Kategori: Anestezi ve Reanimasyon

  • Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi

    Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi

    Bel fıtığında çoğu zaman ameliyata gerek kalmadan tedavi mümkündür. İlaç tedavisi ve yatak istirahatı yapılacak ilk şeydir. Yatak istirahatıyla sinirlerin üzerindeki baskının ortadan kalkması sağlanabilir. Şikayetlerin oluştuğu ilk 24-48 saat içerisinde bölgeye soğuk uygulamak; ödem, kas spazmı ve ağrıyı azaltmak suretiyle yararlı olabilir. Ancak buz hiçbir zaman deriyle direkt olarak temas ettirilmemeli, örneğin bir havluya sarılarak en fazla 15 dakika süreyle uygulanmalıdır.

    İlaç tedavisi için çeşitli ağrı kesiciler ve kas gevşeticiler kullanılabilir. Ancak hiçbir zaman hekime danışılmadan alınmamalıdırlar. Unutulmamalıdır ki akut ağrının tanı konmadan kontrolsüz olarak kesilmesi, hastanın kendisini korumasına engel olarak istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Uygulanacak bir başka tedavi ise fizik tedavi yöntemleridir. Fizik tedavi ile ağrının azaltılması, kas spazmının ortadan kaldırılması, esnekliğin artırılması amaçlanır. Soğuk ve sıcak uygulama tedavileri, masaj teknikleri, germe egzersizleri fizik tedavi yöntemlerine örneklerdir.

    Yukarıda sayılan tedavi yöntemleriyle sonuç alınamayan hastalara Transforaminal epidural enjeksiyonönemli yarar sağlayabilir. Bu işlem baskı altında kalan sinirlerin olduğu bölgeye iğne ile girilerek, ağrı, ödem ve yangı giderici çeşitli ilaçların enjekte edilmesidir. Bu şekilde hem şikayetler rahatlatılır, hem de fıtığın bulunduğu bölgedeki sinir baskısı ortadan kaldırılır.

    Henüz fıtıklaşmanın tam olarak oluşmadığı hastalarda Disk İçi Lazer Tedaviolarak isimlendirilen bir tedavi yöntemi uygulanabilir. Bu şekilde disk içeriğine lazer yardımıyla yüksek ısı uygulanıp diskteki hasarlı alanların onarılması ve ağrı ileten sinirlerin bloke edilmesi amaçlanır. Ayrıca günümüzde modern tedavi olarak Disk İçi Ozon enjeksiyonlarını da uygulanmaktadır. (bakınız hasta görüşleri)

    Sonuçta birçok tedavi yönteminin uygulandığı bel fıtığı hastalarında önemli nokta tıbbın temel kurallarından biri olan “hastalık yoktur, hasta vardır” kuralını göz önüne alarak, hastaya uygun tedavi yöntemini belirlemektir. Örneğin acil olarak ameliyat edilmesi gereken bir hastaya ameliyat dışı tedavi yöntemleriyle zaman kaybettirmek ne kadar yanlışsa, ameliyatsız tedavi edilebilecek bir hastanın diğer yöntemler denenmeden ameliyat edilmesi de o denli hatalıdır. İstatistiklerden de anlaşıldığı gibi “girişimler yöntemler” dediğimiz çeşitli yöntemlerin ve fizik tedavinin birlikte uygulanması ile bir çok bel fıtığı hastası ameliyat olmaktan kurtulmaktadır.

  • Bel ameliyatları sonrasında geçmeyen ağrılar

    Bel fıtığı nedeni ile ameliyat olmuş ancak bel ve bacağa vuran ağrıları geçmemiş hasta grubunu ifade etmek için başarısız bel cerrahisi tanımı kullanılmaktadır.

    Bel ya da bacağa vuran ağrılardan yakınan ve kendisine bel fıtığı tanısı konup ameliyat edilen hastalarda şikâyetlerin ameliyattan hemen sonra ya da daha geç bir dönemde tekrarlaması olayıdır. Bel fıtığı nedeni ile ameliyat edilenlerin %15’inde görülebilmektedir.

    Nedenlerine gelince:Eğer operasyondan hemen sonra hastanın daha önceden var olan şikâyetleri aynen ya da artarak devam ediyorsa:

    – Konulan tanı yanlıştır
    – Yanlışlıkla başka mesafeden ameliyat edilmiştir
    – Operasyon tekniği hatalı ya da eksiktir diye düşünmek gerekir.

    Eğer hasta ameliyat olduktan 2-6 ay sonra benzer şikayetlerle tekrar hekime müracaat etmişse yukarıdaki nedenler olabileceği gibi daha çok operasyon bölgesinde yapışıklıklar, granülasyon dokuları yada fıtığın aynı veya başka bir bölgeden nüksü yani tekrarlaması söz konusu olabilir.

    Tedavide:

    Özel bir epidural kateter (RACS) vasıtası ile doku eritici ilaçların beraberinde kortizon vererek, hastaya iki, üç gün daha bu kateterden yoğun tuzlu serum vererek tedavi sonlandırılır. Bu tedaviye yanıt alınamayan hastalarda epidural OZON denenmelidir. Her şeye rağmen ağrıları geçmeyen hastaların omurilikleri üzerine ağrı pili takmak (spinal kord stimülatörü) gerekebilmektedir.

  • Sırt kireçlenmesi

    Sırt bölgesine kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Sırt kireçlenmesinde ağrı yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanma burada kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Sırt bölgesindeki faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada sırta yayılan ağrılar meydana gelecektir.

    Sırt bölgesinin kireçlenmesinde ağrı faset eklem enjeksiyonuve faset eklem medial dal radyofrekansgibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.

  • Bel kireçlenmesi

    Belde ve boyunda kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Bel ve boyun fıtığında ağrı öne eğilmekle şiddetlenirken, bel ve boyun kireçlenmesinde ise daha çok arkaya yaslanmak ve yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanmanın yanı sıra, uzun süre sert sporla uğraşma, sürekli ağır yük taşıma ve yanlış vücut postürüne sahip olma gibi uygunsuz yaşam tarzları kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada bel fıtığına benzer sinir sıkışmasını andıran belirtiler ortaya çıkacaktır. Bunlar eğer olay boyunda ise, omuza, kola yayılan boyun ağrısı; belde ise kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı şeklinde özetlenebilir.

    Bel ve boyun kireçlenmesinin tedavisinde faset eklem enjeksiyonuve faset eklem medial dal radyofrekansgibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.

    Faset eklemlere ait sinirler vücudunuzun herhangi bir yerindeki kaslarınızın hareketini kontrol etmez, sadece ağrı sinyallerini beyine taşır. Faset eklem medial dal radyofrekans tedavisi bu sinirlerin ağrı iletisinin engellenmesini amaçlar.

  • Boyun kireçlenmesi

    Boyun kireçlenmesi

    Belde ve boyunda kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Bel ve boyun fıtığında ağrı öne eğilmekle şiddetlenirken, bel ve boyun kireçlenmesinde ise daha çok arkaya yaslanmak ve yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanmanın yanı sıra, uzun süre sert sporla uğraşma, sürekli ağır yük taşıma ve yanlış vücut postürüne sahip olma gibi uygunsuz yaşam tarzları kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada bel fıtığına benzer sinir sıkışmasını andıran belirtiler ortaya çıkacaktır. Bunlar eğer olay boyunda ise, omuza, kola yayılan boyun ağrısı; belde ise kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı şeklinde özetlenebilir.

    Boyunda daha çok boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, kolda güçsüzlük – hissizlik – yanma – batma, ellerde zayıflık – beceri azalması – uyuşma – karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir.

    Bel ve boyun kireçlenmesinin tedavisinde faset eklem enjeksiyonu ve faset eklem medial dal radyofrekans gibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.
    Faset eklemlere ait sinirler vücudunuzun herhangi bir yerindeki kaslarınızın hareketini kontrol etmez, sadece ağrı sinyallerini beyine taşır. Faset eklem medial dal radyofrekans tedavisi bu sinirlerin ağrı iletisinin engellenmesini amaçlar.

    Uygulanan bu girişimsel yöntemler tedavinin sadece bir bölümünü oluştururlar. En az bunlar kadar önemli olan bir başka nokta hastaların tedavi sonrası eğitilmeleridir. Eğitim denilince hastaya verilmesi gereken egzersiz programı ve vücuda doğru davranmak için yapılması ve kaçınılması gereken davranışların öğretilmesi akla gelir. Ancak bu şekilde sağlıklı bir omurgaya sahip olmak mümkün olur.

  • Boyun fıtığı ve tedavisi

    Belde olduğu gibi boyunda da fıtık olabilir. Omurları birbirinden ayıran diskler yarı eklem sayılırlar. Disk ortasında jel kıvamında bir madde ve bunun çevreleyen yastıkçıklardan oluşur. Bu yastıkçıklardan daha dışta olanlar içtekilere göre serttirler. Yaşın ilerlemesi ve travmaya maruz kalma durumlarında bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar. Dıştaki tabaka giderek incelir, ani yapılan ters bir hareket sonrasında yırtılır. İçteki jel kıvamındaki madde bu yırtıklardan dışarı doğru kayarak, omurilikten çıkıp kolumuza giderek o bölgelere hareket emri veren veya o bölgelerin duyusunu algılamanızı sağlayan sinirimize baskı yapar. Böylece boyun-kol ağrısı ve o kolumuzda uyuşma, karıncalanma, bazen de güçsüzlük hissederiz. Böyle durumlarda ilaç tedavisinin yanı sıra öncelikle istirahat, daha sonra fizik tedavi, yetmediği durumda ise son zamanlarda gelişen tekniklerle bölgeye iğne veya kateter ile epidural steroid enjeksiyonuadı verilen ince sondalarla girilerek ilaç verilmesi, bu da olmadığı taktirde lazer ile fıtığın buharlaştırılması ve ozon enjeksiyonları tedaviye eklenebilir. Hasta düzenli olarak boyun egzersizlerini yaparak ve boyun koruma prensiplerine uyarak ağrının sık tekrarlamasını önleyebilir.

  • Ozon tedavisi

    OZON terapi bugün bir çok amaç ile ağrı tedavisinde kullanılmaktadır. Özellikle bel ve boyun fıtıklarında fıtığa neden olan diskin içersine ve sinirin çevresine direk OZON gazı verilerek güzel sonuçlar alınmaktadır. Hastalar sonuçta fıtık nörolojik bir hasar meydana getirmemişse ameliyat olmaktan kurtulmaktadırlar. Bu işlem ameliyathane ortamında ve görüntüleme cihazları eşliğinde yapılmaktadır.

    Diğer ve en önemli uygulaması diz kireçlenmelerinde olmaktadır. Artroz denilen yaşlılığa bağlı eklemlerimizde yıpranma oluşması sonrası oluşan eklem sertliği, ağrılar, şişmeler, eklemlerden seslerin gelmesi artık eklemlerimizi hareket ettirmekten bile korkar hale geldiğimiz durumlarda, diz eklemine ve çevresine 3-5 seans OZON gazı verilmektedir. Özellikle diz ağrılı hastaların tama yakın çoğunda hastalar ağrılarından kurtulmaktadır.

    Bazen bu diz kireçlenmeleri o hale gelir ki artık hiçbir ilaç tesir etmez ve diz protezi tek çare gibi görülebilir. Eğer hastalar ameliyat olmak istemezler ya da ameliyat olmaları ileri yaşlarından dolayı sakıncalı ise bu sefer radyofrekans ile birlikte diz içersine OZONgazı verilerek hastalar ağrılarından kurtulmaktadırlar. Aynı koşullar ve durumlar omuz ve kalça eklemi kireçlenmelerinde de söz konusudur.

    OZONun kullandığı diğer bir ağrılı hastalık Fibromyalji dir. Her tarafı ağrıyan, ağrıdan uyuyamayan, sabah yorgun kalkan ve muayenesinde halk tabiri ile yumuşak doku romatizması tesbit ettiğimiz hastalıklarda Kanın OZONLANMASI, yani kan yıkatma ve de beraberin de OZON saunanın ağrıları giderici etkisi bugün kanıtlanmıştır.

    Gerek şeker hastalarında gerekse başka nedenler ile bir hastada Nöropatik ağrı gelişmiş ise OZON terapi fevkalade iyi sonuç vermekte hastalar yangısal ağrılarından büyük ölçüde kurtulmaktadırlar. Nöropatik ağrılı hastalar daha çok yanma batma elektrik çarpması gibi şikayetler ile doktora başvururlar. Karıncalanma ve uyuşmalar daima vardır. Bu rahatsızlıkta örneğin normalde ağrı oluşturmayan soğuk bunlarda ağrı oluşturur ya da hafif bir ağrılı uyaran bunlarda abartılı deşarjlara neden olarak, hastayı bunaltır yani olmadık şeyler bu hastalarda ağrı oluşturur. Bu hastalarda OZON terapi kanın OZONlanması şeklinde uygulanmaktadır.

    Yine çeşitli nedenlere bağlı olarak hastaların ayaklarında çıkan ve Kapanmayan YaralardaOZON terapi çok etkili bir yöntemdir. Kan OZONlanması, Torbalama, OZONlu yağ ve serumların kullanılması söz konusudur. Daha ziyade dolaşım yetmezliği, şeker hastalığı, çok sigara içenlerde görülen Burger hastalığı gibi dolaşımsal problemi olan hastalıklarda doku oksijenasyonunun bozulmasına bağlı olarak ağrı, kızarma ve morarmalar oluşmakta tedbir alınmaz ise uzuvlarda yaralar oluşmakta bazı hastaları parmaklarını kaybetme derecesine getirmektedir. Bu durumlarda hekimlerimiz bu gibi hastaları Hiperbarik oksijen tedavisine göndermektedirler fakat OZON terapinin daha etkili olduğu artık kanıtlanmıştır. Uzun süren bu tedavi OZONterapinin en başarılı olduğu alanlardan biridir.

    Yaşlılığa bağlı genel vucut ağrılarında OZONterapi revitalize edici, mutluluk ve zindelik verici, yaşam kalitemizi artırıcı, hareket kabiliyetimizi geliştirici, ağrılara bağlı canından bezmişlik ve depresyondan kurtarıcı, unutkanlığımızı giderici ve uykularımızı düzene sokucu, kolestrol ve kan şekerimizi düşürücü etkileri ile umut kaynağı olmuştur.

  • Sezaryende epidural anestezi

    Bir mucizeye tanıklık etmek, en kısa tanım bu olsa gerek. Nasıl mı? Bilinciniz tamamen yerinde, omuzlarınızdan aşağıya örtüler altındasınız, önünüzde bir perde, bedeninizin alt yarısı uyuşmuş, ameliyat sırasında acı veya ağrı dışında her şeyin farkındasınız. Ameliyathanedeki herkes yanınızda ve size destek oluyor, size her detay hakkında bilgi veriliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu vaziyette bebeğinizin doğumunu hissetmek ve bir taraftan ameliyatınız devam ederken onun kokusunu anında duymak işin mucize boyutu. Daha sonra doktorunuz ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet edebiliyorsunuz.

    Epidural anestezi gerçekten de doğru olarak uygulandığında sezaryen ile doğumda da oldukça uygun bir yöntemdir. Uygulanış şekli açısından normal doğumdakinden hiçbir farkı yoktur. Fark yalnızca verilen ilacın dozundadır. Ameliyat ağrısının duyulmaması için normal ağrısız doğumda kullanılandan daha fazla ilaç vermek gerekir. Verilen ilaç da tamamen ayni yani sadece lokal anesteziktir. Epidural anestezi uygulandıktan sonra sinirlerin ilaç tarafından bloke edilip iyice uyuşması için bir süre beklemek gerekir. Bu süre 15 dakika kadardır. Bu süre sonunda ameliyat hemen başlamaz, önce size küçük bir uyarı verilip ağrı duyup duymadığınız sorulur, anestezinin tamamen yerleştiğinden emin olduktan sonra ameliyata başlanır. Ameliyatın başlaması ile bebeğin rahim dışına alınması arasında geçen süre 5 dakika civarındadır. Bu süre operasyonun en heyecanlı bölümüdür, bebeğin doğumu ile birlikte heyecan mutluluğa dönüşür, ameliyat salonunda bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Doktoru ilk kontrollerini yaptıktan sonra anne bebeğini ilk kez öpüp, koklama olanağını bulur. Bundan sonra yaklaşık yarım saatlik bir bekleme süreci yani ameliyatın tamamlanma süreci vardır. Ameliyat tamamlanıp, son cilt dikişleri konduktan sonra son kontroller yapılıp anne bebeğine bilinci tamamen yerinde olarak kavuşacaktır. Ameliyat sonrası normalde ağrılı geçen ilk 48 saatlik süre içerisinde epidural uygulama sırasında yerleştirilmiş olan kateterden (ince bir tüp) bir ağrı pompası yardımı ile epidural yolla sürekli düşük dozda ilaç verilerek bu dönemin tamamen ağrısız geçmesi sağlanır. Şayet ilaç dozu az gelip de ağrı yeniden başlarsa anne cihazın butonuna basarak önceden belirlenmiş olan ek dozu kendisine uygulayabilir. Buna hasta kontrollü analjezi diyoruz. Özetle epidural anestezi ile sezaryen sonrası anne uyumuyor, bebeğinin doğduğunu görebiliyor, doğar-doğmaz bebek anne yanına verilebiliyor, hatta koşullar uygunsa baba da doğuma alınabiliyor. Bu tür durum ve duygular da müsait olduğu için daha tercih edilebilir bir yöntem olarak sunulabiliyor. Böylece aileye yeni bir bireyin katılmasıyla, yeni bir dönem keyifle başlamış oluyor.

    “Epiduralli sezaryen” ile bebeğine kavuşan gazeteci-yazar Elif Şafak duygularını şu şekilde ifade etmektedir.

    “…düpedüz şahitlik ediyorsunuz bir mucizeye. İnsan denilen mucizenin dehre gelişine. Nasıl mı? Üzerinizde bir perde, bedeninizin yarısı uyuşmuş, kalan yarısı ise alarm halinde. Bilinciniz yerinde, ameliyat esnasında yapılan her şeyi duyumsuyorsunuz, ağrı veya acı hariç. Gözlerinizi çevirdiğiniz noktada lambalar ve doktorların yüzleri. İşte öyle bir anda gördüğünüz insanların güler yüzlü olması, size uzun uzun, ince ince özenle her şeyi anlatmaları, bilgi vermeleri o kadar önemli ki. Bu vaziyette bebeğin doğumuna şahitlik ediyor, ameliyatın hem nesnesi hem de aynı zamanda bir aktörü oluveriyorsunuz. Doktor ameliyatı sürdürürken bir yandan sohbet ediyoruz. Tuhaf bir duygu bu. Kesilip biçilirken felsefeden, edebiyattan, sanattan, tarihten konuşmak. ..eşsiz bir tecrübeymiş bir kadının doğum anına tanıklık edebilmesi. Sessiz bir kamera kesilip her şeyi dakika dakika izleyebilmesi. Derken, adeta kendiliğinden, bir başka boyuttan gelircesine bir ağlama sesi. Perdenin öteki yanından uzatıveriyorlar bebeği. Ve size düşen tek bir şey var öyle bir anda, yapabileceğiniz tek bir şey: Katıla katıla, şükrede şükrede ağlamak.”

    Epidural anestezi-analjezi kimlere uygulanabilir:

    Genelde genç ve sağlıklı anne adayları içi epidural uygulamalar için kısıtlayıcı bir neden yoktur, yani hemen her anneye epidural anestezi-analjezi uygulanabilir. Ancak nadir de olsa uygulamayı zorlaştıran veya olanaksız kılan bazı nedenler bulunabilir. Bel omurlarında uygulamayı engelleyecek sorunlar, uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon varlığı, kanama pıhtılaşma bozuklukları bunlara örnektir. Yapılan kontrollerde uygulama için herhangi bir engel olmadığına karar verildikten sonra son karar anne adayına aittir. Anne epidural konusunda bilgili, bilinçli, istekli ve psikolojik olarak hazır durumda olmalıdır. Anestezi uzman doktoru annenin her türlü sorusunu cevaplayarak onu en iyi şekilde aydınlatmalıdır. Ancak ısrarcı ikna çabaları olumlu sonuç vermez, anne hiçbir şekilde epidural uygulamayı kabul etmeyebilir. Bu durumda genel anestezi daha iyi bir seçenek olacaktır. Bazen anne epidural ile başlayan operasyonun bir aşamasında ağrı duymasa da rahatsız olabilir, etrafında olanları görmek istemeyebilir, nadiren de anestezi tam tutmayabilir, bu durumda zaten daha öncesinde genel anestezi koşulları hazır olduğundan ameliyatın genel anestezi tamamlanması mümkündür. Ancak bu nadir görülen bir durumdur.

    Olası komplikasyonlar

    Bel omurları, omurilik bölgesi denilince doğal olarak akla `Sinirler harap olur mu, felç olur muyum?` gibi sorular gelebilir. Uygun koşullarda, konusunda uzman olan hekimler tarafından uygulandığında bu endişelere yer yoktur.

    Yapılacak bölgesel uyuşturma uygulamaları esnasında ve sonrasında ortaya çıkabilecek düzeltilmesi mümkün olan sorunlar şunlardır:

    • Tansiyon ve nabız düşmesi: Gebelik nedeni ile bebeğin ana toplar damara baskısının da katkısıyla en sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir. Baş dönmesi, göz kararması, kendini fena hissetme gibi belirtilerle fark edilir. Önceden damar yolundan yeterli sıvı (-serum) verilmesi veya bazı damar daraltıcı ilaçlarla kolayca önlenebilir. Ameliyat sırasında veya sonrasında nabız ve tansiyonda düşme olabilir. Her an yanınızda olan anestezi uzmanı doktorunuz gerektiğinde müdahale edecektir. Bu nedenle aşırı stres dışında pek görülmez.
    • Baş ağrısı: Spinal anestezi uygulamaları sonrası ortaya çıkabilir. Epidural anestezinin yan etkisi değildir, genellikle işlem sırasında hareket edildiğinde veya çok deneyimli olmayan ellerde uygulandığında dura zarının kaza ile delinmesi sonucu nadiren görülebilir. Dura zarının delinmesine bağlı dura dışına sıvı kaçmasıyla oluştuğu düşünülür. Hareket edince, ayağa kalkınca çoğalan bazen oldukça şiddetli olabilen karakteri vardır. Bulantı da eşlik edebilir. Çok sıvı ve kafein içeren içecekler alınarak, batın içi basıncı artırıcı uygulamalarla, olabildiğince yatak istirahatı ile ve gerekirse çeşitli ilaçlarla yok edilir.
    • Bel Ağrısı: Bazı doğumlardan sonra epidural yapılsa da yapılmasa da bel ağrısı görülür. Hamileliğe bağlı vücudun ağırlık merkezinin zamanla öne kaymasıyla bel kaslarının bunu karşılamasının, doğum sonrası aniden değişmesine bağlayanlar vardır.
    • Bulantı ve kusma: Ameliyat sırasında veya sonrasında nadiren ortaya çıkabilir. Gerekli müdahale anestezi uzmanı doktorunuz tarafından yapılacaktır.
    • Enfeksiyon: Her enjeksiyonda olduğu gibi bu girişimlerde de da enfeksiyon oluşabilir. Oluşmaması için özen gösterilmektedir.
    • Kullanılan ilaçlara bağlı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda hafif allerjik reaksiyonlar görülebilir. Bölgesel, geçici kaşıntı kendiliğinden veya basit bir ilaç yardımıyla geçer.
    • Sinirsel komplikasyonlar: Bölgesel anestezi sonrası geçici veya kalıcı sinirsel hasarlar nadiren de olsa ortaya çıkabilir. (10 000-100 000 de birden az)
    • Başarısız blok: Epidural anestezi uygulaması ile ameliyata başlandıktan sonra hastanın ağrı duyması ya da ameliyatın süresinin sinirin uyuşturulması için kullanılan ilacın etki süresinden uzun sürmesine bağlı olarak hastanın ameliyatına devam edilebilmesi için anestezi uzmanı doktorunuz uygun gördüğü ek bir uygulama (sedasyon veya genel anestezi) yapmak zorunda kalabilir.

  • Doğumda epidural (ağrısız doğum) & sezaryende epidural

    Annelik duygusu gebeliğin ilk aylarında başlayıp doğum anında en yüksek düzeye ulaşır. Her anne adayının doyasıya yaşamak istediği bir süreç olan doğum, anne olanların tanımladığı olağanüstü bir duygudur. Bu süreci tam olarak yaşamak isteyen anne adayı çekeceği doğum sancılarının korkusunu da içinde taşır.“Doğum sancısı” doğum için vazgeçilmez olan rahim kaslarının kasılması sonucu ortaya çıkan çok şiddetli bir ağrıdır hatta pek çok kadın tarafından yaşamlarındaki en şiddetli ağrı olarak tanımlanır. Hissedilebilecek ağrı ya da sancının şiddeti bebeğin boyu, bebeğin pozisyonu, pelvis (çatı) genişliği, kasılmaların gücü, geçmiş deneyimler ve beklentiler, ağrı eşiği ve henüz çözülmemiş pek çok nedenler gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Ne kadar ağrı duyacağınızı doğumu yaşamadan önce tahmin etmek güçtür

    Annenin yaşamındaki belki de en güzel deneyim olan doğum sürecini tatsız bir deneyime dönüştürebilen bu sancıların doğumun seyrini olumsuz yönde etkilemeden önleyebilmek için pek çok araştırma yapılmış ve pek çok yöntem denenmiştir.

    Doğum sancılarının hafifletilmesi veya giderilmesi için damar yolu ile verilen ilaçların bazı dezavantajları ve yan etkileri olabilir. Bu yan etkilerin en önemlisi sersemlik ve uyku hali yaratmasıdır. Ayrıca bulantı, kusma, solunum güçlüğü, kaşıntı, kabızlık ve mesanede idrar birikmesi gibi yan etkiler de görülebilir. Anne sütünün gelmesi ve emzirmenin başlaması gecikebilir. Bu nedenle alternatif arayışlar içine girilmiştir.

    Ağrısız doğum için rejyonel (bölgesel) anestezi ilk kez 1900 yılında kullanılmıştır. Her yeni uygulamada olduğu gibi başlangıçta bazı olumsuz etkiler görülmüş, ancak zaman içerisinde yapılan klinik çalışmalar sonucugünümüze gelinmiş, yeni ilaç, yöntem ve teknikler ve ağrısız doğum konusunda uzmanlaşmış anestezistler sayesinde, ağrısız doğum güvenli bir seçenek olarak yaygınlaşmıştır.

    Epidural aralık, omuriliğin çevresindeki zar ile omurların arasındaki bağ dokusunun arasındaki milimetrik boşluktur. Bu aralığa amaca uygun olarak omuriliğin çeşitli seviyelerinden ilaç uygulanarak pek çok ameliyatın yapılması, ameliyat sonrası ağrıların dindirilmesi ve kronik dindirilemeyen ağrıların tedavisi mümkündür.

    Burada analjezi ve anestezi kavramlarını birbirinden iyi ayırmak gerekir. Analjezi ağrısızlık, anestezi ise duyusuzluk demektir. Normal doğum sırasında bel bölgesinden epidural yolla sağlanan analjezi, yani ağrının ortadan kaldırılması yeterli olurken, sezaryen ile doğum sırasında epidural anestezi uygulamak gerekir. İşlem yönünden her iki uygulama da aynıdır, fark sadece verilen ilaç dozlarındadır.

    Halk arasında “ağrısız doğum” olarak bilinen epidural analjezi ile doğum, günümüzde oldukça yaygınlaşmaktadır. Bel hizasına yerleştirilen milimetrik bir tüp olan kateterden uygulanan bir ilaçla, vücudun alt yarısından gelen ağrı sinyallerinin iletimi geçici olarak durur ve ağrılı uyarının çıktığı bölgede ağrı duyulmaz.Burada seçilen doz sadece rahim kasılmaları sırasındaki ağrıyı ortadan kaldıracak, ancak rahim kasılmalarını azaltmayarak doğumun normal seyrini etkilemeyecek şekilde ayarlanır. Bu yöntemde sadece ağrı iletimi bloke olur, dokunma duyusu ve hareket kısıtlanmaz. Anne adayı uygulamadan sonra doğum süreci içerisinde kalkıp oda içinde yürüyebilir, her türlü ihtiyacını görebilir. Rahim kaslarının kasılması ve doğum eylemine anne adayının aktif katılımı etkilenmez,anne doğum anında ağrıdan arınmış olarak fizyolojik olarak bebeğine kavuşur.

    Genelde anne adayları bebeğini normal yolla doğurmak isterler ancak bazı durumlarda sezaryen gerekebilir. Bu durumda Epidural Anestezi uygulanır. Teknik olarak yapılan işlem aynıdır, epidural aralığa ayni kateter yerleştirilir ancak verilen ilaç dozu farklıdır. Normal doğum sezaryene döndüğünde de yapılan şey aynı kateterden ilave ilaç verilerek epidural anestezi oluşturmaktır. Anne ameliyat masasında belden aşağısı tamamen uyuşmuş halde yatar, ancak yattığı yerde ayaklarını oynatabilir, yani epidural anestezi uygulamasından sonra bacaklarda hareketin tamamen kaybolması söz konusu değildir. Motor blok olarak adlandırılan hareket kaybının olması durumu omurilik sıvısına lokal anestezik madde verilerek yapılan spinal anestezide görülür. Spinal anestezi de günümüzde sık uygulanan bir anestezi yöntemidir. Bazen de epidural anestezi ile spinal anestezi kombine edilerek birlikte uygulanır. Spinal anestezinin avantajları teknik olarak epidural anesteziye göre daha kolay uygulanabilmesi, etki başlama süresinin çok daha kısa olması gibi avantajlarına karşın, bacaklarda 4-5 saat süren hareketsizlik, bazen uygulama sonrası görülen baş ağrısı, bulantı ve tansiyon düşmesi gibi bazı istenmeyen etkileri vardır. Burada anestezi uzman doktoru kendi deneyim ve becerisi doğrultusunda hasta için en uygun yöntemi belirleyip hastasına önerecektir.

    Epidural ile normal doğum sürecinde sırasında neler yaşayacaksınız?

    Doğum sancıları rahatsız etmeye başladığında yani doğum kanalı açıklığı 4 cm olduğunda anne işlem odasına alınır. Koldan serum takılır, tansiyon, nabız ve parmak ucundan oksijen durumu takip edilir.

    Başarılı bir epidural uygulama için annenin hekimi ile iyi bir uyum içinde olması, uygun pozisyonu alabilmesi esastır. Genelde uygulama oturur durumda yapılır ve vücut dik durumdayken hafifçe geriye doğru yaslanırken vücut omur çıkıntılarını birbirinden ayıracak şekilde belden öne doğru bükülür, çene göğse doğru yaslanır ve her iki omuz aşağıya doğru bırakılır. Bu şekilde pozisyon oluşturulduktan sonra sırta ve bel bölgesine antiseptik ilaç sürülerek bölge mikropsuz hale getirilir ve bölge steril örtülerle örtülür. Uygulamanın yapılacağı hizada cilt ve cilt altındaki dokular ince bir iğne ile uyuşturulur. İşlem sırasında sadece bu ince iğnenin girişi hissedilir. Daha sonra başka bir özel iğne ile epidural aralığa girilerek buraya kateter denilen ince tüp yerleştirilir ve vücuda plasterler yardımı ile sabitlenir. Kateterden ilaçların verilmesinden kısa bir süre sonra sancılar sona erer ancak rahim kasılmaları engellenmez, ayni şekilde devam eder. Katetere bağlanan bir ağrı pompası ile hasta kontrollü analjezi yöntemi kullanılarak sancısızlığın devamı sağlanır. Bu andan itibaren doğum gerçekleşinceye kadar her şey aynıdır, ancak sancı hissedilmeyecektir.

    Epidural ile ağrısız normal doğum yapan bir annenin izlenimleri:

    “…Hamileliğim süresince normal doğum (epiduralli) olmasını istiyor ve hakkında pek çok şey okuyordum. Epidural opsiyon beni rahatlatsa da okudukların bende şüphe yaratmıştı. Ancak anestezi doktorum gelip bizimle sabahtan tanışıp, anlatınca yapacaklarını hiç sorgulamadan güvendim kendisine. Ağrılarım başladığında ekibi ve ekipmanı ile odaya geldi. Açıkçası hazırlık o kadar uzun sürmüştü ki korkmadım diyemem. Zaten kendisiyle de bu duygumu hemen paylaştım. Bana dedi ki bizim hazırlığımız uzun sürer, detaycılığımızdan. Hepsi sizin rahat etmeniz için. Belime bir iğne yapılacağı için sırtım dönük bütün olanları sadece duyabiliyor, hiçbir şey izleyemiyordum. Yapılan işlem o kadar kısa sürdü ki ne olduğunu, ne zaman epiduralin takıldığını anlayamadım bile. İlaç sayesinde doğum stresinin yanında bir de ağrıların zorluğunu yaşamadan daha rahat, kolay doğum süreci geçirdim. Bu yöntem olmadan asla normal doğum yapamazmışım. Bebek ve anne için stersiz bir doğum yapabilmek için büyük bir nimet….”

  • Anestezi hakkında sık sorulan sorular

    Hastalar nasıl uyutulur?

    Hastalar ameliyathaneye geldiğinde anestezi doktoru tarafından karşılanır, sedyeden ameliyat masasına ameliyat ekibi tarafından anestezi doktorunun yardımıyla alınırlar. Bundan sonra anestezi doktoru hastaya tansiyon aletini, kalp monitörünün elektrodlarını ve puls oksimetre (kandaki oksijeni ölçer) cihazının parmak ucu kablosunu bağlar. Bunlar ameliyat boyunca hastanın yaşamsal fonksiyonlarının yakından izlenebilmesini sağlar. Gerekirse anestezi başlamadan önce 3-5 dakika süreyle maskeyle oksijen verilebilir. Bundan sonra sırasıyla ağrılı uyaranları azaltacak, anestezi denen özel uyku halini oluşturacak ve kas gevşemesi sağlayacak ilaçları damar yoluyla hastaya uygular. Daha sonra anestezist tarafından hastanın nefes borusuna yerleştirilen bir tüp sayesinde hastaya oksijenle karıştırılmış olarak anestezik gazlar verilir. Bu gazlar verildiği sürece anestezi devam eder, kesildikten kısa bir süre sonra anestezi sonlanmış olur ve hasta uyanır. Bu süreç içerisinde anestezi doktoru sürekli hastanın başındadır ve ameliyatın seyri ile ilgili gerekli tedavileri yapar.

    Anestezist sizi “uyuttuktan” sonra başınızdan ayrılır mı?

    Anestezi verilen hastalar hiç bir şekilde ameliyathanede yalnız bırakılmaz. Hastaların bir kısmı anestezi doktorunun kendisini “uyuttuktan” sonra başka bir işi kalmadığını, ameliyathaneden ayrıldığını zannedebilir. Ancak ameliyat öncesi yapılan muayenesinde gayet sağlıklı bulunan hastalarda bile yaşamsal fonksiyonlarda beklenmedik değişiklikler olabilir. Bu nedenle anestezi doktorunuz sürekli yanınızda ve sizin tek koruyucunuzdur.

    Uyku ve anestezi aynı şey midir?

    Genel anestezi günlük konuşmalarda “uyumak” olarak isimlendirilir. Genel anestezi uygulandığı zaman şuur kaybolur, hasta uyur. Fakat bu normal bir uyku değildir. Şuur kaybolmuş ve vücudun birçok organlarının işlemesi de değişmiştir. Bu durumda, anestezist vücudun işlemesi değişen organlarını kontrol eder ve bunlar için gerekli tedavileri yapar. “Narkoz” daha eski dönemlerden gelen bir terimdir; “derin uyku” halini belirtir. Bazen anestezi kelimesinin yerine kullanılsa da anesteziyi eksik olarak tarif eder, bu nedenle anestezistlerce pek sevilmez.

    Ameliyatın ortasında uyanmak diye bir şey var mıdır?

    Modern anestezi tekniklerinin henüz yaygın kullanıma girmediği dönemlerde bazen bu durum ile karşılaşılabiliyordu. Günümüzdeki teknikler ve kontrolü kolay ilaçlar sayesinde oldukça ender olarak rastlanan bu durumdur. Ameliyat süresince daima yanınızda bulunacak olan anestezi doktorunuz modern izleme yöntemleri ile uyku derinliğinizi saptayarak böyle bir duruma izin vermeyecektir.

    Anestezi süresi en çok ne kadardır ?

    Anestezi birkaç dakika veya saatlerce sürebilir. Bu ameliyatın türüne ve seyrine bağlıdır, ameliyatın ne kadar sürmesi gerekiyorsa, anestezi de kesintisiz olarak o kadar sürdürülür.

    Hangi hastalar anestezi alamaz ?

    Günümüzdeki geliştirilmiş anestezi ilaçları, anestezi teknikleri ve hastaların yaşamsal fonksiyonlarını izlemeye yarayan cihazlar ve ameliyat sonrası yoğun bakım üniteleri sayesinde daha önceleri anestezi verilemeyen hastaların artık güvenle her türlü ameliyatı olabilmeleri mümkündür. Kalp hastalığı, uzun süreden beri devam etmekte olan böbrek hastalığı ve ağır akciğer hastalığı olan hastaların da ameliyat geçirip iyileşme şansı var. Daha da ötesi bu hastalar mevcut bu hastalıklara yönelik ameliyatlarını rahatlıkla olabiliyorlar.

    Bu tür hastalığı olan hastasını muayene eden anestezi doktoru, yapacağı tetkiklerle hastalığın derecesini saptayıp, ameliyat öncesi yapılacak tedaviyle hastalığın belirtilerinin azaltılması için çaba sarf eder, eğer gerek duyarsa ilgili bölümlerden görüş ister. Bütün bu çabanın amacı sizin için en az tehlike yaratacak uygun anestezi ilaç ve tekniğini seçmektir. Bütün bu çalışmalar sonucu uygun koşullarda her hasta güvenle anestezi alabilir.

    Ameliyat süresince yaşamsal bulgularınızı kim, nasıl izler?

    Daha önce de belirtildiği gibi ameliyat süresince yaşamsal bulguları izlemek anestezi doktorunun en temel görevidir. Ameliyattan önce hastaya takılan uygun bağlantılar sayesinde hastanın kalp atımları, dokularına ulaşan oksijen yoğunluğu ve kan basıncı devamlı olarak izlenir. Gelişmiş anestezi cihazları sayesinde anestezi verilmeye başlandıktan sonra yerleştirilen bağlantılarla vücut ısısı, nefesle alıp verdiği karbon dioksit, anestetik gazlar ve oksijen miktarı ve hatta anestezi derinliği devamlı olarak ölçülmekte ve kaydedilmektedir.

    Bölgesel veya lokal anestezi uygulandığında hasta ameliyatı seyreder mi?

    Kesinlikle hayır, bölgesel anestezi uygulandığında, damardan bazı sakinleştirici ilaçlar verilerek hastalarda uykuya benzer bir hal oluşturulabilir. Bu şekilde rahatlayan hasta ameliyathanedeki faaliyetlerden ve konuşmalardan etkilenmez ve ameliyatın rahatsızlık verebilecek bölümlerini hafif uykuda geçirir. Bazı hastalar bölgesel anestezinin etkileri iyice yerleşince ve ağrı duymadıklarını fark edince uyumak istemeyebilirler. Hastalar isterse ameliyat süresince anestezistleriyle konuşarak vakit geçirebilirler. Tüm ameliyatlarda bir siper yerleştirildiğinden zaten hastanın ameliyat bölgesini görmesi olanaksızdır.

    Ameliyata niçin aç gelmek lazım?

    Anestezi verilecek hastaların midesi boş olmalıdır. Hasta anestezi altındayken, dolu midede bulunan gıdalar ve asitli mide sıvısı yemek borusundan geri gelerek, nefes borusuna kaçabilir. Bu da istenmeyen bir durumdur ve hayati tehlikeye neden olabilir.

    Yetişkin hastalara ameliyat öncesi gece 24.00’ten itibaren katı gıda almamalıdır, ameliyat öğleden sonra ise sabah 06.00 da iki dilim ekmek veya 4 bisküvi ile istenilen sıvı ile alabilirler. Ameliyattan 2 saat öncesine kadar berrak sıvı (su, şekerli su, çay, ıhlamur, berrak meyve suları) alabilirler (süt, gazlı içecekler, çorba hariç). İlaçlar ameliyattan 1 saat öncesine kadar bir yudum su ile içilebilir.

    Bazı annelerin az miktar bir şeyler yemenin çocuklara zarar vermeyeceğini, onları doyurmayacağını düşünerek, doktorunun izni olmadan ameliyattan önce bebeklerini beslemeleri veya emzirmeleri sakıncalı bir durumdur.

    Çocuklarda aşağıdaki tabloya uyulmalıdır:

    Yaş

    Süt- Katı gıda

    Süre

    Berrak sıvı miktarı

    6 aydan küçük

    Berrak sıvı

    Anne sütü

    Formüle süt (mama)

    2 saat

    3 saat

    4 saat

    20 ml/kg

    6 ay – 5 yıl

    Berrak sıvı

    Formüle süt (mama)

    Püre ve çorbalar

    Katı gıdalar

    3 saat

    4 saat

    4 saat

    6 saat

    10 ml/kg

    5 yaş ve üzeri

    Berrak sıvı

    Püre ve çorbalar

    Katı gıdalar

    3 saat

    4 saat

    8 saat

    10 ml/kg

    Ameliyattan önce neden serum takarlar?

    Ameliyattan önce damara yerleştirilen plastik bir kanül yardımı ile hastaya serum takılır. Bu damar yoluyla verilen ilaçlar kısa süre içinde hastanın bilincinin kaybolmasını ve anestezinin başlamasını sağlar. Ameliyattan önce ve ameliyat sırasında hastanın sıvı ve elektrolit gereksinimi bu damar yolu ile karşılanır. Yine bu damar yolundan, ameliyat sırasında yaşamsal bulgularda oluşabilecek değişiklikleri kontrol altına almaya yarayacak ve tedavi edecek ilaçlar enjekte edilir. Kısacası ameliyattan önce açılan damar yolu hastayı hayata bağlayan en önemli araçlardan biridir. Ameliyattan sonra da damar yolundan ağrı kesiciler, kusma ve bulantıyı önleyecek ilaçlar ve hasta ağızdan gıda alabilecek hale gelene kadar sıvı verilir. Damardaki bu plastik kanül ihtiyaç sona erdiğinde çıkartılarak iptal edilir.

    Anesteziye karşı alerji olabilir mi?

    Sadece anestezikler değil, bütün ilaçlar alerjiye neden olabilir. Ancak birkaçı dışında anestezi ilaçlarına alerji ender rastlanır. Alerjik reaksiyonlar ilacın verildiği bölgede, bazen damar boyunca kızarıklık, bazı hastalarda ürtiker biçiminde döküntüler, çok daha ender olarak da ani tansiyon düşmesi, nefes almada zorluk ve çarpıntı şeklinde olabilir. Anestezi öncesi yapılan alerji testlerinin bilimsel değeri yoktur. Anestezi doktorunuz her türlü alerjik reaksiyona müdahale konusunda eğitimli ve deneyimlidir ve ameliyathane koşulları böyle durumların tedavisi için en uygun ortamdır.

    Anestezi sırasında dişler zarar görebilir mi?

    Anestezi doktoruna ağzınızda takma diş, protezinizi tutan tek bir veya birkaç diş veya sallanmakta olan herhangi bir diş olduğunu ameliyattan önce söylemenizde büyük yarar vardır. Genellikte çıkabilen protezler ameliyathaneye gelmeden önce çıkarılır. Anestezist, nefes borunuza tüp yerleştirirken kısmi protezi tutmaya yarayan tek dişin zarar görmemesi için çaba sarf eder. Ancak herhangi bir işlevi olmayan ve sallanan dişlerin ameliyattan önce çekilmesinde yarar vardır. Çünkü bunlar ne kadar dikkat edilse de anestezi sırasında yerinden çıkabilir. Normal şartlar altında sağlam dişler zarar görmezler.

    Sigara içenlerde risk nedir?

    Anestezi doktoru hastanın sigara tiryakisi olmasından hoşlanmaz. Sigara içen hastalar anestezi sırasında ve özellikle anestezi sonrasında uyanma döneminde birtakım sorunlar yaşar ve anestezistlerine de yaşatırlar, ancak bu yaşananları kendileri pek hatırlamadığı için ameliyattan sonraki yaşantılarında da sigara içmeye devam ederler .

    Eğer sigara içiyorsanız bir an önce bundan vazgeçmeniz en doğrusudur, çünkü sigaranın yıllardır yapmış olduğu tahribatın iyileşmesi bıraktıktan sonra uzun zaman alır. Ameliyattan birkaç gün önce sigarayı bırakmış olmanın ne size, ne de anestezistinize herhangi bir faydası yoktur. Kendinize ve anestezi doktorunuza yapacağınız en büyük kötülük ise ameliyattan birkaç saat önce sigara içip ameliyathaneye gelmektir.

    Ameliyat sonrasında boğaz ağrısı neden olur?

    Ameliyat sonunda anestetik gazlar kapatılır ve hastanın yavaş yavaş uyanması beklenir. Hastanın yaşamsal refkeksleri geri döndükten sonra, nefes yollarındaki tüp çekilir ve hastanın kendi kendine soluması sağlanır. Ameliyat sırasında büyük yararı olan bu tüp bazı hastalarda nefes borusunda bir miktar tahriş yapabilir. Ameliyattan sonra hastanın boğazında hissettiği ağrı, gıcık ve yutkunma zorluğu bunun nedeni olup geçicidir. Son yıllarda geliştirilmiş olan özel maddelerden yapılmış yumuşak tüpler bunu en az düzeye indirmiştir.

    Ameliyat sonrası bulantı-kusma neden olur ?

    Bazı ameliyatlarda cerrahi uyaranlar ameliyat sonrası bulantı ve kusmaya yol açabilirler. Çocuklarda şaşılık ameliyatlarından sonra, yetişkinde karın ameliyatlarından sonra kusma ve bulantı diğer ameliyatlara göre daha sık olarak ortaya çıkar. Son yıllarda geliştirilmiş olan anestezi ilaçlarının bu etkileri son derece azaltılmıştır, hatta bazı anestezi ilaçlarının bulantı-kusmayı önleyici etkileri vardır.Bulantı-kusmayı önleyen pek çok ilaç bulunmaktadır, anesteziden uyanmadan önce bu ilaçlar damardan verilerek bu sorun önlenebilir.

    Ameliyat sonrasında ağrı çekmek kader midir?

    Günümüzde ameliyat sonrası aşırı ağrı çekmek artık kader değildir. Ameliyat sonrası çekilen ağrının pek çok zararlı etkilerinin olduğu artık kanıtlanmıştır. Hastaların, anestezi ilaçlarının etkilerinden tamamen kurtulup yaşamsal fonksiyonlarının dengeye kavuşması için bir süre bekletildikleri “derlenme bölümünde” ağrı kesiciler uygulanarak ağrı hafifletilmeye çalışılır. Hastanın bilinci tamamen açılınca “Hasta Kontrollü Analjezi” uygulamasına geçilir. Bu uygulama bir cihaz yardımı ile yapılır. Cihaz hastaya düşük dozda ağrı kesiciyi sürekli olarak verirken, ağrısı olduğunda hastanın bir düğmeye basarak kendisine serumun gittiği damar yolundan ilave bir miktar ağrı kesici vermesine olanak tanır. Bu miktarın sınırları da cihazın programlanması ile önceden belirlenmiştir. Burada amaç en düşük dozda ilaç kullanarak hastanın ağrısını dindirmek ve konforunu sağlamaktır.

    Ameliyat sonrası ağrınız için verilen morfin zararlı mıdır?

    Kesinlikle değildir, şiddetli ağrı devam ettiği sürece uygun dozda morfin verilen hastalar morfinman olmaz. Ameliyattan sonra ağrısı azalan hasta kısa sürede ayağa kalkıp dolaşabileceği ve daha rahat nefes alıp verebileceği için iyileşme hızlanır. 24-48 saat sonra ağrının şiddeti azalınca morfin yerine başka ağrı kesicilerle ağrı tedavisine devam edilir.

    Evvelce ilaç bağımlısı olup tedavi görmüş olan hastaların durumu farklıdır.

    Her ameliyatta kan verilir mi?

    Hayır, ancak çok gerektiğinde ameliyat olan hastaya kan verilir, günümüzde kan vermenin sınırları daha da daraltılmıştır. Ameliyatta kan verilmesi, ameliyattaki kanama miktarı, hastanın ameliyat öncesi kan değerleri ve hastanın yaşı ile kalp fonksiyonları ile ilgilidir.