Hipokrat’ın “ Ağrıyı gidermek tanrısal bir sanattır” sözü ağrıya bakışı çok güzel özetliyor aslında. Tıpta bütün uzmanlıkları uygulamak bir yönü ile sanatsal dokunuşlar gerektiriyor. Hekimlikte doğru, tam ve güncel bilginin yanı sıra hastaya yaklaşım ve hastalığı ele alış üslubu nedeni ile sanatsal dokunuşlara da ihtiyaç var.
Algoloji uzmanları sessiz sedasız işlerini yapıyorlar ve hastaların yaşam kalitelerini yükseltiyorlar. Ancak “algoloji” hala toplumda çok tanınmış bir uzmanlık alanı değil. Peki kimdir algoloji uzmanı, neler yapar?
Algoloji (Ağrı tedavisi bölümü) her türlü kronik ağrının yanı sıra, sebebi bulunamayan şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi ile uğraşan bir bilim dalıdır. Baş ağrıları, yüz ağrıları – nevraljiler, boyun ağrıları, omuz-kol ağrıları, sırt ağrıları, bel-bacak ağrıları, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, nedeni belirlenemeyen ağrılar ve belki de en önemlisi kanser ağrıları bu bölümde tedavi edilir.
3 aydan fazla süren ve kronik olarak tanımlanan bu ağrılar modern tedavi yöntemleri ile giderilebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden bu ağrıların kalıcı çözümünde tam donanımlı merkezler ve deneyimli uzmanlara başvurulması büyük önem taşıyor.
Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımları uygulanmalıdır.
Kanser hastalarının ağrı ile yaşamaları artık kader değil
Kanser ağrısı görülme sıklığı özellikle ilerlemiş evrelerde %90’lara kadar ulaşıyor. Kanser hastalarının ağrılarının giderilmesi hastanın yaşam kalitesi ve kanser tedavisine uyumunu önemli oranda arttırıyor.
Kanser ağrısı gerçekten önemsenmelidir. Kanser hastasının, kanser olduğu andan itibaren ağrı ile karşılaşabileceğini bilmelidir sadece hasta değil onkoloji doktorları, radyoterapi uzmanları, cerrahlar gibi yani kanserle uğraşan her branştan doktorun, hastanın kanser olduğu andan itibaren ağrısı olabileceğini bilerek bu konuda çözüm arayışı içinde olmalıdırlar.
Ağrı tedavisinde % 70 bizim için büyük başarıdır, %50’nin üzerinde başarı sağladığımız zaman kendimizi başarılı kabul ediyoruz, %50 hastanın ağrısının yarı yarıya azalması demektir. Ağrı tedavisinde hiçbir zaman %100 başarı söz konusu değildir. Kişiden kişiye ağrı eşikleri değişir, ağrıyı algılama değişir. Bu nedenle ağrı tedavisinde “kişiselleştirilmiş tedavi” ye doğru geçiş yaşanıyor.
Ancak tüm bu gelişmelere rağmen ülkemizde ağrı tedavisinin hala yetersiz olduğunu söyleyebiliriz, ilaçlar yeterince bulunmuyor. Morfini üretip en az tüketen ve morfin bulunamayan bir ülkeyiz. Morfini, çok ucuz olduğu için ilaç firmaları üretmiyor. Diğer firmalar da pahalı malzemeler getiriyor buna da Sağlık Bakanlığı çok fazla müsaade etmek istemiyor.
İnsanlar kanser olabilir ama ağrı çekerek kimse yaşamaz yaşamamalı… Bir insanın ağrı çekerek yaşamasına müsaade etmek, insanlık suçu kabul ediliyor. Avrupa Ağrı Cemiyeti’nin bu konuda yayınladığı bir deklarasyon var.
Ağrı tedavisinin en etkili olduğu alanlar bel ve boyun ağrılarıdır. Bel ve boyun fıtıklarında eğer ağrı kesici ve kas gevşeticiler yada FTR tedavilerine yanıt alınamıyorsa bir algoloji uzmanına müracaat etmenizde fayda vardır.
İşte enjeksiyon tedavileri (Epidural streoid yada kortizon) fıtıklarda tercih ettiğimiz bir yöntemdir. Yapılan enjeksiyonlar sinir şişmelerini ortadan kaldırır ve disklerden ağrıya neden olan maddelerin salınımına engel olur. Söz konusu tedavilerin %50-80 arası etkinliği vardır ki bu önemli bir başarıdır. Üstelik uygulanan tedaviler sadece ağrıyı ortadan kaldırmakla kalmıyor, tedavi ediliyor. Hastalar ağrılarından ve de kol ya da ayaklarındaki uyuşmalardan kurtuluyor ve günlük normal yaşamlarına geri dönüyor. Bu enjeksiyonlar uygulamadan yaklaşık 3-4 gün sonra etkisini göstermeye başlıyor. Yılda 3 kez uygulanabilen bu yöntemin ameliyathane koşullarında ve deneyimli hekimler tarafından yapılması gerekiyor.
Bir takım ilkeler ortaya koymak lazım;
– Birinci olarak ilaçlarla bu işe başlamak gerekir. Özellikle ağızdan alınan yani oral ilaçlar dediğimiz ağrı kesici ilaçları başlangıçta kullanmak lazım ve bunları Dünya Sağlık Örgütü’nün ortaya koyduğu basamak sistemi dediğimiz sistemle başlamak durumundayız.
– Ağrı kesicileri ağrının şiddetine göre bilinçli bir şekilde kullanmak gerekir. Bazen üç basamaktaki ilaçları da beraber kullanabiliyoruz. Bazen ağrının şiddetine göre direk üçüncü basamaktaki ilaçları kullanabiliyoruz. Bunun adına asansör sistemi diyoruz. Basamak sistemi uygulanırken artık son yıllarda direk ağrının şiddetine göre asansör sistemi uygulanarak üçüncü basamaktan da başlanabiliyor tedaviye.
Her beden ve yaşam farklıdır, başka birine iyi gelen ilaç yada tedavi her kişide aynı sonucu vermemektedir. Tedaviler her zaman kişiye özel olmalıdır ve alanında uzman doktorlar tarafından kapsamlı bir inceleme sonunda bir algoritma yapılmalıdır.
Ağrı, hekime başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Ağrı, yalnızca tıbbi bir semptom değil, kişinin sosyal ve güncel yaşamını da etkileyerek yaşam kalitesini bozan, kimi zaman alt-üst eden bir yaşantıdır. Bu nedenle ağrının sağaltılmasının etik zorunluluk olması sorgulanamaz kuşkusuz. Alarm görevi olan ani başlayan ağrı, bizleri hasardan yani hastalıktan haberdar eder, medikal tıbbi yardım almaya zorlayarak iyileşme sürecine katkıda bulunur, hatta deneyimlerimizle olası tehlikelerden korur. Buna karşın kronik ağrı yani uzun süreli inatçı ağrı, organik bir lezyon olsun ve olmasın, fiziksel ve emosyonel disfonksiyona neden olarak yaşam kalitesini düşürmekte, iş yapılabilirliği engelleyerek fonksiyonu bozmaktadır. Organizmada hiçbir görevi olmayan kronik ağrı kişiyi normal yaşamdan alıkoymakta, tedavisi de hekimi zorlamaktadır. Özellikle organize olmayan tedavi çabaları hastane kullanımını artırarak sosyo-ekonomik yük getirmektedir.
Ağrın varsa sesini duyur;
Ağrı ile yaşamak kader değil.
Hastaların ağrı ile yaşamak zorunda olmadıklarını ve her türlü ağrının birden fazla çözüm yolu olduğunu bilmeleri gerekiyor.
Hastanın ayrıntılı öyküsü alınarak geçmişte yaşadığı tüm ağrı deneyimleri geçirdiği ameliyatları, yaşadığı travmalar dinleniyor ve not ediliyor.
Hastanın şikayeti ile geçmişte yaşadığı sorunların sinirsel, fonksiyonel ve zamansal olarak bağlantıları tespit ediliyor.
Tedavi ayrıntılı muayene ve hikaye ile belirlenir.
Ağrı tedavisinde esas, hastayı ağrısız halde uzun süre tutmak, daha ağrısız yaşatmak, yaşam kalitesini yükseltmektir. Şu anda ağrı dersleri tıp fakültesi müfredatına girdi, tıp öğrencilerine ağrı dersi vermeye başladık. O bilinç yavaş yavaş yerleşiyor, buda yeni bir uygulama.
Her türlü kronik ağrının yanı sıra sebebi bilinmeyen, şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi de Algoloji Uzmanlarınca gerçekleştiriliyor. Bu hastalık grupları şunlardır;
– Migren ve diğer baş ağrıları
– Omuz, boyun, bel ve dizde görülen ağrılar
– Kemik erimesine bağlı ağrılar
– Kanser hastalarında görülen ağrılar
– Felçlere bağlı ağrılar
– Zona adı verilen ağrılı deri hastalığı sonucu oluşan ağrılar
– Bel omurları arasındaki yapıların yıpranmasına bağlı ağrılar
Bel ağrısı, kollara yada bacaklara vuran fıtık ağrılarında yeni bir yöntem olan ” ozon mikrodiskektomi” diğer isimleri ile ” diskolizis” yada ” ozon nükleolizis” uygulamasıdır. Ozonun fıtık dokusu içersine verilerek fıtığın büzüştürülmesi, sinirlere yaptığı baskının kaldırılması ve ağrının yok edilmesi işlemidir. Ozon mikrodiskektomi denmesi, cerrahi mikrodiskektomi ile benzer klinik sonuçların elde edilmesi nedeni ile bu terim kullanılmaktadır. Kısaca Açık cerrahi ameliyatı kadar etkili bir tedavi yöntemi olduğu literatürde belirtilmektedir.
Diskoliz işlemi ameliyatsız, narkozsuz, kansız kısa sürede gerçekleştirilebilen etkili bir yöntemdir. Klinik olarak bel ağrısı , bacak yada kollara yayılan ağrılarla birlikte MR görüntüsünde Fıtık tesbit edilen hastalar ilaç tedavisine yada fizik tedavi uygulamalarına yanıt vermiyor ağrılar devam ediyorsa bu yöntem idealdir denilebilir.
Bel ve boyun fıtıklarında diğer uygulanan yöntemlere göre daha büyük avantajlara sahiptir. Doğal bir tedavi olduğu için vucuda asla zarar vermez, yan etkileri hemen hemen yoktur. Diğer yöntemlere üstünlüğü kısa sürmesi, ucuz olması, hastanın o saat hastaneden yürüyerek ayrılabilmesi, iş kaybına neden olmaması, ve işlemin mekanik hiçbir zararının olmamasıdır.
Diğer uygulamalarda örneğin narkoz altında açık cerrahi yapılıyorsa gereğinden fazla doku o sahadan alınmakta bu durum disk mesafesinde azalma ve diskin dejenerasyonuna yol açabilmektedir. Nüks ve yapışıklık olayları her zaman potansiyel bir komplikasyon olup tedavisi güç sorunları beraberinde taşır.
Bugüne kadar binlerce hastaya uygulanan bu yöntem ile bel ve boyun fıtığından yakınan hastalar şikayetlerinden kurtulmuşlardır.
İşlem hareketli görüntüleme Cihazları eşliğinde yapılmakta yaklaşık beş-on dakika kadar sürmektedir. Girişim sırasında hasta uyanık olmakta ve işlemden sonra evine gidebilmektedir. Uygulamalarda, deneyimli ellerde hastanın zarar görme riski yoktur.
İğnesiz, acısız LASER ışınları ile yapılan etkin bir ağrı tedavi yöntemidir Bebeklerde ve yaşlılarda da güvenle kullanılır.
LASER iğneleri (ışınları) aşağıdaki ağrılarda başarı ile uygulanmaktadır.
bel ve boyun fıtığına bağlı ağrılar.
sırt ağrıları
diz ağrıları
kireçlenmelere bağlı ağrılar
bebeklerin gaz sancıları
romatizma ağrıları
migren ve diğer baş ağrıları
Spor yaralanmaları
İyileşmeyen açık yaralar
Kaslardaki kramplara bağlı ağrılar Lazer iğneleri acısız uygulama ve yüksek derecede etkin bir ağrı tedavisi sağlayan ileri teknoloji ürünü bir buluştur.
Kırmızı lazer ışınları optik kablolar vasıtası ile deri yüzeyine uygulanarak dokulara nüfus etmektedir.Lazer iğneleri uygulandığında ağrı giderici, spazmı çözücü ve vücudun immün sistemini (bağışıklık sistemini) harekete geçirici etkileri vardır.
Bugün Lazer iğneleri, akupunktur uygulamalarında da kullanılmaktadır. Böylece hastalar acısız akupunktur olmakta ve iğne batmasına bağlı acıyı çekmemektedir. Bunun yanında enfeksiyon riskinden de uzaklaşmaktadırlar… Lazer iğneleri ile yaptığımız uygulamalar da; migren ağrıları kısa sürede giderilmektedir…
Bu ağrıların yanı sıra; bel ve boyun fıtığına bağlı ağrılar, sırt ağrıları, diz ağrıları, bebeklerin gaz sancıları, romatizma ağrıları, yatalak hastalarda oluşan yaralar, şeker hastalarının ayaklarında açılan yaraların da kapatılmasında mükemmel sonuçlar almaktayız. Lazer iğneleriyle uygulanan tedavinin ağrısız olması, çok yaşlı ve çok küçük çocuklar da bile uygulanmasına olanak vermektedir.Günümüzde en güç tedavi edilebilen Zona ağrılarını kolayca kontrol edilebilmekte, MS(multipl skleroz) hastalığına yani sinir sistemi bozukluğuna bağlı ağrılarda iyi sonuçlar alınmaktadır. Sporcuların adele ağrılarında ve burkulmaya bağlı ağrı ve şişkinlikler kolayca ortadan kaldırılabilmektedir. Lazer iğneleri ile uygulanan yöntemde seanslar ve süre ağrının vücuttaki yerine göre değişmektedir.
Bizim verilerimiz ve dünya ölçeğinde ozon ile tedavi edilen hastalardaki başarı oranı % 85 ler civarındadır. Bu iyi bir başarı oranını göstermektedir. Diğer yandan açık ameliyatlar örneğin açık mikrodiskektomi sonuçları ile benzer neticeler alındığından bu yöntem ozon diskektomi olarak da adlandırılmaktadır. %-10 Dakika sürmesi, narkoz ve neşter gerektirmemesi vede tekrarlanır bir yöntem olması hastalar için oldukça önemli artılar getirmektedir.
İşlem sırasında ağrı duyarmıyım?
Hayır işlem sırasında sizin rahatsız olacağınız bir ağrı duymanız söz konusu değildir. Çok ince iğnelerle işlem yapıldığından sadece iğne giriş yeri lokal anestezi ile uyuşturulur. Heyecanlı hastalar içinse ek rahatlatıcı ilaçlar verilebilir. İşlemin toplan 10 dakika sürdüğünü varsayarsanız ne kadar konforlu bir girişim olabileceğini tahmin edebilirsiniz.
Anestezinin riski varmı?
Hastalar normal ameliyata hazırlanır gibi hazırlanır. Fakat hastaya genel anestezi verilmez. Yukarıda bahsedildiği gibi lokal anestezi uygulanır. Lokal anestezi ise sadece bazı bünyelerde allerji yapabilir onunda tedbiri alınır. İşlem ameliyathanede ve steril koşullarda yapıldığından gayet emniyetli bir ortam sözkonusudur…
Bu yöntem başka tedaviler görmeme engelmi?
Hayır. Bu yöntem uygulandıktan sonra her türlü yöntemin uygulanması sözkonusu olabilir . Ozon zaten doğal bir tedavidir. İnsan fizyolojisine hiç bir zararı yoktur.
Bu yöntem hastanede yatmamı gerektirir mi?
Hayır. İşlemden hemen sonra evinize gidebilirsiniz. 2 gün istirahat etmenizde yarar var. Normal hayatınıza devam edebilirsiniz.
İşlem sonrası ne yapmalıyım?
Bazen fizyoterapi 2 gün istirahatten sonra gerekli olabiliyor. Veya 4-5 kez poliklinik koşullarında fıtık çevresine ozon gazı infiltrasyonu tedaviye pozitif katkılar sağlıyor.
Omurgayı oluşturan vertebra adını verdiğimiz kemiklerin birbiri ile bağlantısını sağlayan faset ekleminin dejeneratif ve travmatik nedenlere bağlı olarak hasarı, boyun veya belde lokalize veya nadiren bacak ön ve arka yüzüne yayılım gösteren bel ve boyun ağrısının en önemli nedenlerinden biridir. Ağrının nedeni faset eklemler olarak saptandığında faset eklem blokajı ve sonrasında radyofrekans termokoagülasyon (RFT) ile uzun süreli veya kalıcı tedavi sağlanabilir.
İşlemin Uygulanışı
İşlem ameliyathanede görüntüleme (C-kollu skopi) altında yapılmalıdır. İşlemden 4 saat önceden itibaren aç kalmanız gerekmektedir. Ameliyathanede yaşamsal fonksiyonlarınız anestezi uzmanı tarafından takip edilecektir. Damar yolundan ağrı kesici ve sedasyon sağlayıcı ilaç uygulandıktan sonra işlem uygulanmaya başlanır. Faset eklem blokajı için C-kollu skopi ile eklemler görüntülendikten sonra lokal anesteziyi takiben faset ekleme 10 cm uzunluğunda iğne ile ulaşılır. Lokal anestezik kortizon uygulanarak işlem bitirilir.
-Faset Eklem içi Enjeksiyon-
Blok sonrası hastanın ağrısında en az %50 ve daha fazla rahatlama beklenir. Lokal anestezik etkisi geçtiğinde hastanın ağrısı tekrar başlayabilir. Eğer kortizon kullanıldıysa 24-48 saat sonra ağrı yeniden azalmaya başlar. Lokal anestezik uygulamasından sonra hastanın ağrısı istenen düzeyde azaldıysa RFT uygulaması ile uzun süreli rahatlama sağlanabilir. Bu uygulama hemen faset blok sonrası aynı seansta yapılabileceği gibi 1-2 hafta sonra da uygulanabilir. İşlem faset blok enjeksiyonu gibi ameliyathanede uygulanmaktadır. Yine görüntüleme altında giriş yeri belirlenerek özel RF iğneleri ile faset median sinirlere ulaşılarak RFT cihazı ile sinirin ağrı taşıyan lifleri ısı ile hissizleştirilir.
-Faset Medial Dal RFT-
İşlem Öncesi Dikkat Edilmesi Gerekenler:
Sedasyon uygulamaları için işlemden önce 4 saat kadar aç kalınması gerekmektedir.
Tansiyon ilaçları işlem sabahı çok az suyla alınmalıdır. Aspirin® , Coraspin® gibi kan sulandırıcı ilaçlar 1 hafta önceden kesilmelidir.
İşlem Sonrası Yapılması Gerekenler:
İşlem sonrası 1- 2 saat istirahat edilmesi yeterli olur.
Girişimden sonra azalan ağrı şikayeti 4-6 saat içinde tekrar başlayabilir. Bu durum lokal anesteziğin etkisinin ortadan kalkmış olmasından kaynaklanır.
Uzun etkili kortizonun asıl etkisi 48-72 saat içinde tam istenilen düzeye gelir ve ağrı 3-4 gün içinde azalmaya başlar.
RFT uygulamalarında ise 3-4 gün içinde ağrı şikayeti belirgin olarak azalmaya başlar ve 1 hafta-10 gün içersinde rahatlama sağlanır.
Girişim sonrası 2-3 gün beli veya boynu aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınılması gerekmektedir.
Ağrı kesici ilaçlar eğer ağrı şikayeti varsa 2-3 gün kullanılabilir
İşlemin Riskleri Nelerdir? En önemli risk enfeksiyon olmakla birlikte ancak 70-80 bin hastada bir görülebilecek çok nadir bir yan etkidir. Böyle bir durumda antibiyotik tedavi başlanması gerekir. RFT uygulanan hastalarda kalçada ve bacağın üst kısımlarında geçici his kaybı görülebilir. Kullanılan kortizona bağlı olarak vücutta sıvı tutulması ve şeker hastalığı olan hastalarda 1-2 hafta şeker düzeninde bozulma gözlenebilir.
Boyun ve bel bölgesinde ortaya çıkan ve sinir kökü basısına neden olan omurga hastalıklarında etkin bir yöntemdir. Disk fıtıkları ( bel- boyun fıtığı ) , disk kayması ve dar omurilik kanalı gibi bel-boyun ağrısına neden olan hastalıkların tedavisinde oldukça etkin bir yöntemdir. Buradaki amaç bası sonucu oluşan inflamasyon ve ödemi azaltmak, yapışıklıkları çözmektir. Epidural steroid enjeksiyonunun en çok etkili olduğu durumlar sinir kökleri üzerine bası ve disk hernileridir. Semptomları yeni başlamış hastaların %70-80’i düzelir ve ileri tedavi gerektirmezler, daha geç olgularda % 50-70 hastada 2 ay ile 1.5 yıl ve üzerinde bir süre rahatlama sağlanır. ESE, hastanın yakınmalarının başlamasından sonra ilk 6 ay içinde yapıldığında etkinliği daha fazladır. Epidural enjeksiyon ile hasarlı olan spinal sinir etrafına etkisi uzun süren bir depo steroid ve erken dönemde rahatlamayı sağlamayı sağlamak için lokal anestezik içeren bir ilaç karışımı yapılır.
ESE Nasıl Uygulanır? Girişim, Algoloji uzmanlarınca, devamlı radyolojik görüntüleme altında (C-kollu skopi ile) yapılmaktadır. İşlem sırasında hastanın yaşamsal fonksiyonları bir anestezi uzmanı tarafından monitörize edilerek, hastanın ağrı duymaması için damar yolundan ilaç uygulanır. Tüm işlemler lokal anestezi altında yapılır.
ESE uygulamasında 3 teknik vardır:
Kaudal Teknik: Omurganın en alt kısmından (sakral hiatus) girilerek yapılan uygulama şeklidir. Bu uygulamada omurganın daha üst bölümlerine ilacın ulaşabilmesi için yüksek hacimde ilaç karışımı uygulanması gerekir.
Kaudal Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü
İnterlaminar teknik: Bu uygulamada omurganın ortasından iğne ile girilerek ilaç enjeksiyonu yapılır. Kaudal enjeksiyona göre daha düşük hacimde ilaç kullanılır. Dural kese delinme riski bu teknikte daha fazladır.
İnterlaminar Steroid Enjeksiyonu Skopi Görüntüsü
Transforaminal teknik: İlaç, problemli olan spinal sinirin omurgadan çıktığı delikten bir iğne ile girilerek etkilenen sinirin etrafına yapılır. Tedavi için hedeflenen sinire yönelik bir girişimdir. En az hacimde ve en yüksek konsantrasyonda ilaç bu teknikte verilir.
ESE Öncesi Hastanın Dikkat Etmesi Gereken Noktalar: Epidural steroid enjeksiyonundan önce yaklaşık 4 saat aç kalınması yeterlidir. Devamlı kullanılan tansiyon hapı, kalp ilacı gibi ilaçlar az suyla alınmalıdır. Aspirin® , Coraspin® gibi kan sulandırıcı ilaçlar 1 hafta önceden kesilmelidir.
ESE Sonrası Yapılması Gerekenler İşlem sonrası 1- 2 saat istirahat edilmesi gerekir. Enjeksiyondan sonra belde ağrı ve girişimin yapıldığı bacakta geçici bir uyuşma ve ağrı olabilir. Girişimden sonra azalan ağrı şikayeti 4-6 saat içinde tekrar başlayabilir. Bu durum lokal anesteziğin etkisinin ortadan kalkmış olmasından kaynaklanır. Uzun etkili steroidin asıl etkisi 48-72 saat içinde tam istenilen düzeye gelir ve ağrı şikayeti 3-4 gün içinde azalmaya başlar. Girişim sonrası 2-3 gün beli veya boynu aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınılmalıdır.
ESE Uygulanamayan Durumlar
Girişim bölgesinde enfeksiyonu olan,
Gebe olan veya olma ihtimali olan,
Ciddi kanama, pıhtılaşma bozukluğu olan,
Girişim yapılmasını kabul etmeyen hastalara işlem yapılmaz.
ESE Yan Etkileri-Riskleri Nelerdir? Epidural steroid enjeksiyonu yapılan hastalar içerisinde 40-60 bin hastada bir sıklıkta enfeksiyon görülme ihtimali mevcuttur. Bu nedenle uygulamalar ameliyathanede mutlak steril koşullarda gerçekleştirilerek bu olasılık en düşük düzeye çekilir. Çok nadir olarak geçici baş ağrısı olabilir. Sinir hasarı da çok nadir görülen bir durumdur. Özellikle sinir hasarı ciddi bir yan etki olduğundan dolayı riski en aza indirmek için girişimin mutlak suretle C-kollu skopi ile görüntüleme altında yapılması gerekir.
Kullanılan steroide bağlı olarak vücutta sıvı tutulması ve şeker hastalığı olan hastalarda 1-2 hafta şeker düzeninde bozulma gözlenebilir.
Bel ağrıları son derece yaygın sağlık sorunlarından biridir. Baş ağrılarından sonra en fazla görülen ağrılar arasında yer alan bel ağrıları insanların %85’inde yaşamlarının bir döneminde ortaya çıkar. Bel omurları hareketli olmaları nedeni ile daha fazla yük taşırlar. Aynı zamanda bu bölgedeki omurgalar çeşitli darbelerden, yükten ve hastalıklardan daha fazla etkilenirler. Omurgaların içerisinde bir silindir gibi kat kat kılıflar içerisinde omurilik geçer. Omurgaları birbirinden disk adı verdiğimiz içinde oldukça koyu kıvamlı bir sıvı bulunan yastıkçıklar ayırır. Bu yastıkçıkların dış kısmı daha sert bir tabakadan meydana gelmektedir. Yaşın ilerlemesi ve darbelerle bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar ve dıştaki tabakanın incelmesi sonucu ağır bir yük kaldırma ve ani hareketle yırtılır ve sinirin üzerine baskı yapmaya başlar. Halk arasında bel fıtığı olarak adlandırılan hastalık bu şekilde gelişmektedir.
Bel ağrısı, sadece bel fıtığına değil, birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Duruşun kötü olması, egzersiz eksikliği, aşırı kilo belin en büyük düşmanlarıdır. Birçok bel ağrısı insanın belini doğru kullanmaması ile ortaya çıkar. Bunun sonucu olarak da bel kaslarının zafiyeti gelişir. Bel kaslarının zayıflığı sonucunda ağrı ortaya çıkabilir. Bunlar sürekli yapılan belirli aktiviteler örneğin; eğilme, kalkma, oturma veya ağır kaldırmak gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Aynı şekilde bir spor aktivitesinde veya trafik kazası sırasında da aşırı gerilim meydana gelebilir. Bunun sonucu olarak disklerde bir yırtılma olabilir. Yine birtakım yapısal bozukluklar sonucu örneğin; doğumsal bozukluklar, omurganın skolyoz adı verilen eğrilikleri, yada omurgadaki bir eklemin öne veya arkaya kayık olması (listezis) çok şiddetli bel ağrılarına yol açabilir. Batın organlarındaki birtakım bozukluklar sonucunda yine bele yansıyan ağrılar ortaya çıkabilir. Kadınlara çeşitli jinekolojik sorunlarda da yine bel ağrısı görülebilir. Yine batın ve jinekolojik organların kanserleri bele ağrı şeklinde yansıyabilir. Bu yüzden bel ağrılı hastanın çok ayrıntılı ve ciddi bir biçimde incelenmesi gerekir. Bu noktada hekimin önemi büyüktür. Doğru tanı ancak hekimin incelemesi, fizik muayene, çeşitli laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile konur. Burada hekimin ayrıntılı biçimde ağrınızın ne zaman başladığı, nasıl başladığı, hangi bölgeye yayıldığı sorularıyla durumu araştırması gerekir. Ayrıntılı bir fizik muayene ve görüntüleme ile tanının konması mümkün olur. Bel ağrılarında bu şekilde tanı konmayıp geçiştirildiği takdirde daha sonra tedavisi imkansız durumlar ortaya çıkabilir.
Bel Ağrısı Nedenleri
Faset Sendromu
Faset sendromu bel ağrısının sık nedenleri arasındadır. Faset eklemleri, omurgamızı oluşturan her omurun birbirine tutunmasını sağlayan, her omur kemiğinde sağda ve solda ikişer adet bulunan küçük eklemlerdir. Omurganın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi bel ağrılarına sebep olabilir. Faset sendromuna bağlı bel ağrıları özellikle arkaya doğru yaslanmakla ve yana dönmekle şiddetlenir. Bu tip ağrılar faset eklem enjeksiyonu ve faset eklem denervasyonu gibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.
Faset eklemlere ait sinirler kasların hareketini sağlamamakta, sadece ağrı sinyallerini beyine taşımaktadır. Faset eklem denervasyonu bu sinirlerin iletisinin engellenmesidir. Bunu gerçekleştirmek için kullanılan en modern yöntem, sinire kontrollü ısı uygulanması esasına dayanan ”radyofrekans termokoagülasyon”dur. Uygulanan bu girişimsel yöntemler tedavinin sadece bir bölümünü oluştururlar. En az bunlar kadar önemli olan bir başka nokta hastalara tedavi sonrası bel eğitimi verilmesidir. Burada amaç, tedavi sonrası yapılması gereken egzersiz programı ve vücuda doğru davranmak için yapılması ve kaçınılması gereken davranışların öğretilmesidir. Ancak bu şekilde sağlıklı bir omurgaya sahip olmak mümkün olur.
Spondilolistezis
Halk arasında bel kayması olarak da bilinen spondilolistezis, omurganın bel bölgesinde meydana gelir ve buradaki bir omurun kendinden önce gelen omurdan daha ileriye itilmesi söz konusudur. Genelde şiddetli bel ağrısı, bir veya iki bacağa yayılan ağrı ile karakterizedir. Ciddi kaymalarda hastada nörolojik kayıplar olabilir. Ağrı genellikle oturup kalkarken daha şiddetlidir, hareketle artar. Bu tip hastalarda eğer nörolojik kayıp varsa operasyon gerekmektedir. Eğer nörolojik kayıp yoksa epidural steroid enjeksiyonu, faset sinir blokları uygulanabilir.
Başarısız Bel Cerrahisi (Failed Back Surgery) Sendromu
Başarısız bel cerrahi sendromu, bel fıtığı nedeniyle cerrahi operasyon yapılan, ancak ameliyattan sonra şikayetlerinde düzelme olmayan ya da yeni ağrı şikayetleri ortaya çıkan hastaları tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Ameliyatın başarısızlığa uğramasının nedenine göre, yapılacak tedavi çok çeşitlidir. Başarısız bel cerrahi sendromunun bazı nedenleri; Operasyon bölgesindeki sinir çevresinde nedbe dokusu oluşumu gibi cerrahiye bağlı değişiklikler, Operasyon bölgesindeki diskin yeniden fıtıklaşması, bir başka diskin fıtıklaşarak aynı ya da benzer şikayetlere yol açması ve operasyonun yanlış seviyeye ya da başarısız şekilde uygulanması olabilir. Başarısız bel cerrahi sendromunun tedavisinde epidural steroid enjeksiyonu yararlı olabilir; daha iyisi cerrahi uygulanan alana direkt olarak ilaç uygulanmasını sağlayan transforaminal steroid enjeksiyonu uygulanabilir. Eğer ameliyat sonrası çekilen kontrastlı MR’da operasyon yerinde sinir çevresinde oluşmuş olan ve sinire baskı uygulayarak şikayetlere yol açan yapışıklıklar tespit edilmişse, bu dokuların eritilmesi amacıyla epidural lizis işlemi uygulanır. Çeşitli tedavi yöntemlerine rağmen ağrı şikayeti devam eden hastanın yeniden bir beyin cerrahı tarafından değerlendirilmesi uygun olur. Ameliyat endikasyonu olmayan hastalara omuriliğe pil uygulaması, opioid ilaç tedavisi gibi uygulamalar gerekebilir.
Bel Fıtığı (Lomber Disk Hernisi)
Omurga insan vücudunu ayakta tutarak vücudun yükünü taşır. Gövdenin her yöne hareketini sağlar. İçindeki kanal yapısıyla omuriliği korur. Omurganın bel kısmı beş adet omur ve diskten oluşur.
Vücut ağırlığını en çok taşıyan burasıdır. Dolayısıyla buradaki diskler daha kolay yıpranır. Disk ortada çekirdek ve bunu koruyan kapsülden oluşur. Herhangi bir zorlamayla koruyucu kısım yırtılıp, çekirdek arkaya kanala doğru fıtıklaşırsa buradan bacaklara giden sinirlere basarak bu sinirlerin çalışmasını engeller ve sonuçta belde ve bacakta ağrı, uyuşukluk, kuvvetsizlik oluşabilir. Sağlıklı yetişkinlerin %20-30’unda bel fıtığı görülebilir. Ancak her bel fıtığı ağrıya neden olmaz. Özellikle aşırı kilolu kişiler, ağır işte çalışanlar bel fıtığı gelişmesi bakımından daha fazla risk altındadır.
Bel Fıtığının Belirtileri
Beldeki sinirin bası altında bulunduğunun ve fıtığın en sık görülen bulgusu olan bacak ağrısı tek veya çift taraflı olabilir. Ek olarak bası altındaki sinirin dağıldığı alanda uyuşukluk, karıncalanma, yanma gibi belirtiler de bu ağrıya eşlik edebilir. Eğer, idrar ve büyük tuvaleti yapmayı sağlayan sinirler bası altında kalmışsa idrar ve büyük tuvaleti yapamama ve hissetmeme gibi ciddi belirtiler de ortaya çıkabilir.
Bel fıtığı tanısında fizik muayene en önemli yeri tutmaktadır. Özellikle bası altında bulunan sinire yönelik olarak muayenede öncelikle bel hareketleri, sırt üstü yatan hastada düz bacak kaldırma testi, ve germe testi uygulanır. Bu testler esnasında bacaktaki ağrı şiddetlenir. Sinirlerin dağıldığı alandaki duyu ve karşı taraf aynı alan duyusu karşılaştırılarak uyuşukluk olup olmadığına bakılır. Motor güç kaybı için ayak bileği ve ayak baş parmaklarının hareketleri karşılaştırılır. Muayene sonucu sinirin bel bölgesinde bası altında kaldığı kararına varılırsa direkt grafi, manyetik rezonans görüntüleme, myelografi gibi görüntüleme yöntemleriyle tanı konulur.
Tedavi
Bel fıtığı tanısı konmuş hastaların %80’i ameliyat yapılmadan tedavi edilebilmektedir. Bel fıtığının değişik biçimlerde tedavileri vardır. Bel fıtığının tedavisinden önce hastanın çok ayrıntılı olarak değerlendirilmesi ve ona göre tedaviye alınması gereklidir. Eğer hastada genel bir his kaybı ve his kaybının yanı sıra idrar tutamama yahut dışkı tutamama gibi durmalar varsa derhal cerrahi müdahale gerekir. Bunun dışında ise ilaçlarla başlayarak yatak istirahati, fizik tedavi yöntemleri, bel bölgesine yapılan çeşitli enjeksiyon teknikleri ve cerrahi yöntemlere kadar geniş bir tedavi algoritması vardır. Hangi tedavinin uygulanacağı hastanın durumuna, hastalığın evresine, daha önce uygulanan tedavi yöntemlerinin başarısına veya başarısızlığına göre farklılık gösterebilir. Bel fıtığında tıp dışında çeşitli yöntemler uygulandığı da bilinmektedir. Bel çektirmek şeklinde genel bir isimle tanımlanabilecek olan bu yöntemler hekim tarafından bile son derece titizlikle ve dikkatle uygulanması gerekmesine rağmen ne yazık ki gelişigüzel uygulanan yöntemlerdir. Bunun sonucunda yanlış bir çekme sonucunda omurilikten çıkan sinirlerin omurlar arasına sıkışması sonucunda hem sinirlerde hem de doğrudan omurilikte tahribat meydana gelmesi mümkündür. Bu tahribat sonucunda hastada felç dahil bir çok bozukluk ortaya çıkabilir. Diğer bir önemli husus her bel ağrısı daha önce de belirtildiği gibi bel fıtığına bağlı değildir. Bu bölgedeki kaslardan ve sinirlerden zengin olan yapı içerisinde hastalarda daha önce sözü edilen birçok nedene bağlı olarak ağrı ortaya çıkabilir. Bu ağrıların da ayırıcı tanısını ancak bir hekim yapabilir. Hekimin uygulamadığı bir yöntem ise yanlış olur. Son yıllarda bel ağrılarının tedavisinde fizik tedavi ve beyin cerrahisi yöntemlerinin yanı sıra çok etkili olabilecek çeşitli yeni tedavi yöntemleri de geliştirilmiştir. Bu yöntemler içerisinde sinirlerin doğrudan doğruya baskı altında kaldığı bölgelerin iğneyle girilerek o bölgedeki baskıyı kaldırabilecek ilaçların verilmesi, katater ismi verilen ince sondalarla yine aynı bölgeye girilerek uygulanan belirli yöntemler oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Yine birçok kez bel fıtığı ameliyat olmuş hastalarda başarısız bel hastaları ismi verilen durumda son on yıl içerisinde uygulanan yöntemlerden bir tanesi en önemlisi belki de omurilik pilleridir. Bu bölgeye yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile yapılan uyarılar hastalarda son derece etkili sonuçlar verebilmektedir.
Migren atağı, adet sancısı, bel, boyun ve kas ağrıları… 3 aydan fazla süren ve “kronik” olarak tanımlanan bu ağrılar modern tedavi yöntemleri ile giderilebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden bu ağrıların kalıcı çözümünde tam donanımlı merkezler ve deneyimli uzmanlara başvurulması büyük önem taşıyor.
Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerektirir. Ayrıntılı muayene sonrasında uzman doktor tarafından hasta için en uygun tedavi yöntemi seçilir. Her türlü kronik ağrının yanı sıra sebebi bilinmeyen, şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi de gerçekleştirilmektedir. Bu hastalık grupları şu şekilde sıralanmaktadır:
Migren ve diğer baş ağrıları,
Omuz, boyun, bel ve dizde görülen ağrılar,
Kemik erimesine bağlı ağrılar,
Kanser hastalarında görülen ağrılar,
Felçlere bağlı ağrılar,
Zona adı verilen ağrılı deri hastalığı sonucu oluşan ağrılar
Bel omurları arasındaki yapıların yıpranmasına bağlı ağrılar,
Sinir ve kas kökenli ağrılar,
Omurilik kanalının daralmasına bağlı ağrılar,
Damarsal dolaşım bozukluğuna bağlı ağrılar,
Şeker hastalığına bağlı polinöropatiler
Ağrının kaynağına iniliyor
Hastanın ayrıntılı öyküsü alınarak geçmişte yaşadığı tüm ağrı deneyimleri, geçirdiği ameliyatları, yaşadığı travmalar dinlenir ve not edilir. Hastanın şikayeti ile geçmişte yaşadığı sorunların sinirsel, fonksiyonel ve zamansal olarak bağlantıları tespit edilir. Tedavi ayrıntılı muayene ve hikaye ile belirlenir. Ağrı tedavilerinde sorunlu bölgedeki kas gruplarına, yara izlerine, omurga eklemlerine ve sinir düğümlerine (ganglion) uygulanan enjeksiyonlar birbiriyle kombine edilebilir.
Özel tedavi yöntemleri uygulanıyor
Tedaviye dirençli olgularda uygulanan serum tedavileri, kineziterapi adı verilen hareketle tedavi yöntemi ve manuel tıp teknikleriyle başarı şansı artmaktadır.
Uygulanan enjeksiyon teknikleri genellikle nöralterapi ile birlikte gerçekleştirilir. Nöralterapi; fiziksel kimyasal, hormonal, olarak ya da toksinler ve mikroorganizmalar travmalar ile bozulmuş olan beden fonksiyonlarını lokal anestezik ilaçlar kullanılarak otonom sinir sisteminin uyarılması ve beden fonksiyonlarının yeniden normale dönmesiyle gerçekleştirilen bir tedavi modelidir. Ağrıyan bölge içinde kalan organlar, kaslar, fonksiyonel ve yapısal bozukluklar, dolaşım bozuklukları, lenf sisteminin yetersiz çalışması sonucu oluşan ödem tedaviye dahil edilir hastanın uyku bozuklukları ve barsak düzeni de incelenir ve düzenlenir. Ağrı öğrenilen bir olaydır; bir travma yaşadığımızı unutabiliriz ama sinir sistemi bunu kaydeder ve zaman içinde mekanik psikolojik ve fizyolojik travmalar sonucu ağrı sinyalleri oluşmaya başlar. Eğer vücut bunun üstesinden gelirse kişi yaşamına devam eder ama çözemezse kronik uyarı sonucu klinik ağrı oluşur, uyarının devam etmesiyle fonksiyonel bozukluklar oluşur ve kronik bir süreç başlar. Ağrı vücudumuzun bize gönderdiği bir tür yardım çağrısıdır.
Her beden ve yaşam farklıdır, başka birine iyi gelen ilaç ya da tedavi her kişide aynı sonucu vermemektedir. Tedaviler her zaman kişiye özel olmalıdır ve alanında uzman doktorlar tarafından kapsamlı bir inceleme sonunda bir algoritma yapılmalıdır.