Kategori: Anestezi ve Reanimasyon

  • Gonartroz ağrısında girişimsel blokların yeri

    Olgu: 57 yaşında erkek hasta. Hastamızın sağ dizde ağrı, karıncalanma, yanma hareket kısıtlılığı vardı. VAS 9-10’du. Bunun için çeşitli kliniklere başvurmuş, sağ diz MR’ı çekilmiş. MR’da femur lateral kondil anteriorun da yaklaşık 1 cm çapında osteokondral lezyon, diz eklemi içersinde 6 mm çapında eklem faresi ve volüm kaybı, patella femoral eklem mesafelerinde daralma tespit edilmiş. Bu nedenle bu hastamıza direk operasyon önerilmiş ama hastamız operasyon istemediği için kliniğimize başvurdu. Hastamıza ilk başvurduğunda pregabalin 75mgX2 başlandı. 15 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 8-9’du. Hastamızın ağrısı çoktu ama yanma ve karıncalanma şikayeti azalmıştı, eklem hareket kısıtlığı devam ediyordu. Bunun üzerine hastamıza diz içi eklem enjeksiyonu yapıldı. Pregabalin 75mgX2 yazılarak 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 5-6’idi. Yanma karıncalanma yok denecek kadar azdı, hareket kısıtlılığı azalmaya başlamıştı. Hastamıza bunun üzerine diz eklem içi enjeksiyonu yanında girişimsel blok olarak popliteal blok eklendi.

    İlaç tedavisine aynen devamı önerildi ve 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrolde VAS 3-4’dü. Yanma karıncalanma kalmamıştı, eklem hareket kısıtlılığı yarı yarıya azalmıştı. Kontrolde tekrar eklem içi enjeksiyon+ popileteal blok uygulandı. Tedavi ilacına aynen devam etmesi ve 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde VAS 0-1’idi. Yanma karıncalanma yoktu, eklem hareket kısıtlılığı da yok denecek kadar azdı. Bunun üzerine hastamıza girişimsel işlemler aynen tekrarı yapıldı. İlaç tedavisine aynı şekilde devam etmesi önerildi ve sağ diz MR’ı istenerek 21 gün sonra kontrole çağırıldı. Kontrole geldiğinde hastamızın VAS’ı 0’dı. Yanma karıncalanma ve eklem hareket kısıtlılığı yoktu.

    Çekilen MR’da osteokondral lezyon düzelmiş, eklem faresi küçülmüş, diz eklem içi sıvısı minimal artmış, patello femoral eklem mesafesinde düzelme tespit edilmiştir. Bunun üzerine hastamıza girişimsel işlem yapmadan 6 ay sonra kontrole gelmek üzere taburcu ettik.

    Sonuç: Burada diz ağrısı tedavisinde de girişimsel blokların önemli bir yerinin olduğunu gördük. Bu girişimsel blokların medikal tedaviye cevap vermeyen cerrahiye giden hastalarda cerrahiden önce bu blokların yapılması ve bu bloklara cevap vermeyen durumlarda cerrahi kararı verilmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz. Burada ilginç olarak diz eklem içindeki patolojinin de bu girişimsel bloklar sayesinde iyileştiğini görmekteyiz. Bu gibi vakaları çoğaltmak için çalışmamız devam etmektedir.

  • Priformis sendromu tedavisinde girişimsel bloğun yeri

    Olgu: 35 yaşında erkek hasta 5 yıldır sağ kalça, bacak ağrısı ve ayağa yayılan duyu algılamada bozukla beraber yürüme bozukluğu nedeniyle gittiği ortopedi polikliniği tarafından priformis sendromu tanısı konmuş ve bu nedenle opere edilmiştir. Şikayetlerinin geçmemesi üzerine algoloji polikliniğine refere edilmiştir. Bize geldiğinde VAS 9-10’du. Bu hastamıza pregabalin 150mg/gün ve parasetamol + tramadolol başlandı. Bunun üzerine hastamız bu ilaçları alınca şikayetlerin azaldığını VAS 6-7’ye gerilediğini ancak ilaç etkisinin azaldığında tekrar şikayetlerinin arttığı VAS 9-10’a yükseldiği bildirilmiştir. Bunun üzerine hastamıza sağ priformis bloğu planlanmıştır. Bu blok yapıldıktan 15 gün sonraki kontrolde şikayetlerin azaldığı VAS değerinin 4-5’e gerilediğini bildirmiştir. Bunun üzerine sağ priformis bloğuna kaudal epidural bloğu eklenmiştir. 15 gün sonraki kontrolde şikayetlerin çok azaldığı VAS 3-4’e gerilediğini bildirmiştir. Sağ priformis bloğu + kaudal epidural blok
    tekrarlanmıştır. 15 gün sonra kontrolde şikayetlerinin kalmadığı ve VAS 0-1 olduğu bildirmiştir. Bunun üzerine hastamıza medikal tedavi ayarlanmış ve girişimsel blok kesilmiştir.

    Sonuç: Bu hastalarda medikal tedavinin yetersiz kaldığı durumda bu girişimsel blokların hem tedavisine hem şikayetlerin azaltılmasında daha etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle medikal tedavi cerrahi tedavi arasında cerrahiden önce medikal tedaviden sonra başarısız kalınırsa bu girişimsel blokların öncelikle yapılmasının daha uygun olacağını söyleyebiliriz.

  • Konservatif tedavi ile takip edilen femurbaşı avasküler nekrozu tanılı 2 olgu

    Olgu 1: 40 yaşında erkek hasta. Hasta 1992 yılında geçirdiği sarkoidoz sonrası sterosid kullanmış ve buna bağlı yaklaşık 2 yıldır, son 3 aydır çak daha şiddetli olmak üzere sızlayıcı ve uyutmayan ve gündüzleri sürekli karakterde kalça, kasık ağrısı yapılması ile ortepedi tarafından bileteral FAVN tanısı konan hasta cerrahi müdahaleyi kabul etmeyince algoloji ve fizik tedavi birimlerine yönlendirilmiş, bize geldiğinde VAS değeri 9-10’du.

    Olgu 2: 42 yaşında erkek hasta. Bu hastamız sol femur başı avasküler nekrozu nedeniyle 1 yıl önce opere olmuş ama sağ kalça ağrısının tekrar yeniden başlaması nedeniyle ortepedi uzmanına gitmiş ve burada tekrar cerrahi müdahale önerilmiş ve hastanın kabul etmemesi üzerine konservatif tedavinin planlanması için algoloji ve fizik tedavi birimlerine refere edilmiştir. Bu hastamızında bize geldiğinde VAS değeri 9-10’du.

    Her iki olguda da yük azaltma çalışmaları, ilgili kas gruplarına izometrik veya dirençli kas kuvvetlendirme egzersizleri, denge koordinasyon egzersizlerinden oluşan rehabilitasyon programına ek olarak algoloji birimince kaudal epidiral blok ve femur eklem içi enjeksiyonu uygulandı. Olgular bu tedavilerden klinik olarak fayda gördü. (1-3 ay kontrol ile) VAS değeri 1- 2 değerine düştü. Kontrol MR’larında radyolojik görüntülenme düzelme tespit edildi.

    Tartışma: FAVN vakalarının tedavisinde multidisipliner olarak yaklaşıp ortepedi yanında fizik tedavi ve algoloji birimleride yer almalıdır. Algoloji tarafından yapılan sempatik bloklar vazodilatasyon yaparak revaskülarizasyonu artırarak bu gibi vakalarda faydalı olmaktadır. Burada ameliyattan önce fizik tedavi ve algoloji birimlerince yapılacak tedaviler sonrası operasyon geciktirilebilir. Hastanın yaşam kalitesi artırılabilir.

    Sonuç: FAVN vakalarında amaç hastanın yaşam kalitesinin kısıtlamamak ve ağrısız yaşamasını idame ettirmektir. Bu nedenle operasyon en son planlanacak tedavi şeklidir. Bu gibi hastalarda fizik tedavi ve algolojinin tedavilerini uygulamak öncelikli olmalıdır.

  • Menenjion operasyonu olmasına rağmen geçmeyen baş ağrısında girişimsel blokların yeri

    Olgu: Hastamız 46 yaşında bayan hastadır. Hastamız 10 yıldır geçmeyen baş ağrısı için kliniğimize başvurdu. En son gittiği beyin cerrahisi kliniği (4,5 yıl önce) kontrastlı beyin MR’da Menenjiom tespit edilmiş olup opere edilmiştir.

    Ancak bu hastamıza bu operasyona rağmen hastamızın baş ağrıları geçmemiştir. Hastamızın operasyondan sonra 6 aylık kontrollerinden son dönemlerdeki MR’larında da nüks menenjiomlar milimetrik boyutlarda görülmeye başlamıştır. Hastamız bize başvurduğunda VAS 9-10’du. Öncelikle hastamıza Greater-lesser occipital blok ve supra orbital infra orbital trochlear sinir bloğu yaptık. Hastamızın ağrısı hemen VAS 5-6’ya geriledi. Bunun üzerine 15 gün sonra kontrolde VAS 3-4’dü. Hastamıza tekrar aynı blokları yaptık ve kontrastlı beyin MR’ı istedik ve en son beyin cerrahi kontrolünde çekilen MR’ı da istedik ve karşılaştırmak istediğimizi söyledik. Bunlarla beraber 15 gün sonra kontrolde VAS 1-2’idi. Kontrol MR’ında; ö nceki beyin cerrahi kontrolünde isreği MR daki menenjiom rezidülerinin kaybolduğunu gördük.

    Sonuç: Burada baş ağrısı tedavisinde de girişimsel blokların çok önemli bir role sahip olduğunu görmekteyiz. Yine bu kontrol MR’ındada bu görüntü değişikliklerinin girişimsel bloklarda yapılan sempatik blokaj nedeniyle hasarlı bölgede vazodiletasyon ve oksijen artımına bağlı olduğunu düşünmekteyiz.

  • Fibromiyalji tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Fibromiyalji; toplumda çok sık rastlanan hastalıktır. Hastanın yaşam kalitesini ciddi derece bozan kronik hastalıktır. Vücudun her yerinde rastlanabilen yaygın kas ve iskelet sistemi ağrısı, yorgunluk, uyku bozukluğu gibi bulguları olan kadınlarda daha sık görülen özellikle sırt, boyun, omuzlar ve kalçalarda belirgin olarak yaygın ağrı ve aşırı bitkinlik haliyle karakterize olan karmaşık bir ağrı sendromu ve kas iskelet sistemi hastalığıdır. Tedavisinde ilaç tedavisi, fizik tedavi, egzersizler uygulanır.

    Olgu: 35 yaşında bayan hasta. 15 yıldır yaygın ağrıları nedeniyle fibromiyalji tanısıyla takip ediliyor. Bu hastada vücudun her tarafında özelliklede sırt, boyun, belde yaygın geçmeyen ağrıları varmış. (VAS 9-10) Bunun tedavisi için bu süre zarfında çeşitli polikliniklere başvurmuş ve sonuç alamamıştır. Bunun üzerine en son algoloji polikliniği olarak bize başvurdu. Burada önceden kullanmış olduğu pregabalin 150 mgx2’yi bizim tedavimiz boyunca devam etmesini önerdik. Burada ilk olarak tüm vücut ağrıları için kaudal epidural blok yapıldı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 7-8’di. Bunun üzerine önceki bloğa ek olarak supraskapular blok eklendi. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 3-4’dü. Bunun üzerine önceki iki bloğa ek olarak paraservikal, lumbal-torakal paravertebral blok eklendi. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 1-2’ydi, ağrıları çok azalmıştı, hareketleri rahatlamış ve yaşam kalitesi artmıştı. Bunun üzerine önceki üç bloğu uygulayarak 3 ay sonra kontrole gelmek üzere tedavi sonlandırıldı.

    Sonuç: Fibromiyalji tedavisinde ağrılarının azalmasında, hareketlerin rahatlamasında ve yaşam kalitesinin artmasında girişimsel blokların önemli bir yeri vardır. Girişimsel blokların bu tedavisi sempatik blok olmakta, parasempatik aktivite artmakta, bunun sonucu olarak vazodiletasyon ve revaskularizasyon olmakta, bunun sonucunda kaslarda gevşeme ve ağrıların azaldığını düşünmekteyiz.

  • Diz osteartriti tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Osteartrit: Orta ve ileri yaşlardaki kişilerin çoğunu etkileyen bir eklem hastalığıdır. Halk arasında eklemlerin aşınması veya kireçlenmesi olarakta bilinir. Genellikle orta yaştan yaşlıya doğru görülme sıklığı artar. Yavaş seyirlidir. Kıkırdakta parçalanma, ardından menisküs ve bağlarda zedelenme, eklem aralığında daralma ve yeni kemik oluşumuyla gider. En sık omurga (bel ve boyun), diz, kalça ve el eklemlerini tutar.

    Hastalarda istirahatle değil, hareketle oluşan eklem ağrısı, eklemde takılma hissi olur. Burada eklem hasarı geliştikten sonra bunu geriye
    çevirecek bir tedavi yoktur. Tedavinin amacı ağrıyı azaltmak ve tutulan eklemin hareketlerini iyileştirmektir. Fizik tedavi ve ilaç tedavisi birlikte kullanılır. Bazen cerrahi tedavi yapılır.

    Olgu: 55 yaşında bayan hasta. 5 yıldır diz osteartiriti tanısıyla takip edilen hastanın özellikle dizlerinde hareketle artan ağrı ve hareket kısıtlılığı var. (VAS 9-10) Çekilen direkt grafide eklem aralığında daralma ve eklemlerin birbirine teması var. Bu şikayetler için çeşitli polikliniklere başvurmuş, fakat cevap alamamıştır. Bunun üzerine algoloji polikliniğine başvurmuş. Burada ilk önce ağrısı için diz içi eklem enjeksiyonu ve popliteal blok uygulandı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 4-5’di. Bunun üzerine önceki iki blokla beraber kaudal epidural blok yapıldı. 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 2-3’dü. Ağrısı azalmış, hareketleri rahatlamıştı. Bunun üzerine önceki üç blok tekrar edilerek 3 ay sonra kontrole gelmek üzere tedavi sonlandırıldı.

    Sonuç: Osteartritteki ağrıların azalması, hareketlerin rahatlaması ve eklemlerdeki oluşan patolojilerin düzelmesinde girişimsel blokların önemli bir rolü vardır. Bu etkisini girişimsel blokların sayesinde oluşan sempatik bloklar sonucu gelişen parasempatik aktivite, vazodiletasyon ve revaskülarizasyon sonucu olduğunu düşünmekteyiz.

  • Ankilozan spondilit tedavisinde girişimsel blokların yeri

    Ankilozan Spondilit: Omurgada hareket kısıtlığına neden olan iltihaplı bir romatizma hastalığıdır. Hastalığa bağlı omurgaya esneklik sağlayan bağların kemikleşmesiyle omurga adeta alçıya alınmış gibi sabitlenir. Buda kişide bel ve boyun hareketlerinde kısıtlanmaya ve öne doğru kamburluğa neden olur.

    Daha ileri evrelerde, boyun hareketlerindeki ciddi kısıtlanmayla baş hareket edemez, görüş alanı daralır ve kişi ancak tüm vücudunu çevirerek başına yön verebilir. Bulguları 40 yaşından önce özelliklede 20’li yaşlarda başlar. Kesin tedavisi yoktur ancak tedaviyle şikayetleri azaltmak ve sakatlığın önüne geçmek mümkündür. Burada ankilozan spondilitli bir olgu sunacağız.

    Olgu: 35 yaşında erkek hasta. 10 yıldır ankilozan spondilit tanısıyla takip edilen hastada yaygın bel ve kalça ağrıları vardır. (VAS 9-10) Bu hastamızda ankilozan spondilite bağlı hareket kısıtlılığı var ve yatınca yerle baş arasında 10 cm. aralık kalmaktadır. Bu şikayetler için çeşitli polikliniklere gitmiş ve cevap alamamış. Bunun üzerine algoloji polikliniğine başvurmuştur. Biz burada hastaya tedavi boyunca önceki aldığı medikal tedaviye (TNF Bloker) devam etmesini önerdik. Yaygın ağrılar için hastamıza ilk olarak kaudal epidural blok yaptık ve 15 gün sonra
    kontrole çağırdık. Kontrolde VAS 7-8’di. Bunun üzerine hastamıza önceki bloğa sakroiliak eklem enjeksiyonu yaptık ve 15 gün sonra kontrole çağırdık. Kontrolde VAS 4-5’di. Bunun üzerine önceki iki bloğa ek olarak paraservikal ve lumbal-trokal paravertebral blok eklendi ve 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 3-4’dü. Daha sonra önceki üç blokla beraber supraskapular blok eklendi ve 15 gün sonra kontrole çağrıldı. Kontrolde VAS 1-2’ydi, hareketleri çok rahatlamıştı ve yatınca baş yer aralığı 0 cm.’e inmişti. Bunun üzerine önceki 4 bloğu tekrarlayıp 3 ay sonra
    kontrole gelmek üzere girişimsel işlemler sonlandırıldı.

    Sonuç: Ankilozan spondilit hastalığına bağlı oluşan ağrıların tedavisinde, hareketlerin rahatlamasında ve yaşam kalitesinin arttırılmasında girişimsel blokların önemli bir rolü vardır. Bu etkisini bloklar sayesinde oluşan sempatik bloklarla parasempatik aktivite artmakta, buna bağlı olarak vazadiletasyon ve revasklarizasyon sonucu olduğunu düşünmekteyiz.

  • Migrensiz hayat mümkün mü?

    Migren kadınlarda erkeklerden 3 kat daha sık görülür; (kadınlarda %18 ve erkeklerde %6 oranında) Migren başağrısı genelde şiddetlidir. Migren ağrısı kişiden kişiye değişkenlik gösterir, hatta aynı kişide bile farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Ağrı sırasında, birçok hastada başı oynatmak, ışığa veya yüksek sese maruz kalmak ağrıyı arttırır. Ağrı sırasında mide bulantısı hatta bazen kusma olabilir. Ağrı çoğunlukla zonklayıcı, çoğu hastada da tek taraflıdır. Ağrı 2-3 saatten 3 güne kadar devam eder.

    Başlangıçta bir baş ağrısının migren mi, yoksa “sıradan” bir baş ağrısı mı olduğunu söylemek zor olabilir. Migren ataklarını diğer baş ağrılarından ayırabilen özellikleri şunlardır:

    · Orta şiddette ya da şiddetli ağrı
    · Bulantının eşlik etmesi
    · Kusmanın eşlik etmesi
    · Işığa ve sese duyarlılık
    · Zonklayıcı, nabız gibi atan ağrı
    · Ağrının asıl olarak tek taraflı olması
    · Ağrının hareketle artması

    Bazı kişilerde migren ağrısından önce 10-30 dakika sürebilen bir aura dönemi olur. Aura parlak ışık çakmaları, titrek, renkli zikzak çizgiler, kör noktalar ya da bir tarafta görme kaybı gibi görsel değişiklikleri içerebilir. Aura ayrıca kollar veya bacaklarda karıncalanma ya da uyuşmayı veya baş dönmesini de içerebilir.

    Migren çok farklı ve çeşitli tetikleyicilerle tetiklenebilir. Kadınlarda en sık tetikleyici menstrüasyon olup genelde ağrı adet döneminden birkaç gün önce gelir. Bunun dışında hava değişimi (rüzgar, lodos..), açlık, fazla uyku veya az uyku, güneş, stres, heyecan hatta bazen ani sevinç, yorgunluk (özellikle çok yorucu sporlar), mayalı içkiler (özellikle kırmızı şarap ve bira) olmakla birlikte gıdalar da tetikleyici olabilir. Ayrıca, doğum kontrol hapları, dikkat eksikliğine karşı kullanılan konsantrasyonu arttırıcı ilaçlar, uyanık kalmak için kullanılan ilaçlar da migreni tetikleyebilir.

    Migren ağrısına ilaç kullanmadan yapılacak şeyler başa buz dolu torba koymak (veya soğuk suyun altına başın tutulması), boyna sıcak uygulamak veya boyun masajı, karanlık sessiz bir ortamda uyumaya çalışmak ve uyumak olabilir. Ağrıyı dindirmek için kullanılacak ilaçlar ise temelde iki gruptur, ağrı kesiciler veya yalnızca migren ağrısını durduran Migren Atak İlaçları.

    Migren tedavisinde ilaçlar dışında veya ilaçların yanı sıra başka tedaviler de uygulanabilir. Botox tedavisi, Akupunktur, Büyük Oksipital Sinir Bloğu ..vs.

    Migren ağrısı kişinin normal aktivitelerini engelleyebilir, hem migren yakınması olan kişinin hem de yakınlarının yaşam kalitesini bozabilir. Birçok kişide ağrı ve diğer semptomlar o kadar şiddetlidir ki, sadece karanlık bir odada yatıp uyumak isterler. Bu da günlük yaşantıyı aksatır.

    MİGRENİN ENJEKSİYON YÖNTEMLERİ İLE TEDAVİSİ

    Migren hastalarında atakların sıklığı ve ağrının şiddeti PROLOTERAPİ tedavisi ile azaltılıp kontrol altına alınabilir. Düzenli aralıklarla yapılacak proliferan madde enjeksiyonlarıyla özellikle baş-boyun bölgesinde yeralan kronik hasarlı bağ dokusu elemanları kalıcı olarak tedavi edilebilir. Kas-iskelet sistemi ve eklemlerdeki dejenerasyonun tedavisi ile seanslar ilerledikçe migren ağrısı çeken kişinin atak sıklığının ve ağrı şiddetinin giderek azaldığı ve hedef seans sayısına ulaşıldığında ağrının tamamen kaybolduğu görülecektir.

    Migren temel olarak bir nöropatidir. Migren ağrısı sinir kaynaklı bir ağrıdır. Migren ağrısı ensede, göz çevresinde ve şakaklarda yoğun olarak hissedilir. Sebebi buradaki sinir liflerinin tuzaklanmasıdır. Tuzaklanmış olan sinir lifleri şişer ve basıncı bir eşik değerini geçtiğinde (30 mmHg) sinir lifinde iletim durur. Bu lif artık kendiliğinden ağrı sinyalleri üretebilen bir duruma gelir.

    Migren mekanizmasının aydınlatılması aynı zamanda bu ağrının tedavisi için de ipuçları veriyor: PİT yöntemi basit, güvenilir, etkili bir tedavi yöntemidir. Tüm nöropatik ağrılarda olduğu gibi migren ağrılarının kontrol altına alınmasında etkilidir. PİT yöntemi ile serbest sinir sonlanmaları ve tuzaklanan sinir lifleri bölgelerine yapılan yüzeyel enjeksiyonlarla sinir liflerindeki şişme geri döndürülür. Sinir lifi yeniden fonksiyon kazanır ve ağrı sinyalleri otomatik olarak ortadan kalkar. 7-15 günlük seanslar halinde uygulandığında migren ağrılarının hem sıklığında hem şiddetinde azalma sağlayarak yaşam kalitesinin yükseltilmesini sağlar. Etkisi ilk seanstan itibaren görülmeye başlar. İşgücü kaybını azaltır. Ağrı kesici kullanımını sınırlar.

    PİT yöntemi Migren dışında; Huzursuz Bacak Sendromu, Morton Nöroma, De Quervain Sendromu, Carpal Tünel Sendromu, Postherpetik Nevralji, Zona hastalığı, Fasial Paralizi, Fibromyalji, Ameliyat yerlerinde iyileşmeyen ağrılar ve Diyabetik nöropatik ağrı tedavisinde uygulanır.

  • Diz ağrılarının tedavisinde ameliyatsız yöntem: proloterapi

    Diz eklemi; kemikler, eklem kıkırdakları, menisküsler, eklemi birarada tutan ligamentler ve kasların kemiklere tutunma bölgeleri olan tendonlardan oluşur. Diz eklemi küçük yaşlardan itibaren yaşanan irili-ufaklı travmalar ve tekrarlayan basit hareketlerle hasarlanır. Eklem kıkırdakları aşınır, menisküsler dejenere olur, ligamentler gevşer ve tendonlar hasarlanır. Bütün bu süreçler giderek artan ağrılarla kendini gösterir. Sonuçta eklem kireçlenmesi, menisküs yırtığı, ön çapraz bağ hasarı, kondromalazi(kıkırdakta incelme) ..vb tablolar oluşur. Hastaya radyolojik tetkiklerle tanı koyan hekimin düşeceği iki büyük yanılgı ağrı kesici yazmak ve hastayı ameliyata yönlendirmektir. Kronik ağrısı olan hasta ne yazılacak ağrı kesicilerden ne de ameliyattan uzun süreli fayda göremeyecektir.

    Ağrı kesiciler günümüzde en sık reçete edilen ilaç grubudur. Kemik iliğinden böbreklere, karaciğerden eklem kıkırdağına kadar pekçok organ üzerinde yan etkileri tanımlanmış bu ilaçlar kronik ağrı tedavisinde pek başarılı değildir.

    MR’da veya röntgende görülen ”resmin” düzeltilmesi her zaman hastanın şikayetlerinin geçeceği anlamına gelmez. Yırtık ya da dejenere olmuş menisküsü kesip çıkarmak, kısa vadede ağrıyı geçirirken uzun vadede dizin kireçlenmesini artırarak proteze giden süreci kısaltır. Kireçlenen eklemin yerine protez takılması ağrı tedavisi sağlasa bile protezli eklem hareket kısıtlılığına yol açar; protezli eklemi katlamak veya üstüne çökmek mümkün değildir.

    Seçilecek tedavinin kolay uygulanabilir, etkinliği yüksek ve kalıcı, yan etki riski düşük olması gerekir. Hastanın günlük aktivitelerini etkilemeyecek, istirahat gerektirmeyecek, kalıcı bir düzelme sağlayabilecek ”ideal tedavi” mümkün müdür?..

    PROLOTERAPİ İLE AĞRILARDAN KALICI OLARAK KURTULMAK MÜMKÜN..

    Diz ekleminin ağrı ve hareket kısıtlılığı ile seyreden rahatsızlıklarında muayene ile hasarlı dokuları tespit etmek mümkündür. Röntgen veya MR’da görülsün/görülmesin; İç yan bağ, dış yan bağ, İliotibial bant, menisküsler, ön çapraz bağ, eklem kıkırdakları, tendonlar muayene edilerek rahatsızlığa sebep olan hassas olan dokular tespit edilebilir. Bu noktada ”Deneyimli El Konsepti” söz konusudur.

    Diz ekleminin dayanıklılığından sorumlu olan ancak çeşitli sebeplerle zayıflamış olan kıkırdak ve bağlar eski gücüne kavuşursa hastanın şikayetleri de ortadan kalkacaktır. Ameliyata gerek kalmadan; Yırtık veya dejenere olmuş menisküsü iyileştirmek, gevşemiş veya kısmi yırtık oluşmuş ön çapraz bağı tekrar güçlendirmek, diz kapağının altındaki incelmiş kıkırdak dokusunu kalınlaştırmak, azalmış olan diz eklem mesafesini genişletmek PROLOTERAPİ yöntemi ile mümkündür.

    Proloterapi doğal yoldan iyileşmeyi sağlayan bir tedavi yöntemidir. Ağrılı durumlara yol açan doku hasarlanmaları proloterapi sayesinde kalıcı olarak tedavi edilebilirler.

    Proloterapide amaç yara iyileşme mekanizmalarının uyarılması ile hasarlı eklem, tendon ve ligamentlerin doğal yoldan yenilenmesini ve yeniden şekillenmesini sağlamaktır.

    Proloterapi tedavisi kişiye özel düzenlenen, 15-30 günlük periyodlarla uygulanan bir enjeksiyon yöntemidir. Enjekte edilen sıvı kimyasal bir madde, ilaç ya da steroid (kortizon vs) değildir; yoğunlaştırılmış dextroz ve seyreltilmiş lokal anestezik kombinasyonu kullanılır. Doğal yoldan dokunun orijinal haliyle yeniden oluşturulması sağlanır. Proloterapi yönteminin en dikkat çekici yönlerinden biri ise tedavi süresince fiziksel bir kısıtlama yapılmaması, istirahat gerektirmemesidir. Hatta aksine germe ve güçlendirme egzersizleri ile eklem hareket açıklığını geliştirmeye yönelik hareketler proloterapi tedavisinin tamamlayıcısı olarak hastalara uygulatılır.

  • Topuk dikeni tedavisinde yenileyici enjeksiyon

    Topuk dikeni, kişide fiziksel aktivitelerde kısıtlılık, eklemlerde kireçlenme ve istenmeyen kiloya neden oluyor. Bunun yanı sıra, eklemleri ve omurgayı etkilemeye başlayan topuk dikeni, diz ekleminde menisküs yırtığına, diz ve kalça eklemlerinde kireçlenmeye, omurgada postür bozukluğuna bağlı kronik ağrıya, omurga eğriliğine ve bel fıtığına yol açabiliyor.

    Topuk ağrısı düztabanlarda, yüksek kavisli ayaklarda, kilo problemi olanlarda, topuklu ayakkabı ya da babet tarzı düz ayakkabı kullananlarda, diyabetiklerde, çeşitli romatizmal hastalıklarda ortaya çıkabilmektedir. Topuk Dikeni hastalığı, topuğunda ağrı şikâyeti olan hastalarda çekilen röntgende topuk kemiğinde bir çıkıntı oluştuğunun görülmesiyle adı konan bir rahatsızlıktır. Ancak topukta görülen bu çıkıntının ağrının oluşmasında bir önemi yoktur. Hatta topuk ağrısı çeken hastada röntgende topuk dikeni görülmeyebilir veya topuk dikeni olan bir kişi hiç topuk ağrısı duymayabilir. Ağrının sebebi ”Plantar Fasiit”tir. Yani ayak tabanını ve ayak kavsini destekleyen bağ dokusunun rahatsızlığıdır. Hastalar tipik olarak sabah yataktan kalktıktan sonra ilk birkaç adımda topuk ağrısı ile karşılaşırlar ve bu ağrı yürüme ile kendiliğinden azalır. Bir yerde uzun süre oturduktan sonra ilk kalkmada oluşan ağrı ve gün sonu ağrıları çok tipiktir ve tanı koydurucudur. Hastalar çok uzun süre yürüdüklerinde veya ayakta kaldıklarında topuk ağrısından şikâyet ederler. İlerleyen zamanla ayakta şişme, çeşitli kemik deformiteleri, ayak bileğinde ağrı gibi sorunlar tabloya eklenir. Eğer topuk dikeni rahatsızlığı tedavi edilmezse, kronik bir duruma dönüşebilir ve kişinin yürüyüş şeklini değiştireceği için zamanla ayak, diz, kalça ve omurga problemlerine yol açabilir.

    Nasıl Tedavi Ediliyor?

    Topuk dikeni hastalarında uygulanan tedavilerin başında aşil germe egzersizleri gelir. Kişiye özel hazırlanan tabanlıklar kullanılarak basma esnasında hissedilen ağrılar azaltılmaya çalışılır ve ağrı kesici ilaçların yanı sıra buz uygulaması önerilir. Uygulamaların altı hafta gibi bir sürede fayda sağlamaması durumunda ise fizik tedaviye başlanır.

    En Etkili Tedavi Yenileyici Enjeksiyon Yöntemi

    Kortizon enjeksiyonu zaten zayıf ve gergin olan bağ dokusunun kemiğe tutunmaya çalışan kısmını daha da zayıflatır ve taban çökmesine zemin hazırlar. PRP enjeksiyonu ise tedavi konusunda daha isabetli bir tercih olmakla birlikte genellikle yetersizdir. Topuk Dikeninde en etkili tedavi Rejeneratif (yenileyici) enjeksiyon yöntemidir. Ayak tabanını oluşturan ve ayak kubbesini destekleyen plantar fasyanın güçlendirilmesi tedavinin ana hedefidir. Seanslar halinde uygulanan proliferan solüsyonlar o bölgede vücudun savunma mekanizmasını harekete geçirerek bir tamir süreci başlatır. 3 haftada bir uygulanan seanslarla birlikte hastaya evde uygulamak üzere egzersiz programı verilmelidir. Ortalama 4-6 seans enjeksiyon tedavisi ile vücudun ağırlığını taşımakta zorlanan zayıf plantar fasya doğal yoldan güçlendirilerek kalıcı bir iyileşme ve ağrı kontrolü sağlanır. Plantar fasya güçlendirildiği için sonuçlar kalıcıdır. Ağrı genellikle nüksetmez. Böylece uzun vadede oluşabilecek, diz ve bel rahatsızlıklarının önüne geçilmiş olur.

    Topuk dikenini önlemek için:

    İstirahat çok önemlidir (Gerekli durumlar dışında ayakta kalmamak – uzun mesafe yol yürümemek gerekir ),

    Düzenli olarak egzersiz yapılmalıdır,

    Kaliteli, sağlıklı, tabanı yumuşak ortopedik ayakkabı kullanmalıdır,

    Fazla kilo varsa zayıflamak topuklarınıza binecek yükün azalmasına yardımcı olacaktır.