Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Şu vida dedikleri..

    Şu vida dedikleri..

    Omurga cerrahisinde vida uygulaması, hastalarımız için de ciddi bir meşguliyet konusu haline geldi. Zira bizim enstrümantasyon diye tabir ettiğimiz bu işlemlerin yapıldığı ameliyatlar, azımsanmayacak ölçüde artmış durumda. Öncelikle, neden söz ettiğimizi kısaca tarif edelim: omurga kemikleri arasındaki kaymaların, dengeyi bozan ve ciddi şikâyetlere yol açan oynamaların omur kemiklerine vidalar konularak giderilmesi.

    Biliyoruz ki, hastalarımız bel MR’larıyla hekimlere başvurduklarında çok farklı önerilerle karşılaşabiliyorlar. Ve başka doktorlardan farklı fikirler duymak, yorucu ve güven kaybettirici olabiliyor. Durum böyle olunca hastalarımız da nerede ve nasıl çare arayacaklarını bilemiyor, tedaviden tümüyle vazgeçebiliyorlar. Haklılar..

    Demek ki bu noktada, hastalarımızı daha fazla bilgilendirmemiz; vaziyeti kendi tarafımızdan tüm açıklığıyla ortaya koymamız gerek. Omurga cerrahisinde enstrümantasyonun, vida uygulamalarının hangi durumlarda, ne zaman ve nasıl uygulanması gerektiği beyin cerrahları için de tartışma konusu olabilmektedir. Bazı meslektaşlarımız bu uygulamalara çok mesafeli yaklaşırlar ve pek çok sorunda daha küçük işlemlerle çözüm sağlamayı tercih ederler. Bu bağlamda endoskopi, epiduroskopi, lazer uygulaması, nükleoplasti gibi kapalı yöntemler de gelişmekte ve popüler hale gelmektedirler. Bu “minimal invaziv yöntemler” daha sonra başka bir makalemizin konusu olacak. Bazı meslektaşlarımız ise omurga mekaniğindeki denge unsurunu ön planda tutarak vida ile ilgili işlemleri daha sık icra edebilmektedir. Zira ender bazı olgularda omurganın stabilizasyonu(sabitliği), belirgin bir kayma olmaksızın da bozulabilmekte ve vida uygulaması gerektirmektedir.

    Elbette bu farklılıklar, yalnızca hekimlerin bilgi ve deneyimlerinin değişik olmasından değil, her hastanın kendine özgü niteliklerinden de kaynaklanıyor. Omurganın karmaşık yapısı ve denge unsurlarının çeşitliliği, hastanın yaşı, kilosu, yıpranma oranı, kas gücü, eşlik eden hastalıkları vb. pek çok etkenle birleştiğinde ortaya birbiriyle çelişen fikirler çıkabiliyor. Bu noktada hastaların değerlendirilmesinde şikâyetlerin özellikleri ve muayene bulgularını içeren klinik tablonun ayrıntılı incelemesi büyük önem taşımakta.

    Hastalarımıza azami faydayı sağlamak için elimizde eskiye kıyasla çok daha fazla yöntem var. Onları en etkili şekilde kullanmak için ise hastalarımızla iyi iletişim kurmamız, onların sorunlarını tam olarak anlamamız kilit rol oynuyor.

  • Ayaklarınız sürekli hareketli ve altları yanıyorsa, huzursuz bacak sendromu olabilirsiniz!

    Huzursuz bacak sendromu; daha çok bacaklarda hissedilen, bazen kollarda da olabilen, çoğunlukla hareket ettirmeyle rahatlayan, rahatsız edici, garip bir his ya da ağrıdır. Huzursuz bacak sendromu olan hasta uykuya dalmakta güçlük çektiği gibi uzun yolculuklar, toplantılar gibi sürekli oturma gerektiren durumlarda da sıkıntı çeker.

    İstirahat halinde hissedilen bu garip his ve ağrıları hastalar tam anlatamazlar. Ağrı, yanma, acıma, iğnelenme benzeri rahatsızlık ifadeleri ile anlatmaya çalışırlar. En belirleyici özelliği hissedilen rahatsızlığın bacakların hareketi ile azalmasıdır. Genellikle uykuya dalmada güçlük ve uykuda yaşanır. Hasta yataktan kalkar, dolaşır ya da yatakta sürekli döner durur. Çoğunlukla hareket sonrasında bir müddet rahatlayan hasta, en fazla birkaç dakika sonra tekrar aynı hissi yaşar.

    Huzursuz bacak sendromu uykuya dalarken ve gece uyku sırasında bacakları hareket ettirme ihtiyacına yol açtığı için uyumayı güçleştirir. Uyku laboratuvarında yapılan kayıtlarda sürekli bio-elektriksel uyanmaya sebep olarak nitelikli uykuyu engellediği görülmektedir.

  • Boynum ağrıyor !

    Boynum ağrıyor !

    Orta yaşın üstünde olup da hayatının bir döneminde boynu ağrımayan kişi yok gibidir. Bazı hastalar ağrının sadece baş hareketiyle olduğunu söylerken bazıları tüm gün süren devamlı bir ağrıdan bahsederler.

    Boynumuzun içinden başta omurilik ve şah damarı olmak üzere son derece önemli damar ve sinirler geçer. Bunun dışında başımız gibi oldukça ağır bir yükü (ortalama 2.5-3.5 kg) taşıma görevini yapar. Farkına bile varmayız ama boyun eklemlerimiz en çok çalışan eklemlerimizin başında gelir, bu yüzden de oldukça erken yıpranırlar.

    Boyun ağrılarının sebepleri

    – Boyun ağrılarının en sık görülen sebebi yorgunluktur. Yoğun iş temposu olan, gerektiği kadar dinlenemeyen, özellikle masa başında, bilgisayar karşısında çalışan endişeli insanlarda ense kaslarının spazmına bağlı ağrılar ortaya çıkar. Aslında hepimiz gün içinde fark etmeden kaslarımızı dinlendiririz. Bacak bacak üstüne atarak ayaklarımızı, dirseğimizi koltuğun kenarına dayayarak kollarımızı, sırtımızı arkaya yaslayarak gövde kaslarımızı dinlendiririz. Buna karşılık masa başında çalışan veya direksiyon kulanan bir kişinin boyun kaslarını dinlendirmesi çok zor, neredeyse imkansızdır.

    – Migren veya gerilim tipi başağrısı olan kişilerde baş ağrısı ile birlikte ense ve sırta yayılan ağrılar görülebilir. Atağının geçmesi ile birlikte ense ağrısı da geçer.

    – Tansiyon yüksekliği ense ağrısı yapabilir.

    – Ense veya boyundaki ağrıların düşme veya trafik kazası sonrası ortaya çıkması önemlidir. Arabada ani fren yapılması, önden veya arkadan çarpmalar boyun kaslarının şiddetli kasılması ile ağrıya neden olabilir. Ağrının günler içinde giderek azalarak geçmemesi halinde doktora görünmek gerekir.

    – Boyun kemiklerinin zamanla yaşlanması ve kireçlenmesi boyun ve ense ağrılarına neden olabilir. Bu hastalar başlarını sağa veya sola çevirdiklerinde ağrılı bir kısıtlanma hissederler. Boyunlarından takur tukur sesler gelir.

    – Boyun fıtığında omurlar arasındaki diskler sinirlere baskı yaparak ense ağrısına neden olabilir. Bu ağrılar sırta ve omuzlara doğru yayılır ve oldukça şiddetli olabilir. Kolda ve parmaklarda uyuşma ve karıncalanma şikayetlerinin olması önemlidir. Ağrınız çok şiddetli ise, uyuşma şikayeti birkaç hafta içinde kendiliğinden geçmezse bir uzmana (tercihan beyin cerrahisi) görünmeniz gerekir. Doktorunuz gerektiğinde MR tetkiki yaparak varsa fıtığın yerini ve derecesini belirleyecektir.

    – Bazı ilaçlar (örneğin antidepresan ilaçlar ve kolesterol ilaçları) ense ağrısı yapabilir.

    Boynum ağrıyor, ne yapayım?

    – İş yükünüzü azaltmaya ve dinlenmeye çalışın.

    – Stresten uzak kalın, iyi uyuduğunuzdan emin olun.

    – İstrihat çok önemlidir ancak uzun süre aynı pozisyonda yatmak boyun ağrılarını artırabilir.

    – Bir kaç gün Minoset, Parol gibi ağrı kesibi basit ilaçlar kullanabilirsiniz.

    Yukardaki tedbirlerle ense ağrılarınızda hafifleme olursa mesele yok. Bir hafta geçmesine rağmen başınızın öne arkaya yana hareketlerinde aşırı bir kısıtlama varsa, elde ve parmaklarda uyuşma, sırta, kolda şiddetli ağrılar varsa bir doktora müracaat edin.

    Boyun ağrısından korunmanın yolları

    1. Bilgisayar ekranınızın göz hizasında olmasına dikkat edin.

    2. Çalışırken başınızın öne eğik değil, omurganızın üstünde dik olduğundan emin olun.

    3. Çalışırken sık sık mola verin, oturduğunuz yerden kalkın, birkaç adım dolaşıp tekrar oturun.

    4. Telefonun ahizesini boynunuza sıkıştırıp konuşmayın.

    5. Geceleri yüzükoyun yatmayın.

    6. Yastığınıza dikkat edin, ne sert ve yüksek ne de çok ince olsun, ense çukurunuz dolduracak kalınlıkta olsun. Boyun ağrınız var ise ”Ortopedik boyun yastığı” kullanın…

    Sağlıklı ve ağrısız günler…

  • El bileği kanalında sinir sıkışması (karpal tünel sendromu)

    El bileği kanalında sinir sıkışması (karpal tünel sendromu)

    Karpal Tünel Sendromu Nedir ?

    El parmaklarının hareket ve hissinin sağlanmasında önemli bir rolü bulunan ve median sinir olarak isimlendirilen yapının, el bileği hizasında sıkışmasına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Sinir sıkışmaları içinde en sık görülen rahatsızlıktır.

    Median sinir, el bileğinin iç kısmında parmakları hareket ettiren 9 adet tendon ile beraber karpal tünel denen dar bir boşluk içinden geçer. Görevi; başparmak, işaret parmağı ve orta parmağın iç yüzünün tamamı ile yüzük parmağının iç yüzünün dış yarısının hissetmesini sağlamaktır. Ayrıca parmakların ince bir takım hareketleri yapmasını sağlayan kasların çalışmasında da rol alır. Sinirin, karpal tünel içinde bir şekilde uzun süreli bir basınca maruz kalması karpal tünel sendromuna neden olur.

    Karpal Tünel Sendromu Kimlerde Sık Görülür ?

    Karpal tünel sendromu daha çok kadınlarda ve 40-60 yaş arasında sıklıkla görülür. Çoğunlukla belirgin bir sebep bulunamaz. Özellikle el bileğinin sürekli bükülü pozisyonda kaldığı durumlarda (daktilo, klavye kullanmak vb.) veya el ve el bileğine sürekli yük binen işlerde çalışanlarda daha sık görülür.

    Ayrıca şeker hastalığı, romatoid artrit, hipotroidi, aşırı şişmanlık ve gut gibi diğer başka problemlerin etkisiyle de ortaya çıkabilir. Gebelik döneminde vücut sıvılarının artması, karpal tünel içinde basınç artışına bu da geçici olarak karpal tünel sendromu belirtilerinin oluşmasına yol açabilir.

    El-Bilek Kanalı Hastalığı Belirtileri Nelerdir?

    • Geceleri ellerde ortaya çıkan, zaman içinde giderek şiddetlenen uyuşmalar ve ağrılar. Uykudan uyandıracak kadar kötü olabilir ve kola, omuza yayılabilir.
    • Avuç içinde ve parmaklarda his kaybı veya elektrik çarpması hissi. Özellikle baş, işaret ve orta parmaklarda görülür.
    • Elde kuvvet kaybı, tutamama, tutulan objeleri düşürme.
    • Eli sallamakla bu ağrıların hafiflemesi.

    Neden Olur?

    El-Bilek Kanalı Hastalığı, hekimler tarafından çok eskiden beri bilinmesine rağmen başka hastalıklarla karışabilmekte ve çoğu zaman hastalar doğru tanı alamadığı için hekim-hekim dolaşmaktadır. El-bilek kanalı hastalığı yerine boyun fıtığı tanısı alarak ameliyat olmuş ancak şikayetlerinden kurtulamamış hastalara sık rastlanmaktadır.

    El bileği karışık bir anatomik yapıya sahiptir. Parmak ve el hareketlerini sağlayan adele-sinir-damar kompleksi buradan geçerek, dağılır. Median sinir dediğimiz, başparmak ve işaret parmağının hareket ve duyusunu sağlayan bir sinirde bileğin iç yüzünün ortasından geçerek el içinde dallara ayrılır. Bu sinirin üstü, el bileği hizasında ve kısmen de avuç içinde kalın koruyucu özelliği olan bir bandla kaplıdır. Bu koruyucu bant, orta yaşlara doğru çeşitli nedenlerle kalınlaşarak, altında kalan ve koruduğu siniri sıkıştırır. En sık nedeni aşırı kullanmaya bağlı bant kalınlaşmasıdır. Özellikle bileğine yük vererek senelerce çalışan kimselerde, daktilo-bilgisayar kullanlarda, örgü ören ve yoğun ev işleri yapan ev hanımlarında, oto tamircileri gibi el bileğini çok kullanan kişilerde sık ortaya çıkar.

    Bazen bu hastalık, başka bir hastalığın parçası olarak karşımıza çıkabilir.

    • Diabetes Mellitus
    • Hipotiroidizm
    • Akromegali
    • Romatoid Artrit
    • Gut gibi..

    Nasıl Teşhis Konulur?

    Tanı, şikayetlerin ayrıntılı öyküsü ve bu duruma yol açacak diğer nedenlerin araştırılmasıyla konulur. Boyun fıtığı ve kireçlenmesi tanısı konan hastaların bir kısmında, el-bilek kanalı hastalığı da mevcut olup, bu duruma çift darlık adı verilir. Hem boyunda omurilik ve sinir kökü sıkışmıştır hem de el bileği kanalı darlığı mevcuttur. Boyun MR’ı ve ENMG (sinir elektrosu) tetkikleri yapılarak tanı kesinleşir.

    El-Bilek Kanalı Hastalığının Tedavisi

    Başlangıçta;

    • Aşırı kullanmayı engellemek, el bileğine aşırı yük binmesine neden olacak işlerden kaçınmak
    • Ağrı kesiciler ve antienflamatuvar ilaçlar
    • Bilek egzersizleri
    • El bileği atelleri, gece atelleri
    • Lokal ya da sistemik kortizon enjeksiyonları, çoğu kimse için yeterli olmaktadır.

    Ancak zaman içinde şikayetler tekrar başlar ve kalıcı çözüm basit bir cerrahi girişimle sinirin serbestleştirilmesidir. Lokal veya genel anestezi altında, mikroskop kullanılarak el bileğinden avuç içine doğru yapılan 1-2 santimlik bir kesiyle, sinirin üstündeki bant kesilerek, sinirin sıkışması ortadan kaldırılır. Bu yöntem kalıcı bir rahatlamaya neden olur. Ameliyat sonrası 3-5 gün el bileği istirahatini takiben, hasta normal yaşantısına döner.

  • Beyincik sarkması nedir? Tanıdan tedaviye bilinmesi gerekenler!

    Beyincik sarkması kafatasınan alt kısmındaki bir açıklıktan beyinciğin omurilik kanalına doğru sarkmasıdır. Ağır tiplerinde çocuklarda başka doğumsal anomalilerde birlikte görülür. Beyincik sarkmasının tıbbi adı Chiari malformasyonudur. Tip 1, 2, 3 ve 4 ayrı tipi vardır.

    Beyincik sarkmasıyaşamı tehdit eder mi? Beyincik sarkmasının en hafif tipleri ameliyat edilmeden izlenebilir. Hastada belirti ve bulgu yoksa bir tedaviye de gerek yoktur.

    Beyincik sarkmasının en önemli yan etkisi omurilik içerisinde kist gelişmesidir. Bu hastaların bacaklarında güçsüzlük, el kaslarında erime ve güç kaybı olabilir. Bu durum hastaların üçte ikisinde görülür.

    Beyincik sarkması Chiari Malformasyonu Tip 1 de bir çok kişi kendisinde böyle bir anomalinin olduğunun farkında değildir. Bu hastaların çoğunluğunun hiçbir yakınması yoktur. Belirti ve bulgusu olmayan kişilerin tedaviyede ihtiyacı yoktur. MR incelemelerinde binde bir oranında görülür.

    Boyun ağrısı, baş ağrısı, denge sorunları, güçsüzlük, baş dönmesi, çift görme, yutma güçlükleri, yürüme güçlüğü, uyku apnesi, horlama görülebilir. Omurga eğrilikleride sıkça görülür. Omuz ve boyun ağrıları, kulak çınlaması sıkça bildirilir. Düzensiz kalp atımları bile bildirilmiştir.

    Klinik tablo çocukluk evresinde, ergenlikte çoğunlukla görülür. Ancak erişkinlerde de görülme sıklığı oldukça fazladır.

    Beyincik sarkması Chiari Malformasyonu beyinciğin omurilik kanalına doğru sarkmasıdır. Dar bir bölgede beyin sapı ve omurilik sıkışır. Ayrıca beyin omurilik sıvısı dolaşımı bozulur. Bu da omurilik içerisinde kist oluşmasına –syringomyeli neden olur. Omurilik içerisinde kist – siringomiyeli – boyun omuriliğinde olması durumunda el kaslarında erime gözüküyor.

    Omurilik içerisinde kist – siringomiyeli – olması durumunda mutlaka beyincik sarkması açısından araştırma yapılmalıdır.

    Beyincik sarkması tanısı nasıl konulur?

    Kişinin yakınmaları ve muayene bulgularına ek olarak incelemeler yapılmalıdır. Beyincik sarkması Chiari Malformasyonu ve Omurilik içerisinde kist – siringomiyeli –tanı koymak için manyetik rezonans beyin ve boyun incelemesi ilk adımdır. Beyin omurilik sıvısı akımı ve dinamiği incelemesi çok önemlidir. Beyin omurilik sıvısı akımı ve BOS dinamiği BOS AKIM MR – SİNE MR ile incelenir. Ayrıca kraniyovertebral bileşke anomalisi var mı diye de araştırma yapılması gerekir. Bunun için kraniyovertebral bileşke direkt grafileri ve bilgisayarlı tomografi incelenmesi gerekir. Omurgada gelişebilecek deformiteler açısından skolyoz garfileride çekilmelidir.

    Beyincik sarkması tanısı ve BOS akım Mr incelemesi!

    Sine Mr veya BOS akım Mr incelemesinde beyin omurilik sıvısı sistolik ve diastolik dinamiği vardır. Chiari malformasyonlu ve ciddi foramen magnum darlığına yol açmış olgularda bu dinamik bozulur ve beyin omurilik sıvısı geçebildiği yerde “Jet akım” adıyla anılan yüksek hızda geçiş yapar. Ameliyattan sonra beyin sapı etrafında normal akım başlar.

    Beyincik sarkması Tedavisi?

    Beyincik sarkmasının tedavisi vardır. Tedavi edilmesi gereken olgularda ameliyat tek çözümdür. Ameliyatın hedefi sarkan beyincik kısmının omurilik başlangıcına yaptığı baskıyı azaltmaktır. Hastalarda birden fazla ameliyat gereksinimi doğabilir.

    Ameliyatta omurilik ve beyin sapını rahatlatacak kemik yapıların alınması ve beyincik ve omurilik zarının açılması gerekir. Bazen sadece kemik yapıların alınması bile yeterli olabilir. Ameliyatın adı foramen magnum dekompresyonudur. Foramen magnum kafatsının omurilik kanalına açılan açıklığının adıdır. Kafatasının bu açıklığının arka kısmı ve birinci omurun arka kısmı ameliyat ile alınır ve bu bölgenin genişlemesi sağlanır. Ameliyatın bundan sonraki sürecinde beyincik ve omurilik zarlarının açılması gelir. Dış zar duranın açılması yeterli olabilir. Ancak beyin omurilik sıvısı dolanımının sağlanamadığı görülürse iç zar araknoidde açılabilir. Bazı olgularda işlevsiz olduğu düşünülen sarkmış beyincik kısmı bile çıkartılabilir. Ameliyatın son kısmında bedenden veya sentetik alınmış bir yama ile beyincik-omurilik zarı – durayı kanalı genişletecek biçimde kapatmaktır.

    Ameliyatın amacı beyinciğin sarkmasına bağlı gelişen beyin sapı ve omurilik basısına bağlı gelişen nörolojik kötüleşmeleri ve beyin omurilik sıvısı dolanım bozukluğunun önüne geçmektir. Yapılan işlemin adı foramen magnum dekompresyonu ve “sisterna magna remodelling” dir.

    Ameliyattan sonra 2-3 gün arasında hastaneden çıkış yapılır. Hastaların büyük çoğunluğu bu ameliyattan yarar görür. Ancak bir grup hastada omurilik içi kistin kalıntı belirti ve bulguları sürer. Genellikle 1-2 yıl arasında beyin omurilik sıvısı özellikle omurilik içerisinde normalleşmeye başlar. Bunu BOS AKIM MR – Sine MR ile anlayabiliriz.

  • Omurga platinleme (vida rod uygulama ) ameliyatı

    Omurga platinleme (vida rod uygulama ) ameliyatı

    Aslında halk arasında platin denen madde ”TİTANYUM” dur. Daha sağlam ve esnek bir elementtir. MR çekimine uyumludur.

    1-Platin ameliyatları kimlere yapılmaktadır?

    Omurga kırıkları, bel kayması, ya da tümör veya enfeksiyon nedeni ile oluşan omurga çökmelerinde veya dar kanal nedeni ile ameliyatla fazla kemik kaldırılmışsa omurgaya destek vermek için yapılır.

    2-Platinler vücuda zararlımıdır. MR çektirirken sorun olur mu?:

    Platin değil aslında titanyum ağırlıklı, vücutta hiç yan etki yaratmayan ve bir ömür boyu kalabilen malzemeler kullanilir ve bunlar MR uyumludur. Ağırlıkları 100-150 gramı geçmez.

    3-Platin ameliyatlarından neden insanlar çekiniyorlar?

    Bu ameliyatları kesinlikle bu işin uzmanları yapmalıdır

    4-Kimler yapar bu ameliyatları?

    Bu iş beyin ve sinir cerrahisinin işidir.

    5-Kaç saat sürer, hasta kaç günde ayağa kalkar.?

    3-4 saatlik ameliyatlardır. Sırtından platin konulmuşsa ertesi gün yürür. 1 haftada iyice dolanır hale gelir.

    6-Bu ameliyatla tamamen normal hayata dönebilir mi?

    Bu kişiler isterlerse koşturabilir, eğilebilir veya zıplayabilir. Yani hareketler asla kısıtlanmamaktadır. Hatta eskisinden de sağlam olmaktadır.

    7-Platinler çıkarılıyor mu?

    Çıkarmaya gerek yoktur. Çünkü vücuda zararı yoktur. Platinleri takmadaki amaç, kırık ya da çökük omur konan kemik parçaları ile kaynayıncaya kadar geçecek 3-4 aylık sürede omurganın yükünü taşımak yani ona mekanik destek olmaktır. Bir kez kaynama olunca zaten yük kemiğe binecektir, platinler ikinci planda süs olarak kalacaktır.

  • Mikro cerrahi ile bel fıtığı ameliyatı

    Mikro cerrahi ile bel fıtığı ameliyatı

    Ameliyat gerektiren fıtık hastalığının tedavisinde mikrocerrahi yöntemi uyguluyoruz. Bir yada daha fazla fıtık için uygulanabilir. Fıtığın olduğu bölgede 1-1.5 cm.’lik kesi yapılır, adaleler sıyrılır. Çok küçük bir kemik parçası alınır ve ardından da fıtık boşaltılır. Bu yöntemin avantajı, ameliyat bölgesinin yaklaşık bir karış üzerinde bulunan mikroskop. Görüntüyü büyüterek fıtık ameliyatı gerçekleştiriliyor.

    MİKROCERRAHİ İLE TEDAVİ SÜRECİ KISALIYOR

    Mikrocerrahi yöntemi, hastaya sağladığı avantajlar nedeniyle tercih ediliyor. Küçük bir ameliyat izi, dokunun çabuk iyileşmesi, operasyondan 6-8 saat sonra ayağa kalkılabilmesi ve 15-20 günlük istirahatın ardından hastanın sosyal hayatına devam edebilmesi bu avantajlardan bazılarıdır. Bu işlem genel anestezi ile yapılabildiği gibir kişinin sadece belinden aşağı kısmının uyuşturulduğu spinal anestezi ile de yapılabilir. Hasta ameliyat sabahı aç karnına hastaneye kabul edilir. Anestezi doktoru tarafından görülen ve gerekli laboratuar tetkikleri yapılan hasta, aynı gün ameliyata alınır. Hasta ve hekim uygulanacak anestezi şekline birlikte karar verir. Genel anestezi veya spinal anestezi (belden aşağısının uyuşturulması) altında da mikrodiskektomi uygulanabilir.

    MİKROCERRAHİ YÖNTEMİN AVANTAJLARI

    Kısa süreli hastanede kalış

    Ameliyat yeri ağrısının çok az olması

    Kan kaybı ve enfeksiyonun riskinin hemen hemen olmaması

    Nüks( tekrarlama ) riskinin hemen hemen olmaması

    Günlük yaşantıya ve iş yaşantısına çabuk geçilmesi

    MİKROCERRAHİ NASIL UYGULANIR

    Hasta ameliyat sabahı aç karnına hastaneye kabul edilir. Anestezi doktoru tarafından görülen ve gerekli laboratuar tetkikleri yapılan hasta, aynı gün ameliyata alınır. Hasta ve hekim uygulanacak anestezi şekline birlikte karar verir. Genel anestezi veya spinal anestezi (belden aşağısının uyuşturulması) altında da mikrodiskektomi uygulanabilir. Her iki durumdada ameliyat masasına yüzükoyun yatırılan hastada mikrodiskektominin uygulanacağı mesafe skopi kontrolü yaparak işaretlenir ve tetkikleri son kez gözden geçirilir. 1-1,5 cm lik cilt kesisi yapılarak, mikrodiskektomi ekartörü yerleştirilir, mikroskop altında omurilik, sinirler ve fıtık dokusu ortaya konularak , fıtık dokusu çıkarılır. Ciltaltı dokusu içten dikişlerle kapatılarak, ameliyat sonrası yara bakımı, pansuman gibi problemler ortadan kaldırılır. İşlemin uygulandığı tüm saha, cilt- ciltaltı- adeleler lokal anestezik uygulanarak, ameliyat sonrası hastada tam bir analjezi sağlanır. Ameliyattan 4-6 saat sonra hasta ihtiyaçları doğrultusunda ayağa kaldırılır, akşamüzeri , yada ertesi sabah evine gönderilir. 3 GÜN istirahat önerilen hasta, 2 gün sonra banyo yapabilir. 10.günden sonra hastaya günlük yaşantısına dönmesi ve egzersizlerine başlaması önerilir. Hasta 20. günde kontrole çağrılarak, gerekli yaşam tarzıyla ilgili bilgiler verilir.

  • Beyincik sarkması (chiari malformasyonu)

    Beyincik sarkması (chiari malformasyonu)

    Beyinciğe ait “tonsil” adı verilen kısımların omurga kanalına doğru yer değiştirmesine Arnold-Chiari malformasyonu (ACM) adı verilmektedir. Beyinciğin omurilik kanalına sarkmasıyla hem beyincik, hem de üst omurilik (beyin sapı) kanalda sıkışır. Dolayısıyla beyinciğin ve omuriliğin sıkışmasına ait bulgular ve her ikisinin ortasından geçen kanalın tıkanmasına ait belirtiler gelişir. Bunlar arasında en önemli olanı kanalın tıkanmasıdır.

    Beyin ile omurilik arasında sürekli sirkülasyon halinde olan beyin omurilik sıvısının (BOS) tıkanıklığın üzerinde birikmesiyle hidrosefali, tıkanıklığı aşmak için beyinden gelen kuvvetli basınçla da omurilik kanalının genişlemesi yani siringomyeli oluşur.

    Arnold-Chiari malformasyonunda beyin sapı ve beyinciğin sıkışması nedeniyle yürüme bozuklukları, gözlerde “nistagmus” adı verilen istemsiz hareketler, özellikle sıvı gıdaları yutmada güçlük, nazone konuşma denilen genizden konuşma görülebilir.

    Bu rahatsızlığın saptandığı çoğu olguda beyinciğin, kafa çukurundan omurilik kanalına hafif sarkması vardır ancak belirgin sıkışma yoktur. Bu durumda bahsettiğimiz belirtilerde henüz oluşmamıştır. Bu kişiler cerrahi tedavi gerekmeden takipte kalabilirler.

    Cerrahi tedavi kişinin muayenesinde ya da tetkiklerinde sıkışıklık belirtisi gösteren hastalara uygulanır. Cerrahideki temel prensip sıkışan bölgenin rahatlatılmasıdır. Bunun için ense kökü ve boyun omurunun üst iki arka kemiği alınır, beyin ve omuriliği saran zar yama ile genişletilerek sıkışıklık giderilir. Bu işleme “dekompresyon” adı verilir.

    BHastalığın ilk belirtileri dikkat çekici olduğundan genellikle erken teşhis edilir ve hastalar fonksiyon kaybı yaşamadan normal hayatlarına devam edebilirler. Bir nedenle tedavisi geciken ve ilerleyen olgularda ise ciddi yürüme bozukluğu, elin ince becerilerinde kayıp, yutma bozukluğu gibi ağır nörolojik tablolar ortaya çıkar.

    Bu konu ile ilgili bir hastamı sizinle paylaşmak istiyorum;

    Hastamız 24 yaşında erkek. Yaklaşık 3 yıldır devam eden ense ağrısı, başdönmesi, kollarda uyuşma ve halsizlik hissi şikayetleri ile polikliniğimize başvurdu. Yapılan muaeyene ve radyolojik incelemeleri sonucu BEYİNCİK SARKMASI (Chiari Malformasyonu) tanısı koyduk. (Fotoğrafta görüldüğü gibi başın arka alt kısmındaki denge organı beyincik sarı ok yönünde omurilik kanalına doğru yaklaşık 2 cm inmişti. Normal seviyesi kesikli sarı çizgi hizasında olmalıydı). Beyincik omurilik kanalı içine doğru sarkmış ve burada sıkışmıştı. Hastaya ameliyat önerdik ve ameliyat ettik. Beyinciğin sarktığı bölge üzerindeki kafatası kemiğini, boyun kemiklerini ve beyin/omurilik zarını (dura) açarak omurilik ve beyinciği gevşettik. Pansumanları ve ilaç tedavilerini mütakip 2 gün sonra taburcu edildi.

  • Bel fıtılarında ameliyatsız disk içi ozon tedavisi

    BEL VE BOYUN FITIKLARINDA OZONTERAPİ

    İntradiskal ozon fıtıklar eğer akut cerrahi gerekmiyorsa acil ameliyat dışında bel ya da boyun fıtıklarını tedavi etmek amacı ile fıtığa neden olan omurlar arasındaki disklerin içerisine ozon gazı verilmesi ile gerçekleştirilen işleme verilen addır. Normalde lazer nukleoplast,i yada prp de bu işlemler içinde sayılabilir eğer bacağa vuran ağrı var tedaviye yanıt vermiyorsa ameliyat yerine lazer nukleopalsti yada ozon terapisi (kas içine yapılan ozonlar bunun dışında onların gerçek bel fıtıklarında anlamı yoktur yapılabilir ve hastalar düzelebilir) Bu işlem, tıbbi literatürde Ozon Diskolizis, Ozon diskektomi, ozon nükleolizis başlıkları altında sunulmaktadır. Aslında diskektomi deyimi tıbbi anlam olarak diskin kesilip çıkarılması işlemine verilen addır. Fakat ozon ile yapılan çalışmalar, bel ya da boyun fıtığı nedeni ile ameliyat olan hastaların sonuçlarına eş başarı sağladığı için “ ozon mikrodiskektomi “ ya da “ozon diskektomi” başlığı altında birçok makalenin konusu olmuş ve bu adla anılmaya başlanmıştır.

    Daha önceleri bel – boyun fıtıklarını tedavi etmek için kullanılan yöntemler arasında insan bünyesine en zararsız yöntem olarak güncel girişimler arasında yerini almıştır. Sadece İtalya ve İspanyada yılda 30 000 hasta bu yöntemle ameliyatsız şifa bulunmaktadır. Hindistan, Çin, Japonya gibi ülkelerde ve Amerika da artık rutin tedaviler arasında yer almaktadır. Ülkemizde henüz emekleme safhasında olan bir girişimsel yöntemdir.

    Oksijeni 02 olarak biliyoruz OZON ise O 3 tür . Yani %99 oksijenden elde edilen bir gaz olup birçok hastalığın tedavisinde kullanılan aktif oksijendir. Ağrı tedavisinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle bel boyun ağrılarında ve kireçlenme tedavilerinde kullanılmaktadır ilaç uygulamalarından yarar görmeyen hastalarda çok iyi sonuçlar elde edilmektedir. Mutlaka deneyimli uzmanlar tarafından uygulanmalıdır. Neşter ve narkoza gerek duyulmayan fakat ameliyathane koşullarında ve görüntüleme cihazları eşliğinde yapılması gereken “ ameliyatsız “ bir tedavi şeklidir.

    Ozon ile yapılan bel-boyun fıtığı tedavilerinde mükemmel sonuçlar elde edilmektedir. Hasta narkoz almamakta işlem 5 dakika gibi çok kısa bir sürede gerçekleşmekte ve işlemden sonra hasta hemen evine yürüyerek gidebilmektedir.

    İşlemden hemen sonra fıtık ağrısı hemen geçmeyebilir birkaç gün beklemek gerekir. Genellikle tek uygulama yeterli olmaktadır, dirençli bazı vakalarda işlem tekrarlanabilir ve güvenli bir yöntemdir.

    Hangi hastalıkta uygulayalım

    Discolizis yani ozon diskektomi ilaç ve diğer konservatif tedavilerden yarar görmeyen hastalara uygulanması tercih edilir.

    Servikal disk hernisi

    Dorsal disk hernisi

    Lomber disk hernisi

    Lomber dejeneratif disk hastalığı

    Dejeneratif spinal kanal darlığı

    Ameliyat sonrası yapışılıklar ( postsurgical fibrozis )

    Faset sendromu ( bel-boyun kireçlenmeleri)

    Kimlere uygulanmaz

    Şüphelenilen gebelik

    Böbrek veya karaciğer yetmezliği

    Son miyokard infarktüsü

    Alkol, uyuşturucu ve psikotrop ilaç müptelaları

    Bir başka hastalık nedeni ile tedavi görüdüğü sürecte Doktorunun uygun görmemesi.

    Kan pıhtılaşma bozukları, Trombositopeni, Favizm, Kontrolsüz Hipertiroidi ve Hipertansiyon varlığı.

  • Bel fıtığında mikrocerrahi tedavi

    Bel fıtığında mikrocerrahi tedavi

    Bel ve boyun fıtığının cerrahi tedavisinde MİKROCERRAHİ yöntem, en etkin ve güvenilir yöntemdir;

    – Ameliyatlar genel anestezi ile yapılabildiği gibi spinal anestezi diye tabir edilen kısmi anestezi ile yapılabilir.

    – Hastane de kalma süresi çok kısadır (en fazla 1 gece). Hasta ertesi sabah taburcu edildir.

    – Yaklaşık 1 cm lik cilt kesisinden yapılır ve bu nedenle ciltte ameliyat izi neredeyse yok gibidir.

    – Ameliyat sonrası evde 3 günlük yatak istirahati yeterlidir. Bu nedenle iş ve günlük hayata dönüş çok kısadır.

    – 3 aylık bir süre içinde aktif spor hayatına dönüş tamamen mümkündür.

    – Mikroskop ile yapıldığından başarı oranı çok yüksek ve en güvenli yöntemdir.

    – Birden fazla kesi ile aynı anda birden fazla fıtığın tedavi edilebilme şansı vardır.