Kategori: Beyin ve Sinir Cerrahisi

  • Beyin tümörlerini inceleyelim!

    Beyin tümörlerini inceleyelim!

    Beyindeki normal hücrelerin anormalleşerek büyümesi sonucunda kötü huylu ve iyi huylu olarak kitleleşen yapılar beyin tümörleri olarak nitelendirilirler. Beyin tümörleri yeni doğan çocuklar dahil olmak üzere tüm yaş dönemlerinde görülürler.

    Orta yaş sonrası özellikle kanserli hastaların büyük bir bölümünde kanserin yayılması ile beyinde tümör ortaya çıkabilir. Meydana gelen kitle kafatası içi basıncının artmasına sebep olarak beyin üzerine baskı yapmaya başlar ve birtakım olumsuz belirtiler gösterir.

    Beyin tümörlerinin erkenden teşhis edilebilmesi çoğu kez hastanın hayatını ve yaşam kalitesini etkilemektedir.

    Beyin baskı altında normal yapısını kaybederek işlevlerini yerine getiremez hale gelir ve başlıca aşağıdaki belirtiler söz konusu olur:

    1- Baş ağrısı

    2- Epilepsi benzeri bayılmalar

    3- Vücudun bazı bölgelerinde kısmi felçler

    4- Şiddetli kusmalar

    5- Bazı fiziksel yeteneklerimizin kaybı

    6- Kişilik bozuklukları

    Baş ağrısı, beyninde tümör olan hastaların ancak %60 ında baş ağrısı görülür. Hastalarımız ağrının son bir kaç ayda ortaya çıktığını ve gittikçe şiddetlendiğini ifade eder.

    Bulantı kusma, Baş ağrısı ile birlikte bulunması ve özellikle birkaç gün ya da haftadır mevcut olması önemlidir. Ancak burada baş ağrısı ve kusmanın uzun süredir mevcut olması migren düşündürür.

    Çift görme ve görme bulanıklığı, Baş ağrısı ile birlikte veya baş ağrısı olmaksızın ortaya çıkan çift görme, bulanık görme, görmenin azalması beyin tümörlerinin ilk belirtisidir.

    Kol ve bacakta kuvvetsizlik, beceriksizlik, dengesizlik, Son zamanlarda ortaya çıkan vücudun sağ yada sol yarısında uyuşmalar, ellerde güçsüzlük, uyuşukluk , beceriksizlik görülebilir . Yürürken “sarhoşvari yürüme” ve “dengesizlik” bir beyincik tümörünün belirtisi olabilir.

    Konuşma bozukluğu, Konuşamama, anlama güçlüğü, konuşurken yanlış kelime ifadeleri yada sarhoşvari konuşma keza beyin tümörlerinin ilk bulgusu olabilir.

    Sara nöbetleri (epilepsi), Bilinç kaybı olarak ya da olmaksızın istem dışı kasılmalar, panik atak tarzında kendini kötü hissetmeler bir epilepsi çeşidi olabilir. Özellikle 20 yaş sonrası ortaya çıkan bu tarz nöbetler aksi ispatlanana kadar beyin tümörüne bağlı olduğu düşünülerek araştırılmalıdır.

    Beyin tümörlerini ana hatları ile ikiye ayırmak mümkündür…

    Beyin tümörleri genellikle birincil ya da ikincil olarak sınıflandırılırlar ve bunlar (genellikle) vücudun herhangi bir yerinde başlayıp beyine metastaz yapanlar ve beyinde oluşanlardır. 9 yaş altı ve 55 yaş üstü daha sıklıkla görülen beyin kanserlerine, beyaz ırkta ve erkeklerde daha çok rastlanır.

    1- İyi huylu tümörler: Yavas üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Ancak, tümör iyi huylu olsa dahi, beyinde hayati önem taşiyan, hassas bölgelere yerleşmiş ise sonuçlar maalesef yüz güldürücü olmaz.

    2- Kötü huylu tümörler: Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler oldugu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulamasi yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayilabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü degildir. Hatta bazi vakalarda bir kaç tane odak halinde yayilma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    BEYİN TÜMÖRLERİNDE SINIFLAMA

    HİPOFİZ ADENOMLARI

    Hipofiz adenomları hormon salgılayanlar ve hormon salgılamayanlar olarak iki ana gruba ayrılır. Hormon salgılayanlar genelde salgıladıkları hormona bağlı olarak belirti verirler. Hormon salgılamayan adenomlar ise uzun zaman belirti vermezler. Ancak optik sinire (Görme ile ilgili sinir) baskı yaparak görme bozukluklarına neden olurlar. Hormon bozuklukları, adet düzensizlikleri veya olmaması, memeden süt gelmesi, aşırı şişmanlama, hızlı boy uzaması, ellerde, ayaklarda ve çenede büyüme hormon bozukluklarının belirtilerindendir ve doktora başvurulması gerekir. Tümör boyutları çok artarsa kafa içi basıncı arttırır ve baş ağrısı, bulantı ve kusma şeklindeki genel belirtilere neden olur.

    MENENGİAL (BEYİN ZARINA AİT) TÜMÖRLER

    Menengiomlar genelde büyüyerek kafa içi basıncının artmasına ve baş ağrısı, bulantı, kusmaya neden olurlar. Epilepsi (Sara ) nöbeti de görülebilir. Ayrıca bu tümörler yerleştikleri yerlere göre de belirti verirler. Optik sinir (Görme siniri) yakınında yer alanlar görme bozukluğuna neden olur iken hareketle ilgili beyin bölgesine yakın olanlar felçlere neden olabilirler. Bu nedenle beyin fonksiyonlarındaki bozukluklarda gerekli tetkikler yapılmalıdır

    METASTATIK TÜMÖRLER

    Metastatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/ veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.

    KÖŞE (PONTOSEREBELLAR) TÜMÖRLERİ

    Bu tümörler beyin dokusunun bir bölgesine yerleşmiş tümörlerdir. İşitme siniri tümörü ( Akustik nörinom) sık olarak görülen tümördür. Ayrıca menengiom ( Beyin Zarı Tümörü ) ve epidermoid tümörlere de rastlanır. Beyin tümörlerinin genel belirtilerine ilaveten bu bölge tümörlerinde işitme ve denge bozuklukları da görülmektedir. Bu tümörler küçük boyutta yakalandığında işitme korunabilir. Tümör çok büyük ise işitme korunamadığı gibi Fasial (Yüz) Siniri de etkilenebilir.

    GLİAL (BEYİN DOKUSUNA AİT) TÜMÖRLER

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler. Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi ( Sara nöbeti) bazı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.

  • Bel fıtığı (lomber disk hernisi) hakkında

    Bel fıtığı (lomber disk hernisi) hakkında

    Bel bölgemizde bulunan omurgaların arasındaki kıkırdak yapının yırtılarak, omurilikten çıkan sinirleri sıkıştırmasıdır. Önce şiddetli bel ağrısı, daha sonrada ayağa yayılan ağrıyla ortaya çıkar. Yatak istirahati ve bazı ağrı kesicilerle tedaviye rağmen, ağrısı geçmeyen, sosyal yaşantısı etkilenen ve ayakta felçler ortaya çıkan hastalarda uygulanan cerrahi girişimler bu gün hızla gelişmekte, hasta kısa sürede eski yaşantısına dönmektedir. Tedavisinde gecikilen vakalardaysa, ağrılar ve felçler kalıcı olmaktadır.

    Bel Anatomisi

    – Omurgada boyun, sırt ve bel bölgesinde 3 adet doğal eğrilik (kavis) vardır.

    – Bu eğrilikler sayesinde omurgamız üstüne düşen yük miktarını en aza indirir ve esnek bir biçimde hareket edebilir.

    – Bel bölgesi 5 adet omur ve sakrum(sağrı) kemiğinden oluşur.

    – Omurlar üst üste gelerek; içinden omurilik ve sinirlerin geçtiği omurga kanalını oluşturur.

    – Omurga omuriliği ve sinirleri korur; vücudumuzun hareketini sağlar.

    – Omurlar birbirlerine önde “disk” dediğimiz yastıkçıklar, arkada “faset” eklemleri ile tutunurlar.

    – Diskler aslında omurların birbirine sürtünmesini engelleyen jöle kıvamında amortisörlerdir.

    – Disklerin görevi yürüme, oturma, yük kaldırma sırasında oluşan sarsıntıları emmek, omurların üzerine düşen yükü eşit olarak azaltarak, ağırlığı dengeli biçimde alt seviyelere iletmektir.

    – Omurlar birbirlerine arkadan iki adet faset eklemi ile tutunur.

    – Her disk iki bölümden oluşur: sağlam liflerle örülmüş dış bölüm yumuşak ve jölemsi iç bölüm.

    – Sağlam dış bölüm yumuşak ve jölemsi iç bölümü korur ve esnek hareketi sağlar.

    – Omurga bu oluşumlar dışında bağlar ve kaslar tarafından desteklenir. Bağlar, diskleri ve omurları yerinde tutan sağlam şeritlerdir.

    – Kaslar ise hareketi denetler, omurgayı destekler ve sağlamlık kazandırır.

    -Omurilik beyinimizin verdiği emirleri vücudumuzun diğer bölümlerine taşınmasından sorumludur.

    – Omurilik üst bel bölgesinde sonlanarak bacak kaslarına, idrar kesesine, cinsel organlara giden sinir dalları verir.

    – Bu sinirler bacağın hareketini, hissini, idrar çıkarma, dışkılama ve cinsel fonksiyonunuzu sağlar.

    Bel Fıtığı Nasıl Oluşur?

    Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pek çok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar.

    Çünkü öyle insan vardır ki 120 kg. kaldırır, hiçbir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg. kaldırır, bel fıtığı olur.Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir. Kâinatta hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmamış olması gibi diskin beslenmesi de belirli bir plan ve program dahilinde gerçekleşmektedir.

    Belirli maddeler diskin belirli yerlerinden geçmektedir. Ancak yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar da azalır ve yaklaşık sekiz yaşından sonra hiç görülmezler. Bu yaştan sonra diskin beslenmesi diffüzyonla olur. Disklerin ihtiva ettiği su oranı da çocuk yaştan itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir ceninin diskinde su oranı % 90 iken, çocuklarda bu oran % 80’e, yetişkinlerde ise % 50-60’a düşer.

    Neticede disk de giderek küçülür ve yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler ve disk üzerine uygulanan mekanik kuvvetlerin yaptığı dejenerasyon eşlik eder.

    Diske giren oksijen ve besin miktarı giderek azalırken metabolizma artıklarının atılması zorlaşır. Disk zamanla elastikiyetini yitirir, artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olur. Diskin içinde bulunan ve tamir görevi üstlenen destek hücrelerinin sayısı da yaş ilerledikçe azalır.

    Tamir olayı zayıflar. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur. Yani zemin hazır hale geldikten sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki bu, hafif bir cismi kaldırmak veya sadece öksürmek de olabilir. Bazı ailelerin tüm fertlerinde kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nispeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay bel fıtığına yakalanmaktadırlar.

    Öyle aileler vardır ki, dede, baba ve çeşitli yakın akrabaları bel fıtığından ameliyat etmişizdir. Yani kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik yönünün olduğu da söylenebilir.

    Hangi Hastalar Ameliyat Edilmelidir?

    Bel fıtığına yakalanan hastaların büyük çoğunluğu cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilir. Ancak bazı hastalar vardır ki, mutlaka ameliyat olmaları gerekir.

    Konservatif tedavi dediğimiz cerrahi dışı metodlarla tedavi edilen hasta herşeye rağmen iyileşmiyorsa, yani dayanılmaz inatçı bir ağrıya sahipse ve bu ağrı doğal olarak hayat kalitesinin düşük seyretmesine yol açıyorsa, söz konusu hasta cerrahiye aday demektir. Ne kendisinin ne de çevresinin sürekli ıstırap çekmesine gerek yoktur.

    Bazı hastalar konservatif tedaviyle iyileşirler fakat bir süre sonra rahatsızlıkları yeniden nükseder. Bazen iyi, bazen kötü durumdadırlar. Hastalığı bu şekilde senelerce sürüp giden insanlar vardır. Her rahatsızlık döneminde iş, aile ve sosyal hayatları bundan ciddi şekilde etkilenir ve adeta altüst olur. Bunlar genelde cerrahiden çok korkan hastalardır.

    Bel fıtığı böyle sık nükseden ve özellikle iş hayatlarındaki verim ve kalite ciddi boyutlarda düşen, bu şekilde haftalar boyu normal yaşantıdan kopan kişilerde cerrahi müdahale gündeme gelmektedir. Bu gruptaki hastalara rahatsızlıklarının nedeni teferruatlı olarak anlatılmalı ve ameliyat kararı kendilerine bırakılmalıdır.

    Bel ve bacak ağrısıyla birlikte bacaklarında uyuşma, kuvvetsizlik, bacak adalelerinde zayıflama ve incelme bulunan hastalar da vardır. Sürekli kötüye gitmektedirler. Bunların daha fazla kötüye gitmelerine izin verilmemeli, ameliyatın gerekliliği kendilerine anlatılmalıdır.

    Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar ve büyük abdest yapamama veya tutamama, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacaklarda felce gidiş gibi belirtiler varsa o kişi acilen ameliyata alınmalıdır.

    Böyle bir hastada saatlerin hatta dakikaların dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

    Beklendiği takdirde bel fıtığının kendiliğinden iyileşeceği fikri her hasta için geçerli değildir. Bizim uzun yılları kapsayan tecrübelerimiz göstermiştir ki, başarılı bir cerrahi girişim iyileşme sürecini kısaltmakta ve hastalar işlerinin başına genellikle daha kısa sürede dönmektedirler.

    Bel fıtığı değişik tekniklerle ameliyat edilebilir. Ameliyat tekniği fıtığın yeri, büyüklüğü ve sayısına bakarak değişebilir. Doktor MR sonucuna bakarak her hasta için en uygun tekniğe karar verir.

    Başlıca 3 teknik vardır;

    Tam kapalı (endoskopik) yöntem

    Mikrocerrahi (mikroskop altında küçük kesi yeri ile) ameliyat

    Lazer (nükleoplasti) ile çok küçük fıtıkların yakılması

  • Beyin kanamaları ve tedavisi

    Beyin kanamaları ve tedavisi

    Beyin kanaması beyin içindeki atar damarlardan birinin yırtılması nedeniyle beyin içine kanama olması demektir. Kanama olduğu zaman da, esnek olmayan bir yapı olan kafatasının içinde bulunan beyin, içine dolan sıvının oluşturduğu basınç altında kalır, ezilir ve buna bağlı olarak çeşitli bulgular ortaya çıkar.

    Beyin kanamalarının çeşitleri

    Epidural ( kafatası ile beyinin en dış zarı olan dura arasında )

    Subdural ( dura ile beyin arasında )

    Subaraknoid ( beyin zarları arasına )

    İntraserebral ( beyin dokusu içine )

    EPİDURAL HEMATOM: Beyinin üzerinde DURAMATER denen bir zar vardır. Bu zarın üstünde bulunan damarlar travma neticesinde kırılan veya çatlayan kafatası kemiklerinin zedelemesi ile kanama yapabilirler. Oluşan kanama beyin zarı duramater ile kafatası kemikleri arasında birikir ve beyinin sıkışmasına neden olur. Ameliyat edilmezse beyin ölümü husule gelir ve hasta ölür.

    SUBDURAL HEMATOM: Şiddetli travmalarda beynin üzerindeki damarlarda zedelenebilir. Bu damarlardan sızan kan duramater (Beyin zarı) altında birikerek yine beyinin sıkışmasına neden olur.

    SUBARAKNOİD (ANEVRİZMA/BALONCUK) KANAMA. Ayrıca beynin üzerini örten çok ince bir zar olan araknoid zarın altına doğru da kanama olabilir. Bu tür kanamalarında neden damarlarda bulunan anvrizma denilen baloncuklardır.

    İNTRASEREBRAL HEMATOM: Beyin dokusu içine olan kanamalardır. Genelde hipertansiyonu olan hastalarda veya ani tansiyon yükselmesine bağlı gelişir.

    Kan sulandırıcı ilaç alan (coraspin, plavix, kumadin ) hastalarda bütün bu kanam çeşitleri gelişebilmektedir.

    TEDAVİ

    Tedavinin amacı hayatı kurtarmak, bulguları gidermek, kanamanın sebebini ortadan kaldırmak ve istenmeyen durumların gelişmesini önlemektir. Koma tedavisi hastanın uygun pozisyonda yatırılması, hava yolunun açık tutulması, yaşam desteği sağlanması ve kafa içi basıncının azaltılması amacıyla kafa içindeki sıvıyla dolmuş bölgelere ince bir plastik tüpün yerleştirilmesi olarak özetlenebilir.

    Cerrahi tedavi genellikle ihtiyaç duyulur. Bu kraniotomi (AÇIK) yoluyla kafatası açılarak kanamanın tipine göre zarın üstündeki veya altındaki yada beyin içindeki kan boşaltılır.

    Baloncuk (anevrizma) kanamalarında anevrizmaya klip konulur (açık ameliyat) ya da kasık atardamarlarından biri kullanılarak beynin içine bir koil (yay) gönderilmesi yoluyla yapılan endovasküler girişim aracılığıyla olur. Hangi tip bir ameliyat olacağı anjio sonrası belli olur. Beyin içine oluşan büyük miktardaki kanamanın giderilmesi için de cerrahi girişim yapılması gerekebilir.

  • Hidrosefali (beyinde su birikmesi) tanı ve tedavisi

    Hidrosefali (beyinde su birikmesi) tanı ve tedavisi

    HİDROSEFALİ (BEYİNDE SU BİRİKMESİ)

    HİDROSEFALİ NORMAL

    Hidrosefali, hidro=su ve sefali=baş kelimelerinin birleşiminden oluşan bir tanımlamadır. Genellikle beyinde aşırı su birikmesi olarak bilinmektedir. Burada belirtilen su “beyin-omurilik sıvısı”dır. Beynin bazı odacıklarında bulunan bu sıvının miktarının artması kafa içindeki basıncın yükselmesine ve beynin zarar görmesine neden olur.

    Beyin omurilik sıvısı gün boyunca sürekli olarak yapılır ve geri emilir. Bu sıvı beyni ve omuriliği sarar ve devamlı bir dolaşımı vardır. Üç temel görevi vardır: Beyin ve omuriliğe gelen darbelerin zararlı etkisini azaltmak, beynin beslenmesine ve atıkların taşınmasına yardımcı olmak, beyin ve omurilik arasında dolaşarak beyindeki basınç değişikliklerini düzenlemek.

    Hidrosefali her yaşta görülebilir, ancak sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda (60 yaşın üzerinde) olur. Yaklaşık 500 çocuktan birinde hidrosefali görülmektedir. Bu hastaların çoğunda tanı doğumda, doğum öncesinde veya erken bebeklikte konulmaktadır. Nadir olmakla birlikte genetik (kalıtsal) bozukluklara veya gelişimsel bozukluklara bağlı olabilir. Sık rastlanan nedenleri; beyin içi kanamaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, erken doğuma bağlı kanamalar ve menenjittir.

    Bulgular: Hidrosefali bulguları kişiden kişiye değişir. Sık rastlanan bulgular yaş gruplarına göre aşağıda belirtilmiştir.

    Yenidoğanda (0-2 ay); Başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması.

    Çocuklarda (2 ay ve üstü); Başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler. Daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir.

    Orta yaşlı erişkinlerde; Baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, demans (bunama), görmede bozukluk

    Yaşlılarda; İletişim kurmada bozukluk, yürümede dengesizlik, hatırlamada zorluk, baş ağrısı, idrar kaçırma.

    Hidrosefalisi olan hastada doktorunuz bir tedavi başlamadan önce sizinle konuşarak sorular soracak, muayene edecek, ve bazı tetkikler (Beyin Tomografisi, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Beyin Ultrasonografisi) isteyecektir. Hidrosefalinin tanısı, neden oluştuğu ve nasıl bir tedavi süreci gerektirdiği bu tetkiklerden sonra belli olacaktır. Çocuklarda sadece başın büyük olması, hidrosefali hastalığının olduğunu göstermez. Ancak beynin görüntüleme teknikleri kullanılarak tanı kesinleştirilir.

    Tanı anne karnında bebek doğmadan önce konulursa; yürürlükteki yasalara göre gebeliğin sonlandırılması için hastanelerdeki etik kurul heyetinin vereceği rapora ihtiyaç vardır.

    Hidrosefali Nedenleri:

    Hidrosefaliye yol açan nedenler yaş grubuna göre çeşitlilik göstermektedir.

    1-Yenidoğan (0-2ay): Doğumsal: En büyük grubu bu hastalar oluşturmaktadır. Sadece hidrosefali olabileceği gibi omurgada gelişen diğer doğumsal anomaliler (meningomiyelosel) ile birlikte olabilir. Beyin içi kanamaları: Genellikle kendiliğinden oluşan kanamalar sonrasında beyin odacıkları genişlemektedir.

    2-Çocuklar ve yetişkinler: Beyin enfeksiyonları, beyin kanamaları, beyin tümörleri ve kafa travmaları.

    3-Yaşlılar: Normal basınçlı hidrosefali; beyin omurilik sıvısının emiliminin azalması sonrasında beyin odacıklarının genişlemesidir.

    Hidrosefali Tedavisi

    Hidrosefali hastalığının ilaçlarla tedavisi mümkün değildir. Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali düzeltilebilir. Seçilecek cerrahi girişim şekilleri hidrosefalinin altta yatan sebebine göre farlılık gösterecektir.

    Eğer beyin-omurilik sıvısının dolaşımının bozulmasına neden olan bir tıkanıklık varsa neden olan tıkanıklığa (tümör, kist v.b.) yönelik cerrahi tedavi yapılabilir. Tıkanıklık açılamıyorsa beyin-omurilik sıvısının beyin içi dolaşım yolları cerrahi girişimlerle değiştirilebilir.

    Hastaların çoğunluğunda beyin-omurilik sıvısının dolaşımını eski haline getirmek mümkün olmadığı için sıvının beyinden başka bir vücut boşluğuna aktarımı sağlanmalıdır. Bu aktarım için “şant” adı verilen ince uzun elastik, silikon bir boru kullanılır. Tek yönlü ve kontrollu hızda çalışması için kafa derisinin altında sistemin “pompa” denilen parçası bulunur. Fazla olan beyin-omurilik sıvısı bu ince boru sayesinde vücudun başka bir bölgesine taşınır. Böylece beyin içindeki basıncın artması önlenir. Ancak beyinde aralıksız olarak su üretildiği için bu sistem sürekli olarak çalışmak zorundadır. Şant cilt altında olduğu için ancak bebeklerde dışardan bakıldığında fark edilebilir. Çocuklarda ve yetişkinlerde ise elle muayene edildiğinde cilt altındaki boru hissedilebilir.

    Şant, genel anestezi altında ameliyatla yerleştirilir. Kafatasına küçük bir delik açılarak şantın ucu beyin içindeki, beyin omurilik sıvısının bulunduğu odacığa yerleştirilir. Daha sonra baş, boyun ve karın cildinin altından geçen bir tünel açılarak şantın diğer ucu, bu sıvının rahatlıkla emilebileceği kalp veya karın boşluğu içine yönlendirilir. Ameliyat sonrası enfeksiyonu önlemek için kısa süreli antibiyotik kullanılabilir.

    Cerrahi sonrası hasta bir süre hastanede gözlenir. Genellikle hastanın şikayetleri bir süre sonra düzelir. Ancak beyin dokusunda kalıcı hasar meydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Görme ve zeka gibi fonksiyonların düzelmemesinin en önemli sebebi tedavinin gecikmesidir. Hastanın hastanede kalış süresi hastanın iyileşme durumuna göre değişir. Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir. Hidrosefali nedeniyle tedavi edilen hastaların önemli bir kısmı normal hayatlarını sürdürebilirler. Şantın çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında değiştirilmesi gerekebilir.

    Third ventrikülostomi adı verilen amaliyatta ise kafatasına açılan bir delikle endoskop adı verilen bir kameralı uç yardımı ile beyin boşlukları içindeki yapışıklıklar açılarak biriken suyun dolaşımı hızlandırılır

  • Skolyoz (omurga eğriliği)

    Skolyoz (omurga eğriliği)

    Skolyoz, omurganın göğüs veya bel bölgelerinde görülebilen, yana doğru eğriliğidir. Normal ve sağlıklı omurgada omurlar arkadan bakıldığında yukardan aşağıya yani boyun, sırt ve bel bölgelerinde düz bir hat şeklinde uzanır. Skolyozda ise omurlar sağa veya sola doğru yer değiştirir ve aynı zamanda kendi eksenleri etrafında döner.Omurgaya arkadan bakıldığında eğrilik düz durulduğunda bile fark edilebildiği gibi bazen bu denli net değildir ve ancak öne eğilme durumunda, kontroller ve röntgen filmlerinde anlaşılabilir.

    NASIL ANLAŞILIR

    Skolyoz daha çok ergenlik yaşlarında karşımıza çıkar ve erken dönemlerde müdahale edilmediği takdirde hem kozmetik hem de kalp ve solunum sistemi üzerinde telafisi zor hasarlara yol açabilir.Hastanın ve kendisinin vücut şeklini gözlemleyerek bazı belirtileri fark etmesi hastalığın teşhisinde önem arz eder. Bu belirtiler;

    Omuz seviyeleri arasında eşitsizlik

    Bel çukurlarındaki asimetri

    Bel kemiğinde bir tarafın öne çıkıntı yapması

    Sırtta bir tarafta kemik kabarıklık (kürek kemiğinde tümsek görünümü)

    Vücut dengesinde sağa yada sola kayma

    TEŞHİS YÖNTEMLERİ

    Skolyoz tanısı ayakta çekilen tüm omurgayı içine alan röntgen filmi ve klinik muayenede yukarıda sayılan belirtilerin bir veya birkaçının bulunması ile konulur. Skolyoz tanısı konulduğunda sebebe yönelik MR incelemesi gereklidir. Ayakta çekilen tüm omurganın ön arka ve yan radyografilerinde, eğriliğin başladığı ve sonlandığı omurlar arasındaki açı ölçülür ve bu açının ilerlemesine göre takip edilir. Bu açıya Cobb açısı denir.

    TEDAVİ

    40 derecenin üzerindeki eğriliklerde ve büyüme potansiyelinin devam ettiği hastalarda cerrahi tedavi tek seçenektir. Cerrahi tedavi sırt ve bele yerleştirilen implantlar (vida-çubuk) yardımıyla başarılı bir şekilde yapılabilmektedir. Cerrahi sırasında omurilik fonksiyonlarının monitorize edilmesi (nöromonitorizasyon) hasta ve hekim açısından işlemin güvenilirliğini artıran bir yöntemdir ve merkezimizde rutin olarak kullanılmaktadır.

    Ameliyat süreci hastaların konforu açısından son derece profesyonel olarak organize edilmektedir. Uygulanacak cerrahi metodu skolyozun tipine göre doktorunuz tarafından belirlenir ve size detaylı olarak yapılacak işlemler anlatılır. Hastalarımızın %90’ında tek bir cerrahi ile sonuç alınmaktadır. Ameliyatın ertesi günü hastalar ayağa kaldırılarak yürütülür. Hastanede kalma süresi yaklaşık 5 gündür. Ameliyat sonrası üçüncü haftadan sonra genellikle günlük aktivitelere dönüş mümkün olur.

  • Tam kapalı (endoskopik) bel fıtığı ameliyatı

    Tam kapalı (endoskopik) bel fıtığı ameliyatı

    Lomber endoskopik diskektomi minimal invaziv bir cerrahi yöntemdir. Minimal invaziv girişim artık tüm cerrahi alanlarda yaygın olarak kullanılmaktadır, nitekim özellikle bazı omurga hastalıklarında ilk tercih edilen cerrahi girişim şeklidir.

    Cerrahi sonrası ağrının az olması, az kan kaybı, hastanede yatış süresinin az olması, normal yaşama erken dönülmesi özellikle cerrahiye bağlı anatomik hasarın açık cerrahiye göre daha az olması, minimal invaziv yöntemleri kaçınılmaz yapmıştır. Bu hastalar tam kapalı bel fıtığı ameliyatı için uygun hastalardır. Ameliyat ciltte 0.5 cm’lik bir kesiden yapılır. İşlem lokal ya da genel anestezi ile yapılabilmektedir. Ameliyatta teknolojik alt yapının çok iyi olması gerekir, çünkü işlem kapalı yapıldığından radyolojik ve endoskopik görüntüleme sistemlerinin yüksek kalitede olması şarttır.

    Cilt kesisinden sonra radyolojik görüntüleme altında bir iğne ile diske ulaşılır, sonrasında disk, radyo-opak bir madde ve daha sonra problemli diski endoskopik çıkarımda belirleyecek bir başka boya ile boyanır. Bu teknik sayesinde diskin sadece fıtıklaşmış parçası tanınır ve çıkarılır. İşlemin uygulanacağı tüp ve kamera, omurgada var olan anatomik boşluklarda ilerletilir ve fıtıklı bölgeye hiçbir dokuya hasar vermeden ulaşılır. Hastalar ameliyathaneyi ağrısız bir şekilde terkeder, ertesi yürür ve taburcu olur. Ağır iş dışında işe dönüş süresi 3 haftadır. Tüm bel fıtığı hastalarının yüzde 60-70’inde uygulanabilen bu teknikte açık cerrahide endişelenilen kilolu hastada da rahatlıkla uygulanabilir.

    Tam kapalı bel fıtığı ameliyatında anatomik boşluklar kullanılarak hasarlı dokuya ulaşıldığından, çevre sağlıklı dokulara hasar verilmez.

    En az hasarla fıtığın çıkartılabilmesi, iş güç kaybının en aza indirilmesi, ameliyat sonrası hastanın ağrısının hızla azalması ve hızla günlük hayatına başlayabilmesi bu tekniğin önemli avantajlarıdır. Sonuç olarak tam kapalı bel fıtığı ameliyatı teknik olarak sağlıklı dokuların kesilmediği ve dolayısıyla buna bağlı olarak operasyon sonrasındaki beklentilerin çok daha iyi olduğu bir seçenektir.

  • Spina bifida yani anne karnında gelişim sırasında ortaya çıkan aksaklıkların neden olduğu sorunlar !

    “Konjenital” terimi ,bebeğin anne karnında gelişmesi sırasında, gelişim aşamalarında ortaya çıkan aksaklıkların neden olduğu sorunları ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Bu tip kusurlu gelişimler için “doğumsal gelişme kusuru” ya da “anomali” terimi de kullanılmaktadır.

    Gelişim aşamalarındaki kusurların oluşturduğu sorunlar bir çok ve çeşitlidir. “Spina bifida” bu kusurlar içinde omuriliğin gelişmesi sırasında görülen kusurların sebep olduğu arızalar için kullanılan bir terimdir. Diğer gelişim kusurları için farklı terimler kullanılmaktadır. Omuriliğin gelişme aşamalarına kısaca bakacak olursak, konuyu daha iyi anlamak mümkün olacaktır. Bebeği oluşturan embriyo önceleri iki tabakalı ve boyu yaklaşık 1.5 mm iken , bu embriyonun üst tabakasının tam ortasında beliren bir çizgi boyunca yükselen tabakanın karşılıklı olarak orta hatta birleşmesi ve adeta bir boru oluşturması ile merkezi, sinir dokusunun gelişmesi başlar. Oluşan bu borunun bir ucundan beyin meydana gelir.Diğer ucu ise omuriliğin son ucunu oluşturur. Orta hatta birleşerek bir boru oluşturan bu süreç tam olarak oluşamaz ve tabakalar orta hatta birleşemezlerse, işte ona “orta hat kapanma kusurları” denilmektedir. Halk arasında bu konu kısaca spina bifida olarak bilinmektedir ama işin esası orta hat kapanmasında kusurudur.

    Sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik bir yatkınlığın olmasının bu tip kusurların ortaya çıkmasını kolaylaştırıcı olduğu bilinmektedir. Ancak

    genetik konusuna yanıt ararken bu gelişim kusurunun kalıtsal olmadığını hemen belirtmek gerekir. Kalıtsallık ile ilgili bir önemli durum, bir ailede bir tane myelomenigoselli bebek var ise ikinci bebeğin böyle olma tehlikesi, genel görülme düzeyi olan 1/1000 den 30/1000 e yükselmektedir. Ayrıca, bizim de laboratuarda tavuk embriyosu üzerinde yaptığımız çalışmalarda, sigara, alkol, folik asitten yetersiz beslenme ve bazı ilaçların böyle sorunlara yol açtığı bilinmektedir. Akraba evliği ile spina bifida arasında bilinen doğrudan bir bağ yoktur. Ama, iki spinabifidalı kişinin evlenmesi halinde böyle bir bebeğe sahip olma olasılığı artacağından gebeliği, çok iyi izlemek gerekecektir. Artık yaygın olarak bilin bir husus da “folik asit” takviyesinin bu tip kusurların oluşmasını önlemede yardımcı olduğundur. Folik asit takviyesi gebelik “öncesi” başlandığı ve devam edildiği taktirde bu tip sorunların üstesinden gelinmede % 72 yardımcı olmaktadır. Gebelik sırasında iyi bir ultrasonografi takibi çok önemli olmaktadır.

    Birçok düzeyde (ağır-hafif olarak sınıflanabilir) orta hat kapanma kusuru vardır. En ağırı, myelomeningosel olarak adlandırılan ve omurilik gelişmesinde, neredeyse omuriliğin hiç gelişme göstermediği durumdur. Ne kadar kuyruk sokumuna yakın ise hasar ve nörolojik kusur o kadar azdır ve bu durum bebeğin şansı olarak yorumlanabilir. Daha yukarı ( kafaya yakın) düzeylerdeki kusurlarda nörolojik tablo çok ağırdır, bebeğin ayakların hiç oynamaması gibi bir durum da söz konusudur. Dışarıdan belirti vermeyen gizli spina bifida durumlarında da omurilik gerginliğin giderilmesi için cerrahi girişim gereklidir.

    Beyin ve omurilik aynı kese içinde olduğundan, açık spina bifidası olan bebeklerin buradan mikrop kaparak menenjit olmaları tehlikesi nedeniyle, kapalı olanların ise gergin omurilik olması nedeni ile vakit geçirmeden ameliyat edilmeleri ve kusurun vakitlice düzeltilmesi gereği vardır. Hafifi bir nörolojik tabloda gelen hastaya, ilave sorunlar yüklemeden cerrahi girişim yapabilmekteyiz ve daha sonra yapılacak olan yoğun rehabilitasyon çalışması ile hastalar normal yaşantılarını sürdürebilmektedirler.

  • Bel fıtığını tanıyalım

    Öncelikle, fıtık sözcüğünün anlamı üzerinde biraz durmak gerekir. Fıtık, esas olarak, kendisine ait olmayan bir bölgeye giren, tecavüz eden, işgal eden organı tanımlamak için kullanılmaktadır. Örneğin göğüs boşluğu ile karın boşluğunu ayıran diyafragma adalesinideki bir yırtık nedeni ile mide akciğerlerin olduğu göğüs boşluğuna girse bunun adı “mide fıtığı” dır. Yani bir dokunun kendisine ait olmayan bir bölgeye girmesi söz konusudur.

    Bel fıtığı İnsan vücüdunda yaklaşık 33 adet omur vardır. Bunlar boyun, sırt , bel, kalça ve kuyruk sokumu bölgeleri olarak adlandırılmaktadır. Bu bölgelerden kalça (sakrum) bölgesi birbirine bitişik 5 adet omuradan oluşurken, kuyruk sokumu da çok küçük beş ad et (gelişmemiş kuyruk olarak nitelendirilir) omurdan oluşur.

    Diğer omurlar arasında, (ilk birinci omur ile ikinci omur arası hariç) tampon vazifesini gören, disk şeklinde kıkırdak yastıklar vardır. Bu yastıklar yumuşak ve sulu kıvamlı olup, “anulus fibrozus” adı verilen bir kılıf içine yerleşmiş kıkırdak dokudan oluşurlar.

    Bu kıkırdak dokunun kendisine ait bir kan damarı olmadığından zedelendiğinde kendisini tamir etmesi çok güçtür.

    belfitigi 2 Zorlama hareketleri (özellikle öne doğru eğilmişken ağır kaldırma) bu kıkırdak içindeki yapının bozulmasına ve kıkırdağın kurumaya ve sertleşmeye başlamasına neden olur. İçeriden dışarıya doğru basınç yapan ve çevresindeki kılıfı zorlayan iç çekirdek bel ağrısına neden olur. Bazen, kılıfın aşırı zorlanması kılıftan bazı kimyasal maddelerin yayılmasına ve çevredeki sinir dokusunu rahatsız etmesine neden olur ki, bazen bu durum içerideki çekirdek tabir edilen kıkırda kılıfını yırtarak dışarıya çıkmış ve sinir dokusu üzerine bası yapıyormuş gibi yani (öyle olmadığı halde) fıtık oluşmuş gibi bulgular verir. Bu bulgular ne yapılırsa yapılsın bir süre sonra geçer ve hasta bel fıtığının iyileştiğini zanneder. Bel çekme, alabalık sarma ya da akıl almaz bir takım uygulamaların bel fıtığına iyi geldiğinin sanılması işte bu yüzdendir.

    Bel fıtığı 3 Belirli bir zaman sonra kılıf yırtılıp içerideki çekirdek kendisine ait olmayan bölgeye geçtiğinde, yani gerçek fıtık oluştuğunda bel ağrısı geçer ama bacak ağrısı bu kez hastayı çok rahatsız eder. İşte bu durum cerrahi girişim uygulanması gerekli gerçek bel fıtığıdır ve bel ağrısı çeken hastaların kabaca %10 u bu nedenle ameliyata gereksinim duyarlar . Bel fıtığı tedavisinde kemiklerin birbirlerine vidalanması gibi bir tedavi yöntemi söz konusu değildir. Kemiklerin birbirlerine bağlanması konusu tamamen ayrı bir konudur ve bir başka yazının konusu olacaktır.

  • Sinir sıkışması hastası olabilirsiniz!

    Sinir sıkışması hastası olabilirsiniz!

    Normal koşullarda duyu ve hareket özelliğinin bir arada uyum içinde çalışması sayesinde kolların, bacakların, el ve ayakların tüm hareketleri kusursuz biçimde gerçekleşir ve herhangi bir yakınmaya yol açmaz; ancak bazı hallerde el ve ayak kaslarına giden sinirler ince kanallardan geçerken basıya uğrar ve sinir sıkışması meydana gelebilir.

    Sinir sıkışmaları içinde en sık görüleni “Karpal Tünel Sendromu” olarak bilinir ve el bileğiyle birlikte el parmaklarını etkiler.

    Elin ilk dört parmağına giden median sinirin el bileği hizasında sıkışmasıyla ortaya çıkan bu rahatsızlık, meslek gereği ellerini çok kullananlarda (bilgisayar kullananlar, masa başı çalışanlar) ve ev hanımlarında sık görülür.

    Ayrıca Şeker ve Tiroid hastalarında da sinir sıkışması sıklıkla görülebilir.

    Dirsekte sinir sıkışması (Kubital tünnel sendromu) ise daha çok masa başında çalışan kişileri hedef alıyor, masaya dayanan bölgenin bası altında kalmasıyla sinir sıkışmaları yaşanıyor.

    Sinir Sıkışması Belirtileri Nelerdir ?

    En önemli belirtisi gece uykudan uyandıran el uyuşmalarıdır. Bazen ağrı da olabilir ama uyuşmalar genelikle ön plandadır; hastalar ellerini silkeleyince rahatladıklarını belirtir. Gün içinde bu yakınmalar tekrarlar ve zamanla el parmaklarının kuvveti azalır, elde tutulan eşyalar düşmeye başlar.

    Özellikle sivri burunlu, yüksek topuklu ayakkabı giyenlerde ve ağır işlerde çalışanlarda ayak bileğinde ve ayak parmaklarında benzer bir durum gelişir ve “Tarsal Tünel Sendromu” olarak adlandırılır. Benzer yakınmalar ayak bileği ve ayak parmaklarında ortaya çıkar.

    Her iki sinir sıkışması rahatsızlığında öncelikle kesin tanının konması gerekir. İlk muayenenin ardından EMG adı verilen hassas bir sistemle sinir iletilerinin ölçülmesi gerekir. Bu inceleme sonucunda çok ilerlemiş olmayan ve henüz kuvvet kaybı gelişmemiş olgularda tıbbi tedavilerle birlikte fizik tedavi yöntemlerine başvurulur. Elin istirahatini sağlayan uygun bir atel verilir ve bazı durumlarda enjeksiyon tedavisi uygulanabilir. Sinirin sıkıştığı bölgede rahatlaması ve iyileşmesinin hızlanması için fizik tedaviden yararlanılır.

    İlerlemiş ve ağır olgularda ise cerrahi yöntemlere başvurulur. El veya ayak bileğine yapılan ameliyatla sinirin geçişi rahatlatılır. Ameliyat lokal uyuşturma ile yapılabileceği gibi genel anestezi altında da yapılabilir. Ameliyat Mikrocerrahi yöntemlerle yapıldığından sinirlere herhangi bir hasar meydana gelmez.

    Ameliyattan sonra evde rehabilitasyon programı uygulanarak eklem sertliklerinin giderilmesine ve kasların güçlendirilmesine çalışılır. Daha sonra aynı rahatsızlığın tekrarlamaması için mesleki faktörlerin düzeltilmesine çalışılır, el ve ayağın kullanımıyla ilgili hataların düzeltilmesine yönelik eğitim ve egzersizler yaptırılır.

  • Brakial pleksus yaralanmalarında tedavi yaklaşımlarım

    Brakial pleksus yaralanmalarında tedavi yaklaşımlarım

    Askeri hekimlikte çok sık karşılaştığım bir yaralanma şekli olan Brakial pleksus yaralanmaları mesleki deneyimlerimlerime göre sinir yaralanmalarının en ağır şeklidir fakat tedavisi imkansız değildir. İyileşme süreci biraz uzun ve sabır gerektirir fakat uygun cerrahi yaklaşımlarla ve zamanlama ile yüz güldürücü sonuçlar alınabilir.

    Travmatik Brakial Pleksus yaralanmaları 3 şekilde meydana gelir. Bu yaralanmalar sonucu alt, orta ve üst sinir köklerinde ya da tümünde sinir yaralanması olabilir. Bu hastalarda eşlik eden damar yaralanmaları ve kemik kırıkları da olabileceği düşünülmeli ve gerekli tetkikler yapılmalıdır. Ağır düzeyde ve kalıcı fonksiyon kayıpları olabileceğinden uygun zamanda cerrahi müdahale yapılmalıdır. Hastaların büyük bir kısmında kolun nörolojik fonksiyonlarındada belirgin düzelme sağlanır.

    Brakial Pleksus sinirlerinde yaralanmalar şu şekillerde gelişebilir;

    Kesici, delici ve ateşli silahlarla yaralanma; Bıçak ya da cam gibi kesici aletlerle brakial pleksus sinirlerinin kesilmesi sonucu olabilir. Bunun dışında tabanca, tüfek mermileri yada şarapnel ile yaralanma sonucunda da pleksus sinirlerinde hasarlanma olabilir.

    Kesici aletlerle yaralanmalarda zaman kaybetmeden sinir tamirine yönelik cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Erken cerrahi sonuçları her zaman daha iyidir. Ateşli silahlarla yada şarapnel ile yaralanma da ise yaklaşık 3 haftalık bir süre yara iyileşmesi ve antibiyotik tedavisi için beklenmeli ve bu sürede herhangi bir düzelme yoksa MR ile yaralanma yeri tespit edilerek sinir tamiri yapılmalıdır.

    Künt travma ile yaralanma; Omuzun aşağıya doğru aşırı bastırılması, başın ise omuzdan ayrılacak şekilde kuvvete maruz kalması ki bunlar başta motorsiklet kazaları olmak üzere trafik kazaları sonucu meydana gelir, sonucu ortaya çıkan sinir hasarlarıdır.

    Bu tür yaralanmada MR ile inceleme yapılarak sinir köklerinde omurilikten çıkış yerinden kopma var mı yok mu bakılmalıdır. Bunlar en ağır hastalardır. Bu tür hastalara en geç 3 ay içerisinde sinir transferi yapılabilir.

    Meme ve akciğer kanseri hastalarında Radyoterapi tedavisini mütakip rasyasyona bağlı brakial pleksus hasrları gelişir. Sinir ileti testleri (EMG) ve MR Nörografi incelemelerini mütakip ağır fonksiyon kaybı ve şiddetli ağrısı olan hastalarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır.

    Cerrahi tedavi sonrası belirgin nörolojik iyileşme ve ağrı kontrolü sağlanabilir. Ameliyat öncesi ve sonrası fizik tedavi iyileşme sürecinin vazgeçilmez bir parçasıdır.