Kategori: Anestezi ve Reanimasyon

  • Omuz ağrısı (impingement sendromu)

    Omuz ağrısı (impingement sendromu)

    Omuz Ağrısının Nedenleri?

    Omuz eklemi, vücudumuzda en geniş hareket açıklığına sahip olan eklemdir. Skapula (kürek kemiği), klavikula (köprücük kemiği) ve humerus (omuz) başı kemiğinin bir araya gelmesinden oluşan bir eklemdir. Omuz ekleminin normal hareketlerini yapabilmesi için, bu üç eklemin uyum içinde çalışması gerekir.
    Omuz ağrısına neden olan en sık nedenlerde biri olan omuz sıkışması sendromu, eklem fonksiyonunda bozulma nedeniyle, kolu yukarı kaldırmayı sağlayan kasın tendonunun omuz kemikleri arasında sıkışması sonucu zedelenmesidir. Bu zedelenme sonucunda kol hareketleri ile omuz bölgesinde genellikle üst kola yayılan ağrı ortaya çıkar. Hatta bazen zedelenme ciddi boyutlarda olursa tendonun kopmasına yol açarak omuz eklem hareketlerinde ciddi kısıtlılığa neden olabilir.

    Omuzu 90 derece ve üzerine ağırlıkla birlikte kaldırmak, yukarılara uzanarak iş yapmak, omuz eklemi 90 derece ve yukarı pozisyonda uyumak, zorlayıcı travmalar gibi sebepler omuz kaslarının daha da çok sıkışmasına neden olur. Bunların sonucunda kişi ya zaman içinde yavaş yavaş artan ağrılar veya ani bir hareket sonrası ortaya çıkan omuz ağrılarından ve aynı zamanda hareket kısıtlanmasında da şikayet edebilir. Özellikle kolu geriye götürme, palto giyme hareketi veya yukarı uzanma sırasında omuz ağrısından yakınabilir ve giderek omuz hareketleri kısıtlanabilir. “Donuk omuz” dediğimiz oldukça ciddi omuz eklemi hareket kısıtlanmasıyla sonuçlanabilir.

    Omuz sıkışma hastalığının tanısı özel test hareketleri ile hastayı muayene ederek ve omuz MR tetkiki ile konur. MR tetkiki ile kasın tendonunun sıkışmasının sebebi, zedelenme derecesi ve yırtık olup olmadığı, varsa yırtığın derecesi tespit edilebilmektedir.

    Tedavi
    Tedavide öncelikle 2-4 hafta fiziksel tedavi ve egzersiz uygulanmalıdır.
    Fizik tedaviye yanıt vermeyen ağrılarda omuz kaslarına giden sinire enjeksiyon uygulanması hastanın ağrısında ciddi azalmalar sağlamaktadır. Genel uygulama sinire ısı verilerek (Radyofrekans termokoagülasyon, RFT) ağrıyı ileten liflerin hissizleştirilmesi şeklinde olmaktadır. İşlemin ultrasonografi altında uygulanması başarı şansını artıracaktır. Supraskapuler RFT uygulaması denilen bu işlemle hastaların %80-85 kadarında ağrıda azalma ve omuz eklem hareketlerinde iyileşme sağlanmaktadır.

    USG ile Supraskapuler Sinir Bloğu

    Omuz eklemi için yapılabilecek bir diğer uygulama ise görüntüleme altında omuz eklemini oluşturan 3 ekleme steroid + lokal anestezik uygulamasıdır (3in1 blok). Bu işlem özellikle eklem içinde enflamasyon olan hastalarda ağrının azaltılmasında yüksek oranda başarılı olmaktadır.

    Bu tedavi yöntemleriyle iyileşmeyen veya şikayetleri kısa sürede tekrarlayan ve omuz kası tendonunda ciddi yırtığı olan hastalara cerrahi yöntemler uygulanarak sıkışıklık giderilir.

  • Fibromiyalji ve tedavisi

    Fibromiyalji sendromu (FMS), palpe edilebilen gergin kas bantında yer alan tetik noktalar aracılığıyla özellilkle boyun, omuz, sırt ve bel bölgelerine yansıyan ağrıyla karakterize bir sendromdur. Toplumda çok sık rastlanan bu sendrom, kas-iskelet sistemi ağrısının en yaygın nedenlerinden biridir. Genellikle kadınlarda daha sık olmakla birlikte her iki cinside etkiler. 30-40 yaşlar arasında daha sık olduğu bildirilmektedir.

    Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber hastanın vücut duruşundaki anormallikler ağrıyı tetikleyebilir. Özellikle artmış servikal veya lomber lordoz, skolyoz, kötü baş pozisyonu gibi yapısal anormallikler ve duruşu etkileyen işler FMS’ye neden olabilir. Ağrı sürekli ya da aralıklı olabilir. Tetik noktaya dokununca şiddetlenir. Tetik nokta palpe edildiğinde, ağrı ya tetik nokta alanında olur ya da uzak alanlara yayılır. Her kasın tetik noktalarının kendine ait ağrı paterni vardır. Bu ağrı dağılımından ilgili tetik noktanın hangi kasa ait olduğu belirlenebilir. Ağrı ile birlikte hassasiyet, hareket açıklığında kısıtlanma ve/veya genel yorgunluk hali bulunabilir. Hastalar, yorgunluk, soğuk hava, aşırı egzersiz, hareketsizlik, duygusal gerilim ile şikayetlerinin arttığını ve sıcak, gevşeme, masaj, kasların hafif gerilmesi ve aeorobik egzesizlerle şikayetlerinin azaldığını ifade ederler.

    Tedavide ilk basamak doğru tanı koymaktır. Doğru tanı konduktan sonra tedavisi için birçok seçenek bulunmaktadır. FMS tedavisindeki amaçlar; ağrının giderilmesi, yeterli kas gücünün sağlanması ve tam hareket açıklığının sağlanmasıdır.
    Kuru iğneleme (akupunktur); FMS tedavisinde kullanılan yöntemlerden biridir. İğne, anormal fonksiyon gösteren kasları duysal ya da motor komponentlerini mekanik olarak bozarak etki gösterir. Tetik nokta hasarlanması yaparak o bölgede iyileşme sürecini başlatır. Daha önce yapılmış olan çalışmalarda kuru iğnelemenin miyofasyal tetik nokta inaktivasyonunda oldukça etkin bir yöntem olduğu belirtilmiştir.

    Tetik nokta enjeksiyonu FMS’de diğer bir etkin yöntemdir. Ağrılı noktalara ince iğneler ile lokal anestezik yada Botox enjekte edilmesi işlemidir. Lokal anestezik ile yapılan tetik nokta enjeksiyonunda hasta hızlı bir rahatlama hisseder, 4-5 seans uygulanması yeterli olmaktadır. Daha uzun süreli rahatlama için Botox enjeksiyonuda uygulanabilir. Bunun yanında fizik tedavi yöntemleri, gevşeme egzersizleri, antidepresan ilaç tedavisi, kas gevşetici ve basit ağrı kesici ajanlar da tedavide uygulanabilir.

  • Çocuk diş hekimliğinde sedasyon

    Çocuklarda henüz çürük ve ağrı oluşmadan diş hekimiyle tanışıp `sohbet ve kontrol` ziyaretlerinde bulunulması, toplumdaki diş hekimi korkusunun çocuklara geçmesinin önlenmesi bakımından çok önemlidir.

    Çocuğunuzu diş hekimine götürmeden önce yapılacak işlem hakkında bilgi edinmek en doğru yöntem olacaktır. Genelde dişlerde çok büyük çürükler oluşmadan ve şiddetli ağrılar başlamadan diş hekimine başvurmak tedavinin hem çocuk hem de hekim açısından daha kolay olmasını sağlar. Ancak, ” Doktor iğne yapmayacak ” diye ön yargı ile getirilen çocuğa hekim anestezi yapmak zorunda kalırsa, çocuğun hem size hem de hekime güveni kalmaz. Bu nedenle çocuğu tedavi konusunda doğru bilgilendirmek, korkusunu yenmek ve güvenini kazanmak açısından önemli olacaktır.

    Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bir başka nokta da “uslu durmazsan seni diş doktoruna götürürüm, o da dişini çeker” gibi söylemlerden kaçınmak ve diş hekimini korku unsuruna dönüştürmemektir.

    Bu nedenlerle;

    1) Çocuğun diş hekimine götürülmesi bir ceza anlamı taşımamalıdır. Tam aksine çocuğa diş hekimine severek gideceği bir ortam yaratılmalıdır.

    2) “Diş hekimine gitme” eylemi ile “çocuğun ağrı duyacağı” algısını yaratmamak önemlidir. Ancak, çocuğa ” Dişin hiç ağrımayacak” diyerek onu yanıltmak da sonraki tedavileri güçleştirir.

    3) Diş hekimi ile çocuğun iyi bir diyalog kurması, çocuğun korkusunu yenmesine yardımcı bir faktördür. Bunun için diş hekiminin sorduğu sorulara çocuğun kendisinin yanıt vermesine izin verin.

    “Eğer tüm bunlara rağmen çocuğunuzun diş hekimi korkusu aşılamıyorsa ve çürük tedavisini aksatmak istemiyorsanız “sedasyon veya genel anestezi ile diş tedavisi” uygulama yetkisi bulunan, konusunda deneyimli anestezi uzmanı ve diş hekimlerinin bulunduğu Ağız Diş Sağlığı Merkezlerinde, sedasyon veya genel anestezi altında diş tedavilerini yaptırmak mümkündür. “

    Sedasyon, çocuğunuzun diş hekimi ve diş tedavisi ile ilgili pozitif bir deneyim yaşamasını amaçlar. Burada kullanılan ilaçlar da anestezi ilaçlarıdır. Ancak genel anesteziye (narkoz) kıyasla hem dozları düşüktür, hem de kullanılan ilaç sayısı azdır. Sedasyonda kullanılan ilaçların dozu çocuğunuzun ihtiyacına göre belirlenir. Sedasyondaki uyku düzeyi genel anestezideki kadar derin değildir. Çocuğu hafif bir uyku durumunda tutmak diş tedavisi için çoğu kez yeterlidir. Sedasyonu narkozdan ayıran diğer özellik işlem süresince çocuğun kendi solunumunun devam etmesidir. Bu nedenle solunumu sağlamak için boğaza tüp yerleştirmeye gerek yoktur.

    Türkiye’de sedasyon ve genel anestezi uygulaması, yasal olarak yalnızca her türlü teknik ve ilaç donanımının olduğu ameliyathane şartlarında yapılabilir. Sedasyon ve genel anestezi işlemi anestezi uzmanı bir hekimle birlikte çalışılmasını gerektirmektedir. Diş hekimlerinin ve diğer tıp doktorlarının tek başlarına bu uzmanlık eğitimini almadan sedasyon uygulama yetkisi yoktur.

    Sedasyon Öncesi Ailelere Öneriler

    Çocuğunuzun sedasyon öncesi grip, nezle, öksürük, ateş şikayetleri varsa işlem ertelenebilir. Böyle bir durumda derhal hekiminizi arayınız.

    Çocuğunuzun işlemden önce 3,5-4 saat aç ve susuz kalmasını sağlayınız. Bu durum bulantı- kusma riskini azaltmak için hayati önem taşır.

    Diş hekimine gelirken çocuğunuzu rahatlatmak için sevdiği bir oyuncak veya battaniyeyi getirebilirsiniz.

    Size söylenen randevu saatinden 10-15 dakika önce klinikte bulunmaya özen gösteriniz. Bu durum çocuğun klinik ortamına alışması için zaman yaratır.

    İşlemden önce çocuğunuzun tuvalete gitmesini sağlayınız. Bazı durumlarda sedasyon sırasında altına kaçırma olabilir.

    İşlem günü çocuğunuza sıkmayacak, rahat ve kullanışlı kıyafetler giydirin.

    Mutlaka yedek bir kıyafet bulundurunuz.

    İşlemden sonraki erken dönemde çocuğunuzda uyku hali, sersemlik, hırçınlık, mızmızlık gibi durumların gelişmesi normaldir. Endişe etmeyiniz. Bu süreçte çocuğunuzu yalnız bırakmayınız ve gözlem altında tutunuz.

    Çocuğunuzun derlenme dönemini istirahat ederek geçirmesini sağlamaya çalışınız. Derlenme döneminde çocuğu sakinleştirici, yumuşak bir üslupla söylenen yüreklendirici sözler çocuğun daha sakin uyanmasını sağlar.

    Sedasyon yapılan gün için bol aktiviteli planlar yapmayın. O günü çocuğunuzun evde, sakin bir ortamda geçirmesini sağlayınız.

    Eve gittikten sonra doktorunuzun izin verdiği saatte (genellikle 1,5-2 saat sonra) önce sıvı gıdalar olmak üzere yeme-içmeye başlayabilirsiniz. Ilık ve yumuşak kıvamlı gıdalar beslenme için iyi seçeneklerdir.

    Size ters gelen, söylenenlerin dışında gelişen durumlarda doktorunuzla irtibat kurmaktan çekinmeyiniz.

  • Diş hekimliğinde kullanılan sedasyon çeşitleri

    Diş hekimliğinde kullanılan sedasyon çeşitleri

    Diş hekimliğinde kullanılan sedasyon yöntemleri uykululuk düzeyine göre hafiften derine doğru farklılık gösterebilir. Size uygun sedasyon yöntemi ve sedatif ilaçları belirlemek için anestezi doktorunuz tıbbi öykünüzü, kullandığınız ilaçları da içeren ayrıntılı bir ön görüşme ve muayene yapacaktır.

    Anksiyoliz (Endişenin azaltılması) (Bilinçli sedasyon): Endişenin azaltılması anlamına gelen anksiyoliz hafif düzeyde bir sedasyon yöntemidir. Nitröz oksit anestezisi (güldürücü gaz) bu amaçla kullanılan en önemli sedasyon tekniğidir. Küçük bir burun maskesi burun üzerine yerleştirilerek sabitlenir ve işlem süresince nitröz oksit burundan uygulanır. Bazı uyuşukluk ve saçmalama etkileri yanında nitröz oksit kişide bir kendini iyi hissetme durumu yaratır.

    Orta düzeyde sedasyon: Orta düzeyde sedasyon bilinç düzeyinde hafif bir baskılanma ile birlikte hastanın kendi solunumunu yardımsız devam ettirebildiği, havayolunu koruyucu reflekslerin baskılanmadığı ve sözlü ya da fiziksel uyarılara cevap verilebilen bir durumu tanımlar. Ağız yoluyla yapılan bilinçli sedasyonda ağrı, ses ve kokulara karşı hassasiyetin azaldığı bir orta düzey sedasyonu söz konusudur. Ağız yoluyla yapılabildiği gibi damar yoluyla veya kas içine de ilaçların uygulanması ile orta düzeyde bir sedasyon hali yaratmak mümkündür. Damar yoluyla yapılan sedasyonda (IV sedasyon) hasta ağız yoluyla uygulanan sedasyona (oral sedasyon) göre daha fazla uykulu hisseder. Aralarındaki en önemli fark ilacın uygulanma yoludur. IV sedasyonda ilaç doğrudan damar içine verildiği için etki çok hızlı başlar. Unutkanlık (amnezi) en sık görülen etkidir, öyle ki hastalar yapılan işlemin yalnızca birkaç dakika sürdüğünü zannederler.

    Derin sedasyon: Derin sedasyon diş hekimliğinde daha az kullanılan bir sedasyon yöntemidir. Bilinç baskılanması daha fazla düzeydedir. Hasta oldukça uykulu bir durumdadır. Havayolu koruyucu refleksler bir miktar baskılanmıştır. Hasta kendi solunumunu devam ettirebilir ancak yakından takip edilmeli ve oksijen desteği mutlaka uygulanmalıdır.

    Genel anestezi: Genel anestezi diş hekimliğinde cerrahi işlemler için veya az sayıdaki sedasyon ile başarılı olunamayan bireyler için (zihinsel engelli, havayolu problemi olan, psikiyatrik bozuklukları olan vb) kullanılır.

    Dişhekimliği işlemleri için sedasyon alan tüm bireyler (inhalasyon sedasyonu hariç) kendilerine refakat edecek bir yetişkinin sorumluluğunda evlerine gönderilirler ve sedasyonun etkileri ortadan kalkana kadar bu yetişkinin sorumluluğunda kalmaları gereklidir.

  • Hangi  sedasyon yöntemi size uygundur?

    Hangi sedasyon yöntemi size uygundur?

    Doğru dişhekimini bulmanıza ve uygun psikolojik teknikleri kullanmanıza karşın diş hekimi korkunuzu halen yenemediyseniz bu korkuyu gidermek için bazı yatıştırıcı ilaçların yardımı gerekebilir.

    Sedasyon bazan “diş hekimi korku ve endişesi” nin çözümü olarak düşünülse de gerçekte birçok insan sedasyon fikrinden hoşlanmaz.

    Sedasyon gereksinimi yapılacak işlemin türünden çok hastanın durumu ile ilişkilidir. Bazı hastalar yapılacak en küçük diş tedavisinde bile sedasyon isterken bazı hastalar yalnızca uzun sürecek ya da zor olduğunu düşündüğü tedaviler için sedasyona ihtiyaç gösterirler.

    Kural olarak damar yolu (IV) ile uygulanan sedasyon “ben işlemle ilgili hiçbir şey hatırlamak istemiyorum” diyen hastalar için uygun bir yöntemdir. En önemli dezavantajı eve giderken bir refakatçı bulunması zorunluluğu ve işlemden sonraki erken saatlerde uyku hali, sersemlik, baş dönmesi gibi etkilerin devam etmesidir.

    Nitröz oksit sedasyonu diş hekimine gelirken hafif bir sinirlilik hali yaşayan kişiler için uygun olabilir.

    Genel anestezi (narkoz) diş tedavisi için son seçenektir. Çünkü potansiyel riskleri sedasyon yöntemlerine göre daha fazladır.

    Sedasyon yöntemi aşağıdaki durumlar için uygun bir seçenektir.

    İşlem sırasında olan biteni görmek, duymak, hatırlamak istemiyorsanız, (damar yolu ile sedasyon)

    Rahatlamak için hafif bir desteğe ihtiyacınız varsa (nitrözoksit sedasyonu)

    İçinizden bir ses sedasyon olmadan yapılacak işlemleri tolere edemeyeceğinizi söylüyorsa

    Korkunuz belirli bir işleme yönelikse (iğne korkusu, diş çekimi korkusu vb)

    Korkularınız ciddi düzeyde ise, doğru diş hekimini bulmanıza karşın korkularınız halen devam ediyorsa

    Zihinsel fonksiyonlar açısından başka bir probleminiz varsa

    Diş tedavilerinizin bir an önce bitmesini gerektiren yoğun tempolu çalışma, önemli bir sosyal olay (düğün, mezuniyet vb) varsa

    Çoklu diş çekimi, çoklu implant gibi büyük çaplı ve hoş olmayan işlemlerin yapılacağı durumlarda

    Sedasyon şu durumlarda uygun bir seçenek değildir.

    Kontrolu kaybetme ve başkalarına güvenme konusunda sıkıntılarınız varsa

    Sedasyonu kabul etmeniz için size baskı yapıldığını düşünüyorsanız

    Sedasyon için kullanılacak ilaçlarla ilgili endişeleriniz varsa

    Sedasyonun muhakeme yeteneğinizi etkileyeceği ve diş hekimiyle iletişiminizi işlem süresince bozacağı düşüncesi sizi rahatsız ediyorsa

  • Diş hekimliğinde sedasyon nedir? Nasıl uygulanır?

    Diş hekimliğinde sedasyon nedir? Nasıl uygulanır?

    Lokal anestezi ile yapılacak işlemler sırasında hastanın rahatı ve işlemi daha kolay kabul etmesini sağlamak için anest Sedasyon sırasında belirli düzeylerde bilinç değişikliği ortaya çıktığı için 3-4 saat öncesinden hiçbir şey yememeniz ve içmemeniz (tamamen aç ve susuz kalmanız) istenir. Sedasyon amacıyla kullanılan ilaçlar da düşük dozlarda olmakla birlikte anestezi ilaçlarıdır. ezi doktoru tarafından uygulanan ve hastayı sakinleştiren bir destek yöntemidir. Damar yolundan uygulanan ilaçların etkisiyle hasta tedaviyi istekle ve kolayca kabul eder. Heyecan ve endişesi ortadan kalkar. İşlem süresince küçük ek ilaç dozları yapmak gerekebilir. İşlem süresince bilinçli sedasyon yapılan erişkin hastalar kendisine söylenen komutları duyar ve yerine getirir (ağzınızı açın, derin nefes alın vb). Ancak bu işlem başkasına yapılıyormuş gibi kayıtsız, rahat ve uykulu bir konumda bulunur.

    Daha derin sedasyon düzeylerinin gerektiği çocuk hastalar ise sözlü uyaranları duyamazlar ancak tekrarlayan yüksek sesli uyaranlara yanıt verebilirler. İşlem süresince hastanın kendi solunumu devam eder, nadiren düşük dozda oksijen desteği gerekebilir. Hastanın oksijen basıncı ve kalp hızı sürekli takip edilir. İşlem sonunda hasta ilaçları vücuttan atma hızına (metabolizma hızı) bağlı olmak üzere 30-45 dakika kadar gözlem altında tutulur ve bir refakatçi eşliğinde evine gönderilir. Çocuk hastalar uyanırken huysuz, hırçın, ağlayan bir çocuk olarak uyanabilirler. Bu hırçınlık hali genellikle 15-20 dakika, nadiren 2 saat sürebilir. Sedasyon sonlandıktan sonra da hastalara 1.5- 2 saat herhangi bir şey yememeleri tembih edilir.

    DİŞ HEKİMLİĞİNDE GENEL ANESTEZİ NEDİR?

    Genel anestezi (narkoz) ağrısız cerrahiyi mümkün kılan uyku benzeri bir durumdur. Bu amaçla kullanılan ilaçlara da genel anestezi ilaçları denir. Genel anestezi sırasında bilinç ve ağrı duyusu tamamen ortadan kalkar. Genel anestezi ilaçları gaz veya sıvı olmak üzere iki şekilde olabilir. Eğer gaz anestezikler kullanılacaksa yüzünüze yerleştirilen bir maske aracılığıyla derin nefesler almanız istenir. Bu şekilde anestezi makinasından sağlanan oksijen ve anestezik gaz karışımı akciğerden kana geçerek uyku halini yarat ır. Sıvı anestezikler ise el veya koldan takılan serum iğnesi aracılığıyla doğrudan damara (kan dolaşımına) verilir. Anestezi başlangıcı için küçük çocuk ve iletişim kurulamayan hastalarda birinci yöntem (maske ile anestezi), damar yolu açtıran büyük çocuklar ve sağlıklı erişkinlerde ikinci yöntem (damar içi anestezi) tercih edilir. Yapılacak işlemin süresine bağlı olarak eklenen anestezik gazlar veya damar içi anestezik ilaçlarla anestezi devam ettirilir. Yapılacak işlem bitene kadar anestezi de devam eder.

    Genel anestezi sırasında solunumun desteklenmesi gereklidir. Bu amaçla ağız, burun veya gırtlak üzerine yerleştirilen soluma maskesi veya nefes borusuna yerleştirilen soluma tüpü ile sürekli oksijen ile birlikte anestezi ilaçları uygulanır. İşlem sona erdiğinde anestezi ilaçları kesilir ve uyanmanız sağlanır. Uyanırken anestezi doktoru sizden çoğunlukla derin nefes almanızı, ağzınızdaki tükrüğü yutmanızı ve gözlerinizi açmanızı ister.
    Genel anestezi sonrasında ortaya çıkabilecek ağrı, bulantı ve kusma gibi istenmeyen etkileri ortadan kaldırmak için gerekli önlemler anestezi doktorunuz tarafından alınır.

    SEDASYON VE GENEL ANESTEZİ KİMLERE UYGULANIR?

    Aşağıdaki durumlarda hastanın ve yapılacak işlemin özelliğine göre sedasyon veya genel anestezi seçeneği uygulanabilir:
    1) İletişim kurmanın imkansız olduğu çocuk hastalar
    2) İletişim kurulamayan zihinsel engelli hastalar
    3) Çok uzun sürecek diş tedavileri
    4) Geniş kapsamlı çene cerrahisi işlemleri
    5) Aşırı endişeli, stresli ve diş hekimi korkusu olan bireyler
    6) Şiddetli bulantı ve öğürme refleksi olan hastalar

    Yrd.Doç.Dr. Zuhal Küçükyavuz Göktürk

  • İnterstisyel sistit tedavisinde sakral sinir stimülasyonu

    İnterstisyel sistit tedavisinde sakral sinir stimülasyonu

    İnterstisyel sistit, mesanenin sebebi bilinmeyen kronik bir hastalığıdır. Çoğunlukla kadınlarda görülen ağrılı idrar yapma ve şiddetli alt karın ağrısı ile karakterize olan bu hastalık ortalama 40 yaş civarında başlamakla beraber, hastaların %25’i 30 yaşının altındadır. Hastalığın belirtileri bazen oldukça şiddetli olabilmekte ve hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Yapılan çalışmalarda interstisyel sistitli hastaların yaşam kalitesinin kronik böbrek yetmezliği olan hastalardan bile daha kötü olduğu saptanmıştır.

    Günümüzde ABD’de interstisyel sistit tanısı konmuş olan 700.000 hasta olduğu bildirilmektedir. İnterstisyel sistit, nadir görülen bir hastalık olarak bilinmesine karşın gerçekte Kistik Fibrozis veya Hemofili gibi hastalıklardan çok daha yüksek oranlarda görülmektedir. Yapılan istatistiklerde interstisyel sistitli hastaların doğru tanıyı almaları için geçen sürenin ortalama 2-4.5 yıl arasında olduğu saptanmıştır. Bir çok hasta teşhis konmadan 10-30 yıl süre ile bu hastalıkla birlikte yaşamaktadır.

    İnterstisyel sistit, 100 yıldan daha uzun bir süredir bilinmesine ve bu konuda oldukça yoğun araştırmalar yapılmasına rağmen Hanash ve Pool’un 1969 yılında, “Hastalığın sebebi bilinmemektedir, teşhisi oldukça zordur, tedavisi geçici ve palyatiftir” şeklinde yaptıkları tespitler günümüzde halen geçerliliğini korumaktadır.

    Sakral sinir stimülasyonu, lokal anestezi altında küçük bir cerrahi müdahale ile uygulanabilmesi ve hastanın şikayetlerinde çok ciddi rahatlama sağlaması sebebiyle son yıllarda sıklıkla uygulanmaya başlanmıştır. Sakral sinir stimülasyonu, mesane bölgesinin uyarılmasından sorumlu olan sinirlerin bulunduğu bölgeye bir elektrot (kablo) yerleştirilmesi ve bu sinirlere düşük elektrik akımı verilmesi sonucu mesane fonksiyonlarının düzenlenmesi ve ağrı duyusunun ortadan kaldırılması esasına dayanmaktadır.

    Uygulama radyolojik görüntüleme eşliğinde ve lokal anestezi altında (narkoz verilmeden) yapılmakta, cilt altına yerleştirilen uzun ömürlü bataryalar (ortalama 12 yıl) sayesinde hasta yakınmalarında kurtulmaktadır.

  • Epidural anestezi ile normal doğum kimlere uygulanmaz ve ne tür komplikasyonlar olabilir.

    Normal doğum için epidural analjezi kimlere uygulanmaz?

    1) Yöntemi kabul etmeyen hiçbir hasta
    2) Pıhtılaşma ile ilgili bir kan hastalığı olan hastalar
    3) Kateter takılacak alanda cilt enfeksiyonu olan hastalar
    4) Kan basıncı çok düşük olan hastalar
    5) Herhangi bir nedenle kafa içi basıncı artmış olan ve nörolojik hastalığı olan anne adaylarına uygulanmaz.

    Epidural analjezi uygulanan hastalarda ne gibi komplikasyonlar oluşabilir?

    Bazen kan basıncında aşırı düşmeler olabilir. Bunun için işlemden önce hastaya en az 500 ml serum verilir. Hastanın tansiyonu sık sık kontrol edileceğinden tansiyon düştüğünde tansiyonu yükselten ilaçlar uygulanır.

    Baş Ağrısı ; Epidural ve spinal işlemlerden sonra en sık görülen komplikasyondur. Görülme sıklığı %0,2-20 arasında değişmektedir. Ancak son yıllarda iğnelerimizin kalitesi ve doktorlarımızın tecrübesi sayesinde bu oranın daha da düştüğüne inanıyoruz. Gebede normal olarak omurganın ligamentleri gevşek ve doku ödemlidir. Epidural aralığın saptanması zorlaşır ve uterus kontraksiyonları sırasında negatif basınç kaybolur. Dural ponksiyon (delinme) riski artar. Dura ponksiyonu sonrası BOS (beyin omurilik sıvısı) sızıntısı sonucu baş ağrısı oluşmaktadır. Ayağa kalkmakla; öksürmekle baş ağrısı artar. Ensede sertlik, bulantı kusma, ışığa duyarlılık, kulak çınlaması, iştah kaybı eşlik edebilir. Baş ağrısı tedavisi ; yatak istirahati, analjezik , sedatif, antiemetik , kafein (epilepsi, preklemsi ve hipertansiyon olanlara verilmez) ile giderilebilir. 5 ila 7 gün sonra bu tedavi ile %90 iyileşme görülür. Büyük bir kısmı tedavisiz kendiliğinden geçer. Tedaviye rağmen geçmeyen ve çok nadir olan bazı durumlarda kan yaması yapılır. Perforasyon bölgesine steril alınan (kişinin kendinden) 10-20 ml kan epidural alana enjekte edilir. Genelde iyi cevap verir ve hemen hasta ‘Gözlerime ışık geldi ‘ diye söyler. Ancak bu işlemin de kendine özgü riskleri vardır. Yeni bir dura panksiyonu, hematom, enfeksiyon riski, sırt ağrısı gibi.

    Kateter kopması, spinal kord yaralanması , sinir köklerinde hasar, titreme , idrar yapmada zorluk, sırt bel ağrısı, nörolojik komplikasyonlar, epidural hematom oldukça nadir görülebilir.

  • Prenses doğum

    PRENSES DOĞUM ( AĞRISIZ DOĞUM ) Ağrısız doğum işlemine halk arasında prenses doğum denmektedir. İşin aslı ilk kez ağrısız doğum uygulayan kişi de 1853 ‘ te kloroformla ağrısız doğum gerçekleştirilen kraliçe Viktoryadır. O döneme kadar ağrı çekmek gereklilik olarak düşünülmüş, kişiler bu yolla günahlarından arındıklarına inandıkları için ağrılarını kesmeyi istememişlerdir. Hala doğumu olumsuz etkileyeceği düşüncesi, günah düşünceleri ve elbet hastanelerin bu konuda yetersiz olması gibi nedenlerle batı ülkelerine göre daha az oranda ağrısız doğum uygulamaları görülmektedir. Anestezinin gelişmesinden sonra ağrısız doğum uygulamaları sıklaşmıştır. Günümüzde ağrısız doğum yani prenses doğum denilince akla epidural kateterle yapılan doğum analjezisi gelmektedir. Ağrı çoğu zaman yolunda olmayan şeylerin göstergesidir ancak doğumda ağrı bebeğin yola çıktığının habercisidir. Doğum ağrısı ritmik uterus (rahim) kasılmaları nedeniyle olur ve bu kasılmalar sayesinde bebek doğum kanalında ilerler, doğum için gerekli genişlik oluşur. Ağrıların gelme aralığı azalırken ağrı şiddeti giderek artar ve doğumdan sonra biter. Doğum ağrısı; bel ağrısı, kanser ağrısı, fantom ağrı ve postherpetik nevralji gibi çeşitli kronik ağrılardan ve kırık veya laserasyon gibi akut ağrılardan daha şiddetli bulunmuştur. Gebelerin yaklaşık üçte ikisi bu ağrının dayanılmaz olduğunu bildirmişlerdir. Bu nedenle doğum yapan kadınların ağrıları mutlaka giderilmelidir. Bazı olumsuz düşünceler nedeniyle hastanelerin bu konuda yetersiz olması nedeniyle batı ülkelerine göre daha az uygulanıyor. Normal doğum için en etkili, en güvenli ve en çok tercih edilen yöntemdir. Epidural anestezi doğum analjezisinde altın standart gibi görünüyor. Epidural analjezi, doğum analjezisi anne adayının ağrısız doğuma önceden karar vermesi hangi yöntemi uygulayacağını bilmesi gerekmektedir. Epidural yöntemle analjezi uygulanacak ise kanama pıhtılaşma testlerine önceden bakmak anne adayının omurga yapısının uygun olup olmadığına bakmak daha uygun olur. Bel bölgesi temizlendikten sonra gebe oturur pozisyonda ya da sol yan pozisyonda iken belinden epidural aralığına girilerek bir kateter yerleştirilir ve kataterden ilaç uygulanır. İşlem anestezi makinası bulunan bir merkezde deneyimli anestezistler tarafından uygulanır. İlaç uygulamasından sonra ağrı duyusu ortadan kalkar ancak ancak bebeğin hareketleri ve dokunma duyusu hissedilmeye devam eder. Kişi ayağa kaldırılıp yürütülebilir. Eğer doğum gerçekleşmez ve sezeryana gidilirse kolaylıkla aynı kataterden anestezi dozu verilerek sezaryen da gerçekleştirilebilir. Epidural anestezi genel anesteziye göre anne ve bebek açısından daha güvenli bir yöntemdir. Epidural analjezi uygun dozda ve zamanında uygulandığında doğumu hızlandırabilir. Hiçbir zararı olmadığı gibi annenin doğum sırasında gereksiz yere acı ve ızdırap çekmesini, anne ve bebeğe zarar vermeden önlenmesidir. Bu ağrıların giderimi bebek için de faydalıdır. Annede ağrıya bağlı oluşan aşırı soluk alımı stres hormonlarını çok salgılanması, endişe ve korku istenmeyen pek çok olayı da beraberinde getirir. Bebeğin daha az kanlanmasını, daha az oksijenlenmesi çekilen aşırı sancılar doğum esnasında anneyle iletişimin kopması, doğum uzaması gibi pek çok yan etki epiduralle ortadan kalkar. Herhangi bir sebeple sezaryen gerekirse genel anesteziden korunmuş olur. 1971’de İsveç parlamentosunun aldığı bir karar gereği doğum sırasında ağrının etkin bir şekilde giderilmesi her kadının hakkıdır. Ülkemizde de doğum ağrısının etkin bir şekilde giderilebilmesi önemli bir sorundur. Doğum ağrısından korkan genç kadınlar, özellikle belirli bir eğitim öğretim ve ekonomik düzeye sahip olduklarında sezeryanı tek çare olarak görmektedirler. Bu durum ülkemizde sezaryen oranının giderek artmasına neden olmaktadır. Son olarak biz annelere diyoruz ki; doğumunuzu yaşayın, sancısını asla. Bebeğinizin dünyaya gelişini görmek onun ilk ağlayışını duymak, ona dokunmak, onun sıcaklığını hissetmek, onu ilk öpenin siz olduğunuzu bilmek… Bütün bunlar bir anne için mutlaka yaşanması gereken duygulardır. Her anne adayı, doğumunu korku ve endişeden uzak, acısız ağrısız yaşayabilir. Yavrusunun dünyaya gelişini coşkulu bir şölene çevirebilir. Son derece mutlu, rahat ve kolay bir normal doğum yapabilir.

  • Sosyal sorun terleme

    Sosyal sorun terleme


    Hepimiz terliyoruz. Terlemeniz de vücuttaki toksinleri atmak anlamına geldiği için normal ve yararlı olduğunu biliyoruz. Ya aşırı terlemek? Fazla terlemek zararlı mı? Aşırı terin çözümü var mı?

    Hepimiz terliyoruz. Terlemeniz de vücuttaki toksinleri atmak anlamına geldiği için normal ve yararlı olduğunu biliyoruz. Ya aşırı terlemek? Fazla terlemek zararlı mı? Aşırı terin çözümü var mı?

    Terleme Nedir? Niye Terleriz?

    Terleme; tıbbi anlamda hiperhidrozis dediğimiz olaydır ve sayısız nedeni vardır. Aşırısı şikayet konusu olur. Kişi gece uyandığında yatağını ya da yastığını sırılsıklam bulabilir. Özellikle diyabet, hormonal bozukluklar ve diğer sistemik rahatsızlıklarda bu tür terlemeler görülebilir. Menopoz ve andropoz durumlarında da erkekler daha çok rahatsız olur. Gece terlemeleri uyku apnesinin öncül belirtisi olabilir. Alkolikler, güçlü ağrı kesici ilaç kullananlar ve ateşli hastalığı olanlarda gece terlemeleri sık görülür. Şişmanlık sigara içimi ve stresli ortam da terleme nedenidir.

    Terleme Tıbben Nasıl Gerçekleşiyor?

    Vücudumuzun sısını ayarlayan yaklaşık 5 milyon ter bezimiz var. Ancak terleme merkezi beynimizde hipotalamus dediğimiz alandadır. Bu ter bezleri, sinir sistemimizin kontrolünde faaliyetini sürdürür. Sinir sistemindeki anormallikler ya da aşırı çalışma durumu, terleme ile sonuçlanan durumlara yol açar. Duygusal bir tetiklenme bile yüz, el ve ayaklarda terleme yapabilir. Uyku sırasında duygusal uyaranlar azalır ama bu seferde termal terleme olayı ortaya çıkmaktadır. Terleme vücuttaki bir ağrının dışavurumu da olabilir. Bedeniniz ağrı çekiyorsa terlersiniz.

    Aşırı Terleme Sosyal Problem Diyebilir Miyiz?

    Gece saatleri dışında koltuk altı, yüz, el ve ayak terlemesi bizi sosyal yaşamda zora sokabilir. Eli çok terleyen, tokalaşacak kişide sıkıntı oluşturur. Özellikle stres anında ortaya çıkan yüz terlemesi de canımızı sıkar, muhataplarımız tarafından yanlış anlaşılabilir. Koltuk altı ve ayak terlemesi ise kokunun eşlik etmesi yüzünden bizi ve çevremizdekileri rahatsız eder. Özetle evet , “sosyal problem “denebilir.

    Sorun Nasıl Tedavi Edilir?

    Genel vücut terlemelerinde antikolinerjik dediğimiz ilaçların yararı var. Ama öncelikli ozon tedavisi önerilmeli. Hastanın alkol ve sigaradan uzak durması, kilo fazlasından kurtulması da önemli. En çok karşılaştığımız el, ayak ve koltuk altı terlemeleri. Koltuk altı terlemelerinde botoks ve lazerle ter bezlerini tahrip ederek terlemeyi önlüyoruz. Bir de ozonlaşmış yağlardan fayda görülebilir. Ayrıca el ayak yüz terlemelerinde, bir radyofrekans yöntemi uygulayarak aşırı faaliyet gösteren sinirleri devre dışı bırakıyoruz. Mesela ayaklarda… Belde, ayaklarımızın damar ve sinirlerini kontrol eden merkezler vardır. İleri görüntüleme teknikleri eşliğinde bu merkezlere, radyofrekans cihazı uyarıları verip doğrulama yapıyoruz. Doğru yerdeysek uygulamaya geçiyoruz. Bunlar; noktasal atış şeklinde yapılan uygulamalar olduğu için bazen tekrarlamak gerekebiliyor. Genellikle Türkiye’de bazı ağrı kliniklerinde bu tür uygulamalar yapılabiliyor. Radyofrekans yöntemi el terlemelerinde de geçerli ama farklı sinir çıkışları olduğu hesaba katılmalı. Ellerin terlemesini sağlayan sinirlerin kimi boynun ön tarafından gider, kimi ensenin altında uzanır.

    Terlemeye Karşı Geliştirilmiş Başka Yöntemler Var mı?

    Endoskopik klipsleme yöntemi var. Cerrahi bir işler olduğu için özel teknikler gerektirir. Özellikle el ve yüz terlemelerinde iyi sonuçlar veriyor. Ancak klipsleme yönteminde, hastada refleks olarak tekrar başka terlemeler çıkabiliyor. Üstelik bu kez kontrolü de zor oluyor. Bunun dışında, iyonlarla yapılan iyontoforez dediğimiz bir tedavi var. En yaygın olarak uygulandığını düşündüğümüz sistem. Ama radyofrekans yöntemiyle kıyasladığımızda, bu tedavilerin hiç birinde. Gerçek anlamda kalıcı boyut yakalamamız söz konusu değil.

    Algoloji Prof. Dr. Nurettin LÜLECİ