Kategori: Anestezi ve Reanimasyon

  • Ağrıların nedeni stres

    Ağrıların nedeni stres

    Stres, Hormonların Dengesini Bozuyor

    “Aşırı Stres, Hormonların Dengesini Bozuyor, Bu da Kaslarda Şiddetli Ağrılara Neden Oluyor”

    Stres, kortizon ve adrenalin hormonlarının aşırı düzeyde salınımına neden olarak başta kaslarda şiddetli ağrıların ortaya çıkmasına sebep oluyor.

    Vücudumuzun normal fonksiyonlarını yerine getirmek için gerekli olan düşük oranlı stres, kontrolden çıktığında kortizon ve adrenalin türevi hormonların aşırı düzeyde salınmasına neden olur, bu da başta boyun ve sırt kasları olmak üzere birçok bölgede şiddetli ağrıya yol açar.

    Stres ağrıyı, ağrı da stresi tetikler. Kortizon ve adrenalin türevi hormonların aşırı derecede salınmasına neden olan stres, özellikle boyun ve sırt bölgelerine giden kanın azalmasına, oksijen oranının düşmesine, böylece de bu bölgelerdeki kasların sertleşmesine yol açarak yorgunluğa ve ağrıya sebebiyet vermektedir.

    Stres Kaynaklı Ağrılar Vücudun Kendi Kendini İyileştirme Mekanizması İle Yok Edilebiliyor

    Günlük yaşamımızın bir parçası haline gelen stresin düşük oranda olmasının vücudumuzun normal fonksiyonlarını yerine getirmesine yardımcı olduğu ancak kontrolden çıkması durumunda başta boyun ve sırt kasları olmak üzere birçok kasta ağrıya neden olduğu bilinmektedir. Yüksek seviyeli stres, kortizon türevi hormonları aşırı derecede uyarmaktadır. Stresle uyarılan adrenalin benzeri hormonlar normalde hissedilmeyecek olan ağrının dahi algılanmasını artırır.

    Aşırı Stres Boyun ve Sırt Kaslarında Ağrıya Neden Oluyor

    Kontrol edilemeyen stres boyun ve sırt kaslarında şiddetli ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Kliniğimize bel ya da boyun ağrısı şikâyeti ile başvuran hastaların büyük çoğunluğu stresli bir dönemin ardından gelmektedirler. Örneğin, siyatik rahatsızlığı olup belirti vermeyen bir hasta stresli bir durumun ardından şiddetli kalça ve bacak ağrısı ile doktora başvurabilmektedir. Anlaşılacağı gibi stres pek çok ağrılı durumu da tetikleyebilmektedir.

    Stres hormonları olarak bilinen adrenalin türevi hormonlar, aynı zamanda kasların sertleşmesine de neden olmaktadır. Özellikle boyun ve sırt kasları bu tür kasılmalara karşı hassastır. Kasılan kas ise, dokulara giden kanın azalmasına ve oksijen oranının düşmesine neden olur. Bu da ilgili kaslarda yorgunluğa ve ağrıya sebebiyet verir.

    Stres ve Ağrıya Karşı; Egzersiz

    Ağrı-stres, Stres -ağrı kısır döngüsünü kırmanın en iyi yolu egzersiz yapmaktan geçer. Hareketsiz yaşamdan uzak durulması gerekmektedir. Türkiye Proloterapi ve Ağrı Kliniği olarak; hastanın strese neden olan ağrılarını proloterapi adını verdiğimiz yöntemle çözmekle kalmıyor, hastaya stresle baş etme becerisini arttıracak destek veriyoruz. Stresi yönetme, önleme konularında farklı yöntemler ışığında danışmanlık ve eğitimler veriyoruz.

  • Menisküs yırtıklarını vücudunuz tedavi etsin

    Menisküs yırtıklarını vücudunuz tedavi etsin

    Vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasını devreye sokan şekerli serum uygulaması ile menisküs yırtıkları, bağ yırtıkları, diz kireçlenmeleri, cerrahi müdahaleye gerek kalmadan kalıcı olarak tedavi edilebiliyor.

    Genç yaşlarda genellikle sporcularda görülen ancak bilinçsiz şekilde yapılan spor, aşırı kilo alımı gibi nedenlerle de her yaştan insanda oluşan menisküs yırtılması, vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasını devreye sokan şekerli serum uygulamasıyla tedavi edilebiliyor. Menisküs yırtıkları, bağ yırtıkları ve diz kireçlenmelerinde hasarlı doku üzerine uygulanan şeker ve su karışımı özel bir solüsyon ile oluşturulan inflamasyon sonucunda kan akışı artar ve hasarlı bölgeye kıkırdak-ligament-tendon gibi yapıları tamir eden hücreler gelir böylece yeni doku iyileşmesi başlayarak ilaç ve cerrahi müdahaleye gerek kalmadan tedavi gerçekleşir.

    Ani hareket ve zorlanmalar, bilinçsiz şekilde yapılan spor, kilo alımı gibi nedenlerin yanı sıra genellikle genç yaşlardaki sporcularda görülen menisküs yırtılmaları, zorlanma olmadan orta ve ileri yaşlarda da ortaya çıkabilmekte ardından protez ameliyatına kadar gidebilen kireçlenmelere neden olabilmektedir. Vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasını devreye sokan şekerli serum uygulaması Proloterapi yöntemi ile diz bölgesindeki bağların kuvvetlendirilerek, eklem üzerindeki yükün azaltılıp yırtığın kendini iyileştirilmesini sağlamaktadır.

    Diz Ağrısı Şikâyetlerinde Sorun Bağlarda…

    Çoğunlukla diz ağrılarıyla gelen hastalarda esas sorunun eklem dışındaki bağlarda olduğunu görüyoruz. Bu bağların esas görevi; dizi sabitlemek ve yükü taşımaktır. Bağlardaki yıpranma, eklem arasındaki menisküsün aşırı yük taşımasına ve yanlış bir hareketle yırtılmasına sebep olmaktadır.

    Proloterapi uygulaması ile bu bağları güçlendirip özellikle sporcularda diz sakatlıklarının önüne geçilebilmekteyiz. Vücudun iyileştirme gücünü harekete geçiren proloterapi ile zayıflamış işlevliğini kaybetmiş eklemler, kıkırdaklar, ligamentler ve tendonlar güçlendirilerek tekrar eski haline getirilmektedir. Menisküs yırtığı başta olmak üzere, diz ağrısı ve sakatlık şikayetlerinde rahatsızlığın kaynağı olan hasarlı doku üzerine şeker ve su karışımı özel bir solüsyonun enjekte edilmesi ile sağlanan mikropsuz iltihap sonucu vücut bölgeye kan ve besin desteğini artırır, bunun sonucunda da doku onarımı gerçekleşir.

    Menisküs Sadece Sporcu Hastalığı Değildir!

    Menisküsün yalnızca bir sporcu hastalığı değildir. Proloterapi yöntemi ile diz bölgesindeki kıkırdak doku ve bağların kuvvetlendirilerek, eklem üzerindeki yük azaltılır böylelikle yırtığın kendini iyileştirmesi sağlanır. Bu tedavide kök hücrelerin kendiliğinden, doğal iyileştirme cevaplarından yararlanılmakta ve değişik hücre gruplarına dönüşümlerine gerek duyulmadan, direkt iyileştirici etkileri kullanılmaktadır.

  • Baharın getirdiği ağrılardan kurtulmak mümkün

    Baharın getirdiği ağrılardan kurtulmak mümkün

    Bahar yorgunluğu, kas ve eklem ağrılarını da beraberinde getiriyor. Mikropsuz iltihap enjeksiyonuyla, bahar yorgunluğunun yol açtığı ağrıları üstünüzden atabilirsiniz.

    Güneşin yüzünü gösterdiği ve doğanın canlanmaya başladığı bahar mevsimi, insan üzerinde tam tersi etki bırakıyor. Havadaki elektrik yükünün, buna bağlı olarak pozitif ve negatif yüklü iyon artışının sinirleri etkileyerek stres seviyesini yukarılara çekmesi bahar yorgunluğuna yol açıyor. Kendisini yorgunluk, halsizlik, enerji düşüklüğüyle hissettiren bahar yorgunluğu, kortizon türevi hormonların aşırı düzeyde salınmasıyla da baş, boyun, sırt ve bel bölgelerinde ağrılara neden oluyor.

    Özellikle bahar mevsiminde artan ağrıların, vücudumuzun bizimle konuşma yöntemi olduğunu ve bu sesi ağrı kesicilerle kısmak yerine, ağrıların altında yatan nedenlerin araştırılması gerekmektedir. Doğanın kendini yenilediği bahar mevsiminde artan ağrılardan kalıcı olarak kurtulmak da mümkündür.

    Mevsim geçişlerinde migren nöbetleri artıyor

    Bahar ayları aynı zamanda ağrıların arttığı dönem olarak da dikkat çekiyor. Halsizlik, yorgunluk ve mutsuzluk hissi, tüm vücutta özellikle kaslarda ağrılara yol açabilir. Bunun nedeni de mevsimsel geçiş döneminde hormonlarda olan değişiklik ve kan akışıdır .

    İlkbaharda en sık görülen ağrılar baş bölgesindedir ve migren ve gerilim tipi ağrılarda sıklaşmaktadır. Özellikle migren hastaları mevsim geçişlerinde sık sık nöbet geçirir. Bahar yorgunluğuyla beraber ortaya çıkan diğer ağrılar da halk arasında kulunç olarak bilinen, sırt ve bel bölgesinde yoğunlaşan ağrılar kişide büyük rahatsızlık yaratıyor. Bahar aylarında kürek kemiğinde, boyun ve bel bölgesinde bıçak saplanmasına benzer şekilde ortaya çıkan ağrılar ise sık karşılaşılan ağrı türleri arasında yer alıyor.

    Mikropsuz iltihap ile ağrılara çözüm

    Ağrıya maruz kalma açısından kadınların erkeklere oranla daha fazla risk taşıyor. Ağrı kesiciler ile geçiştirilmeye çalışılan kronik ağrılardan mikropsuz iltihap yöntemi ile kalıcı olarak kurtulmak da mümkündür.

    Mikropsuz iltihap enjeksiyonu ile vücudun doğal iyileştirme mekanizması devreye sokularak, ağrıya sebep olan bulguların ortadan kaldırılması mümkündür. Proloterapi adı verilen bu tedavi yöntemiyle bahar aylarına daha enerjik, sağlıklı ve canlı girilmesi mümkün olmaktadır. Ağrının kaynağı olan hasarlı bölgeye şekerli sudan oluşan özel bir solüsyonun enjekte edilmesiyle hasarlı bölgede mikropsuz iltihap oluşturuluyor. Vücut, oluşturulan bu mikrobu yok etmek için, hasarlı doku üzerine tamir edici hücreleri hızla gönderiyor ve hasarlı dokuyu kendisi tamir ediyor.

    Proloterapi yöntemi 1930 yılından günümüze başta Amerika ve Kanada olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde uzman doktorlar tarafında yaygın olarak kullanılan doğal bir ağrı tedavisi olup, bu yöntemin donanımlı merkezlerde deneyimli ve uzman hekimler tarafından uygulanması gerekmektedir.

  • İlaçsız migren tedavisi

    İlaçsız migren tedavisi

    “Migren tedavisinde temel hedefimiz, hastalara ilaçsız, ameliyatsız, uzun süreli bir iyileşme sağlamak ve yaşam kalitesi yükseltmektir”

    Yıllardır hekimler; Migren tedavisinde belirti olan ağrılara değişik ilaçlar kullanarak tedavi etmeye çalışılıyor, fakat bu ilaçlar hastalığın nedenine yönelik olmadığından, migrene kesin çözüm olmuyordu.

    Ağrılar hep tekrarladığından ağrı – ilaç kısır döngü oluşur, hastalar ömür boyu bu ilaçları kullanmaya mahkumdu..

    İlaçlar uzun müddet kullanıldığı için hastalarda ilaç bağımlığı, mide ülseri ve diğer rahatsızlıklar oluşuyor, böylelikle hastalar her yönde fazladan bedel ödemek zorundaydı.

    2010 yılı, Alman migren araştırma merkezi 504 migren hastası üzerinde yapılan araştırma ve takip sonucu; Migren hastalığı ile atlas omurga arasında çok yakın ilişki içinde olduğunu veriler ile ispatlamıştır. Bu sonuç, migren tedavisi açısından şaşırtıcı sonuçlar elde edilmesine sebep olmuştur.

    Raporda, Klasik tıp veya geleneksel tedaviler ile elde edilen sonuçlarla karşılaştırıldığında kesinlikle dikkat çekici olduğu, bugüne kadar başka hiçbir tedavi benzer sonuçlar elde edilmemiş olduğunu belirtmiştir.

    Dolaysıyla, migren tedavisinde belirti olan ağrılara değişik ilaç kullanarak ağrıları bastırmak yerine ilaç kullanmaksızın migren hastalığına neden olan atlas omurgayı düzelterek hastalığı tedavi etmek gereklidir.

  • Ağrı nedir ve ağrı uzmanı ne yapar

    Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır. Hipokrat

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı, yalnızca tıbbi bir semptom değil, kişinin sosyal ve güncel yaşamını da etkileyerek yaşam kalitesini bozan, kimi zaman alt-üst eden bir yaşantıdır. Bu nedenle ağrının sağaltılmasının etik zorunluluk olması sorgulanamaz kuşkusuz. Alarm görevi olan ani başlayan ağrı, bizleri hasardan yani hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur. Buna karşın kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo- ekonomik yük getirmektedir. Ağrı kliniğinde;

    Kansere bağlı tüm ağrılar

    Boyun omurlarındaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Trigeminal nevralji denilen yüz bölgemizde hissedilen tek taraflı ağrılar

    Atipik yüz ağrısı

    Boyun ve kola yayılan boyun fıtıklarına bağlı ağrılar

    El bileğinde karpal tünel sendromu denilen bilekten avuç içine yayılan ağrı ve uyuşukluk

    Omuzdaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Bel fıtığına ve beldeki kireçlenmeye bağlı ağrı

    Zona geçirmiş fakat ağrısı geçmemiş ağrı

    Diyabetle gelişen ayaklardaki yaraya bağlı ağrı

    Diyabete bağlı sinir hasarı (nöropatik ağrı)

    Damar hastalığına bağlı el ve ayaklardaki iskemik ağrıları

    Nedeni bilinmeyen karın ağrısı

    Protez önerilmiş; yaş ve sıra bekleme nedeniyle diz cerrahisi uygulanamayan hastaların dizin ön kısmındaki ağrı tedavisi konularında hizmet verilmektedir.

    Doç Dr Kader Keskinbora

  • Ağrı nedir? Sorular ve cevaplar

    Ağrı nedir?

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı sıklıkla bir hasar sonrası yaşanır. Alarm görevi olan akut ağrı, bizleri hasardan ve hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur.

    Son yıllarda “Ağrı Teorisinde Devrim” olarak sunulan görüşe göre, beyinde ağrı ile ilgili yapılar vardır ve nöromatriks adı verilen bu yapılar birbirleri ile yakın ilişki içindedirler. Vücudun idrakini ve ağrı hissedilmesini sağlayan sinirlerden oluşan bu yapılar network gibi işlemektedirler. Nöromatriks denilen bu network beyinde önceden genetik olarak yapılanmış olup daha sonra yaşam sırasında geçmiş deneyimlerle, endişelerle, ve en önemlisi stres ile şekillenmekte ve duyusal, zihinsel ve ruhsal boyutları ile idrak edilmektedir. Bilgi en son olarak da omuriliğe ulaşmaktadır.

    2. Kronik ağrı nedir?

    Kronik ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın sinir biyolojisini değiştirmekte, fiziksel ve duygusal bozukluğa neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo- ekonomik yük getirmektedir.

    3. Kronik ağrı neden olur?

    İlk medeniyetlerde bir büyü, bela, şeytan, kötü ruh olarak yorumlanan kronik ağrının neden ve nasıl oluştuğu, sinir fizyolojisindeki son 20-30 yıldaki ilerlemelerle gizemi biraz olsun aralanmasına rağmen günümüze değin halen tam anlamıyla anlaşılmış değildir. Sadece kronik ağrının oluşması değil, ağrı hassasiyeti, ağrıya yatkınlık, etkili olduğunu bildiğimiz bazı tedavilerin etki mekanizmaları ve tedavilere verilen cevabın herkesde farklı olması gibi temel katogorilerde de anlayamadıklarımız bulunmaktadır,

    4. Kronik ağrılar nedensiz olabilir mi?

    Bu gün için genetik yatkınlığın kronik ağrıda önemli pay sahibi (%60) olduğu, duyu sistemindeki patolojik değişimlerin bağışıklık sistemi tarafından düzenlendiği ve bu iki sistem arasında karşılıklı etkileşmenin olduğu bilinmektedir. Bu bilgiler ışığında ağrı oluşumunda çevresel ve spinal düzeyi iyi bilmemize karşın, beyinde ne olup bittiği hakkında bilgimiz sınırlıdır

    5. Nöropatik ağrı nedir?

    Nöropatik ağrı, çevresel veya merkezi sinir sisteminin bir kısmının zedelenmesi, fonksiyonun bozulması veya uyarılabilirliğinin değişmesi ile ilgili bir ağrıdır. Nöropatik ağrı hasardan veya oluşan hasarın şiddetinden bağımsız olarak devam edebilir ve hatta haftalar, aylar, yıllar içinde şiddetlenebilir. Bu durum doku hasarına bağlı ağrıdan çok farklıdır çünkü doku hasarına bağlı ağrı uyaran ortadan kalktıktan sonra hızla düzelir.

    Nöropatik ağrı, tıp dünyasının da çok bilmediği bir ağrı türüdür. Çok çeşitli hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkması ve altta yatan mekanizmaların çokluğu nöropatik ağrı tanı ve tedavisinin zorlu olmasına neden olmaktadır.

    6. Nöropatik ağrı belirtileri?

    Yanma, elektrik çarpması, karıncalanma, bıçak saplanması gibi bir ağrı bize sinir hasarına bağlı ağrıyı hatırlatmalıdır. Nöropatik ağrı, en çok diyabet ve zona hastalığında ortaya çıkar. Bunun yanı sıra bel ve boyun fıtığı, sinir sıkışması gibi rahatsızlıklar da bu ağrıya neden olur. Hastaların % 79’unda ağrı yoğunluğu orta veya şiddetlidir” dedi. Nöropatik ağrının, uyku ve konsantrasyon bozukluğu, depresyon, iştahsızlık gibi problemlerini de beraberinde getirmektedir.

    7. Nöropatik a ağrı nasıl tedavi edilir?

    Nöropatik ağrı tedavisi zordur çünkü birçok analjezik yanıcı-batıcı ve çakıcı nitelikte olan bu ağrıları dindirmede yetersiz kalabilir. Normalde analjezik olarak sınıflandırılmayan bu nedenle de sekonder analjezik olarak isimlendirilen bazı ilaç grupları nöropatik ağrı tedavisinde kullanılabilir. Nöropatik ağrıdan birden fazla mekanizma sorumlu olduğundan tedavide çoğunlukla çoklu ilaç tedavisi önerilmektedir. Depresyon tedavisinde kullanılan antidepresanlar bu kronik ağrıyla baş etmeyi kolaylaştırdığından nöropatik ağrı tedavisinde birinci sıra ilaç olarak kullanılırlar. Epilepsi tedavisinde kullanılan antikonvülzanlar ise özellikle elektrik çarpar tarzda ağrı ön planda ise tercih edilirler.

    8. Ağrı kesiciler kronik ve nöropatik ağrılarda işe yarar mı?

    Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği basamak prensibine uyularak kronik ağrıları tedavi etmek %80-90 oranında mümkün. Hafif ağrılarda basit analjezik olarak nitelendirdiğimiz parasetamol ve benzeri ilaçlar yeterli olabilmektedir. Ağrı orta şiddette ise zayıf opioid olarak tanımladığımız kodein ve tramadol eklenebilir. Çok şiddetli ağrılarda ise morfin gibi kuvvetli opioid ilaçlar gündeme gelmektedir. Nöropatik ağrı tedavisinde ise sekonder analjezik olarak nitelendirdiğimiz antidepresanlar ve antikonvülzanlar ön sırada kullanılmalıdır.

    9. Sizce Türkiye’de insanlar en çok hangi ağrılardan şikayet ediyor?

    Ağrı kliniklerine başvuran hastaların % 40’ı kanser ağrısından, % 60’ı ise kronik kanser dışı

    ağrıdan yakınmaktadırlar. Kronik kanser dışı ağrıdan yakınanların büyük bir çoğunluğu ise belağrısıvebaşağrısıdır.

    10. Ağrılar psikolojik sorunlara yol açabilir mi?

    Kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Bu nedenle hem yaşlı hem de geç ağrılı hastada bu inatçı ağrının yarattığı kısır döngü ile depresyon görülebilmektedir. Ayrıca hassas yapılı ve strese maruz kişilerde de hafif ağrı yakınması daha şiddetli hissedilebilmektedir. Sonuçta hem depresyon ağrıya hem de ağrı depresyona yol açabilmektedir.

  • Yaşlıda ağrı

    Yaşlılarca en çok dile getirilen sorunlardan biri olan ağrı; duysal bir uyarı veya sinirsel bir hasara bağlı olarak ortaya çıkan ve kişinin hafızasına, beklentilerine ve duygusal yapısına göre değişiklikler arz eden karmaşık bir süreçtir.

    Yaşlılarda bildirimi yapılmamış ve tıbbi kayıtlara geçmemiş hastalık oranı oldukça yüksektir, çünkü yaşlılar veya yaşlı yakınları pek çok belirtiyi yaşlılık için doğal sayarak sağlık kuruluşlarına başvurmamaktadırlar. Buna rağmen yaşlılarda ağrı görülme oranının oldukça yüksek olduğu bilinmektedir.

    Yaşlılar kronik (süregen) ağrı açısından da önemli bir risk grubunu oluşturmakta ve bu yaş grubunda ağrı ciddi sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu sorunların başında depresyon, anksiyete (bunaltı), sosyal izolasyon, uyku bozuklukları, ambulasyon-hareket sorunları dikkati çekmekte ve sağlık hizmetlerinin kullanımında ve tedavi maliyetlerinde belirgin artışlar olmaktadır. İnatçı ağrının yaşlılarda yürüme bozukluklarını artırdığını, rehabilitasyon çalışmalarını yavaşlattığını ve ağrıya yönelik olarak kullanılan ilaçların da pek çok yan etkiye neden olduklarını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

    Yaşlılarda ağrıya yönelik tedavi seçenekleri ilaç tedavisinden girişimsel ağrı tedavisine kadar değişen yelpaze içindedir. İlaç tedavisinde uygun ilacın seçilmesi, kısa etkili ilacın tercih edilmesi, bir defada bir tek ilacın reçete edilmesi, tedaviye düşük dozlarda başlanması, dozun gerekiyor ise kontrollü olarak ve yavaş artırılması, ilaç yan etkilerinin bilinmesi, ilaç kombinasyonlarının yan etkilerinin bilinmesi, ilaca gerektiği süre kadar devam edilmesi önemlidir. Ağrının kontrol edilmesine yönelik olarak kullanılan pek çok ilaç mevcut olmakla birlikte bazılarının özellikle yaşlı hastalarda kullanımı önerilmemektedir; hekimlerin özellikle bu ilaçlar ile ilgili konularda donanımlı olmaları gerekmektedir.

    Özellikle yaşlılarda omurganın da yaşlanmasına bağlı bel-bacak ağrılarıda sık görülmektedir. Bel bölgesinde daha çok hissedilen ağrı omurganın faset eklemlerindeki bozukluğa bağlıdır. Faset eklemine yapılacak radyofrekans akım uygulaması ile belde lokalize ağrı giderilebilmektedir. Belden bacağa doğru yayılan ağrı ise çoğunlukla bel fıtığına bağlı sinir sıkışması ağrısı olup bu sinirin üzerine uygulanacak pulsed radyofrekans akım tedavisi ile hastalar ağrısız kalabilmektedir. Yaşlılarda yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen ağrı sorununa yaklaşım bilimsel ve gerçekçi bir değerlendirme ile tedavinin de multidisipliner bir yapılanma içinde gerçekleştirilmesi şeklinde olmalıdır.

  • Migren pili

    Migren yaşam kalitesini ciddi olarak bozan ve toplumda yaygın olarak gözüken, başağrısı ataklarına çogunlukla bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyetinin eşlik ettiği hastalıktır. Migren tedavisinde hedef hem akut atak sırasında ağrının azaltılması hemde oluşabilecek atakların sayılarının azaltılmasıdır. Tanı konmamış veya tedavi olmayan pek çok kişinin yanında, tanı konulup hem atak önleyici hem de atak sırasındaki ağrı kontrolü amacıyla çok çeşitli ilaçlar almalarına rağmen ağrıları geçmeyen migren hastaları çoğunluktadır. Bu nedenle Tıp dünyası özellikle Batı Tıbbı, migrene çare bulmak amacıyla son yıllarda çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu çalışmalar sonucunda migren tedavisinde ağrı pili (occipital nevre stimulation) uygulaması FDA onayı alarak BAŞAĞRISI TEDAVİ KILAVUZU’na girmiştir. Migren tedavisinde ağrı pili uygulaması şu şekilde yapılmaktadır: Migrenden sorumlu başın arkasında ense tarafında bulunan bir sinir üzerine bir elektrod yerleştirilir ve bu elektrodun uç kısmı ağrıyı kesecek akımı üreten bir jeneratör yani pil ile birleştirilir. Sistem tamamen dışarıdan görülmeyecek şekilde cilt altına yerleştirilir. Hasta migren ağrısı başladığında dışarıdan bir kumanda ile pili aktif hale getirerek ağrısını azaltabilmektedir. Ağrı pili uygulaması sonucunda birinci ayda ağrı ataklarında %50 azalma ve ikinci ayda ise %80 azalma beklenmektedir.

  • Omurilik ağrı pili

    Omurilik ağrı Pili (Spinal kord stimülasyonu)

    Bel ve boyun fıtığı ameliyatları sonrasında bazı hastalarda omurga kanalında bir takım yapışıklıklara bağlı olarak şiddetli bir şekilde bacak ve bel ağrısı görülür. Bu hastalar bel fıtığı ameliyatından sonra ağrılarının geçmemesi üzerine tekrar tekrar bel cerrahisi geçirmek durumunda kalırlar. Her bel fıtığı cerrahisi yeni bir yapışıklık ve devamında da ağrının daha da artmasına neden olmaktadır. Bu hastalarda algolojik tedaviler, fizik tedavi, ilaç vb. bir takım tedavi yöntemleri çare olmazsa, hastanın omurga kanalına pil yerleştirilerek, “Spinal kord stimülasyonu” uygulanır. Diğer bir hasta grubu ise buerger hastalığı başta olmak üzere damar tıkanıklığına bağlı ayak ve ellerinde yarası ve ağrısı olan hastalardır. Omuriliğe konulan pil ile sağlanan elektrik akımı yani spinal kord stimülasyonu damarların genişlemesini de sağladığından yaraların iyileşmesine de katkıda bulunmakta ve ek olarak da ağrıyı azaltmaktadır.

    Spinal Kord Stimülasyonu Nasıl Uygulanır?

    Hastanın omurga kanalına (epidural bölgeye), lokal anestezi altında uyarılabilinen özel bir elektrot teli yerleştirilir. Ufak bir cerrahi müdahale sonucunda hastanın cilt altına bir pil yerleştirilir ve omuilik içine yerleştirilmiş elektrotun ucu ile birbirlerine bağlanır. Bu pilin omuriliğe düşük voltajlı elektrik akımı verilmesiyle sinir iletimi yani ağrının iletilmesi engellemiş olurki bu aynı zamanda ağrının baskılanması demektir. Yani doğrudan omurilikteki sinir liflerini uyararak, ağrının beyine ulaşmasını engellenmiş olur. Pilden omuriliğe giden elektrik akımının şiddetini hasta, kendi kontrol edebildiği uzaktan kumanda cihazı ile ayarlayabilir.Kronik ağrı tedavisinde uygulanan ağrı iletiminin fiziksel olarak kesildiği tekniklere göre geri dönüşümlü olması ile üstünlük taşır. Bu yöntemle son derece başarılı sonuçlar elde edilir. Omurilik pili yöntemi pahalı bir yöntem olduğu için, diğer tüm tedavi yöntemleri uygulanıp yeterli başarı elde edilmediğinde kullanılması gerekmektedir.

    Kimlere spinal kord stimülasyonu yapılabilir?

    Yöntemin başarısı için hasta seçimi çok önemlidir. Ağrı şikayetleri çok sık ve şiddetli olmalı, diğer tedavi yöntemlerinden yeterli yanıt alınmamış olmalıdır.

    Omurilik zedelenmesine bağlı ağrılar,

    Kol ve bacak kesilmesi (amputasyonu) sonucu ortaya çıkan fantom ağrısı,

    Şeker hastalığı gibi nedenlerle ortaya çıkan periferik nöropati ağrısı,

    Dolaşım yetmezliği nedeniyle oluşan periferik damar hastalıklarına bağlı ağrılar,
    Bel ya da boyun bölgesinde ameliyat sonrası oluşan yapışıklıklara (fibrozise) bağlı sinir kökü basıları,

    omurga pilinin en çok uygulandığı hastalıklardır. Son yıllarda spinal kord stimülasyonu

    angina pektoris (kalp hastalığına bağlı göğüs ağrısı) tedavisinde dekullanılmaktadır. Tedaviye

    dirençli migren tedavisinde oksipital sinire elektrod yerleştirerek pil uygulaması ise migren

    ağrı tedavisinde çığır açmıştır.

    Sonuçlar nasıldır?

    Birçok araştırmacıya göre başarılı sonuç oranı % 48-75 arasında değişmektedir. Yöntemin uzun süreli takibine ait, iskemik ağrıda %80-90, nöropatik ağrı da ise ortalama olarak % 50 başarılı sonuçlar alınmıştır.

  • Ağrı ve tedavisi!

    Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır. – Hipokrat

    Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı, yalnızca tıbbi bir semptom değil, kişinin sosyal ve güncel yaşamını da etkileyerek yaşam kalitesini bozan, kimi zaman alt-üst eden bir yaşantıdır. Bu nedenle ağrının sağaltılmasının etik zorunluluk olması sorgulanamaz kuşkusuz. Alarm görevi olan ani başlayan ağrı, bizleri hasardan yani hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur. Buna karşın kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun veya olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo- ekonomik yük getirmektedir. Ağrı kliniğinde;

    Kansere bağlı tüm ağrılar

    Boyun omurlarındaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Trigeminal nevralji denilen yüz bölgemizde hissedilen tek taraflı ağrılar

    Atipik yüz ağrısı

    Boyun ve kola yayılan boyun fıtıklarına bağlı ağrılar

    El bileğinde karpal tünel sendromu denilen bilekten avuç içine yayılan ağrı ve uyuşukluk

    Omuzdaki kireçlenmeye bağlı ağrılar

    Bel fıtığına ve beldeki kireçlenmeye bağlı ağrı

    Zona geçirmiş fakat ağrısı geçmemiş ağrı

    Diyabetle gelişen ayaklardaki yaraya bağlı ağrı

    Diyabete bağlı sinir hasarı (nöropatik ağrı)

    Damar hastalığına bağlı el ve ayaklardaki iskemik ağrıları

    Nedeni bilinmeyen karın ağrısı

    Protez önerilmiş; yaş ve sıra bekleme nedeniyle diz cerrahisi uygulanamayan hastaların dizin ön kısmındaki ağrı tedavisi konularında hizmet verilmaktedir.