptomlara sebep olan diğer tıbbi durumlara yönelik bir kontrol yapacaktır. Daha sonra sizi bir nöroloji uzmanına (beyin ve sinir sistemi kusurları hususunda uzmanlaşmış doktor) göndere­bilir. Bu doktor, bilgisayarlı tomog­rafi ya da manyetik rezonanslı görüntüleme dahil olmak üzere, çeşitli teşhis testleri uygulayabilir.

    Tümörlerin, omurilikten çıkanlması için yapılan ameli­yatlar genellikle başarılıdır. Ancak bazı tümörlerin, omurilik zedelen­meden çıkarılması mümkün olmayabilir. Bu durumda, tümörün daha fazla büyümesini geciktirmek üzere, radyasyon terapisi alabilirsiniz. İlgili bölge­deki omurun (omurgayı oluşturan kemik bölümler) bazı kısımla­rının cerrahi yolla çıkarılması da, omurga sinirlerinin üstündeki basının azaltılmasını sağlayarak, ağrı ve diğer semptomlarda ferah­lama yaratabilir.

    Omurilikteki şişmeyi azaltmak için corticosteroid ilaçlar da verilebilir. Ameliyat veyahut radyasyon terapisisonrasında, kas kuvvet ve kontrolünü tekrar kazanmak için fizik tedaviye ihtiyaç duyabilirsiniz.

  • Boyun fıtığı nedir ve tedavisi

    Boyun fıtığı nedir ve tedavisi

    Boyun Fıtığı, boyun omurları arasındaki kıkırdağın omurilik kanalına doğru yer değiştirmesi sonucu kola gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapması ile oluşan hastalığa denir.

    Boyun, baş ile vücut arasındaki bağlantıyı sağlayan, başı destekleyen ve hareketini sağlayan vücut bölümüdür. Boyun 7 adet omur denilen kemikden oluşmaktadır. Omurların arasında disk denilen jöle kıvamında yastıkçıklar bulunmaktadır. Diskler vücuda binen yükün dengeli şekilde alt vücut bölümlerine iletilmesini sağlamaktadırlar. Boyundaki omurga içinden omurilik ve kollara giden sinirler geçmektedir. Boyun ağrısı ve boyun bölgesindeki omurga bozuklukları bel ağrısına göre daha az sıklıkta görülmektedir. Boyun bölgesindeki herhangi bir problemde boyun ağrısının yanı sıra baş, omuz, kol ve göğsün ön kısmına doğru yayılan ağrı da görülebilir. Boyun ağrısı genellikle boyunda tutuklukla birliktedir. Ağrı şiddeti iklim değişikliği, hareket, gün içinde değişkenlik gösterebilir. Ağrı genellikle künt ve basınç tarzında veya yanıcı olarak hissedilir. Ağrılı bölge dokunmayla hassastır. Bazen boyun hareketleri sırasında ses de olabilmektedir. Ağrıya kolda uyuşma ve yanma hissi de eşlik edebilir. Boyun omurları omurga sisteminin en küçük ve en narin omurlarıdır. Kolaylıkla travmalardan etkilenebilirler. Ayrıca çok hareketli eklemlere sahiptirler. Öne ,arkaya, sağa, sola ve yana doğru hareket yapabilirler

  • Migren tedavisi botox

    Migren tedavisi botox

    Migren ve gerilim tipi baş ağrılarının tedavisinde BOTOX’un kullanımı, tamamen tesadüfi olarak; 1990 lı yıllarda bir KBB Uzmanı Dr. Binder’in kırışıklık tedavisi yaptığı hastalarında baş ağrılarının da geçtiğini tespit etmesiyle ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmalar ve uygulamalar ile BOTOX’un migren ve gerilim tipi baş ağrılarının şiddetini azaltmak ve atakların sıklığını ciddi miktarda azalttığını ortaya koymuştur. Günümüzde çok sık görülen, İnsana büyük sıkıntı ve eziyet veren, sosyal yaşantısından koparan ve ciddi bir iş gücü kaybına da sebep olan migren, nörologlar Algologlar tarafından teşhis edilmekte ve ilaç tedavisi başlanmaktadır. İlaç tedavisinden yarar görmeyen ya da sürekli ilaç kullanmak istemeyen hastalar, tedavi seçenekleri arasında artık BOTOX’u düşünebilirler. Sonuçta BOTOX da bir ilaç tedavisi olmakla birlikte 3-6 aylık etki etme süresi ve uygulanan hastalara daha genç bir görünüm elde etmesi sebebi ile ilaç tedavisine büyük bir üstünlük sağlamaktadır. Ayrıca, BOTOX ile çok başarılı sonuç alınmış hastalarda Botox’un sinir uçlarına etkisi değerlendirilebildiğinden bu hastalara, kesin tedavi imkanı sağlayan Migren cerrahisi de önerilebilmektedir.

    BOTOX’un migrene etkisi şu şekildedir: Migren’e neden olan sinir sıkışmaları, kaşların üstünde, burunun içinde ve ense bölgesinde, derinin altındaki sinirlerde meydana gelmektedir. Bu sinirler, alın germe ve kırışıklık tedavilerinde BOTOX ile gevşetildiğinden aynı anda migren de tedavi edilmiş olmaktadır. Yine bunun tam tersi olarak, migren tedavisi BOTOX ile yapılan hastalarda alın ve şakak bölgelerinde estetik anlamda genç bir görüntüye sahip olmaktadırlar ki bu da Botox’un diğer ilaç tedavilerine üstünlüğüdür.

  • Migren nedir, belirtileri nelerdir ?

    Migren nedir, belirtileri nelerdir ?

    Migren, iki bin yıldır bilinen bir hastalıktır. Migren’i ilk tanımlayan Aretaeustur. Latince de yarım baş ağrısı anlamına gelen Migrenin öteki baş ağrılarından ayrımı ise Tisso adlı bir bilim adamı tarafından yapılmıştır. Migren, ataklar halinde ortaya çıkan ve bunların arasında hiç bir belirtisi olmayan kronik bir başağrısı şeklidir. Baş ağrısı ve eşlik eden bulgular, migrenli kişinin hayatını normal bir şekilde sürdürmesini önler ve bariz bir hayattan kopmaya yol açar. Migren atakları ortalama 3 saat, 3 gün devam edebilir.

    Migren, kişinin günlük aktivitelerini engelleyecek ölçüde şiddetli ve baş hareketleri ile artış gösteren ağrılardır. Migrende, çoğunlukla zonklayıcı ve genellikle tek taraflı,çok şiddetli baş ağrısı görülür. Ağrı ile birlikte bulantı ve bazen kusma olabilir. Hastalar ışık ,ses ve gürültü gibi etraflarında ki uyaranlardan aşırı derece rahatsız olur. Bu semptomların bir arada değerlendirilmesi tanı açısından çok önemlidir, yalnız her atakta ve her baş ağrısı çeken de aynı bulgular olmayabilir. Migren çoğunlukla başın bir tarafını tutan, zonklayıcı tarzda, orta veya ileri şiddette ve baş hareketleriyle artan özelliktedir.

    Migren ağrısı genellikle sabah saatlerinde başlar, giderek artacak şekilde ve erişkinlerde 3saat-3 gün, çocuklarda 2saat-2 gün arasında devam eder. Ağrıya genellikle iştah kaybı, bulantı, fotofobi (ışıktan rahatsız olma), fonofobi (sesten rahatsız olma), ozmofobi (kokudan rahatsız olma) gibi bir çok durum da eşlik eder. Tüm bu durumların aynı anda görülebilmesi şart değildir. Baş ağrısı, başlangıçtan itibaren tek taraflı ya da çift tarafı olabileceği gibi, tek taraflı başlayıp her iki tarafa da yayılabilir. Zonklayıcı ağrı da hastaların çoğunda mevcuttur.. spor aktiviteleri gibi basit baş hareketleri de ağrıyı başlatabilir. Ağrı bittiğinde hastalarda aşırı bir yorgunluk, bitmişlik hali, huzursuzluk, sersemlik, veya tam tersi hareketlilik ve zindelik gibi bazı belirtiler görülebilir.

    Migren genel anlamda iki çeşittir: Auralı ve Aurasız migren.

    Auralı migren de, genellikle bulgular 5-25 dakikalar arasında ortaya çıkar ve bir saat kadar sürer. Görme alanı kayıpları, vücudun bir tarafının uyuşma ve karıncalanması, konuşurken kelime bulmada güçlük, baş dönmesi görülebilir. Göz bulguları (yanıp sönen ışık hüzmeleri) ya da görmede karanlık alanlar şeklinde olabilir. Bazen hasta önünde buzlu cam varmış gibi görüyorum şeklinde tanımlayabilir. Ağrıda iyileşme ilk tutulan yerden başlar.

    Aurasız migren, en sık migren tipi olup esas belirtileri baş ağrısı ve bulantıdır.

    Aura: migren oluşumundan hemen önce veya atak sırasında tespit edilen bulgulardır. Auralı migren de, genellikle bulgular 5-25 dakikalar arasında ortaya çıkar ve bir saat kadar sürer. Görme alanı kayıpları, vücudun bir tarafının uyuşma ve karıncalanması, konuşurken kelime bulmada güçlük, baş dönmesi görülebilir. Göz bulguları (yanıp sönen ışık hüzmeleri) ya da görmede karanlık alanlar şeklinde olabilir. Bazen hasta önünde buzlu cam varmış gibi görüyorum şeklinde tanımlayabilir. Ağrıda iyileşme ilk tutulan yerden başlar.