Kategori: Anestezi ve Reanimasyon

  • Kanser ağrısı ve tedavisi!

    KANSER AĞRISI VE TEDAVİSİ

    Kanser hastasında ağrı olasılığı erken dönemde %38 iken hastalık ilerledilçe bu oran %85’leri bulmakta ve yaşam kalitesini de bozmaktadır. Bu ağrı yakınması direkt olarak tümörün invazyonuna ve kompresyonuna (%85) bağlı olmakla birlikte %17 oranında tümörün tedavisine (posttorakotomi ağrısı, postmastektomi ağrısı, pleksus fibrozisi, miyelopati, kemoterapiye bağlı nöropati, mukozit), %9 oranında tumor hastalığı ile ilgili (herpes zoster, dekübitus, konstipasyon) ve %9 oranında da tümor dışı (migren, diyabet) nedenlere bağlıdır. Tumor hastasında hem somatik ağrı hem de nöropatik ağrı görülebilmektedir. Örneğin bir kanser hastası vertebral kemik metastazına bağlı somatik nosiseptif ağrıdan yakınırken buna ek olarak da epidural/spinal kord basısına bağlı olarak nöropatik ağrıdan yakınır.

    Kanser ağrısı ya devamlı ya aralıklı ya da ani alevlenmeler (ani artan ağrı- kaçak ağrı) şeklinde olur. Kanser hastalarının 2/3’ünde görülen kaçak ağrısı özellikle yutkunma, öksürme, defekasyon-miksiyon ve hareketle ortaya çıkmaktadır ve şiddetlidir, kısa sürelidir ve kontrolü zordur. Hastanın bazal medikal tedavisine ek olarak kısa etkili ilaçlar (transdermal fentanil, SC morfin gibi..) kullanılması ağrı sağaltımını sağlayacaktır.

    Kanser hastasında başarılı ağrı tedavisi için hasta-onkoloji-algoloji-hasta yakını işbirliği mutlaka gerekmektedir. Tedavide DSÖ’nün basamak prensibine uygun olarak yapılan sistemik analjezik tedavi esas olmakla birlikte uygun hastalarda girişimsel ağrı tedavisi (epidural/spinal kateter/port uygulaması, nörolitik bloklar, radyofrekans termokoagülasyon) mutlaka tedavi planına eklenmelidir.

    Sistemik analjezik tedavide DSÖ’ünün önerdiği basamak prensibine göre hafif ağrıda nonopioid (NSAİİ, Parasetamol, metamizol) ile başlanmalı, orta şiddetli ağrıda zayıf opioidler (kodein kaşe-şurup, tramadol damla-kapsül-retard tablet), şiddetli ağrısa ise kuvvetli opioidler (morfin oral tablet, jurnista, transdermal-transmukozal fentanil) kullanılmalıdır. Tüm basamaklarda doz titrasyonuna dikkat edilmelidir. Sistemik analjezik tedaviye başlarken ilk 24-48 saat içinde SK veya İV kısa etkili opioidler (morfin amp) ile günlük tüketilen toplam doz bulunduktan sonra tedaviye uzun salınımlı opioid ile devam edildiği takdirde stabil analjezi sağlanabilmektedir. Bu arada ani artan ağrı tedavisinde kısa etkili opioid luzum halinde kullanılabilir. Nöropatik komponenti olan kanser ağrısında ise antikonvülzan eklenmesi unutulmamalıdır.

    Kanser ağrısında girişimsel yöntemler:

    İntraspinal (EP/İT) veya periferik uygulamalar sistemik analjezikler ile yeterli analjezi sağlanamıyor veya tolere edilmeyen yan etkiler olduğunda uygulanmalıdır. Nondestrüktif (intraspinal veya pleksus analjezi) ve destrüktif (sempatik gangliona veya periferik sinire radyofrekans termokoagülasyon, alkol, fenol uygulaması) analjezik yöntemler kullanılabilir.

  • Proloterapi 10 soru-10 cevap

    1. Proloterapi tedavisi yaptırmam gerekir mi? Hangi ağrı durumlarında proloterapi faydalıdır?

    Kendiniz için cerrahi ya da başka bir tedavi yönteminin yardımcı olacağına inanmıyorsanız yararlı olabilir. Ciddi sağlık problemleri, antikoagülan-anti-inflamatuar-kortizon ilaçlarının kullanımı, kötü beslenme proloterapi tedavi sonuçlarını etkileyebilir.

    • Vücudun herhangi bir yerindeki yırtılmış ya da hasar görmüş ligamentler
    • Cerrahi ile giderilemeyen omurga ağrısı
    • Cerrahi ile giderilemeyen eklem ağrısı
    • Spor yaralanmaları, tüm eklem, tendon ve ligament yaralanmaları
    • Baş ağrısı
    • Boyun ve sırt ağrısı
    • Boyun veya sırt ve bel incinmesi
    • Omurga: Servikal (boyun), göğüs (üst arka) veya lomber (bel) artrit
    • Spinal disk hernisi veya dejenerasyon( bel fıtığı)
    • Spinal sinir tahrişi veya sıkışması
    • Kompresyon kırıklarında oluşan ağrı
    • Skolyoz ağrısı
    • Kötü duruşa bağlı zayıf ligamentlerin oluşturduğu ağrı
    • Sakroiliak hassasiyet, ağrı
    • Göğüs kafesi ve sternal yaralanma ve ağrı( by-pass veya göğüs cerrahisi ameliyatlarından sonra kalan ağrının tedavisi)
    • Kaburga kırıkları ağrısı
    • Eklemler veya omurga cerrahisi sonrasında devam eden ağrılar
    • Omuz artrit
    • Omuz burkulma ve rotator manşet yaralanmaları
    • Donmuş omuz
    • Kronik olarak devamlı çıkan omuzlar
    • Dirsek burkulma ve artrit
    • Tenisçi dirseği
    • Bilek burkulmaları ve artrit veya aşırı kullanımı sendromu
    • Karpal tünel sendromu
    • Artrit, burkulma ve başparmak ve parmaklar aşırı kullanımı
    • Kalça ağrısı, zorlanması
    • Kalça artrit, tendinit ve bursit
    • Uylukta devamlı ağrı
    • Pubis ağrısı( özellikle futboculardaz orlanma sonucu oluşan)
    • Diz burkulma veya zorlanması
    • Diz artrit
    • Diz çapraz bağ yaralanmaları
    • Diz medial ve lateral kollateral bağ yaralanmaları
    • Diz tendinit
    • Topuk (Aşil tendonu) yaralanmaları
    • Akut veya kronik ayak bileği burkulma veya zorlanması sonucu oluşan ağrılar
    • Morton nöroma, topuk dikeni

    2. Tedavi süresi ne kadar?

    İlk muayene 60-90 dakika arası.Enjeksiyonların süresi ise 20-30 dakika sürebilir. İlk seanstan sonraki seanslar daha kısa süreli olup kliniğimizden yaklaşık en fazla 3-4 saat içinde ayrılabilirsiniz.

    3. PROLOTERAPİ Maliyeti ne kadar?

    Tüm ödemeler SGK tarafından yapılmaktadır. Randevu almanız yeterlidir.

    4. Tedavim için kaç seans gerekir?

    Ağrı tedavisi için kliniğimize gelen bir hastaya kaç seans proloterapi’nin gerekeceğini önceden söylemek mümkün değildir.Biz muayene -laboratuar tetkikleri ve ağrının,hastalığın şiddetine göre yaklaşık kaç seans olacağını tahmini olarak söyleriz.

    5. Tedavi aralıkları ne kadar?

    Başlangıç olarak genellikle 3-4 hafta arayla tedaviye başlanmakta ardından hastadan alınan yanıta ve hastanın tedaviye uyumuna göre tedavi aralıkları 8 haftaya kadar uzatılmaktadır.

    6. Tedaviden ne kadar sonra çalışabilirim ya da spor yapabilirim?

    İlk 72 saat; sık aralıklarla enjeksiyon bölgelerine sıcak su torbası uygulanmalı, kendimizi zorlamadan günlük faaliyetlerimize devam etmeliyiz. 72 saat sonra; verilen egzersizleri istenilen sayıda yapmalıyız. Tavsiyelere uymak; hem tedavinin etkinliğini arttırır hem de iyileşmenin bir belirtisi olan ağrılı dönemin rahat geçmesini sağlar. LÜTFEN SABIRLI OLUNUZ. PROLOTERAPİ DOKTOR – HASTA UYUMUNUN EN YÜKSEK DÜZEYDE OLMASI GEREKEN BİR TEDAVİ YÖNTEMİDİR.

    7. Enjeksiyonda kullanılan ilaç nedir?

    Proloterapi için kullanılan solüsyonların hiçbirinde KORTİZON bulunmamaktadır. Lokal anestezik ile dekstrozun farklı konsantrasyonlarda karışımı bazen de Sodyum morrhuate (morinakaraciğeri yağı bir suda çözünür formu) eklenerek tedavi yapılmaktadır.

    8. Prolotherapi ile başarı oranı nedir?

    %80-90 ( SABIR – HASTA VE DOKTOR İŞBİRLİĞİ EN YÜKSEK SEVİYELERDE OLDUĞU ZAMAN )

    9. Proloterapi ile iyileşmemi %100 garanti edebilir misiniz?

    Hayır. Örneğin; kalça ya da diz protezinde bile %100 iyileşeceğiniz, ağrılarınızın tamamının geçeceği garantisi verilmez. Ancak yukarıda belirttiğim gibi hastalarımın büyük bir oranında ağrıyı oluşturan faktör tedavi gördüğü için ağrı derecesi şiddetliden hafif ya da tamamen kaybolmuş derecesine kadar iner.

    10. Randevuma gelirken neler getirmeliyim, ilk randevuda tedavi başlayacak mı?

    Daha önce yapılan tetkikler (röntgen, MR, BT, kan tetkikleri vs… ) ve daha önce gidilen doktorların epikrizleri varsa getirilir. İlk randevu fiziki muayene, tetkikleri inceleme ve eksik tetkikleri isteme şeklinde geçer. Ardından tedavi seansları planlanır

  • Menisküs yırtıklarında ameliyatsız tedavi proloterapi

    Menisküsler, diz ekleminde yastık görevi görürler, diz ekleminin bütünlüğüne yardım ederler ve dönmelerde güvence unsurudurlar. Menisküsler genelde dize yandan gelen darbeler sonucu yırtılırlar. Diz bükülü iken uyluğun içe doğru aşırı dönmesi ile ve dizde aşırı gerilme sonucu da menisküsler yırtılabilir.

    Başlıca yırtılma nedenleri:

    • kaza ve darbelere bağlı
    • hasar oluşturan eklem hastalıklarına bağlı
    • eklem bağı hasarlarına bağlı
    • doğuştan var olan şekil değişikliklerine bağlı kendiliğinden yırtılma

    Başlıca yırtılma şekilleri:

    • longitudinal (uzunlamasına) yırtıklar
    • transvers ve oblik (yatay ve eğri) yırtıklar
    • menisküs kisti ile birlikte olan yırtıklar

    Tanı
    Muayene, röntgen, bilgisayarlı tomografi veya MR ile tanı kesinleştirilebilir.

    Başlıca Belirtiler

    • Kilitlenme: Dizin 20-25 derece bükülü kalması, dizin gerilememesi durumudur. Bu durum bir kaç günlük istirahatle geçer. Ancak kilitlenmeye neden olabilecek diğer durumlardan (ağrı, kitle gibi) ayırılmalıdır.
    • Boşalma: Dizlerde boşalmaya neden olabilecek diğer durumlardan ayrılmalıdır.
    • Şişlik (sıvı birikmesi) : Darbe – kaza sonucu meydana gelen menisküslerde görülebileceği gibi, menisküs yırtığı da sıvı birikmesine neden olabilir.,

    MENİSKÜS LEZYONLARINDA TEDAVİ :

    Öncelikle ekstremite yükten arındırılarak, istirahata alınır. Bu dönem içerisinde öncelikle diz ekleminin immobilizasyonu veya istirahatı dizdeki travmatik bulgularının gerilemesi hedeflenir.

    Bize gelen hastalar daha çok sportif yaralanma sonrası gelişen 1. veya 2. derece menisküs yırtıkları olan hastalardır. Kondromalazik patella, ön çapraz bağın kısmi yırtıkları bulunan hastalar diğer diz ağrısıyla gelen hasta gruplarımızdır.

    Bu hastalarımızı da fiziki muayene, MR incelenmesini takiben proloterapi seanslarına alıyoruz. Önce ağrıları rahatlayan hastalarımızın ardından çekilen MR larında yırtıkların rejenere olduğunu ( yenilendiği ) görmekteyiz.

    Proloterapi ile ön çapraz bağ yırtıklarını, kondromalaziyi de tedavi etmekteyiz

  • Diz kireçlenmesine ameliyatsız tedavi diz proloterapisi

    Gonartroz ( DİZ KİREÇLENMESİ ) orta ve ileri yaşlarda görülür. 50 yaşın üzerinde kadınlarda daha sık görülür. Hastalık daha erken yaşlarda da görülebilir. Hastalar genellikle kiloludurlar. Daha önce geçirilen eklem operasyonları, travmalar, spor yaralanmaları, iltihaplı romatizmalar, doğuştan gelen bazı bozukluklar en önemli sebepleridir.

    Kireçlenme ya da diğer adıyla osteoartrit, eklem kıkırdağının yapısının bozulmasına yol açan bir hastalıktır. Kıkırdakta ve kıkırdağının altındaki kemik dokuda değişiklikler sonucu kemikte büyümeler ve eklem kenarında çıkıntılar gelişir.

    Nasıl Seyreder?
    Kireçlenme yavaş seyirli bir hastalıktır. Hasta eklemlerde kısıtlılık ve ağrıya sebep olur.

    Kireçlenme kimlerde görülür?
    Kireçlenme ileri yaş hastalığıdır. Kırk yaşından önce görülmesi nadirdir. 60 yaş civarındaki insanların yaklaşık yarısında kireçlenme bulguları vardır. Hastalık kadınlarda yaklaşık 3 kat daha sık görülür.

    Kilonun kireçlenme üzerine etkisi var mıdır?
    Fazla kilo, ekleme binen yükü artırarak özellikle dizde kireçlenme gelişme olasılığını yükseltmektedir. Kilo artışı hastalarda şikâyetlerin ortaya çıkmasına veya artmasına neden olabilmektedir. Orta derecede bir kilo verilmesi bile kireçlenme riskinde azalmaya yol açar.

    Kireçlenme ailevi midir?
    Bazı ailelerde çok daha sık olarak ve daha erken yaşlarda ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu da ailevi yatkınlıktan kaynaklanmaktadır. Özellikle el parmak eklemlerinde şişlere neden olan türünde kalıtımın katkısı çok belirgindir.

    Başka sebeplerden dolayı da kireçlenme ortaya çıkabilir mi?
    Eklemlerde doğuştan görülen (örneğin kalça çıkığı, kalça eklemi ile yuvası arasındaki uyumsuzluklar) veya sonradan kaza, darbeler gibi eklemde bozukluğa sebep olan yapısal bozukluklar, eklemin işleyişini aksatarak hastalık gelişme riskini artırmaktadır.

    Kireçlenme en çok hangi eklemlerde görülür?
    En sık diz, kalça, el parmak eklemleri, ayak başparmağı ve omurgada görülür.

    Diz kireçlenmesi özellikle bayanlarda sıktır ve şişmanlık ile görülme olasılığı artar.

    Kalça kireçlenmesi erkeklerde de kadınlar kadar sık görülür.

    El parmaklarında kireçlenme, özellikle en uçta bulunan eklemlerde görülür. Başparmak kökünde görülen kireçlenme eklem şişliği ve hareket kısıtlılığı yapar. Ayak başparmağının kireçlenmesi parmağın dışarı doğru eğrilmesine ve/veya hareketlerinin tama yakın kaybına neden olabilir.

    Kireçlenme omurganın en hareketli bölgeleri olan boyun ve belde de görülebilir. Omurga eklemlerindeki hareketi bozarak ağrı ve acıya sebep olur. Ek olarak kemik çıkıntıların sinir kanallarını ya da omurilik boşluğunu daraltmasına bağlı bulgular da ortaya çıkabilir.

    Kireçlenmenin hastalarda ne gibi şikâyetlere sebep olur?
    Hastalar en sık olarak, kireçlenme gelişen eklemlerinde ağrı ve hareketlerde azalmadan yakınırlar. Ağrı genellikle hareket sırasında ya da günün ilerleyen saatlerinde görülür. Eklemlerde ağrı ve tutukluk hastalığın ilk belirtisidir. Şikâyetler genelde dinlenmeyle rahatlar. Hastalık bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Bazen de hastalık belirtileri olduğu halde röntgen filmleri normal olabilir. Hastalık ilerledikçe eklem hareketleri kısıtlanır yürümek ve merdiven inmek-çıkmak zorlaşır. Bazen topallama olabilir. Eklem kıkırdağındaki bozukluklar ve aşınma ilerledikçe, istirahat sırasında da ağrı görülebilir ve eklem hareketleri günlük yaşam faaliyetlerini aksatacak düzeyde kısıtlanabilir. Hareket sırasında eklemde çıtırtı ve ses duyulabilir. Uzun süren dinlenme sonrası, sabahları veya oturur durumdan harekete geçince, hareketlerde kısa süren bir tutukluk olabilir. Genelde sabahları olan bu durum 30 dakikadan fazla sürmez. Kireçlenme olan ekleme komşu kaslarda zayıflama ve güçsüzlük dikkati çeker.

    Eklemin düzeni bozulur, bacaklarda eğilmeler olabilir. Eklem içinde, dizin arkasında ve eklemin ön tarafında bursalarda iltihaplı şişkinlikler olabilir. İlerlemiş ve rehabilite edilmemiş dizlerde dizi doğrultmak, ya da bükmek zor ve ağrılı olabilir.

    Kireçlenme tanısı nasıl konulur?
    Deneyimli bir doktor kireçlenme tanısını muayene ile koyabilir. Eklemlerde şişlik, açı değişikliği (örneğin dizlerdeki çarpık görüntüler), hareket kısıtlılığı tanıyı kolaylaştırır. Röntgen filmleri kireçlenmenin hem tanısı, hem evrelenmesi hem de tedavisinin planlanması açısından gereklidir.

    Kireçlenme nasıl tedavi edilir?
    Tedavinin temel amacı, ağrı, tutukluk ve şişliği gidermek, hareketteki kısıtlanmayı düzeltmek ve günlük yaşam faaliyetlerinin sorunsuz yapılmasını sağlamaktır. Vücut ağırlığının ideal kiloya inmesi eklem üzerindeki yükü azaltarak acıyı azaltabilir. Günlük işlerin ve önerilen egzersizlerin gün içerisine dengeli bir şekilde dağıtılması çok önemlidir. Hastanın yaşadığı ve çalıştığı ortamın hastanın şartlarına göre düzenlenmesi (örneğin oturup kalkmayı kolaylaştırmak için sandalye boyunun arttırılması) gerekir.

    Bize ağrı tedavisi için başvuran hastaların çoğunluğunu diz kireçlenmesi nedeniyle ağrı şikayeti olan hastalar oluşturmaktadır. Muayene ve enjeksiyon için gerekli kan tahlillerini müteakiben diz proloterapisine başlarız.

    Hastalarımızın çoğunluğu 2. Seanstan sonra ağrılarında azalma hissetmekte ve takip eden seanslar sonrası ise eski yürüyüş konforuna kavuşmaktadırlar. Tedavilerimizde hastalarımızın ilk 3 gün süresince enjeksiyon yapılan dize aşırı derecede yüklenmemesi gerekmektedir. Tedavinin 3. Ayından itibaren ise diz için verilen egzersizleri eksiksiz yerine getirmelidirler. Doktor-hasta iletişimin mükemmel oluşuyla tedavi son derece çok güzel neticeler vermektedir. Günlük faaliyetlerini yapmakta oldukça zorlanan hastalarımız proloterapi ile birlikte eski günlerine ameliyatsız olarak dönebilmektedirler. Tedavilerimize destek olarak uyguladığımız, MSM, kondroidin sülfat, kollajen hidrozilat ve glukozamin en çok bilinen ve kullanılan kıkırdak koruyucu maddelerin yaşlanma seyrinde ortaya çıkan özellikle diz, kalça, el ve ayak bilek eklemlerinde kıkırdağı koruyucu ve onarıcı etkisi olduğunu gösteren birçok çalışma vardır. Özellikle glukozamin-kondroidin-sülfat-MSM karışımını hastaların ağrılarını azaltmada ve eklem hareketini desteklemede faydalı olduğu düşünülmektedir. Biz de hastamıza bu destekleyici ilaçlardan vermekteyiz.

  • Cerrahiye alternatif tedavi proloterapi

    Proloterapi ; 1920 yılından günümüze, uygulanan bir tedavi yöntemidir. Eklemler, kıkırdak, ligamentler ve tendonlar için mükemmel bir tedavi yöntemi olduğu gösterilmiştir. Tedavi yönteminde esas hasarlı bölgeye verilecek proliferatif solüsyonlarla iritasyon oluşturmak. Bu şekilde hasarlı-zayıf bölgede kan akımını arttırmak suretiyle vücudun tamirci hücrelerini ilgili bölgeye çağırarak vücudun kendi kendine tedavi etmesini sağlamaktır.

    Örneğin ; omurgaya bakalım. Omurga tendon, ligament , diskler ve kıkırdaklardan oluşmaktadır. Diskler ve kıkırdak amortisör olarak hizmet veren ve kemiklerin birbirine sürtünmesini engelleyen yapılardır. Ligamentler ise eklemi birinci derecede sabitleyen stabilizatörler olarak işlev görürler. Kemiklerin hareket aralığını sınırladıkları gibi kemikleri birbirine bağlarlar. Tendonlar, kemiklerin hareketini sağlamak için kasları kemiklere bağlarlar. Akut yaralanmalarda, bağlar ve tendonlar yırtılır dolayısıyla eklemin hareket kabiliyeti bozulur. Ardından diskler ve/veya kıkırdak yapılar artan stres, basınç ve sürtünmeyle yıpranmaya başlarlar. Aşınan disk, kıkırdak bir süre sonra sürekli ağrı, daha az hareketlilik, daha az dayanıklılık ve kireçlenmeye başlar.

    Omurganın destek dokularını ( herhangi bir eklem de olabilir ) uyararak etki gösteren PROLOTERAPİ hasarlı dokuları uyararak aşınmayı azaltır, hareketlilik artar, kireçlenme olayı azalır ve hasarlı bölgeler tamir edilir. Her tedavi seansı, tedavi alanlarında daha fazla doku onarımı uyarılması ile sonuçlanır. Böylece, vücudun doğal fonksiyonları harekete geçer. Hemen hemen tüm durumlarda, ağrı önemli ölçüde azalır veya tamamen ortadan kalkar. Proloterapi ligament, tendon, kıkırdak ve / veya diskleri yırtık ve yıpranmış yerlere de uygulanabilir. Tüm eklem ağrıları için etkili değildir. Örneğin; romatoid artrit için proloterapi etkin olmayabilir fakat onun tedavisi için de NÖRALTERAPİ uygulamalarımız mevcuttur. Ancak OSTEOARTRİT VE DEJENERATİF ARTRİT(GONARTROZ-DİZ KİREÇLENMESİ)’DE hastaların proloterapiye cevapları oldukça yüz güldürücüdür.

    Hastalarımız telefonla bizlere ulaşıp uygun randevu gününü aldıktan sonra kendilerini PROLOTERAPİ VE AĞRI KLİNİĞİMİZDE ön muayeneye tabi tutarız. Bunun içinde hastamızın ayrıntılı bir hikayesi, fiziki muayenesi ve laboratuar tetkikleri ( rayoloji, kan tetkikleri vs… ) vardır. Ardından hastamızın durumuna göre NÖROPROLOTERAPİ VEYA PROLOTERAPİ YA DA HER İKİSİNİ BİRDEN UYGULAMAK ÜZERE tedavi seanslarımıza alırız. Öncelikle hastadan aldığımız cevaplar bizim tedavi seans sayımızı belirler bu da yaklaşık kişiden kişiye değişmekle birlikte 4-6 seanstır.

    Günümüzde kronik eklem rahatsızlığı ve ağrısı olan hastalar için mevcut tedaviler ; anti- inflamatuar ilaçlar(NSAIDs) , kortizon, ağrı kesici ilaçlar, egzersiz, cerrahi vs… dir. NSAIDs (aspirin,ibuprofen,celebrex) veya kortizon proloterapi tedavisinin etkinliğini azaltır veya yok eder. Bu nedenle tedavi öncesi ve tedavi sürecinde bu ilaçları kullanmamak tedavinin etkinliği için önemlidir. Buna ek olarak,bu tür ilaçların uzun süre kullanımı organ sistemlerine ve bunun yanı sıra kas-iskelet sistemi üzerine anormal etkileri klinik olarak kanıtlanmıştır . Kortizonlu ilaçların ise pek çok ciddi yerel ve sistemik yan etkileri mevcuttur. Onların kronik kullanımı ya da ağrı tedavisi amacıyla kullanımı doğal savunma mekanizmalarını ortadan kaldırdığı gibi enjekte edilen eklemlerin daha fazla kötüleşmesine, ileride bir kalça ya da diz, eklem protezi ameliyatına neden olabilir. Kortizon ayrıca avasküler nekroz olarak adlandırılan femur başı kan beslenmesi azlığına neden olabildiği gibi şeker hastası olma riskini arttırır ve psikyatrik yönden de önemli yan etkilere sahiptirler. Tedavi esnasında kısa süreli vücuda herhangi bir zararı dokunmayan ağrı kesiciler reçete edebiliriz, gerçi hastalarımız genellikle 2-3. Seanstan sonra kullanmaya gerek duymuyorlar. Tedavimizin 1. Seansından itibaren kasları güçlendirmek, kan akımını arttırmak, hareketliliği korumak amacıyla belirli germe eksersizleri veriyoruz.

    Cerrahi operasyon olarak uygulanan PROTEZ TEDAVİSİ VEYA EKLEM İÇİNDEKİ HASARLI BÖLGELERİN ÇIKARILMASI bedenin kendi dışında müdahalesiyle olduğu için sonuçları da pek yüz güldürücü olmaz. PROLOTERAPİ ile vücut , tamamıyla doğal olarak kendi kendini tedavi eder. Bu şekilde KALICI VE KRONİK AĞRIDAN KURTARAN bir tedavi yapar.

    PROLOTERAPİ VE AĞRI KLİNİĞİMİZDE PROLOTERAPİ ENJEKSİYONLARI SEDO-ANALJEZİ ( NARKOZ OLMADAN DAMARDAN VERİLEN İLAÇLARLA AĞRI DUYMADAN SAKİNLEŞTİRİCİ ALTINDA YAPILAN İŞLEM )İLE YAPILMAKTADIR. Enjeksiyon aralıkları duruma göre 3-4 haftada bir olmaktadır. İlk birkaç gün enjeksiyon alanlarında kızarıklık-şişlik olabilir bunlar geçicidir. 7 -10 GÜN SÜRECİNDE KİŞİNİN AĞRILARI GİTTİKÇE AZALIR.

    Yukarıda bahsettiğimiz gibi PROLOTERAPİ vücudun kendi doğal iyileşme yeteneğini desteklemektedir. Vücudun doğal fonksiyonlarını kullanarak sizi tedavi eden enjeksiyon yöntemidir. Tedavide kişi ameliyat edilmez ya da kendisine ilaç niteliğinde bir solüsyon enjekte edilmez. Ağrı ile birlikte kişi rahatlamaya başlar. Yapılan çalışmalar ileriki yıllarda bile etkinliğini kaybetmeden kişinin AĞRISIZ- HAREKETLİ bir şekilde yaşam kalitesi yüksek olarak hayatına devam ettiğini göstermiştir.

  • Proloterapi ile ağrıya son

    Proloterapi ; zayıflamış eski işlevliğini kaybetmiş eklemleri, kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için kullanılan bir enjeksiyon şekli olup, hücrelerin ve dokuların proliferasyonuna (büyüme-iyileşme) neden olduğu gösterilmiştir. Enjekte edilen dokunun kasıtlı olarak tahriş edilmesi tedavinin esasıdır. Bu iritasyonla oluşan inflamatuar yanıt sonucunda zayıf ya da işlevliğini yitirmiş bölgede kan akımı artar, bu bölgeye ( kıkırdak-ligament-tendon gibi yapıları ) tamir eden hücreler gelir böylece yeni doku iyileşmesi başlar yeniden tamir uyarılır.

    Proloterapi, vücudun tamir sistemini uyararak ağrılı, zayıf ve işlevini kaybetmiş bölgenin tekrar eski haline dönmesini sağlayan basit ve doğal bir tekniktir.

    Proloterapinin Kullanıldığı Hastalıklar

    Proloterapide normal hücre, doku veya organların büyümesini – tamiratını teşvik eden ‘büyüme faktörü’ gibi davranan solüsyon enjeksiyonu yapılır. Aslında enjekte edilen bu solüsyonlar birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Proloterapi ile fayda gören ve yüz güldürücü sonuçlar aldığımız hastalıklar şunlardır :

    Artritler ( el- diz –kalça vs… )

    Bel ağrıları – boyun ağrıları

    Karpal tünel sendromu ( el bileği sinir sıkışması )

    Baş ağrıları ( migren, gerilim tip baş ağrıları vs…)

    Dejeneratif artrit ve dejeneratif disk hasttalıkları

    Bel fıtığı – boyun fıtığı

    Fibromyalji ( yumuşak doku romatizması)

    Kalça diz kireçlenmesi ve yaralanmaları

    Osteoporoza bağlı kemik kırıkları ve bunla ilişkili ağrılar

    Omuz ekleminde ve diz eklemi içindeki yırtıklar, menisküs ve ön-arka çapraz bağların parsiyel yırtıkları

    Boyun travması sonrası baş – boyundaki ağrılar

    Sakroilyak eklem ile ilgili ağrılar, siyatalji

    Skolyoz ve spondilolistezis ( bel kayması )

    Tenisçi dirseği, çiğneme kasları ve çene eklemi ile ilgili ağrılar

    Bel fıtığı ameliyatı sonrası geçmeyen ağrılar

    Neden Proloterapi ?

    Proloterapi cerrahi olarak yapılmayan kronik ağrı için kalıcı bir tedavi yöntemidir.
    Proloterapi yeniden veya yeniden inşa etmek anlamına gelen Latince kelime
    “proli”den türetilmiştir. Bu tedavide zayıf alanlardaki dokular hücreden başlayarak yeniden tamir olur ve eski yeniliğine ve sağlamlığına kavuşur.

    Akut bir yaralanma sonrası bağlar ve tendonlar hasar görür. Ligamentlerin ve tendonların ortak görevi eklemleri sabitlemek, bir arada tutmak ve hareket kabiliyetini belirli alanlarda sınırlamaktır. Diskler ve kıkırdakların görevi ise hareket esnasında şoku emmek ve kemiklerin birbirine sürtünmelerini önlemektir. Sonuçta ligamentleri ve tendonları hasar gören bir kişinin bir süre sonra diskleri ve kıkırdakları aşınır, ardından ilgili eklemdeki ağrıyı oluşturmamak amacıyla hareketsizlik başlar. Sonuçta topallayarak yürümeye çalışan ya da baston kullanan kireçlenmiş dizlere veya bele sahip insanlar ortaya çıkar. Ağrılar
    nedeniyle yürüyemez hale gelen bu insanlara hayat çekilmez olur. Ameliyat
    pahalı olduğu gibi riskleri de beraberin de getirir ve tek çözüm değildir.

    Prolterapide hızla üretilen kollajen ve kıkırdaktır. Kollajen yeni bağ doku elemanlarını oluşturmak için vücutta doğal oluşan bir proteindir. Bu doku tendon, ligament,kas, fasya, kıkırdak ve eklem kapsülü dokularını içerir. Enjeksiyon yapılan bölgeye göre tamirat başlar.

    Proloterapinin yan etkileri diğer enjeksiyon yöntemlerinden pek farklı değildir. Oldukça basit ve güvenilir bir tedavi yöntemi olan proloterapinin bilinen tek ciddi yan etkisi AMELİYATA GEREK KALMADAN KRONİK AĞRILARI VE NEDENLERİNİ TEDAVİ ETMEKTİR.

    Prolterapide kas-iskelet sistemi ağrılarında başarı oranı %80-90’dır. Ameliyat gibi büyük anatomik bir travmaya maruz kalmaktansa bu tedaviyi denemeye değer diye düşünüyorum.

    Klasik ağrı tedavilerinde kullanılan birçok bağımlılık potansiyeli yüksek ve vücut için oldukça riskli ilaçlar mevcuttur ( anti-inflamtuar ilaçlar, antidepresanlar, anti- epileptik ilaçlar, kas gevşeticiler, codeine gibi morfin türü ilaçlar ). Bu tedavi yönteminde ise sorunlu bölgeye tedavi uygulandıktan sonra vücut kendi kendine ağrı oluşturan hasarlı bölgeyi kalıcı olarak tedavi eder. Düşünsenize diz ağrılarımızı kesmek amacıyla kullandığımız non-steroidal anti-inflamatuarlar kıkırdak hasarını daha da arttırmaktadır. Kortizon ise o düzelmek amacıyla çabalayan eklem ve kıkırdağa ne kadar çok zarar verdiğinin farkında mısınız ?

    Proloterapi ise vücuda yabancı olmayan ve zarar vermeyen solüsyon enjeksiyonlarıyla vücudun kendi iyileştirme mekanizmasını harekete geçirir. Vücudun kendi kendini tedavi etmesi hem kalıcı hem de ameliyat gibi travmaiçermez.

  • Dizin kireçlenmesi (gonartroz)

    Osteoartrit (kireçlenme) ağırlık taşıyan eklemlerin yaşlanmaya bağlı olarak yozlaşmasıdır. Kireçlenme kıkırdaktan başlar, kıkırdak altındaki kemiği, eklem kapsülünü ve eklem çevresindeki bağları etkiler. Hatta ağrıdan dolayı kullanılamayan kaslarda incelmeler ve sertleşmeler olur.

    Diz vücudun en fazla ağırlık taşıyan ve dolayısıyla kireçlenmeden en fazla etkilenen eklemlerinden biridir. Diz ekleminde üç adet kemiğin eklem yüzeyi vardır. Femur (baldır kemiği), tibia (kaval kemiği) ve patella (diz kapağı kemiği). Tibia femurla, femur patella ile eklem yapar. Tibia ve femur arasında iç ve dış eklemler vardır. Kireçlenme daha çok iç femorotibial eklemlerden başlar ve diğer eklemleri etkiler. Ancak genellikle dizdeki üç eklem birlikte etkilenir.

    Diz eklemlerinin içinde iki adet bağ vardır (ön ve arka çapraz bağlar ). Ayrıca eklemin iç yanında ve dış yanında kuvvetli bağlar vardır. Eklem yüzlerinin uyumunu sağlamak için iki adet menisküs vardır. Diz hareketlerini başlıca iki kas grubu sağlar, dizi doğrultan ekstansör kaslar ( quadriseps ) ve büken fleksör kaslar ( harmstringler).

    Gonartroz (diz kireçlenmesi ) kimlerde görülür?

    Gonartroz orta ve ileri yaşlarda görülür. 50 yaşın üzerinde kadınlarda daha sık görülür. Hastalık daha erken yaşlarda da görülebilir. Hastalar genellikle kiloludurlar. Daha önce geçirilen eklem operasyonları, travmalar, spor yaralanmaları, iltihaplı romatizmalar diz kireçlenmesine neden olabilir.

    Gonartozlu bir dizde neler olur?

    Gonartrozda en erken değişiklik eklem kıkırdağında olur. Kıkırdakta incelme sonucu eklem aralığı daralır. Kıkırdak altındaki kemiklerde de incelmeler ve yıpranmalar olur. Ayrıca eklem kenarlarında kemiksi çıkıntılar (osteofit ) oluşur. Eklem kalınlaşmış olarak görülür. Eklem çevresi kaslarında ağrı sebebiyle kullanılmamaya bağlı atrofiler (incelmeler) olur. Ayrıca eklemin iç yanında pannikülit adı verilen yağ lobülleri vardır. Bunlar çoğu zaman ağrılıdır. Ayrıca zaman zaman eklemlerde iltihaplanma olabilir (sıvı toplanması ).

    Hastanın şikayetleri nelerdir ?

    Eklemlerde ağrı ve tutukluk hastalığın ilk belirtisidir. Hastalık bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Bazen de hastalık belirtileri olduğu halde röntgen filmleri normal olabilir. Hastalık ilerledikçe eklem hareketleri kısıtlanır yürümek ve merdiven inmek-çıkmak zorlaşır. Bazen topallama olabilir. Eklemin düzeni bozulur, bacaklarda eğilmeler olabilir. Eklem içinde, dizin arkasında ve eklemin ön tarafında bursalarda iltihaplı şişkinlikler olabilir. İlerlemiş ve rehabilite edilmemiş dizlerde dizi doğrultmak, ya da bükmek zor ve ağrılı olabilir.

    Diz kireçlenmemiz varsa ne yapmalıyız ?

    • Hareket etmeliyiz
    • Fazla kilolarımızı vermeliyiz.
    • Çömelirken ve doğrulurken, bir yere otururken ve kalkarken kollarımızı kullanmalı dizlerimizi fazla kırmamaya çalışmalıyız.
    • Ağır yük taşımamalıyız.
    • Uzun süre yürümek ve ayakta durmaktan kaçınmalıyız.
    • Yumuşak tabanlı ve düz topuklu ayakkabı giymeliyiz.
    • Bacak kaslarımızı düzenli olarak çalıştırmalıyız.
    • Diz egzersizlerini mutlaka yapmalıyız.
    • Dizlerimizi sert zeminler üzerine koymamalıyız.

    BİZ NE YAPIYORUZ ?!

    Bize gelen hastalar genellikle ya genç yaşta ( 45-50 ) ya da ileri yaşta ( 70-80 ) geliyorlar. Genç olanlar erken yaşta protezle tanışmak istemiyorlar. İleri yaşta olanlar ise operasyondan korkuyorlar ya da sağlık durumları el vermiyor. Bazı hastalar da aşırı kilolu. Kilolarından dolayı egzersiz yapması gereken bu insanlar diz ağrılarından dolayı egzersiz yapamıyorlar diğer yandan kilo vermedikleri için diz ağrılarından kurtulamıyorlar. Kısacası kısır bir döngü içinde kalıyorlar. Biz hastalarımızın şikayetlerine uygun olarakNÖROPROLOTERAPİ ya da PROLOTERAPİ uygulamaktayız. Bu tedavilerle hastalarımız operasyondan uzak ve ağrısız bir şekilde günlük yaşamlarına devam ediyorlar. Sağlıklı günler temennisiyle…

  • Bel ağrısı ile yaşamak zorunda değilsiniz

    Günümüzde her 10 kişiden 8’inin, hayatı boyunca en az bir kez etkilendiği bel ağrıları, özellikle ağır işlerde çalışan ve uzun süre masa başında oturmak zorunda kalanları daha fazla etkiliyor.

    Bel ağrısının en sık görülen nedenleri nelerdir?

    Bel ağrısının birçok sebebi vardır. Bel ağrısının en yaygın sebebi kas-iskelet sistemi kaynaklıdır. Kas-iskelet sistem kaynaklı bozukluklarda ağrının kaynağı omurgayı destekleyen kas, tendon (kiriş) ve ligaman (bağ)’lardır. Bu rahatsızlık “strain/sprain” şeklinde adlandırılır ve toplumda yaygın olarak “belde zorlanma/incinme” diye bilinir. Bel ağrısına neden olan diğer bozukluklar sıklıkla omurganın normal yapısında bulunan disk veya faset eklemlerle ilgilidir. Disk, omurlar arasında bulunan yastıkçıklardır. Faset eklemler ise omurgayı oluşturan kemiklerin her iki yanında bulunan küçük eklemlere verilen isimdir. Bu rahatsızlıklar ise genellikle “diskojenik ağrı”, “dejeneratif disk hastalığı” veya “omurganın osteoartriti (kireçlenme)” olarak adlandırılır.Bel ağrısına neden olan diğer hastalıklar şunlardır: Travma, tümör/kanser, infeksiyon, doğumsal bozukluklar, kalıtsal hastalıklar, kas ve sinir kaynaklı ve psikojenik rahatsızlıklar. Ayrıca vücudun başka bir bölgesindeki problem bel ağrısı şeklinde kendini gösterebilir. Örneğin prostat, mesane, bağırsak gibi iç organ hastalıkları bel ağrısı şeklinde hissedilebilir.

    Siyatik Ağrısı (Siyatalji) Nedir?

    Siyatik sinir, dördüncü ve beşinci bel omurları arasından çıkıp topuklara kadar uzanan vücudun en büyük siniridir. “Siyatalji” ise, bu sinire ait bozukluklarda ortaya çıkan, kalça ve kaba etlerden başlayıp bacak boyunca topuğa kadar yayılan ağrı anlamına gelir. Bu durum genellikle bel ağrısı ile birlikte görülür. Gerçek siyatalji, fıtıklaşmış bir diskin siyatik siniri oluşturan bir dalını basıya uğratması sonucu ortaya çıkar. Sıklıkla hastada bacak ağrısı oluşmadan birkaç gün veya hafta önce gelişen bel ağrısı öyküsü mevcuttur.

    Neden Bel Ağrısı Sık Görülür?

    Bel kısmı vücut ağırlığının büyük çoğunluğunu taşımak durumundadır. Ağır yük kaldırma, dönme, burkulma veya öne-yana eğilme gibi durumlarda omurgayı zorlayan kuvvetler özellikle belin alt bölgesinde yoğunlaşır. Günlük yaşamda yük kaldırma, eğilme vb. aktivitelerden dolayı bel bölgesi siz farkında olmadan pek çok kez travmaya maruz kalır. Omurganın en çok hasarlanan bölümü olması nedeniyle toplumda bel ağrısına sık rastlanmaktadır.

    Bel ağrısı açısından risk altında mıyım?

    • İnşaat işi veya ağır yük kaldırma, defalarca eğilme ve bükülme vb. aktiviteleri gerektiren ya da tüm vücutta titreşime neden olan bir işte çalışıyorsanız (örneğin kamyon şoförlüğü yapmak veya asfalt parçalayıcı aletler kullanmak)
    • Kötü postürünüz (bedenin genel duruşu) varsa,
    • Hamileyseniz,
    • 30 yaşın üstündeyseniz,
    • Sigara içiyor, egzersiz yapmıyor veya aşırı kiloluysanız,
    • Artrit (eklem iltihabı) ya da osteoporozunuz (kemik erimesi) varsa,
    • Stresli ya da depresif yapıdaysanız bel ağrısı açısından risk altındasınız.

    Egzersiz bel ağrısını nasıl engeller?

    Egzersiz ile:

    • Kötü duruş düzeltilebilir,
    • Bel kasları güçlendirilebilir ve esneklik sağlanabilir,
    • Kilo verilebilir,
    • Düşmeler engellenebilir.

    Hangi egzersizler bel ağrısını önlemede etkilidir?

    Bel ve karına yönelik egzersizler önemlidir. Bel ve karın adalelerini güçlendirici ve bel adalelerini gerici egzersizler yapılmalıdır. Bel ağrısı için yüzme en iyi aerobik egzersizdir.

    Bel ağrısından korunmak için başka nelere dikkat etmem gerekir?

    Bel ağrısını engellemek için öncelikle vücut mekaniğine uygun, doğru bir şekilde ağırlık kaldırma ve öne eğilmeyi bilmek gereklidir. Bunun için aşağıdaki önerilere uyunuz:

    • Ağır nesneleri kaldırırken sırtınızı dik ve yükü vücudunuza yakın tutunuz.
    • Yükü kaldırırken belinizi/sırtınızı öne, sağa veya sola bükmeyiniz.
    • Yük ile ayağa kalktığınızda öne doğru eğilmeyiniz.
    • Yerden herhangi hafif bir eşyayı bile mutlaka dizlerinizden çömelerek ve bacaklarınızdan güç alarak kaldırınız.
    • Nesneleri kaldırırken ve indirirken karın kaslarınızı sıkılaştırınız (kasınız).
    • Ağır yük taşırken geniş destek yüzeyi sağlamak için bacaklarınızı birbirinden ayırınız.
    • Şayet yük ağır veya hantal ise birinin yardımı olmadan kaldırmayınız.
    • Ayakta uzun süre durmaktan kaçınınız. Eğer işiniz için ayakta durmak zorundaysanız bir ayağınızın altına küçük bir basamak koymalısınız. Sıklıkla ayak değiştiriniz.
    • Yüksek topuklu ayakkabı giymeyiniz. Yürürken yastıkçıklı tabanlık kullanınız.
    • Oturarak çalışıyorsanız -bilgisayar kullanırken vb.- kullanılan sandalyenin yüksek, sert ve ayarlanabilir bir arkalığı olmasına özen gösteriniz. Sandalyenin arkalığı, beli ve sırtı desteklemelidir. Dik pozisyonda oturmalı, sırt arkaya tam olarak yaslanmalıdır. Ayrıca sandalye etrafında dönebilmeli ve kol desteği olmalıdır.
    • Otururken ayaklarınızın altına küçük bir basamak yerleştirerek dizlerinizin kalçalardan yüksekte olmasına dikkat ediniz.
    • Otururken veya araba sürerken küçük bir yastık veya yuvarlanmış havlu ile belinizi destekleyiniz.
    • Araba kullanırken pedallara kolaylıkla ulaşabileceğiniz şekilde koltuğunuzun yüksekliğini ayarlamalısınız. Eğilmeyi engellemek amacıyla koltuğunuzu olabildiğince öne doğru getiriniz ve direksiyona yakın oturunuz. Eller direksiyon üzerinde 2’ye 10 kala pozisyonda ve dirsekler hafif bükülü durumda tutulmalıdır. Koltuğun açısı beli destekleyecek şekilde olmalıdır. Uzun süreli araç kullanırken, 2 saatte bir mola vermeli, kısa bir yürüyüş ve germe egzersizleri yapmalısınız. Sürüşten hemen sonra ağır nesneler kaldırmayınız.
    • Son zamanlarda yapılan çalışmalar, orta sertlikte zeminde uyumanın sert zeminde uyumaktan daha iyi olduğunu göstermektedir.
    • Kilo veriniz.

    Cerrahi girişime gereksinimim var mı?

    Bel ve bacak ağrısı olan hastaların birçoğunun cerrahi girişime ihtiyacı yoktur. Çünkü ameliyat bu grup hastalıkların yalnızca küçük bir kısmında gereklidir.

    Her bel ağrısı, bel fıtığı anlamına gelir mi?

    Halk arasındaki en önemli yanlışlardan birisi de “bel ağrısı eşittir bel fıtığı” şeklindeki düşüncedir. Daha önce de belirttiğim gibi her bel fıtığında bel ağrısı görülür fakat her bel ağrısı bel fıtığı anlamına gelmez. Zorlamalara veya ani hareketlere bağlı olarak bel kaslarımızda meydana gelen spazm en sık görülen bel ağrısı nedenlerinden birisidir. Bunun dışında, omurlarımız arasında yer alan “disk” dediğimiz yapılar yaş ilerledikçe dejenere olurlar ve içlerindeki su miktarı azalınca bel ağrısına yol açarlar. Ayrıca omurlarımızı birbirine bağlayan “faset” dediğimiz eklemlerden kaynaklanan problemler bel ve kalça ağrılarına yol açarlar.

    Bel fıtığının belirtileri nelerdir?

    Başlangıç dönemindeki belirti bel ağrısıdır. Dıştaki sert kısmın gerilmesi ve daha sonra yırtılması ile ve aynı dönemdeki iç kısımda ortaya çıkan kimyasal maddelerin etkisiyle küçük sinir uçları uyarılır ve belin orta kısmında, bazen yana yayılan ağrılar başlar. Bel ağrısının bir diğer nedeni de sinir uçlarının uyarılması ile ortaya çıkan bel kaslarındaki spazmdır. Bu dönemde yapılan muayenede bel kaslarının sert olarak ele geldiği ve omurgada düzleşme olduğu anlaşılır. Bu dönemde fıtık dokusu henüz sinire baskı yapmadığı için bacakta ağrı veya uyuşma yoktur. Olay ilerledikçe içteki yumuşak kısım sağda veya solda dışarı doğru kabarır ve son dönemde yırtıktan dışarı çıkar. Tam bu bölgeden geçen ve bacağa giden sinire baskı yapmaya başlar. Bu dönemde hasta belindeki ağrının kalçasına ve bacağına yayıldığından şikayet eder. Beraberinde bacakta uyuşma ve karıncalanmalar başlar. Sinir dokusunun etkilenmesi döneminde yapılan muayenede bacakta güç kaybı ve duyu hissinde azalma fark edilir. Bazı büyük bel fıtığı olan hastalarda idrar kaçırma ortaya çıkabilir. Bazen hastalar şiddetli bacak ağrılarının aniden tamamen geçtiğini fark ettiklerini belirtirler. Bu durum aslında hastanın düşündüğü gibi bir iyileşme değil tam tersi sinirin artık görevini yapamadığını gösteren kötü yönde bir gelişmedir ve yapılan muayenede genellikle beraberinde ayakta tam bir kuvvetsizlik saptanır. Bu durum acil olarak ameliyat edilirse düzelebilir.

    Her fıtık ameliyat edilmeli mi?

    Bel fıtığı hastalarının büyük bir kısmı, sanıldığının aksine, ameliyat gerekmeden diğer tedavi yöntemleri ile iyileşebilirler. Ameliyat edilmesi gereken hastaları şu şekilde sayabiliriz:

    ? Ayağında kuvvet azalması olan hastalar,

    ? Çekilen MR’da bir disk parçasının koparak sinire baskı yaptığının saptandığı hastalar,

    ? İdrar kaçırma şikayeti başlayan hastalar,

    ? Düşük ayak dediğimiz ani kuvvet kaybı olan hastalar.

    PROLOTERAPİ VE BEL AĞRISI…

    Bize ağrı ile başvuran hastaların hemen hemen % 50 ‘ si bel ağrısı şikayetiyle başvuruyor. Bunun yalnızca %1’i operasyon gerektiren bel ağrısı. PROLOTERAPİ İLE BEL AĞRILARINIZDAN KALICI OLARAK KURTULMANIZ MÜMKÜN.

    Unutmayın ağrı ile yaşamak zorunda değilsiniz. Ağrısız günler temennisiyle…

  • Proloterapi tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler

    Proloterapi tedavi seansından sonra kendimi nasıl hissedeceğim?

    Tedavi seansının sonrası 7-10 gün süreyle ağrınız artabilir. Endişelenmeyin; oluşan etkiler tedavinin inflamasyon parçasıdır.

    Ağrı burkulma ya da tekrar şikayetlerinizin artmış izlemini verebilir. Hatta bazı hastalarımızda gribal enfeksiyon benzeri bir durum görmekteyiz. Bu durumlar aslında tedavi olduğunuzun işaretleridir.Unutmayalım; AĞRI VARSA İYİLEŞME VARDIR.

    Enjeksiyon yerinde morarma-şişlik-hassasiyet-kızarıklık olabilir. Bunlar beklenen durumlar olup kısa süre içinde sonlanacaktır.

    İLK 3 GÜN MUTLAKA ENJEKSİYON YERLERİNE SICAK UYGULAMA YAPINIZ. NE KADAR ÇOK UYGULAMA YAPARSAK TEDAVİDEN O KADAR ÇOK FAYDA GÖRÜRÜZ.

    Ağrı varsa ne yapmalıyım?

    Parasetamol grubu ( parol, vermidon vs…) 6 saat arayla ağrı durumuna göre alınabilir. Eğer ağrı çoksa size kısa süreli narkotik analjezikler reçete edebiliriz.

    ASLA ;ASPİRİN 325 MG, DİCLOMEC, APRANAX, VOLTAREN, BRUFEN VS… NON-STEROİDAL ANTİ-İNFLAMATUAR İLAÇLAR ALMAYINIZ. ( krem, fitil vs.. şekillerini de kullanmayınız. )

    Kalp için günde 1 kez alınan 100-150 mg alınan aspirine devam edilebilir.

    Proloterapi sonrası ne zaman çalışmaya başlayabilirim, spor yapabilirim?

    İlk 3 gün boyunca enjeksiyon yapılan bölgeyi aşırı zorlayıcı hareketlerden kaçınmalıyız. Ardından bize verilen germe egzersizlerini ilk birkaç seans zorlamadan, ardından gelen seanslarda sayısını ve tekrarını arttırarak devam etmeliyiz.

    EGZERSİZLERİMİZİ NE KADAR DÜZENLİ VE SAYISINA UYGUN YAPARSAK İYİLEŞME SÜRECİMİZ O KADAR ÇOK KISALACAKTIR.

    Özellikle baş-boyun enjeksiyonlarını takiben bazı hastalarımızda mide bulantısı – baş dönmesi – şiddetli baş ağrısı görülebilmekte olup bunların tamamı tedavinin etkinliğinin göstergeleridir. Aşırı miktarda olduğu takdirde mutlaka ağrı doktorunuza başvurun. İntravenöz sıvı replasmanıyla kısa sürede şikayetlerinizden kurtulabilirsiniz.

    Proloterapi tedavi seanslarını ne sıklıkla alabilirim?

    Tedavi seans sayısı ve tedavi aralıkları, her birey için farklıdır. Çoğu zaman 4-6 seans 3-4 hafta arayla gerekebilir.

    HASTANIN TEDAVİYE VERDİĞİ CEVABA GÖRE SEANS SAYILARI VE ARALIKLARI DEĞİŞEBİLİR.

    Proloterapi seansı süresince uygulayacağım özel bir diyet var mı?

    Evet. Bol miktarda su içmeliyiz. C vitamininden zengin sebze – meyve, proteinden zengin diyet uygulamalıyız. Size verilen ilaçları lütfen dikkatli kullanınız.

    Proloterapi tedavisinden ne zaman sonuç almaya başlayacağım?

    Sonuçlar da kişiden kişiye değişmekle birlikte ilk 2 seans sonrası çok fazla bir değişiklik beklemeyiz. Hastalarımızın sabırlı olması gerekmektedir. Çünkü tedavi ağrıyı kesme değil ağrı oluşturan nedeni ortadan kaldırma tedavisidir. Tedavi esnasında ağrılarımız ne kadar çok artarsa tedavinin etkinliği de o kadar çok olur. Egzersizlerimizi de gelişi güzel – yanlış olarak değil, düzenli ve sayısını arttırarak yaparsak iyileşmememiz için hiç bir neden yok.

    UNUTMAYALIM;

    PROLOTERAPİ TEDAVİSİ SIRASINDA VE SONRASINDA EGZERSİZ YAPMAYACAKSANIZ , TALİMATLARIMIZA UYMAYACAKSANIZ BU TEDAVİYE HİÇ BAŞLAMAYINIZ.

    ÇÜNKÜ HEDEFİ AĞRI KESME DEĞİL AĞRIYI OLUŞTURAN NEDENLERİ ORTADAN KALDIRMA OLAN PROLOTERAPİ, EGZERSİZ YAPMADIĞINIZ VE SÖYLENENLERE DİKKAT ETMEDİĞİNİZ TAKDİRDE SİZİ ESKİSİNDEN DAHA SIKINTILI DURUMA DÖNÜŞTÜREBİLİR.

  • Proloterapi nedir ?

    Proloterapi tekniğinde zedelenmiş veya eski işlevini yitirmiş olan İnsan vücudundaki tüm eklem, kıkırdak, ligament ve tendonlara kendi kendilerini tamir edecek ve yeniden yapılandırma aşamasına sokacak bir solüsyon enjekte edilir.(biz %15 dextroz kullanıyoruz,%25 dextroz eklem içi) Bu solüsyon hücrelerin ve dokuların proliferasyonunu (büyüme-iyileşme) sağlar. Enjekte edilen solusyon ile dokuda kasıtlı olarak enflamasyon oluşturulur.

    Bu iritasyonla oluşan inflamatuar yanıt sonucunda zayıf ya da işlevliğini yitirmiş bölgede kan akımı artar, bu bölgeye (kıkırdak-ligament-tendon gibi yapıları) tamir eden hücreler gelir böylece yeni doku iyileşmesi başlar, yeniden tamir uyarılır. Proloterapi, vücudun tamir sistemini uyararak ağrılı, zayıf ve işlevini kaybetmiş bölgenin tekrar eski haline dönmesini sağlayan basit ve doğal bir tekniktir. Proloterapi kıkırdak, tendon, eklem, kas sorunlarında tedavi ederek ağrıyı geçirir. Bu tedavide önemli olan diğer unsur hastanın romatizmal ve kortizon ilaçlarından kurtarılmasıdır.