Kategori: Anestezi ve Reanimasyon

  • Epidural steroid enjeksiyonları

    Boyun ve bel bölgesinde ortaya çıkan ve sinir kökü basısına neden olan omurga hastalıklarında etkin bir yöntemdir. Disk fıtıkları ( bel- boyun fıtığı ) , disk kayması ve dar omurilik kanalı gibi durumlarda ağrıyı kontrol altına almak için kullanılır. Buradaki amaç bası sonucu oluşan inflamasyon ve ödemi azaltmak, yapışıklıkları çözmektir. Epidural steroid enjeksiyonunun en çok etkili olduğu durumlar sinir kökleri üzerine bası ve disk hernileridir. Semptomları yeni başlamış hastaların %70-80’i düzelir ve ileri tedavi gerektirmezler, daha geç olgularda % 50-70 hastada 2 ay ile 1.5 yıl ve üzerinde bir süre rahatlama sağlanır. Epidural steroid enjeksiyonu, hastanın yakınmalarının başlamasından sonra ilk 6 ay içinde yapıldığında etkinliği daha fazladır. Epidural enjeksiyon ile hasarlı olan spinal sinir etrafına etkisi uzun süren bir depo steroid ve erken dönemde rahatlamayı sağlamayı sağlamak için lokal anestezik içeren bir ilaç karışımı yapılır.

    Nasıl Uygulanır?

    Girişim, Algoloji uzmanlarınca, devamlı radyolojik görüntüleme altında (C-kollu skopi ile) yapılmaktadır. İşlem sırasında hastanın yaşamsal fonksiyonları bir anestezi uzmanı tarafından monitörize edilerek, hastanın ağrı duymaması için damar yolundan ilaç uygulanır. Tüm işlemler lokal anestezi altında yapılır.

    İşlem Sonrası Ne Olur?

    İşlem sonrası 2-3 gün istirahat önerilir. Uzun etkili steroidin asıl etkisi 48-72 saat içinde tam istenilen düzeye gelir ve ağrı şikayeti 3-4 gün içinde azalmaya başlar. Bu zaman zarfında beli veya boynu aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınılmalıdır.

    Riskleri Nelerdir?

    Epidural steroid enjeksiyonu yapılan hastalar içerisinde 40-60 bin hastada bir sıklıkta enfeksiyon görülme ihtimali mevcuttur. Bu nedenle uygulamalar ameliyathanede mutlak steril koşullarda gerçekleştirilerek bu olasılık en düşük düzeye çekilir. Sinir hasarı da çok nadir görülen bir durumdur. Bu riski en aza indirmek için girişimin mutlak suretle C-kollu skopi ile görüntüleme altında ve uzman kişilerce yapılması gerekir.

  • Baş ağrısından kurtuluş yok mu?

    Baş ağrısı toplumda en sık karşılaştığımız ve hayat kalitesini en fazla etkileyen semptomlardan biridir. Bu şikayetle başvuran hastaların tanısında esası hastanın hikayesi oluşturmaktadır. Hastalara yeterli zaman ayırıp, yakınmalarının doğru değerlendirilerek, tanı yanlışlıkları ve gereksiz tetkiklerden kaçınmak mümkündür. Baş ağrılı hastaların yaklaşık % 90’ının üzerindeki kısmını primer baş ağrıları oluşturmakta ve Migren tipi, Gerilim tipi ve Küme tipi olarak gruplandırılmaktadır. Gerilim-tipi toplumda en sık görülen baş ağrısı tipidir ikinci sırada migren tipi baş ağrısı ve şu an için dünyada en sık üçüncü sırada görülen analjezik (ağrıkesici) ilaç aşırı kullanım baş ağrısı görülmektedir. Baş ağrılarındaki bu çeşitlilik tedavide de çeşitliliğe sebep olmaktadır. Öncelikle ilaç tedavisi başlanmasına rağmen özellikle son yıllarda baş ağrısı tedavisinde de uygulanmaya başlayan transnazal sfenopalatin ganglion blok ile de çok başarılı sonuçlar alınmaktadır. İşlemin yan etkileri çok nadir olup haftada 2 kez olmak üzere 4-6 seans uygulanması gerekir.

  • Migren tedavisi hakkında

    Migren hayat kalitesini düşüren en önemli hastalıklardan biridir, kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık olarak izlenmektedir. 

    Migren hastalığı, genellikle 20 – 40 yaş arasında ortaya çıkan, nadiren çocuklarda da görülen bir hastalıktır.

    Migren, 4 -72 saat süren şiddetli ve tekrar eden baş ağrısı ataklarıyla seyreden kronik bir hastalıktır. Migrende baş ağrısı ile birlikte bulantı, kusma, ışık ses hassasiyeti, duyu hassasiyeti, görme kaybı bazen de yarı felç durumunun eşlik edebildiği, beraberinde duygusal çöküntünün de olduğu şikayetlerden oluşur.

    Çocuklarda karın ağrısı, bulantı, kusma ön planda olabilir.

    Migrene baktığımızda, migren aslında bir otonom sinir sisteminin aksamasıdır.

    Migren tedavisinde farklı seçenekler vardır. Uzun yıllardan beri en belirgin şekilde yapılan tedavi ilaç tedavisidir.

    Migren tedavisi ve migren hastalığını tamamı ile durduran kalıcı tedavi yöntemi nöral terapidir.

    Nöral terapi yaklaşımı migrene tamamen farklı bir bakıştır. Almanya çıkışlı, batı tıbbı içinde bilim dalı olarak yer alan nöralterapi, hastalıkların çıkış noktası yani etyolojisi ile ilgilenir. Bu yaklaşımda migren sadece başağrısı olmaktan çıkar otonom sinir sisteminin çalışmasının aksaması (disfonksiyonu) olarak değerlendirilir. Disfonksiyona neden olan bozukluklar hastanın öyküsünden tespit edilir ve düzeltilir. Bu duruma geçirilmiş ameliyatlar, bademcik enfeksiynları (tonsillit), çocukluk döneminde geçirilen enfeksiyonlar ve diş tedavileri neden olabilir.

    Nöralterapi ile özellikle ilaç tedavisine cevap alınamayan migren hastalarında başarılı çözüm sağlanmaktadır.

  • Fibromiyalji sendromu hakkında

    Fibromiyalji, toplumun %2-4’ünde görülen, kadınlarda görülme oranı erkeklerden 4 kat fazla olan, kişinin yaşam kalitesini ciddi derecede bozan kronik bir hastalıktır.

    Fibromiyalji hastalığının diğer bir adı da yumuşak doku romatizmasıdır.

    Gerçek romatizmadan farkı, kanda romatizmayla ilgili bulguların normal olmasıdır.

    Fibromiyalji hassas yapılı, mükemmeliyetçi, çok titiz kişilerin, yönetici hastalığı olarakta bilinir.

    Hastalık tek bir şikayetten ziyade, yaygın kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik, uyku düzensizlikleri, depresif ataklar ve bazen de spastik kolit denilen birçok problemin eşlik ettiği bir sendrom olarak tanımlanır.

    Fibromiyalji nedeni

    Fibromiyalji hastalığının nedeni tam açıklanamamakla beraber, belirtilere yol açan bozukluğun merkezi sinir sisteminden kaynaklandığı düşünülmektedir (santral sensitizasyon). Bir çok faktör, ayrı ayrı ya da bir arada fibromyaljiyi başlatabilir.  Genetik faktörler, viral enfeksiyon, fiziksel travma (cerrahi operasyon, düşme yada motorlu araç kazası), emosyonel travma, ilaç değişiklikleri (kortikosteroid kesilmesi)  gibi etkenler, fibromyalji hastalığının ortaya çıkmasından sorumlu tutulmaktadırlar. Bu hastalarda serotonin seviyesinde düşüklük, substans P ve glutamat seviyesinde artış, hipotalamo-pituiter-adrenal aksta bozukluk, otonom sinir sistemindeki bozukluklar, bazı aminoasitlerin düşüklüğü, uyku bozukluğu sonucu IGF-1 seviyesinin düşük olduğu da bilinmektedir.

    Tamamlayıcı tıp açısından bakıldığında, hastalığın temelinde bir lenfatik dolaşım bozukluğunun olduğu görülmektedir. Fibromiyaljili bir hastada, hassas ve ağrılı olarak bulduğumuz tetik noktalarının çoğu, aslında lenfatik sisteme gönderilmek üzere, parçalanmış artıkların akıtıldığı noktalardır.

    Otonom sinir sisteminde disfonksiyon olmadan, fibromiyalji sendromunun ortaya çıkması mümkün değildir, ayrıca hastalarda, asit baz açısından değerlendirildiğinde vücutlarında yoğun bir asit yapının olduğu da dikkat çekmektedir.

    Fibromiyaljide semptom ve bulgular

    3 aydan uzun süren yaygın vücut ağrısı

    kaslarda ve eklemlerde hissedilen ağrı günden güne, haftadan haftaya değişebilir

    ağrının yeri vücudun farklı yerlerinde dolaşma eğilimi gösterse de en sık boyun, bel, kollar, göğüs, kalça ve bacaklarda hissedilir

    ağrı özellikle kötü uyku, soğuk ve nemli havalar, ve psikolojik stresle, mekanik yüklenmelerle artabilir

    dinlendirmeyen niteliksiz uyku

    sabahları ve günün ilerleyen saatlerinde yorgunluk

    gerilim veya migren tipi baş ağrısı, başta sersemlik hissi

    konsantrasyon güçlüğü

    eller, kollar, ayaklar, bacaklar veya yüzde hissizlik veya karıncalanma.

    karın ağrısı, şişlik, kabızlık, ishal gibi mide-bağırsak sistemiyle ilgili şikayetler

    adet öncesi gerginlik, ağrılı adet dönemleri

    idrara sık çıkma

    Fibromiyalji tedavisi

    Fibromiyaljinin önlenmesi ve tedavisi için modern tıp açısından henüz kesin bir çözüm bilinmemektedir. Sağlıklı bir diyet, germe ve gevşeme egzersizlerini düzenli yapmak, yeterli su içmek, bedeni asitleştiren besinlerden uzak kalmak , hastaların yakınmalarını azaltmaktadır.

    Fibromyalji hastalarında Nöralterapi ve Ozon tedavisi ile kalıcı çözüm sağlamak mümkündür.

  • Gerilim tipi baş ağrısı

    Şehir yaşamının yüksek temposunda her geçen gün yaygınlığı artan gerilim tipi baş ağrıları, özellikle kadınlarda daha sık görülür.

    İnsanların %70 i hayatlarının herhangi bir döneminde baş ağrısı ile karşılaşmaktadır.

    Baş ağrıları tüm dünyada doktora başvuru nedenleri arasında birinci sırada yer almaktadır.

    Stres ve strese yatkınlık gösteren kişilerde daha sık görülür.

    Gerilim tipi baş ağrısı : Daha çok başta ağırlık, basınç, sıkışma olarak ifade edilir.

    Ağrı genellikle boyun bölgesinden başlayarak başın tepe kısmına doğru yükselir, şakaklara doğru yayılır ve sıkıştırıcı karakterdedir.

    Genellikle yüz, baş ve boyun kaslarının sürekli gerilmesi ile ortaya çıkan ve altta yatan psikososyal açıdan yaşanan gerilim vardır. Bu hastalar kendilerine migren tanısı koyar. Ancak gerilim tipi baş ağrısının mekanizması ve tedavi yöntemi migrenden farklıdır.  Migrende ağrı öncesinde görülebilen görme bozukluğu ve diğer belirtiler gerilim tipi baş ağrısında yoktur ve migren hastalarında olduğu gibi karanlık ve sesiz bir ortam aramak yerine , açık havaya çıkmak istemektedirler 

    Gerilim tipi baş ağrısının tanısında: baş, boyun ve omuz bölgesi kaslarında tetik noktaların  bulunması ve bu kaslara basınç uygulamakla yansıyan ağrının ortaya çıkması önemli bir bulgudur.

    Gerilim tipi baş ağrısı  gün ilerledikçe artış gösterir ve günlerce  devam edebilir.

    Hastalarda depresif bir ruh hali ve yüz ifadesi görülür. Konsantrasyon güçlüğü, uykusuzluk gibi yakınmalar olabilir. Migren hastalarında olduğu kadar olmasa da, bulantı ve kusma da görülebilir. 

    Bazı hastalarda migren ve gerilim tipi baş ağrısı birlikte de görülebilir.

    Gerilim tipi baş ağrısının  tedavisinde: boyun ve omuz bölgesinde tespit edilen tetik noktalara enjeksiyonlar yapılarak kasların gevşetilmesi ve  ağrının kontrol altına alınması mümkündür.

  • Nöralterapi ve nöralterapi ile tedavi edilen hastalıklar nelerdir?

    Otonom sinir sistemi iç organlarımız ve dokularımızın, istem dışı çalışmasını sağlayan sinir sistemidir (kalp ritmi, sindirim, solunum, terleme, göz bebeğinin büyüp küçülmesi ve cinsel uyarım) gibi çok sayıda vücut işlevini düzenler.

    Geçirilen  ameliyatlar, enfeksiyonlar, diş tedavileri, psikolojik ve mekanik travmalar otonom sinir sistemine kaydedilir ve  bozucu alan olarak bedenimizin iletişim ağını etkiler.

    Zaman içinde vücut bu yükü taşıyamayacak hale geldiğinde ise hastalıklar ve kronik ağrı olarak ortaya çıkar.

    Nöralterapide lokal anestezik ilaçlarla, otonom sinir sistemindeki bio-elektriksel hasarları uyararak, nörovejetatif düzenleme sağlanmaktadır. Nöralterapi özellikle klasik tıbbın yetersiz kaldığı uzun süreli, geçmeyen ağrılarda, hormonal bozukluklarda ve sistemik bazı hastalıklarda etkili bir metoddur.

    Nöralterapi modern tıp ve tamamlayıcı tıp arasında köprü niteliği taşıyan bilimsel bir tedavidir.

    Nöral Terapi ile Tedavi Edilen Hastalıklar

    Migren , gerilim ve küme tipi baş ağrıları

    Boyun, sırt ve bel ağrıları gibi kas kökenli ağrılar

    Bel ve boyun fıtıklarında ağrının giderilmesi

    Fibromyalji (kronik yorgunluk sendromu)

    Eklem hastalıkları (menisküs yırtılması)

    Romatizmal hastalıklar

    Allerjik astım ve allerjik rinit gibi allerjik kökenli hastalıklar

    Tüm nevraljilerde ( zona ağrısı, nöropatik ağrı, sinir travmaları)

    Menapoz sıkıntılarının giderilmesi

    Adet düzensizlikleri ve adet sancılarının tedavisi

    Hormonal bozukluğa bağlı üreme sorunları

    Kronik sinüzit tedavisi

    Sinir basısına bağlı oluşan ağrılar

    Depresyon ve panik atak gibi ruhsal hastalıklar

    Bağırsak hastalıklarını tedavisi (irrtabl kolon sendromu, ülseratif kolit ve crohn, kronik kabızlık)

    Yüz felci tedavisi

    Tüm nevraljilerde ( trigeminal nevralji,zona ağrısı,nöropatik ağrı, sinir travmaları)

    Spor yaralanmaları

  • Ozon tedavisi nedir, hangi hastalıklarda kullanılır?

    Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3).

    Ozon, atmosferde genel olarak iki atomlu halde bulunan normal atmosferik oksijene (O2) nazaran çok daha yüksek enerji taşıyan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle ozon “super oksijen” olarak bilinir.

     Ozon; oksijenin normal atmosferik birleşimine göre bazı farklılıklar gösterir. Oda sıcaklığında renksiz olan ozon gazının karakteristik bir kokusu vardır. Fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında doğal olarak oluşur ve hissedilebilir. Ozon gazının ismi bu karakteristik kokusundan dolayı Yunanca “koklamak ” manasına gelen ozein’den türetilmiştir.

     Uzaydan ve özellikle güneşten gelen yoğun zararlı ışınları emerek, yeryüzüne inmesine engel olan atmosferin stratosfer tabakasındaki ozon için eski tarihlerde “Tanrının Nefesi ” adı verilmiştir. 

    Ozon Nasıl Etki Ediyor?

    – Ozon doku ve hücrelerin oksijenlenmesini arttırır.
    – Alyuvarlar elastikiyetini artırarak kılcal damarlardan geçişini kolaylaştırır.
    – Kanın dokulara oksijen bırakma yeteneğini artırır.
    – Bağışıklık sistemini uyararak, güçlendirir, enfeksiyon ve kansere direnci artırır.
    – Bağışıklık sistemini düzenleyici özelliği ile bağışıklık sisteminin sapmasından kaynaklanan hastalıkları iyileştiricidir.
    – Güçlü antimikrobik etkisi olan ozon – bakteri, virüs ve mantarları öldürür.
    – Kanser hücrelerinin çoğalmasını ve yayılmasını engeller.
    – Kanser tedavisi (Kemoterapi) sırasında tedaviye duyarlılığı artırır, yan etkilerini azaltır.
    – Hücrenin fonksiyonları için gerekli enerjiyi sağlayan, ATP’nin üretimini arttırarak: hücrelerin yasam enerjisini artırır.
    – Detoks etkisi sağlar:karaciğer , böbrek ve cildin fonksiyonlarını düzenleyerek, vücudumuzda biriken toksik ve kimyasal maddelerin temizlenmesinde yardımcı olur.
    - Vücudumuzdaki doğal ağrı kesicilerin açığa çıkmasını sağlayarak AĞRI KESİCİ özellik gösterir.

    Ozon Tedavisi:

    Birçok patolojik durumu düzeltir veya tamamen iyileştirir.Bu olumlu sonuçlar bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmış olmakla birlikte kural olarak hastalıkların tedavisinde, ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır ve tamamlayıcı tedavi grubuna girer.

    Ozon Tedavisinin Kullanıldığı Hastalıklar

    Kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji ,stres ve uyku bozuklukları

    Dolaşım bozukluklarına bağlı olan hastalıklarda: Reynaud fenomeni ve Burger hastalığı.

    Migren ve baş ağrılarının tedavisinde oldukça etkilidir.

    Şeker hastalarında, geçmeyen yaralarda ve diabetik nöropatik ağrılarda

    Metabolik sendrom: Bel çevresinde yağlanma, hipertansiyon, yüksek kanşekeri, HDL kolestrolün düşük, trigliserit değerlerinin yüksek olması.

    Romatizmal hastalıklar: Osteoartrit, Romatoid artrit , Ankilozan spondilit,

    Otoimmun hastalıklar : Multipl skleroz, Sedef hastalığı (psoriasis), Chron hastalığı, Behçet hastalığı,Lupus , Hashimato tiroiditi ve Gut hastalığı

    Ani İşitme kaybı, Kulak çınlaması ve Baş dönmesi

    Kanserde, kemoterapi ve radyoterapiye destek tedavi

    KOAH (Kronik bronşit) ve Allerjik Astım

    Alerjik rinit, atopik dermatit, ürtiker

    Gözde sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu)

    Enflamasyonlu bağırsak hastalıkları: Ülseratif kolit ,crohn hastalığında ve spastik kolon-irritabl barsak sendromu

    Fistüllerde (anal fistül v.b.) enflamasyonu engelleyici, hücreleri yenileyici  özelliklerinden dolayı yüz güldürücü sonuçlar alınır.

    Alzheimer, Parkinson gibi nörolojik hastalıklar, muskuler distrofi veya kas-sinir sistemini tutan hastalıklarda son derece etkilidir.

    Avaskuler nekroz

    Bel ve boyun fıtıklarının tedavisinde

    Hepatit B ve Hepatit C de, karaciğeri kanser ve sirozdan korumak

    Viral hastalıklar : Zona, Herpes virüs (genital), HİV

    Kadın genital yollarındaki tedaviye dirençli mantar enfeksiyonlarında

    Anti-aging (Yaşlanmayı geciktirmede)

  • İnsanların yaşam sonu ölüm yeri tercihleri!

    TÜRKİYE’’DE İNSANLARIN %70 ‘İ EVDE ÖLMEK İSTERKEN NEDEN HASTANELERDE ÖLÜYOR?…

    Ölüm insan varlığını yaşam karşısında varoluşsal nedenleri düşünmeye zorlayan en temel ve en belirleyici olgudur. Ölüm, bir kayıptır kederimizi, yasımızı tam olarak yaşarsak büyüme ve yenilenme için bize bir araç olur.

    T.S.ELIOT “Tüm araştırmalarımızın sonu, başladığımız yere ulaşmak ve orayı ilk kez tanımaktır’’ der. Geçiciliğimizin, sonluluğumuzun yaşamlarımıza kattığı değersel anlamları kavramak için, mutlaka ölümü kabul etmek, onu anlamak zorundayız.

    Gelişen modern teknolojiler sayesinde artan yaşam süresi ve kanser vakaları yanında yalnızlaşan bir toplum içinde yaşamaya başladık. Hasta ile hekim teknoloji ile anında ulaşılabilir bir nokta da ama bir o kadar da uzak. Hekimler her geçen gün artan ve yaşlanan dünya nüfusu nedeni ile bakım hastaları ve ölüm kavramı ile daha fazla karşılaşmaktadırlar. Hepimiz bugün olmasa da günün birinde hasta veya hasta yakını olarak sağlık hizmetinin alıcısı konumunda olabiliriz.

    Kişilerin son dönemlerine ait kararlarına saygı gösterilmemesi; örneğin gerçeğin saklanması, , ölümden konuşmanın tabu olması bize engeller koymaktadır. Bu çalışmanın amacı türk insanının isteklerini saptamak, dünya ile kıyaslamak bu günden geleceğe projeksiyon yaparak öncü olabilmektir.

    Ülkemizde sağlıklı kişilerin, hatta son dönem hastaların ölüm yeri tercihleri konusunda çok fazla çalışma bulunmamaktadır. Bu anketin birincil amacı, ölüm yeri tercihleri ve yaşam sonunda hasta ve hasta yakınlarının beklentilerini saptamaktır.

    METHOD

    Verilerin Toplanması ve İstatistiksel Analizi: Araştırmanın amacına uygun olarak hazırlanan anket soruları, 24 Kasım 2016’da doktorsitesi.com üzerinden surveymonkey kullanılarak internet kullanıcılarına ulaştırıldı., 26 gün boyunca devam etti sosyal medya kullanıcısının verdiği cevaplar sonucunda ortaya çıkan veriler SPSS programı yardımıyla analiz edildi.996 kişi ankete katıldı. 736 kişi sorulara tam olarak cevap verdi.

    SONUÇLAR

    Demografik analizde %34.0 kişi 30-39 yaş bandında, % 32.6 kişi 20-29 yaş aralığında.. %59.6 kişi üniversite mezunu, %56.8 kişi evli, %35.2 kişi bekar. %46.2 kişi özel sektör çalışanı %22.8 kişi memur olarak saptandı.

    6 kişi eğitim seviyesini işaretlemeden geçmiştir, 15 kişi medeni durumunu açıklamamış, 40 kişi çalışma durumunu belirtmemiştir..

    Ankette;.sağlığın tanımı sorusuna % 93.3 kişi Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) yeni tanımına uygun olan ‘’Fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak var olma halidir’’ şıkkını işaretledi.

    Kaliteli bir yaşamı nasıl tanımlarsınız sorusuna %37.0 kişi sağlık, huzur ve paranın bir

    arada olması, %23.4 içinde yaşadığım sosyo-kültürel ortamda kendimi iyi hissetme hali, %23.4 hedeflerimi, beklentilerimi sağlıklı yapabilme durumudur yanıtını verdi.

    Aniden kendinizde ya da sevdiğiniz bir insanın kanser olduğunu öğrendiniz. ilk süreçte ne hissedersiniz, sorusuna %66.6 kişi; kendime ve sevdiklerime yardımcı olmak için profesyonel en iyi sağlık hizmetini araştırmaya başlarım.cevabını verdi.

    Yakınınız/ sevdiğiniz kişi bakıma muhtaç bir hastalığa yakalandı, onun son döneminde bakımını nerede yaptırmak istersiniz.? sorusuna %67.8 kişi; evde profesyonel bir yardım eşliğinde sevdikleri ile bir arada olmasını isterim. Acil durumlarda sağlık ekibinin koşulları oluşturmasını isterim. Acil bir durumda ona yardım edememekten korkarım.dedi. %0.8 kişi ;devlet güvencesinde olan bir bakım evine yerleştiririmi seçti.

    Yaşam sonu yada ölümü düşündüğünüzde size en yakın olanı işaretleyiniz sorusuna %41.0 kişi; en çok son dönemimde ağrı ve dindirilemeyen ızdıraplar içinde ölmekten korkuyorum, %28 kişi; bana en uygun olan malzeme medikal ekipman ve ilaçların doğru kullanıldığından emin olmak istiyorum dedi.

    Türk toplumu içinde Ölüm sizce tabu mudur konuşulur mu? sorusuna %37.2 kişi çok sık konuşulur. %33.8 kişi bazen konuşulur %6.4 kişi ölüm hiç konuşulmaz Tabudur. diye yanıtladı.

    Ölümcül bir hastalığınızın son dönemindesiniz aşağıdaki şıkları önem sırasına göre sıralayınız sorusuna Kişilerin ilk sıradaki tercihleri %67.42 kişi dayanılmaz ağrılar çekmek istememekte ve %%66.78 kişi. hastalığı konusunda her türlü bilgiyi doktorundan almak istemektedir. %59.40 kişi , başkalarına yük olmak istememektedir. %56.76 ölürken fiziksel ve duygusal yeteneklerinin kaybolmasını istememektedir.

    Nerede ölmeyi tercih edersiniz sorusuna %69.4 kişi evi %12 9 kiş hastanede özel bir odayı tercih ederken %10.1 kiş hastanede tam teşekküllü bir yoğun bakımda ölmeyi %6.5 palyatif merkezde sadece %1.1 kişi huzur evinde ölme tercihini işaretledi.

    Palyatif bakım ’’ Kanser, inme, Alzheimer, demans gibi bakım hastalarına ve hasta yakınlarına destek hizmetidir. Hastanın acılarını hafifletmeye ve onu rahatlatmaya odaklıdır. Hastaya gereksiz acı verecek tıbbi müdahalelerden kaçınarak (yaşam süresini kısaltmadan / ölüme sürüklemeden) son dönemini sakin, rahat ve kaliteli bir ortamda psikolojik ruhsal ve sosyal bütünlük içinde geçirmesini sağlar.’’ tanımından sonra yakınlarınız için bu bakımı almak ister miydiniz ? sorusuna %89.53 kişi isterim derken bu bakımın nerede verilmesini tercih edersiniz sorusuna %57.96 evde verilmesini tercih etti

    %45.07 kişi kanser hastalarının son dönemlerinde yeterince tedavi edilmediğini düşünürken, sadece %9.39 kişi yeterince tedavi edildiğini düşünüyor.

    Morfin gibi ağrı kesici ilaçları bağımlılık olarak görenlerin ve kullanmak ve kullandırmak istemeyenlerin oranı % 7.19 da kalırken, bu ilaçların mutlaka kullanılması ve reçetelenmesi gerektiğini düşünenlerin oranı %24.94 de kaldı.

    Yaşam sonu tercihlerinde %83.23 kişi onur içinde ağrısız, acılarının dindirilmiş bir şekilde sakin ve huzurlu bir şekilde etraflarında aile ve sevdikleri ile beraberken ölmek istediklerini belirttiler. % 67.1 kişi evde, %13.9 kişi palyatif merkezde, % 10.6 hastanede özel bir odada sadece %7,7 yoğun bakım, sadece %0.7 si bakım evinde ölmeyi tercih etti.

    TARTIŞMA VE YORUM

    Yapılan anketler ve bilimsel çalışmalar insanoğlunun ölüm yeri tercihlerinde pek çok faktöre işaret etmektedir Bunlar başlıca:

    Sosyodemografik faktörler Hastanın sosyal ortamı ve yaşama düzeni( yaş, cins, medeni durumu ve sosyo-ekonomik statü )

    Etiyolojik faktörler (altta yatan ölüm nedeni)

    Ekolojik faktörler Kırsal / kentsel yaşamlar / hastane yoğunluğu, gayri resmi bakım veren desteğine sahip olmak, bakım verenin sağlık durumu ve duygusal kapasitesi ayrıca bakım verenin hastaya bakma kapasitesi.ve gönüllülüğü.

    İlave olarak;

    Semptom yönetimi ve kontrol gereksinimi, buna uygun uzmanı doğru zamanda erişim ihtiyacı.

    Hastanın saygınlığını kaybetme korkusu ,

    Evlerde doğru tıbbi ekipman bulunması, doğru kullanılması, palyatif bakım hizmetlerinin varlığı ve ulaşılabilirliği,

    Hastanın ve hasta yakınlarının hastanelerle ilgili deneyimi.

    Hastanın ve hasta yakınının ölüm ve ölme konusundaki dini inancını içeren bakış açısıdır.

    L’observatoire national’in 2013 raporuna göre, Fransada 10 kişiden 8’i evde ölmeyi tercih etmesine rağmen çoğu kişi hastanede ölüyor. 2 ölümden 1’i hastanede gerçekleşiyor. ve belirleyici faktörler şöyle sıralanmakta;

    Evli erkekler hastanede ölüyor.

    Çok genç ve çok yaşlı kişiler bekar veya boşanmışlarsa evlerde ölüyor.

    Kadınlar daha çok huzur evini tercih ediyorlar ve daha uzun yaşıyorlar.

    Evde ölenlerin çoğu yaşlı ve 90 yaşın üzerinde.

    Tüm Avrupada kentte yaşayanların çoğu hastanelerde ölüyor.

    Özellikle kanserden ölen hastaların büyük çoğunluğu diğer ülkelere göre Fransa ve İsviçrede hastanede ölüyor.

    Serebro vasküler hastalıktan ölümler Avrupada en yüksek sayıda Fransa ve İngilterede hastanede gerçekleşiyor.

    Son yirmi yılda ölüm yeri tercihlerini etkileyen faktörler incelendiğinde bunların değişmediği saptanmış.

    Özellikle kent yaşamında kanser hastaları, Serebrovasküler hastalıktan(beyin damar hastalıkları) ölümler, Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH ) gibi solunumsal hastalıklar ve multipl skleroz, Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) gibi nörolojik hastalar hastanede ölüyor. Kırsal bölgelerde hastanede ölüm daha seyrek. Kanserden ölümlerin Hollanda da %30, Fransada %70’i hastanede gerçekleşiyor. Hasta ve hasta yakınlarının çoğu evde ölmeyi tercih etseler ve istemeseler de tüm palyatif bakım ev hemşirelik hizmetleri konusundaki gelişmelere rağmen son 20 yılda hastanede ölümler sabit kalmış ve evde ölümlerin sayısı artmamıştır. Sadece 3 ölümden 1’i evde gerçekleşiyor. Genellikle kardiyak kökenli bir pil (pace) yada stend takılmasını takiben, dolaşım sistemi bozukluğu, parkinson ya da mental problemi olan kişileri evde kaybediyoruz. Fransızların %60‘ı hastanede ölüyor. Bunların %30 ‘u yaşamının son 30 gününü hastanede geçiren kişiler, %60 ‘ı ise ölmeden bir gün önce hastaneye geliyor. Diğer bir deyişle 3 kişiden biri son 1 ayını evde değil hastanede geçiriyor. Huzur evlerinde ölenlerin sayısı ise1990 %8 iken 2010 %11.5.

    Türkiyede bizim yaptığımız bu çalışmanın sonuçlarına göre %67.1 kişi yani 10 kişiden yaklaşık 7 ‘si evde ölmek istemesine rağmen %67 hastayı hastanelerde son yolculuğuna uğurluyoruz. (veri hasta mahremiyeti yasası nedeni ile ölüm bilgi sisteminden sözel olarak alındı. Hastanede ölümleri yoğun bakım yada servis olarak detaylandırmadığımız için yoğun bakımda ölen kişilerin verileri eksik).

    Bu sabitliğin nedenleri nedir ? evdeki ölümlere frenin nedenleri nedir ?

    Fransada en büyük eksiklik yardımcılardan yardım alma sorunu. Bu eksiklik nedeni ile hasta yakınları istemeseler bile hastalarını hastaneye transfer etmek zorunda kalıyorlar, en büyük sorun hafta sonu ve gece bakım problemi nedeni ile hasta bakımında sürekliliği sağlayamıyorlar. Bu nedenle insanlar evde ölmek isteselerde maalesef hastanelerde ölüyor. Türk toplumunda ise eskiden evde bakma daha fazla iken, artan yaşam süresi nedeni ile 95 yaşındaki annesine bakmak zorunda kalan çocuğun 75 yaşında ve ek hastalıklı olması bakım problemi hastanede ve yoğun bakımda ölümlerin sayısını arttırıyor.

    Ayrıca, yaşam sonuna yaklaştıkça hastaneye gitme süreçlerinin artması. kişinin ihtiyacına göre hizmet etmenin artması, yalnız yaşayanlar için hastane hizmetlerinin kolaylığı, özellikle kanserli hastalara ayrılan yatakların hastanelerde artmasını da sayabiliriz.

    Evde ölüm daha sakin, daha az insanlık dışı, daha az müdahaleli, daha az teknik ve doğal bir şekilde gerçekleştiği için insanlar evde ölümü tercih etmesine rağmen;

    Bakım koordinasyonundaki eksiklikler; yaşam sonundaki bakımın çok komplex olması nedeni ile yaşam sonundaki gerçekliğe adapte edilememesi,

    Öngörü ve iletişim eksikliği,

    Ağrı yönetiminin iyi yapılmaması ve bu konudaki bilgi eksikliği,

    Mobil palyatif bakım, evde bakım ekibi veya geriatri ile uğraşan ekibe erişim eksikliği,

    Aile hekimlerinin zaman sorunu

    Ayrıca hasta ve hasta yakınının doktoru beklemek istememesi, hastaların son dönemlerini evde değil hastanede geçirmelerine neden oluyor.

    Kanser hastalarının ölüm yeri tercihi hakkındaki bilgilerimiz ise yetersiz. Higginson ve ark larının İngiltere’de 18 çalışmayı taradığı çalışmada yaşam sonu bakım ve ölüm için hastaların %50’sinden fazlasının evi tercih ettiğini saptamışlar. Özellikle yakınların yorgunluğu ile ilgili sorunlar ortaya çıktıkça terminal aşamadaki kanser hastaları için hastanede ölümün kabul edilebilirliği zamanla artabilmektedir. 160 ölümcül kanser hastası üzerinde yapılan bir çalışmada, ise %53’ü evi, %29’ u hospisi, %14’ü hastaneyi ve %3’ü de evde hemşire bakımını tercih etmişlerdir.

    ABD’de 1994’de ölümlerin %17’si evde gerçekleşmiştir. Evde ölenlerin çoğu kanser veya AIDS hastalarıdır. Bazı çalışmalar bu hastaların daha genç olduğunu bildirirken, diğer çalışmalar daha çok 65 yaş üzeri kişilerin hayatlarını evde kaybettiğini bildirmektedir. Evde ölenler daha üst bir sosyal sınıfa mensup ve/veya daha fazla ekonomik kaynaklara sahiptir. Onlar ve aileleri yakında ölecekleri gerçeğini bütünüyle kabul etmişlerdir. Bir bakım vereni vardır, yalnız yaşamazlar, onlarla birincil olarak ilgilenen akrabaları sağlıklıdır. Hastanın öz bakımı ev içinde karşılanabilmektedir.

    Türkiye’de S:Aksoy ve ark. yaptığı 200 yetişkin üzerinde yapılan ulusal bir araştırmanın sonuçuna göre, %47’si evde bakım verenleriyle ölmeyi tercih ederken, %53’ü daha iyi bakım alabileceklerini düşündükleri hastanelerde ölmeyi tercih etmişlerdir.

    R Durusoy ve ark larının 150 kanser hastası üzerinde yaptıkları çalışmada ise sadece %63 doktordan hastalıkları ile ilgili tüm bilgiyi açık ve net olarak duymak istediklerini belirtirken , Bizim çalışmamızda ise bu soruya yanıt %66.78 kişi hastalığı konusunda bilgiyi almak istediğini belirtmiştir. Durusoyun çalışmasında yaşamın sonunda %91 i ani ölümü tercih etmekte, %75 i ise son dakikalarda hiç bir girişim yapılmasını istememektedir. %92 si yaşam sonunda hastanede doktoru ve ailesini yanında isterken %71 i evi ve aileyi tercih etmiştir. %30 kişi evden ziyade kendilerini hastanede daha güvende hissettiklerini belirtmiştir. Hastaların tümü dini ritüeller ile ani, ağrısız bir ölüm istemektedirler. Bu çalışmada kent de yaşayan hastalar kırsal kesime göre 2.7 kat daha fazla hastanede ölümü tercih etmiştir, Uzun zamandır kanser hastası olan kişiler %72 oranında ölüm yeri olarak hastaneyi tercih ederken Bizim çalışmamızda bu oranın tam ters olmasının nedeni sağlıklı bireylerde anketin yapılmış olması olabilir. Hastalık döneminde kişi doktorunu ve hastane ortamını tercih etmektedir. Bu tercih kişinin hastalığının uzun olması doktoru ile kurduğu bağ oranında ev ortamı hastane ortamına değişim göstermektedir..

    Yaşamın sonunda spiritüel ve dini eğilimler artar, insanda sorgulamalar başlar . İç sorgulamalara en kolay çözüm inançtan gelir. Yaşam sonunda yaşamın anlamı sorgulanmaya başlar.

    SONUÇ

    Palyatif bakım, hastanın fiziksel, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarına yanıt verir. Bu çerçeve, hastanın ailesine matem noktasında destek vermeye kadar devam eder. Palyatif bakımın amacı, hasta ve ailesinin yaşam kalitesini olabildiğince üst düzeye yükseltmektir. Hastalar ve aile üyeleri, beklenen ölümle boğuşurken bazen çeşitli uyum sorunları yaşayabilmektedir. Ölüme uyum; hastaların ve ailelerin deneyimleri, ölümün uzun ve kronik bir hastalık sonunda mı, yoksa birdenbire yıkımla sonuçlanan bir hastalıklamı, yoksa beklenmeyen bir kaza sonunda gelmesine bağlı olarak değişmektedir.

    Hastalığın başından ölüm gerçekleşene dek geçen sürede ailenin gereksinimleri değişebilmekte ve farklı şekiller alabilmektedir. Bu nedenle aile bireyleri enerjilerini dengeli kullanmak ve onlara en çok gerek duyulan anda işe yaramaz hale gelecek kadar kendilerini tüketmemek durumundadır.

    Evde Ölüm

    Kanser hastalarının yaklaşık üçte ikisi, kendi evlerinde ölmeyi tercih ettiklerini ifade etmişlerdir. Evlerinde ölen terminal kanser hastaları burada fiziksel ve duygusal rahatlık bulmaktadır. Ev, insanın kendisini güvende hissettiği bir yerdir. Ayrıca emin ve sürekli bir kimlik sağlar. “Ev ölmek için en iyi yerdir” düşüncesi birçok hizmet sağlayıcısı ve pratisyenin zihninde sağlam bir yer edinmiştir.

    Bizim çalışmamızdada %65.63 kişi evde profesyonel bir yardım eşliğinde sevdikleri ile bir arada olmasını isterim. Acil durumlarda sağlık ekibinin koşulları oluşturmasını isterim. Acil bir durumda ona yardım edememekten korkarım cevabını seçtiler. Bakım verenler, doğru bakımı sağlayamayacaklarından veya acil durumlarda ne yapacaklarını bilememekten korkmaktadırlar. Pek çok çalışma, evde bakımın birincil şartının istekli ve başarılı bakım verecek kişilerin varlığı olduğunu belirtmektedir , hasta yakınları semptomların nasıl giderilebileceğini bilmek ve sürekli ve hızlı profesyonel desteğin temininden emin olmak istemektedir.

    Hinton’un (1994) St. Christopher Evde Bakım programındaki hastalarla yaşamlarının son sekiz haftasında yaptığı çalışmada hastaların %17’sinin psikolojik belirtiler gösterdiği saptanmıştır. Hastaların %11’i ise belli oranda acıya, depresyona, zayıflığa veya endişeye bağlı olarak ortaya çıkan sıkıntılar yaşamıştır. Evde ölme sürecini yaşayanlar dikkate değer oranda daha çok endişe ve depresyon yaşadıklarını dile getirmiştir.

    Aile üyeleri evde ölmekte olan hastalarla ilgilenmek durumunda oldukları halde, her zaman hasta ve aile üyeleri arasındaki ilişki istenen veya ideal ölçüde olmayabilir. Ciddi hastalıklarla mücadele eden aileler en az hastalar kadar çeşitli sıkıntılar yaşamaktadır. Terminal dönemdeki kanser hastalarına bakım veren aile üyelerinin yarıdan fazlası bakım veren rolüyle ilgili stres yaşamakta ve dörtte bire yakını hastanın acı çekmesini kendileri için bir huzursuzluk kaynağı olarak görmektedir. Bunlar ayrıca hastalığın seyrine yönelik belirsizlikle ilgili sıkıntı yaşamanın yanı sıra hastanın depresyonu ve öfkesiyle baş etmedeki yetersizlikleri nedeniyle sıkıntı yaşamaktadır.

    Bir başka araştırmada ise, anne, babası veya eşlerine bakım verenler arasında kendilerinde gelişmekte olan kanserin ilk belirtilerini fark eden az sayıda olgu bulunmuştur. Bu kişiler kendilerini (zaman ve enerjilerini) ölmekte olan kişiye adamak zorunda hissetmişler ve baktıkları kişinin ölümüne kadar kendileri için tıbbi bakıma başvurmamışlardır.

    Doyle, evde ölmekte olan hastaların hastanede ölmekte olan hastaların yaşadıkları korkuların yanında başka korkuları olduğunu ortaya koymuştur:

    • Hastanın her gün yorgunluk ve stres belirtileri gösteren ailesinin sağlığına ilişkin kaygıları bulunmaktadır.

    • Kendisi için değilse bile ailesi için daha iyi olmasına rağmen tekrar hastaneye yatırılmaktan korkar.

    • Evde, bir sağlık personeli olmadığında ortaya çıkacak krizlerden korkar ve doktoru çağırmanın gerekli olduğu semptomları merak eder.

    • Hasta, altına kaçırdığı zaman uykusuz veya karmaşık olduğu zamanlarda evde hastanede olacağından daha rahatsız olur.

    • Evdeki karar mekanizmalarından dışlandığını hisseder ve onun olmadığı yerlerde hakkında yapılan konuşmalardan, kapı arkasında doktorla yapılan konuşmalardan rahatsız olur.

    • Hastalığının çocukları ve torunları üzerindeki etkisinden endişe duyar fakat yine de onlarla hiç olmadığı kadar çok beraber olmak ister.

    Eğer o ana kadar planlanmamışsa, ölüm yaklaşırken aile cenazeyi planlamak isteyebilir. Cenazeyi kişinin hayatını kutsamak olarak düşünmek genelde faydalıdır. Ailenin cenazeyi planlamasının önemli ölçüde sağaltıcı değeri vardır. Aile üyeleri, hastanın iletişim biçiminin ölüm yaklaştıkça değişebileceğinin farkında olmalıdır. İlaçlara, hastalığa ve gelmekte olan ölüm farkındalığına bağlı olarak karmaşa ortaya çıkabilir. Bilinç düzeyindeki bu değişimler ailede bakım verenlerin baş etme becerileriyle ilgili olarak en çok endişe ve güvensizlik yaşadıkları zamanda olabilir.

    Ölümcül hastalığa sahip olanların bakımında temel amacın, hastanın fiziksel ve ruhsal yönden rahatlığın sağlanması, bu süreç içerisinde de her hastanın kişiliğinin ve değerinin korunması, kendini güvende hissetmesi, yeterli tedavi ve bakımı alma ve acı çekmeden huzur içinde ölme hakkı bir gereklilik değil insan hakkıdır.

    Ülkemizde terminal dönemdeki hastalar için hospis ya da palyatif bakım ünitelerine duyulan ihtiyaç bugün daha da artmıştır. Palyatif bakım, terminal dönemdeki hastaya bu yolculuğunda somatik ve psikolojik belirtilerin hafifletilmesi ve psikososyal, varoluşçu ve ruhsal açılardan yaşam kalitesinin yükseltilerek onurlu ölüme hazırlanmasının desteklenmesidir. Bu süreç de modern palyatif bakım anlayışı yalnızca hastaya odaklanmakla kalmaz, aynı zamanda hastalık sürecinde olduğu kadar kayıp ve yas sürecinde de hasta yakınlarının desteklenmesi hedeflenir.

    “Ölümün tek iyiliği, bir daha olmayacak olmasıdır” diyor Nietzshe. Kaliteli ölüm olabilir mi? Ölümün kıyısında olan hastaların fiziksel semptomları kontrol edilerek, destekleyici tedaviler ile, sevdikleri kişilerin bulunduğu ortamlar ile onlara en azından huzurlu bir ortam sağlayabiliriz. Bu son dönemde artık tedavi ekibinin, hastanın yaşam kalitesi kadar “ölüm kalitesini” ve “iyi ölümünü” de düşünmesi gerekmektedir.

    Huzurlu/ kaliteli ölüm; hastaların son zamanlarını nerede geçirmek istediğiyle yani ölüm yeri tercihiyle de yakından ilgilidir. Bizim çalışmamızda da 10 kişiden 7 kişi evde ölmek istediklerini belirttiler. Literatürlere baktığımızda de gerek doğu gerek batı toplumunda, hastanın evinde vefat etmesinin daha iyi olduğu inanışı yaygın ve tercih edilendir. Maalesef istek bu yönde olmasına rağmen hastaların 3 de 2 si hastanelerde ölmektedir.. Terminal dönemdeki pek çok hasta yakınına “Tıbben yapacak bir şey kalmadı, hastanızı evinize götürün” ifadesi, geçmişte daha çok söylenmesine rağmen günümüzde yoğun bakımların artması, gelişen modern teknolojiler ve ilaçların etkisi ile girişim yapılmaksızın ani beklenmedik bir ölüm ya da yaşa bağlı ‘’eceliyle ölüm’’ tarihe karıştı. Hastaları yoğun bakımlarda makinalara bağlı yapay olarak tüm organlarına destek vererek yapılan girişimler ve sevdiklerinden uzak bir şekilde son yolculuğuna uğurluyoruz. Acaba evde ölmek daha mı iyidir? Niçin kişiler ev de ölmeyi tercih ederken yoğun bakımlarda veya hastanelerde ölüme gidiyor. Evimiz, odamız, yatağımız hepimiz için güvenin, konforun, huzurun, rahatlığın simgesidir. Hele bir de o evin içinde varlığından güç aldığınız yakınlarınız sevdikleriniz yanınızda ise…Ama sağlıklı iken istenen bu istek sağlığın kaybedilmeye başlanması ve özellikle uzun zor ve herkes için sıkıntılı geçen kanser evresinden sonra varılan terminal dönemde hastaların büyük bölümü yakınlarını, evde kendisine bakmanın külfetinden kurtarma veya daha iyi bir bakım alabileceği inancıyla hastaneye götürmeyi tercih etmekte ve oradan çıkamamaktadırlar.. Bazı terminal dönem hastalarının aileleri de benzer düşünceden hareketle tükenmişlik eşliğinde ne yapacaklarını bilememenin sıkıntısı ile hastalarının son günlerini hastanede geçirmesini tercih etmektedir. Çünkü ev koşullarında terminal dönemdeki bir hastanın çoklu sağlık sorunları karşısında ne yapacağını bilmek, hastayı rahatlatabilmek, aynı zamanda günlük rol-sorumlulukları yerine getirmek, sürekli artan bir bakım yükünü kaldırabilmek ve doğru bakımı sürdürebilmek hiç de kolay değildir.

    Evde ya da Hastanede Ölüme Alternatif Olarak Hospisler

    “İnsanlar yaşamlarının sonunda, dayanılmaz ağrılar çekmek zorundalar mı? Artık anlamını yitirmiş araç-gereçler, tıbbi uygulamalar ve yalnızlık yaşamın son evresine damgasını vurmak zorunda mı? Hayır, ölüm bambaşka olabilir, insanca ve onurlu…” Cicely Saunders bunu 55 yıl önce saptadı ve palyatif bakımın öncüsü oldu., bu konuda Türkiye olarak yol katettiğimizi söyleyemem . gittikçe artan çağa uygun bir ritimle kötü sona doğru gidiyoruz.

    ABD, Kanada ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede, terminal dönem hastalarının yaşam kalitesi ve ölüm kalitesini arttırmak için hospisler kurulmuştur. Hospisler; tedavisi mümkün olmayan hastalık tanısı olan terminal dönemdeki hastalara ve onların ailelerine yönelik özel eğitimli bir ekip tarafından verilen, destekleyici ve rahatlatıcı bakım uygulamalarının yapıldığı kurumlardır. Hospislerin amacı; ne ölümü hızlandırmak, ne de yaşamı uzatmaktır! Aksine onaylanan yaşamı ve kabullenilen ölümü, normal sürecinde sona erişimi huzurla sağlamak ve yaşam kalitesini arttırmaktır. Hospislere terminal dönemdeki kanser hastaları kadar, musküler distrofi ve ALS gibi nörodejeneratif hastalıklar, son dönem böbrek yetmezliği, son dönem kronik obstrüktif pulmoner hastalık gibi hastalıklara sahip hastalarda kabul edilmektedir.

    BİRAZ DA TÜRKİYE’DEN İSTATİSTİK

    Ülkemizde 2013 yılından itibaren kullanılmakta olan Ölüm Bildirim Sistemi (ÖBS) ile ulusal düzeydeki ölüm kayıtları düzenli olarak tutulmaya başlanmıştır. Sistem ülke genelinde %98 oranında kullanım oranına sahiptir Sağlık Bakanlığı İstatistik, Analiz ve Raporlama Daire Başkanlığı Teşhis İlişkili Gruplar (TİG) veri tabanından elde edilen Haziran 2014 – Mayıs 2015 dönemi yoğun bakım üniteleri verileri analitik olarak incelendiğinde; hastalar yoğun bakım ünitelerinde ortalama 7,09 gün kalmaktalar, yoğun bakım ünitelerindeki ölüm oranı %18,5’tir. Genel olarak yoğun bakım ünitelerinde tedavi altına alınan hastaların %38,7’sinin “Dolaşım Sistemi Hastalıkları, % 21,6’sının “Yeni Doğan Hastalıkları” ve % 10,9’unun “Solunum Hastalıkları” sebebiyle yattıkları görülmektedir.Yoğun Bakım Üniteleri: Sürekli gözetim altında tutulması gereken hastalara her türlü tıbbi yardımı anında uygulama olanağı veren bakım ve tedavi üniteleridir.Yoğun bakım ünitelerinde kalan hastaların yaş gruplarına göre dağılımına bakıldığında , en yüksek oranın % 59 ile +51 yaş üstü hasta grubuna ait olduğu tespit edilmiştir hastaların % 64,5’nin şifa ile taburcu olduğu, % 18,5’nin ise hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.

    2014 İstatistiklerine göre 60 y + Dünyada Nüfüsun %12 sini Türkiyede %11.7 sini oluştururken Üst gelir grubu ülkelerde %22 DSÖ Avrupa Bölgesinde %21 ini oluşturmaktadır. Kişi başı hekime müracaat sayısının en yüksek olduğu bölge Batı Marmara, yatak doluluk oranının en yüksek olduğu bölge ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi.

    Türkiye nüfusu 77.695.904; 65 y + nüfus oranı Türkiye ortalaması % 8 iken , Ağrıda % 4, Bitlis 4.5, Diyarbakır %4.4, Şırnak %3, Hakkari %2.9, İstanbul %5.9, iken en yüksek yaş ortalaması Kastamonu %16.5, Çankırı %15.3, Artvin %14.8, İzmir %9.7 .

    Doğumda beklenen yaşam süresi 2014 verilerine göre Dünyada 71, Türkiyede 77, DSÖ Avrupa ülkelerinde 76, Üst gelir grubu ülkelerde 79

    Ölüm nedenleri incelendiğinde; 2014 yılındaki ilk üç hastalık grubuna ilişkin sıralamanın 2015 yılında da değişmediği görüldü. Ölüm vakalarının 2014 yılında %40’ını dolaşım sistemi hastalıkları 2015 yılında %40,3’ünü oluşturarak ilk sırada yer aldı. İkinci sırada, 2014 yılında %20,4 iyi ve kötü huylu tümörlerden ölümler, 2015 yılında %20 olarak gerçekleşti. Üçüncü sırada yer alan solunum sistemi hastalıkları ise 2014 ve 2015 yıllarında %10,6 ve %11,1 olarak hesaplandı.

    Ölüm nedeni istatistikleri yaş gruplarına göre incelendiğinde; 2015 yılında dolaşım sistemi hastalıkları en çok 75-84 yaş grubunda, iyi ve kötü huylu tümörler ise en fazla 65-74 yaş grubunda görüldü.

    2002 yılında toplam 2.214 olan yoğun bakım yatak sayısı, 2010 dan sonra artmaya başlamış 2014 de 11.874 (%41.6) SB bağlı, 5129 (%18) Üniversite, 11.569 (%40.5) Özel hastanelerde olmak üzere toplam 28.572 ulaşmıştır.

    Birçok ülkede son dönem hastalarının tedavileri klasik yoğun bakım ve hastane servisleri içinden ayrılarak özel bakım merkezlerine devredilmiştir. Bu uygulama, evde bakım uygulaması ile birleştirilerek mobil hemşirelik, evde mobil palyatif bakım uygulamaları ile devlet güvencesinde tamamlayıcı sigortalarla hastalara ulaştırılmaktadır.

    Terminal dönem kanserli hastalara yapılan tedavilerinin ekonomik yükleri giderek artan kronik, ilerleyici ve geri dönüşümsüz dahili hastalıklar (Alzheimer, demans, nörodejeneratif hastalıklar, psikozlar, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, kalp yetmezliği, siroz, vb.) için de uygulanmaya başlamıştır. Yapılan çalışmalarla evde maliyetinin daha düşük olması sağlık giderlerini düşürdüğü, hasta ve hasta yakınlarının memnuniyetini arttırdığı gösterilmiştir.

    Yapılan bir çalışmada yoğun bakımlara girmeden evinde veya bakım evlerinde ölenlerin haftalık bakım ücretleri 150-700 dolar arasın- da değişirken, yoğun bakım ünitesinde ölmüş kişiler için yapılan haftalık harcama 2550-5000 dolar civarındadır.

    Türkiye’de de gerekli alt yapı düzenlemeleri ile birlikte sadece kanser hastaları için değil, tüm terminal dönem hastalar için uygun palyatif bakım ünitelerinin kurulması sınırlı olan kaynakların daha akılcı kullanımı için gereklidir.

    Teşekkür; 2011 yılından beri Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Palyatif Bakım Derneğinin ortak projesi olan ATOME ‘un expert liğini yaptım, son 5 yıldır Fransadayım Palyatif bakımların arttırılması ve son dönem kanser hastalarında kullanılan eksik opioidlerin Türkiyeye getirilmesi ve hastaların bu ilaçlara erişiminin sağlanması için uğraşılarım ve hükümetlere öneriler aşamasında katkılarım oldu. 2016 Temmuz ayında İstanbul’a döndüm. Bu konuda bana yardımcı olmak için bu çalışmamın anket ve veri değerlendirmesini öneren yöneten vizyonu geniş olan Doktorsitesi.com’un kurucusu Dr. Erden ASENA’ ya en içten teşekkürlerimi sunuyorum.

    REFERANSLAR;

    http://www.tkhk.gov.tr/Dosyalar/4292ab83043844b7a1e68694155679b0.pdf

    http://www.onfv.org/wp-content/uploads/2014/10/Chapitre4-Lieux-de-décès-en-France.pdf

    Aksoy S. Ethical considerations on end of life issues in Turkey. In: Song KY, Koo YM, Macer DRJ, editors. Bioethics in Asia in the 21 st century (Eubios Ethics Institute), 2003. p. 22-3.

    Gülbin Aygencel, Melda Türkoğlu Dahili Yoğun Bakım Ünitesindeki Terminal Dönem Hastaların Genel Özellikleri ve Maliyetleri Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Yoğun Bakım Bilim Dalı, Ankara, Türkiye Yoğun bakım Yoğun Bakım Derg 2014; 5: 1-4

    Vachon ML. Psychosocial needs of patients and families. J Palliat Care 1998;14(3):49-56.

    Cancer patients’ satisfaction with doctors and preferences about death in a university hospital in Turkey Raika Durusoy a, Burcak Karaca b,*, Bermeth Junushova c, Ruchan Uslu

    THOMAS Carol. The place of death of cancer patients: can qualitative data add to known factors? Social Science & Medicine, 2005, vol. 60, n°11, . 2597-2607

  • Ultrason eşliğinde ağrı tedavisi…

    Günümüz şartlarında yoğun iş temposunda artık malesef ağrı yaşamımızın bir parçası haline geldi. Bu ağrılardan kurtulmanın yolu yok mu? Elbette var. Nasıl ağrılar modern yaşamın bir parçası haline geldiyse teknolojik gelişmeler sayesinde ağrıdan kurtulmak artık daha kolay. Ultrason eşliğinde tam ağrının kaynaklandığı yeri görerek o bölgeye enjeksiyonlar yapılmakta ve ağrı anında sonladırılabilmektedir. Mesela omuzumuzu ağrıdan dolayı kaldıramıyormuyuz. Omuz ağrısının olduğu yeri ultrason ile görerek o bölgeye yapılan iğne ile anında omuz ağrısı sonlandırılmaktadır. Ultrason ile görerek tüm vucut ağrıları o bölgeye yapılan zararsız iğneler ile sonlandırılmaktadır. Sağlıcakla kalın…

  • Sünnetde anestezi yöntemi ne olmalı…

    Sünnet bildiğimiz üzere malesef tüm çocukların ve dahada önemlisi ailelerin korkulu rüyasıdır. Günümüzde bu korkulu rüya eğer aile anesteziye ikna edilebilirse konforlu bir hale gelebilir. Sünnette lokal anestezi elbette yapılmakta ve ağrı engellenebilmektedir ama çocuklarımızın korku nedeniyle ağlamaları devam etmektedir. Aile anestezi konusunda ikna edilemediği için çocuklarımıza malesef işkence yapıyoruz. Ben bir anestezi uzmanı olarak çocuklarımızda genel anestezinin mutlaka olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çocuklarımız ağrıdan değil, dokunmaktan ve korkudan ağlamaktadır. Hiçbirimiz bu çocuklarımıza lokal anestezi ile ağrı olmayacağını anlatamayız. Peki genel anestezi sakıncalı mı? Gün arkadaşlarımıza, komşularımıza ve arkadaşlarımıza sorarsak evettt…. Bana sorarsanız son derece güvenli ve olması gereken bir yöntem. Arada ki fark görülmeden karar verilmekte ve genel anestezi malesef öcü gibi gösterilmektedir. Çok yakında burada her iki yönteminde videosunu yayınlayacağım ve kararı videoları izledikten sonra size bırakacağım… Sağlıcakla kalın…