Kategori: Anestezi ve Reanimasyon

  • Kış geliyor ? Grip kışın korkulu rüyası, grip aşısı olalım mı ? Olmayalım mı ?

    GRİP NEDİR VE NASIL BULAŞIR DİYE BAŞLAMAK SANIRIM DAHA DOĞRU OLUR…

    Grip genellikle kış aylarında görülen influenza denilen bir virusun neden olduğu solunum yoluyla bulaşan riskli kişilerde ölümcül seyredebilen oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta veya taşıyıcı kişilerin hapşırması veya öksürmesi yoluyla bulaşabilen grip tokalaşma, öpüşme gibi faktörlerin yanında telefon, kapı kolu gibi yerlere temas yoluyla da bulaşabilmektedir. Okul, kreş, hastane, iş yerleri, toplu ulaşım araçları gibi toplu olarak kullanılan mekanlar gribin bulaşabilmesi için oldukça riskli yerlerdir.

    NE GİBİ BELİRTİLERLE SEYREDER VE TEDAVİSİ NEDİR…

    Halsizlik, hafif ateş yükselmesi, 2-3 gün süren kuru öksürük gibi hafif belirtilerle geçebilen bu hastalık bazı hastalarda ise aşırı halsizlik, 40 dereceye çıkabilen yüksek ateş, uzun süreli öksürük, özellikle baş ağrısı olmak üzere şiddetli kas ve eklem ağrıları gibi ağır belirtilerle de seyredebilir. Tedavi edilirse 1 haftada tedavi edilmezse 7 günde geçer sözünden de anlaşılacağı üzere grip çoğunlukla ilaç kullanmaksızın kendiliğinden geçer. Ancak gribin ağır seyrettiği hastalarda hastalığın neden olduğu yüksek ateş, yaygın kas ve eklem ağrısı gibi belirtilere yönelik ateş düşürücü, ağrı kesici gibi ilaçlar kullanılabilir. Grip bakteri kaynaklı bir hastalık olmayıp viral nedenli olduğu için antibiyotik tedavisi uygun değildir. Ağır belirtilerle seyrettiği durumlarda yatak istirahati ve bol sıvı alınması mutlak gerekliliktir. Dikkat edilmediği durumlarda ve riskli kişilerde larenjit, farenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı, pnömoni, menenjit gibi ölümcül hastalıklara dönüşebilen gribin etkin bir tedavisi olmadığı için korunma yöntemi olan grip aşısının önemi ortaya çıkmaktadır.

    GRİP AŞISININ ETKİNLİĞİ NEDİR VE AŞIYI NE ZAMAN YAPTIRMAK GEREKİR…

    Gribe neden olan inaktive edilmiş influenza virüslerinden veya bu virüsün antijenlerinden yapılan aşı uygulandıktan sonra bu virüse veya antijenlerine karşı vucutta antikor denilen bu virüsü tanıyan maddeler oluşur. Aşılandıktan sonra vucut gribe neden olabilecek aktif virüs ile karşılaştığında aşılanma sonucu oluşan bu antikorlar bu aktif virüsleri tanır ve çok daha etkin mücadele ile grip oluşmasını engeller veya gribin çok daha hafif seyretmesini sağlarlar. Aşının etkinliğinin ortaya çıkması için 2-3 hafta gerekmektedir. Bu nedenle grip aşısı salgınlar ortaya çıkmadan 2-3 hafta önce yapılmalıdır. Eylül, ekim, kasım gibi sonbahar ayları aşı için en uygun zaman aralığı olarak uygun görülmektedir.

    GRİP AŞISI KAÇ DOZ, KİMLERE YAPILMALIDIR…

    Sonbahar aylarında tek doz yapılan aşının etkisi 2-3 hafta sonra başlamakta ve 6-12 ay sürmektedir. Her yıl salgına neden olan influenza tipi farklı olduğu için bir önceki yıl yapılan aşının koruyuculuğu önümüzdeki yıl olmamaktadır. Bu nedenle aşı her yıl eylül, ekim, kasım aylarında yeniden yapılmalıdır. Özellikle huzurevlerinde kalan 65 yaş üstü kişilere; kalp, akciğer, karaciğer, böbrek, şeker, romatizma gibi kronik hastalığı olan kişilere; kanser hastalığı olan, organ veya kemik iliği nakli yapılan bağışıklık sistemi zayıflamış kişilere; ilk üç aydan sonra hamilelere, emziren annelere ve 6 aydan büyük çocuklara; doktor, hemşire, sağlık memuru, tıbbi sekreter gibi hasta kimselerle temas olasılığı yüksek kişilere grip aşısı yapılması önerilmektedir.

  • Ozon ile bel-boyun fıtığı tedavisi

    Bel Fıtığı Tedavisi ve Ozon

    Ozon molekül ağırlığı 48 kDa olan O3 ile sembolize edilen allotropik bir oksijen formudur. 1840 yılında Alman Kimyacı Christian Friedrich Schönbein tarafından keşfedildi ve sonrasında yüzlerce bilimadamı ozonla ilgili sayısız çalışmalar yaptılar. Ozonun hemen her alanda faydalı etkilerinin olduğu bu çalışmalarla ispatlanmıştır. Günümüzde de ozonla ilgili çok sayıda daha ileri düzeyde bilimsel tıbbi çalışmalar yürütülmektedir.

    Bel fıtığı hastanın günlük aktivitelerini sınırlandıran belinde ve bacaklarında ağrı, uyuşma, his kaybına yol açan klinik bir hastalıktır. Omurga kemikleri arasında disk diye tabir edilen yastıkçık şeklinde anatomik yapılar mevcuttur. Bu yapıların dış katmanlarına anülüs fibrozus denir ve sert fibröz bir halka şeklindedir. Orta-iç kısmına ise nukleus pulpozus denir, yumuşak-jelsi kıvamda bir maddeden oluşmuştur. Bu yapı fıtıklaştığı zaman omurilikten çıkan bele ve bacağa dal veren sinir köküne bası yaparlar. Bu sayede belde-kalçada şiddetli ağrı, bacakta şiddetli ağrı, kasılma ve uyuşma şikayetleri gözlenir.

    Tedavi olarak; ilaç tedavisi, fizik tedavi, minimal invazif yöntemler (intradiskal ozon enjeksiyonu, epidural steroid enjeksiyonu, faset eklem enjeksiyonu, medial dal bloğu) ve ameliyat planlanabilir. Özellikle ilaç tedavisine ve fizik tedaviye yanıt vermeyen olgular başta olmak üzere bel fıtığı olgularına intradiskal ozon enjeksiyonu yapılabilir.

    İntradiskal ozon enjeksiyonu diğer bir ismiyle ozon nükleolizis tüm bel ve boyun fıtıklarında, dejenere disk hastalığında uygulanan bir yöntemdir. Ameliyathane ortamında tamamen steril şartlarda, görüntüleme cihazları eşliğinde uygulanır. Klinik olarak bel ya da boyun fıtığı tanısı konulan ve çekilen MRI görüntülerinde bel-boyun fıtığı tespit edilmiş hastalara uygulanır. Hastalara narkoz verilmez. Lokal anestezi altında görüntü eşliğinde fıtığın olduğu diskin içine girilir ve buraya ozon enjeksiyonu yapılır. İşlem yaklaşık olarak 10-20 dk sürer. İşlem sonrası hasta servise gönderilerek yatağına alınır ve 2 saat süreyle sırt üstü uzanması istenir. Genel durum değerlendirmesi yapılır ve aynı gün taburcu edilir. Hastanın klinik olarak ağrıları azlır veya kaybolur.

    Fıtık içine yapılan ozon enjeksiyonu ile fıtıkta küçülme süreci başlar ve radyolojik olarak altı-sekiz aya kadar sürer. Fıtık küçüldükçe sinir üzerine olan bası ortadan kalkar ve hastada mevcut olan ağrı, uyuşma, hareket kısıtlılığı gibi şikayetler azalarak geçer. Hasta, ağrılarından kurtularak işine ve günlük aktivitelerine sağlıklı bir şekilde geri döner. Bu sayede ameliyata gerek kalmadan fıtık küçültülmüş, yok edilmiş olur. İşlem bir kez yapılır ancak nadir de olsa ikinci enjeksiyona ihtiyaç duyulabilir. İki hafta, iki ay ve de altı aylık kontroller yapılır. Altıncı ayda kontrol MRI çekilir. Yeni çekilen MRI ile eski MRI daki fıtık görüntüsü karşılaştırılır ve fıtıktaki küçülme radyolojik olarak gösterilir. Yöntemin %80-85 dolayında başarı şansı vardır.

    Komplikasyonları hemen hemen yok denecek kadar güvenli bir uygulamadır. Bazı hastalar işlemden sonra geçici ağrı, ağırlık ve yanma hissi duymaktadırlar.
    Cerrahi seçenek ise ancak hiçbir tedaviye yanıt vermeyen ağrısı olan, kol yada bacaklarında incelmelere neden olan yada refleks kayıplarına neden olan durumlarda devreye sokulabilecek en son seçenektir. Artık açık cerrahi ameliyatlarının bel ve boyun fıtığının tedavisindeki yeri çok sınırlıdır. Felç olursunuz korkutmacası doğru değildir.

    Bu neştersiz çözümlerin ehil ellerde hiçbir yan etkisinin olmaması, kısa sürede gerçekleştirilmesi, narkoz gerektirmemesi ve de işlemden sonra 2-3 saat içinde hastaların evlerine gidebilmeleri bu yöntemlerin cazibesinin artmasına, aşırı bir taleple karşı karşıya kalmamıza neden olmaktadır.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

    Uzm. Dr. Kürşat Gül

  • Nöralterapinin dünya devleri türkiye’de

    Türkiye Nöralterapi Derneği Başkanı, Nöralterapi Huneke Madalyası Sahibi ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul’un başkanlığında Haziran ayında gerçekleşecek kongre Nöralterapinin Dünya Devlerini Türkiye’de buluşturuyor.

    Nöralterapi alanındaki bilimsel çalışmalarıyla dünyaca tanınan ve Dünya Nöralterapi Araştırma Komisyonu Başkanı, Berlin Üniversitesi Charité Tıp Fakültesi’nde Nöralterapi Konusunda araştırmalar yapan Prof. Dr. Hans Barop, Nörovejetatif Sistem üzerinde önemli çalışmalarıyla bilinen Greiswald Tıp Fakültesi Fonksiyonel Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Jürgen Giebel, Avusturya’da Nöralterapi ve Regülasyon Tedavilerinin bilimsel alt yapısının gelişmesinde rol oynayan önemli bilim insanlarından Dr. Roswita Bergsmann, hormonal disfonksiyon ve infertilite gibi kadın hastalıklarındaki çalışmaları ile dünyaca tanınan Avusturya Tamamlayıcı Tıp Akademisi ve Nöralterapi Anabilim Dalı Başkanı Jinekolog Dr. Wolfgang Ortner, ağrı tedavisinin anlaşılmasında ve sempatik sinir sistemin bu rahatsızlıklardaki yeri ve önemi hakkında pek çok çalışması bulunan Ağrı Uzmanı Doç. Dr. Frederic von Orelli ile Nöralterapiye gönül vermiş ve çalışmalarıyla katkı sunan çok sayıda uzman İstanbul’da IV. Nöralterapi Kongresi’nde buluşuyor.

    14-17 Haziran 2012 da Istanbul’da yapılacak olan IV. Uluslararası Nöralterapi ve Regülasyon Tıbbı Kongresi, Uluslararası Nöralterapi Derneği’nin Başkanlığı’nda Almanya, Avusturya, İsviçre ve Yunanistan Nöralterapi Derneklerinin katılımı ile gerçekleşecektir.

    Nöralterapi; çeşitli hastalıkların, özellikle de ağrının ve organsal disfonksiyonların lokal anestezikler kullanılarak, periferik ve vejetatif sinir sistemi yoluyla tedavisidir. Bu tedavi için prokain ve lidokain kullanılır.

    Nöralterapi; fonksiyonel, geri dönüşümlü, akut veya kronik birçok fonksiyon bozukluğu ve hastalıkta başarı ile kullanılmaktadır. Klinikte tanı ve tedavi amacıyla ya da klasik tedavilere destek olarak da uygulanır. Nöralterapi uygulamalarında başarılı olabilmek için, doğru anamnez ve teşhis, anatomik ve fizyolojik bilgi, lokal anesteziklerin etki ve yan etkileriyle birlikte, Nöralterapi teknikleri hakkında yeterli bilgi ve pratiğe gereksinim vardır.

    Nöralterapinin sınırları, uygulayıcının yeterliliği ile müdahale edilen kişinin regülasyon ve rejenerasyon kapasitesine bağlıdır.

    Kongre süresince dünya çapında Nöralterapi’ye katkı sunmuş ve bilimselliğiyle ön plana çıkmış olan bilim adamlarını ülkemizde ağırlayacağımız için son derece gururluyuz.

    Nöralterapi konusunda yaptığı bilimsel çalışmalarıyla dünyaca tanınan ve Dünya Nöralterapi Araştırma Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Hans Barop ve Prof. Dr. Lorenz Fischer bu kongrede iki önemli konuşma yapacaktır. Ünlü Alman Araştırıcı Prof. Dr. Dietrich Klinghardt da bu kongrenin konukları arasında yer alacak ve bir serbest sunum gerçekleştirecektir. Dünyada Nöralterapinin etki mekanizması ve metabolik sendromun nöralterapi yöntemi ile çözümü konulu konuşmasının yanı sıra bir de uygulamalı çalışma gerçekleştirecektir.

    Prof. Dr. Jürgen Giebel Sempatik Sinir sistemin ağrı oluşumundaki yeri ve önemi hakkında bilimsel gelişmelerin yanı sıra nörofizyoloji için önemli olan vejetatif sinir sistemi hakkındaki son çalışmaları da Türk hekimleriyle paylaşacaktır.

    Bu konuda daha geniş bilgiye www.noralterapi.com.tr sitesinden ulaşmak mümkündür.

    Başta Nöralterapi ile ilgilenen hekimler olmak üzere, insan sağlığı adına sözü olan her branştan hekimleri 14-17 Haziran 2012 da IV Uluslararası Nöralterapi ve Regülasyon Tıbbı Kongresi / Titanic Kartal Otelde, İstanbul’ a davet ediyoruz.

    Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul
    Nöralterapi Derneği ve Kongre Başkanı

  • Kulak akupunkturun etki mekanizması ve kullanıldığı rahatsızlıklar

    Akupunktur tedavisi semptoma değil nedene yönelik olmalıdır, tedavi süresince hastanın takip edilmesi bir zorunluluktur.
    Endikasyonları :
    Kulak akupunkturun bilinen en iyi etkilerinin başında ağrının giderilmesi yatar. Ağrının nedeni önemli değildir. Gerek travmaya bağlı , gerekse operasyon sonrası ortaya çıkan ve giderilmeyen ağrı olsun, enfeksiyon veya dejeneratif değişikliklerin neden olduğu ağrı olsun, akupunktur ortaya çıkan ağrıyı giderecek durumdadır. Ancak çok ilerlemiş bir artrozda ağrıyı gidermesine karşın, artrozu geriye çevirecek bir özelliğe sahip değildir.
    Analjezik etki: En çok bilinen ve kullanılan etkilerden biridir. Baş ağrıları, bel ağrıları, romatizmal ağrılar ve diğer benzer ağrılarda bazı spesifik noktalar kullanılarak ağrı kesici etki sağlanır. Ağrı giderme konusunda en popüler nörolojik açıklama 1965 yılında R. Melzack ve P. D. Wall tarafından öne sürülen Gate Kontrol Teori ile izah edilmiştir. Bu teoriye göre ağrının hissedilmesi, merkezi sinir sistemi içindeki fonksiyonel kapı ve kapılar tarafından modüle edilmektedir. Normal şartlar altında bu kapı ardına kadar açık olup ağrı impulsları kolaylıkla hissedilir, fakat akupunktur tedavisi uygulandığında iğne yapılan bölgeden ikinci bir impuls akımı oluşur, ağrılı impulslarla ağrısız impulsların oluşturduğu kapı önündeki duyu karışıklığı bu kapının kapanmasına neden olur ve ağrının duyulmasını engeller. Bir diğer teori ise Endorfin Sekresyon Teorisi dir. (B. Pommeranz,1976). Endorfin vücudun kendi ürettiği, morfinden çok daha etkili bir ağrı kesicidir. Endorfinler sadece akupunktur analjeziyi değil, aynı zamanda kronik ağrı sendromu mekanizmalarını ve diğer düzensizlikleri gidermede önemlidir. Terrinius Upsala; kronik ağrısı olan hastalarda, endorfin seviyesinin çok düşük olduğunu göstermiştir.
    Sedasyon etkisi: Bazı hastalar tedavi sırasında uykuya dalarlar ve yenilenmiş, canlanmış olarak uyanırlar. Bu hastaların akupunktur tedavisi esnasında alınan EEG' lerinde delta ve theta dalga aktivitelerinde azalma tespit edilir. Tedavinin bu etkisinden uykusuzluk, anksiete, ilaç bağımlılıkları, epilepsi ve bazı ruhsal problemlerin tedavisinde yararlanılır.
    Homeostazis – Düzenleyici etki: Bunun anlamı vücudun uygun bir dengeye getirilmesidir. Normal olarak homeostazis otonom sinir sisteminin sempatik ve parasempatik dengelerinin kurulmasını amaçlar. Buna endokrin sistem de dahildir. Bu mekanizmalar birçok hastalıkta ciddi olarak bozulur ve gerekli onarım için akupunktur çok yardımcıdır.
    İmmuniteyi yükseltme etkisi: Vücudun hastalıklara karşı direncini arttırır,bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Burada beyaz korpusküllerin çoğaldığı, vücudun direnç gücünü oluşturan gamaglobülinler, antikor ve diğer substansların yükseldiği görülür. Birçok vakada antikor titrasyonunun iki-dört kat arttığı gözlenmiştir. Bu retiküloendoteliyal sistemin aktivasyonu ile ilgilidir.
    Psikolojik etki: Bu etki otosuggestionla veya hipnozla karıştırılmamalıdır. Akupunkturun psikolojik etkisi önce oluşmamakta, akupunktur tedavisini takiben ortaya çıkmaktadır. Hipnoz genel populasyonda sadece % 10-15 etkili olduğu halde akupunktur bütün insanlarda ve hayvanlarda çeşitli derecelerde etkili olmaktadır. Bu etki orta beynin retiküler formasyonu ve beynin diğer önemli yerlerinden sağlanır. Ölçülebilir etkiler beyin dokusunun metabolik kimyasallarının tetkikleri ile saptanmış durumdadır. Ör. Beyinde, dopamin ve seratonin seviyesi akupunktur uygulamasından sonra artmaktadır.
    Motor Tamir etkisi: Oluşmuş paraliziler de motor iyileşme akupunktur ile hızlanmaktadır. Önceleri başka tedavi metotları denenmiş hastaların akupunkturla tedavisiyle motor paraliziler de etkin sonuçlar alınmaktadır. (Motor Gate Teori, A.Jayasuriya)
    Ana endikasyonları arasında organizmada reversibl olabilecek hasar ve hastalıkların giderilmesidir. Bu organın fonksiyonel bir bozukluğu veya organın disfonksiyonu olabilir vb. Onun için tamamen hasar görmemiş olan organlardaki disfonksiyonları ve fonksiyon bozukluklarını akupunktur ile tedavi etmek ve normal fonksiyonlarını yapar hale getirmek mümkündür.. Bunlar arasında karaciğer, safra kesesi, pankreas, böbrek, Mide, ince ve kalın bağırsak, tiroid bezi, timus , surrenal vd.sayabiliriz.
    Ayrıca allerjik hastalıklarda önemli bir etkisi söz konusudur. En yaygın olarak kullanılan ve başarı oranı yüksek olan alerjik hastalıklar arasında nezle, neurodermitis, allerjik astımı sayabiliriz.
    Psişik bozukluklarda akupunktur ile tedavi etme şansına sahibiz. Derin bir sedasyon ve sakinleştirici etkisi olduğu yukarda açıklanmıştır.
    WHO (Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylanan akupunkturla tedavi edilen hastalıklardan bazılarını aşağıda belirtilmiştir. Bu listeden de görüldüğü gibi akupunkturun çok geniş bir hastalık grubunun tedavisinde etkili olabileceği ortadır.
    Migren ve gerilim tipi baş ağrıları,
    Trigeminal nevralji,
    Fasial paralizi (yüz felci, erken teşhis, 3-6 ay içinde),
    Periferal neuropati,
    Parezi ve inme,
    Poliomyelitis sekeli (erken teşhis,3-6 ay içinde),
    Neurojenik mesane disfonksiyonu,
    Menier sendromu, Vertigo ve Baş dönmesi
    Nokturnal enürezis (gece işemeleri),
    İnterkostal nevralji,
    Servikobrakial sendrom,
    Omuz artrozları,
    Tennis elbow / Tenisçi dirseği ,
    Osteoartrit,
    Siyatalji,
    Kardio-özefagial spazm,
    Hıçkırık,
    Akut ve kronik gastrit,
    Gastrik hiperasidite,
    Peptik ülser,
    Akut ve kronik kolit,
    Konstipasyon,
    Diare ,
    Akut ve kronik farengit, Akut ve kronik rinit, Akut sinuzit,
    Akut bronşit, Bronşial asthma,
    Gingivit, Diş ağrısı,
    PMS (Menstrüel rahatsızlıklar),
    Spor yaralanmaları,
    Cilt hastalıkları,
    Depresyon ,
    Fonksiyonel frijidite (cinsel soğukluk),
    Fonksiyonel empotans (iktidarsızlık),
    Stres,
    Hormonal bozukluklar,
    Diabet,
    Guatr,
    İnfertilite (kısırlık),
    Cushing sendromu,
    Bağımlılık Tedavisi:
    1. Sigara bağımlılığı,
    2. Alkol bağımlılığı,
    3. Morfin bağımlılığı,
    4. Yiyecek bağımlılığı ( OBEZİTE=ŞİŞMANLIK ),
    Kontrendikasyonlar:
    Tanısı tam konulmamış akut ağrılı hastalarda akupunktur uygulanmamalıdır. Nasıl ki mide, duodenum ve ya appendis perforasyonu şüphesi olan bir hastaya morfin ve ya dolantin uygulanması yalnız teşhis kesinleştikten sonra ve operasyona hazırlık için uygulanıyorsa akupunkturda da durum aynıdır. Teşhisi kesin olmayan akut ağrılarda akupunktur uygulanmamalıdır. Çünkü ağrı alarm veren bir sinyaldir. Ağrının nedeni ve etyolojisi bilinmeksizin baskı altına alınması doğru değildir.
    Bu durum semptoma yönelik yakınmalar içinde geçerlidir. Nedeni bilinmeyen bir ağrı kesinlikle bastırılmamalıdır. Bazen çok hafife aldığımız bir ağrının altında maliğn bir olay ve onun metastazlarının yatabileceğini unutmamak gerekir. Çünkü tanısı bilinmeyen bir kanser hastasında yakınmalarının bastırılması, tanıyı geciktirecektir. Bu hekimlik ile bağdaşmayacağı gibi deontoloji ahlakına da ters düşecektir.
    Onun için tekrar tekrar hatırlatmaktan ve şu gerçekliğin altını çizmeden edemiyeceğim. Sağlıklı bir teşhis olmadan akupunktur tedavisine kesinlikle başlamayınız.
    Nörolojik hastalıklarda
    özellikle enfeksiyöz , dejeneratif hastalıkların neden olduğu medulla spinalis ve beyinde miyalin yıkımı ve bunun sonucunda meydana gelen beyin ve periferik sinirlerin felci ve nöropatileri. Buna örnek olarak Amyotrofik Lateral Skleroz, Multiple skleroz, polimyelitis sayılabilir.
    Psikiyatrik hastalıklarda örneğin şizofreni ve endojen depresyonlarda. Ancak depresyon ve depresyona meyilli olan hastalarda akupunktur ile hastanın yakınmalarını kontrol altına almak mümkündür.
    Kanserde; Ancak kanseri tedavi etmekten ziyade kanser teşhisi kesinleşmiş olan hastanın yakınmalarını kontrol altına alabilmek için akupunktur uygulanır.

    Dr. Hüseyin Nazlikul un Akupunktur – Tamamlayıcı Tıp Kitabından alınmıştır.

  • Nöropatik ağrının etkin tedavisi – nöral terapi

    Nöropatik ağrı hasardan veya oluşan hasarın şiddetinden bağımsız olarak devam edebilir ve hatta haftalar, aylar ve yıllar içinde şiddetlenebilir. Bu durum nosiseptif ağrıdan çok farklıdır çünkü nosiseptif ağrı, uyaran ortadan kalktıktan sonra hızla düzelir (88).
    Periferik Nöropati Nedenleri
    Travma / cerrahi / basınca sekonder hasar
    Metabolik bozukluklar
    Enfeksiyonlar
    Kansere bağlı
    Toksin yüklenmesi
    İatrojenik
    İlaç
    Alkol ve sigaraya sekonder
    Vasküler hastalıklar
    Beslenme yetersizlikleri ve düzensizlikleri
    Ağır metaller
    Bozucu alanlar
    Genellikle bu grup ağrı sendromlarının en sık görülenleri diabetik nöropati, postherpetik nevralji ve CRPS olarak sıralanabilir. Nöropatik ağrı genellikle yanma, iğnelenme şeklinde olan ve hastalar tarafından rahatsız edici garip bir his olarak tarif edilir.
    a. Sinir sistemi zedelenmeleri sonrasında ortaya çıkan ağrı sendromlarının farkına varılması,
    b. Nöropatik ağrı mekanizmalarının olası tedavi modalitelerinin çalışılabildiği ve araştırılabildiği hayvan modellerinin geliştirilmesi olarak sıralanabilir.
    Uyarana karşı oluşan duyarlılık artışının hem süresi hem de amplitüdü abartılı boyutlara ulaşabilir (hiperaljezi).
    Diabetik nöropati farklı klinik tablolar şeklinde karşımıza çıkabilmekte ve fokal nöropatiler, trunkal nöropatiler ya da mikst simetrik distal nöropatiler şeklinde görülebilmektedir. özellikle mononöropatinin diğer nöropatik ağrı sendromlarından ayırıcı tanısı zorluk göstermektedir. Farklı klinik tablolar arasında en sık görüleni mikst simetrik distal nöropatiler olup, hastada diabetin varlığı biliniyorsa tanı açısından en kolay olanıdır (1, 3, 7, 38).
    Kronik nöropatik ağrı sendromları arasında en karmaşık olanı kuşkusuz Kompleks Rejyonel Ağrı Sendromlarıdır (CRPS). Klinik olarak iki grupta incelenen CRPS (I ve II) için birçok araştırma ve klinik yaklaşım olmasına rağmen patofizyolojisi, hastalığın seyri ve tedavisi ile ilgili birçok bilinmeyen bulunan ağrı sendromlarının başında gelmektedir. Nöropatik ağrısı ya da CRPS olan hastalarda semptomlar çok çeşitlilik göstermektedir (54).
    Nöropatik ağrı tanısında kullanılan parametreleri subjektif ve objektif olarak ayırabiliriz. Subjektif değerlendirmede yer alan en önemli faktörler ağrı tipi ve şiddetinin belirlenmesidir. Bu değerlendirmede birçok farklı ağrı skalası önerilmekle beraber, hangi skala kullanılırsa kullanılsın detaylı ve doğru bir anamnezin tanıda çok önemli olduğu unutulmamalıdır (34, 6, 8, 38, 39)
    Teşhisin Desteklenmesinde Kullanılan Objektif Testler
    1- Pinprik ve dokunma testleri: çok nonspesifik olmasına karşın, nöropatik ağrı sendromlarında ilk kullanılan testlerdir. Hiperaljezi ve allodininin varlığını göstermek açısından önemli olmakla birlikte hasta ile kesin kooperasyon ve hasta eğitimi gerektiği için doğruluk oranları düşüktür. Bu amaçla geliştirilmiş filamanlar olduğu gibi bazı klinisyenler, pamuk, fırça ve iğne gibi daha basit materyaller de kullanmaktadırlar. Testi uygulayan kadar kullanılan ekipmanın da önem taşıdığı bu testler, tek başlarına çok anlamlı sonuçlar vermese de diğer objektif testlerle birlikte kullanılabilirler.
    radyolojik=”””” sans=”””” spesifik=”””” style=”””” testler:=””””>2- Kemik Sintigrafisi: Kemik sintigrafisinin teşhiste yardımcı bir yöntem olabildiğine yönelik yapılan çalışmalarda çelişkili bulgular vardır.
    3- Periferal Kan Akımı: Lazer Doppler Flovmetre ile ölçülen kan akımı, sempatik fonksiyon bozukluğunda erken teşhis sağlamaktadır. Bu yöntem periferik nöropati ya da CRPS teşhisinde yardımcı olabilir.
    4- Kantitatif Duyusal Testler: Vibrasyon, ısı ve soğuk duyularının iletilmesini sağlayan küçük sinir liflerinin fonksiyonlarını test etmektedir. Spesifik olmamakla birlikte ayırıcı tanıda destekleyici olabilir.
    Modern Testler
    1- Laser ile uyarılmış potansiyeller (Laser evoked potentials): İnfrared CO2 ve ısı ile uyarılmış potansiyellerin kullanıldığı bu yöntem, sensoriyel sistemin değerlendirilmesinde çok değerli sonuçlar vermekle birlikte özellikle kullanılan sistemlerin pahalı olması önemli bir dezavantaj oluşturmaktadır.
    2- Deri punch biyopsi: özel boyama yöntemleri aracılığıyla, miyelinsiz ve ince miyelinli periferik sinir liflerinin tetkik edilmesi için kullanılmaktadır.
    Nöropatik ağrı sendromlarında daha başarılı bir tedavi uygulamak için ilk şart, değerlendirme ve tanının erken yapılmasıdır. Erken yapılmış bir sınıflama ve doğru yapılmış bir sensoriyel değerlendirme, tedavide çok önemli rol oynamaktadır.
    Nöropatik ağrısı olan hastalarda tedavinin hedefi, spesifik belirti ve semptomlara karşı olmalıdır. Tedavi yaklaşımı ağrının hafifletilmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.
    Genel olarak trisiklik antidepresanlar ve özellikle Amitriptilin ilk seçilen ajan olmakta, bu ilaca yanıt alınamadığı takdirde antikonvülzanlar kullanılmaktadır (54).
    Opioidlerin nöropatik ağrıda kullanımları ile ilgili tartışmalar sürmektedir. Bazı klinisyenler nöropatik ağrının opioidlere dirençli ağrılar olduğunu iddia ederken, diğer bir grup etkili olduklarını ancak doz ayarlamasının doğru yapılması ve gerekirse yüksek dozlara çıkılması gerektiğini bildirmektedirler. Opioid ajanlar içerisinde şüphesiz en etkili olanı, zayıf bir sentetik ajan olan Tramadol Hidroklorid olup serotonerjik mekanizmalar üzerinden etki gösterdiğinin ortaya konmasından sonra yapılan çalışmalarda başarılı sonuçlar bildirilmiştir (92).
    Son yıllarda nöropatik ağrı tedavisinde yer alan önemli bir seçenek de gabapentin olmuş ve başlangıçta düşünüldüğü gibi GABA üzerinden etki etmediği ortaya konduğu halde, bilinmeyen bir mekanizma ile nöropatik ağrıda etkili olmaktadır. Gabapentinin, gerek terapötik aralığının çok geniş olması, gerekse yan etkilerinin diğer ajanlara göre azlığı, klinik kullanımını artırmaktadır. Proteinlere bağlanmaması, metabolize edilmemesi, karaciğer enzimlerini indüklememesi ve inhibe etmemesi nedeniyle diğer ilaçlarla etkileşime girmemesi de kullanımını artırmıştır. (36)
    II. Nöralterapi ile Nöropatik Ağrıya Yaklaşım:
    II.I. Nöralterapi'nin Uygulama Koşulları:
    Uygulama yapılması gerekli midir?
    Tanı ve hastalığı ortaya çıkaran neden yeteri kadar sorgulandı mı?
    II.II. Nöralterapi'de Patofizyoloji'nin önemi ve Temel Madde Kavramı
    Bilindiği gibi organizmadaki bütün hücreler sıkı bir birliktelik gösterir ve sempatik sinir sonlanmalarıyla düzenlenirler. Dolayısıyla hücre ve hücre duvarı fonksiyonlarının büyük çoğunluğu, bu lifler tarafından organize edilir.
    Nöralterapi Akademisi klinik gözlemlere dayanarak bunu yıllar önce ortaya koymuş olsa da, bu araştırma demir perdenin kalkmasıyla ulaşılabilir hale gelmiştir (Magdeburg üniversitesi, Almanya).
    Eğer organizma bunu başaramazsa sempatik sinir sistemi devamlı olarak etkilenecek ve kronik bir yanıt verecektir. Rickers bu teorisini canlı hayvan deneyleriyle de ispatlamıştır.

    Temel Madde olarak adlandırılan bu yapı, filogenetik olarak sinir ve hormon sisteminden daha önce oluşmuştur.
    Temel madde, matriks olarak da adlandırılmaktadır. Böbrekler, akciğerler, karaciğer ve deri gibi detoksifiye edici organların aşırı yük altında k

  • İnfertilite tedavisinde nöral terapinin yeri ve önemi

    Özet:
    İnfertilite vakalarına nöralterapi ile anlamlı katkılar sunmak mümkün. Öncelikle hastadan detaylı bir öykü alınarak bedensel ve psikolojik rol oynayan faktörler incelenir, daha sonra eğer gerekli görülürse birtakım laboratuar ve görüntüleme yöntemlerinin yardımı ile bir ön tanı oluşturulur. Kadın doğum uzmanı ile yapılan konsültasyondan sonra bir tedavi planı oluşturulur (5,10,71,72).
    Elimizdeki bütün tanısal metotlar ancak, hastanın şikâyetleri ve bulguları ile ilgili tüm vücudu ilgilendiren bütünsel bir yaklaşım ortaya koyar ve bu incelemeler doğru organ ve fonksiyonlara yönelik olarak yapılırsa bizi doğru teşhise götürebilir. Bu bütünsel yaklaşım, bir nöralterapist için olmazsa olmaz bir prensiptir (2,3,4,5,7,9).
    Bütünsel yaklaşım içerisinde, organizmanın regülasyonunun yeterli olup olmadığı incelenmektedir. Regülasyon genel olarak vücudun bir uyarıya karşı reaksiyonundan başka bir şey değildir. Vücuda verilen uyarıdan sonra vücudun verdiği cevap izlenir. Bu cevapta oluşan sapma bizi hastalıkların tanısına götürebilir. Vücudun verdiği reaksiyon normal sınırlar içerisinde olabileceği gibi, zayıflamış reaksiyon, abartılmış reaksiyon ve paradoks (tersine) reaksiyon şeklinde de olabilir. Bütün bu reaksiyonların birbirinden ayırt edilmesi gerekir (1,6,11-15,21,22,27,30)
    Günlük pratiklerimiz sırasında nöralterapi yöntemini uygulayan hekimler olarak, bu bölgenin anatomisine en ince detaylarına kadar hakim olmak son derece önemlidir. Çünkü hem fizik muayenede tespit edilen bulguların doğru yorumlanması, hem uyguladığımız enjeksiyonların hedefine ulaşması hem de oluşabilecek bir takım komplikasyonların önüne geçilmesi ancak bu sayede mümkün olacaktır (20,23,26,31,32).
    Nöralterapi protokolünde lokal, segmental, genişletilmiş segmental, bozucu alanların eliminasyonu ve damar içi tedaviler şeklinde bir yaklaşım düzenlenir ve bedenin değişik yerlerine lokal anestezik maddeler enjekte edilir (40,53,55,58,60,61,65)
    SONUÇ
    Kısacası nöralterapi infertilite dahil pek çok jinekolojik problemde etkin şekilde kullanılan bir yöntem olup, sevindirici sonuçlar almak ve infertilite alanında ciddi katkılar sunmak mümkün (5,10,71,72).
    Bütünsel yaklaşım içerisinde, organizmanın regülasyonunun yeterli olup olmadığı incelenmektedir. Regülasyon genel olarak vücudun bir uyarıya karşı reaksiyonundan başka bir şey değildir. Vücuda verilen uyarıdan sonra vücudun verdiği cevap izlenir. Bu cevapta oluşan sapma bizi hastalıkların tanısına götürebilir. Vücudun verdiği reaksiyon normal sınırlar içerisinde olabileceği gibi, zayıflamış reaksiyon, abartılmış reaksiyon ve paradoks (tersine) reaksiyon şeklinde de olabilir. Bütün bu reaksiyonların birbirinden ayırt edilmesi gerekir.
    Günlük pratiklerimiz sırasında nöralterapi yöntemini uygulayan hekimler olarak, bu bölgenin anatomisine en ince detaylarına kadar hakim olmak son derece önemlidir. Çünkü hem fizik muayenede tespit edilen bulguların doğru yorumlanması, hem uyguladığımız enjeksiyonların hedefine ulaşması hem de oluşabilecek bir takım komplikasyonların önüne geçilmesi ancak bu sayede mümkün olacaktır.
    Nöralterapi protokolünde lokal, segmental, genişletilmiş segmental, bozucu alanların eliminasyonu ve damar içi tedaviler şeklinde bir yaklaşım düzenlenir ve bedenin değişik yerlerine lokal anestezik maddeler enjekte edilir (1-8 ,11,12,13, 56,60,72).

    PROF. DR. HÜSEYIN NAZLIKUL
    NÖRALTERAPI DERNEGI BASKANI

    KAYNAKLAR

    1. Badtke G, Mudra J. Neuraltherapie – Lehrbuch und Atlas. Berlin: Ullstein-Mosby, 1994.

    2. Barop H. Gutachten über Procain zur Anwendung in der Neuraltherapie nach Huneke. Gutachten, eingereicht dem Bundesgesundheitsamt Berlin als Beitrag für die Erstellung der Procain-Monographie. 1991.
    3. Barop H. Klinische Studie über den Wirksamkeitsnachweis der Neuraltherapie nach Huneke (basierend auf Praxis- Dokumentation H. Barop). Erfahrungsheilkunde 1991; 3: 158-61.
    4. Barop H. Neuraltherapie nach Huneke aus der Sicht der Relationspathologie Rickers. In: Dosch P. Hrsg. Aktuelle Beiträge zur Neuraltherapie nach Huneke. Vol. 15. Heidelberg: Haug, 1994.
    5. Barop H. Lehrbuch und Atlas der Neuraltherapie nach Huneke. Stuttgart: Hippokrates, 1996.
    6. Barop H. Weiterbildungsverantwortlicher, Gutachter und wissenschaftlicher Beirat der Internationalen Ärztegesellschaft für Neuraltherapie nach Huneke. Persönliche Mitteilung (mündlich und schriftlich). 2004.
    7. Becker A. Die kombinierte Störfeld-Segmentbehandlung in der Neuraltherapie nach Huneke. Erfahrungsheilkunde 1978;1: 12-5.
    8. Bergsmann O. Grundsystem, Regulation und Regulationsstörung in der Praxis der Rehabilitation. In: Pischinger A. Hrsg. Das System der Grundregulation. 8. A. Heidelberg: Haug, 1990.
    9. Bergsmann O, Bergsmann R. Projektionssymptome. 2. A. Wien: Facultas, 1992.
    10. Dittermar F.W, Loch E.G, Wiesenauer; Naturheilverfahren in der Frauenheilkunde un Gebusthilfe, Hippokrates Verlag 2004 3 Auflage
    11. Dosch M. Neurologie und Neuraltherapie. Freudenstädter Vorträge 1979; 6: 129-44.
    12. Dosch P. Die Beseitigung von Commotio- und Contusio-cerebri-Folgen mit Impletol. Erfahrungsheilkunde 1965; 14 (3): 101-8.
    13. Dosch P. Störfeldsuche bei Erkrankungen des Bewegungsapparates. In: Dosch P. Hrsg. Freudenstädter Vorträge. Heidelberg: Haug, 1986: 157-71.
    14. Dosch P. Procain auch gegen Schlangengift? Aktuelle Beiträge zur Neuraltherapie nach Huneke. Vol. 15. Heidelberg: Haug, 1994.
    15. Dosch P. Lehrbuch der Neuraltherapie nach Huneke. 14. A. Heidelberg: Haug, 1995.
    16. Fischer L. Komplementärmedizin – Unwissenschaftlich? Bulletin der Schweiz Ärzteges Komplmed 1994; 1: 3-4.
    17. Fischer L. Neuraltherapie in der Notfallmedizin. Ärztez f Naturheilverf 1995; 9: 676-85.
    18. Fischer L. Injektionsstatistik. Praxis (1.1.1998 – 31.12.2003).
    19. Fischer L. Myofasciale Trigger-Punkte und Neuraltherapie nach Huneke. Erfahrungsheilkunde 1998; 3: 117-26.
    20. Fischer L. Einfache Untersuchungs- und Injektionstechnik am Iliosakralgelenk. Erfahrungsheilkunde 1999; 13: 159-66.
    21. Fischer L. Zu den Grundlagen der Neuraltherapie: Selbstorganisation in der Biologie. In: Reimers A. Hrsg. Kongressband Jubiläumskongress Int Gesellschaft für Neuraltherapie nach Huneke. Mexiko City, 2000.
    22. Fischer L. Neuraltherapie nach Huneke. Grundlagen, Technik, praktische Anwendung. 2. A. Stuttgart: Hippokrates, 2001.
    23. Fischer L. Praxisdokumentation. 2004.
    24. Fischer L. Statistik (Ärztekasse), Verbrauch Procain. 2004.
    25. Fischer L, Pfister M. Wirksamkeit der Neuraltherapie bei zugewiesenen Patienten mit Resistenz auf konventionelle Therapiemassnahmen. In Vorbereitung zur Publikation. 2004.
    26. Göbel, H., Graf-Baumann, T., Nazlikul, H., Zenz, M.: Differentialdiagnosse des Gelenkschmerzes. Schmerz 1998 – 12: 223-237 Springer Verlag Berlin 1998
    27. Goecke H. Über Erfahrungen mit Neuraltherapie in der Gynäkologie und Geburtshilfe. In: Gross D. Hrsg. Therapie mit Lokalanästhetika – Funktionsstörungen des oberen Verdauungstraktes und ihrer Behandlung. Stuttgart: Hippokrates, 1966: 239-50.
    28. Hahn-Godeffroy JD. Procain in der Neuraltherapie nach Huneke. Literaturüberblick und zusammenfassende Bewertung. Der Allgemeinarzt 1993; 15 (14): 876-83.
    29. Hahn-Godeffroy JD. Procain in der Neuraltherapie nach Huneke. Zusammenfassende Bewertung. In: Barop H, Hahn- Godeffroy JD, Dosch P, Hrsg. Freudenstädter Vorträge. Vol. 16. Haug: Heidelberg, 2002: 36-49.
    30. Hänisch R. Segment-Störfeld. In: Dosch P. Hrsg. Aktuelle Beiträge zur Neuraltherapie nach Huneke. Vol. 15. Heidelberg: Haug, 1994.
    31. Harrer G. Kritisches zur Neuraltherapie aus neurologischer Sicht. Physikalisch-diätetische Therapie in Klinik und Praxis 1965; 6 (2): 43-51.
    32. Heine H. Lehrbuch der biologischen Medizin. Stuttgart: Hippokrates, 1991.
    33. Heine, H.: Anatomische Struktur der Akupunkturpunke. DZA 2/1998, 31 Jg., 26-31
    34. Hergert, H.F., Hergert, H., Letzel, C.: Lehrbuch der Konstitutionsmedizin – Grundlagen, Theorie und Praxis- Pascoe Verlag, Giessen 1997
    35. Hergert, H.F.: Neuro- und Phytotherapie schmerzhafter funktioneller Erkrankungen. Band I, Pascoe; Giessen 1995
    36. Hergert, H.F.: Neuro- und Phytotherapie schmerzhafter funktioneller Erkrankungen. Band II, Pascoe; Giessen 1995
    37. Hergert, H.F.: Das intestinale İmmunsistem und seine Stimulation durch Symbioselenkung 4. Auflage, Pascoe, Giessen, 1994
    38. Hergert, H.F.: Das intestinale İmmunsistem und seine Stimulation durch Symbioselenkung . Acta Biologica Nr. 1 26: 15-23 1987
    39. Hergert, H.F.: Das intestinale İmmunsistem und seine Stimulation durch Symbioselenkung . Acta Biologica Nr. 2 26: 27-51 1987
    40. Hergert, H.F.: Akupunktur zur Schmerztherapie. Deutsches Arzteblatt 73: 2373-2377, 1976
    41. Hergert, H.F.: Akupunktur zur Therapie schmerzhafter Erkrankungen. Nidersachhs Arzteblatt 51: 159-166, 1978
    42. Hergert, H.F.: Akupunktur: Ursprünge und klische Anwendung. MMG 5: 209-221, 1980
    43. Hergert, H.F.: Konstition und Schmerz. Arztezeitschrift für Naturheilverfahren 29: 198-202,1988
    44. Hergert, H.F.: Konsitutionsmedizin . Pasco Giessen, 1996
    45. Hergert, H.F. et Kollegen: Kopf- und Geschihtsschmerz. Herasgeben Hans P.Ogel Könnemann Verlag 2000 Köln
    46. Hergert, H.F.: Einfache Technik zur Zeitweiligen Aussachaltung des Ganglion stellatum. Chirurg 1963; 15:600
    47. Irrmann M. Der Geburtsschmerz und seine Beeinflussung – Alternativen zu pharmakologischen Methoden. Symposium Budapest. Wissenschaftl Information 1981; 2: 73-93.
    48. Kieper V. Die Neuraltherapie nach Huneke in der Gynäkologie und Geburtshilfe. In: Zum 100. Geburtstag von Ferdinand Huneke. Int med Gesellschaft für Neuraltherapie nach Huneke. Hrsg. 1991.34
    49. Killian H. Lokalanästhesie und Lokalanästhetika zu Operationen, diagnostischen und therapeutischen Zwecken. Stuttgart: Thieme, 1973.
    50. Moulaert P, Mertens F. Neuraltherapeutische Beeinflussung des sympathischen Systems durch intra- und perivasale Infiltration. Ärztez f Naturheilverf 1990; 3 (90): 231-4.
    51. Mucke L. Clinical management of neuropathic pain. Neurol Clin 1987; 5: 649-63.
  • Nöralterapi hakkında bilmeniz gerekenler

    Vejetatif Sinir Sistemi = Otonom sinir sistemi: Vücudun tüm otonomik (istemsiz) işlevlerini düzenleyen sistemin bir parçasıdır. Kalbin çalışması, kan basıncının kontrol edilmesi, hormonların düzenlenmesi, sindirim sisteminin çalışması, bağırsak hareketleri, idrar çıkartılması, cinsel işlevler, adet görme, terleme ve vücut sıcaklığının ayarlanması gibi temel işlevler hep bu sistem aracılığıyla yapılmaktadır.
    Bu sistemde bir düzensizlik olması, kalp çarpıntısı, tansiyon sorunları, sindirim problemleri, kabızlık ve ishal, hormon düzensizlikleri (buna bağlı üreme problemleri), adet düzensizlikleri, aşırı terleme veya aşırı sıcak hissetme veya çok üşüme gibi rahatsızlıkları oluşturmaktadır. Bu da bize hastalıkların otonom sinir sistemi üzerinden semptom verdiğinin ispatıdır.
    Nöralterapi hastalıkların tedavisinin vejetatif sinir sistemi üzerinden tedavi edilebileceği anlamı çıkmaktadır. Nitekim nöralterapi bu sisteme etki ederek uygulanmaktadır. Bozulmuş olan sinir sisteminin düzenlenmesi üzerinde en etkin tedavi şeklidir. Almanya başta olmak üzere çok yaygın kullanılan bir tedavi şeklidir.
    Uygulama sırasında yapılan enjeksiyonlar direk sinirler içine değil, sinirlerin en yoğun bulunduğu cilt altı bölgelerine yapılmaktadır. Bu nedenle yan etkisi yok denecek kadar azdır.
    Cilt altındaki bu sinirler bir bilgi ağı (network) gibi tüm bedeni kapladığı için uyarının iletiminde bir sorun yaşanmamaktadır. Böylece vücudun iç dengesi sağlanmakta, hücreler üzerindeki olumsuz etki kaldırılmakta ve hücrelerin normal çalışması sağlanmaktadır. Bu noktada ağrı refleks arkını kıran, vücudunuzu toksinlerden temizleyen, tamamlayıcı tıp yöntemlerine ihtiyacınız var demektir. Bunların en önemlisi de nöralterapidir.
    Nöralterapi ile 4 yıldır uğraşmaktayım. Her geçen gün daha da sevmeye başladım. Tedavilerde aldığım sonuçlar yüz güldürücü. Nöralterapi ile vücudu bir bütünsellik içinde ele alıp, zaman ilişkisini iyi değerlendirip, geçirilen travmalar, ameliyatlar ve bozucu alan olacak tüm unsurlar dikkate alınarak bir tedavi protokolü belirlenir. Segmental yaklaşım ve o bölgenin sempatik gangliyon ve inervasyon ilişkisi hesaba katılarak, uygulanan tedavi sonucu fayda görmeyen hastam yüzde 10'dan azdır. Bunlar da doku hasarı olmuş veya cerrahi endikasyon kapsamına girmiş vakalardı.
    Fibromyalji, faset eklem sorunları, bel ağrıları, omuz ağrıları, uyuşma ve karıncalanma tarzı nörojenik sorunlarda , eklem ve kas ağrılarında ve migren gibi vasküler kaynaklı ağrılarda, trigeminal nevralji gibi oldukça zorlu vakalarda nöralterapiyi Türk hekimlerine ve hastalarına tavsiye ediyorum.
    Nöralterapinin Tarihçesi:
    1940 yılında Ferdinand Huneke tarafından Almanya'da keşfedilen nöralterapi buradan tüm Avrupa'ya yayılmıştır. Şu an birçok üniversitede ders olarak okutulmakta ve ağrı kliniklerinde aktif olarak kullanılmaktadır.
    Bu bilimsel yöntemin ülkemizdeki öncüsü, Almanya'da Tamamlayıcı Tıp Doçenti olmuş ve ülkemize bu yöntemi taşımaya çalışan hocam Doç. Dr. Hüseyin Nazlıkul'dur.
    IGNH isimli uluslararası nöralterapi derneğinin eğitim programlarına katıldıktan sonra hastalarıma daha rahat yardımcı olduğumu gördüm. Bu eğitimden sonra da ağrı konusu, hekimliğimde çözmeye çalıştığım en heyecan verici uğraş oldu diyebilirim. Ağrıyı tedavi etmek her çağda ve medeniyette hekime takdir ve saygınlık kazandıran en temel konulardan biridir. Mitolojik anlamda ağrıyı tedavi tanrısal bir sanat olarak görülür.
    Bu konuda bize rehberlik eden ve Türkiye'de her kim ki bir biçimiyle nöralterapi uyguluyorsa onların hocası olan ve benimde 2 yıldır özel asistanlığını yaptığım Türkiye Nöralterapi Derneği Başkanı Dr. Hüseyin Nazlıkul'a burada tekrar şükranlarımı dile getiriyorum.
    İnternette bazen dolaşıyorum pek çok sayfada nöralterapi ile ilgili yazı görüyor ve okuyorum. Her nedense meslekdaşlarımız bu mesleği kimden öğrendiklerini hiç yazmıyorlar. Nöralterapinin Türkiye'deki tek hocası, hepimizin öğretmeni olan Hüseyin Nazlıkul ismini web sitelerinin, yazılarının, röportajlarının, televizyon programlarının hiçbirinde telaffuz dahi etmiyorlar. ( iki kişi hariç!)
    Oysa Nöralterapi eğitimlerinden hocamız Doç. Dr. Hüseyin Nazlıkul'dan, kendi hocalarının isimlerini kaç kez işittik? Kitaplarının önsözlerinden onlardan söz ederken samimi sevincini hepimiz her seferinde görüyoruz. Acaba hocamızın ismini vermemekle Hüseyin hocamız başta olmak üzere nöralterapiye biraz haksızlık yapmıyor muyuz? Ne dersiniz?
    2008 Haziran ayında 26 doktor Almanya Greifwald sempozyumunu katıldığımızda, Hüseyin hocanın nöralterapiye katkısının Türkiye ile sınırlı olmadığını hepimiz gördük ve tanık olduk. Bu işin duayenleri olarak tanıdığımız Prof. Dr. Hans Barop, Prof. Dr. Lorenz Fischer, Doç. Dr. Gerd Dros, Prof. Dr. Jürgen Giebel hocamızın bilgisine ne kadar önem verdiklerini, her sunum sonunda hocamıza son sözü verdiklerini hep beraber izledik. Şimdi biz kimin öğrencisi olduğumuzu belirtmemekle ne yapmış oluyoruz ki…
    Ben iki yıldır Hüseyin hocamla birlikte çalışıyorum ve bundan çok memnunum. Ama şu kadarını bilmenizi isterim ki kurslarda öğrendiklerimiz hocacımızın bilgi harcından sadece birkaç damla. O kadar öğretme arzusuna rağmen bunu 140 saatte sıkıştırmak mümkün değil.
    Hocam iyi ki varsınız! Sayenizde mesleğimi seviyorum. Hekimliğin önemini sizinle kavradım. Her şey için binlerce kez teşekkür ediyorum.
    Nöralterapinin Kullanıldığı Hastalıklar:
    1-Migren ve baş ağrılarını tedavisi
    2-Boyun, sırt ve bel ağrıları gibi kas kökenli ağrıların tedavisi
    3-Bel ve boyun fıtıklarında ağrının giderilmesi
    4-Eklem hastalıkları (menisküs yırtılması, eklem içindeki sıvının azaltılması, sporcu yaralanmaları)
    5-Sinir basısına bağlı oluşan ağrıların tedavisi
    6-Romatizmal hastalıkların tedavisi
    7-Allerjik astım ve allerjik rinit gibi allerjik kökenli hastalıkların tedavisi (bağışıklık sistemindeki denge bozukluğu)
    8-Tiroid hastalıklarının tedavisi
    9-Menapoz sıkıntılarının giderilmesi
    10- Adetr düzensizlikleri ve şiddetli adet sancılarının tedavisi
    11-Hormonal bozukluğa bağlı üreme sorunları
    12-Kronik tonsillit (geçmeyen boğaz iltihabı) tedavisi
    13-Kronik sinüzit tedavisi
    14- Fibromyalji (yaygın kas ağrıları), devamlı yorgunluk hissi ve halsizlik tedavisi
    15-Depresyon ve panik atak gibi ruhsal hastalıkların tedavisi
    16-Kronik kabızlık tedavisi
    17- Bağırsak hastalıklarını tedavisi (irrtabl kolon sendromu, ülseratif kolit ve crohn)
    18-Yüz felci tedavisi
    19-Trigeminal nevralji tedavisi
    20-Spor yaralanmaları tedavisi
    21-Vücudun toksinlerden arındırılması
    22-Anti-aging (yaşlanmanın önlenmesi)
    Daha kapsamlı bilgi için 2010 Nobel Kitabevinde Çıkan Türkçe tek kitab olan Nöralterapi kitabına bakabilirsiniz.

    Dr. Hüseyin NAZLIKUL

  • Bel fıtığında çaresiz değilsiniz

    Nasıl oluşur?

    Bel fıtığı omurgalar arasında bulunan disk denilen elastiki kıkırdak dokunun omurgaların
    baskısı nedeniyle öne doğru kayarak omurilik kılıfından çıkan ve bacağın çeşitli bölgelerine giden sinirleri sıkıştırmasıyla oluşur. Bazen ani bir zorlama, ağır bir şey kaldırma, ters bir hareket veya belin üşütülmesi bile bel fıtığına neden olabilir. Ama bel fıtığının en önemli nedeni uzun süren stres ve gerginlikler sonrası kaslardaki aşırı gerilmedir.
    Belirtileri nelerdir?
    Tek veya her iki bacağa vuran ağrılar, ayaklarda uyuşmalar, hareket kısıtlılıkları, yürüme ve oturmada güçlük bel fıtığının belirtileridir. Bel fıtığı ilerlerse iktidarsızlık, çabuk yorulma, idrarını tutamama, dengesizlik ve yürüyememe gibi belirtiler de eklenebilir.
    Bel fıtığı teşhisi nasıl konur?
    Günümüzdeki modern tanı yöntemleri, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile bel fıtığı teşhisi kolaylıkla konulmakta ve derecesi belirlenebilmektedir.
    Bel fıtığı ameliyatı nasıl yapılır?
    Bel fıtığında uygulanan mikrocerrahi metoduyla hastalar ameliyat olduktan altı yedi saat sonra ayağa kalkıp yürümekte ve bir gece hastanede yattıktan sonra evlerine gidebilmektedir. Bu metot sayesinde sadece 1.5-2 santimlik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrası cilt yüzeyine dikiş konmamaktadır.
    Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar altında yapılması ameliyat bölgesindeki sinirlerin 25 veya 40 büyütmeyle görülmesini, böylece sinirlere hasar verme riskini sıfıra indirmeyi sağlamaktadır.
    Bel fıtığı yeni başlamışsa
    Bel fıtığının tedavisi fıtıklaşmanın, yani disk dediğimiz elastiki maddenin bacağa giden sinirlere yaptığı baskının derecesine bağlıdır. Eğer sadece bel ve bacak ağrısı mevcut, herhangi bir uyuşukluk, güç kaybı, hareket kısıtlılığı yoksa bel fıtığı başlangıç safhasında demektir. Bu halde hastaya kas gevşetici ilaçların verilmesi, yatak istirahatı ve belini zorlayacak hareketlerden kaçınması önerilir.
    Hastaya yapılacak öneriler
    1) Hasta kesinlikle bir-iki kilogramı aşan ağırlıkları kaldırmamalıdır.
    2) Öne ve yanlara doğru eğilme, belin bükülmesi yasaklanır. Yerden bir şey alınacaksa hastanın çömelerek alması söylenir.
    3) Hastaların otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymaları ve yirmi dakikadan fazla oturmamaları önerilir. Eğer hastanın mesleği gereği uzun süre oturması gerekiyorsa her yirmi dakikada bir yürümesi önerilir. Uzun süre araba kullananlara ise yirmi dakikada bir arabalarını park edip arabalarının etrafında birkaç kez dönmeleri tavsiye edilir.
    4) Hastanın yukarıya doğru uzanması yasaklanır. Yukarıdan bir şey alacaksa bir iskemle veya merdivenin üstüne çıkıp alması söylenir.
    5) Hastaya belini daima sıcak tutması, cereyanda kalmaktan kaçınması hatırlatılır.
    6) Bel ve bacak ağrısı olan hastalar mutlaka stresten kaçınmalıdır. Stres ağrıyı arttırmak yanında bel fıtığının ilerlemesine de yol açabilir.
    7) Hastanın evde kaldığı süre içinde yatak istirahati yapması önerilir. çok sert zeminlerin sanıldığının aksine zararları daha fazladır. Kaliteli bir yaylı yatakta ve hastanın kendince en rahat edebildiği pozisyonda yatması daha uygundur.
    Hastalık ileri bir safhadaysa
    Eğer yukarıdaki önerilere, istirahat ve kas gevşetici ilaçlara rağmen hastanın şikâyetleri devam ediyorsa fizik tedavi uygulanmalıdır.
    Bel ağrısının sınıflandırılması
    Eskiden 6 aydan uzun süren LBA (Lombal Bel Ağrısı) kronik kabul edilirdi
    Oysa şimdi:
    0-4 hafta süren LBA akut
    4-12 hafta süren LBA subakut
    12 haftadan uzun süren LBA ise kronik olarak kabul edilmektedir.
    Manipulatif tedavi ve masaj ehliyetsizlerin elinde etkisiz
    Traksiyon tedavisi artık önerilmiyor.
    Akupunktur ile ilgili kanıtlar yetersiz (Ağrıyı giderdiği ancak tedavi etmediği tanımlamaları yapılıyor) !
    Biofeedback, TENS tek başlarına etkisiz. Kombine tedavilerde kullanılabilir!
    TP enjeksiyonları, proloterapi ve botox enjeksiyonları: çelişkili sonuçlar
    Epidural steroid enjeksiyonu radiküler ağrıda yetersiz. Kontrollü çalışmalar yetersiz
    Kognitif tedavi
    Oysa Nöralterapi & Manuel Tıp & Manyetik Alan Tedavisi ve Akupunktur ile kombine tedavisi çok etkindir.
    NöRALTERAPİ: Tedaviye Adler Langers noktalarının muayenesi ile başlanır. Kipler cilt kaydırma testi ile pozitif bulunan segmentler tespit edilir. Lokal tedavi: Lokal sorunlu olan alanlara %1 Lidokain ve prokainle uygulama yapılır.
    Segmental tedavi: Segment içinde bulunan irritasyon noktalarına , özellikle gastrokinemius ve soleus kasının tetik noktalarına uygulama yapılır. L1-S5 arasına quadell yapılır. L2 blokajı ve veya kanalis sakralis uygulaması.
    Hastanın varsa kabızlık ve barsak sorunları tedavi edilmelidir.
    Barsakta kandida yüklenmesi, toksinlerin bağ dokuda birikmesine neden olmaktadır.
    Bunu Reviqunat- Proqunat veya Vega test ile sorunun kaynağı araştırılıp ortaya çıkarılmalıdır.
    Bozucu alan mutlaka regüle edilmeli. Tek taraflı tendinitler ve artritler genellikle bozucu alan kaynaklıdırlar. Bu konuda daha kapsamı yazılar için nöralterapi etki mekanizma kısmına bakınız veya www.noralterapi.com dernek sayfasındaki yazılarımı veya 201o Nobel Kitabevinde tarafında yayınlanmış olan kitabıma bakınız.
    Alt ekstremite dolaşım protokolu ilk aşamada yapılacak tedavidir. Aynı segment içinde bozucu alanlar kinesyolojik olarak test edilmeli alınan cevaba göre tedavi planlanmalıdır.
    Hasta her geldiğinde yeniden değerlendirilmeli ve tedavi planlamasında gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Kronik vakalarda klasik bakış açısına ve rutine düşmemeye dikkat edilmeli.
    Bel Fıtığında Ameliyat gereken durumlar
    Fizik tedavi ve tamamlayıcı tıp yöntemlerine rağmen hastanın ağrıları devam ediyorsa veya geriletilmeyen bir güç kaybı, bacakta incelme, dayanılmaz ağrılar varsa çekilen tomografi veya MR filmlerinde diskten bir parça koptuğu tespit edilirse çözüm cerrahi müdahaledir. Bu oran dünya tüm bel fıtıklarının %5 altındadır. Yani ameliyat son çaredir ve yaygın şekilde kullanılmalıdır.

    Dr. Hüseyin NAZLIKUL

    Nöralterapi Derneği Başkanı

    Manuel Tıp Derneği II. Başkanı

    Tamamlayıcı Tıp ve Regülasyon Derneği II. Başkanı

    Bilimsel Akupunktur Derneği Onursal Başkanı

  • Karpal tünel sendromu çözümü var

    TEDAVİ:

    Klasik tedavide atelleme, anti inflamatuar ilaç kullanımı, bazen fizik tedavi, kullanılmaktadır.
    KARPAL TÜNEL SENDROMU PEK ÇOĞUNDA TAMAMLAYICI TIP İLE ÇÖZMEK MÜMKÜN.
    Klinik gözlemlerimde en etkin kombinasyon Nöralterapi & Manuel Terapi ve Manyetik Alan tedavisidir. Eğer lokal bir eflamasyon durumu söz konusuyla ozon da kullanılabilinir. Ancak Ozon tedavisi burda ilke seçenekerde değildir.
    Bütüncül bir yaklaşımla bakıldığında KTS altından yatan pek çok sorun olduğunu görürüz. Sorununa kaynaklık eden neden çok nadiren lokal olarak el bildiğinde diğer deyişle lokaldir.
    NÖRALTERAPİ:
    Lokal Tedavi:
    Genellikle önkoldaki fleksör kaslarda tetik nokta saptanır. M.Pronaotor Teresdeki bir tetik noktaya yaptığımız enjeksiyon sonrası hastanın şikayetlerinde azalma saptanır. Kasın gergin olmasına, hipoksiye ve zamanla içinde gergin ve sert bir bant oluşmasına neden olan tetik nokta, tedavi edilmezse, tendinit, gelişmekte ve o bölgedeki eklemi, diğer kasları ve ekstremitenin beslenmesini etkilemektedir.
    Önkolda tetik nokta tedavisi elin perfüzyonunu artıracaktır. Perfüzyon artmasıyla medan sinirinde beslenmesi düzelecektir. Karpal tuneldeki daralma sebebi anatomik (kırık v.s.) değilse nöralterapi çok iyi bir konservatif seçenektir.
    Bunlar incelenirken benim litaratüre kazandırdığım torakal blokaj araştırılmalı ve bulunması durumunda manuel diyagnoz sonucu mobilize edilmelidir.
    Bayanlarda sıkça karşımıza çıkan hormal disfonksiyon araştırılmalı ve giderilmelidir.
    Segmental tedavi: Servikal 5-TH8 segmentlerini içine alacak şekilde quadell uygulanır.
    Gangliyon Stellatum Uygulaması: Tekniğine uygun olarak patolojik taraf gangliyon stellatuma 3 cc , %1 prokain veya Lidokainle uygulama yapılır.
    Bozucu alan regülasyonu : Segment dahilindeki bozucu alanlar tespit edilip regüle edilir. Üst ekstremite sorunlarında ağız içi patolojilerin ( amalgam dolgulari, metal kaplamalar, tonsillektomi skarı v.s.) bozucu alan etkisi mutlaka dikkate alınmalıdır.
    Bunların çözümsüz kaldığı durumda Manuel Terapi yaklaşımı ile boyun omuz ve ön kol başta olmak üzere tüm eksen organ incelenmeli ve sorunun kaynağı tespit edilmelidir.
    Pulsatif manyetik alan tedavisi ağrı durumunda 10 ve 27 HZ olması gerekirken enflamsyon durumunda 1,2 ve 72,5 Hz olmalıdır.
    Hastanın bedensel durumu bir latenz asidozu düşündürtüyorsa Proqunat, Reviqunat veya Vegatest ile bağırsak florasının durumu hangi besinlere karşı bir hassasiyeti olduğu, bedende birikmiş olan yıkım ürünlerini türü ve oranları tespit edilerek şelasyon uygulanmalıdır.
    Daha fazla bilgi için NÖRALTERAPİ kitabıma bakınınız.

    Dr. Hüseyin NAZLIKUL

    Nöralterapi Derneği Başkanı

    Manuel Tıp Derneği II. Başkanı

    Tamamlayıcı Tıp ve Regülasyon Derneği II. Başkanı

    Bilimsel Akupunktur Derneği Onursal Başkanı

  • Gülerek normal doğum…

    MERHABALAR…
    NEREDEYSE BÜTÜN KADINLARIMIZIN HAYATLARINDA EN ÇOK ÇEKİNDİKLERİ ANLARDAN BİR TANESİDİR DOĞUM ANI… HAMİLELİĞİN İLK TESPİTİNDEN İTİBAREN RESMEN BAŞLAR BU SÜREÇ… ACABA NASIL DOĞURACAĞIM? SEZERYAN MI OLACAK YOKSA NORMAL DOĞUM MU? HATTA BİRÇOĞUMUZ NORMAL DOĞUMDAN VE DOĞUM AĞRISINDAN ÇEKİNİP KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANIMIZA SEZERYAN OLSUN DEMİYORMUYUZ… EVET BİR TÜRKİYE GERÇEĞİ BU…
    PEKİ AĞRISIZ NORMAL DOĞUMU DUYDUNUZ MU HİÇ? BİRÇOĞUNUZ EVET DER GİBİ… YA YAŞAYAN BİRİNDEN DİNLEDİNİZ Mİ? BU SEFER HAYIR DER GİBİSİNİZ. NEDEN BÖYLE BİLİYORMUSUNUZ? BİRÇOK GELİŞMİŞ ÜLKEDE ÇOK SIK UYGULANMASINA HATTA NEREDEYSE TÜM NORMAL DOĞUMLARDA UYGULANMASINA RAĞMEN ÜLKEMİZDE ÇOK SIK UYGULANMAMASINDAN KAYNAKLANIYOR.
    NEDEN UYGULANMIYOR? ÖNCELİKLE KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM UZMANI HEKİMLERİMİZİN NORMAL DOĞUM OLABİLİR DEMESİ VE BUNUN AĞRISIZ NORMAL DOĞUM OLABİLECEĞİNİ İSTEMELERİ GEREKMEKTEDİR. DAHA SONRA İSE HASTANIN BUNU KABUL ETMESİ GEREKMEKTEDİR. ÜÇÜNCÜ AŞAMADA İSE ANESTEZİ UZMANI HEKİMLERİMİZİN İŞLEMİ UYGULAYIP HASTAYI ÇOK SIKI TAKİP ETMELERİ GEREKMEKTEDİR. EN SON VE BENCE EN ÖNEMLİ AŞAMA İSE SGK'NIN BU İŞLEMİN ÜCRETİNİ ÖDEMESİ GEREKMEKTEDİR AMA MALESEF İŞLEM SGK ÖDEMESİ DIŞINDADIR.
    PEKİ AĞRISIZ NORMAL DOĞUMUN FAYDALARI VE ZARARLARI NELERDİR… ÖNCE KUŞKULARINIZI GİDERELİM… 1) BEL AĞRIM VE BEL FITIĞIM OLACAK MI? 2) BAŞAĞRIM OLACAK MI? 3) BULANTIM KUSMAM OLACAK MI? 4) BEBEĞİM ZARAR GÖRECEK Mİ? RAHAT OLUN VE BU GÜZEL ANIN KEYFİNİ ÇIKARIN DERİM… TÜM BUNLAR YA ÇOK ÇOK NADİR OLABİLECEK VEYA HİÇ OLMAYACAK DURUMLAR…
    FAYDALARINA GELİNCE… İŞLEM YAPILDIĞI ANDAN İTİBAREN DOĞUM BİTENE KADAR HİÇ AĞRI DUYMAYACAK, GÜLEREK KEYİFLİ BİR DOĞUM SÜRECİ GERÇEKLEŞTİRECEKSİNİZ… SİZ HİÇ AĞRI DUYMAYIP STRES YAŞAMADIĞINIZ İÇİN BU STRESİNİZ BEBEĞE YANSIMAYACAK VE BEBEĞİNİZ ÇOK DAHA SAĞLIKLI DOĞACAK… DOĞUM SÜRECİNİZ İSE SÖYLENENİN AKSİNE ÇOK DAHA KISA OLACAK…
    GÜLEREK KEYİFLİ DOĞUM GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE…